6102TTK Türk Ticaret Kanunu

Kusursuzluk ispatı

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2012/6052 E. 2013/21951 K. ·

BozulduKesinlik belirsiz

★ Emsal

Mahkemenin nitelemesi: Ticari şirketler

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
kusursuzluk ispatı temsil ve ilzam yetkisi kar payı dağıtımı doğrudan zarar ttk 309/4 dolaylı zarar kötüleme kâr payı dağıtımı kar payı sermaye artırımı şirket zararı kesinlik sınırı üçüncü kişi alacak davası anonim şirket kâr dağıtımı kâr payı kusur temsil kesin hüküm görevli mahkeme

Atıf yapılan mevzuat: HUMK — HUMK 427 · TTK — TTK 309TTK 336

Gerekçe

Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).

Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davalı yöneticinin kendi adına aldığı aracın bedelini dava dışı şirket hesabından ödediği, şirket hesaplarından çektiği paraların harcama kalemlerini ispat edemediği, sermaye olarak yatırılan paranın da bir kısmının davalı tarafından çekilmesine rağmen nerelere harcandığının belli olmadığı, keza vergi inceleme raporunda da 2006 yılı gelir tablosuna göre 717.281.71 TL hasılat olması gerektiği, beyan edilen brüt satış tutarının 511.764.29 TL gösterildiği, eksik beyan edilen tutarın davacılara düşen kısının 41.103,48 TL olduğu, davalının, dava dışı şirket hesabından 2.461.21 TL kredi kartı borcunu ödediği, dava dışı şirketin zararının 181.064.69 TL olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, her bir davacı için ayrı ayrı 500.00 TL olmak üzere, 1.000.00 TL'nin davalıdan ticari faiziyle tahsiline karar verilmiştir.

Karar, taraf vekillerince temyiz edilmiştir.

Davalı vekilinin temyiz istemi, hükmün davalı itibariyle kesin olduğu gerekçesiyle mahkemece ek karar ile reddedilmiştir.

Ek karar, davalı vekilince ayrıca temyiz edilmiştir.

1-Temyiz incelemesi bakımından halen yürürlüğünü koruyan 1086 sayılı HUMK'nın 427. maddesi uyarınca miktar ve değeri 1.000 TL' yi geçmeyen taşınır mal ve alacak davalarına ilişkin nihai kararlar kesindir. Alacağın bir kısmının dava edilmiş olması halinde, 1.000 TL'lik kesinlik sınırı alacağın tamamına göre belirlenecektir. Bu değer her yıl değerlendirme oranına göre değişiklik arz etmektedir. Somut olayda mahkemece, hüküm altına alınan alacağın toplamının 1.000 TL olduğu kabul edilerek yazılı şekilde ek karar ile davalı vekilinin temyiz isteminin reddine karar verilmiştir. Ancak, davacılar fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak, ayrı ayrı 500.00 TL talep etmiş olup, hükme esas alınan bilirkişi raporunda alacaklarının 41.103. 48 TL olduğu açıklanmıştır. Alacağın kısmen dava edildiği, bilirkişi raporuna göre davacı alacağının tamamının temyiz sınırının oldukça üzerinde bulunduğu dikkate alındığında, kararın kesin nitelikte olduğunun kabulü doğru değildir. Bu durum karşısında, davalı vekilinin temyiz isteminin reddine dair yerel mahkemece tesis edilen ek kararın kaldırılmasına, temyiz isteminin kabulü ile işin esasının incelenmesine karar vermek gerekmiştir.

2-Dava, davalının yönetici bulunduğu dava dışı anonim şirketin ortağı bulunan davacıların zarara uğratıldığı iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkindir.

Somut olaya uygulanması gereken mülga 6762 sayılı TTK hükümleri uyarınca anonim şirketlerde yasa ve ana sözleşmenin kendilerine yüklediği görevleri gereği gibi yerine getirmeyen yönetim ve denetim kurulu üyeleri, bu yüzden oluşan zararlar nedeniyle ortaklığa, ortaklara ve ortaklık alacaklılarına karşı sorumludur. Bu sorumluluk, kusur ilkesine dayanmaktadır. Başka bir anlatımla, kusur yoksa yönetim ve denetim kurulunun da bir sorumluluğu söz konusu değildir. Sorumluluğun söz konusu olabilmesi için de öncelikle bir zararın doğması şarttır. Zarar meydana gelmiş ise, yöneticiler veya denetçiler kusursuzluğunu ispat etmesi gerekir. Kusursuzluğun ispatı da genel hükümlere tabidir.

Yöneticiler ve denetçiler aleyhine açılacak sorumluluk davasında asıl dava hakkı, ortaklığa aittir. Ancak, böyle bir davanın açılabilmesi, genel kurulun bu yönde bir karar alması koşuluna bağlıdır.

Yukarıda açıklandığı üzere, zarar gören ortakların da yöneticiler ve denetçiler aleyhine dava açma hakkı bulunmaktadır. Dava hakkının kullanılması, ortaklığın dava açma hakkında olduğu gibi, genel kurul kararına bağlı değildir. Ortakların dava açma hakkı da doğrudan doğruya zarar ve dolaylı zarar durumuna göre değişiklik içerir. Yönetim ve denetim kurulu üyelerinin ortaklığın mal varlığının azaltan veya kötüleştiren yasa ve ana

sözleşme hükümlerine aykırı davranışları, ortaklar ve alacaklıların dolaylı zarar görmesine yol açar. Zira, bu tür tasarruflar payları oranında ortakları etkiler. Başka bir anlatımla, ortaklığın doğrudan doğruya zarar görmesi, ortakların dolaylı zararı olarak sonuç doğurur. Ancak, ortak TTK. nun 309 ve 340 ncı maddeleri uyarınca dolaylı zarar nedeniyle açtığı davada hükmedilecek tazminatı kendisi adına değil, ortaklığa verilmesi yönünde talepte bulunabilir. İkinci durum ise, doğrudan zarar halidir. Bu ihtimalde yöneticilerin veya denetçilerin eylemleri sonucunda ortakların ortaklığın zararından müstakil olarak gördükleri zararlar söz konusudur. Anılan zarar türünde ortaklığın zarar görüp görmemesinin bir önemi bulunmamaktadır. Esasen, bu zararın üçüncü kişinin gördüğü zarardan tek farkı, ortak olmanın sonucu olmasıdır. Örneğin, bir kişinin bilançoya dayalı olarak pay sahibi olması, sermaye artırımında yeni pay alınmasının önlenmesi, yanıltıcı bilgi verilerek ortağın veya üçüncü kişinin ortaklığa borç vermesi gibi hallerdir. TTK.nun 336/5 nci maddesinde anlamını bulan bu dava türünde ise ortaklar, talep ettiği tazminatın kendisi adına hükmedilmesini isterler.

Somut uyuşmazlıkta davacıların dava dilekçesinde yaptığı açıklamalar değerlendirildiğinde, ileri sürülen maddi olgular tamamen tek başına temsil ve ilzama yetkisi bulunduğu ileri sürülen davalı yöneticinin, dava dışı anonim şirketi zararına neden olan eylemlerdir. Başka bir anlatımla, açıklanan zararlar, dava dışı anonim şirketin doğrudan, davacı ortakların ise, dolaylı zararı kapsamındadır. Her ne kadar davacılar davalarını mülga 6762 sayılı TTK'nın 336/2. maddesine dayandırdığını açıklamışlar ise de dava dışı anonim şirket genel kurulunda esasen kar payı dağıtılmasına da karar verilmiş değildir. Yargılama hukukunda olayları açıklamak taraflara, hukuki nitelendirme ise, yargıca aittir.

Bu durum karşısında, davacı ortakların davasının mülga 6762 sayılı TTK'nın 309 ve 340. maddeleri kapsamında açılan bir dava olduğu, böyle bir davada hükmedilecek tazminatın ancak dava dışı ortak olunan şirket lehine hüküm altına alınması istemli olarak açılacağı, kendi adlarına tazminatların hüküm altına alınmasını istedikleri, bu şekilde dava açılamayacağı dikkate alınıp, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.

3-Bozma neden ve şekline göre, davalı vekilinin diğer ve davacılar vekilinin tüm temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir.

Benzer Kararlar

Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.

  • Kusursuzluk ispatı

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/282 E. 2010/530 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

  • Kusursuzluk ispatı

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2009/1412 E. 2010/12708 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

  • Şirket yöneticisinin sorumluluğu

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2016/7730 E. 2016/8878 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

3 benzer karar daha
  • Dava açma ehliyeti

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/17716 E. 2015/2510 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

  • Sermaye koyma borcu

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/5057 E. 2014/10946 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

  • Tazminat

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2016/10385 E. 2016/8877 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

11. Hukuk Dairesi         2012/6052 E.  ,  2013/21951 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

Taraflar arasında görülen davada Çankırı 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 22/03/2012 tarih ve 2008/156-2012/89 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 03/12/2013 gününde davalı vekilinin duruşmadan vazgeçme dilekçesi dikkate alınarak dosyanın duruşmasız yapılmasına karar verildikten sonra, temyiz dilekçesinin de süresinde verildiği anlaşıldıktan sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacılar vekili, müvekkillerinin dava dışı şirkette %20 pay sahibi olduklarını, davalının şirketi yedi yılı aşkın zamandır tek başına temsil ve ilzam ettiğini, şirketin gelirlerini ticari defterlerine kaydetmediğini, şahsi giderlerini şirketin hesabından karşıladığını, aynı zamanda şirkete ortak olan kardeşlerine ödemelerde bulunduğunu, durumun vergi idaresince tespit edilerek şirkete ceza kesildiğini, yaptığı yolsuz işlemlerle müvekkillerinin kar paylarını almalarını engellediğini, davalının TTK'nın 336/2. maddesi uyarınca zarardan sorumlu olduğunu ileri sürerek, her bir müvekkili için ayrı ayrı 500.00 TL'nin ticari faiziyle tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, davacıların doğrudan kendileri adına tazminat davaları açamayacaklarını, şirkete verilmek üzere bu davalarını açmaları gerektiğini, sermayenin sadece fabrika inşaatının tamamlanmasına yettiğini, diğer mal varlığının müvekkili ve kardeşleri diğer ortaklar tarafından karşılandığını, zarara uğratma iddialarının yerinde bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davalı yöneticinin kendi adına aldığı aracın bedelini dava dışı şirket hesabından ödediği, şirket hesaplarından çektiği paraların harcama kalemlerini ispat edemediği, sermaye olarak yatırılan paranın da bir kısmının davalı tarafından çekilmesine rağmen nerelere harcandığının belli olmadığı, keza vergi inceleme raporunda da 2006 yılı gelir tablosuna göre 717.281.71 TL hasılat olması gerektiği, beyan edilen brüt satış tutarının 511.764.29 TL gösterildiği, eksik beyan edilen tutarın davacılara düşen kısının 41.103,48 TL olduğu, davalının, dava dışı şirket hesabından 2.461.21 TL kredi kartı borcunu ödediği, dava dışı şirketin zararının 181.064.69 TL olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, her bir davacı için ayrı ayrı 500.00 TL olmak üzere, 1.000.00 TL'nin davalıdan ticari faiziyle tahsiline karar verilmiştir.

Karar, taraf vekillerince temyiz edilmiştir.

Davalı vekilinin temyiz istemi, hükmün davalı itibariyle kesin olduğu gerekçesiyle mahkemece ek karar ile reddedilmiştir.

Ek karar, davalı vekilince ayrıca temyiz edilmiştir.

1-Temyiz incelemesi bakımından halen yürürlüğünü koruyan 1086 sayılı HUMK'nın 427. maddesi uyarınca miktar ve değeri 1.000 TL' yi geçmeyen taşınır mal ve alacak davalarına ilişkin nihai kararlar kesindir. Alacağın bir kısmının dava edilmiş olması halinde, 1.000 TL'lik kesinlik sınırı alacağın tamamına göre belirlenecektir. Bu değer her yıl değerlendirme oranına göre değişiklik arz etmektedir. Somut olayda mahkemece, hüküm altına alınan alacağın toplamının 1.000 TL olduğu kabul edilerek yazılı şekilde ek karar ile davalı vekilinin temyiz isteminin reddine karar verilmiştir. Ancak, davacılar fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak, ayrı ayrı 500.00 TL talep etmiş olup, hükme esas alınan bilirkişi raporunda alacaklarının 41.103.

48 TL olduğu açıklanmıştır. Alacağın kısmen dava edildiği, bilirkişi raporuna göre davacı alacağının tamamının temyiz sınırının oldukça üzerinde bulunduğu dikkate alındığında, kararın kesin nitelikte olduğunun kabulü doğru değildir. Bu durum karşısında, davalı vekilinin temyiz isteminin reddine dair yerel mahkemece tesis edilen ek kararın kaldırılmasına, temyiz isteminin kabulü ile işin esasının incelenmesine karar vermek gerekmiştir.

2-Dava, davalının yönetici bulunduğu dava dışı anonim şirketin ortağı bulunan davacıların zarara uğratıldığı iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkindir.

Somut olaya uygulanması gereken mülga 6762 sayılı TTK hükümleri uyarınca anonim şirketlerde yasa ve ana sözleşmenin kendilerine yüklediği görevleri gereği gibi yerine getirmeyen yönetim ve denetim kurulu üyeleri, bu yüzden oluşan zararlar nedeniyle ortaklığa, ortaklara ve ortaklık alacaklılarına karşı sorumludur. Bu sorumluluk, kusur ilkesine dayanmaktadır. Başka bir anlatımla, kusur yoksa yönetim ve denetim kurulunun da bir sorumluluğu söz konusu değildir. Sorumluluğun söz konusu olabilmesi için de öncelikle bir zararın doğması şarttır. Zarar meydana gelmiş ise, yöneticiler veya denetçiler kusursuzluğunu ispat etmesi gerekir. Kusursuzluğun ispatı da genel hükümlere tabidir.

Yöneticiler ve denetçiler aleyhine açılacak sorumluluk davasında asıl dava hakkı, ortaklığa aittir. Ancak, böyle bir davanın açılabilmesi, genel kurulun bu yönde bir karar alması koşuluna bağlıdır.

Yukarıda açıklandığı üzere, zarar gören ortakların da yöneticiler ve denetçiler aleyhine dava açma hakkı bulunmaktadır. Dava hakkının kullanılması, ortaklığın dava açma hakkında olduğu gibi, genel kurul kararına bağlı değildir. Ortakların dava açma hakkı da doğrudan doğruya zarar ve dolaylı zarar durumuna göre değişiklik içerir. Yönetim ve denetim kurulu üyelerinin ortaklığın mal varlığının azaltan veya kötüleştiren yasa ve ana

sözleşme hükümlerine aykırı davranışları, ortaklar ve alacaklıların dolaylı zarar görmesine yol açar. Zira, bu tür tasarruflar payları oranında ortakları etkiler. Başka bir anlatımla, ortaklığın doğrudan doğruya zarar görmesi, ortakların dolaylı zararı olarak sonuç doğurur. Ancak, ortak TTK. nun 309 ve 340 ncı maddeleri uyarınca dolaylı zarar nedeniyle açtığı davada hükmedilecek tazminatı kendisi adına değil, ortaklığa verilmesi yönünde talepte bulunabilir. İkinci durum ise, doğrudan zarar halidir. Bu ihtimalde yöneticilerin veya denetçilerin eylemleri sonucunda ortakların ortaklığın zararından müstakil olarak gördükleri zararlar söz konusudur. Anılan zarar türünde ortaklığın zarar görüp görmemesinin bir önemi bulunmamaktadır.

Esasen, bu zararın üçüncü kişinin gördüğü zarardan tek farkı, ortak olmanın sonucu olmasıdır. Örneğin, bir kişinin bilançoya dayalı olarak pay sahibi olması, sermaye artırımında yeni pay alınmasının önlenmesi, yanıltıcı bilgi verilerek ortağın veya üçüncü kişinin ortaklığa borç vermesi gibi hallerdir. TTK.nun 336/5 nci maddesinde anlamını bulan bu dava türünde ise ortaklar, talep ettiği tazminatın kendisi adına hükmedilmesini isterler.

Somut uyuşmazlıkta davacıların dava dilekçesinde yaptığı açıklamalar değerlendirildiğinde, ileri sürülen maddi olgular tamamen tek başına temsil ve ilzama yetkisi bulunduğu ileri sürülen davalı yöneticinin, dava dışı anonim şirketi zararına neden olan eylemlerdir. Başka bir anlatımla, açıklanan zararlar, dava dışı anonim şirketin doğrudan, davacı ortakların ise, dolaylı zararı kapsamındadır. Her ne kadar davacılar davalarını mülga 6762 sayılı TTK'nın 336/2. maddesine dayandırdığını açıklamışlar ise de dava dışı anonim şirket genel kurulunda esasen kar payı dağıtılmasına da karar verilmiş değildir. Yargılama hukukunda olayları açıklamak taraflara, hukuki nitelendirme ise, yargıca aittir.

Bu durum karşısında, davacı ortakların davasının mülga 6762 sayılı TTK'nın 309 ve 340. maddeleri kapsamında açılan bir dava olduğu, böyle bir davada hükmedilecek tazminatın ancak dava dışı ortak olunan şirket lehine hüküm altına alınması istemli olarak açılacağı, kendi adlarına tazminatların hüküm altına alınmasını istedikleri, bu şekilde dava açılamayacağı dikkate alınıp, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.

3-Bozma neden ve şekline göre, davalı vekilinin diğer ve davacılar vekilinin tüm temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir.

SONUÇ

Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle mahkemece tesis edilen davalı vekilinin temyiz isteminin reddine ilişkin ek kararın kaldırılmasına, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, (3) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin diğer ve davacılar vekilinin tüm temyiz itirazlarının incelenmesine gerek olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 03.12.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/568452200 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.