Kusursuzluk ispatı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2010/282 E. 2010/530 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Dava şartı
- dava şartı
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
kusursuzluk ispatı↗ doğrudan zarar↗ ttk 309/4↗ dolaylı zarar↗ kötüleme↗ kar payı↗ sermaye artırımı↗ şirket zararı↗ hisse senedi↗ pay defteri↗ üçüncü kişi↗ uyuşmazlık konusu↗ kâr payı↗ kusur↗ cy/cy kaydı↗ husumet↗ e-defter↗ görevli mahkeme↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davacının davalının ortağı bulunduğu, bu nedenle şirkete ödeme yaptığı, kendisine hisse senedi verildiği, ortaklar pay defterine adının yazıldığı, davalı şirketin şimdiye kadar hiç kar payı dağıtmadığı, diğer davalıların şirkete zarara uğrattıklarının yazılı olarak kanıtlanmadığı, ortaklığın davalı tarafından kabul edildiği, esasen ortaklık payının da kaydının yapıldığı gerekçesiyle davacının davalıda ortak olduğunun, 700 hissesinin bulunduğunun ve hisse tutarının 1.400.00 YTL olduğunun tespitine, şirkete karşı açılan alacak ve tescile yönelik taleplerin reddine, diğer davalılar hakkındaki davanın husumetten reddine karar verilmiş, kararın davacı vekili tarafından temyizi üzerine Dairemizin 11.05.2009 tarihli kararı ile davacının temyiz isteminin süre yönünden reddine karar verilmiştir.
Davacı vekili karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
1-Mahkemenin gerekçeli kararı davacı vekiline 02.11.2007 günü tebliğ edilmiş, karar ise aynı vekil tarafından 14.11.2007 tarihinde temyiz edilmiş olduğundan davacı vekilinin temyiz istemin süresindedir. Bu itibarla Dairemiz’in 11.05.2009 gün ve 2008/402-2009/5668 sayılı temyiz isteminin reddine dair kararının kaldırılmasına ve davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine karar vermek gerekmiştir.
2- Dava, ortaklığın ve ortaklık payının tespiti, tescili ile senetlerin verilmesi, yöneticiler ve denetçilerin eylemleri dolayısıyla uğranılan doğrudan ve dolaylı zararın tahsili istemine ilişkindir. Davacı vekili, müvekkilinin davalı şirketteki ortaklığının tespiti ve tescili ile birlikte davalı yönetim ve denetim kurulu üyelerinin zarara neden olduğundan bahisle tazminat da talep etmiştir.
Yasa ve ana sözleşmenin kendilerine yüklediği görevleri gereği gibi yerine getirmeyen yönetim ve denetim kurulu üyeleri, bu yüzden oluşan zararlar nedeniyle ortaklığa, ortaklara ve ortaklık alacaklılarına karşı sorumludur. Bu sorumluluk, kusur ilkesine dayanmaktadır. Başka bir anlatımla, kusur yoksa yönetim ve denetim kurulunun da bir sorumluluğu söz konusu değildir. Sorumluluğun söz konusu olabilmesi için de öncelikle bir zararın doğması şarttır. Zarar meydana gelmiş ise, yöneticiler veya denetçiler kusursuzluğunu ispat etmesi gerekir. Kusursuzluğun ispatı da genel hükümlere tabidir.
Yöneticiler ve denetçiler aleyhine açılacak sorumluluk davasında asıl dava hakkı, ortaklığa aittir. Ancak, böyle bir davanın açılabilmesi, genel kurulun bu yönde bir karar alması koşuluna bağlıdır.
Yukarıda açıklandığı üzere, zarar gören ortakların da yöneticiler ve denetçiler aleyhine dava açma hakkı bulunmaktadır. Dava hakkının kullanılması, ortaklığın dava açma hakkında olduğu gibi, genel kurul kararına bağlı değildir. Ortakların dava açma hakkı da doğrudan doğruya zarar ve dolaylı zarar durumuna göre değişiklik içerir. Yönetim ve denetim kurulu üyelerinin ortaklığın mal varlığının azaltan veya kötüleştiren yasa ve ana sözleşme hükümlerine aykırı davranışları, ortaklar ve alacaklıların dolaylı zarar görmesine yol açar. Zira, bu tür tasarruflar payları oranında ortakları etkiler. Başka bir anlatımla, ortaklığın doğrudan doğruya zarar görmesi, ortakların dolaylı zararı olarak sonuç doğurur. Ancak, ortak TTK’nun 309 ve 340’ncı maddeleri uyarınca dolaylı zarar nedeniyle açtığı davada hükmedilecek tazminatı kendisi adına değil, ortaklığa verilmesi yönünde talepte bulunabilir. İkinci durum ise, doğrudan zarar halidir. Bu ihtimalde yöneticilerin veya denetçilerin eylemleri sonucunda ortakların ortaklığın zararından müstakil olarak gördükleri zararlar söz konusudur. Anılan zarar türünde ortaklığın zarar görüp görmemesinin bir önemi bulunmamaktadır. Esasen, bu zararın üçüncü kişinin gördüğü zarardan tek farkı, ortak olmanın sonucu olmasıdır. Örneğin, bir kişinin bilançoya dayalı olarak pay sahibi olması, sermaye artırımında yeni pay alınmasının önlenmesi, yanıltıcı bilgi verilerek ortağın veya üçüncü kişinin ortaklığa borç vermesi gibi hallerdir. TTK’nun 336/5 nci maddesinde anlamını bulan bu dava türünde ise ortaklar, talep ettiği tazminatın kendisi adına hükmedilmesini isterler.
Somut olayda davacı vekili, ayrıca davalı yönetici ve denetçilerin neden olduğu doğrudan doğruya veya dolaylı zarar karşılığını talep etmiştir. Bu davalılar hakkındaki davanın husumetten reddine karar verilmiştir. Ancak, anılan davalılara yönelik hüküm yeterli araştırma ve incelemeye dayanmadığı gibi, doğru değerlendirmeler de içermemektedir. Davalı gerçek kişilerin diğer davalı şirkette çeşitli dönemlerde yöneticilik ve denetçilik yaptıkları hususu uyuşmazlık konusu değildir. Davacı taraf, hem doğrudan hem de dolaylı zararının tahsilini istemiştir. Ancak, dava dilekçesinde istenilen 5.500,00 YTL tazminatın ne kadarının doğrudan ne kadarının ise dolaylı zarar olduğu açıklanmadığı gibi, davalı gerçek kişilerin hangi eylemlerinin zarara neden olduğu net bir şekilde ifade edilmemiş, mahkemece de dava dilekçesi açıklattırılmamıştır. Davacı taraf, davalı gerçek kişilerin yasa ve ana sözleşme ile üzerlerine düşen yükümlülüklerini ihlal ettiklerini, suç teşkil edecek eylemlerde de bulunduklarını iddia etmiştir. Gerçek kişi davalılar hakkında davacının bir takım iddialarını da kapsar eylemlerinden dolayı ceza davası açılmış, bu davadan beraat ettikleri anlaşılmıştır. Ancak, davacı ve başka ortakların müdahil olarak katıldığı ceza dosyası kesinleşmemiş, temyiz aşamasında olduğu belirlenmiştir. Bu durumda, davalı gerçek kişilerle ilgili olan, davacının doğrudan veya dolaylı zararının muhtemel nedeni olabilecek ve iş bu davayı etkileyebilecek ceza davasının kesinleşmesinin beklenilmemesi de doğru görülmemiştir. O halde, öncelikle davalı gerçek kişilerin doğrudan ve dolaylı olarak zarara neden olabilecek eylemlerinin neler olduğu ve tazminat tutarının ne kadarının doğrudan zarar olarak kendisi adına ne kadarının ise dolaylı zarar olarak davalı şirkete verilmesini istediği yönünde davacı vekiline HUMK’nun 75 nci maddesi uyarınca dava dilekçesinin açıklattırılması, bu davanın sonucunu etkileyebilecek olan davalılar hakkındaki ceza dosyasının sonucunun beklenilmesi, Şirketler Hukuku alanında uzmanın ve muhasebecinin bulunduğu bilirkişi kurulu oluşturularak davalı şirketin defter ve kayıtları üzerinde inceleme yaptırılması, denetime uygun rapor alınması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken üstelik gerekçe çelişecek şekilde davalı gerçek kişiler hakkındaki davanın husumet nedeniyle reddi yönünde hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
3-Bozma neden ve şekline göre, davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2009/1412 E. 2010/12708 K.
Ortak:kusursuzluk ispatı · doğrudan zarar · dolaylı zarar · kötüleme · sermaye artırımı · hisse senedi · pay defteri · üçüncü kişi · dava şartı
İncelediğiniz kararda… ahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davacının davalının ortağı bulunduğu, bu nedenle şirkete ödeme yaptığı, kendisine «hisse senedi» verildiği, ortaklar «pay defterine» adının yazıldığı, davalı şirketin şimdiye kadar hiç «kar payı» dağıtmadığı, diğer davalıların «şirkete zarara» uğrattıklarının yazılı olarak kanıtlanmadığı, ortaklığın davalı tarafından kabul edildiği, esasen ortaklık payının da «kaydının» yapıldığı gerekçesiyle davacının davalıda ortak olduğunun, 700 hissesinin bulunduğunun ve hisse tutarının 1.400.00 YTL olduğunun tespitine, şirkete karşı açılan alacak ve tescile yönelik taleplerin reddine, diğer davalılar hakkındaki davanın «husumetten» reddine karar verilmiş, kararın davacı vekili tarafından temyizi üzerine Dairemizin 11.05.2009 tarihli kararı ile davacının temyiz isteminin süre yönünden reddine …
Yönetim ve denetim kurulu üyelerinin ortaklığın mal varlığının azaltan veya «kötüleştiren» yasa ve ana sözleşme hükümlerine aykırı davranışları, ortaklar ve alacaklıların «dolaylı zarar» görmesine yol açar.
Örneğin, bir kişinin bilançoya dayalı olarak pay sahibi olması, «sermaye artırımında» yeni pay alınmasının önlenmesi, yanıltıcı bilgi verilerek ortağın veya «üçüncü kişinin» ortaklığa borç vermesi gibi hallerdir.
Benzer bu kararda… rket dışında Kombassan İnşaat Tarım Sanayi işletmeleri Ticaret A.Ş. ortağı olup 5140 adet hissesinin bulunduğu ve tutarının 30.840,00 YTL olduğu, hisse senetlerinin «hamiline» yazılı olarak gözüktüğü, davalı şirketin ortaklarına kâr «payı» dağıtmadığı, kâr «payı dağıtılacağına» dair genel kurul kararının bulunmadığı, senetlerin hissedarlardan geri alındığına dair ortaklık «pay defterinde» böyle bir «kayda» rastlanmadığı, dava dilekçesinde birden fazla talep de bulunmuş ise de, dava dilekçesinin hukuki niteliğine göre «hisse senedi» karşılığında yatırılan paranın tahsili istemine ilişkin bir dava olduğu, TTK'nun 329. maddesinde açıklandığı üzere, şirket kendi hisse senetlerini temellük edemeyeceği gibi «rehin» olarak da kabul edemeyeceği gerekçesiyle davalılardan Kombassan Holding A.Ş. aleyhine açılan davanın esastan, diğer davalılar aleyhine açılan davanın ise «husumetten» reddine karar verilmiştir.
Yönetim ve denetim kurulu üyelerinin ortaklığın mal varlığın azaltan veya «kötüleştiren» yasa ve ana sözleşme hükümlerine aykırı davranışları, ortaklar ve alacaklıların «dolaylı zarar» görmesine yol açar.
Örneğin, bir kişinin bilançoya dayalı olarak pay sahibi olması; «sermaye artırımında» yeni pay alınmasının önlenmesi, yanıltıcı bilgi verilerek ortağın veya «üçüncü kişinin» ortaklığa borç vermesi gibi hallerdir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:sorumluluktan kurtulma · kâr payı dağıtımı · rehin · hamil · kâr dağıtımı
Benzer bu kararda… rket dışında Kombassan İnşaat Tarım Sanayi işletmeleri Ticaret A.Ş. ortağı olup 5140 adet hissesinin bulunduğu ve tutarının 30.840,00 YTL olduğu, hisse senetlerinin «hamiline» yazılı olarak gözüktüğü, davalı şirketin ortaklarına kâr «payı» dağıtmadığı, kâr «payı dağıtılacağına» dair genel kurul kararının bulunmadığı, senetlerin hissedarlardan geri alındığına dair ortaklık «pay defterinde» böyle bir «kayda» rastlanmadığı, dava dilekçesinde birden fazla talep de bulunmuş ise de, dava dilekçesinin hukuki niteliğine göre «hisse senedi» karşılığında yatırılan paranın tahsili istemine ilişkin bir dava olduğu, TTK'nun 329. maddesinde açıklandığı üzere, şirket kendi hisse senetlerini temellük edemeyeceği gibi «rehin» olarak da kabul edemeyeceği gerekçesiyle davalılardan Kombassan Holding A.Ş. aleyhine açılan davanın esastan, diğer davalılar aleyhine açılan davanın ise «husumetten» reddine karar verilmiştir.
Zarar meydana gelmiş ise, «sorumluluktan kurtulabilmek» için yöneticiler veya denetçilerin «kusursuzluğunu ispat» etmesi gerekir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/6052 E. 2013/21951 K.
Ortak:kusursuzluk ispatı · doğrudan zarar · dolaylı zarar · kötüleme · kar payı · sermaye artırımı · şirket zararı · üçüncü kişi
İncelediğiniz kararda… ahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davacının davalının ortağı bulunduğu, bu nedenle şirkete ödeme yaptığı, kendisine «hisse senedi» verildiği, ortaklar «pay defterine» adının yazıldığı, davalı şirketin şimdiye kadar hiç «kar payı» dağıtmadığı, diğer davalıların «şirkete zarara» uğrattıklarının yazılı olarak kanıtlanmadığı, ortaklığın davalı tarafından kabul edildiği, esasen ortaklık payının da «kaydının» yapıldığı gerekçesiyle davacının davalıda ortak olduğunun, 700 hissesinin bulunduğunun ve hisse tutarının 1.400.00 YTL olduğunun tespitine, şirkete karşı açılan alacak ve tescile yönelik taleplerin reddine, diğer davalılar hakkındaki davanın «husumetten» reddine karar verilmiş, kararın davacı vekili tarafından temyizi üzerine Dairemizin 11.05.2009 tarihli kararı ile davacının temyiz isteminin süre yönünden reddine …
Yönetim ve denetim kurulu üyelerinin ortaklığın mal varlığının azaltan veya «kötüleştiren» yasa ve ana sözleşme hükümlerine aykırı davranışları, ortaklar ve alacaklıların «dolaylı zarar» görmesine yol açar.
Örneğin, bir kişinin bilançoya dayalı olarak pay sahibi olması, «sermaye artırımında» yeni pay alınmasının önlenmesi, yanıltıcı bilgi verilerek ortağın veya «üçüncü kişinin» ortaklığa borç vermesi gibi hallerdir.
Benzer bu karardaYönetim ve denetim kurulu üyelerinin ortaklığın mal varlığının azaltan veya «kötüleştiren» yasa ve ana sözleşme hükümlerine aykırı davranışları, ortaklar ve alacaklıların «dolaylı zarar» görmesine yol açar.
Örneğin, bir kişinin bilançoya dayalı olarak pay sahibi olması, «sermaye artırımında» yeni pay alınmasının önlenmesi, yanıltıcı bilgi verilerek ortağın veya «üçüncü kişinin» ortaklığa borç vermesi gibi hallerdir.
… , eksik beyan edilen tutarın davacılara düşen kısının 41.103,48 TL olduğu, davalının, dava dışı şirket hesabından 2.461.21 TL kredi kartı borcunu ödediği, dava dışı «şirketin zararının» 181.064.69 TL olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, her bir davacı için ayrı ayrı 500.00 TL olmak üzere, 1.000.00 TL'nin davalıdan ticari faiziyle tahsiline karar …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kar payı dağıtımı · kâr payı dağıtımı · kesinlik sınırı · alacak davası · anonim şirket · kâr dağıtımı · temsil · kesin hüküm
Benzer bu karardaHer ne kadar davacılar davalarını mülga 6762 sayılı TTK'nın 336/2. maddesine dayandırdığını açıklamışlar ise de dava dışı «anonim şirket» genel kurulunda esasen «kar payı dağıtılmasına» da karar verilmiş değildir.
Somut uyuşmazlıkta davacıların dava dilekçesinde yaptığı açıklamalar değerlendirildiğinde, ileri sürülen maddi olgular tamamen tek başına «temsil» ve ilzama yetkisi bulunduğu ileri sürülen davalı yöneticinin, dava dışı «anonim şirketi zararına» neden olan eylemlerdir.
Davalı vekilinin temyiz istemi, hükmün davalı itibariyle «kesin» olduğu gerekçesiyle mahkemece ek karar ile reddedilmiştir.
1-Temyiz incelemesi bakımından halen yürürlüğünü koruyan 1086 sayılı HUMK'nın 427. maddesi uyarınca miktar ve değeri 1.000 TL' yi geçmeyen taşınır mal ve «alacak davalarına» ilişkin nihai kararlar kesindir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2009/1414 E. 2010/12617 K.
Ortak:kusursuzluk ispatı · doğrudan zarar · dolaylı zarar · kötüleme · kar payı · sermaye artırımı · hisse senedi · pay defteri · dava şartı
İncelediğiniz kararda… ahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davacının davalının ortağı bulunduğu, bu nedenle şirkete ödeme yaptığı, kendisine «hisse senedi» verildiği, ortaklar «pay defterine» adının yazıldığı, davalı şirketin şimdiye kadar hiç «kar payı» dağıtmadığı, diğer davalıların «şirkete zarara» uğrattıklarının yazılı olarak kanıtlanmadığı, ortaklığın davalı tarafından kabul edildiği, esasen ortaklık payının da «kaydının» yapıldığı gerekçesiyle davacının davalıda ortak olduğunun, 700 hissesinin bulunduğunun ve hisse tutarının 1.400.00 YTL olduğunun tespitine, şirkete karşı açılan alacak ve tescile yönelik taleplerin reddine, diğer davalılar hakkındaki davanın «husumetten» reddine karar verilmiş, kararın davacı vekili tarafından temyizi üzerine Dairemizin 11.05.2009 tarihli kararı ile davacının temyiz isteminin süre yönünden reddine …
Yönetim ve denetim kurulu üyelerinin ortaklığın mal varlığının azaltan veya «kötüleştiren» yasa ve ana sözleşme hükümlerine aykırı davranışları, ortaklar ve alacaklıların «dolaylı zarar» görmesine yol açar.
O halde, öncelikle davalı gerçek kişilerin doğrudan ve dolaylı olarak zarara neden olabilecek eylemlerinin neler olduğu ve tazminat tutarının ne kadarının «doğrudan zarar» olarak kendisi adına ne kadarının ise «dolaylı zarar» olarak davalı şirkete verilmesini istediği yönünde davacı vekiline HUMK’nun 75 nci maddesi uyarınca dava dilekçesinin açıklattırılması, bu davanın sonucunu etkileyebilecek olan davalılar hakkındaki ceza dosyasının sonucunun beklenilmesi, Şirketler Hukuku alanında uzmanın ve muhasebecinin bulunduğu bilirkişi kurulu oluşturularak davalı şirketin «defter» ve kayıtları üzerinde inceleme yaptırılması, denetime uygun rapor alınması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken üstelik gerekçe çelişecek şekilde davalı gerçek kişiler hakkındaki davanın «husumet» nedeniyle reddi yönünde hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
Benzer bu kararda… mece, dosya kapsamına ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davanın, davalı Kombassan inşaat Tarım Sanayi İşletmeleri Ticaret A.Ş'ne ortak olunmasından ve ortaklık «hisse senedi» satın alınması nedeni ile uğranılan zararın tazmini istemine yönelik olduğu, davacının davalı Kombassan İnşaat Tarım Sanayi işletmeleri Ticaret A.Ş'nde 3060 adet hissesinin bulunduğu ve tutarının 18.360,00 YTL olduğu, ayrıca davacının davalı olarak gösterdiği şirket dışında Kombassan Holding A.Ş'nin de ortağı olup, 20 adet hissesinin bulunduğu ve tutarının 40,00 YTL olduğu, hisse senetlerinin «hamiline» yazılı olarak gözüktüğü, davalı şirketin ortaklarına «kar payı» dağıtmadığı, kâr «payı dağıtılacağına» dair genel kurul kararının bulunmadığı, senetlerin hissedarlardan geri alındığına dair ortaklık «pay defterinde» böyle bir «kayda» rastlanmadığı, davacının talep ettiği miktarın davalı defterlerinde gözükmediği,davacı vekili her ne kadar dava dilekçesinde zarar tazmini olarak bu davayı açtığını belirtmiş ise de, müvekkilinin davalı şirketin ortağı bulunduğunu kabul etmekte, dava dilekçesinde açıkça olmasa bile ortaklık payı ile ilgili hisse senetlerinden kaynaklanan zarar bedelinin tahsilini ve dolayısıyla elindeki hisse senetlerini ortağı bulunduğu şirkete vererek bedelini istemekte olduğu,dava dilekçesinde davacı vekili birden fazla talep de bulunmuş ise de, dava dilekçesinin hukuki niteliğine göre dava, mahkemece hisse senedi karşılığında yatırılan paranın tahsili istemine ilişkin bir dava olarak nitelendirildiği ve kabul edildiği, TTK'nun 329. maddesinde açıklandığı üzere, şirket kendi hisse senetlerini temellük edemeyeceği gibi «rehin» olarak da kabul edemeyeceği,bu senetlerin temellükü veya rehin alınması neticesini doğuran akitler hükümsüz olduğu, yine TTK'nun 405. maddesine göre de; pay sahiplerinin «tasfiye» payına mütealik hakları mahfuz olup, sermaye olarak şirkete verdiklerini geri isteyemeyecekleri, davacının, davalı Kombassan İnşaat Tarım Sanayi işletmeleri Ticaret A.Ş'nin ortağı olup, şirkete ödemiş olduğu bedeli hisse senetleri karşılığı talep edemeyeceği, ancak «şirketin tasfiyesi» sonucunda payına düşen miktarı isteyebileceği, kaldı ki şirketin kâr etmediği, kâr payı dağıtımına dair bir genel kurul kararı alınmadığı, bu itibarla davalılardan şirket aleyhine açılan davanın esastan, diğer davalılardan tazminat veya alacak namı altında bir bedel istenemeyeceğinden diğer davalılar aleyhine açılan davanın da «husumetten» reddine karar vermek gerektiği sonuç ve kanaatine varıldığı gerekçesiyle, davalılardan Kombassan İnşaat Tarım Sanayi İşletmeleri Tic.
Yönetim ve denetim kurulu üyelerinin ortaklığın mal varlığın azaltan veya «kötüleştiren» yasa ve ana sözleşme hükümlerine aykırı davranışları, ortaklar ve alacaklıların «dolaylı zarar» görmesine yol açar.
Ancak, dava dilekçesinde istenilen 5.500.00 YTL tazminatın ne kadarının doğrudan ne kadarının ise «dolaylı zarar» olduğu açıklanmadığı gibi, davalı gerçek kişilerin hangi eylemlerinin zarara neden olduğu dava dilekçesinde ve özellikle 22.02.2007 ve 15.05.2007 tarihli dilekçelerinde ve rapora 17.08.2007 tarihli itiraz dilekçesinde açıklanmış, bazı «delillerin toplanması» istenilmiş ise de, hangilerinin dolaylı, hangilerinin «doğrudan zarara» neden eylemler olduğu ayrımı yapılmamış ve bu açıklanmamıştır.Davacı taraf, davalı gerçek kişilerin yasa ve ana sözleşme ile üzerlerine düşen yükümlülüklerini ihla …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:sorumluluktan kurtulma · delillerin toplanmaması · kâr payı dağıtımı · bedel iadesi · sorumluluk davası · şirketin tasfiyesi · müteselsil sorumluluk · rehin
Benzer bu kararda… mece, dosya kapsamına ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davanın, davalı Kombassan inşaat Tarım Sanayi İşletmeleri Ticaret A.Ş'ne ortak olunmasından ve ortaklık «hisse senedi» satın alınması nedeni ile uğranılan zararın tazmini istemine yönelik olduğu, davacının davalı Kombassan İnşaat Tarım Sanayi işletmeleri Ticaret A.Ş'nde 3060 adet hissesinin bulunduğu ve tutarının 18.360,00 YTL olduğu, ayrıca davacının davalı olarak gösterdiği şirket dışında Kombassan Holding A.Ş'nin de ortağı olup, 20 adet hissesinin bulunduğu ve tutarının 40,00 YTL olduğu, hisse senetlerinin «hamiline» yazılı olarak gözüktüğü, davalı şirketin ortaklarına «kar payı» dağıtmadığı, kâr «payı dağıtılacağına» dair genel kurul kararının bulunmadığı, senetlerin hissedarlardan geri alındığına dair ortaklık «pay defterinde» böyle bir «kayda» rastlanmadığı, davacının talep ettiği miktarın davalı defterlerinde gözükmediği,davacı vekili her ne kadar dava dilekçesinde zarar tazmini olarak bu davayı açtığını belirtmiş ise de, müvekkilinin davalı şirketin ortağı bulunduğunu kabul etmekte, dava dilekçesinde açıkça olmasa bile ortaklık payı ile ilgili hisse senetlerinden kaynaklanan zarar bedelinin tahsilini ve dolayısıyla elindeki hisse senetlerini ortağı bulunduğu şirkete vererek bedelini istemekte olduğu,dava dilekçesinde davacı vekili birden fazla talep de bulunmuş ise de, dava dilekçesinin hukuki niteliğine göre dava, mahkemece hisse senedi karşılığında yatırılan paranın tahsili istemine ilişkin bir dava olarak nitelendirildiği ve kabul edildiği, TTK'nun 329. maddesinde açıklandığı üzere, şirket kendi hisse senetlerini temellük edemeyeceği gibi «rehin» olarak da kabul edemeyeceği,bu senetlerin temellükü veya rehin alınması neticesini doğuran akitler hükümsüz olduğu, yine TTK'nun 405. maddesine göre de; pay sahiplerinin «tasfiye» payına mütealik hakları mahfuz olup, sermaye olarak şirkete verdiklerini geri isteyemeyecekleri, davacının, davalı Kombassan İnşaat Tarım Sanayi işletmeleri Ticaret A.Ş'nin ortağı olup, şirkete ödemiş olduğu bedeli hisse senetleri karşılığı talep edemeyeceği, ancak «şirketin tasfiyesi» sonucunda payına düşen miktarı isteyebileceği, kaldı ki şirketin kâr etmediği, kâr payı dağıtımına dair bir genel kurul kararı alınmadığı, bu itibarla davalılardan şirket aleyhine açılan davanın esastan, diğer davalılardan tazminat veya alacak namı altında bir bedel istenemeyeceğinden diğer davalılar aleyhine açılan davanın da «husumetten» reddine karar vermek gerektiği sonuç ve kanaatine varıldığı gerekçesiyle, davalılardan Kombassan İnşaat Tarım Sanayi İşletmeleri Tic.
Dava, ortaklığın ve ortaklık «payının» tespiti, tescili ile senetlerin verilmesi, yöneticiler ve denetçilerin eylemleri dolayısıyla uğranılan doğrudan ve «dolaylı zararın» tahsili istemine ilişkin olarak açılmış ise de,davacı vekili, 22.02.2007 ve 17.08.2007 tarihli dilekçelerinde,davanın tespit ve hisse «bedellerinin iadesi» değil,yönetici ve denetçi olan davalılar için «sorumluluk davası» olduğunu ileri sürmüş olup,temyiz itirazları da sadece sorumluluk davasına ilişkindir.
Kural olarak yönetim ve denetim kurulu üyeleri şirket adına yaptıkları işlemlerden dolayı kişisel olarak sorumlu tutulamazlar ise de, anılan 336 ncı ve 359 ncu maddedeki hallerde şirkete, şirket ortaklarına ve şirket alacaklılarına karşı kusursuz olduklarını ispat etmedikçe «müteselsilen sorumlu» olurlar.
Yöneticiler ve denetçiler görevlerini «ifa» sırasındaki zararın «kusur» ile işlendiği karinesinin aksini ispat etmedikçe 338 nci ve 359 ncu maddesi gereğince «sorumluluktan kurtulamazlar».Yöneticiler ve denetçiler aleyhine açılacak sorumluluk davasında asıl dava hakkı, ortaklığa aittir.
3 benzer karar daha
-
Şirket yöneticisinin sorumluluğu
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2016/7730 E. 2016/8878 K.
Ortak:doğrudan zarar · dolaylı zarar · kötüleme · şirket zararı · uyuşmazlık konusu · görevli mahkeme
İncelediğiniz karardaYönetim ve denetim kurulu üyelerinin ortaklığın mal varlığının azaltan veya «kötüleştiren» yasa ve ana sözleşme hükümlerine aykırı davranışları, ortaklar ve alacaklıların «dolaylı zarar» görmesine yol açar.
O halde, öncelikle davalı gerçek kişilerin doğrudan ve dolaylı olarak zarara neden olabilecek eylemlerinin neler olduğu ve tazminat tutarının ne kadarının «doğrudan zarar» olarak kendisi adına ne kadarının ise «dolaylı zarar» olarak davalı şirkete verilmesini istediği yönünde davacı vekiline HUMK’nun 75 nci maddesi uyarınca dava dilekçesinin açıklattırılması, bu davanın sonucunu etkileyebilecek olan davalılar hakkındaki ceza dosyasının sonucunun beklenilmesi, Şirketler Hukuku alanında uzmanın ve muhasebecinin bulunduğu bilirkişi kurulu oluşturularak davalı şirketin «defter» ve kayıtları üzerinde inceleme yaptırılması, denetime uygun rapor alınması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken üstelik gerekçe çelişecek şekilde davalı gerçek kişiler hakkındaki davanın «husumet» nedeniyle reddi yönünde hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
… ahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davacının davalının ortağı bulunduğu, bu nedenle şirkete ödeme yaptığı, kendisine «hisse senedi» verildiği, ortaklar «pay defterine» adının yazıldığı, davalı şirketin şimdiye kadar hiç «kar payı» dağıtmadığı, diğer davalıların «şirkete zarara» uğrattıklarının yazılı olarak kanıtlanmadığı, ortaklığın davalı tarafından kabul edildiği, esasen ortaklık payının da «kaydının» yapıldığı gerekçesiyle davacının davalıda ortak olduğunun, 700 hissesinin bulunduğunun ve hisse tutarının 1.400.00 YTL olduğunun tespitine, şirkete karşı açılan alacak ve tescile yönelik taleplerin reddine, diğer davalılar hakkındaki davanın «husumetten» reddine karar verilmiş, kararın davacı vekili tarafından temyizi üzerine Dairemizin 11.05.2009 tarihli kararı ile davacının temyiz isteminin süre yönünden reddine …
Benzer bu karardaYönetim ve denetim kurulu üyelerinin ortaklığın mal varlığını azaltan veya «kötüleştiren» yasa ve ana sözleşme hükümlerine aykırı davranışları, ortaklar ve alacaklıların «dolaylı zarar» görmesine yol açar.
AŞ'den alacağını tahsil edemediği, davacı vekilinin yönetici olan davalıların TTK'nın 336. maddesi gereği davacı müvekkilinin zararından sorumlu bulundukları iddiasıyla tazminat isteminde bulunduğu hususları «uyuşmazlık konusu» değildir.
Somut olaya uygulanması gereken mülga 6762 sayılı .... hükümleri uyarınca «anonim şirketlerde» yasa ve ana sözleşmenin kendilerine yüklediği «görevleri» gereği gibi yerine getirmeyen yönetim ve denetim kurulu üyeleri, bu yüzden oluşan zararlar nedeniyle ortaklığa, ortaklara ve ortaklık alacaklılarına karşı sorumludur.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:şirket yöneticisinin sorumluluğu · aciz vesikası · güveni kötüye kullanma · yönetici sorumluluğu · acentelik sözleşmesi · acentelik · anonim şirket · iflas
Benzer bu karardaDava, «anonim şirket» alacaklısının «şirket yöneticilerinin sorumluluğu» esasına dayalı tazminat istemine ilişkindir.
AŞ arasındaki «acentelik sözleşmesinin» feshedildiği, davacının şirket aleyhine icra takipleri yapıp «aciz vesikası» aldığı, T.H. ......
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davalıların dava dışı şirket «temsilcileri» oldukları, «iflas» ve «güveni kötüye kullanmak» suçlarından mahkumiyet kararlarının bulunduğu, dava dışı şirketin iflası sonucu davacının alacağını alamaması nedeniyle ...
2009/8671 K. sayılı ilamı ile onandığı, davacının davalılar aleyhine hizmet nedeniyle «güveni kötüye kullanmak» ve davalı ... hakkında hileli «iflas» suçundan dolayı suç duyurusunda bulunduğu, davacının T.H. ......
-
Yönetici Sorumluluğundan Kaynaklanan Tazminat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/8932 E. 2010/10129 K.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:sorumluluk davası · yönetim kurulu kararı
Benzer bu karardaMahkemece, davanın «sorumluluk davası» niteliğinde olduğu, doğrudan doğruya «yönetim kurulu» tarafından açıldığı, bu davanın görülebilmesi için genel kurulda karar alınması ve bu davanın denetçiler tarafından açılmasının gerektiği, usuli eksikliğin gideril …
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/5057 E. 2014/10946 K.
Ortak:kusursuzluk ispatı · doğrudan zarar · dolaylı zarar · kötüleme · kusur · görevli mahkeme
İncelediğiniz karardaYönetim ve denetim kurulu üyelerinin ortaklığın mal varlığının azaltan veya «kötüleştiren» yasa ve ana sözleşme hükümlerine aykırı davranışları, ortaklar ve alacaklıların «dolaylı zarar» görmesine yol açar.
O halde, öncelikle davalı gerçek kişilerin doğrudan ve dolaylı olarak zarara neden olabilecek eylemlerinin neler olduğu ve tazminat tutarının ne kadarının «doğrudan zarar» olarak kendisi adına ne kadarının ise «dolaylı zarar» olarak davalı şirkete verilmesini istediği yönünde davacı vekiline HUMK’nun 75 nci maddesi uyarınca dava dilekçesinin açıklattırılması, bu davanın sonucunu etkileyebilecek olan davalılar hakkındaki ceza dosyasının sonucunun beklenilmesi, Şirketler Hukuku alanında uzmanın ve muhasebecinin bulunduğu bilirkişi kurulu oluşturularak davalı şirketin «defter» ve kayıtları üzerinde inceleme yaptırılması, denetime uygun rapor alınması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken üstelik gerekçe çelişecek şekilde davalı gerçek kişiler hakkındaki davanın «husumet» nedeniyle reddi yönünde hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
2- Dava, ortaklığın ve ortaklık «payının» tespiti, tescili ile senetlerin verilmesi, yöneticiler ve denetçilerin eylemleri dolayısıyla uğranılan doğrudan ve «dolaylı zararın» tahsili istemine ilişkindir.
Benzer bu karardaYönetim ve denetim kurulu üyelerinin ortaklığın mal varlığını azaltan veya «kötüleştiren» yasa ve ana sözleşme hükümlerine aykırı davranışları, ortaklar ve alacaklıların «dolaylı zarar» görmesine yol açar.
Mülga 6762 sayılı TTK hükümleri uyarınca «anonim şirketlerde» yasa ve ana sözleşmenin kendilerine yüklediği «görevleri» gereği gibi yerine getirmeyen yönetim ve denetim kurulu üyeleri, bu yüzden oluşan zararlar nedeniyle ortaklığa, ortaklara ve ortaklık alacaklılarına karşı sorumludur.
Bu sorumluluk, «kusur» ilkesine dayanmaktadır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:sermaye koyma borcu · yönetim kurulu üyesinin sorumluluğu · idari para cezası · sermaye taahhüdü · ortaklık sıfatı · yönetim kurulu üyeliği · anonim şirket yönetim kurulu · el koyma
Benzer bu karardaD.. ve davacı, aynı tarihli genel kurul toplantısında üç yıllığına «yönetim kurulu üyeliğine» seçilmiş, diğer davalı ise «ortaklık sıfatı» dışında bir faaliyette bulunmamış, her iki davalı da bilahare 06.07.2007 tarihinde hisselerini devrederek dava dışı şirketten ayrılmıştır.
D..'un «sermaye koyma borcu» dışında bir borcunun bulunmadığı ve bu borcunu da yerine getirdiği gözetildiğinde şirkete tahakkuk ettirilen idari para cezasından sorumlu tutulması olanaksızdır.
VUK'nun 10. maddesi uyarınca «anonim şirket yönetim kurulu» üyelerinin şirketin vergi ve buna bağlı borçları yönünden sorumluluğu fer'i niteliktedir.Yani borcun asıl yükümlüsü olan şirkete başvurulmadan ve başvurunun sonuçsuz kaldığı anlaşılmadan «yönetim kurulu üyesinin sorumluluğuna» gidilemez.
A.Ş.'nin ortağı oldukları, davalıların şirketin ½ hissesine sahip bulundukları bu dönemde EPDK tarafından şirkete 57.156.00 TL «idari para cezası» verildiği, kesinleşen para cezasının davacı tarafından 25.03.2011 tarihinde ödendiği, ödenen miktardan davalıların hisseleri oranında sorumlu oldukları gerekçesiyl …
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2010/282 E. , 2010/530 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasında görülen davada Konya 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 12/09/2007 gün ve 2006/158-2007/451 sayılı kararı reddeden Daire’nin 11.05.2009 gün ve 2008/402 - 2009/5668 sayılı kararı aleyhinde davacı vekili tarafından karar düzeltilmesi isteğinde bulunulmuş ve karar düzeltme dilekçesinin süresi içinde verildiği de anlaşılmış olmakla, bazı noksanlıkların ikmali için dosya mahalline gönderilmişti. Bu noksanlıkların giderilerek dosyanın gönderildiği anlaşılmakla, dosya için düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin davalı şirketin ortağı bulunduğunu, diğer davalıların ise davalı şirketin çeşitli dönemlerde yönetim ve denetim kurulu üyeleri olduğunu, kamu oyuna yansımış bir çok eylem ve işlemlerle davalı şirketi zarara uğrattıklarını, ortaklık senetlerinin ilk çıkışında bile şekil şartlarına uymadıklarını, senetlerdeki nominal değer ile hisse senedi ihraç primlerinin anormal şekilde farklı olduğunu, müvekkilinin doğrudan ve dolaylı olarak zarara uğratıldığını ileri sürerek, müvekkilinin ortaklığının ve ortaklık oranının tespit ve tesciline, iş bu tarihte yedinde bulunmayan yasal şartları haiz senetlerin verilmesine, doğrudan ve dolaylı zararı karşılığı 5.500.00 YTL’nin davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalılar vekili, davacının ortak olduğunu, şirket hisselerinin kendisine verildiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davacının davalının ortağı bulunduğu, bu nedenle şirkete ödeme yaptığı, kendisine hisse senedi verildiği, ortaklar pay defterine adının yazıldığı, davalı şirketin şimdiye kadar hiç kar payı dağıtmadığı, diğer davalıların şirkete zarara uğrattıklarının yazılı olarak kanıtlanmadığı, ortaklığın davalı tarafından kabul edildiği, esasen ortaklık payının da kaydının yapıldığı gerekçesiyle davacının davalıda ortak olduğunun, 700 hissesinin bulunduğunun ve hisse tutarının 1.400.00 YTL olduğunun tespitine, şirkete karşı açılan alacak ve tescile yönelik taleplerin reddine, diğer davalılar hakkındaki davanın husumetten reddine karar verilmiş, kararın davacı vekili tarafından temyizi üzerine Dairemizin 11.05.2009 tarihli kararı ile davacının temyiz isteminin süre yönünden reddine karar verilmiştir.
Davacı vekili karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
1-Mahkemenin gerekçeli kararı davacı vekiline 02.11.2007 günü tebliğ edilmiş, karar ise aynı vekil tarafından 14.11.2007 tarihinde temyiz edilmiş olduğundan davacı vekilinin temyiz istemin süresindedir. Bu itibarla Dairemiz’in 11.05.2009 gün ve 2008/402-2009/5668 sayılı temyiz isteminin reddine dair kararının kaldırılmasına ve davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine karar vermek gerekmiştir.
2- Dava, ortaklığın ve ortaklık payının tespiti, tescili ile senetlerin verilmesi, yöneticiler ve denetçilerin eylemleri dolayısıyla uğranılan doğrudan ve dolaylı zararın tahsili istemine ilişkindir. Davacı vekili, müvekkilinin davalı şirketteki ortaklığının tespiti ve tescili ile birlikte davalı yönetim ve denetim kurulu üyelerinin zarara neden olduğundan bahisle tazminat da talep etmiştir.
Yasa ve ana sözleşmenin kendilerine yüklediği görevleri gereği gibi yerine getirmeyen yönetim ve denetim kurulu üyeleri, bu yüzden oluşan zararlar nedeniyle ortaklığa, ortaklara ve ortaklık alacaklılarına karşı sorumludur. Bu sorumluluk, kusur ilkesine dayanmaktadır. Başka bir anlatımla, kusur yoksa yönetim ve denetim kurulunun da bir sorumluluğu söz konusu değildir. Sorumluluğun söz konusu olabilmesi için de öncelikle bir zararın doğması şarttır. Zarar meydana gelmiş ise, yöneticiler veya denetçiler kusursuzluğunu ispat etmesi gerekir. Kusursuzluğun ispatı da genel hükümlere tabidir.
Yöneticiler ve denetçiler aleyhine açılacak sorumluluk davasında asıl dava hakkı, ortaklığa aittir. Ancak, böyle bir davanın açılabilmesi, genel kurulun bu yönde bir karar alması koşuluna bağlıdır.
Yukarıda açıklandığı üzere, zarar gören ortakların da yöneticiler ve denetçiler aleyhine dava açma hakkı bulunmaktadır. Dava hakkının kullanılması, ortaklığın dava açma hakkında olduğu gibi, genel kurul kararına bağlı değildir. Ortakların dava açma hakkı da doğrudan doğruya zarar ve dolaylı zarar durumuna göre değişiklik içerir. Yönetim ve denetim kurulu üyelerinin ortaklığın mal varlığının azaltan veya kötüleştiren yasa ve ana sözleşme hükümlerine aykırı davranışları, ortaklar ve alacaklıların dolaylı zarar görmesine yol açar. Zira, bu tür tasarruflar payları oranında ortakları etkiler. Başka bir anlatımla, ortaklığın doğrudan doğruya zarar görmesi, ortakların dolaylı zararı olarak sonuç doğurur.
Ancak, ortak TTK’nun 309 ve 340’ncı maddeleri uyarınca dolaylı zarar nedeniyle açtığı davada hükmedilecek tazminatı kendisi adına değil, ortaklığa verilmesi yönünde talepte bulunabilir. İkinci durum ise, doğrudan zarar halidir. Bu ihtimalde yöneticilerin veya denetçilerin eylemleri sonucunda ortakların ortaklığın zararından müstakil olarak gördükleri zararlar söz konusudur. Anılan zarar türünde ortaklığın zarar görüp görmemesinin bir önemi bulunmamaktadır. Esasen, bu zararın üçüncü kişinin gördüğü zarardan tek farkı, ortak olmanın sonucu olmasıdır. Örneğin, bir kişinin bilançoya dayalı olarak pay sahibi olması, sermaye artırımında yeni pay alınmasının önlenmesi, yanıltıcı bilgi verilerek ortağın veya üçüncü kişinin ortaklığa borç vermesi gibi hallerdir.
TTK’nun 336/5 nci maddesinde anlamını bulan bu dava türünde ise ortaklar, talep ettiği tazminatın kendisi adına hükmedilmesini isterler.
Somut olayda davacı vekili, ayrıca davalı yönetici ve denetçilerin neden olduğu doğrudan doğruya veya dolaylı zarar karşılığını talep etmiştir. Bu davalılar hakkındaki davanın husumetten reddine karar verilmiştir. Ancak, anılan davalılara yönelik hüküm yeterli araştırma ve incelemeye dayanmadığı gibi, doğru değerlendirmeler de içermemektedir. Davalı gerçek kişilerin diğer davalı şirkette çeşitli dönemlerde yöneticilik ve denetçilik yaptıkları hususu uyuşmazlık konusu değildir. Davacı taraf, hem doğrudan hem de dolaylı zararının tahsilini istemiştir. Ancak, dava dilekçesinde istenilen 5.500,00 YTL tazminatın ne kadarının doğrudan ne kadarının ise dolaylı zarar olduğu açıklanmadığı gibi, davalı gerçek kişilerin hangi eylemlerinin zarara neden olduğu net bir şekilde ifade edilmemiş, mahkemece de dava dilekçesi açıklattırılmamıştır.
Davacı taraf, davalı gerçek kişilerin yasa ve ana sözleşme ile üzerlerine düşen yükümlülüklerini ihlal ettiklerini, suç teşkil edecek eylemlerde de bulunduklarını iddia etmiştir. Gerçek kişi davalılar hakkında davacının bir takım iddialarını da kapsar eylemlerinden dolayı ceza davası açılmış, bu davadan beraat ettikleri anlaşılmıştır. Ancak, davacı ve başka ortakların müdahil olarak katıldığı ceza dosyası kesinleşmemiş, temyiz aşamasında olduğu belirlenmiştir. Bu durumda, davalı gerçek kişilerle ilgili olan, davacının doğrudan veya dolaylı zararının muhtemel nedeni olabilecek ve iş bu davayı etkileyebilecek ceza davasının kesinleşmesinin beklenilmemesi de doğru görülmemiştir. O halde, öncelikle davalı gerçek kişilerin doğrudan ve dolaylı olarak zarara neden olabilecek eylemlerinin neler olduğu ve tazminat tutarının ne kadarının doğrudan zarar olarak kendisi adına ne kadarının ise dolaylı zarar olarak davalı şirkete verilmesini istediği yönünde davacı vekiline HUMK’nun 75 nci maddesi uyarınca dava dilekçesinin açıklattırılması, bu davanın sonucunu etkileyebilecek olan davalılar hakkındaki ceza dosyasının sonucunun beklenilmesi, Şirketler Hukuku alanında uzmanın ve muhasebecinin bulunduğu bilirkişi kurulu oluşturularak davalı şirketin defter ve kayıtları üzerinde inceleme yaptırılması, denetime uygun rapor alınması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken üstelik gerekçe çelişecek şekilde davalı gerçek kişiler hakkındaki davanın husumet nedeniyle reddi yönünde hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
3-Bozma neden ve şekline göre, davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairemiz’in 11.05.2009 gün ve 2008/402-2009/5668 sayılı temyiz isteminin reddine dair kararının kaldırılmasına (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, (3) numaralı bentte açıklanan nedenlerle bozma neden ve şekline göre, davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, ödedikleri temyiz peşin temyiz ilam ve karar düzeltme harçlarının isteği halinde karar düzeltme isteyene iadesine, 19.01.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1007565000 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz