Alacak
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2020/5496 E. 2021/6219 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
bağlantısız bileşik ikrar↗ vasıflı ikrar↗ garanti kapsamı↗ ispat külfeti↗ ikrar↗ ispat yükü↗ garantörlük↗ hasar↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda, davacı yanın iddiasını ispat için dava dilekçesi ekinde yer alan hesap ekstresine ve sigorta şirketince hazırlanan hasar dosyasına dayandığı, ancak davacı yanca tek taraflı olarak hazırlanan 07/12/2006 tarihli hesap ekstresinin makinelerin davacı tarafından onarıldığını ispat noktasında yetersiz olduğu, bunun yanında hasar dosyasında da onarımın davacı tarafından yapıldığı gösterir bir emare bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Davacı yan, davalıya ait makinelerde meydana gelen arızanın kendisi tarafından tamir edildiğini ancak buna ilişkin ücretinin ödenmediğini ileri sürerek alacak talebinde bulunmuştur. Davalı ise, davacı tarafından makinelerin tamir edildiğini kabul etmekle birlikte, söz konusu makineleri davacı şirketle organik bağı bulunan dava dışı bir şirketten satın aldığını, makinelerin üreticisinin de bu şirket olduğunu, makinelerin ayıplı olup vadedilen performansı sergileyemediğini, bu sorunun garanti kapsamında giderilmesi için üretici şirkete başvurduklarını, üretici şirketin de garanti kapsamında yapılacak tamir için organik bağı olan davacı şirketi yönlendirdiğini, yapılan işlem garanti kapsamında olduğundan sorumluluğun kendilerine değil üretici şirkete ait olduğunu savunmuştur.
Davalı yanın, belirtilen savunmasıyla maddi vakıayı ikrar etmesi karşısında, bu ikrarın uygulamada ve doktrinde belirtilen ikrar türlerinden hangisine vücut verdiğinin ve bu savunmayla birlikte ispat yükününün yer değiştirip değiştirmediğinin tartışılması gerekmektedir.
HGK’nın 16.09.2021 gün, 2017/3-1772 Esas - 2021/1011 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere, içeriği itibariyle ikrar basit (adi), vasıflı (mevsuf) ya da bileşik (mürekkep) nitelikte olabilir. Basit (adi) ikrar, karşı tarafça ileri sürülen bir vakıanın doğru olduğunun, herhangi bir kayıt veya şart bildirilmeksizin kabul edilmesidir. Basit ikrarda, onun konusunu oluşturan vakıalar artık tartışmalı olmaktan çıkarlar; dolayısıyla bunların ayrıca kanıtlanmasına gerek kalmaz. Vasıflı ikrarda (ki buna gerekçeli inkâr da denilmektedir), karşı tarafın ileri sürdüğü maddi vakıanın varlığı kabul edilmekle birlikte, onun hukukî niteliğinin (vasfının) ileri sürülenden başka olduğu bildirilir. Bileşik (mürekkep) ikrarda ise, bir tarafın ileri sürdüğü vakıa karşı tarafça bütünüyle kabul edilmekle; eş söyleyişle, vakıanın doğru olduğu ve bildirilen vasıfta bulunduğu kabul edilmekle birlikte, ikrara öyle bir vakıa eklenir ki, eklenen bu vakıa, ya ikrar edilen vakıanın hukuksal sonuçlarının doğmasını engeller ya da onu hükümsüz kılar. Bileşik ikrar, ikrara konu olan vakıa ile, ona eklenen vakıa arasında bir bağlantı bulunup bulunmamasına göre, bağlantılı bileşik ikrar ve bağlantısız bileşik ikrar olarak ikiye ayrılır. Öğreti ve uygulamada, ağırlıklı olarak, bağlantısız bileşik ikrar dışındaki ikrar türlerinin bölünemeyeceği, dolayısıyla, böyle durumlarda, ikrar edenin ispat yükü altında olmadığı kabul edilmekte, iddiasını ispatlama yükümlülüğünün, karşı tarafa ait olduğu benimsenmektedir.
Yapılan açıklamalardan sonra somut olaya dönülecek olursa, davalı yan, yukarıda zikredilen savunmasıyla, maddi vakıayı ve vakıanın hukuki niteliğini kabul etmiş ancak ikrarına eklediği bağlantısız bir vakıayla ikrar edilen vakıanın hukuksal sonuçlarının doğmadığını, başka bir deyişle davacı yanca yapılan tamirden dolayı bir alacak hakkı doğmadığını savunmuştur. Bu nedenle davalı yanın ikrarı bağlantısız bileşik ikrar niteliğinde olup, yukarıda da ifade edildiği üzere bu ikrar türü bölünebilir nitelikte olduğundan ispat külfeti yer değiştirmiş ve davalı ispat külfetini üzerine almıştır.
Bu itibarla, mahkemece, davalının bağlantısız bileşik ikrar niteliğindeki ikrarıyla ispat külfetini üzerine aldığı gözetilerek, davalının savunması üzerinde durulması ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken ispat külfeti hususunda yanılgıya düşülerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/4506 E. 2021/6795 K.
Ortak:bağlantısız bileşik ikrar · vasıflı ikrar · ispat külfeti · ikrar · ispat yükü
İncelediğiniz karardaÖğreti ve uygulamada, ağırlıklı olarak, «bağlantısız bileşik ikrar» dışındaki ikrar türlerinin bölünemeyeceği, dolayısıyla, böyle durumlarda, ikrar edenin «ispat yükü» altında olmadığı kabul edilmekte, iddiasını ispatlama yükümlülüğünün, karşı tarafa ait olduğu benimsenmektedir.
Bu nedenle davalı yanın «ikrarı» «bağlantısız bileşik ikrar» niteliğinde olup, yukarıda da ifade edildiği üzere bu ikrar türü bölünebilir nitelikte olduğundan «ispat külfeti» yer değiştirmiş ve davalı ispat külfetini üzerine almıştır.
Bu itibarla, mahkemece, davalının «bağlantısız bileşik ikrar» niteliğindeki ikrarıyla «ispat külfetini» üzerine aldığı gözetilerek, davalının savunması üzerinde durulması ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken ispat külfeti hususunda yanılgıya düşülerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
Benzer bu karardaMahkemece «ispat yükünün» davacıda olduğu kabul edilerek ispatlanamayan davanın reddine karar verilmiş, davacı vekilinin «istinaf yoluna başvurması» üzerine bölge adliye mahkemesince davalı savunmasının «bağlantısız bileşik ikrar» niteliğinde olması nedeniyle ispat yükünün davalıda olduğu gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılmış, davalı yanın savunmasını ispat edemediğinden bahisle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Öğreti ve uygulamada ağırlıklı olarak «bağlantısız bileşik ikrar» dışındaki ikrar türlerinin bölünemeyeceği, dolayısıyla böyle durumlarda ikrar edenin «ispat yükü» altında olmadığı kabul edilmekle iddiasını ispatlama yükümlülüğünün karşı tarafa ait olduğu benimsenmektedir (Yargıtay HGK’nın 09.06.2004 tarih ve 2004/4-362 E. – 2004/347 K. sayılı kararı).
Buna göre davalının savunması «vasıflı ikrar» niteliğinde olup bölge adliye mahkemesinin davalının savunmasının «bağlantısız bileşik ikrar» niteliğinde olduğu yönündeki kabulü doğru görülmemiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:karine · icra takibine itiraz · kötü niyet · havale · çek · icra inkar tazminatı · inkar tazminatı · dava sebebi
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, itirazın iptali davasında takip talepnamesinde dayanılan borç ve borcun «sebebi» ile bağlı olunduğu, «ispat yükünün» davayı açan alacaklıda olduğu, alacaklının alacağını ispatla yükümlü olduğunu, davacının takip talebinden farklı bir sebebe dayalı olarak itirazın iptali davasını açmakla itirazın iptali davasının yasalarda düzenlenen amacıyla bağdaşmayan bir talepte bulunduğu, taraflar arasında herhangi bir ticari ilişkinin bulunmadığı, gönderilen havalelerin hangi ticari ilişkiye dayalı olarak gönderildiğinin tespit edilemediği, havalenin bir borcun ödenmesine «karine» teşkil ettiği gerekçesiyle ispatlanamayan davanın reddine, davacının «kötü niyeti» kanıtlanamadığından davacı aleyhine tazminata hükmedilmesine yer olmadığına karar verilmiş, hükme karşı davacı vekili tarafından «istinaf yoluna başvurulmuştur».
Şti.'den «çek» «teslim» aldığı hususunu kanıtlayamadığı, davalı «ispat külfetini» yerine getirmediğinden, davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği, mahkemece yazılı şekilde «ispat yükü» ters çevrilmek suretiyle davacı tarafa yüklenerek davanın reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olduğundan davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile mahkeme kararının HMK 353/1-b-3. maddesi uyarınca kaldırılarak, davanın kabulü ile Malatya İcra Dairesi'nin 2016/75578 Esas sayılı icra dosyasının takip sayılı dosyasında davalının itirazının 150.200,00 TL’lik miktar yönünden iptali ile takibin bu miktar üzerinden devamına, davacının «icra inkar tazminatı» talebinin alacak bilinebilir olduğundan kabulü ile hüküm altına alınan 150.200,00 TL'nin %20'si oranında hesaplanan 30.040,00 TL icra inkar tazminatının davalıdan …
Bölge Adliye Mahkemesince, davalının savunmasının "bağlantısız birleşik «ikrar»" niteliğinde olduğu ve bu durumda «ispat yükünün» davalıda bulunduğu, davalının davacı tarafın davalı şirket hesabına göndermiş olduğu «havale» işlemine konu para karşılığı, dava dışı ...
Dava, satım ilişkisine dayalı avans olarak gönderildiği ileri sürülen paranın, «teslimat» gerçekleşmemesi nedeniyle iadesi nedeni gösterilerek başlatılan «icra takibine itirazın» iptali istemine ilişkindir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/5114 E. 2023/5118 K.
Ortak:bağlantısız bileşik ikrar · garanti kapsamı · ispat külfeti · ikrar · garantörlük · hasar · Alacak
İncelediğiniz karardaBu nedenle davalı yanın «ikrarı» «bağlantısız bileşik ikrar» niteliğinde olup, yukarıda da ifade edildiği üzere bu ikrar türü bölünebilir nitelikte olduğundan «ispat külfeti» yer değiştirmiş ve davalı ispat külfetini üzerine almıştır.
Bu itibarla, mahkemece, davalının «bağlantısız bileşik ikrar» niteliğindeki ikrarıyla «ispat külfetini» üzerine aldığı gözetilerek, davalının savunması üzerinde durulması ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken ispat külfeti hususunda yanılgıya düşülerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
… dava dışı bir şirketten satın aldığını, makinelerin üreticisinin de bu şirket olduğunu, makinelerin ayıplı olup vadedilen performansı sergileyemediğini, bu sorunun «garanti kapsamında» giderilmesi için üretici şirkete başvurduklarını, üretici şirketin de garanti kapsamında yapılacak tamir için organik bağı olan davacı şirketi yönlendirdiğini, yap …
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
-
İtirazın iptali | İcra inkar tazminatı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2008/13951 E. 2010/9727 K.
Ortak:bağlantısız bileşik ikrar · vasıflı ikrar · ikrar · ispat yükü
İncelediğiniz karardaÖğreti ve uygulamada, ağırlıklı olarak, «bağlantısız bileşik ikrar» dışındaki ikrar türlerinin bölünemeyeceği, dolayısıyla, böyle durumlarda, ikrar edenin «ispat yükü» altında olmadığı kabul edilmekte, iddiasını ispatlama yükümlülüğünün, karşı tarafa ait olduğu benimsenmektedir.
Bileşik «ikrar», ikrara konu olan vakıa ile, ona eklenen vakıa arasında bir bağlantı bulunup bulunmamasına göre, «bağlantılı bileşik ikrar» ve bağlantısız bileşik ikrar olarak ikiye ayrılır.
Bu nedenle davalı yanın «ikrarı» «bağlantısız bileşik ikrar» niteliğinde olup, yukarıda da ifade edildiği üzere bu ikrar türü bölünebilir nitelikte olduğundan «ispat külfeti» yer değiştirmiş ve davalı ispat külfetini üzerine almıştır.
Benzer bu karardaYani «vasıflı ikrarda» «ispat yükü», vakıayı ileri süren tarafta olup, o vakıayı vasıflı ikrar eden tarafta değildir. (Prof.
Doktrinde davalının bu «ikrarına» “«bağlantılı bileşik ikrar»” denilmektedir.
Bu durumda «ikrarın» bölünebileceği, dolayısıyla «ispat yükünün» davalıya düşeceği kabul edilmektedir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kar payı alacağı · aleyhe delil · kâr payı alacağı · takas-mahsup · takas · kar payı · ifa · mahsup
Benzer bu karardaDavalı bu iddiaya karşı, “davacının tüm vergi borcunu ödediğinin doğru olduğu, ancak kendisinin de şirketten «kar payı alacağının» bulunduğu ve bu alacağının davacıya olan borcundan «takas-mahsup» edilmesi gerektiği” savunmasında bulunmuştur.
O halde somut uyuşmazlıkta şirket ortaklığı nedeniyle hissesine düşen vergi borcu yönünden «takas-mahsup» savunmasını, diğer bir deyişle kendisinin de şirketten «kar payı alacağının» bulunduğunu ispatlamak yükümlülüğü davalıya düşer.
Ancak davalının bu alacağının varlığını ispatlaması halinde dahi «kar payı alacağını» davacıdan değil, dava dışı şirketten istemesi gerekmektedir.
Dolayısıyla somut uyuşmazlıkta anılan «takas-mahsup» savunmasının davacıya karşı ileri sürülmesi mümkün değildir.
4 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/6671 E. 2014/12073 K.
Ortak:vasıflı ikrar · ikrar · ispat yükü
İncelediğiniz karardaÖğreti ve uygulamada, ağırlıklı olarak, «bağlantısız bileşik ikrar» dışındaki ikrar türlerinin bölünemeyeceği, dolayısıyla, böyle durumlarda, ikrar edenin «ispat yükü» altında olmadığı kabul edilmekte, iddiasını ispatlama yükümlülüğünün, karşı tarafa ait olduğu benimsenmektedir.
Davalı yanın, belirtilen savunmasıyla maddi vakıayı «ikrar» etmesi karşısında, bu ikrarın uygulamada ve doktrinde belirtilen ikrar türlerinden hangisine vücut verdiğinin ve bu savunmayla birlikte ispat yükününün yer değiştirip değiştirmediğinin tartışılması gerekmektedir.
HGK’nın 16.09.2021 gün, 2017/3-1772 Esas - 2021/1011 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere, içeriği itibariyle «ikrar» basit (adi), vasıflı (mevsuf) ya da bileşik (mürekkep) nitelikte olabilir.
Benzer bu karardaYani, «vasıflı ikrarda» «ispat yükü», vakıayı ileri süren tarafta olup, o vakıayı vasıflı olarak ikrar eden tarafta değildir. (Baki Kuru, 2001, Hukuk Muhakemeleri Usulü, Cilt 2, Sayfa 2052 vd.) Öte yandan, yine Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2004/4-362 Esas, 2004/347 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere; «havale», hukuksal nitelik itibariyle bir ödeme vasıtasıdır.
Somut olaya baktığımızda, davalının kabulünün «vasıflı ikrar» olduğu, davacının ileri sürdüğü paranın gönderilmesi vakıasının davalı tarafından ikrar edildiği; fakat davacının iddia ettiği gibi bu paranın şirket ihtiyacına ilişkin olarak gönderildiği ve davalı tarafından şirket hesabına geçirilmediğinin inkar edildiği, bu çeşit ikrarın bölünemeyeceği nazara alınarak, davada «ispat yükünün» davacıda olduğu kabul edilmelidir.
Davacının ileri sürdüğü vakıa «ikrar», fakat onun iddia ettiği hukuki nitelik inkar edildiğinden «vasıflı ikrara» gerekçeli inkar da denir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:yasal karine · limited şirket müdürü · aleyhe delil · karine · şirket müdürü · icra takibine itiraz · limited şirket · havale
Benzer bu kararda1- Dava, davacının ortağı olduğu «limited şirketin müdürü» davalının şirket ihtiyacı için gönderilen parayı şirket hesabına geçirmemesi sebebiyle oluştuğu ileri sürülen alacağın tahsili amacıyla girişilen «icra takibine itirazın» iptali istemine ilişkindir.
Mahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, davalının davacının «havale» yolu ile kendisine gönderdiği dava konusu edilen 50.000 TL'yi daha önce davacıya borç olarak verdiğini «kesin» delille ispatlayamadığı gerekçesiyle; davanın kabulüne, davalının «icra takibine itirazının» iptaline, takibin devamına, asıl alacağın % 20'si oranında «icra inkar tazminatının» davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
Davacı, «şirket müdürü» olan davalının şirketin ihtiyacı bulunduğunu belirtmesi üzerine her biri 25.000 TL tutarında iki ayrı gönderinin şirketin nakit ihtiyaçlarına binaen davalının banka hesabına «havale» edildiğini iddia etmiş, davalı ise dava konusu edilen toplam 50.000,00 TL'nin daha önce davalı tarafından davacıya verilen borcun ödemesi olduğunu savunmuştur.
Eş söyleyişle, havalenin, mevcut bir borcun ödenmesi amacıyla yapıldığı yolunda «yasal karine» mevcut olup, bu yasal karinenin aksini yani havalenin borcun ödenmesinden başka bir amaçla yapıldığını iddia edenin ispatlaması gerekir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2009/13146 E. 2011/5580 K.
Ortak:bağlantısız bileşik ikrar · ikrar · ispat yükü
İncelediğiniz karardaÖğreti ve uygulamada, ağırlıklı olarak, «bağlantısız bileşik ikrar» dışındaki ikrar türlerinin bölünemeyeceği, dolayısıyla, böyle durumlarda, ikrar edenin «ispat yükü» altında olmadığı kabul edilmekte, iddiasını ispatlama yükümlülüğünün, karşı tarafa ait olduğu benimsenmektedir.
Bileşik «ikrar», ikrara konu olan vakıa ile, ona eklenen vakıa arasında bir bağlantı bulunup bulunmamasına göre, «bağlantılı bileşik ikrar» ve bağlantısız bileşik ikrar olarak ikiye ayrılır.
Bu nedenle davalı yanın «ikrarı» «bağlantısız bileşik ikrar» niteliğinde olup, yukarıda da ifade edildiği üzere bu ikrar türü bölünebilir nitelikte olduğundan «ispat külfeti» yer değiştirmiş ve davalı ispat külfetini üzerine almıştır.
Benzer bu karardaBu durumda mahkemece davalının «bağlantılı bileşik ikrarda» bulunduğu ve «ispat yükünün» davalıda olduğu nazara alınarak inceleme yapılması gerekirken, bu husus gözetilmeden hüküm tesisi doğru olmamış, kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kesin delil · yemin teklifi · itirazın iptali davası · yemin · ek prim · iptal davası · kesin hüküm
Benzer bu karardaMahkemece, dosya kapsamına göre, davalının hukuki ilişkiyi kabul etmediği, davacının da hukuki ilişkiyi «kesin deliller» ile kanıtlayamadığı ve «yemin teklifinde» bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Dava, İİK’nun 67. maddesi gereğince açılan «itirazın iptali davası» olup, davalı taraf aracın plaka numarası belirtilmek suretiyle girişilen takibe itirazında, belirtilen aracın sigorta «prim» borcunu ödediğini savunmuştur.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/4983 E. 2021/2539 K.
Ortak:bağlantısız bileşik ikrar · ispat külfeti · ikrar · ispat yükü
İncelediğiniz karardaÖğreti ve uygulamada, ağırlıklı olarak, «bağlantısız bileşik ikrar» dışındaki ikrar türlerinin bölünemeyeceği, dolayısıyla, böyle durumlarda, ikrar edenin «ispat yükü» altında olmadığı kabul edilmekte, iddiasını ispatlama yükümlülüğünün, karşı tarafa ait olduğu benimsenmektedir.
Bu nedenle davalı yanın «ikrarı» «bağlantısız bileşik ikrar» niteliğinde olup, yukarıda da ifade edildiği üzere bu ikrar türü bölünebilir nitelikte olduğundan «ispat külfeti» yer değiştirmiş ve davalı ispat külfetini üzerine almıştır.
Bu itibarla, mahkemece, davalının «bağlantısız bileşik ikrar» niteliğindeki ikrarıyla «ispat külfetini» üzerine aldığı gözetilerek, davalının savunması üzerinde durulması ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken ispat külfeti hususunda yanılgıya düşülerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
Benzer bu karardaAncak, davalı taşınmazların, eşinin devrettiği hisse devir bedeli karşılığı kendisine devredildiğini ileri sürdüğünden davalının «bağlantısız bileşik ikrar» niteliğindeki bu savunmasını «yazılı delil» ile ispatlaması gerektiği, davalı taşınmazların devir nedeni verildiğine ve devir bedelini ödeme yükümlülüğünün bulunmadığına ilişkin yazılı delil bildirmediği ve açıkça «yemin deliline» de dayanmadığı, «ispat yükü» kendisine düşen davalının bağlantısız bileşik ikrar niteliğindeki savunmasını ispat edememesi gerekçesiyle davanın asıl alacağa yönelik «kısmının kabulü» ile davacının talep ettiği takip talebindeki «reeskont faizi» ile «temerrüt tarihine» göre hesaplama yapıldığında «işlemiş faizin» 59.128,77 TL olduğu fazlaya ilişkin istemin haksız olduğu gerekçesiyle davacının istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesinin kararının kaldırılması ile …
Bölge adliye mahkemesince, tapu kayıtları, «resmi senet» niteliğinde olup, taşınmaz satış bedellerinin davacı şirket tarafından tahsil edildiğinin yazılı olması karşısında satış bedellerinin tahsil edilmediğini «ispat külfeti» davacı satıcıya aittir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:resmi senet · kısmi kabul · kabul beyanı · delil niteliği · kesin delil · yemin delili · yazılı delil · ticari dava niteliği
Benzer bu karardaİlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda, davacı taraf «fatura» karşılığında davalıya tapuda «hisse devri» yapıldığını iddia ettiği taşınmazların 07/04/2014 tarihinde düzenlenen «resmi senet» ile davalıya satış bedeli alınarak devredilmiş olduğu, «kesin delil niteliğinde» olan resmi senet içeriğinin aksi HMK’nın 204/2. maddesi uyarınca davacı tarafça usulünce ispatlanamadığı, fatura tarihleri ile resmi senedin düzenlenme tarihleri dikkate alındığında fatura gününden sonra yapılan «satış sözleşmesinde» bedelin nakden ve tamamen alındığı nazara alındığında ve davacının «ticari defterlerinin» tek taraflı olarak iddiayı ispatlaması da mümkün olmadığı gerekçesiyle davacı tarafından usulüne uygun olarak ispatlanamayan davanın reddine karar verilmiştir.
Ancak, davalı taşınmazların, eşinin devrettiği hisse devir bedeli karşılığı kendisine devredildiğini ileri sürdüğünden davalının «bağlantısız bileşik ikrar» niteliğindeki bu savunmasını «yazılı delil» ile ispatlaması gerektiği, davalı taşınmazların devir nedeni verildiğine ve devir bedelini ödeme yükümlülüğünün bulunmadığına ilişkin yazılı delil bildirmediği ve açıkça «yemin deliline» de dayanmadığı, «ispat yükü» kendisine düşen davalının bağlantısız bileşik ikrar niteliğindeki savunmasını ispat edememesi gerekçesiyle davanın asıl alacağa yönelik «kısmının kabulü» ile davacının talep ettiği takip talebindeki «reeskont faizi» ile «temerrüt tarihine» göre hesaplama yapıldığında «işlemiş faizin» 59.128,77 TL olduğu fazlaya ilişkin istemin haksız olduğu gerekçesiyle davacının istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesinin kararının kaldırılması ile …
2-Taraflardan davalının «tacir» olmadığı ve satıma konu taşınmazların «ticari nitelikte» bulunmadığı, ayrıca davacı vekilinin 31.05.2018 tarihli celsede kanuni faiz işletilmesini «kabul beyanı» da gözetilerek «temerrüt» tarihinden itibaren kanuni faiz uygulanmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, hükmün bozulması gerekmiştir.
Bölge adliye mahkemesince, tapu kayıtları, «resmi senet» niteliğinde olup, taşınmaz satış bedellerinin davacı şirket tarafından tahsil edildiğinin yazılı olması karşısında satış bedellerinin tahsil edilmediğini «ispat külfeti» davacı satıcıya aittir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2016/11904 E. 2018/3734 K.
Ortak:bağlantısız bileşik ikrar · ikrar · ispat yükü
İncelediğiniz karardaÖğreti ve uygulamada, ağırlıklı olarak, «bağlantısız bileşik ikrar» dışındaki ikrar türlerinin bölünemeyeceği, dolayısıyla, böyle durumlarda, ikrar edenin «ispat yükü» altında olmadığı kabul edilmekte, iddiasını ispatlama yükümlülüğünün, karşı tarafa ait olduğu benimsenmektedir.
Bileşik «ikrar», ikrara konu olan vakıa ile, ona eklenen vakıa arasında bir bağlantı bulunup bulunmamasına göre, «bağlantılı bileşik ikrar» ve bağlantısız bileşik ikrar olarak ikiye ayrılır.
Bu nedenle davalı yanın «ikrarı» «bağlantısız bileşik ikrar» niteliğinde olup, yukarıda da ifade edildiği üzere bu ikrar türü bölünebilir nitelikte olduğundan «ispat külfeti» yer değiştirmiş ve davalı ispat külfetini üzerine almıştır.
Benzer bu karardaDoktrinde davalının bu savunmasına “«bağlantılı bileşik ikrar»” denilmektedir.
Bu durumda «ikrarın» bölünebileceği, dolayısıyla «ispat yükünün» davalıya düşeceği kabul edilmektedir.
1- Dava, «taşıma sözleşmesinden» kaynaklanan «navlun alacağı» için başlatılan «icra takibine itirazın» iptali istemine ilişkin olup, mahkemece, «ispat yükü» davacıya yüklenerek yazılı şekilde davacının dava konusu alacağın ödenmediğini ispat edemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:navlun alacağı · navlun · icra takibine itiraz · taşıma sözleşmesi · ticari defter · fatura · teslim · e-defter
Benzer bu kararda1- Dava, «taşıma sözleşmesinden» kaynaklanan «navlun alacağı» için başlatılan «icra takibine itirazın» iptali istemine ilişkin olup, mahkemece, «ispat yükü» davacıya yüklenerek yazılı şekilde davacının dava konusu alacağın ödenmediğini ispat edemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; davalının «ticari defter» ve kayıtlarında dava konusu faturaların ödendiğinin belirtildiği, davacının «fatura» konusu alacağın ödenmediğini ispat edemediği, ayrıca davacının kötü niyetle hareket ettiğine dair kanaat oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Ancak, davalı vekili, cevap dilekçesinde, dava konusu «navlun alacağının» banka aracılığıyla davacıya ödendiğini ve ödemelere ilişkin makbuzların mevcut olduğunu savunmuş, yargılama aşamasında ise ödemelerin davacının yükü «teslim» eden şoförlerine elden yapıldığını belirtmiştir.
Buna göre, davalı, taraflar arasındaki «taşıma sözleşmesini» kabul etmiş ve dava konusu alacağı ödediğini savunarak ispat yükünü üzerine almıştır.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2020/5496 E. , 2021/6219 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada Gaziantep 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce bozmaya uyularak verilen 26.11.2019 tarih ve 2018/550 E. - 2019/1519 K. sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalıya ait taş ocağında 2006 yılı içerisinde iki kez makina kırılma hadisesi meydana geldiğini, kırılan ve bozulan parçaların müvekkili şirket tarafından karşılanarak makinelerin onarıldığını, yapılan bu tamiratların yanında davalı şirkete yedek parça da temin edildiğini, yapılan tüm hizmetlerin ve hizmetlerin karşılığı olan bedelin gösterildiği hesap ekstresinin davalı şirkete teslim edilmesine rağmen davalı yanca ödeme yapılmadığını ileri sürerek, 75,043 TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda, davacı yanın iddiasını ispat için dava dilekçesi ekinde yer alan hesap ekstresine ve sigorta şirketince hazırlanan hasar dosyasına dayandığı, ancak davacı yanca tek taraflı olarak hazırlanan 07/12/2006 tarihli hesap ekstresinin makinelerin davacı tarafından onarıldığını ispat noktasında yetersiz olduğu, bunun yanında hasar dosyasında da onarımın davacı tarafından yapıldığı gösterir bir emare bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Davacı yan, davalıya ait makinelerde meydana gelen arızanın kendisi tarafından tamir edildiğini ancak buna ilişkin ücretinin ödenmediğini ileri sürerek alacak talebinde bulunmuştur. Davalı ise, davacı tarafından makinelerin tamir edildiğini kabul etmekle birlikte, söz konusu makineleri davacı şirketle organik bağı bulunan dava dışı bir şirketten satın aldığını, makinelerin üreticisinin de bu şirket olduğunu, makinelerin ayıplı olup vadedilen performansı sergileyemediğini, bu sorunun garanti kapsamında giderilmesi için üretici şirkete başvurduklarını, üretici şirketin de garanti kapsamında yapılacak tamir için organik bağı olan davacı şirketi yönlendirdiğini, yapılan işlem garanti kapsamında olduğundan sorumluluğun kendilerine değil üretici şirkete ait olduğunu savunmuştur.
Davalı yanın, belirtilen savunmasıyla maddi vakıayı ikrar etmesi karşısında, bu ikrarın uygulamada ve doktrinde belirtilen ikrar türlerinden hangisine vücut verdiğinin ve bu savunmayla birlikte ispat yükününün yer değiştirip değiştirmediğinin tartışılması gerekmektedir.
HGK’nın 16.09.2021 gün, 2017/3-1772 Esas - 2021/1011 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere, içeriği itibariyle ikrar basit (adi), vasıflı (mevsuf) ya da bileşik (mürekkep) nitelikte olabilir. Basit (adi) ikrar, karşı tarafça ileri sürülen bir vakıanın doğru olduğunun, herhangi bir kayıt veya şart bildirilmeksizin kabul edilmesidir. Basit ikrarda, onun konusunu oluşturan vakıalar artık tartışmalı olmaktan çıkarlar; dolayısıyla bunların ayrıca kanıtlanmasına gerek kalmaz. Vasıflı ikrarda (ki buna gerekçeli inkâr da denilmektedir), karşı tarafın ileri sürdüğü maddi vakıanın varlığı kabul edilmekle birlikte, onun hukukî niteliğinin (vasfının) ileri sürülenden başka olduğu bildirilir. Bileşik (mürekkep) ikrarda ise, bir tarafın ileri sürdüğü vakıa karşı tarafça bütünüyle kabul edilmekle;
eş söyleyişle, vakıanın doğru olduğu ve bildirilen vasıfta bulunduğu kabul edilmekle birlikte, ikrara öyle bir vakıa eklenir ki, eklenen bu vakıa, ya ikrar edilen vakıanın hukuksal sonuçlarının doğmasını engeller ya da onu hükümsüz kılar. Bileşik ikrar, ikrara konu olan vakıa ile, ona eklenen vakıa arasında bir bağlantı bulunup bulunmamasına göre, bağlantılı bileşik ikrar ve bağlantısız bileşik ikrar olarak ikiye ayrılır. Öğreti ve uygulamada, ağırlıklı olarak, bağlantısız bileşik ikrar dışındaki ikrar türlerinin bölünemeyeceği, dolayısıyla, böyle durumlarda, ikrar edenin ispat yükü altında olmadığı kabul edilmekte, iddiasını ispatlama yükümlülüğünün, karşı tarafa ait olduğu benimsenmektedir.
Yapılan açıklamalardan sonra somut olaya dönülecek olursa, davalı yan, yukarıda zikredilen savunmasıyla, maddi vakıayı ve vakıanın hukuki niteliğini kabul etmiş ancak ikrarına eklediği bağlantısız bir vakıayla ikrar edilen vakıanın hukuksal sonuçlarının doğmadığını, başka bir deyişle davacı yanca yapılan tamirden dolayı bir alacak hakkı doğmadığını savunmuştur. Bu nedenle davalı yanın ikrarı bağlantısız bileşik ikrar niteliğinde olup, yukarıda da ifade edildiği üzere bu ikrar türü bölünebilir nitelikte olduğundan ispat külfeti yer değiştirmiş ve davalı ispat külfetini üzerine almıştır.
Bu itibarla, mahkemece, davalının bağlantısız bileşik ikrar niteliğindeki ikrarıyla ispat külfetini üzerine aldığı gözetilerek, davalının savunması üzerinde durulması ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken ispat külfeti hususunda yanılgıya düşülerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ
Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, mahkeme hükmünün davacı yararına BOZULMASINA, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 15/11/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/715236200 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz