6102TTK Türk Ticaret Kanunu

İtirazın iptali | İcra inkar tazminatı

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2008/13951 E. 2010/9727 K. ·

BozulduKesinlik belirsiz

★ Emsal

Mahkemenin nitelemesi:

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
bağlantısız bileşik ikrar vasıflı ikrar kar payı alacağı aleyhe delil kâr payı alacağı takas-mahsup takas kar payı ikrar ispat yükü ifa mahsup kâr payı icra inkar tazminatı inkar tazminatı

Gerekçe

Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).

Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davacının davalıya (25.000) TL verdiğinin banka dekontu ile sabit olduğu, yine vergi dairesine annesi ve kardeşleri adına (62.697,31) TL vergi borcunu ödediğinin kabul edildiği, dolayısıyla davacının takibe konu meblağ kadar davalıdan alacaklı olduğu ve borcun ödendiği konusunda herhangi bir delil sunulmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davalının itirazının iptali ile asıl alacağın 08.06.2007 tarihinden itibaren yasal faiziyle tahsili için takibin devamına, % 40 icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmiştir.

Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.

Dava, davalıya borç olarak verildiği iddia edilen (25.000) TL’nın ve davalının muristen intikal eden şirket hissesi dolayısıyla payına düşen ve davacı tarafından ödendiği iddia edilen (11.755,74) TL vergi borcunun tahsili amacıyla girişilen icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkin olup, somut uyuşmazlığın çözümlenebilmesi için davacının anılan iddialarının ve davalının her iki iddiaya karşı yaptığı savunmaların ayrı ayrı incelenmesi gerekmektedir.

1-Davacının ilk olarak incelenmesi gereken iddiası, muris babalarından intikal eden ... Motor Ltd. Şti.’nin vergi borcunun tamamını kendisinin ödediği, davalı kardeşinin de bu meblağdan hissesine düşen kısmı kendisine iade etmesi gerektiğine ilişkindir. Davalı bu iddiaya karşı, “davacının tüm vergi borcunu ödediğinin doğru olduğu, ancak kendisinin de şirketten kar payı alacağının bulunduğu ve bu alacağının davacıya olan borcundan takas-mahsup edilmesi gerektiği” savunmasında bulunmuştur.

Doktrinde davalının bu ikrarına “bağlantılı bileşik ikrar” denilmektedir. Bağlantılı bileşik ikrarda bulunan taraf, diğer tarafın ileri sürdüğü vakıayı ikrar eder, fakat ikrarına bu vakıadan çıkan hukuki sonucu hükümden düşüren ve bu vakıanın doğumu ile ilgili bulunmayan başka bir vakıa ileri sürer. Bu durumda ikrarın bölünebileceği, dolayısıyla ispat yükünün davalıya düşeceği kabul edilmektedir.

O halde somut uyuşmazlıkta şirket ortaklığı nedeniyle hissesine düşen vergi borcu yönünden takas-mahsup savunmasını, diğer bir deyişle kendisinin de şirketten kar payı alacağının bulunduğunu ispatlamak yükümlülüğü davalıya düşer. Ancak davalının bu alacağının varlığını ispatlaması halinde dahi kar payı alacağını davacıdan değil, dava dışı şirketten istemesi gerekmektedir. Dolayısıyla somut uyuşmazlıkta anılan takas-mahsup savunmasının davacıya karşı ileri sürülmesi mümkün değildir.

Bu durum karşısında mahkemece, davalının şirket ortaklığı nedeniyle hissesine düşen vergi borcu yönünden davanın kabulüne karar verilmesi sonucu itibariyle doğru olmuş ve davalı vekilinin anılan alacağa yönelik temyiz itirazlarının reddine karar verilmesi gerekmiştir.

2- Davacının diğer iddiası davalıya borç olarak verdiği (25.000) TL’nın geri ödenmediği yönündedir. Davalı ise “anılan meblağın kendisine borç değil, şirket ortaklığından hissesine düşen kar payı alacağı olarak ödendiğini” savunmuştur.

Burada öncelikle davacının davalıya borç verdiğini ileri sürdüğü (25.000) TL’nın, davacı tarafından paranın hangi nedenle ödendiği konusunda bir açıklama içermeyen 29.03.2006 tarihli dekontla davalının banka hesabına yatırıldığı üzerinde durulmalıdır. Mahkemece bu paranın davalıya verildiği sabit olduğuna göre borcunu ödediğinin de davalı tarafından ispat edilmesi gerektiği, davalının ise bu yönde bir delil sunamadığı gerekçesiyle anılan meblağ yönünden de davanın kabulüne karar verilmiştir. Oysa herhangi bir açıklama içermeden yapılan bir para ödeme işlemi, kural olarak “bir borcun ifa edildiği” anlamına gelir ve bu karinenin aksini ispat yükümlülüğü, bunu iddia eden tarafa düşer. Dolayısıyla somut uyuşmazlıkta da anılan para yatırma işlemi, kural olarak davacının davalıya olan bir borcunun ödenmesi anlamındadır ve bu karinenin aksini, yani davalıya borç para verdiğini davacı ispatlamalıdır.

Bir an için davalının anılan savunmasıyla davacıdan para aldığını kabul ettiği ve bu nedenle de ispat yükümlülüğünün davalıya geçtiği düşünülebilirse de, davalının bu şekilde karşı tarafın ileri sürdüğü vakıanın doğru, fakat bunun hukuki niteliğinin iddia edilenden başka olduğunu bildirmesi, doktrinde “vasıflı ikrar (veya gerekçeli inkar)” olarak adlandırılmaktadır. Burada davacının ileri sürdüğü vakıa ikrar, fakat onun iddia ettiği hukuki nitelik inkar edilmektedir. Hukukumuzda vasıflı ikrarın bölünemeyeceği, yani ikrar eden taraf aleyhine delil teşkil etmeyeceği, bilakis o vakıayı ileri sürenin onu ispat etmesi gerektiği kabul edilmektedir. Yani vasıflı ikrarda ispat yükü, vakıayı ileri süren tarafta olup, o vakıayı vasıflı ikrar eden tarafta değildir. (Prof. Dr. Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6. Bası, Cilt 2, S: 2051 vd.)

Bu durum karşısında mahkemece, davacının bir açıklık içermeden davalıya (25.000) TL. vermesinin, davalıya olan bir borcunu ödemesi anlamına geldiği ve bu karinenin aksinin, yani davacının bu meblağı davalıya borç olarak verdiğini ispat yükümlülüğünün davacıya düştüğü kabul edilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, ispat yükümlülüğünün davalıya yüklenmesi suretiyle yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, (25.000) TL. yönünden verilen kararın davalı yararına bozulması gerekmiştir.

Benzer Kararlar

Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.

  • İtirazın iptali

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2016/11904 E. 2018/3734 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

  • İtrazın İptali

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/6671 E. 2014/12073 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

  • Vasıflı ikrar

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2016/1898 E. 2016/9296 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

1 benzer karar daha
  • İtrazın İptali

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/4506 E. 2021/6795 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

11. Hukuk Dairesi         2008/13951 E.  ,  2010/9727 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasında görülen davada Aydın 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 25.09.2008 tarih ve 2007/363 - 2008/464 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak davalı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 05.10.2010 gününde taraflar ve avukatları tebliğe rağmen duruşmaya gelmediğinden, tetkikatın evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacı vekili, müvekkilinin, kardeşi olan davalıya 29.03.2006 tarihli banka havalesi yoluyla (25.000) TL borç verdiği halde borcun ödenmediğini, daha sonra babaları ...'in ölmesiyle terekeye dahil olan ... Motor Ltd. Şti.'nin (62.697,31) TL vergi borcunun, taksim sonrasında diğer mirasçılarca hisselerine düşen kısmının ödenmesi kaydıyla müvekkilince ödendiğini, diğer mirasçılar paylarına düşen kısmı ödediği halde davalının miras hissesine isabet eden (11.755,74) TL borcu da ödemediğini, toplam (36.775,74) TL üzerinden girişilen icra takibinin, davalının haksız itirazı sonucunda durduğunu ileri sürerek, itirazın iptalini ve % 40 icra inkar tazminatının davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, davacının müvekkiline ödediği paranın borç değil, 2003 yılından önceki döneme ait olan ve müvekkiline isabet eden kâr payı olduğunu, yine müvekkilinin davacıdan alacağının bulunduğunu ve tahsili için dava açıldığını, bu nedenle vergi borcundan payına düşen kısıma da itiraz edildiğini, mahkemece bu kısım alacağın tespiti halinde davacının alacağından müvekkilinin alacağının takas mahsubunu talep etmiştir.

Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davacının davalıya (25.000) TL verdiğinin banka dekontu ile sabit olduğu, yine vergi dairesine annesi ve kardeşleri adına (62.697,31) TL vergi borcunu ödediğinin kabul edildiği, dolayısıyla davacının takibe konu meblağ kadar davalıdan alacaklı olduğu ve borcun ödendiği konusunda herhangi bir delil sunulmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davalının itirazının iptali ile asıl alacağın 08.06.2007 tarihinden itibaren yasal faiziyle tahsili için takibin devamına, % 40 icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmiştir.

Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.

Dava, davalıya borç olarak verildiği iddia edilen (25.000) TL’nın ve davalının muristen intikal eden şirket hissesi dolayısıyla payına düşen ve davacı tarafından ödendiği iddia edilen (11.755,74) TL vergi borcunun tahsili amacıyla girişilen icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkin olup, somut uyuşmazlığın çözümlenebilmesi için davacının anılan iddialarının ve davalının her iki iddiaya karşı yaptığı savunmaların ayrı ayrı incelenmesi gerekmektedir.

1-Davacının ilk olarak incelenmesi gereken iddiası, muris babalarından intikal eden ... Motor Ltd. Şti.’nin vergi borcunun tamamını kendisinin ödediği, davalı kardeşinin de bu meblağdan hissesine düşen kısmı kendisine iade etmesi gerektiğine ilişkindir. Davalı bu iddiaya karşı, “davacının tüm vergi borcunu ödediğinin doğru olduğu, ancak kendisinin de şirketten kar payı alacağının bulunduğu ve bu alacağının davacıya olan borcundan takas-mahsup edilmesi gerektiği” savunmasında bulunmuştur.

Doktrinde davalının bu ikrarına “bağlantılı bileşik ikrar” denilmektedir. Bağlantılı bileşik ikrarda bulunan taraf, diğer tarafın ileri sürdüğü vakıayı ikrar eder, fakat ikrarına bu vakıadan çıkan hukuki sonucu hükümden düşüren ve bu vakıanın doğumu ile ilgili bulunmayan başka bir vakıa ileri sürer. Bu durumda ikrarın bölünebileceği, dolayısıyla ispat yükünün davalıya düşeceği kabul edilmektedir.

O halde somut uyuşmazlıkta şirket ortaklığı nedeniyle hissesine düşen vergi borcu yönünden takas-mahsup savunmasını, diğer bir deyişle kendisinin de şirketten kar payı alacağının bulunduğunu ispatlamak yükümlülüğü davalıya düşer. Ancak davalının bu alacağının varlığını ispatlaması halinde dahi kar payı alacağını davacıdan değil, dava dışı şirketten istemesi gerekmektedir. Dolayısıyla somut uyuşmazlıkta anılan takas-mahsup savunmasının davacıya karşı ileri sürülmesi mümkün değildir.

Bu durum karşısında mahkemece, davalının şirket ortaklığı nedeniyle hissesine düşen vergi borcu yönünden davanın kabulüne karar verilmesi sonucu itibariyle doğru olmuş ve davalı vekilinin anılan alacağa yönelik temyiz itirazlarının reddine karar verilmesi gerekmiştir.

2- Davacının diğer iddiası davalıya borç olarak verdiği (25.000) TL’nın geri ödenmediği yönündedir. Davalı ise “anılan meblağın kendisine borç değil, şirket ortaklığından hissesine düşen kar payı alacağı olarak ödendiğini” savunmuştur.

Burada öncelikle davacının davalıya borç verdiğini ileri sürdüğü (25.000) TL’nın, davacı tarafından paranın hangi nedenle ödendiği konusunda bir açıklama içermeyen 29.03.2006 tarihli dekontla davalının banka hesabına yatırıldığı üzerinde durulmalıdır. Mahkemece bu paranın davalıya verildiği sabit olduğuna göre borcunu ödediğinin de davalı tarafından ispat edilmesi gerektiği, davalının ise bu yönde bir delil sunamadığı gerekçesiyle anılan meblağ yönünden de davanın kabulüne karar verilmiştir. Oysa herhangi bir açıklama içermeden yapılan bir para ödeme işlemi, kural olarak “bir borcun ifa edildiği” anlamına gelir ve bu karinenin aksini ispat yükümlülüğü, bunu iddia eden tarafa düşer. Dolayısıyla somut uyuşmazlıkta da anılan para yatırma işlemi, kural olarak davacının davalıya olan bir borcunun ödenmesi anlamındadır ve bu karinenin aksini, yani davalıya borç para verdiğini davacı ispatlamalıdır.

Bir an için davalının anılan savunmasıyla davacıdan para aldığını kabul ettiği ve bu nedenle de ispat yükümlülüğünün davalıya geçtiği düşünülebilirse de, davalının bu şekilde karşı tarafın ileri sürdüğü vakıanın doğru, fakat bunun hukuki niteliğinin iddia edilenden başka olduğunu bildirmesi, doktrinde “vasıflı ikrar (veya gerekçeli inkar)” olarak adlandırılmaktadır. Burada davacının ileri sürdüğü vakıa ikrar, fakat onun iddia ettiği hukuki nitelik inkar edilmektedir. Hukukumuzda vasıflı ikrarın bölünemeyeceği, yani ikrar eden taraf aleyhine delil teşkil etmeyeceği, bilakis o vakıayı ileri sürenin onu ispat etmesi gerektiği kabul edilmektedir. Yani vasıflı ikrarda ispat yükü, vakıayı ileri süren tarafta olup, o vakıayı vasıflı ikrar eden tarafta değildir.

(Prof. Dr. Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6. Bası, Cilt 2, S: 2051 vd.)

Bu durum karşısında mahkemece, davacının bir açıklık içermeden davalıya (25.000) TL. vermesinin, davalıya olan bir borcunu ödemesi anlamına geldiği ve bu karinenin aksinin, yani davacının bu meblağı davalıya borç olarak verdiğini ispat yükümlülüğünün davacıya düştüğü kabul edilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, ispat yükümlülüğünün davalıya yüklenmesi suretiyle yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, (25.000) TL. yönünden verilen kararın davalı yararına bozulması gerekmiştir.

SONUÇ

Yukarıda (1) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 05.10.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1030766100 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.