İtirazın iptali | İcra inkar tazminatı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2008/13951 E. 2010/9727 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
bağlantısız bileşik ikrar↗ vasıflı ikrar↗ kar payı alacağı↗ aleyhe delil↗ kâr payı alacağı↗ takas-mahsup↗ takas↗ kar payı↗ ikrar↗ ispat yükü↗ ifa↗ mahsup↗ kâr payı↗ icra inkar tazminatı↗ inkar tazminatı↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davacının davalıya (25.000) TL verdiğinin banka dekontu ile sabit olduğu, yine vergi dairesine annesi ve kardeşleri adına (62.697,31) TL vergi borcunu ödediğinin kabul edildiği, dolayısıyla davacının takibe konu meblağ kadar davalıdan alacaklı olduğu ve borcun ödendiği konusunda herhangi bir delil sunulmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davalının itirazının iptali ile asıl alacağın 08.06.2007 tarihinden itibaren yasal faiziyle tahsili için takibin devamına, % 40 icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Dava, davalıya borç olarak verildiği iddia edilen (25.000) TL’nın ve davalının muristen intikal eden şirket hissesi dolayısıyla payına düşen ve davacı tarafından ödendiği iddia edilen (11.755,74) TL vergi borcunun tahsili amacıyla girişilen icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkin olup, somut uyuşmazlığın çözümlenebilmesi için davacının anılan iddialarının ve davalının her iki iddiaya karşı yaptığı savunmaların ayrı ayrı incelenmesi gerekmektedir.
1-Davacının ilk olarak incelenmesi gereken iddiası, muris babalarından intikal eden ... Motor Ltd. Şti.’nin vergi borcunun tamamını kendisinin ödediği, davalı kardeşinin de bu meblağdan hissesine düşen kısmı kendisine iade etmesi gerektiğine ilişkindir. Davalı bu iddiaya karşı, “davacının tüm vergi borcunu ödediğinin doğru olduğu, ancak kendisinin de şirketten kar payı alacağının bulunduğu ve bu alacağının davacıya olan borcundan takas-mahsup edilmesi gerektiği” savunmasında bulunmuştur.
Doktrinde davalının bu ikrarına “bağlantılı bileşik ikrar” denilmektedir. Bağlantılı bileşik ikrarda bulunan taraf, diğer tarafın ileri sürdüğü vakıayı ikrar eder, fakat ikrarına bu vakıadan çıkan hukuki sonucu hükümden düşüren ve bu vakıanın doğumu ile ilgili bulunmayan başka bir vakıa ileri sürer. Bu durumda ikrarın bölünebileceği, dolayısıyla ispat yükünün davalıya düşeceği kabul edilmektedir.
O halde somut uyuşmazlıkta şirket ortaklığı nedeniyle hissesine düşen vergi borcu yönünden takas-mahsup savunmasını, diğer bir deyişle kendisinin de şirketten kar payı alacağının bulunduğunu ispatlamak yükümlülüğü davalıya düşer. Ancak davalının bu alacağının varlığını ispatlaması halinde dahi kar payı alacağını davacıdan değil, dava dışı şirketten istemesi gerekmektedir. Dolayısıyla somut uyuşmazlıkta anılan takas-mahsup savunmasının davacıya karşı ileri sürülmesi mümkün değildir.
Bu durum karşısında mahkemece, davalının şirket ortaklığı nedeniyle hissesine düşen vergi borcu yönünden davanın kabulüne karar verilmesi sonucu itibariyle doğru olmuş ve davalı vekilinin anılan alacağa yönelik temyiz itirazlarının reddine karar verilmesi gerekmiştir.
2- Davacının diğer iddiası davalıya borç olarak verdiği (25.000) TL’nın geri ödenmediği yönündedir. Davalı ise “anılan meblağın kendisine borç değil, şirket ortaklığından hissesine düşen kar payı alacağı olarak ödendiğini” savunmuştur.
Burada öncelikle davacının davalıya borç verdiğini ileri sürdüğü (25.000) TL’nın, davacı tarafından paranın hangi nedenle ödendiği konusunda bir açıklama içermeyen 29.03.2006 tarihli dekontla davalının banka hesabına yatırıldığı üzerinde durulmalıdır. Mahkemece bu paranın davalıya verildiği sabit olduğuna göre borcunu ödediğinin de davalı tarafından ispat edilmesi gerektiği, davalının ise bu yönde bir delil sunamadığı gerekçesiyle anılan meblağ yönünden de davanın kabulüne karar verilmiştir. Oysa herhangi bir açıklama içermeden yapılan bir para ödeme işlemi, kural olarak “bir borcun ifa edildiği” anlamına gelir ve bu karinenin aksini ispat yükümlülüğü, bunu iddia eden tarafa düşer. Dolayısıyla somut uyuşmazlıkta da anılan para yatırma işlemi, kural olarak davacının davalıya olan bir borcunun ödenmesi anlamındadır ve bu karinenin aksini, yani davalıya borç para verdiğini davacı ispatlamalıdır.
Bir an için davalının anılan savunmasıyla davacıdan para aldığını kabul ettiği ve bu nedenle de ispat yükümlülüğünün davalıya geçtiği düşünülebilirse de, davalının bu şekilde karşı tarafın ileri sürdüğü vakıanın doğru, fakat bunun hukuki niteliğinin iddia edilenden başka olduğunu bildirmesi, doktrinde “vasıflı ikrar (veya gerekçeli inkar)” olarak adlandırılmaktadır. Burada davacının ileri sürdüğü vakıa ikrar, fakat onun iddia ettiği hukuki nitelik inkar edilmektedir. Hukukumuzda vasıflı ikrarın bölünemeyeceği, yani ikrar eden taraf aleyhine delil teşkil etmeyeceği, bilakis o vakıayı ileri sürenin onu ispat etmesi gerektiği kabul edilmektedir. Yani vasıflı ikrarda ispat yükü, vakıayı ileri süren tarafta olup, o vakıayı vasıflı ikrar eden tarafta değildir. (Prof. Dr. Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6. Bası, Cilt 2, S: 2051 vd.)
Bu durum karşısında mahkemece, davacının bir açıklık içermeden davalıya (25.000) TL. vermesinin, davalıya olan bir borcunu ödemesi anlamına geldiği ve bu karinenin aksinin, yani davacının bu meblağı davalıya borç olarak verdiğini ispat yükümlülüğünün davacıya düştüğü kabul edilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, ispat yükümlülüğünün davalıya yüklenmesi suretiyle yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, (25.000) TL. yönünden verilen kararın davalı yararına bozulması gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2016/11904 E. 2018/3734 K.
Ortak:bağlantısız bileşik ikrar · ikrar · ispat yükü
İncelediğiniz karardaDoktrinde davalının bu «ikrarına» “«bağlantılı bileşik ikrar»” denilmektedir.
Bu durumda «ikrarın» bölünebileceği, dolayısıyla «ispat yükünün» davalıya düşeceği kabul edilmektedir.
Yani «vasıflı ikrarda» «ispat yükü», vakıayı ileri süren tarafta olup, o vakıayı vasıflı ikrar eden tarafta değildir. (Prof.
Benzer bu karardaDoktrinde davalının bu savunmasına “«bağlantılı bileşik ikrar»” denilmektedir.
Bu durumda «ikrarın» bölünebileceği, dolayısıyla «ispat yükünün» davalıya düşeceği kabul edilmektedir.
1- Dava, «taşıma sözleşmesinden» kaynaklanan «navlun alacağı» için başlatılan «icra takibine itirazın» iptali istemine ilişkin olup, mahkemece, «ispat yükü» davacıya yüklenerek yazılı şekilde davacının dava konusu alacağın ödenmediğini ispat edemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:navlun alacağı · navlun · icra takibine itiraz · taşıma sözleşmesi · ticari defter · fatura · teslim · e-defter
Benzer bu kararda1- Dava, «taşıma sözleşmesinden» kaynaklanan «navlun alacağı» için başlatılan «icra takibine itirazın» iptali istemine ilişkin olup, mahkemece, «ispat yükü» davacıya yüklenerek yazılı şekilde davacının dava konusu alacağın ödenmediğini ispat edemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; davalının «ticari defter» ve kayıtlarında dava konusu faturaların ödendiğinin belirtildiği, davacının «fatura» konusu alacağın ödenmediğini ispat edemediği, ayrıca davacının kötü niyetle hareket ettiğine dair kanaat oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Ancak, davalı vekili, cevap dilekçesinde, dava konusu «navlun alacağının» banka aracılığıyla davacıya ödendiğini ve ödemelere ilişkin makbuzların mevcut olduğunu savunmuş, yargılama aşamasında ise ödemelerin davacının yükü «teslim» eden şoförlerine elden yapıldığını belirtmiştir.
Buna göre, davalı, taraflar arasındaki «taşıma sözleşmesini» kabul etmiş ve dava konusu alacağı ödediğini savunarak ispat yükünü üzerine almıştır.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/6671 E. 2014/12073 K.
Ortak:vasıflı ikrar · aleyhe delil · ikrar · ispat yükü · icra inkar tazminatı · inkar tazminatı
İncelediğiniz karardaHukukumuzda «vasıflı ikrarın» bölünemeyeceği, yani ikrar eden taraf «aleyhine delil» teşkil etmeyeceği, bilakis o vakıayı ileri sürenin onu ispat etmesi gerektiği kabul edilmektedir.
Yani «vasıflı ikrarda» «ispat yükü», vakıayı ileri süren tarafta olup, o vakıayı vasıflı ikrar eden tarafta değildir. (Prof.
… erekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davalının itirazının iptali ile asıl alacağın 08.06.2007 tarihinden itibaren yasal faiziyle tahsili için takibin devamına, % 40 «icra inkar tazminatının» davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Benzer bu karardaHukukumuzda «vasıflı ikrarın» bölünemeyeceği, yani vasıflı ikrarın ikrar eden «aleyhine delil» teşkil etmeyeceği, bilakis o vakıayı ileri sürenin ispat etmesi gerektiği genel olarak kabul edilmektedir.
Yani, «vasıflı ikrarda» «ispat yükü», vakıayı ileri süren tarafta olup, o vakıayı vasıflı olarak ikrar eden tarafta değildir. (Baki Kuru, 2001, Hukuk Muhakemeleri Usulü, Cilt 2, Sayfa 2052 vd.) Öte yandan, yine Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2004/4-362 Esas, 2004/347 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere; «havale», hukuksal nitelik itibariyle bir ödeme vasıtasıdır.
Somut olaya baktığımızda, davalının kabulünün «vasıflı ikrar» olduğu, davacının ileri sürdüğü paranın gönderilmesi vakıasının davalı tarafından ikrar edildiği; fakat davacının iddia ettiği gibi bu paranın şirket ihtiyacına ilişkin olarak gönderildiği ve davalı tarafından şirket hesabına geçirilmediğinin inkar edildiği, bu çeşit ikrarın bölünemeyeceği nazara alınarak, davada «ispat yükünün» davacıda olduğu kabul edilmelidir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:yasal karine · limited şirket müdürü · karine · şirket müdürü · icra takibine itiraz · limited şirket · havale · kesin hüküm
Benzer bu kararda1- Dava, davacının ortağı olduğu «limited şirketin müdürü» davalının şirket ihtiyacı için gönderilen parayı şirket hesabına geçirmemesi sebebiyle oluştuğu ileri sürülen alacağın tahsili amacıyla girişilen «icra takibine itirazın» iptali istemine ilişkindir.
Mahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, davalının davacının «havale» yolu ile kendisine gönderdiği dava konusu edilen 50.000 TL'yi daha önce davacıya borç olarak verdiğini «kesin» delille ispatlayamadığı gerekçesiyle; davanın kabulüne, davalının «icra takibine itirazının» iptaline, takibin devamına, asıl alacağın % 20'si oranında «icra inkar tazminatının» davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
Davacı, «şirket müdürü» olan davalının şirketin ihtiyacı bulunduğunu belirtmesi üzerine her biri 25.000 TL tutarında iki ayrı gönderinin şirketin nakit ihtiyaçlarına binaen davalının banka hesabına «havale» edildiğini iddia etmiş, davalı ise dava konusu edilen toplam 50.000,00 TL'nin daha önce davalı tarafından davacıya verilen borcun ödemesi olduğunu savunmuştur.
Eş söyleyişle, havalenin, mevcut bir borcun ödenmesi amacıyla yapıldığı yolunda «yasal karine» mevcut olup, bu yasal karinenin aksini yani havalenin borcun ödenmesinden başka bir amaçla yapıldığını iddia edenin ispatlaması gerekir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2016/1898 E. 2016/9296 K.
Ortak:vasıflı ikrar · aleyhe delil · ikrar · ifa
İncelediğiniz karardaHukukumuzda «vasıflı ikrarın» bölünemeyeceği, yani ikrar eden taraf «aleyhine delil» teşkil etmeyeceği, bilakis o vakıayı ileri sürenin onu ispat etmesi gerektiği kabul edilmektedir.
Bir an için davalının anılan savunmasıyla davacıdan para aldığını kabul ettiği ve bu nedenle de ispat yükümlülüğünün davalıya geçtiği düşünülebilirse de, davalının bu şekilde karşı tarafın ileri sürdüğü vakıanın doğru, fakat bunun hukuki niteliğinin iddia edilenden başka olduğunu bildirmesi, doktrinde “«vasıflı ikrar» (veya gerekçeli inkar)” olarak adlandırılmaktadır.
Yani «vasıflı ikrarda» «ispat yükü», vakıayı ileri süren tarafta olup, o vakıayı vasıflı ikrar eden tarafta değildir. (Prof.
Benzer bu karardaDavalının bu savunması «vasıflı ikrar» niteliğinde olup, hukukumuzda vasıflı ikrarın bölünemeyeceği, yani vasıflı ikrarın ikrar eden «aleyhine delil» teşkil etmeyeceği, bilakis o vakıayı ileri sürenin ispat etmesi gerektiği kabul edilmektedir.
Dava, «satım sözleşmesi» gereğince avans olarak verildiği ve ödendiği iddia edilen çekin, sözleşmenin «ifa» edilmemesi nedeniyle bedelinin tahsili istemine ilişkindir.
Davacı taraf, «satım sözleşmesi» gereğince verilen dava konusu çekin davalı tarafından tahsil edildiğini, ancak satım sözleşmesinin «ifa» edilmediğini ileri sürmüş, davalı ise, çekin davacı şirket yetkilisinin şahsi borcu için verildiğini savunmuştur.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:yasal karine · avans ödemesi · delillerin toplanmaması · karine · ispat külfeti · reeskont faizi · satım sözleşmesi · sebepsiz zenginleşme
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamına göre; taraflar arasında ticari ilişkinin bulunduğu, davacı «ticari defterlerinde» dava konusu çekin işlendiği ve davalıya ödeme olarak kaydedildiği, bu ödemenin «avans ödemesi» olduğu ve davalının aktifine giren dava konusu «çek» karşılığında düzenlenen «fatura» ve mal «tesliminin» bulunmadığı, anılan çekin her iki tarafın ticari defterlerinden alacak «sebebi» olarak gösterilmediği, davacı ticari defterlerinde davalıdan 20.719,42 TL alacak «kaydı» bulunduğu, bu durumda davacının davalıya borcu olmayan bir tutarı ödediği ve davalının «sebepsiz zenginleşme» ile çek miktarı kadar davacıya borçlu olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile 15.000,00 TL’nin çekin tahsil edildiği tarihinden itibaren işleyecek değişen oranlarda «reeskont faizi» ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Öte yandan, «çek» bir ödeme aracı olup, dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6762 sayılı TTK’nın 692. maddesi ve 818 sayılı BK’nın 457. maddesi gereğince, çeklerin mevcut bir borcun ödenmesi amacıyla verildiği yolundaki «yasal karine» karşısında, bu yasal karinenin aksini yani çekin borcun ödenmesinden başka bir amaçla verildiğini iddia eden tarafın bunu «kesin» delillerle ispatlaması gerekmektedir.
Bu durumda, mahkemece, «ispat külfetinin» davacı üzerinde olduğunun kabulü ile çekin bir ödeme aracı olduğu, hükme esas alınan bilirkişi raporlarında tespit edilen hususların yukarıda belirtilen karinenin aksini ispata yeterli olmadığı gözetilerek, buna ilişkin «delillerin toplanması» ve oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, «eksik incelemeye» dayalı yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.
Dava, «satım sözleşmesi» gereğince avans olarak verildiği ve ödendiği iddia edilen çekin, sözleşmenin «ifa» edilmemesi nedeniyle bedelinin tahsili istemine ilişkindir.
1 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/4506 E. 2021/6795 K.
Ortak:bağlantısız bileşik ikrar · vasıflı ikrar · ikrar · ispat yükü · icra inkar tazminatı · inkar tazminatı
İncelediğiniz karardaYani «vasıflı ikrarda» «ispat yükü», vakıayı ileri süren tarafta olup, o vakıayı vasıflı ikrar eden tarafta değildir. (Prof.
… erekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davalının itirazının iptali ile asıl alacağın 08.06.2007 tarihinden itibaren yasal faiziyle tahsili için takibin devamına, % 40 «icra inkar tazminatının» davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Doktrinde davalının bu «ikrarına» “«bağlantılı bileşik ikrar»” denilmektedir.
Benzer bu karardaŞti.'den «çek» «teslim» aldığı hususunu kanıtlayamadığı, davalı «ispat külfetini» yerine getirmediğinden, davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği, mahkemece yazılı şekilde «ispat yükü» ters çevrilmek suretiyle davacı tarafa yüklenerek davanın reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olduğundan davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile mahkeme kararının HMK 353/1-b-3. maddesi uyarınca kaldırılarak, davanın kabulü ile Malatya İcra Dairesi'nin 2016/75578 Esas sayılı icra dosyasının takip sayılı dosyasında davalının itirazının 150.200,00 TL’lik miktar yönünden iptali ile takibin bu miktar üzerinden devamına, davacının «icra inkar tazminatı» talebinin alacak bilinebilir olduğundan kabulü ile hüküm altına alınan 150.200,00 TL'nin %20'si oranında hesaplanan 30.040,00 TL icra inkar tazminatının davalıdan …
Mahkemece «ispat yükünün» davacıda olduğu kabul edilerek ispatlanamayan davanın reddine karar verilmiş, davacı vekilinin «istinaf yoluna başvurması» üzerine bölge adliye mahkemesince davalı savunmasının «bağlantısız bileşik ikrar» niteliğinde olması nedeniyle ispat yükünün davalıda olduğu gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılmış, davalı yanın savunmasını ispat edemediğinden bahisle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Öğreti ve uygulamada ağırlıklı olarak «bağlantısız bileşik ikrar» dışındaki ikrar türlerinin bölünemeyeceği, dolayısıyla böyle durumlarda ikrar edenin «ispat yükü» altında olmadığı kabul edilmekle iddiasını ispatlama yükümlülüğünün karşı tarafa ait olduğu benimsenmektedir (Yargıtay HGK’nın 09.06.2004 tarih ve 2004/4-362 E. – 2004/347 K. sayılı kararı).
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:karine · ispat külfeti · icra takibine itiraz · kötü niyet · havale · çek · dava sebebi · dahili dava
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, itirazın iptali davasında takip talepnamesinde dayanılan borç ve borcun «sebebi» ile bağlı olunduğu, «ispat yükünün» davayı açan alacaklıda olduğu, alacaklının alacağını ispatla yükümlü olduğunu, davacının takip talebinden farklı bir sebebe dayalı olarak itirazın iptali davasını açmakla itirazın iptali davasının yasalarda düzenlenen amacıyla bağdaşmayan bir talepte bulunduğu, taraflar arasında herhangi bir ticari ilişkinin bulunmadığı, gönderilen havalelerin hangi ticari ilişkiye dayalı olarak gönderildiğinin tespit edilemediği, havalenin bir borcun ödenmesine «karine» teşkil ettiği gerekçesiyle ispatlanamayan davanın reddine, davacının «kötü niyeti» kanıtlanamadığından davacı aleyhine tazminata hükmedilmesine yer olmadığına karar verilmiş, hükme karşı davacı vekili tarafından «istinaf yoluna başvurulmuştur».
Şti.'den «çek» «teslim» aldığı hususunu kanıtlayamadığı, davalı «ispat külfetini» yerine getirmediğinden, davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği, mahkemece yazılı şekilde «ispat yükü» ters çevrilmek suretiyle davacı tarafa yüklenerek davanın reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olduğundan davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile mahkeme kararının HMK 353/1-b-3. maddesi uyarınca kaldırılarak, davanın kabulü ile Malatya İcra Dairesi'nin 2016/75578 Esas sayılı icra dosyasının takip sayılı dosyasında davalının itirazının 150.200,00 TL’lik miktar yönünden iptali ile takibin bu miktar üzerinden devamına, davacının «icra inkar tazminatı» talebinin alacak bilinebilir olduğundan kabulü ile hüküm altına alınan 150.200,00 TL'nin %20'si oranında hesaplanan 30.040,00 TL icra inkar tazminatının davalıdan …
Bölge Adliye Mahkemesince, davalının savunmasının "bağlantısız birleşik «ikrar»" niteliğinde olduğu ve bu durumda «ispat yükünün» davalıda bulunduğu, davalının davacı tarafın davalı şirket hesabına göndermiş olduğu «havale» işlemine konu para karşılığı, dava dışı ...
Dava, satım ilişkisine dayalı avans olarak gönderildiği ileri sürülen paranın, «teslimat» gerçekleşmemesi nedeniyle iadesi nedeni gösterilerek başlatılan «icra takibine itirazın» iptali istemine ilişkindir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2008/13951 E. , 2010/9727 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasında görülen davada Aydın 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 25.09.2008 tarih ve 2007/363 - 2008/464 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak davalı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 05.10.2010 gününde taraflar ve avukatları tebliğe rağmen duruşmaya gelmediğinden, tetkikatın evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin, kardeşi olan davalıya 29.03.2006 tarihli banka havalesi yoluyla (25.000) TL borç verdiği halde borcun ödenmediğini, daha sonra babaları ...'in ölmesiyle terekeye dahil olan ... Motor Ltd. Şti.'nin (62.697,31) TL vergi borcunun, taksim sonrasında diğer mirasçılarca hisselerine düşen kısmının ödenmesi kaydıyla müvekkilince ödendiğini, diğer mirasçılar paylarına düşen kısmı ödediği halde davalının miras hissesine isabet eden (11.755,74) TL borcu da ödemediğini, toplam (36.775,74) TL üzerinden girişilen icra takibinin, davalının haksız itirazı sonucunda durduğunu ileri sürerek, itirazın iptalini ve % 40 icra inkar tazminatının davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacının müvekkiline ödediği paranın borç değil, 2003 yılından önceki döneme ait olan ve müvekkiline isabet eden kâr payı olduğunu, yine müvekkilinin davacıdan alacağının bulunduğunu ve tahsili için dava açıldığını, bu nedenle vergi borcundan payına düşen kısıma da itiraz edildiğini, mahkemece bu kısım alacağın tespiti halinde davacının alacağından müvekkilinin alacağının takas mahsubunu talep etmiştir.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davacının davalıya (25.000) TL verdiğinin banka dekontu ile sabit olduğu, yine vergi dairesine annesi ve kardeşleri adına (62.697,31) TL vergi borcunu ödediğinin kabul edildiği, dolayısıyla davacının takibe konu meblağ kadar davalıdan alacaklı olduğu ve borcun ödendiği konusunda herhangi bir delil sunulmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davalının itirazının iptali ile asıl alacağın 08.06.2007 tarihinden itibaren yasal faiziyle tahsili için takibin devamına, % 40 icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Dava, davalıya borç olarak verildiği iddia edilen (25.000) TL’nın ve davalının muristen intikal eden şirket hissesi dolayısıyla payına düşen ve davacı tarafından ödendiği iddia edilen (11.755,74) TL vergi borcunun tahsili amacıyla girişilen icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkin olup, somut uyuşmazlığın çözümlenebilmesi için davacının anılan iddialarının ve davalının her iki iddiaya karşı yaptığı savunmaların ayrı ayrı incelenmesi gerekmektedir.
1-Davacının ilk olarak incelenmesi gereken iddiası, muris babalarından intikal eden ... Motor Ltd. Şti.’nin vergi borcunun tamamını kendisinin ödediği, davalı kardeşinin de bu meblağdan hissesine düşen kısmı kendisine iade etmesi gerektiğine ilişkindir. Davalı bu iddiaya karşı, “davacının tüm vergi borcunu ödediğinin doğru olduğu, ancak kendisinin de şirketten kar payı alacağının bulunduğu ve bu alacağının davacıya olan borcundan takas-mahsup edilmesi gerektiği” savunmasında bulunmuştur.
Doktrinde davalının bu ikrarına “bağlantılı bileşik ikrar” denilmektedir. Bağlantılı bileşik ikrarda bulunan taraf, diğer tarafın ileri sürdüğü vakıayı ikrar eder, fakat ikrarına bu vakıadan çıkan hukuki sonucu hükümden düşüren ve bu vakıanın doğumu ile ilgili bulunmayan başka bir vakıa ileri sürer. Bu durumda ikrarın bölünebileceği, dolayısıyla ispat yükünün davalıya düşeceği kabul edilmektedir.
O halde somut uyuşmazlıkta şirket ortaklığı nedeniyle hissesine düşen vergi borcu yönünden takas-mahsup savunmasını, diğer bir deyişle kendisinin de şirketten kar payı alacağının bulunduğunu ispatlamak yükümlülüğü davalıya düşer. Ancak davalının bu alacağının varlığını ispatlaması halinde dahi kar payı alacağını davacıdan değil, dava dışı şirketten istemesi gerekmektedir. Dolayısıyla somut uyuşmazlıkta anılan takas-mahsup savunmasının davacıya karşı ileri sürülmesi mümkün değildir.
Bu durum karşısında mahkemece, davalının şirket ortaklığı nedeniyle hissesine düşen vergi borcu yönünden davanın kabulüne karar verilmesi sonucu itibariyle doğru olmuş ve davalı vekilinin anılan alacağa yönelik temyiz itirazlarının reddine karar verilmesi gerekmiştir.
2- Davacının diğer iddiası davalıya borç olarak verdiği (25.000) TL’nın geri ödenmediği yönündedir. Davalı ise “anılan meblağın kendisine borç değil, şirket ortaklığından hissesine düşen kar payı alacağı olarak ödendiğini” savunmuştur.
Burada öncelikle davacının davalıya borç verdiğini ileri sürdüğü (25.000) TL’nın, davacı tarafından paranın hangi nedenle ödendiği konusunda bir açıklama içermeyen 29.03.2006 tarihli dekontla davalının banka hesabına yatırıldığı üzerinde durulmalıdır. Mahkemece bu paranın davalıya verildiği sabit olduğuna göre borcunu ödediğinin de davalı tarafından ispat edilmesi gerektiği, davalının ise bu yönde bir delil sunamadığı gerekçesiyle anılan meblağ yönünden de davanın kabulüne karar verilmiştir. Oysa herhangi bir açıklama içermeden yapılan bir para ödeme işlemi, kural olarak “bir borcun ifa edildiği” anlamına gelir ve bu karinenin aksini ispat yükümlülüğü, bunu iddia eden tarafa düşer. Dolayısıyla somut uyuşmazlıkta da anılan para yatırma işlemi, kural olarak davacının davalıya olan bir borcunun ödenmesi anlamındadır ve bu karinenin aksini, yani davalıya borç para verdiğini davacı ispatlamalıdır.
Bir an için davalının anılan savunmasıyla davacıdan para aldığını kabul ettiği ve bu nedenle de ispat yükümlülüğünün davalıya geçtiği düşünülebilirse de, davalının bu şekilde karşı tarafın ileri sürdüğü vakıanın doğru, fakat bunun hukuki niteliğinin iddia edilenden başka olduğunu bildirmesi, doktrinde “vasıflı ikrar (veya gerekçeli inkar)” olarak adlandırılmaktadır. Burada davacının ileri sürdüğü vakıa ikrar, fakat onun iddia ettiği hukuki nitelik inkar edilmektedir. Hukukumuzda vasıflı ikrarın bölünemeyeceği, yani ikrar eden taraf aleyhine delil teşkil etmeyeceği, bilakis o vakıayı ileri sürenin onu ispat etmesi gerektiği kabul edilmektedir. Yani vasıflı ikrarda ispat yükü, vakıayı ileri süren tarafta olup, o vakıayı vasıflı ikrar eden tarafta değildir.
(Prof. Dr. Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6. Bası, Cilt 2, S: 2051 vd.)
Bu durum karşısında mahkemece, davacının bir açıklık içermeden davalıya (25.000) TL. vermesinin, davalıya olan bir borcunu ödemesi anlamına geldiği ve bu karinenin aksinin, yani davacının bu meblağı davalıya borç olarak verdiğini ispat yükümlülüğünün davacıya düştüğü kabul edilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, ispat yükümlülüğünün davalıya yüklenmesi suretiyle yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, (25.000) TL. yönünden verilen kararın davalı yararına bozulması gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 05.10.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1030766100 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz