Tasfiye memuru sorumluluğu davasında delil avansının yatırılmaması
İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi · 2023/370 E. 2024/1963 K. · · İlk derece: BAKIRKÖY 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
Tazminatistinaf başvurusunun esastan reddiTemyiz yolu açık
★ Emsal
Davacının nitelemesi: Tasfiye Memurunun Sorumluluğu (TTK 553) mahkemenin nitelemesiyle örtüşüyor
Sınır kaydı: künye-holding uyumsuzluğu → 4 (haksız fiil) — Sınır Cetveli / Negatif Alan
Gerekçe özeti
Şirket alacaklısının, tasfiye memurunun ödeme sırasına aykırı ödemeler yaparak kendisini zarara uğrattığı iddiasıyla açtığı tazminat davası, doğrudan zarar niteliğinde olduğundan TTK 553. madde kapsamında değerlendirilir; bu tür davalarda iddianın ispatı teknik bilgi gerektirdiğinden bilirkişi incelemesi zorunludur. Mahkemece bilirkişi ücretinin yatırılması için usulüne uygun tebliğ edilen kesin süreye rağmen delil avansı yatırılmazsa, taraf o delilin ikamesinden vazgeçmiş sayılır ve dosyadaki diğer delillerle iddia kanıtlanamıyorsa dava esastan reddedilir.
Ele alınan sorunlar
Davanın hukuki dayanağının TTK 553 mü yoksa 556 mı olduğu → kabul
Gerekçe: Dava, TTK 553. madde uyarınca davalı tasfiye kurulu başkanının özen ve yükümlülüğüne aykırı davranıp davranmadığının ve buna bağlı tazminat talebinin yerinde olup olmadığının tespiti istemine ilişkindir. TTK 546/2. madde tasfiye memurunun sorumluluğu bakımından 553. maddeye atıfta bulunmaktadır; tasfiye memurları, tasfiye işlemlerinde yasa, ortaklık sözleşmesi veya iş görme koşullarını saptayan kurallara aykırı işlem yaparak üçüncü kişileri veya ortakları zararlandırdıkları takdirde sorumlu olurlar. TTK 553(1) uyarınca kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurları, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettiklerinde hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumludur. Yöneticinin ortaklığın malvarlığını azaltan veya kötüleştiren yasa ve ana sözleşme hükümlerine aykırı davranışları, ortaklar ve alacaklıların dolaylı zarar görmesine yol açar; ortaklığın doğrudan zarar görmesi, ortakların ve alacaklıların dolaylı zararı olarak sonuç doğurur. Şirket ortağı veya alacaklısının sorumluluk davası yoluyla kendi adına istemde bulunabilmesinin koşulu, oluştuğu ileri sürülen zararın doğrudan zarar niteliğinde olmasıdır. Somut olayda davacının talepleri, tasfiye kurulu başkanının sırası gelmeyenlere yaptığı ödemeler nedeniyle alacağını tahsil edemeyerek doğrudan zarara uğradığına yönelik olup alacağın davalıdan tahsiline ilişkindir; bu nedenle uyuşmazlık TTK 553 kapsamında değerlendirilmelidir.
Gerekçe kaynağı: özgün
Bilirkişi incelemesinin gerekliliği ve delil avansının (bilirkişi ücretinin) yatırılmaması → ret
İddia: Davacı asil; genel bilgi veya tecrübeyle ya da hakimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenebilecek konularda bilirkişiye başvurulamayacağını, mahkemenin taleplerini görmezden geldiğini, delillerin davalıdan talep edilmediğini ve müzekkere yazılmadığını, dosyadaki eksiklikler tamamlanmadan bilirkişiye tevdi edilemeyeceğini, tarafların doğrudan veya dolaylı soru ile bilgi alma talebinde bulunabileceğini ileri sürerek kararın kaldırılıp davanın kabulünü talep etmiştir.
Gerekçe: HMK 266. madde uyarınca çözümü hukuk dışında özel veya teknik bilgi gerektiren hallerde hakim bilirkişi oy ve görüşüne başvurur. Eldeki davada, davalı tasfiye memurunun davacının zararına işlem yapıp yapmadığı ve ödeme sırası gelmeyen alacaklılara ödeme yapılıp yapılmadığı hususlarının sunulan deliller üzerinde bilirkişi incelemesiyle tespiti zorunlu olup, yapılacak inceleme teknik bilgi gerektirmektedir. HMK 324. maddeye göre delil avansının yatırılmaması halinde taraf o delilin ikamesinden vazgeçmiş sayılır ve mahkeme davayı dosyadaki mevcut delil durumuna göre değerlendirerek karara bağlar; diğer delillerle dava kanıtlanamıyorsa davanın esastan reddi gerekir. Somut olayda mahkemece 27/05/2022 ve 22/09/2022 tarihli ara kararlarla davacıya bilirkişi ücretini yatırması için kesin süre verilmiş, yasal sonuçları hatırlatılarak verilen kesin süre ihtarı davacıya usulüne uygun tebliğ edilmiş, ancak davacı tarafından delil avansı yatırılmamıştır. Bu nedenle dosyada mevcut delillerden davalının şirketi ve alacaklıları zarara uğrattığının ispatı mümkün olmadığından davanın reddine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmamaktadır.
Gerekçe kaynağı: özgün
Emsal değeri
Şirket alacaklısının tasfiye memuruna karşı açtığı tazminat davasının TTK 553 (doğrudan zarar) kapsamında mı yoksa TTK 556 (dolaylı zarar) kapsamında mı değerlendirileceği ve bu tür davalarda ispatın bilirkişi incelemesine bağlı olduğu, delil avansı yatırılmazsa davanın reddedileceği yönünden bölgesel ikna edici emsal niteliği taşımaktadır.
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
tasfiye memurunun sorumluluğu↗ doğrudan zarar↗ dolaylı zarar↗ TTK 553↗ delil avansı↗ kesin süre↗ bilirkişi incelemesi↗
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
12. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO 2023/370
KARAR NO 2024/1963
TÜRK MİLLETİ ADINA
İSTİNAF KARARI
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ BAKIRKÖY 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ 15/12/2022
NUMARASI 2022/492 Esas 2022/1158 Karar
DAVA
Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan)
Davanın reddine ilişkin kararın davacı tarafından istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;
DAVA
Davacı; ...'nun faaliyet izninin 4389 sayılı Bankalar Kurulu'nun 20/6 maddesi hükmüne istinaden kaldırıldığını ve ... A.Ş.nin tasfiyeye girdiğini, 04/08/2001 tarihli Olağanüstü Genel Kurulunda tasfiyenin en geç 5 yıl içinde tamamlanmasının kararlaştırıldığını, bahsi geçen finans kurumunda 2001 yılından önce ABD Doları ve Euro yatırarak açtığı muhtelif hesaplarının bulunduğunu, genel kurul toplantısında hesapların, küçük meblağdan büyük meblağa doğru sırasıyla ödeme yapılmasının karar altına alındığını, ödeme sırasının dışına çıkılacak olunur ise tasfiye memurlarının ve münfesih şirketin hukuki ve cezai sorumlulukları olacağının yetkililer tarafından yazılı olarak beyan edildiğini, 2002 yılında 500-TL ödeme yapıldığını ve 19 yıl boyunca başka hiçbir ödeme yapılmadığını, ...'nun 2009 yılından itibaren sıralı ödemeleri tamamen durdurduğunu, yüzlerce sıra dışı ödemeler yaptığını belirterek ...'nun görevini suistimal ettiğinden bahisle çıkarları doğrultusunda tarafına ödeme yapmadığı alacağının fazlaya ilişkin hakkını saklı tutarak ödetilmesinin teminine, Tasfiye Kurulu Başkanının genel kurulda alınan kararları ihlal ettiğinin ve genel kurulda tesbit edilen ödeme sırasını da ihlal ettiğinin tespitine, 2.000-TL tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP
Davalı vekili; husumet itirazında bulunduklarını, davacının alacağı kâr ve zarara katılım akdine dayandığını, bu hesabına yönelik olarak davacının dava dışı ... A.Ş.'den ve müvekkillerinden henüz kesinleşmiş muaccel ve likit bir alacağı bulunmadığını, benzer alacak davalarında muhtelif mahkemelerden davanın reddi yönünde kararlar verildiğini ve bu kararların da Yargıtay tarafından onandığını, davanın zamanaşımına uğradığını, dava dışı şirketin tasfiye işlemlerinin devam ettiğini, müvekkilinin davacıya hiçbir borcu bulunmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEME KARARI
Mahkemece verilen 31/12/2020 tarihli kararda; somut olayda davacının talep ettiği hususların dolaylı zarara ilişkin olduğu, TTK.m.553/I'de sayılan kişilerin kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal etmeleri halinde alacaklıların dolayısıyla zararlar bakımından dava açma hakkını yalnızca şirketin iflası haline özgülendiği, TTKnın 556'maddesinde ise anonim şirketin faaliyette olduğu dönemde dolayısıyla zararı talep etme hakkının yalnızca pay sahiplerine tanındığı, alacaklılara böyle bir hak tanınmadığı,talebin TTK 556.maddeye göre değerlendirilmesi gerektiği, davacı alacaklının dolayısıyla zararlar bakımından zararının tazminini ancak iflas halinde talep edebileceği ve bu talebin öncelikle iflas idaresine yöneltilmesi gerektiği, şayet iflas idaresinin bu davayı açmaya lüzum görmemesi halinde TTKnın 556'maddesine dayanarak kendilerinin bu davayı açabileceği, davacının bu dosyadan tefrik edilen Bakırköy 7.ATM dosyasında söz konusu alacağı için finans kurumuna davayı açtığı ve derdest olduğu da dikkate alındığında davacının alacaklı sıfatının netleşmediği, davacının açtığı sorumluluk davasında hükmedilecek tazminatın ancak dava dışı şirket lehine verilmesi istemli açabileceği, davacının ise kendi adına talep edemeyeceği gerekçesiyle TTK'nın 556.maddesi uyarınca davanın reddine karar verilmiştir.
Anılan karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, Dairemizin 07/04/2022 Tarih 2021/722 Esas 2022/530 Karar sayılı ilamıyla; "TTK nın 555, 556.maddeleri "şirketin zararı"na ilişkin olup, somut durumla ilişkili olmadığından ve davalı tasfiye memuruna husumet yöneltilebileceğinden TTK 553. maddeye dayalı açılan bu davanın yazılı şekilde reddi doğru olmamıştır. Bu itibarla, davalı şirketin kayıtları incelenmek suretiyle davalı tasfiye memurunun davacının zararına işlem yapıp yapmadığı, bu kapsamda ödeme sırası gelmeyen alacaklılara ödeme yapılıp yapılmadığı hususları da araştırılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi doğru olmadığından davacının istinaf başvurusunun kabulüne kararın kaldırılarak, dava yeniden görülmek üzere dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verilmiştir." Kaldırma kararından sonra Mahkemece, taraflar arasındaki uyuşmazlık bakımından tasfiye kurulu başkanının alacaklıları zarara uğratıp uğratmadığının bilirkişi incelemesi esas alınarak uyuşmazlık konusu irdelenebileceği, hal böyle olunca 27.05.2022 ve 22.09.2022 tarihli ara kararla ile davacıya kesin süre verilerek bilirkişi ücretini yatırması istendiği, davacı ısrarla elindeki soruların cevabının verilmesi yönünde ara karar talep etmiş ise de davacının bu şekilde soru sorma yetkisi bulunmadığı gibi söz konusu iddialarını sorularının cevabı ancak ve ancak bilirkişilerin şirketin defter ve kayıtlarının incelemesi ile ortaya çıkması mümkün olduğundan sunulacak rapora göre mümkün olduğu, eldeki delillerden davalının şirketi ve alacaklıları zarara uğrattığının ispatının mümkün olmadığı sabit olmakla dosyadaki mevcut deliller kapsamında ispat edilemeyen davanın reddine karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacı asil; genel bilgi veya tecrübeyle ya da hakimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamayacağını, mahkemenin ısrarla yasal haklarından kaynaklanan taleplerini görmezden gelerek reddettiğini, delillerin hiçbirinin davalıdan talep edilmediğini, müzekkere yazılmadığını, dosyadaki eksiklikler tamamlanmadan bilirkişiye tevdi edilemeyeceğini, tarafların ister doğrudan isterse dolaylı soru ile bilgi alma talebinde bulunabileceklerini, kararın kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
GEREKÇE
Dava; TTK 553.madde uyarınca davalı tasfiye kurulu başkanının özen ve yükümlülüğüne aykırı davranıp davranmadığı, yükümlülükleri ihlal edilmiş ise davacının tazminat talebinin yerinde olup olmadığının tespiti istemine ilişkindir. Davacının talepleri; şirketin tasfiye kurulu başkanı olan davalının tasfiye işlemleri sırasında sırası gelmeyenlere yaptığı ödemeler nedeniyle alacağını tahsil edemeyerek doğrudan zarara uğradığına yönelik olup, alacağın davalıdan tahsiline yöneliktir. TTK’nun 546/2. Maddesi tasfiye memurunun sorumluluğu bakımından 553. maddeye atıfta bulunmaktadır. Tasfiye memurları, tasfiye işlemlerinde yasa, ortaklık sözleşmesi veya iş görme koşullarını saptayan kurallara aykırı işlem yaparak üçüncü kişileri veya ortakları zararlandırdıkları takdirde sorumlulukları söz konusu olacaktır.
TTK'nun 553(1)maddesinde; Kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurlarının kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, hem şirkete hem pay sahiplerine, hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumlu oldukları düzenlenmiştir. TTK'nın 553-555 maddeleri gereğince, şirket alacaklıları ve pay sahiplerinin şirket yöneticileri hakkında sorumluluk davası açmaları imkanı mevcuttur. Yöneticinin, ortaklığın mal varlığını azaltan veya kötüleştiren yasa ve ana sözleşme hükümlerine aykırı davranışları, ortaklar ve alacaklıların da dolaylı zarar görmesine yol açar. Başka bir anlatımla, ortaklığın doğrudan doğruya zarar görmesi, ortakların ve alacaklıların dolaylı zararı olarak sonuç doğurur.
Şirket ortağı veya alacaklısı konumunda olan kişilerin sorumluluk davası yolu ile kendileri adına istemde bulunabilmelerinin koşulu ise, oluştuğu ileri sürülen zararın, doğrudan zarar niteliğinde olmasıdır. Buna göre 6098 sayılı TBK'nın 49. madde hükmündeki haksız fiilden doğan genel hükümlere veya şirketler hukukundaki özel hükümlere (TTK 553-556 maddeler) dayanılabilir. HMK'nın 266. maddesinde, çözümü hukuk dışında özel veya teknik bilgi gerektiren hallerde hakimin bilirkişi oy görüşünün alınmasına karar vereceği hüküm altına alınmıştır. Eldeki davada; davalı tasfiye memurunun davacının zararına işlem yapıp yapmadığı, bu kapsamda ödeme sırası gelmeyen alacaklılara ödeme yapılıp yapılmadığı hususları ve sunulan deliller üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılması zorunlu olup, yapılacak inceleme teknik bilgi gerektirmektedir.
HMK’nin 324. maddesine göre; delil avansının yatırılmaması halinde, tarafın o delilin ikamesinden vazgeçmiş sayılacağı düzenlenmiş olup, bu durumda mahkemenin davayı dosyada mevcut delil durumuna göre değerlendirerek karar vermesi gereklidir. Diğer deliller ile dava kanıtlanamıyorsa davanın, esastan reddi gerekir. Somut olayda; Dairemiz kaldırma kararında da belirtildiği üzere davalı şirketin kayıtları incelenmesi gerekmekte olup, mahkemece 27/05/2022 ve 22/09/2022 tarihli ara kararla davacıya bilirkişi ücretini yatırması için kesin süre verildiği, uyuşmazlığın çözümünün teknik bilgiyi ve bilirkişi incelemesini gerektirdiği, mahkemece yasal sonuçları hatırlatılarak verilen kesin süre ihtarının davacıya usulüne uygun olarak tebliğ edildiği, davacı tarafından delil avansının yatırılmadığı anlaşılmıştır.
Açıklanan nedenlerle mahkemece, mahkemece verilen kesin süreye rağmen bilirkişi ücretinin yatırılmadığı anlaşılmakla dosyada mevcut delillerden davalının şirketi ve alacaklılara zarara uğrattığının ispatı mümkün olmadığından davanın reddine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığından, davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
HÜKÜM
Yukarıda açıklanan nedenlerle: Davacının istinaf başvurusunun HMK'nun 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, Alınması gereken 427,60-TL istinaf karar harcından peşin yatırılan 179,90-TL harcın mahsubu ile kalan 247,70-TL harcın davacıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına, Davacı tarafından yapılan giderlerin üzerinde bırakılmasına, davalı tarafından yapılan 161-TL istinaf yargı giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, Gerekçeli kararın bir örneğinin taraf vekillerine tebliğine, HMK 'nun 361/1. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabileceğine, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle karar verildi. 30/12/2024
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/53324 · sınıflandırıcı v3.2 · görünüm damgası: kmk_oncesi