İtirazın iptali
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2012/1192 E. 2012/17778 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
infazda tereddüt↗ kötüniyet tazminatı↗ infaz↗ kamu düzeni↗ asıl alacak↗ kötüniyet↗ icra inkar tazminatı↗ inkar tazminatı↗ avans faizi↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, borcun dava açıldıktan sonra ödendiği, davalı tarafın icra takibine geçilmesine ve dava açılmasına sebebiyet verdiği gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile takip tarihinden itibaren yürütülen reeskont avans faizine itirazın iptaline, takip tarihinden itibaren faiz yürütülmesine, 1.062,08 TL %40 icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline, davalı tarafın kötüniyet tazminat talebinin reddine karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava, itirazın iptali istemine ilişkindir. Mahkemece, hükmün “Davanın kısmen kabulü-kısmen reddi ile, asıl alacak davadan sonra ödendiğinden takip tarihinden itibaren yürütülen reeskont avans faizine itirazın iptaline, takip tarihinden itibaren faiz yürütülmesine,...” karar verilmiş ise de, hükmün bu haliyle ret ve kabul edilen kısımlarının açıkça anlaşılmadığı ve infazda tereddüt oluşturacak şekilde iki farklı faiz oranı belirtildiği anlaşılmıştır.
Anayasa'nın 141. maddesi ile yargılamanın aleniyeti ilkesi benimsenmiştir. Bunun anlamı yargılamanın açık yürütülmesi, kurulan kısa kararda hüküm altına alınan hususların açıkça yazılması ve sonradan yazılan gerekçeli kararın da, önceki kısa karara uygun olmasıdır.
HUMK'nın 388. maddesi, mahkeme kararlarında nelerin yazılacağını anlatır. Buna göre, hüküm sonucu kısmında gerekçeye ait her hangi bir söz tekrar edilmeksizin isteklerin her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların mümkünse
sıra numarası altında birer birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir. Aynı kural HUMK'nın 389. maddesinde de tekrarlanmış, HUMK'nın 381. maddesinde ise “Kararın tefhimi en az 388. maddede belirtilen hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçilerek okunması suretiyle olur” hükmüne yer verilmiştir. Bu biçim, yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereğidir. Aksi hal, yeni tereddüt ve ihtilaflar yaratır, yargılamanın aleniyeti ilkesine uyulmamış ve yargı kararlarına güven sarsılmış olur. Hatta, dava içinden davalar doğar ve hükmün hedefine ulaşması engellenir. Kamu düzeni ve barışı oluşturulamamış olur.
Somut olayda, yukarıda açıklandığı şekilde verilen kısa kararın, karar tarihinde yürürlükte olan HUMK’nın 381 ve 388. maddesi ve inceleme tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK’nın 294. ve 297. maddeleri anlamında bir kısa karar tefhimi olarak da kabulü, bu nedenlerle mümkün değildir. Bu itibarla, tarafların hak ve yükümlülüklerini tam olarak belirten ve infazda tereddüt oluşturmayacak şekilde açıklanan yasa hükümlerine uygun olarak bir karar vermek gerekirken, yazılı olduğu şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
2- Bozma neden ve şekline göre, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2011/9082 E. 2011/16798 K.
Ortak:icra inkar tazminatı · inkar tazminatı
İncelediğiniz kararda… , davalı tarafın icra takibine geçilmesine ve dava açılmasına sebebiyet verdiği gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile takip tarihinden itibaren yürütülen reeskont «avans faizine» itirazın iptaline, takip tarihinden itibaren faiz yürütülmesine, 1.062,08 TL %40 «icra inkar tazminatının» davalıdan tahsiline, davalı tarafın «kötüniyet tazminat» talebinin reddine karar verilmiştir.
Benzer bu kararda1-Dava, işletme devir bedelinden kaynaklanan «menfi tespit» istemine ilişkin olup, mahkemece kısa kararda davanın reddine karar verilmiş, gerekçeli kararda ise davanın reddine, % 40 «icra inkar tazminatının» davacıdan tahsiline denilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:illiyet bağı · menfi tespit
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, sahte belge olayının gerçekleşmediği, davacının iddia ettiği ruhsat iptali ile davalının eylemi arasında «illiyet bağı» bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine, % 40 tazminatın davalıya verilmesine karar verilmiştir.
1-Dava, işletme devir bedelinden kaynaklanan «menfi tespit» istemine ilişkin olup, mahkemece kısa kararda davanın reddine karar verilmiş, gerekçeli kararda ise davanın reddine, % 40 «icra inkar tazminatının» davacıdan tahsiline denilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/13912 E. 2014/20093 K.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:para borcu · tasdik kararı · fatura · e-defter
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davalının «fatura» karşılığı taşıma işi yaptığı, buna ilişkin faturaları «defterine» kaydettiği, ancak defterlerin kapanış «tasdiklerinin» bulunmadığı, kendi lehine delil teşkil etmeyeceği, davacı kooperatifin amacının taşıma olması, üyeleri aracılığı ile nakliye işi yapması gerekirken davalı şirketle iş yapmasının hukuka aykırı olduğu, birleşen davada ise bankadan kooperatife gönderilen «paranın borcun» tasfiyesine ilişkin olduğu, davalının bu paranın ne amaçla gönderildiğini ispatlayamadığı, asıl ve birleşen davanın reddi gerektiği gerekçesiyle, asıl ve birleşen …
-
Taşıma sözleşmesinden kaynaklanan tazminat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/10175 E. 2012/16061 K.
Ortak:kamu düzeni
Benzer bu karardaAyrıca anılan husus «kamu düzeni» ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kusur oranı · kâr mahrumiyeti · taşıma sözleşmesi · maddi tazminat · yasal faiz · kusur · cy/cy kaydı · teminat
Benzer bu karardaMahkemece iddia, savunmalar, Ceza Mahkemesi dosyası, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamına göre, BK'nın 45. maddesine göre ölenin yardımından «mahrum» kalanların zararının tazmin edilmesi gerektiği, manevi tazminatın tespitinde davalı ...'nun «kusur oranı», ekonomik durumu ve davacıların yaşları ve murisin yokluğunda duydukları elem ile manevi tazminatın zenginleşme aracı olmayacağının dikkate alındığı, davalı sigorta şirketince yapılan ödemenin zarardan indirildiği gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüyle davacı ... için 11.286,22 TL «maddi tazminatın», davalı Ergo İsviçre Sigorta A.Ş. tarafından ödenen 8.876,00 TL'nin mahsubu ile bakiyesi 2.410,22 TL'nin davalı Ergo İsviçre Sigorta A.Ş.nin poliçede yazılı «teminat» miktarı ile sınırlı olmak «kaydı» ile, davalılardan Ergo İsviçre Sigorta A.Ş yönünden 10.09.2009 tarihinden itibaren, davalı ... yönünden ise olayın gerçekleştiği tarihten itibaren işleyecek yasal …
2- Davacı ...'ın uğramış olduğu maddi zarar karşılığı olarak 11.286,22 TL «maddi tazminatın» davalı Ergo Sigorta tarafından ödenen 8.876,00 TL'nin mahsubu ile bakiye kalan 2.410,22 TL nin davalı Sigorta Şirketinin poliçede yazılı «teminat» miktarı ile sınırlı olmak «kaydı» ile davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, söz konusu tazminatın 10.09.2009 tarihinden itibaren Sigorta Şirketi yönünden «yasal faiz» uygulanmasına, davalı ... yönünden ise olayın gerçekleştiği 15.05.2009 tarihinden itibaren yasal faiz uygulanmasına, 3- Davacı ...'ın uğramış olduğu maddi zarar ka …
Sigorta A.Ş.'nin poliçede yazılı «teminat» miktarı ile sınırlı olmak «kaydı» ile, davalılardan Ergo İsviçre Sigorta A.Ş yönünden 10.09.2009 tarihinden itibaren, davalı ... yönünden ise olayın gerçekleştiği tarihten itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline; davacılardan her biri için ayrı ayrı 7.500,00 TL olmak üzere toplam 15.000,00 TL manevi tazminatın davalılar Albayraklar İnş. ve Tur.
Şti. ve ...'dan dava tarihinden itibaren işleyecek «yasal faizi» ile birlikte tahsiline karar verilmiştir.
5 benzer karar daha
-
İtirazın iptali | İtirazın iptali | İcra inkar tazminatı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/10474 E. 2014/15252 K.
Ortak:icra inkar tazminatı · inkar tazminatı
İncelediğiniz kararda… , davalı tarafın icra takibine geçilmesine ve dava açılmasına sebebiyet verdiği gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile takip tarihinden itibaren yürütülen reeskont «avans faizine» itirazın iptaline, takip tarihinden itibaren faiz yürütülmesine, 1.062,08 TL %40 «icra inkar tazminatının» davalıdan tahsiline, davalı tarafın «kötüniyet tazminat» talebinin reddine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, taraflar arasında taşımadan kaynaklanan ticari ilişki bulunduğu, takip tarihi itibariyle 93.796,10 TL davacının alacağı olduğu gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne, itirazın kısmen iptaline, takibin 93.796,10 TL üzerinden iptaline, «icra inkar tazminatının» tahsiline karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
-
Yabancı mahkeme kararının tenfizi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/7368 E. 2011/16997 K.
Ortak:kamu düzeni
Benzer bu karardaMahkemece, yabancı mahkeme kararının davalıya Lahey Sözleşmesine göre tebliğ edilmediği, postaya verilme tarihinin «tebliğ tarihi» sayıldığı, MÖHUK 38/c mad. gereğince yapılan «tebligatın» «kamu düzenine» aykırı olduğu, kesinleşmiş mahkeme kararının bulunmadığı, öte yandan Yabancı Mahkeme kararının aynı taraflar arasında ve aynı konuya ilişkin olmayan bir Türk Mahkeme kararı ile bağdaşmaması halinde Türk Kamu düzeninin olaya müdahale edeceği, yabancı bir mahkeme karar verdiği takdirde kamu düzeni ilkesinin öne çıkacağı ve Yabancı Mahkeme kararının «tenfizinin» mümkün olmayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:tebliğ tarihi · tenfiz · tebligat · vekalet ücreti · temsil
Benzer bu karardaMahkemece, yabancı mahkeme kararının davalıya Lahey Sözleşmesine göre tebliğ edilmediği, postaya verilme tarihinin «tebliğ tarihi» sayıldığı, MÖHUK 38/c mad. gereğince yapılan «tebligatın» «kamu düzenine» aykırı olduğu, kesinleşmiş mahkeme kararının bulunmadığı, öte yandan Yabancı Mahkeme kararının aynı taraflar arasında ve aynı konuya ilişkin olmayan bir Türk Mahkeme kararı ile bağdaşmaması halinde Türk Kamu düzeninin olaya müdahale edeceği, yabancı bir mahkeme karar verdiği takdirde kamu düzeni ilkesinin öne çıkacağı ve Yabancı Mahkeme kararının «tenfizinin» mümkün olmayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bu açıklamalar doğrultusunda somut olayda, davalı taraf dava dilekçesi ve duruşma gününün tebliğine rağmen duruşmaya gelmediği, cevap vermediği ve kendisini vekille «temsil» ettirmediği halde, mahkeme kararında davalı vekili cevap vermişcesine karar oluşturulması ve hüküm kısmında da kendisini vekille temsil etmeyen davalı lehine «vekalet ücretine» hükmedilmesi doğru görülmemiş ve hükmün bozulması gerekmiştir.
… lgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, yabancı mahkeme kararının «tenfiz» edilebilmesi için kararın Lahey Sözleşmesi hükümleri uyarınca kesinleşmesinin gerekmesine ve dava konusu olayda tenfizi istenen kararın Lahey Sözleşmesi uyarınca y …
2-Dava, yabancı mahkeme kararının «tenfizi» istemine ilişkindir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/15041 E. 2015/4813 K.
Ortak:avans faizi
İncelediğiniz kararda… , davalı tarafın icra takibine geçilmesine ve dava açılmasına sebebiyet verdiği gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile takip tarihinden itibaren yürütülen reeskont «avans faizine» itirazın iptaline, takip tarihinden itibaren faiz yürütülmesine, 1.062,08 TL %40 «icra inkar tazminatının» davalıdan tahsiline, davalı tarafın «kötüniyet tazminat» talebinin reddine karar verilmiştir.
Mahkemece, hükmün “Davanın kısmen kabulü-kısmen reddi ile, «asıl alacak» davadan sonra ödendiğinden takip tarihinden itibaren yürütülen reeskont «avans faizine» itirazın iptaline, takip tarihinden itibaren faiz yürütülmesine,...” karar verilmiş ise de, hükmün bu haliyle ret ve kabul edilen kısımlarının açıkça anlaşılmadığı ve «infazda tereddüt» oluşturacak şekilde iki farklı faiz oranı belirtildiği anlaşılmıştır.
Benzer bu karardaMahkemece, “Davanın kısmen kabulüne, 1.045.688,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek «avans faizi» ile birlikte davalıdan tahsiline” dair verilen 30.11.2012 tarih, 2011/452 E.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:aile şirketi · zamanaşımı defi · olumsuz oy · zamanaşımı · temsil · i̇i̇k 72/son
Benzer bu karardaMahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda, alacağın talep edilebilirlik tarihten itibaren «zamanaşımı» süresi işlemeye başlayacağından, davacı şirket «aile şirketi» olup ortaklarının karı-koca olduğu, bunun sonucu alacağın talep edilebilirliğinin boşanma davası ile başladığı, bu nedenle kanunun aradığı zamanaşımı süresinin bu tarihten itibaren başladığı ve zamanaşımını süresi içerisinde davanın açıldığı gerekçesiyle «zamanaşımı definin» reddine, mahkemenin 2011/452 Esas-2012/221 Karar sayılı hükmünün tüm maddeleri ile korunmasına karar verilmiştir.
2013/21469 K. sayılı ilamı ile davalı tarafın «zamanaşımı defi» konusunda olumlu ya da «olumsuz» bir değerlendirme yapılmadığı gerekçesiyle bozulmuştur.
Mahkemece, bozma ilamına uyularak, “«zamanaşımı definin» reddine, mahkememizin 2011/452 Esas-2012/221 Karar sayılı hükmün tüm maddeleri ile korunmasına” şeklinde hüküm kurulmuştur.
1-Dava, davacı şirketin ortağı ve aynı zamanda «temsilcisi» olan davalının davacı şirkete ait paraları kendi hesabına aktarması nedeniyle tazminat istemine ilişkindir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/5328 E. 2013/20864 K.
Ortak:kamu düzeni
Benzer bu karardaAyrıca anılan husus «kamu düzeni» ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:delillerin toplanmaması · ceza zamanaşımı · zamanaşımı · i̇i̇k 72/son
Benzer bu kararda… vunma ve dosya kapsamına göre, tecavüzün tespit edildiği tarih dikkate alındığında 818 sayılı BK'nın 60. maddesi uyarınca davanın açıldığı tarih itibariyle 1 yıllık «zamanaşımı» süresinin dolduğu, Anayasa Mahkemesi'nin 03.01.2008 tarih 2005/15 Esas, 2008/2 sayılı kararıyla 556 sayılı KHK'nın 61-A-c maddesi iptal edildiğinden «ceza zamanaşımının» uygulanamayacağı, fazla hakların saklı tutulması beyanının zamanaşımını tek başına kesmeyeceği gerekçesiyle, ispat edilmeyen davanın reddine karar verilmiştir.
Hüküm tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 1086 sayılı HUMK'nın 376. maddesi (6100 sayılı HMK'nın 186. maddesi) uyarınca, tarafların tüm «delilleri toplanıp» inceledikten ve «son» sözleri dinlenip duruşmanın bittiği bildirildikten sonra, hakimin, aynı Yasa'nın 388. maddesi uyarınca, kararı gerekçesi ile birlikte yazması ve hüküm sonucunu 389. maddede öngörülen biçimde tefhim etmesi asıldır.
Ne var ki, uygulamada Yasa'nın 381/«son» fıkrası hükmüne dayanılarak, zorunlu nedenlerle sadece hükmün sonucu tutanağa geçirilip tefhim edilmekte, gerekçeli karar daha sonra yazılmaktadır.
Somut olayda, mahkemece, kısa kararda sabit olmayan davanın reddine denmesine rağmen, gerekçeli kararda markaya tecavüz tarihi dikkate alındığında dava tarihi itibariyle dava «zamanaşımının» dolduğu, davalının süresinde yaptığı zamanaşımı itirazının kabul edildiği belirtilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2016/397 E. 2017/3127 K.
Ortak:infazda tereddüt · infaz
İncelediğiniz karardaMahkemece, hükmün “Davanın kısmen kabulü-kısmen reddi ile, «asıl alacak» davadan sonra ödendiğinden takip tarihinden itibaren yürütülen reeskont «avans faizine» itirazın iptaline, takip tarihinden itibaren faiz yürütülmesine,...” karar verilmiş ise de, hükmün bu haliyle ret ve kabul edilen kısımlarının açıkça anlaşılmadığı ve «infazda tereddüt» oluşturacak şekilde iki farklı faiz oranı belirtildiği anlaşılmıştır.
Bu itibarla, tarafların hak ve yükümlülüklerini tam olarak belirten ve «infazda tereddüt» oluşturmayacak şekilde açıklanan yasa hükümlerine uygun olarak bir karar vermek gerekirken, yazılı olduğu şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Benzer bu kararda… in davalı olarak gösterilmesi ve hükmolunan tutarın gerekçeli karar başlığında davalı olarak gösterilenlerden hangisinden tahsiline karar verildiği belirtilmeksizin «infazda tereddüt» oluşturacak şekilde sadece davalıdan tahsiline karar verilmesi doğru olmadığı gibi, “3.912,16 TL’nin icra takip tarihi tarihi olan 27.12.2007 tarihinden itibaren davalıdan alınarak davacıya verilmesine” şeklindeki hükmün de «infaz kabiliyeti» bulunmadığından kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:infaz kabiliyeti · tasfiye memuru atanması · tasfiye memuru · ek tasfiye · husumet
Benzer bu karardaŞti'den 3.912,16 TL alacaklı olduğunun kesinleşmiş yargı kararı ile sabit olduğu, şirketin «tasfiye» kararından ve davalının «tasfiye memuru atanmasından» kısa bir süre sonra şirket aleyhine icra takibinin başlatıldığı, davalının tasfiye memuru olmadan da şirket ortağı sıfatının bulunduğu, bu borcun veya alacak taleb …
Şti’nin «tasfiye memuru» ...’a «husumet» yöneltildiği halde mahkemece gerekçeli karar başlığında ...’la birlikte ...
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacının, davalı ...'ın «tasfiye» memurluğunu yaptığı ...
… in davalı olarak gösterilmesi ve hükmolunan tutarın gerekçeli karar başlığında davalı olarak gösterilenlerden hangisinden tahsiline karar verildiği belirtilmeksizin «infazda tereddüt» oluşturacak şekilde sadece davalıdan tahsiline karar verilmesi doğru olmadığı gibi, “3.912,16 TL’nin icra takip tarihi tarihi olan 27.12.2007 tarihinden itibaren davalıdan alınarak davacıya verilmesine” şeklindeki hükmün de «infaz kabiliyeti» bulunmadığından kararın bozulması gerekmiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2012/1192 E. , 2012/17778 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ SULH HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada Kartal 3. Sulh Hukuk Mahkemesi’nce verilen 24/03/2011 tarih ve 2010/1310-2011/423 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalı aleyhine müvekkilinin alacağından dolayı başlatılan icra takibine davalı tarafından haksız ve yersiz olarak itiraz edildiğini ileri sürerek, davalının itirazının iptaline, toplam alacağın %40'ı oranında icra inkar tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, takip konusu faturaların icra takibi ile öğrenildiğini, davaya konu müddeabihin 14.09.2010 tarihinde ödendiğini belirerek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, borcun dava açıldıktan sonra ödendiği, davalı tarafın icra takibine geçilmesine ve dava açılmasına sebebiyet verdiği gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile takip tarihinden itibaren yürütülen reeskont avans faizine itirazın iptaline, takip tarihinden itibaren faiz yürütülmesine, 1.062,08 TL %40 icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline, davalı tarafın kötüniyet tazminat talebinin reddine karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava, itirazın iptali istemine ilişkindir. Mahkemece, hükmün “Davanın kısmen kabulü-kısmen reddi ile, asıl alacak davadan sonra ödendiğinden takip tarihinden itibaren yürütülen reeskont avans faizine itirazın iptaline, takip tarihinden itibaren faiz yürütülmesine,...” karar verilmiş ise de, hükmün bu haliyle ret ve kabul edilen kısımlarının açıkça anlaşılmadığı ve infazda tereddüt oluşturacak şekilde iki farklı faiz oranı belirtildiği anlaşılmıştır.
Anayasa'nın 141. maddesi ile yargılamanın aleniyeti ilkesi benimsenmiştir. Bunun anlamı yargılamanın açık yürütülmesi, kurulan kısa kararda hüküm altına alınan hususların açıkça yazılması ve sonradan yazılan gerekçeli kararın da, önceki kısa karara uygun olmasıdır.
HUMK'nın 388. maddesi, mahkeme kararlarında nelerin yazılacağını anlatır. Buna göre, hüküm sonucu kısmında gerekçeye ait her hangi bir söz tekrar edilmeksizin isteklerin her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların mümkünse
sıra numarası altında birer birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir. Aynı kural HUMK'nın 389. maddesinde de tekrarlanmış, HUMK'nın 381. maddesinde ise “Kararın tefhimi en az 388. maddede belirtilen hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçilerek okunması suretiyle olur” hükmüne yer verilmiştir. Bu biçim, yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereğidir. Aksi hal, yeni tereddüt ve ihtilaflar yaratır, yargılamanın aleniyeti ilkesine uyulmamış ve yargı kararlarına güven sarsılmış olur. Hatta, dava içinden davalar doğar ve hükmün hedefine ulaşması engellenir. Kamu düzeni ve barışı oluşturulamamış olur.
Somut olayda, yukarıda açıklandığı şekilde verilen kısa kararın, karar tarihinde yürürlükte olan HUMK’nın 381 ve 388. maddesi ve inceleme tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK’nın 294. ve 297. maddeleri anlamında bir kısa karar tefhimi olarak da kabulü, bu nedenlerle mümkün değildir. Bu itibarla, tarafların hak ve yükümlülüklerini tam olarak belirten ve infazda tereddüt oluşturmayacak şekilde açıklanan yasa hükümlerine uygun olarak bir karar vermek gerekirken, yazılı olduğu şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
2- Bozma neden ve şekline göre, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle kararın BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine gerek bulunmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 09.11.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1065178100 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz