Alacak
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2014/15041 E. 2015/4813 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
aile şirketi↗ zamanaşımı defi↗ olumsuz oy↗ avans faizi↗ zamanaşımı↗ temsil↗ i̇i̇k 72/son↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda, alacağın talep edilebilirlik tarihten itibaren zamanaşımı süresi işlemeye başlayacağından, davacı şirket aile şirketi olup ortaklarının karı-koca olduğu, bunun sonucu alacağın talep edilebilirliğinin boşanma davası ile başladığı, bu nedenle kanunun aradığı zamanaşımı süresinin bu tarihten itibaren başladığı ve zamanaşımını süresi içerisinde davanın açıldığı gerekçesiyle zamanaşımı definin reddine, mahkemenin 2011/452 Esas-2012/221 Karar sayılı hükmünün tüm maddeleri ile korunmasına karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1-Dava, davacı şirketin ortağı ve aynı zamanda temsilcisi olan davalının davacı şirkete ait paraları kendi hesabına aktarması nedeniyle tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, “Davanın kısmen kabulüne, 1.045.688,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline” dair verilen 30.11.2012 tarih, 2011/452 E. 2012/221 K. sayılı kararın davalı vekilince temyizi üzerine karar, Dairemizin 27.11.2013 tarih, 2013/2669 E. 2013/21469 K. sayılı ilamı ile davalı tarafın zamanaşımı defi konusunda olumlu ya da olumsuz bir değerlendirme yapılmadığı gerekçesiyle bozulmuştur. Mahkemece, bozma ilamına uyularak, “zamanaşımı definin reddine, mahkememizin 2011/452 Esas-2012/221 Karar sayılı hükmün tüm maddeleri ile korunmasına” şeklinde hüküm kurulmuştur.
Dava tarihinde yürürlükte bulunan 1086 sayılı HUMK’nun 381/2. maddesi “Kararın tefhimi, en az 388 inci maddede belirtilen hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olur”, aynı Yasa’nın 388/son fıkrası ise “Hüküm sonucu kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında birer birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir” hükmünü havidir. Yargılama sırasında yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK’nın 294/3 ve 297/son maddeleri de benzer düzenlemeler içermektedir.
Bu itibarla mahkemece, yukarıda anılan yasa hükümlerine uygun şekilde hüküm kurulmak yerine Dairemizce bozulan önceki kararın hükmüne atıf yapılarak “2011/452 Esas-2012/221 Karar sayılı hükmün tüm maddeleri ile korunmasına” şeklinde hüküm oluşturulması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
2-Bozma neden ve şekline göre, davalı vekilinin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek olmadığına karar vermek gerekmiştir
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/1192 E. 2012/17778 K.
Ortak:avans faizi
İncelediğiniz karardaMahkemece, “Davanın kısmen kabulüne, 1.045.688,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek «avans faizi» ile birlikte davalıdan tahsiline” dair verilen 30.11.2012 tarih, 2011/452 E.
Benzer bu kararda… , davalı tarafın icra takibine geçilmesine ve dava açılmasına sebebiyet verdiği gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile takip tarihinden itibaren yürütülen reeskont «avans faizine» itirazın iptaline, takip tarihinden itibaren faiz yürütülmesine, 1.062,08 TL %40 «icra inkar tazminatının» davalıdan tahsiline, davalı tarafın «kötüniyet tazminat» talebinin reddine karar verilmiştir.
Mahkemece, hükmün “Davanın kısmen kabulü-kısmen reddi ile, «asıl alacak» davadan sonra ödendiğinden takip tarihinden itibaren yürütülen reeskont «avans faizine» itirazın iptaline, takip tarihinden itibaren faiz yürütülmesine,...” karar verilmiş ise de, hükmün bu haliyle ret ve kabul edilen kısımlarının açıkça anlaşılmadığı ve «infazda tereddüt» oluşturacak şekilde iki farklı faiz oranı belirtildiği anlaşılmıştır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:infazda tereddüt · kötüniyet tazminatı · infaz · asıl alacak · kötüniyet · icra inkar tazminatı · inkar tazminatı
Benzer bu kararda… , davalı tarafın icra takibine geçilmesine ve dava açılmasına sebebiyet verdiği gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile takip tarihinden itibaren yürütülen reeskont «avans faizine» itirazın iptaline, takip tarihinden itibaren faiz yürütülmesine, 1.062,08 TL %40 «icra inkar tazminatının» davalıdan tahsiline, davalı tarafın «kötüniyet tazminat» talebinin reddine karar verilmiştir.
Mahkemece, hükmün “Davanın kısmen kabulü-kısmen reddi ile, «asıl alacak» davadan sonra ödendiğinden takip tarihinden itibaren yürütülen reeskont «avans faizine» itirazın iptaline, takip tarihinden itibaren faiz yürütülmesine,...” karar verilmiş ise de, hükmün bu haliyle ret ve kabul edilen kısımlarının açıkça anlaşılmadığı ve «infazda tereddüt» oluşturacak şekilde iki farklı faiz oranı belirtildiği anlaşılmıştır.
Bu itibarla, tarafların hak ve yükümlülüklerini tam olarak belirten ve «infazda tereddüt» oluşturmayacak şekilde açıklanan yasa hükümlerine uygun olarak bir karar vermek gerekirken, yazılı olduğu şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2009/3744 E. 2010/10507 K.
Ortak:olumsuz oy
İncelediğiniz kararda2013/21469 K. sayılı ilamı ile davalı tarafın «zamanaşımı defi» konusunda olumlu ya da «olumsuz» bir değerlendirme yapılmadığı gerekçesiyle bozulmuştur.
Benzer bu karardaBu durumda, mahkemece, davacının tazminat istemine ilişkin olumlu ya da «olumsuz» bir karar verilmemesi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:rücuen tazmin · kanuni rehin hakkı · rehin hakkı · rehin · sigorta sözleşmesi · infaz · taşıyan · hasar
Benzer bu kararda1-Dava, deniz taşıma «sigorta sözleşmesine» dayalı davacı tarafından sigortalısına ödenen «hasar» bedelinin davalı «taşıyandan» «rücuen tazmini» ve gemi üzerinde «kanuni rehin hakkı» tesisi istemlerine ilişkindir.
Yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere, davacı vekili, müvekkili tarafından sigortalısına ödenen «hasar» bedelinin hasara davalının neden olduğunu iddia ederek tazmini ve gemi üzerinde «kanuni rehin hakkı» tesis edilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, davacı vekilinin iki ayrı istemi olmasına rağmen bu istemlerden «kanuni rehin hakkı» tesisine ilişkin hüküm kurulduğu halde tazminata ilişkin hüküm kurulmamıştır.
Başka bir anlatımla, tesis edilen hükmün, «infazı» kabil, uygulanabilir olması gerekmektedir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/1343 E. 2014/7208 K.
Ortak:avans faizi · Alacak
İncelediğiniz karardaMahkemece, “Davanın kısmen kabulüne, 1.045.688,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek «avans faizi» ile birlikte davalıdan tahsiline” dair verilen 30.11.2012 tarih, 2011/452 E.
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, taraflar arasında davalıya ait «dağıtım» hizmetlerinin yapılması konusunda sözleşme akdedildiği, sözleşmenin maddelerini belirleyen 14.04.2010 tarihli teklif metninin hazırlanarak davalıya sunulduğu, yapılan «bilirkişi incelemesi» sonucunda tarafların incelenen «ticari defterlerindeki kayıtlardan» ticari ilişkinin başladığı, davacının yapmış olduğu hizmet karşılığı düzenlediği faturaların davalının ticari defter ve kayıtlarında yer aldığının tespit edildiği, taraflar arasında dağıtım sözleşmesi kurulduğu konusunda herhangi bir ihtilaf bulunmadığı, davalı taraf her ne kadar teklif metninin 3 maddesinde belirlendiği şekilde raporlu dağıtım yapılması gerektiği, davacının yükümlülüğünde bulunan dağıtım işinde raporlama gibi edimlerini gereği gibi «ifa» etmediğini iddia etmiş ise de davacının düzenlemiş olduğu toplam 79.302,36 TL'lik «fatura» bedelinin davalının «ticari defterlerindeki kayıtlarda» yer aldığı, yapılan ödemenin ise yer almadığı, davacının kendi lehine olan ticari defter ve kayıtlarında davalıdan 19.470 TL tutarında alacaklı olduğu belirlendiğinden davacının faturaları kabul ederek bedellerinin büyük bir bölümünü ödeyen davalının, ödemeleri yaparken raporlama olmadığı yolunda herhangi bir itirazının olmadığı, ifayı kabul ettiği anlaşıldığından davalının bu savunması üzerinde durulmadığı, sektörel bilirkişinin yapmış olduğu araştırmalar neticesinde davacının dağıtım işlerini yerine getirdiğini ancak kısmi kusurlu olarak yaptığı, bu nedenle en düşük bedel üzerinden ücret isteyebileceğini bildirmiş bulunduğundan rapor doğrultusunda davanın kısmen kabulü ile takibin 13.452,00 TL üzerinden devamına, takip tarihinden önce davalı 818 sayılı BK'nın 101.maddesi, 6098 sayılı BK'nın 117 maddesi uyarınca «temerrüte» düşülmediğinden «asıl alacak» 13.452,00 TL'ye takip tarihinden itibaren «avans faizi» işletilmesine, davalı tarafından haksız ve hukuka aykırı olarak taraflarca belirlenebilir mahiyette bulunan «likit alacak» miktarına kötü niyetli olarak itiraz edildiğinden, kabul edilen toplam alacak miktarı üzerinden % 40 oranında «icra inkar tazminatının» davalıdan tahsiline, davacının kötü niyetli icra takibi yaptığı ispat edilemediğinden davalının %40 tazminat talebinin reddine karar vermek gerektiği gerekçesiyle, …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:likit alacak · hak ediş · delillerin toplanmaması · hizmet bedeli · ticari defter ve kayıtlar · ticari defter kayıtları · ifa · kâr dağıtımı
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, taraflar arasında davalıya ait «dağıtım» hizmetlerinin yapılması konusunda sözleşme akdedildiği, sözleşmenin maddelerini belirleyen 14.04.2010 tarihli teklif metninin hazırlanarak davalıya sunulduğu, yapılan «bilirkişi incelemesi» sonucunda tarafların incelenen «ticari defterlerindeki kayıtlardan» ticari ilişkinin başladığı, davacının yapmış olduğu hizmet karşılığı düzenlediği faturaların davalının ticari defter ve kayıtlarında yer aldığının tespit edildiği, taraflar arasında dağıtım sözleşmesi kurulduğu konusunda herhangi bir ihtilaf bulunmadığı, davalı taraf her ne kadar teklif metninin 3 maddesinde belirlendiği şekilde raporlu dağıtım yapılması gerektiği, davacının yükümlülüğünde bulunan dağıtım işinde raporlama gibi edimlerini gereği gibi «ifa» etmediğini iddia etmiş ise de davacının düzenlemiş olduğu toplam 79.302,36 TL'lik «fatura» bedelinin davalının «ticari defterlerindeki kayıtlarda» yer aldığı, yapılan ödemenin ise yer almadığı, davacının kendi lehine olan ticari defter ve kayıtlarında davalıdan 19.470 TL tutarında alacaklı olduğu belirlendiğinden davacının faturaları kabul ederek bedellerinin büyük bir bölümünü ödeyen davalının, ödemeleri yaparken raporlama olmadığı yolunda herhangi bir itirazının olmadığı, ifayı kabul ettiği anlaşıldığından davalının bu savunması üzerinde durulmadığı, sektörel bilirkişinin yapmış olduğu araştırmalar neticesinde davacının dağıtım işlerini yerine getirdiğini ancak kısmi kusurlu olarak yaptığı, bu nedenle en düşük bedel üzerinden ücret isteyebileceğini bildirmiş bulunduğundan rapor doğrultusunda davanın kısmen kabulü ile takibin 13.452,00 TL üzerinden devamına, takip tarihinden önce davalı 818 sayılı BK'nın 101.maddesi, 6098 sayılı BK'nın 117 maddesi uyarınca «temerrüte» düşülmediğinden «asıl alacak» 13.452,00 TL'ye takip tarihinden itibaren «avans faizi» işletilmesine, davalı tarafından haksız ve hukuka aykırı olarak taraflarca belirlenebilir mahiyette bulunan «likit alacak» miktarına kötü niyetli olarak itiraz edildiğinden, kabul edilen toplam alacak miktarı üzerinden % 40 oranında «icra inkar tazminatının» davalıdan tahsiline, davacının kötü niyetli icra takibi yaptığı ispat edilemediğinden davalının %40 tazminat talebinin reddine karar vermek gerektiği gerekçesiyle, …
Davacı vekili, davalıya ait gönderilerin «dağıtım» ve «teslimi» konusunda sözlü olarak tarafların anlaştığını, müvekkili tarafından hizmetin yerine getirildiğini, ancak hizmet karşılığı «hak ediş» bedelinin ödenmediğini, başlatılan takibe davalı tarafından itiraz edildiğini ileri sürerek işbu davayı açmış, davalı tarafça, faturaya konu hizmetlerin gereği gibi «ifa» edilmediği savunulmuş, mahkemece yapılan yargılama sonunda yukarıda değinilen gerekçe ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
1 - Dava, taraflar arasında düzenlenen sözleşme gereğince, davacının davalı tarafa verdiği taşıma ve «dağıtım» «hizmeti bedelini» tahsil edemediği iddiasına dayalı itirazın iptali istemine ilişkin olup, taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacı tarafından verilen hizmetin gereği gibi yerine getirilip getirilmediği noktasında toplanmaktadır.
Bilirkişi delili takdiri nitelikte ise de mahkeme kararına esas olacak «delillerin toplanıp» incelenmesi, HUMK'nın 241 ve 279. maddeleri ve HMK'nın 221. maddesi gereğince hakim tarafından yapılır.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2014/15041 E. , 2015/4813 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada ...Asliye Ticaret Mahkemesi’nce bozmaya uyularak verilen 03/06/2014 tarih ve 2014/84-2014/101 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 07/04/2015 günü hazır bulunan davacı vekili Av. ... ile davalı vekili Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili şirketin iki ortaklı olduğunu ve her iki ortağın %50’şer hisseye sahip olup 10 yıl müddetle müdür olarak atandıklarını, her ikisinin de münferiden şirketi tek imza ile temsil yetkisine sahip olduğunu, davalının kendisine verilen bu yetkiyi kötüye kullanmak suretiyle müvekkili şirketin tüm parasını kendi şahsi hesaplarına aktararak şirketi parasız duruma düşürdüğünü, davalı ortağın bu şekildeki davranışı nedeniyle müvekkili şirketin hiçbir harcamasını, sigorta primlerini, vergi ödemesini yapamaz duruma geldiğini, müvekkili şirketin 31.12.2009 tarihli bilançosunda ortaklardan alacaklar olarak görünen ve dava konusunu oluşturan 1.267.919,81 TL’nin davalının şahsi hesabına geçirildiğini, söz konusu paraların davalı hesabına geçmesi ya da davalıya borç verilmesi konusunda alınmış bir ortaklar kurul kararı bulunmadığını, kar dağıtımı da yapılmadığını, kar dağıtımı yapılması halinde söz konusu paranın yarısının diğer ortağa ait olacağını ileri sürerek, 1.267.919,81 TL'nin davalının şahsi hesabına geçirildiği tarihten itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacı şirketin 29.06.2000 tarihinde kurulduğunu ve müvekkilinin banka hesaplarından çekmiş olduğu paraların 10 yıllık bir süreye yayıldığını, bu nedenle zamanaşımı def'inde bulunduklarını, bu davanın şirket ortakları arasında görülmekte olan boşanma davasında haksız maddi taleplerin gerçekleşmesi için açıldığını, davanın MK'nın 2. maddesine açıkça aykırılık teşkil ettiğini, müvekkil davacı şirketin % 50 oranında ortağı olarak görünmekte ise de şirketin gelirlerinin %90'ının müvekkilinin yapmış olduğu hekimlik faaliyeti sonucunda elde edildiğini, müvekkilinin hekimlik faaliyetinde kazandığı tüm paranın davacı şirket hesaplarına geçmiş olması nedeniyle bir hekim standardında yaşamak durumunda olan müvekkilinin geçim ve her türlü masraflarını da kazandığı bu bedellerden karşılamasından daha doğal bir durum olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda, alacağın talep edilebilirlik tarihten itibaren zamanaşımı süresi işlemeye başlayacağından, davacı şirket aile şirketi olup ortaklarının karı-koca olduğu, bunun sonucu alacağın talep edilebilirliğinin boşanma davası ile başladığı, bu nedenle kanunun aradığı zamanaşımı süresinin bu tarihten itibaren başladığı ve zamanaşımını süresi içerisinde davanın açıldığı gerekçesiyle zamanaşımı definin reddine, mahkemenin 2011/452 Esas-2012/221 Karar sayılı hükmünün tüm maddeleri ile korunmasına karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1-Dava, davacı şirketin ortağı ve aynı zamanda temsilcisi olan davalının davacı şirkete ait paraları kendi hesabına aktarması nedeniyle tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, “Davanın kısmen kabulüne, 1.045.688,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline” dair verilen 30.11.2012 tarih, 2011/452 E. 2012/221 K. sayılı kararın davalı vekilince temyizi üzerine karar, Dairemizin 27.11.2013 tarih, 2013/2669 E. 2013/21469 K. sayılı ilamı ile davalı tarafın zamanaşımı defi konusunda olumlu ya da olumsuz bir değerlendirme yapılmadığı gerekçesiyle bozulmuştur. Mahkemece, bozma ilamına uyularak, “zamanaşımı definin reddine, mahkememizin 2011/452 Esas-2012/221 Karar sayılı hükmün tüm maddeleri ile korunmasına” şeklinde hüküm kurulmuştur.
Dava tarihinde yürürlükte bulunan 1086 sayılı HUMK’nun 381/2. maddesi “Kararın tefhimi, en az 388 inci maddede belirtilen hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olur”, aynı Yasa’nın 388/son fıkrası ise “Hüküm sonucu kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında birer birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir” hükmünü havidir. Yargılama sırasında yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK’nın 294/3 ve 297/son maddeleri de benzer düzenlemeler içermektedir.
Bu itibarla mahkemece, yukarıda anılan yasa hükümlerine uygun şekilde hüküm kurulmak yerine Dairemizce bozulan önceki kararın hükmüne atıf yapılarak “2011/452 Esas-2012/221 Karar sayılı hükmün tüm maddeleri ile korunmasına” şeklinde hüküm oluşturulması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
2-Bozma neden ve şekline göre, davalı vekilinin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek olmadığına karar vermek gerekmiştir
SONUÇ
Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle kararın resen BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine gerek olmadığına, takdir olunan 1.100,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 07/04/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/173520900 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz