Tazminat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2010/8463 E. 2012/10514 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
kasa açığı↗ sorumluluktan kurtulma↗ karine↗ şirket zararı↗ sicilden terkin↗ anonim şirket↗ terkin↗ kusur↗ eksik inceleme↗ vekalet ücreti↗ e-defter↗ görevli mahkeme↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, 5411 sayılı kanunun 134. Maddesi uyarınca sicilden terkin edilen davacı şirketin kanuni halefi sıfatıyla ... tarafından davanın devam ettirildiği, davalıların şirketi 80.500 TL ödenmeyen hisse bedeli ve şirkete el konulduktan sonra mevcut olmayan 494,19 TL kasa açığı olmak üzere toplam 80.994,19 TL zarara uğrattıkları, davacı şirketin bir grup şirketi olduğu, kararların şirketin hakim ortakları tarafından alındığı,davalıların bağımsız karar alma yetkilerinin bulunmadığı, kanun ve anasözleşmenin kendilerine yüklediği görevleri kasten veya ihmalen yapmadıkları ispat edilemeyen davalıların zarardan sorumlu tutulamayacağı, denetçilerin de kusurlarının ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı ... vekili ve davalılar ... ve ... vekili temyiz etmiştir
1-Dava, davacı şirketin önceki dönemlerde yönetim ve denetim kurulu üyesi olan davalıların, görevleri sırasında zarara neden oldukları iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkindir.
Anonim şirketlerde yönetim ve denetim kurulu üyeleri görevleri sırasında sebep oldukları zarardan dolayı şirkete, pay sahiplerine ve üçüncü kişilere verdikleri zarardan dolayı sorumludurlar. Sorumluluğun doğması bakımından öncelikli koşul, zararın olmasıdır. Zarar gören, bu zararının varlığını kanıtlamadır. Zararın varlığı sabit ise, yönetim ve denetim kurulu üyelerinin zarardan sorumlu olduğu karine olarak kabul edilir. Yönetim ve denetim kurulu üyeleri, ancak kendilerine bir kusur izafe edilemeyeceğini kanıtlayarak bu sorumluluktan kurtulabilirler.
Somut olayda da davacı şirket vekili, önceki dönemde yönetim ve denetim kurulu üyesi olan davalıların müvekkili şirketi zarara uğrattıklarını ileri sürmüş, hangi eylemleriyle zararın doğduğunu dava dilekçesinde ayrıntılı şekilde açıklamıştır. Mahkemece bilirkişi raporuna itibar edilerek yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir. Ancak, hüküm yeterli araştırma ve incelemeye dayanmadığı gibi temel alınan bilirkişi raporu da uyuşmazlığı çözmeye elverişli değildir. Raporda, dava dilekçesinde ve ekinde bulunan denetim kurulu raporundaki davalılara atfedilen işlemlerin şirketi zarara uğratan işlemler olup olmadığı denetime uygun şekilde incelenmemiş, genel ifadelerle yetinilmiştir. Öte yandan TTK.nun 359 ncu maddesi hükmü karşısında kabulün aksine denetim kurulu üyesi veya üyeleri sadece yıl sonlarında yönetim kurulunun yıl içindeki etkinliği hakkında denetim kurulu raporu hazırlayan kimseler olmadığı, esasen denetim görevine ilişkin kontrol ve uyarı sorumluluğunun süreklilik arzettiği mahkemece gözardı edilmiştir. Bu durum karşısında, davacı vekilinin rapora yönelik itirazları da dikkate alınarak, aralarında işletmeci ve mali müşavirin de bulunduğu bir bilirkişi kurulu oluşturulup, davacı şirketin defter ve kayıtları üzerinde inceleme yaptırılıp, tarafların iddiaları ve savunmalarını tek tek karşılayan ve denetime uygun rapor alınması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde eksik incelemeye dayalı hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
3-Bozma sebep ve şekline göre, davalılar ... ve ... vekilinin vekalet ücreti yönünden temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yöneticinin Sorumluluğu Nedeniyle Tazminat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/16271 E. 2012/16422 K.
Ortak:kasa açığı · sorumluluktan kurtulma · karine · şirket zararı · kusur · eksik inceleme · görevli mahkeme
İncelediğiniz karardaMaddesi uyarınca «sicilden terkin» edilen davacı şirketin kanuni halefi sıfatıyla ... tarafından davanın devam ettirildiği, davalıların şirketi 80.500 TL ödenmeyen hisse bedeli ve şirkete el konulduktan sonra mevcut olmayan 494,19 TL «kasa açığı» olmak üzere toplam 80.994,19 TL zarara uğrattıkları, davacı şirketin bir grup şirketi olduğu, kararların şirketin hakim ortakları tarafından alındığı,davalıların bağımsız karar alma yetkilerinin bulunmadığı, kanun ve anasözleşmenin kendilerine yüklediği «görevleri» kasten veya ihmalen yapmadıkları ispat edilemeyen davalıların zarardan sorumlu tutulamayacağı, denetçilerin de «kusurlarının» ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Yönetim ve denetim kurulu üyeleri, ancak kendilerine bir «kusur» izafe edilemeyeceğini kanıtlayarak bu «sorumluluktan kurtulabilirler».
Kararı, davacı ... vekili ve davalılar ... ve ... vekili temyiz etmiştir 1-Dava, davacı şirketin önceki dönemlerde yönetim ve denetim kurulu üyesi olan davalıların, «görevleri» sırasında zarara neden oldukları iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkindir.
Benzer bu karardaYönetim ve denetim kurulu üyeleri, ancak kendilerine bir «kusur» izafe edilemeyeceğini kanıtlayarak bu «sorumluluktan kurtulabilirler».
Bu durumda, mahkemece, uyuşmazlığın «aydınlatılması yükümlülüğü» çerçevesinde yukarıda anılan iddianın öncelikle davacı için bir zarar olup olmadığı varsa miktarının denetlenebilir bir şekilde gerektiğinde bilirkişi kurulu marifeti ile kuşkuya yer bırakmaksızın saptanması,bu hususun şirket için bir zarar kalemi olarak kabulü halinde, yönetim ve denetim kurulu eski üyelerinin, TTK.'nun 336 vd maddeleri bağlamında «ispat külfeti» ters çevrilmiş «kusur sorumluluğu» ilkeleri çerçevesinde, kusursuzluklarını kanıtlayamamaları halinde oluşan zarardan sorumlu olduklarının ilke olarak kabulü ile sonucuna göre bir karar verilmek gerekirken, bu yönden yanlış ilkeye ve «eksik incelemeye» dayalı isabetli olmayan yazılı gerekçe ile hüküm tesisi doğru görülmemiş, kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir.
… asında para aktarımının makul ve ticari prensiplere uygun, hatta çoğu zaman zorunlu olduğu, bu kapsamda davalıların eyleminin özen sorumluluğu ayrık kalmak kaydıyla «haksız fiil» olarak nitelendirilemeyeceği, bu durumda davacının öncelikle alacağını tahsil için paranın aktarıldığı şirketlere yönelmesi, takibin semeresiz kalması halinde «yönetim kurulu» üyelerinden talepte bulunması gerektiği,zaten somut uyuşmazlıkta aktarılan paranın da başka bir grup içi şirketten alındığı, davacı şirket ve para aktarılan şirketler «dahil» tüm grup şirketlere el konulduğu, ortada gerçek manada bir zararın bulunmadığı, denetçilerden grup şirketler arası para aktarımını zarar olarak olarak tespit etmelerinin beklenemeyeceği, öte yandan «kasa açığının» fiilen tespit edildiği tarih itibariyle kasa sayımı yapılmamış olduğundan kasa açığı iddiasının soyut kalıp, ispatlanamadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar ve …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:hukuki yolların tüketilmesi · aydınlatma yükümlülüğü · kusur sorumluluğu · ispat külfeti · haksız fiil · yönetim kurulu kararı · dahili dava
Benzer bu kararda… asında para aktarımının makul ve ticari prensiplere uygun, hatta çoğu zaman zorunlu olduğu, bu kapsamda davalıların eyleminin özen sorumluluğu ayrık kalmak kaydıyla «haksız fiil» olarak nitelendirilemeyeceği, bu durumda davacının öncelikle alacağını tahsil için paranın aktarıldığı şirketlere yönelmesi, takibin semeresiz kalması halinde «yönetim kurulu» üyelerinden talepte bulunması gerektiği,zaten somut uyuşmazlıkta aktarılan paranın da başka bir grup içi şirketten alındığı, davacı şirket ve para aktarılan şirketler «dahil» tüm grup şirketlere el konulduğu, ortada gerçek manada bir zararın bulunmadığı, denetçilerden grup şirketler arası para aktarımını zarar olarak olarak tespit etmelerinin beklenemeyeceği, öte yandan «kasa açığının» fiilen tespit edildiği tarih itibariyle kasa sayımı yapılmamış olduğundan kasa açığı iddiasının soyut kalıp, ispatlanamadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar ve …
Bu durumda, mahkemece, uyuşmazlığın «aydınlatılması yükümlülüğü» çerçevesinde yukarıda anılan iddianın öncelikle davacı için bir zarar olup olmadığı varsa miktarının denetlenebilir bir şekilde gerektiğinde bilirkişi kurulu marifeti ile kuşkuya yer bırakmaksızın saptanması,bu hususun şirket için bir zarar kalemi olarak kabulü halinde, yönetim ve denetim kurulu eski üyelerinin, TTK.'nun 336 vd maddeleri bağlamında «ispat külfeti» ters çevrilmiş «kusur sorumluluğu» ilkeleri çerçevesinde, kusursuzluklarını kanıtlayamamaları halinde oluşan zarardan sorumlu olduklarının ilke olarak kabulü ile sonucuna göre bir karar verilmek gerekirken, bu yönden yanlış ilkeye ve «eksik incelemeye» dayalı isabetli olmayan yazılı gerekçe ile hüküm tesisi doğru görülmemiş, kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Zira mahkemenin kabulünün aksine, grup içi şirketlere aktarılan paranın «şirket zararı» olarak kabul edilmesi için «yönetim kurulu» üyeleri ve denetçiler aleyhine dava açılmadan önce esas borçlu dava dışı şirketler hakkında borcun takibi için harekete geçilmesinin ve bunun semeresiz kalmasının, başka bir ifade ile alacağın tahsil olunması için gereken tüm «hukuki yolların tüketilmesinin» davalıların sorumluluğuna gidilemesinin önşartı olarak kabulü olanaklı değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/12600 E. 2012/18233 K.
Ortak:kasa açığı · sorumluluktan kurtulma · karine · şirket zararı · anonim şirket · kusur · eksik inceleme · görevli mahkeme
İncelediğiniz karardaMaddesi uyarınca «sicilden terkin» edilen davacı şirketin kanuni halefi sıfatıyla ... tarafından davanın devam ettirildiği, davalıların şirketi 80.500 TL ödenmeyen hisse bedeli ve şirkete el konulduktan sonra mevcut olmayan 494,19 TL «kasa açığı» olmak üzere toplam 80.994,19 TL zarara uğrattıkları, davacı şirketin bir grup şirketi olduğu, kararların şirketin hakim ortakları tarafından alındığı,davalıların bağımsız karar alma yetkilerinin bulunmadığı, kanun ve anasözleşmenin kendilerine yüklediği «görevleri» kasten veya ihmalen yapmadıkları ispat edilemeyen davalıların zarardan sorumlu tutulamayacağı, denetçilerin de «kusurlarının» ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Yönetim ve denetim kurulu üyeleri, ancak kendilerine bir «kusur» izafe edilemeyeceğini kanıtlayarak bu «sorumluluktan kurtulabilirler».
Kararı, davacı ... vekili ve davalılar ... ve ... vekili temyiz etmiştir 1-Dava, davacı şirketin önceki dönemlerde yönetim ve denetim kurulu üyesi olan davalıların, «görevleri» sırasında zarara neden oldukları iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkindir.
Benzer bu kararda… neticilerle TMSF tarafından atananlar arasında bir devir tutanağı noter tespiti v.s gibi bir belgenin bulunmadığı, 14.2.2004 tarihinde meydana geldiği ileri sürülen «kasa açığı» için davacının dayandığı sonraki tarihli denetim kurulu raporunun muhasebe ilkeleri gereğince kasa hesabının günlük hareketler içeren bir hesap olması ve buna ilişkin tespitlerinde günlük bazda yapılması kuralı gereğince hukuki geçerliliğinin bulunmadığı, «anonim şirket» yönetici ve denetçilerin sorumluluğuna gidebilmek için öncelikle şirketin uğradığı zararın somut bir şekilde ortaya konulması ve «illiyet bağının» bulunması gerektiği, davacı şirket ile dava dışı grup şirketler arasında para transferinin yapıldığı, mevzuatımızda grup şirketlerin aralarında para alış verişlerini yasaklayan veya sınırlayan bir düzenlemenin bulunmadığı, davacı şirketin «dahil» olduğu grup içerisinde bulunan bir başka firmaya borç vermesi nedeni ile kanuna aykırı bir eylemde bulunduğunun iddia edilemeyeceği, para transferinin ne amaçla yapıldığının açıklığa kavuşmadığı, «yönetim kurulu» üyeleri ve denetçiler aleyhine dava açılmadan önce esas borçlu hakkında yani dava dışı şirketler hakkında borcun takibi için harekete geçilmesi gerektiği, bunun semeresiz kalması halinde ancak yönetim kurulu üyeleri ve denetim kurulu üyeleri hakkında dava açılabileceği, alacağın tahsil olunması için gereken tüm «hukuki yollar tüketilmeden» ve bu durum gereği gibi tevsik edilmeden davalıların sorumluluğuna gidilemeyeceği, ayrıca zarar verici işlem olduğu iddia edilen para transferinin 2003 yılı ortalarında gerçekleşmesi bu şirketlere ise 2004 yılında TMSF tarafından el konulması karşısında denetçilerin rapor hazırlamasına fırsat kalmadan şirketteki görevlerinin «son» bulması nedeni ile denetçilerin kusurlu davrandığından bahsedilemeyeceği gerekçesiyle kasa açığından kaynaklanan alacak talebi yerinde görülmediğinden reddine, diğ …
Yönetim ve denetim kurulu üyeleri, ancak kendilerine bir «kusur» izafe edilemeyeceğini kanıtlayarak bu «sorumluluktan kurtulabilirler».
Bu durumda, mahkemece, uyuşmazlığın «aydınlatılması yükümlülüğü» çerçevesinde yukarıda anılan iddianın öncelikle davacı için bir zarar olup olmadığı varsa miktarının denetlenebilir bir şekilde gerektiğinde bilirkişi kurulu marifeti ile kuşkuya yer bırakmaksızın saptanması, bu hususun şirket için bir zarar kalemi olarak kabulü halinde, yönetim ve denetim kurulu eski üyelerinin, TTK'nun 336 vd maddeleri bağlamında «ispat külfeti» ters çevrilmiş «kusur sorumluluğu» ilkeleri çerçevesinde, kusursuzluklarını kanıtlayamamaları halinde oluşan zarardan sorumlu olduklarının ilke olarak kabulü ile sonucuna göre bir karar verilmek gerekirken, bu yönden yanlış ilkeye ve «eksik incelemeye» dayalı isabetli olmayan yazılı gerekçe ile hüküm tesisi doğru görülmemiş, kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:hukuki yolların tüketilmesi · aydınlatma yükümlülüğü · kusur sorumluluğu · ispat külfeti · illiyet bağı · yönetim kurulu kararı · dahili dava · i̇i̇k 72/son
Benzer bu kararda… neticilerle TMSF tarafından atananlar arasında bir devir tutanağı noter tespiti v.s gibi bir belgenin bulunmadığı, 14.2.2004 tarihinde meydana geldiği ileri sürülen «kasa açığı» için davacının dayandığı sonraki tarihli denetim kurulu raporunun muhasebe ilkeleri gereğince kasa hesabının günlük hareketler içeren bir hesap olması ve buna ilişkin tespitlerinde günlük bazda yapılması kuralı gereğince hukuki geçerliliğinin bulunmadığı, «anonim şirket» yönetici ve denetçilerin sorumluluğuna gidebilmek için öncelikle şirketin uğradığı zararın somut bir şekilde ortaya konulması ve «illiyet bağının» bulunması gerektiği, davacı şirket ile dava dışı grup şirketler arasında para transferinin yapıldığı, mevzuatımızda grup şirketlerin aralarında para alış verişlerini yasaklayan veya sınırlayan bir düzenlemenin bulunmadığı, davacı şirketin «dahil» olduğu grup içerisinde bulunan bir başka firmaya borç vermesi nedeni ile kanuna aykırı bir eylemde bulunduğunun iddia edilemeyeceği, para transferinin ne amaçla yapıldığının açıklığa kavuşmadığı, «yönetim kurulu» üyeleri ve denetçiler aleyhine dava açılmadan önce esas borçlu hakkında yani dava dışı şirketler hakkında borcun takibi için harekete geçilmesi gerektiği, bunun semeresiz kalması halinde ancak yönetim kurulu üyeleri ve denetim kurulu üyeleri hakkında dava açılabileceği, alacağın tahsil olunması için gereken tüm «hukuki yollar tüketilmeden» ve bu durum gereği gibi tevsik edilmeden davalıların sorumluluğuna gidilemeyeceği, ayrıca zarar verici işlem olduğu iddia edilen para transferinin 2003 yılı ortalarında gerçekleşmesi bu şirketlere ise 2004 yılında TMSF tarafından el konulması karşısında denetçilerin rapor hazırlamasına fırsat kalmadan şirketteki görevlerinin «son» bulması nedeni ile denetçilerin kusurlu davrandığından bahsedilemeyeceği gerekçesiyle kasa açığından kaynaklanan alacak talebi yerinde görülmediğinden reddine, diğ …
Bu durumda, mahkemece, uyuşmazlığın «aydınlatılması yükümlülüğü» çerçevesinde yukarıda anılan iddianın öncelikle davacı için bir zarar olup olmadığı varsa miktarının denetlenebilir bir şekilde gerektiğinde bilirkişi kurulu marifeti ile kuşkuya yer bırakmaksızın saptanması, bu hususun şirket için bir zarar kalemi olarak kabulü halinde, yönetim ve denetim kurulu eski üyelerinin, TTK'nun 336 vd maddeleri bağlamında «ispat külfeti» ters çevrilmiş «kusur sorumluluğu» ilkeleri çerçevesinde, kusursuzluklarını kanıtlayamamaları halinde oluşan zarardan sorumlu olduklarının ilke olarak kabulü ile sonucuna göre bir karar verilmek gerekirken, bu yönden yanlış ilkeye ve «eksik incelemeye» dayalı isabetli olmayan yazılı gerekçe ile hüküm tesisi doğru görülmemiş, kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Zira mahkemenin kabulünün aksine, grup içi şirketlere aktarılan paranın «şirket zararı» olarak kabul edilmesi için «yönetim kurulu» üyeleri ve denetçiler aleyhine dava açılmadan önce esas borçlu dava dışı şirketler hakkında borcun takibi için harekete geçilmesinin ve bunun semeresiz kalmasının, başka bir ifade ile alacağın tahsil olunması için gereken tüm «hukuki yolların tüketilmesinin» davalıların sorumluluğuna gidilmesinin ön şartı olarak kabulü olanaklı değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/4665 E. 2014/10864 K.
Ortak:sorumluluktan kurtulma · karine · şirket zararı · kusur · eksik inceleme · e-defter · görevli mahkeme
İncelediğiniz karardaMaddesi uyarınca «sicilden terkin» edilen davacı şirketin kanuni halefi sıfatıyla ... tarafından davanın devam ettirildiği, davalıların şirketi 80.500 TL ödenmeyen hisse bedeli ve şirkete el konulduktan sonra mevcut olmayan 494,19 TL «kasa açığı» olmak üzere toplam 80.994,19 TL zarara uğrattıkları, davacı şirketin bir grup şirketi olduğu, kararların şirketin hakim ortakları tarafından alındığı,davalıların bağımsız karar alma yetkilerinin bulunmadığı, kanun ve anasözleşmenin kendilerine yüklediği «görevleri» kasten veya ihmalen yapmadıkları ispat edilemeyen davalıların zarardan sorumlu tutulamayacağı, denetçilerin de «kusurlarının» ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Yönetim ve denetim kurulu üyeleri, ancak kendilerine bir «kusur» izafe edilemeyeceğini kanıtlayarak bu «sorumluluktan kurtulabilirler».
… avacı vekilinin rapora yönelik itirazları da dikkate alınarak, aralarında işletmeci ve mali müşavirin de bulunduğu bir bilirkişi kurulu oluşturulup, davacı şirketin «defter» ve kayıtları üzerinde inceleme yaptırılıp, tarafların iddiaları ve savunmalarını tek tek karşılayan ve denetime uygun rapor alınması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde «eksik incelemeye» dayalı hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
Benzer bu karardaYönetim ve denetim kurulu üyeleri, ancak kendilerine bir «kusur» izafe edilemeyeceğini kanıtlayarak bu «sorumluluktan kurtulabilirler».
… avacı vekilinin rapora yönelik itirazları da dikkate alınarak, aralarında işletmeci ve mali müşavirin de bulunduğu bir bilirkişi kurulu oluşturulup, davacı şirketin «defter» ve kayıtları üzerinde inceleme yaptırılıp, tarafların iddiaları ve savunmalarını tek tek karşılayan ve denetime uygun rapor alınması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde «eksik incelemeye» dayalı hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
Dava, davacı şirketin önceki dönemlerde yönetim ve denetim kurulu üyesi olan davalıların, «görevleri» sırasında zarara neden oldukları iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkindir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:illiyet bağı · yönetim kurulu kararı
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davalıların zararlandırıcı bir işlemine rastlanmadığı, davalıların sadece «yönetim kurulu» üyesi veya denetçi olmalarının bu davanın açılmasında yeterli olmadığı, zira yönetim kurulu ve denetçi olan davalıların kararların alınmasında hakim kişiler olmadığı, şirketlerin bir çok yan şirketlerin bulunduğu şirketler arasındaki hesap hareketlerinin hakim şirket tarafından yapıldığı, davalıların da hakim şirket yönetim üyesi olmadıkları, bağımsız karar alma yetkilerinin bulunmadığı, «illiyet bağı» unsurunun somut olayda gerçekleşmediği, B..
5 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/6435 E. 2012/6371 K.
Ortak:kasa açığı · sorumluluktan kurtulma · karine · şirket zararı · kusur · eksik inceleme · vekalet ücreti · e-defter · Tazminat
İncelediğiniz karardaMaddesi uyarınca «sicilden terkin» edilen davacı şirketin kanuni halefi sıfatıyla ... tarafından davanın devam ettirildiği, davalıların şirketi 80.500 TL ödenmeyen hisse bedeli ve şirkete el konulduktan sonra mevcut olmayan 494,19 TL «kasa açığı» olmak üzere toplam 80.994,19 TL zarara uğrattıkları, davacı şirketin bir grup şirketi olduğu, kararların şirketin hakim ortakları tarafından alındığı,davalıların bağımsız karar alma yetkilerinin bulunmadığı, kanun ve anasözleşmenin kendilerine yüklediği «görevleri» kasten veya ihmalen yapmadıkları ispat edilemeyen davalıların zarardan sorumlu tutulamayacağı, denetçilerin de «kusurlarının» ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Yönetim ve denetim kurulu üyeleri, ancak kendilerine bir «kusur» izafe edilemeyeceğini kanıtlayarak bu «sorumluluktan kurtulabilirler».
… avacı vekilinin rapora yönelik itirazları da dikkate alınarak, aralarında işletmeci ve mali müşavirin de bulunduğu bir bilirkişi kurulu oluşturulup, davacı şirketin «defter» ve kayıtları üzerinde inceleme yaptırılıp, tarafların iddiaları ve savunmalarını tek tek karşılayan ve denetime uygun rapor alınması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde «eksik incelemeye» dayalı hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
Benzer bu karardaYönetim ve denetim kurulu üyeleri, ancak kendilerine bir «kusur» izafe edilemeyeceğini kanıtlayarak bu «sorumluluktan kurtulabilirler».
… avacı vekilinin rapora yönelik itirazları da dikkate alınarak, aralarında işletmeci ve mali müşavirin de bulunduğu bir bilirkişi kurulu oluşturulup, davacı şirketin «defter» ve kayıtları üzerinde inceleme yaptırılıp, tarafların iddiaları ve savunmalarını tek tek karşılayan ve denetime uygun rapor alınması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde «eksik incelemeye» dayalı hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, TMSF tarafından düzenlenen 13.2.2004 tarihli tutanağa göre el «koyma» tarihinden önce şirkette muhasebe şefinin görev yaptığı, muhasebe şefinin TTK’nun 342.maddesi uyarınca müdür sıfatına haiz olup, şirket kasa hesabının tutulmasından sorumlu olduğu, TTK’nun 346.maddesi uyarınca «yönetim kurulu» üyelerinin müdürlerin verdiği zarardan sorumlu olmadığı, TTK’nun 346/2 cümlesindeki istisnanın bulunmadığı, buna karşın TTK’nun 353/b.3 maddesi uyarınca denetim kurulunun denetim yetkisi olduğu, denetçilerin denetime dair tutanaklarının bulunmadığı, «kasa açığının» hangi tarihte oluştuğunun tesbit edilemediği, grup şirketlerine para transfer edildiğine dair herhangi bir belgenin bulunmadığı, işlemler varsayılsa bile bunlardan …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:el koyma · yönetim kurulu kararı · i̇i̇k 72/son
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, TMSF tarafından düzenlenen 13.2.2004 tarihli tutanağa göre el «koyma» tarihinden önce şirkette muhasebe şefinin görev yaptığı, muhasebe şefinin TTK’nun 342.maddesi uyarınca müdür sıfatına haiz olup, şirket kasa hesabının tutulmasından sorumlu olduğu, TTK’nun 346.maddesi uyarınca «yönetim kurulu» üyelerinin müdürlerin verdiği zarardan sorumlu olmadığı, TTK’nun 346/2 cümlesindeki istisnanın bulunmadığı, buna karşın TTK’nun 353/b.3 maddesi uyarınca denetim kurulunun denetim yetkisi olduğu, denetçilerin denetime dair tutanaklarının bulunmadığı, «kasa açığının» hangi tarihte oluştuğunun tesbit edilemediği, grup şirketlerine para transfer edildiğine dair herhangi bir belgenin bulunmadığı, işlemler varsayılsa bile bunlardan …
2-Ayrıca, 5411 sayılı Kanunun 133/«son» maddesi hükmü uyarınca temyiz eden TMSF’nin maktu vekalet ücretinden sorumlu tutulması gerekirken yazılı şekilde «vekalet ücretine» hükmedilmesi de kabul şekli bakımından doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/2955 E. 2013/9659 K.
Ortak:kasa açığı · sorumluluktan kurtulma · karine · şirket zararı · kusur · eksik inceleme · görevli mahkeme
İncelediğiniz karardaMaddesi uyarınca «sicilden terkin» edilen davacı şirketin kanuni halefi sıfatıyla ... tarafından davanın devam ettirildiği, davalıların şirketi 80.500 TL ödenmeyen hisse bedeli ve şirkete el konulduktan sonra mevcut olmayan 494,19 TL «kasa açığı» olmak üzere toplam 80.994,19 TL zarara uğrattıkları, davacı şirketin bir grup şirketi olduğu, kararların şirketin hakim ortakları tarafından alındığı,davalıların bağımsız karar alma yetkilerinin bulunmadığı, kanun ve anasözleşmenin kendilerine yüklediği «görevleri» kasten veya ihmalen yapmadıkları ispat edilemeyen davalıların zarardan sorumlu tutulamayacağı, denetçilerin de «kusurlarının» ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Yönetim ve denetim kurulu üyeleri, ancak kendilerine bir «kusur» izafe edilemeyeceğini kanıtlayarak bu «sorumluluktan kurtulabilirler».
Kararı, davacı ... vekili ve davalılar ... ve ... vekili temyiz etmiştir 1-Dava, davacı şirketin önceki dönemlerde yönetim ve denetim kurulu üyesi olan davalıların, «görevleri» sırasında zarara neden oldukları iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkindir.
Benzer bu karardaYönetim ve denetim kurulu üyeleri, ancak kendilerine bir «kusur» izafe edilemeyeceğini kanıtlayarak bu «sorumluluktan kurtulabilirler».
TTK'nun 336 vd. maddeleri bağlamında «ispat külfeti» ters çevrilmiş «kusur sorumluluğu» ilkeleri çerçevesinde, kusursuzluklarını kanıtlayamamaları halinde oluşan zarardan sorumlu olduklarının ilke olarak kabulü ile sonucuna göre bir karar verilmek gerekirken, bu yönden yanlış ilkeye ve «eksik incelemeye» dayalı isabetli olmayan yazılı gerekçe ile hüküm tesisi doğru görülmemiş, kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir.
1- Dosyadaki yazılara, mahkeme kararında belirtilip Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere göre, davalılardan ... ve ... vekilinin HUMK'nun 440. maddesinde sayılan hallerden hiçbirisini ihtiva etmeyen karar düzeltme isteğinin, davacı vekilinin ise «kasa açığına» yönelik karar düzeltme isteğinin reddi gerekir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:hukuki yolların tüketilmesi · aydınlatma yükümlülüğü · tebliğ tarihi · sorumluluk davası · kusur sorumluluğu · ispat külfeti · yetki · sulh
Benzer bu kararda… akları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:Davacı vekili, müvekkil şirketin 14.07.2006 tarihli genel kurulunda davalılar hakkında «sorumluluk davası» açılmak üzere «yetki» verildiğini, bu bağlamda 31.03.2004 tarihli kasa sayımında şirket muhasebe kayıtlarında görülmekle birlikte 220,81 TL'nin mevcut olmadığının tespit edildiğini, yine «sulh» ceza mahkemesi tarafından tedbir kararı verildiği halde ...Holding A.Ş.'ne ödemeler yapıldığını, bu paraların halen tahsil edilemediğini, oluşan zarardan yönetim ve denetim kurulu üyelerinin sorumlu olduğunu ileri sürerek, şimdilik 10.000 TL'nin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep ve dava etmiş, sonradan «ıslah» dilekçesiyle talebini 40.135,36 TL'na yükseltmiştir.
Mahkemenin kabulünün aksine, grup içi şirketlere aktarılan paranın «şirket zararı» olarak kabul edilmesi için «yönetim kurulu» üyeleri ve denetçiler aleyhine dava açılmadan önce esas borçlu dava dışı şirketler hakkında borcun takibi için harekete geçilmesinin ve bunun semeresiz kalmasının, başka bir ifade ile alacağın tahsil olunması için gereken tüm «hukuki yolların tüketilmesinin» davalıların sorumluluğuna gidilemesinin önşartı olarak kabulü veya grup şirketlerine aktarılan paranın şirketin ticari ilişkisinden dolayı yapılmış olabileceği ceza mahkemesince verilen tedbir kararının davalılara «tebliğ tarihinin» belirtilmediği gibi varsayımsal gerekçelerin kabulü olanaklı değildir.Bu durumda, mahkemece, uyuşmazlığın «aydınlatılması yükümlülüğü» çerçevesinde yukarıda anılan iddianın öncelikle davacı için bir zarar olup olmadığı varsa miktarının denetlenebilir bir şekilde gerektiğinde bilirkişi kurulu marif …
TTK'nun 336 vd. maddeleri bağlamında «ispat külfeti» ters çevrilmiş «kusur sorumluluğu» ilkeleri çerçevesinde, kusursuzluklarını kanıtlayamamaları halinde oluşan zarardan sorumlu olduklarının ilke olarak kabulü ile sonucuna göre bir karar verilmek gerekirken, bu yönden yanlış ilkeye ve «eksik incelemeye» dayalı isabetli olmayan yazılı gerekçe ile hüküm tesisi doğru görülmemiş, kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/6921 E. 2012/7286 K.
Ortak:sorumluluktan kurtulma · karine · şirket zararı · anonim şirket · kusur · eksik inceleme · e-defter · görevli mahkeme · Tazminat
İncelediğiniz karardaMaddesi uyarınca «sicilden terkin» edilen davacı şirketin kanuni halefi sıfatıyla ... tarafından davanın devam ettirildiği, davalıların şirketi 80.500 TL ödenmeyen hisse bedeli ve şirkete el konulduktan sonra mevcut olmayan 494,19 TL «kasa açığı» olmak üzere toplam 80.994,19 TL zarara uğrattıkları, davacı şirketin bir grup şirketi olduğu, kararların şirketin hakim ortakları tarafından alındığı,davalıların bağımsız karar alma yetkilerinin bulunmadığı, kanun ve anasözleşmenin kendilerine yüklediği «görevleri» kasten veya ihmalen yapmadıkları ispat edilemeyen davalıların zarardan sorumlu tutulamayacağı, denetçilerin de «kusurlarının» ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Yönetim ve denetim kurulu üyeleri, ancak kendilerine bir «kusur» izafe edilemeyeceğini kanıtlayarak bu «sorumluluktan kurtulabilirler».
… avacı vekilinin rapora yönelik itirazları da dikkate alınarak, aralarında işletmeci ve mali müşavirin de bulunduğu bir bilirkişi kurulu oluşturulup, davacı şirketin «defter» ve kayıtları üzerinde inceleme yaptırılıp, tarafların iddiaları ve savunmalarını tek tek karşılayan ve denetime uygun rapor alınması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde «eksik incelemeye» dayalı hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
Benzer bu karardaBu durum karşısında, davacı vekilinin rapora yönelik itirazları da dikkate alınarak, «anonim şirket» işletmecisi, şirketler hukuk uzmanı ve mali müşavirden oluşan bilirkişi kurulu oluşturulup, davacı şirketin «defter» ve kayıtları üzerinde inceleme yaptırılıp, tarafların iddiaları ve savunmalarını karşılayan ve denetime uygun rapor alınması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde «eksik incelemeye» dayalı hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
Zararın varlığı sabit ise; «kusur karinesi» söz konusu olduğundan yönetim ve denetim kurulu üyelerinin bu zarardan sorumlu olduğu «karine» olarak kabul edilir.
Yönetim ve denetim kurulu üyeleri, ancak kendilerine bir «kusur» izafe edilemeyeceğini kanıtlayarak «sorumluluktan kurtulabilirler».(TTK.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kusur karinesi · yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu · uygun illiyet bağı · illiyet bağı · temlik · yönetim kurulu kararı
Benzer bu kararda… L tutarında bir zararının söz konusu olduğu, bu zararın Uzan Gurubuna ait bağlı şirketlerin iştirak hisselerinin alınmasından kaynaklandığı, fiil ile zarar arasında «uygun illiyet bağının» bulunduğu, ancak iştigal konusu içinde yer alıyorsa bir şirketin ait olduğu guruba bağlı şirketlerin hisselerini almasının kanuna aykırılık teşkil etmeyeceği, bunun özensizlik olarak değerlendirilebileceği, şekli bakmamak gerektiği, her başarısızlığın bir yükümlülük doğurmayacağı, davacının gurup şirketi olduğu, hakim hissedarlar tarafından kararların alındığı, davalıların, kararların alınması ve icra edilmesi aşamalarında hakim hissedarlardan gelen emir ve talimatları yerine getirdikleri, denetçilere de «kusur» izafe edilemeyeceği, kısa süre içinde şirketin ... denetimine geçtiği, görevlerini fiilen yapma imkanının kalmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Hükme esas alınan bilirkişi raporunda özellikle «yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğuyla» ilgili olarak alternatif ihtimallere göre görüş bildirmiştir.
Kararı, «temlik» alan davacı ... vekili ile davalılar ..., .... ve ... vekili temyiz etmiştir.
Zararın varlığı sabit ise; «kusur karinesi» söz konusu olduğundan yönetim ve denetim kurulu üyelerinin bu zarardan sorumlu olduğu «karine» olarak kabul edilir.
-
Yönetici Sorumluluğundan Kaynaklanan Tazminat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/14348 E. 2015/1175 K.
Ortak:kasa açığı · şirket zararı · vekalet ücreti · görevli mahkeme
İncelediğiniz karardaMaddesi uyarınca «sicilden terkin» edilen davacı şirketin kanuni halefi sıfatıyla ... tarafından davanın devam ettirildiği, davalıların şirketi 80.500 TL ödenmeyen hisse bedeli ve şirkete el konulduktan sonra mevcut olmayan 494,19 TL «kasa açığı» olmak üzere toplam 80.994,19 TL zarara uğrattıkları, davacı şirketin bir grup şirketi olduğu, kararların şirketin hakim ortakları tarafından alındığı,davalıların bağımsız karar alma yetkilerinin bulunmadığı, kanun ve anasözleşmenin kendilerine yüklediği «görevleri» kasten veya ihmalen yapmadıkları ispat edilemeyen davalıların zarardan sorumlu tutulamayacağı, denetçilerin de «kusurlarının» ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı ... vekili ve davalılar ... ve ... vekili temyiz etmiştir 1-Dava, davacı şirketin önceki dönemlerde yönetim ve denetim kurulu üyesi olan davalıların, «görevleri» sırasında zarara neden oldukları iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkindir.
Anonim şirketlerde yönetim ve denetim kurulu üyeleri «görevleri» sırasında sebep oldukları zarardan dolayı şirkete, pay sahiplerine ve üçüncü kişilere verdikleri zarardan dolayı sorumludurlar.
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, şirkete el konulduğu tarihte 13.011,31 TL «kasa açığının» bulunduğu, ancak kasada bu miktarın fiilen olmadığı, yapılan usulsüzlüklerden dolayı «yönetim kurulu» üyeleri ve denetçinin sorumlu bulunduğu, diğer davalıların şirketteki «görevleri» dikkate alındığında kasa açığının kendilerinden tahsilinin istenemeyeceği, davadan önce «temerrütün» söz konusu olmadığı gerekçesiyle, davalı ..., ..., ..., ... ve ... yönünden dava dilekçesindeki miktar itibariyle davanın kabulüne, 13.011,31 TL'nin dava tarihinden itibaren ticari faiziyle birlikte tahsiline, «ıslah» miktarı yerinde görülmediğinden reddine, diğer davalılar hakkındaki dava sabit olmadığından reddine karar verilmiştir.
2- Dava, şirketin eski yöneticileri ve denetçisinin «şirketi zarara» uğrattığı iddiasıyla açılmış tazminat istemine ilişkindir.
Mahkemece, bilirkişilerin «kasa açığına» ilişkin olarak tutanak tarihinden dava tarihine kadar faiz hesabı yaptığı, davalıların davadan önce «temerrüte» düşürülmediği, bu nedenle «ıslah» dilekçesiyle talep edilen faiz talebinin yerinde olmadığı gerekçesiyle «asıl alacak» miktarına dava tarihinden itibaren faiz uygulanmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:nispi vekalet ücreti · haksız eylem · maktu vekalet ücreti · ihtar · ıslah · yönetim kurulu kararı · asıl alacak · temerrüt
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, şirkete el konulduğu tarihte 13.011,31 TL «kasa açığının» bulunduğu, ancak kasada bu miktarın fiilen olmadığı, yapılan usulsüzlüklerden dolayı «yönetim kurulu» üyeleri ve denetçinin sorumlu bulunduğu, diğer davalıların şirketteki «görevleri» dikkate alındığında kasa açığının kendilerinden tahsilinin istenemeyeceği, davadan önce «temerrütün» söz konusu olmadığı gerekçesiyle, davalı ..., ..., ..., ... ve ... yönünden dava dilekçesindeki miktar itibariyle davanın kabulüne, 13.011,31 TL'nin dava tarihinden itibaren ticari faiziyle birlikte tahsiline, «ıslah» miktarı yerinde görülmediğinden reddine, diğer davalılar hakkındaki dava sabit olmadığından reddine karar verilmiştir.
Mahkemece, bilirkişilerin «kasa açığına» ilişkin olarak tutanak tarihinden dava tarihine kadar faiz hesabı yaptığı, davalıların davadan önce «temerrüte» düşürülmediği, bu nedenle «ıslah» dilekçesiyle talep edilen faiz talebinin yerinde olmadığı gerekçesiyle «asıl alacak» miktarına dava tarihinden itibaren faiz uygulanmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Oysa, davacının alacak talebinin temeli davalıların haksız eylemleri olduğundan, davalıların «temerrütü» için «ihtar» gerekmez.
3- Öte yandan, 5411 sayılı Kanun'un 133/«son» maddesi, bu madde kapsamında açılan veya açılacak davalar ile kanuni halef sıfatıyla takip edilen davalarda, lehine hükmedilen taraf için «vekalet ücretinin» maktu olarak belirleneceği hükmünü haiz olup, mahkemece hakkında ret kararı verilen bir kısım davalılar yönünden «maktu vekalet ücretine» hükmedilmesi gerekirken, «nispi vekalet ücretine» karar verilmesi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
-
Yönetici Sorumluluğundan Kaynaklanan Tazminat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/6609 E. 2012/6212 K.
Ortak:kasa açığı · şirket zararı · anonim şirket · kusur · eksik inceleme · vekalet ücreti
İncelediğiniz karardaMaddesi uyarınca «sicilden terkin» edilen davacı şirketin kanuni halefi sıfatıyla ... tarafından davanın devam ettirildiği, davalıların şirketi 80.500 TL ödenmeyen hisse bedeli ve şirkete el konulduktan sonra mevcut olmayan 494,19 TL «kasa açığı» olmak üzere toplam 80.994,19 TL zarara uğrattıkları, davacı şirketin bir grup şirketi olduğu, kararların şirketin hakim ortakları tarafından alındığı,davalıların bağımsız karar alma yetkilerinin bulunmadığı, kanun ve anasözleşmenin kendilerine yüklediği «görevleri» kasten veya ihmalen yapmadıkları ispat edilemeyen davalıların zarardan sorumlu tutulamayacağı, denetçilerin de «kusurlarının» ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Yönetim ve denetim kurulu üyeleri, ancak kendilerine bir «kusur» izafe edilemeyeceğini kanıtlayarak bu «sorumluluktan kurtulabilirler».
Somut olayda da davacı şirket vekili, önceki dönemde yönetim ve denetim kurulu üyesi olan davalıların müvekkili «şirketi zarara» uğrattıklarını ileri sürmüş, hangi eylemleriyle zararın doğduğunu dava dilekçesinde ayrıntılı şekilde açıklamıştır.
Benzer bu kararda… neticilerle TMSF tarafından atananlar arasında bir devir tutanağı noter tespiti v.s gibi bir belgenin bulunmadığı, 14.2.2004 tarihinde meydana geldiği ileri sürülen «kasa açığı» için davacının dayandığı 4.7.2005 tarihli denetim kurulu raporunun muhasebe ilkeleri gereğince kasa hesabının günlük hareketler içeren bir hesap olması ve buna ilişkin tespitlerinde günlük bazda yapılması kuralı gereğince hukuki geçerliliğinin bulunmadığı,«anonim şirket» yönetici ve denetcilerin sorumluluğuna gidebilmek için öncelikle şirketin uğradığı zararın somut bir şekilde ortaya konulması ve «illiyet bağının» bulunması gerektiği, davacı şirket ile dava dışı grup şirketler arasında para transferinin yapıldığı, mevzuatımızda grup şirketlerin aralarında para alış verişlerini yasaklayan veya sınırlayan bir düzenlemenin bulunmadığı, davacı şirketin «dahil» olduğu grup içerisinde bulunan bir başka firmaya borç vermesi nedeni ile kanuna aykırı bir eylem de bulunduğunun iddia edilemeyeceği, para transferinin ne amaçla yapıldığının açıklığa kavuşmadığı, «yönetim kurulu» üyeleri ve denetçiler aleyhine dava açılmadan önce esas borçlu hakkında yani dava dışı şirket hakkında borcun takibi için harekete geçilmesi gerektiği,bunun semeresiz kalması halinde ancak yönetim kurulu üyeleri ve denetim kurulu üyeleri hakkında dava açılabileceği, alacağın tahsil olunması için gereken tüm «hukuki yollar tüketilmden» ve bu durum gereği gibi tevsik edilmeden davalıların sorumluluğuna gidilemeyeceği,ayrıca zarar verici işlem olduğu iddia edilen para transferinin 2003 yılı ortalarında gerçekleşmesi bu şirketlere ise 2004 yılında TMSF tarafından el konulması karşısında denetcinin rapor hazırlamasına fırsat kalmadan denetçilerin şirketteki görevlerinin «son» bulması nedeni ile denetçilerin kusurlu davrandığından da bahsedilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bu durumda, mahkemece, uyuşmazlığın «aydınlatılması yükümlülüğü» çerçevesinde yukarıda anılan iddianın öncelikle davacı için bir zarar olup olmadığı varsa miktarının denetlenebilir bir şekilde gerektiğinde bilirkişi kurulu marifeti ile kuşkuya yer bırakmaksızın saptanması, eğer bu hususun şirket için bir zarar kalemi olarak kabulü halinde bu bağlamada oluşan şirket zararından, yönetim ve denetim kurulu eski üyelerinin, TTK.nun 336 vd maddeleri bağlamında «ispat külfeti» ters çevrilmiş «kusur sorumluluğu» ilkeleri çerçevesinde, kusursuzluklarını kanıtlayamamaları halinde oluşan zarardan sorumlu olduklarının ilke olarak kabulü ile sonucuna göre bir karar verilmek gerekirken bu yönden yanlış ilkeye ve «eksik incelemeye» dayalı isabetli olmayan yazılı gerekçe ile hüküm tesisi doğru görülmemiş,kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir.
1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve «kasa açığına» ilişen temyiz itirazların yerinde görülmemesine göre, davacı vekilinin aşağıdaki benttlerin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:hukuki yolların tüketilmesi · aydınlatma yükümlülüğü · nispi vekalet ücreti · kusur sorumluluğu · ispat külfeti · illiyet bağı · maktu vekalet ücreti · yönetim kurulu kararı
Benzer bu kararda… neticilerle TMSF tarafından atananlar arasında bir devir tutanağı noter tespiti v.s gibi bir belgenin bulunmadığı, 14.2.2004 tarihinde meydana geldiği ileri sürülen «kasa açığı» için davacının dayandığı 4.7.2005 tarihli denetim kurulu raporunun muhasebe ilkeleri gereğince kasa hesabının günlük hareketler içeren bir hesap olması ve buna ilişkin tespitlerinde günlük bazda yapılması kuralı gereğince hukuki geçerliliğinin bulunmadığı,«anonim şirket» yönetici ve denetcilerin sorumluluğuna gidebilmek için öncelikle şirketin uğradığı zararın somut bir şekilde ortaya konulması ve «illiyet bağının» bulunması gerektiği, davacı şirket ile dava dışı grup şirketler arasında para transferinin yapıldığı, mevzuatımızda grup şirketlerin aralarında para alış verişlerini yasaklayan veya sınırlayan bir düzenlemenin bulunmadığı, davacı şirketin «dahil» olduğu grup içerisinde bulunan bir başka firmaya borç vermesi nedeni ile kanuna aykırı bir eylem de bulunduğunun iddia edilemeyeceği, para transferinin ne amaçla yapıldığının açıklığa kavuşmadığı, «yönetim kurulu» üyeleri ve denetçiler aleyhine dava açılmadan önce esas borçlu hakkında yani dava dışı şirket hakkında borcun takibi için harekete geçilmesi gerektiği,bunun semeresiz kalması halinde ancak yönetim kurulu üyeleri ve denetim kurulu üyeleri hakkında dava açılabileceği, alacağın tahsil olunması için gereken tüm «hukuki yollar tüketilmden» ve bu durum gereği gibi tevsik edilmeden davalıların sorumluluğuna gidilemeyeceği,ayrıca zarar verici işlem olduğu iddia edilen para transferinin 2003 yılı ortalarında gerçekleşmesi bu şirketlere ise 2004 yılında TMSF tarafından el konulması karşısında denetcinin rapor hazırlamasına fırsat kalmadan denetçilerin şirketteki görevlerinin «son» bulması nedeni ile denetçilerin kusurlu davrandığından da bahsedilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bu durumda, mahkemece, uyuşmazlığın «aydınlatılması yükümlülüğü» çerçevesinde yukarıda anılan iddianın öncelikle davacı için bir zarar olup olmadığı varsa miktarının denetlenebilir bir şekilde gerektiğinde bilirkişi kurulu marifeti ile kuşkuya yer bırakmaksızın saptanması, eğer bu hususun şirket için bir zarar kalemi olarak kabulü halinde bu bağlamada oluşan şirket zararından, yönetim ve denetim kurulu eski üyelerinin, TTK.nun 336 vd maddeleri bağlamında «ispat külfeti» ters çevrilmiş «kusur sorumluluğu» ilkeleri çerçevesinde, kusursuzluklarını kanıtlayamamaları halinde oluşan zarardan sorumlu olduklarının ilke olarak kabulü ile sonucuna göre bir karar verilmek gerekirken bu yönden yanlış ilkeye ve «eksik incelemeye» dayalı isabetli olmayan yazılı gerekçe ile hüküm tesisi doğru görülmemiş,kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir.
… gücü bulunmayan dava dışı Park Medya A.Ş ne aktarılarak şirketin aktiflerinin azalmasına neden oldukları iddia edilmiş olup, mahkemenin kabulünün aksine bu olgunun «şirket zararı» olarak kabul edilmesi için «yönetim kurulu» üyeleri ve denetçiler aleyhine dava açılmadan önce esas borçlu dava dışı şirket hakkında borcun takibi için harekete geçilmesinin ve bunun semeresiz kalmasının, başka bir ifade ile alacağın tahsil olunması için gereken tüm «hukuki yolların tüketilmesinin» davalıların sorumluluğuna gidilemesinin önşartı olarak kabulü olanaklı değildir.
4-Kabule göre de, 5411 sayılı Kanun'un 133/«son» maddesi kapsamında açılan veya açılacak davalar ile kanuni halef sıfatıyla takip edilen davalarda, lehine hükmedilen tarafa «vekalet ücreti» maktu olarak belirleneceği hükmünü haiz olup, mahkemece, davalılar yararına «maktu vekalet ücretine» hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde «nispi vekalet ücretine» hükmedilmesi de doğru olmamıştır.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2010/8463 E. , 2012/10514 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 25/11/2009 tarih ve 2006/826-2009/685 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacı ... vekili ve davalılar ... ve ... vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 12/06/2012 günü davacı ... vekilinin 12/06/2012 havale tarihli mürafadan vazgeçme dilekçesinde dikkate alınarak dosyanın duruşmasız olarak görülmesine karar verildikten, temyiz dilekçesinin de süresinde verildiği anlaşıldıktan sonra dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, Çukurova Temizlik ve Sosyal Hizmetler Tic. A.Ş.’nin 2002,2003 ve 2004 olağan genel kurullarına sunulmak üzere hazırlanan denetim kurulu raporunda şirket yönetim kurulu üyelerinin sağladıkları kaynakları kendi işletme sermayesi ihtiyaçları için ve rantabl olarak kullanmak yerine, mali durumları bozuk, hiçbir temettü geliri sağlayamayacaklarını bildikleri Uzan Grubuna bağlı kuruluşların iştirak hisselerini satın almak için kullandıklarını, bu şekilde gerçekte öz kaynakları dahi bulunmayan Çukurova Temizlik Firmasının ödeyemeyeceği bir borç yükü altına sokulduğu gibi bu fonlarla sağlayabileceği muhtemel gelirlerden de mahrum bırakıldığını, şirket aktiflerinde azalışa neden olunduğu, şirketin bilerek ve isteyerek zararına neden olduklarını, davalı denetim kurulu üyelerinin de yönetim kurulu üyelerini uyarmayarak görevlerini gereği gibi yapmadıklarını, şirketin 14.4.2006 tarihli genel kurulunda davalılar hakkında dava açılmasına karar verildiğini ileri sürerek fazlaya ait haklar saklı kalmak kaydıyla 10.000 TL’nın faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı ... , davacılar tarafından çok sonra yapılan kasa sayımı uyarınca dava açılmasının doğru olmadığını, her şeyin Uzan ailesinin kontrol ve talimatı ile yapıldığını, grup şirketlerinde maaşla çalıştığını, iddia edilen alacaklarla ilgisinin olmadığını savunarak davanın reddine talep etmiştir.
Davalı ... işlemlerin... ailesinin kontrol ve talimatı ile yapıldığını, kendisinin maaşla çalıştığını ve işini kaybetme kaygısı ile şirketin esas sahiplerinin yaptırdığı görevleri yaptığını savunarak davanın reddine talep etmiştir.
Diğer davalılar ..., ... ve ... davaya yanıt vermemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, 5411 sayılı kanunun 134. Maddesi uyarınca sicilden terkin edilen davacı şirketin kanuni halefi sıfatıyla ... tarafından davanın devam ettirildiği, davalıların şirketi 80.500 TL ödenmeyen hisse bedeli ve şirkete el konulduktan sonra mevcut olmayan 494,19 TL kasa açığı olmak üzere toplam 80.994,19 TL zarara uğrattıkları, davacı şirketin bir grup şirketi olduğu, kararların şirketin hakim ortakları tarafından alındığı,davalıların bağımsız karar alma yetkilerinin bulunmadığı, kanun ve anasözleşmenin kendilerine yüklediği görevleri kasten veya ihmalen yapmadıkları ispat edilemeyen davalıların zarardan sorumlu tutulamayacağı, denetçilerin de kusurlarının ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı ... vekili ve davalılar ... ve ... vekili temyiz etmiştir
1-Dava, davacı şirketin önceki dönemlerde yönetim ve denetim kurulu üyesi olan davalıların, görevleri sırasında zarara neden oldukları iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkindir.
Anonim şirketlerde yönetim ve denetim kurulu üyeleri görevleri sırasında sebep oldukları zarardan dolayı şirkete, pay sahiplerine ve üçüncü kişilere verdikleri zarardan dolayı sorumludurlar. Sorumluluğun doğması bakımından öncelikli koşul, zararın olmasıdır. Zarar gören, bu zararının varlığını kanıtlamadır. Zararın varlığı sabit ise, yönetim ve denetim kurulu üyelerinin zarardan sorumlu olduğu karine olarak kabul edilir. Yönetim ve denetim kurulu üyeleri, ancak kendilerine bir kusur izafe edilemeyeceğini kanıtlayarak bu sorumluluktan kurtulabilirler.
Somut olayda da davacı şirket vekili, önceki dönemde yönetim ve denetim kurulu üyesi olan davalıların müvekkili şirketi zarara uğrattıklarını ileri sürmüş, hangi eylemleriyle zararın doğduğunu dava dilekçesinde ayrıntılı şekilde açıklamıştır. Mahkemece bilirkişi raporuna itibar edilerek yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir. Ancak, hüküm yeterli araştırma ve incelemeye dayanmadığı gibi temel alınan bilirkişi raporu da uyuşmazlığı çözmeye elverişli değildir. Raporda, dava dilekçesinde ve ekinde bulunan denetim kurulu raporundaki davalılara atfedilen işlemlerin şirketi zarara uğratan işlemler olup olmadığı denetime uygun şekilde incelenmemiş, genel ifadelerle yetinilmiştir. Öte yandan TTK.nun 359 ncu maddesi hükmü karşısında kabulün aksine denetim kurulu üyesi veya üyeleri sadece yıl sonlarında yönetim kurulunun yıl içindeki etkinliği hakkında denetim kurulu raporu hazırlayan kimseler olmadığı, esasen denetim görevine ilişkin kontrol ve uyarı sorumluluğunun süreklilik arzettiği mahkemece gözardı edilmiştir.
Bu durum karşısında, davacı vekilinin rapora yönelik itirazları da dikkate alınarak, aralarında işletmeci ve mali müşavirin de bulunduğu bir bilirkişi kurulu oluşturulup, davacı şirketin defter ve kayıtları üzerinde inceleme yaptırılıp, tarafların iddiaları ve savunmalarını tek tek karşılayan ve denetime uygun rapor alınması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde eksik incelemeye dayalı hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
3-Bozma sebep ve şekline göre, davalılar ... ve ... vekilinin vekalet ücreti yönünden temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle temlik alan davacı ... vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle bozma sebep ve şekline göre davalılar ... ve ... vekilinin vekalet ücreti yönünden temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, 14/06/2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1061021800 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz