Yöneticinin Sorumluluğu Nedeniyle Tazminat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2010/16271 E. 2012/16422 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
hukuki yolların tüketilmesi↗ aydınlatma yükümlülüğü↗ kasa açığı↗ sorumluluktan kurtulma↗ karine↗ kusur sorumluluğu↗ ispat külfeti↗ şirket zararı↗ anonim şirket↗ haksız fiil↗ yönetim kurulu kararı↗ kusur↗ eksik inceleme↗ dahili dava↗ görevli mahkeme↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına dayanılarak, grup içi şirketlerde şirketler arasında para aktarımının makul ve ticari prensiplere uygun, hatta çoğu zaman zorunlu olduğu, bu kapsamda davalıların eyleminin özen sorumluluğu ayrık kalmak kaydıyla haksız fiil olarak nitelendirilemeyeceği, bu durumda davacının öncelikle alacağını tahsil için paranın aktarıldığı şirketlere yönelmesi, takibin semeresiz kalması halinde yönetim kurulu üyelerinden talepte bulunması gerektiği,zaten somut uyuşmazlıkta aktarılan paranın da başka bir grup içi şirketten alındığı, davacı şirket ve para aktarılan şirketler dahil tüm grup şirketlere el konulduğu, ortada gerçek manada bir zararın bulunmadığı, denetçilerden grup şirketler arası para aktarımını zarar olarak olarak tespit etmelerinin beklenemeyeceği, öte yandan kasa açığının fiilen tespit edildiği tarih itibariyle kasa sayımı yapılmamış olduğundan kasa açığı iddiasının soyut kalıp, ispatlanamadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve kasa açığına ilişkin temyiz itirazların yerinde görülmemesine göre, davacı vekilinin aşağıdaki benttlerin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Dava, davacının eski yönetim, denetim kurulu üyeleri olan davalıların sorumluluğuna ilişkin olup, mahkemece, yukarıdaki özettenden de anlaşılacağı üzere benimsenen bilirkişi kurulu raporu doğrultusunda yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir.
Anonim şirketlerde yönetim ve denetim kurulu üyeleri görevleri sırasında sebep oldukları zarardan dolayı şirkete, pay sahiplerine ve üçüncü kişilere verdikleri zarardan dolayı sorumludurlar. Sorumluluğun doğması bakımından öncelikli koşul, zararın olmasıdır. Zarar gören, bu zararının varlığını kanıtlamadır. Zararın varlığı sabit ise, yönetim ve denetim kurulu üyelerinin zarardan sorumlu olduğu karine olarak kabul edilir. Yönetim ve denetim kurulu üyeleri, ancak kendilerine bir kusur izafe edilemeyeceğini kanıtlayarak bu sorumluluktan kurtulabilirler.
Somut olayda da davacı taraf, önceki dönemde yönetim ve denetim kurulu üyesi olan davalıların davacı şirketi zarara uğrattıklarını ileri sürmüş, hangi eylemleriyle zararın doğduğunu dilekçesinde ayrıntılı şekilde açıklamıştır. Mahkemece bilirkişi raporuna itibar edilerek yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir. Ancak, hüküm yeterli araştırma ve incelemeye dayanmadığı gibi temel alınan bilirkişi raporu da uyuşmazlığı çözmeye elverişli değildir. Zira mahkemenin kabulünün aksine, grup içi şirketlere aktarılan paranın şirket zararı olarak kabul edilmesi için yönetim kurulu üyeleri ve denetçiler aleyhine dava açılmadan önce esas borçlu dava dışı şirketler hakkında borcun takibi için harekete geçilmesinin ve bunun semeresiz kalmasının, başka bir ifade ile alacağın tahsil olunması için gereken tüm hukuki yolların tüketilmesinin davalıların sorumluluğuna gidilemesinin önşartı olarak kabulü olanaklı değildir.
Bu durumda, mahkemece, uyuşmazlığın aydınlatılması yükümlülüğü çerçevesinde yukarıda anılan iddianın öncelikle davacı için bir zarar olup olmadığı varsa miktarının denetlenebilir bir şekilde gerektiğinde bilirkişi kurulu marifeti ile kuşkuya yer bırakmaksızın saptanması,bu hususun şirket için bir zarar kalemi olarak kabulü halinde, yönetim ve denetim kurulu eski üyelerinin, TTK.'nun 336 vd maddeleri bağlamında ispat külfeti ters çevrilmiş kusur sorumluluğu ilkeleri çerçevesinde, kusursuzluklarını kanıtlayamamaları halinde oluşan zarardan sorumlu olduklarının ilke olarak kabulü ile sonucuna göre bir karar verilmek gerekirken, bu yönden yanlış ilkeye ve eksik incelemeye dayalı isabetli olmayan yazılı gerekçe ile hüküm tesisi doğru görülmemiş, kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir.
3-Öte yandan, TTK.'nun 359 ncu maddesi hükmü karşısında kabulün aksine denetim kurulu üyesi veya üyeleri sadece yıl sonlarında yönetim kurulunun yıl içindeki etkinliği hakkında denetim kurulu raporu hazırlayan kimseler olmadığı, esasen denetim görevine ilişkin kontrol ve uyarı sorumluluğunun süreklilik arzettiği mahkemece gözardı edilerek, davalı denetim kurulu üyeleri hakkındaki davanın yazılı gerekçeyle reddedilmesi de keza doğru bulunmamıştır.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/12600 E. 2012/18233 K.
Ortak:hukuki yolların tüketilmesi · aydınlatma yükümlülüğü · kasa açığı · sorumluluktan kurtulma · karine · kusur sorumluluğu · ispat külfeti · şirket zararı
İncelediğiniz karardaBu durumda, mahkemece, uyuşmazlığın «aydınlatılması yükümlülüğü» çerçevesinde yukarıda anılan iddianın öncelikle davacı için bir zarar olup olmadığı varsa miktarının denetlenebilir bir şekilde gerektiğinde bilirkişi kurulu marifeti ile kuşkuya yer bırakmaksızın saptanması,bu hususun şirket için bir zarar kalemi olarak kabulü halinde, yönetim ve denetim kurulu eski üyelerinin, TTK.'nun 336 vd maddeleri bağlamında «ispat külfeti» ters çevrilmiş «kusur sorumluluğu» ilkeleri çerçevesinde, kusursuzluklarını kanıtlayamamaları halinde oluşan zarardan sorumlu olduklarının ilke olarak kabulü ile sonucuna göre bir karar verilmek gerekirken, bu yönden yanlış ilkeye ve «eksik incelemeye» dayalı isabetli olmayan yazılı gerekçe ile hüküm tesisi doğru görülmemiş, kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Zira mahkemenin kabulünün aksine, grup içi şirketlere aktarılan paranın «şirket zararı» olarak kabul edilmesi için «yönetim kurulu» üyeleri ve denetçiler aleyhine dava açılmadan önce esas borçlu dava dışı şirketler hakkında borcun takibi için harekete geçilmesinin ve bunun semeresiz kalmasının, başka bir ifade ile alacağın tahsil olunması için gereken tüm «hukuki yolların tüketilmesinin» davalıların sorumluluğuna gidilemesinin önşartı olarak kabulü olanaklı değildir.
… asında para aktarımının makul ve ticari prensiplere uygun, hatta çoğu zaman zorunlu olduğu, bu kapsamda davalıların eyleminin özen sorumluluğu ayrık kalmak kaydıyla «haksız fiil» olarak nitelendirilemeyeceği, bu durumda davacının öncelikle alacağını tahsil için paranın aktarıldığı şirketlere yönelmesi, takibin semeresiz kalması halinde «yönetim kurulu» üyelerinden talepte bulunması gerektiği,zaten somut uyuşmazlıkta aktarılan paranın da başka bir grup içi şirketten alındığı, davacı şirket ve para aktarılan şirketler «dahil» tüm grup şirketlere el konulduğu, ortada gerçek manada bir zararın bulunmadığı, denetçilerden grup şirketler arası para aktarımını zarar olarak olarak tespit etmelerinin beklenemeyeceği, öte yandan «kasa açığının» fiilen tespit edildiği tarih itibariyle kasa sayımı yapılmamış olduğundan kasa açığı iddiasının soyut kalıp, ispatlanamadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar ve …
Benzer bu karardaBu durumda, mahkemece, uyuşmazlığın «aydınlatılması yükümlülüğü» çerçevesinde yukarıda anılan iddianın öncelikle davacı için bir zarar olup olmadığı varsa miktarının denetlenebilir bir şekilde gerektiğinde bilirkişi kurulu marifeti ile kuşkuya yer bırakmaksızın saptanması, bu hususun şirket için bir zarar kalemi olarak kabulü halinde, yönetim ve denetim kurulu eski üyelerinin, TTK'nun 336 vd maddeleri bağlamında «ispat külfeti» ters çevrilmiş «kusur sorumluluğu» ilkeleri çerçevesinde, kusursuzluklarını kanıtlayamamaları halinde oluşan zarardan sorumlu olduklarının ilke olarak kabulü ile sonucuna göre bir karar verilmek gerekirken, bu yönden yanlış ilkeye ve «eksik incelemeye» dayalı isabetli olmayan yazılı gerekçe ile hüküm tesisi doğru görülmemiş, kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir.
… neticilerle TMSF tarafından atananlar arasında bir devir tutanağı noter tespiti v.s gibi bir belgenin bulunmadığı, 14.2.2004 tarihinde meydana geldiği ileri sürülen «kasa açığı» için davacının dayandığı sonraki tarihli denetim kurulu raporunun muhasebe ilkeleri gereğince kasa hesabının günlük hareketler içeren bir hesap olması ve buna ilişkin tespitlerinde günlük bazda yapılması kuralı gereğince hukuki geçerliliğinin bulunmadığı, «anonim şirket» yönetici ve denetçilerin sorumluluğuna gidebilmek için öncelikle şirketin uğradığı zararın somut bir şekilde ortaya konulması ve «illiyet bağının» bulunması gerektiği, davacı şirket ile dava dışı grup şirketler arasında para transferinin yapıldığı, mevzuatımızda grup şirketlerin aralarında para alış verişlerini yasaklayan veya sınırlayan bir düzenlemenin bulunmadığı, davacı şirketin «dahil» olduğu grup içerisinde bulunan bir başka firmaya borç vermesi nedeni ile kanuna aykırı bir eylemde bulunduğunun iddia edilemeyeceği, para transferinin ne amaçla yapıldığının açıklığa kavuşmadığı, «yönetim kurulu» üyeleri ve denetçiler aleyhine dava açılmadan önce esas borçlu hakkında yani dava dışı şirketler hakkında borcun takibi için harekete geçilmesi gerektiği, bunun semeresiz kalması halinde ancak yönetim kurulu üyeleri ve denetim kurulu üyeleri hakkında dava açılabileceği, alacağın tahsil olunması için gereken tüm «hukuki yollar tüketilmeden» ve bu durum gereği gibi tevsik edilmeden davalıların sorumluluğuna gidilemeyeceği, ayrıca zarar verici işlem olduğu iddia edilen para transferinin 2003 yılı ortalarında gerçekleşmesi bu şirketlere ise 2004 yılında TMSF tarafından el konulması karşısında denetçilerin rapor hazırlamasına fırsat kalmadan şirketteki görevlerinin «son» bulması nedeni ile denetçilerin kusurlu davrandığından bahsedilemeyeceği gerekçesiyle kasa açığından kaynaklanan alacak talebi yerinde görülmediğinden reddine, diğ …
Zira mahkemenin kabulünün aksine, grup içi şirketlere aktarılan paranın «şirket zararı» olarak kabul edilmesi için «yönetim kurulu» üyeleri ve denetçiler aleyhine dava açılmadan önce esas borçlu dava dışı şirketler hakkında borcun takibi için harekete geçilmesinin ve bunun semeresiz kalmasının, başka bir ifade ile alacağın tahsil olunması için gereken tüm «hukuki yolların tüketilmesinin» davalıların sorumluluğuna gidilmesinin ön şartı olarak kabulü olanaklı değildir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:illiyet bağı · i̇i̇k 72/son
Benzer bu kararda… neticilerle TMSF tarafından atananlar arasında bir devir tutanağı noter tespiti v.s gibi bir belgenin bulunmadığı, 14.2.2004 tarihinde meydana geldiği ileri sürülen «kasa açığı» için davacının dayandığı sonraki tarihli denetim kurulu raporunun muhasebe ilkeleri gereğince kasa hesabının günlük hareketler içeren bir hesap olması ve buna ilişkin tespitlerinde günlük bazda yapılması kuralı gereğince hukuki geçerliliğinin bulunmadığı, «anonim şirket» yönetici ve denetçilerin sorumluluğuna gidebilmek için öncelikle şirketin uğradığı zararın somut bir şekilde ortaya konulması ve «illiyet bağının» bulunması gerektiği, davacı şirket ile dava dışı grup şirketler arasında para transferinin yapıldığı, mevzuatımızda grup şirketlerin aralarında para alış verişlerini yasaklayan veya sınırlayan bir düzenlemenin bulunmadığı, davacı şirketin «dahil» olduğu grup içerisinde bulunan bir başka firmaya borç vermesi nedeni ile kanuna aykırı bir eylemde bulunduğunun iddia edilemeyeceği, para transferinin ne amaçla yapıldığının açıklığa kavuşmadığı, «yönetim kurulu» üyeleri ve denetçiler aleyhine dava açılmadan önce esas borçlu hakkında yani dava dışı şirketler hakkında borcun takibi için harekete geçilmesi gerektiği, bunun semeresiz kalması halinde ancak yönetim kurulu üyeleri ve denetim kurulu üyeleri hakkında dava açılabileceği, alacağın tahsil olunması için gereken tüm «hukuki yollar tüketilmeden» ve bu durum gereği gibi tevsik edilmeden davalıların sorumluluğuna gidilemeyeceği, ayrıca zarar verici işlem olduğu iddia edilen para transferinin 2003 yılı ortalarında gerçekleşmesi bu şirketlere ise 2004 yılında TMSF tarafından el konulması karşısında denetçilerin rapor hazırlamasına fırsat kalmadan şirketteki görevlerinin «son» bulması nedeni ile denetçilerin kusurlu davrandığından bahsedilemeyeceği gerekçesiyle kasa açığından kaynaklanan alacak talebi yerinde görülmediğinden reddine, diğ …
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/2955 E. 2013/9659 K.
Ortak:hukuki yolların tüketilmesi · aydınlatma yükümlülüğü · kasa açığı · sorumluluktan kurtulma · karine · kusur sorumluluğu · ispat külfeti · şirket zararı
İncelediğiniz karardaBu durumda, mahkemece, uyuşmazlığın «aydınlatılması yükümlülüğü» çerçevesinde yukarıda anılan iddianın öncelikle davacı için bir zarar olup olmadığı varsa miktarının denetlenebilir bir şekilde gerektiğinde bilirkişi kurulu marifeti ile kuşkuya yer bırakmaksızın saptanması,bu hususun şirket için bir zarar kalemi olarak kabulü halinde, yönetim ve denetim kurulu eski üyelerinin, TTK.'nun 336 vd maddeleri bağlamında «ispat külfeti» ters çevrilmiş «kusur sorumluluğu» ilkeleri çerçevesinde, kusursuzluklarını kanıtlayamamaları halinde oluşan zarardan sorumlu olduklarının ilke olarak kabulü ile sonucuna göre bir karar verilmek gerekirken, bu yönden yanlış ilkeye ve «eksik incelemeye» dayalı isabetli olmayan yazılı gerekçe ile hüküm tesisi doğru görülmemiş, kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Zira mahkemenin kabulünün aksine, grup içi şirketlere aktarılan paranın «şirket zararı» olarak kabul edilmesi için «yönetim kurulu» üyeleri ve denetçiler aleyhine dava açılmadan önce esas borçlu dava dışı şirketler hakkında borcun takibi için harekete geçilmesinin ve bunun semeresiz kalmasının, başka bir ifade ile alacağın tahsil olunması için gereken tüm «hukuki yolların tüketilmesinin» davalıların sorumluluğuna gidilemesinin önşartı olarak kabulü olanaklı değildir.
… asında para aktarımının makul ve ticari prensiplere uygun, hatta çoğu zaman zorunlu olduğu, bu kapsamda davalıların eyleminin özen sorumluluğu ayrık kalmak kaydıyla «haksız fiil» olarak nitelendirilemeyeceği, bu durumda davacının öncelikle alacağını tahsil için paranın aktarıldığı şirketlere yönelmesi, takibin semeresiz kalması halinde «yönetim kurulu» üyelerinden talepte bulunması gerektiği,zaten somut uyuşmazlıkta aktarılan paranın da başka bir grup içi şirketten alındığı, davacı şirket ve para aktarılan şirketler «dahil» tüm grup şirketlere el konulduğu, ortada gerçek manada bir zararın bulunmadığı, denetçilerden grup şirketler arası para aktarımını zarar olarak olarak tespit etmelerinin beklenemeyeceği, öte yandan «kasa açığının» fiilen tespit edildiği tarih itibariyle kasa sayımı yapılmamış olduğundan kasa açığı iddiasının soyut kalıp, ispatlanamadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar ve …
Benzer bu karardaMahkemenin kabulünün aksine, grup içi şirketlere aktarılan paranın «şirket zararı» olarak kabul edilmesi için «yönetim kurulu» üyeleri ve denetçiler aleyhine dava açılmadan önce esas borçlu dava dışı şirketler hakkında borcun takibi için harekete geçilmesinin ve bunun semeresiz kalmasının, başka bir ifade ile alacağın tahsil olunması için gereken tüm «hukuki yolların tüketilmesinin» davalıların sorumluluğuna gidilemesinin önşartı olarak kabulü veya grup şirketlerine aktarılan paranın şirketin ticari ilişkisinden dolayı yapılmış olabileceği ceza mahkemesince verilen tedbir kararının davalılara «tebliğ tarihinin» belirtilmediği gibi varsayımsal gerekçelerin kabulü olanaklı değildir.Bu durumda, mahkemece, uyuşmazlığın «aydınlatılması yükümlülüğü» çerçevesinde yukarıda anılan iddianın öncelikle davacı için bir zarar olup olmadığı varsa miktarının denetlenebilir bir şekilde gerektiğinde bilirkişi kurulu marif …
TTK'nun 336 vd. maddeleri bağlamında «ispat külfeti» ters çevrilmiş «kusur sorumluluğu» ilkeleri çerçevesinde, kusursuzluklarını kanıtlayamamaları halinde oluşan zarardan sorumlu olduklarının ilke olarak kabulü ile sonucuna göre bir karar verilmek gerekirken, bu yönden yanlış ilkeye ve «eksik incelemeye» dayalı isabetli olmayan yazılı gerekçe ile hüküm tesisi doğru görülmemiş, kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir.
1- Dosyadaki yazılara, mahkeme kararında belirtilip Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere göre, davalılardan ... ve ... vekilinin HUMK'nun 440. maddesinde sayılan hallerden hiçbirisini ihtiva etmeyen karar düzeltme isteğinin, davacı vekilinin ise «kasa açığına» yönelik karar düzeltme isteğinin reddi gerekir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:tebliğ tarihi · sorumluluk davası · yetki · sulh · ıslah
Benzer bu kararda… akları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:Davacı vekili, müvekkil şirketin 14.07.2006 tarihli genel kurulunda davalılar hakkında «sorumluluk davası» açılmak üzere «yetki» verildiğini, bu bağlamda 31.03.2004 tarihli kasa sayımında şirket muhasebe kayıtlarında görülmekle birlikte 220,81 TL'nin mevcut olmadığının tespit edildiğini, yine «sulh» ceza mahkemesi tarafından tedbir kararı verildiği halde ...Holding A.Ş.'ne ödemeler yapıldığını, bu paraların halen tahsil edilemediğini, oluşan zarardan yönetim ve denetim kurulu üyelerinin sorumlu olduğunu ileri sürerek, şimdilik 10.000 TL'nin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep ve dava etmiş, sonradan «ıslah» dilekçesiyle talebini 40.135,36 TL'na yükseltmiştir.
Mahkemenin kabulünün aksine, grup içi şirketlere aktarılan paranın «şirket zararı» olarak kabul edilmesi için «yönetim kurulu» üyeleri ve denetçiler aleyhine dava açılmadan önce esas borçlu dava dışı şirketler hakkında borcun takibi için harekete geçilmesinin ve bunun semeresiz kalmasının, başka bir ifade ile alacağın tahsil olunması için gereken tüm «hukuki yolların tüketilmesinin» davalıların sorumluluğuna gidilemesinin önşartı olarak kabulü veya grup şirketlerine aktarılan paranın şirketin ticari ilişkisinden dolayı yapılmış olabileceği ceza mahkemesince verilen tedbir kararının davalılara «tebliğ tarihinin» belirtilmediği gibi varsayımsal gerekçelerin kabulü olanaklı değildir.Bu durumda, mahkemece, uyuşmazlığın «aydınlatılması yükümlülüğü» çerçevesinde yukarıda anılan iddianın öncelikle davacı için bir zarar olup olmadığı varsa miktarının denetlenebilir bir şekilde gerektiğinde bilirkişi kurulu marif …
-
Yönetici Sorumluluğundan Kaynaklanan Tazminat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/6609 E. 2012/6212 K.
Ortak:hukuki yolların tüketilmesi · aydınlatma yükümlülüğü · kasa açığı · kusur sorumluluğu · ispat külfeti · şirket zararı · anonim şirket · yönetim kurulu kararı
İncelediğiniz karardaZira mahkemenin kabulünün aksine, grup içi şirketlere aktarılan paranın «şirket zararı» olarak kabul edilmesi için «yönetim kurulu» üyeleri ve denetçiler aleyhine dava açılmadan önce esas borçlu dava dışı şirketler hakkında borcun takibi için harekete geçilmesinin ve bunun semeresiz kalmasının, başka bir ifade ile alacağın tahsil olunması için gereken tüm «hukuki yolların tüketilmesinin» davalıların sorumluluğuna gidilemesinin önşartı olarak kabulü olanaklı değildir.
Bu durumda, mahkemece, uyuşmazlığın «aydınlatılması yükümlülüğü» çerçevesinde yukarıda anılan iddianın öncelikle davacı için bir zarar olup olmadığı varsa miktarının denetlenebilir bir şekilde gerektiğinde bilirkişi kurulu marifeti ile kuşkuya yer bırakmaksızın saptanması,bu hususun şirket için bir zarar kalemi olarak kabulü halinde, yönetim ve denetim kurulu eski üyelerinin, TTK.'nun 336 vd maddeleri bağlamında «ispat külfeti» ters çevrilmiş «kusur sorumluluğu» ilkeleri çerçevesinde, kusursuzluklarını kanıtlayamamaları halinde oluşan zarardan sorumlu olduklarının ilke olarak kabulü ile sonucuna göre bir karar verilmek gerekirken, bu yönden yanlış ilkeye ve «eksik incelemeye» dayalı isabetli olmayan yazılı gerekçe ile hüküm tesisi doğru görülmemiş, kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir.
… asında para aktarımının makul ve ticari prensiplere uygun, hatta çoğu zaman zorunlu olduğu, bu kapsamda davalıların eyleminin özen sorumluluğu ayrık kalmak kaydıyla «haksız fiil» olarak nitelendirilemeyeceği, bu durumda davacının öncelikle alacağını tahsil için paranın aktarıldığı şirketlere yönelmesi, takibin semeresiz kalması halinde «yönetim kurulu» üyelerinden talepte bulunması gerektiği,zaten somut uyuşmazlıkta aktarılan paranın da başka bir grup içi şirketten alındığı, davacı şirket ve para aktarılan şirketler «dahil» tüm grup şirketlere el konulduğu, ortada gerçek manada bir zararın bulunmadığı, denetçilerden grup şirketler arası para aktarımını zarar olarak olarak tespit etmelerinin beklenemeyeceği, öte yandan «kasa açığının» fiilen tespit edildiği tarih itibariyle kasa sayımı yapılmamış olduğundan kasa açığı iddiasının soyut kalıp, ispatlanamadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar ve …
Benzer bu kararda… neticilerle TMSF tarafından atananlar arasında bir devir tutanağı noter tespiti v.s gibi bir belgenin bulunmadığı, 14.2.2004 tarihinde meydana geldiği ileri sürülen «kasa açığı» için davacının dayandığı 4.7.2005 tarihli denetim kurulu raporunun muhasebe ilkeleri gereğince kasa hesabının günlük hareketler içeren bir hesap olması ve buna ilişkin tespitlerinde günlük bazda yapılması kuralı gereğince hukuki geçerliliğinin bulunmadığı,«anonim şirket» yönetici ve denetcilerin sorumluluğuna gidebilmek için öncelikle şirketin uğradığı zararın somut bir şekilde ortaya konulması ve «illiyet bağının» bulunması gerektiği, davacı şirket ile dava dışı grup şirketler arasında para transferinin yapıldığı, mevzuatımızda grup şirketlerin aralarında para alış verişlerini yasaklayan veya sınırlayan bir düzenlemenin bulunmadığı, davacı şirketin «dahil» olduğu grup içerisinde bulunan bir başka firmaya borç vermesi nedeni ile kanuna aykırı bir eylem de bulunduğunun iddia edilemeyeceği, para transferinin ne amaçla yapıldığının açıklığa kavuşmadığı, «yönetim kurulu» üyeleri ve denetçiler aleyhine dava açılmadan önce esas borçlu hakkında yani dava dışı şirket hakkında borcun takibi için harekete geçilmesi gerektiği,bunun semeresiz kalması halinde ancak yönetim kurulu üyeleri ve denetim kurulu üyeleri hakkında dava açılabileceği, alacağın tahsil olunması için gereken tüm «hukuki yollar tüketilmden» ve bu durum gereği gibi tevsik edilmeden davalıların sorumluluğuna gidilemeyeceği,ayrıca zarar verici işlem olduğu iddia edilen para transferinin 2003 yılı ortalarında gerçekleşmesi bu şirketlere ise 2004 yılında TMSF tarafından el konulması karşısında denetcinin rapor hazırlamasına fırsat kalmadan denetçilerin şirketteki görevlerinin «son» bulması nedeni ile denetçilerin kusurlu davrandığından da bahsedilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
… gücü bulunmayan dava dışı Park Medya A.Ş ne aktarılarak şirketin aktiflerinin azalmasına neden oldukları iddia edilmiş olup, mahkemenin kabulünün aksine bu olgunun «şirket zararı» olarak kabul edilmesi için «yönetim kurulu» üyeleri ve denetçiler aleyhine dava açılmadan önce esas borçlu dava dışı şirket hakkında borcun takibi için harekete geçilmesinin ve bunun semeresiz kalmasının, başka bir ifade ile alacağın tahsil olunması için gereken tüm «hukuki yolların tüketilmesinin» davalıların sorumluluğuna gidilemesinin önşartı olarak kabulü olanaklı değildir.
Bu durumda, mahkemece, uyuşmazlığın «aydınlatılması yükümlülüğü» çerçevesinde yukarıda anılan iddianın öncelikle davacı için bir zarar olup olmadığı varsa miktarının denetlenebilir bir şekilde gerektiğinde bilirkişi kurulu marifeti ile kuşkuya yer bırakmaksızın saptanması, eğer bu hususun şirket için bir zarar kalemi olarak kabulü halinde bu bağlamada oluşan şirket zararından, yönetim ve denetim kurulu eski üyelerinin, TTK.nun 336 vd maddeleri bağlamında «ispat külfeti» ters çevrilmiş «kusur sorumluluğu» ilkeleri çerçevesinde, kusursuzluklarını kanıtlayamamaları halinde oluşan zarardan sorumlu olduklarının ilke olarak kabulü ile sonucuna göre bir karar verilmek gerekirken bu yönden yanlış ilkeye ve «eksik incelemeye» dayalı isabetli olmayan yazılı gerekçe ile hüküm tesisi doğru görülmemiş,kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:nispi vekalet ücreti · illiyet bağı · maktu vekalet ücreti · vekalet ücreti · i̇i̇k 72/son
Benzer bu kararda4-Kabule göre de, 5411 sayılı Kanun'un 133/«son» maddesi kapsamında açılan veya açılacak davalar ile kanuni halef sıfatıyla takip edilen davalarda, lehine hükmedilen tarafa «vekalet ücreti» maktu olarak belirleneceği hükmünü haiz olup, mahkemece, davalılar yararına «maktu vekalet ücretine» hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde «nispi vekalet ücretine» hükmedilmesi de doğru olmamıştır.
… neticilerle TMSF tarafından atananlar arasında bir devir tutanağı noter tespiti v.s gibi bir belgenin bulunmadığı, 14.2.2004 tarihinde meydana geldiği ileri sürülen «kasa açığı» için davacının dayandığı 4.7.2005 tarihli denetim kurulu raporunun muhasebe ilkeleri gereğince kasa hesabının günlük hareketler içeren bir hesap olması ve buna ilişkin tespitlerinde günlük bazda yapılması kuralı gereğince hukuki geçerliliğinin bulunmadığı,«anonim şirket» yönetici ve denetcilerin sorumluluğuna gidebilmek için öncelikle şirketin uğradığı zararın somut bir şekilde ortaya konulması ve «illiyet bağının» bulunması gerektiği, davacı şirket ile dava dışı grup şirketler arasında para transferinin yapıldığı, mevzuatımızda grup şirketlerin aralarında para alış verişlerini yasaklayan veya sınırlayan bir düzenlemenin bulunmadığı, davacı şirketin «dahil» olduğu grup içerisinde bulunan bir başka firmaya borç vermesi nedeni ile kanuna aykırı bir eylem de bulunduğunun iddia edilemeyeceği, para transferinin ne amaçla yapıldığının açıklığa kavuşmadığı, «yönetim kurulu» üyeleri ve denetçiler aleyhine dava açılmadan önce esas borçlu hakkında yani dava dışı şirket hakkında borcun takibi için harekete geçilmesi gerektiği,bunun semeresiz kalması halinde ancak yönetim kurulu üyeleri ve denetim kurulu üyeleri hakkında dava açılabileceği, alacağın tahsil olunması için gereken tüm «hukuki yollar tüketilmden» ve bu durum gereği gibi tevsik edilmeden davalıların sorumluluğuna gidilemeyeceği,ayrıca zarar verici işlem olduğu iddia edilen para transferinin 2003 yılı ortalarında gerçekleşmesi bu şirketlere ise 2004 yılında TMSF tarafından el konulması karşısında denetcinin rapor hazırlamasına fırsat kalmadan denetçilerin şirketteki görevlerinin «son» bulması nedeni ile denetçilerin kusurlu davrandığından da bahsedilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
3 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/8463 E. 2012/10514 K.
Ortak:kasa açığı · sorumluluktan kurtulma · karine · şirket zararı · kusur · eksik inceleme · görevli mahkeme
İncelediğiniz karardaYönetim ve denetim kurulu üyeleri, ancak kendilerine bir «kusur» izafe edilemeyeceğini kanıtlayarak bu «sorumluluktan kurtulabilirler».
Bu durumda, mahkemece, uyuşmazlığın «aydınlatılması yükümlülüğü» çerçevesinde yukarıda anılan iddianın öncelikle davacı için bir zarar olup olmadığı varsa miktarının denetlenebilir bir şekilde gerektiğinde bilirkişi kurulu marifeti ile kuşkuya yer bırakmaksızın saptanması,bu hususun şirket için bir zarar kalemi olarak kabulü halinde, yönetim ve denetim kurulu eski üyelerinin, TTK.'nun 336 vd maddeleri bağlamında «ispat külfeti» ters çevrilmiş «kusur sorumluluğu» ilkeleri çerçevesinde, kusursuzluklarını kanıtlayamamaları halinde oluşan zarardan sorumlu olduklarının ilke olarak kabulü ile sonucuna göre bir karar verilmek gerekirken, bu yönden yanlış ilkeye ve «eksik incelemeye» dayalı isabetli olmayan yazılı gerekçe ile hüküm tesisi doğru görülmemiş, kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir.
… asında para aktarımının makul ve ticari prensiplere uygun, hatta çoğu zaman zorunlu olduğu, bu kapsamda davalıların eyleminin özen sorumluluğu ayrık kalmak kaydıyla «haksız fiil» olarak nitelendirilemeyeceği, bu durumda davacının öncelikle alacağını tahsil için paranın aktarıldığı şirketlere yönelmesi, takibin semeresiz kalması halinde «yönetim kurulu» üyelerinden talepte bulunması gerektiği,zaten somut uyuşmazlıkta aktarılan paranın da başka bir grup içi şirketten alındığı, davacı şirket ve para aktarılan şirketler «dahil» tüm grup şirketlere el konulduğu, ortada gerçek manada bir zararın bulunmadığı, denetçilerden grup şirketler arası para aktarımını zarar olarak olarak tespit etmelerinin beklenemeyeceği, öte yandan «kasa açığının» fiilen tespit edildiği tarih itibariyle kasa sayımı yapılmamış olduğundan kasa açığı iddiasının soyut kalıp, ispatlanamadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar ve …
Benzer bu karardaMaddesi uyarınca «sicilden terkin» edilen davacı şirketin kanuni halefi sıfatıyla ... tarafından davanın devam ettirildiği, davalıların şirketi 80.500 TL ödenmeyen hisse bedeli ve şirkete el konulduktan sonra mevcut olmayan 494,19 TL «kasa açığı» olmak üzere toplam 80.994,19 TL zarara uğrattıkları, davacı şirketin bir grup şirketi olduğu, kararların şirketin hakim ortakları tarafından alındığı,davalıların bağımsız karar alma yetkilerinin bulunmadığı, kanun ve anasözleşmenin kendilerine yüklediği «görevleri» kasten veya ihmalen yapmadıkları ispat edilemeyen davalıların zarardan sorumlu tutulamayacağı, denetçilerin de «kusurlarının» ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Yönetim ve denetim kurulu üyeleri, ancak kendilerine bir «kusur» izafe edilemeyeceğini kanıtlayarak bu «sorumluluktan kurtulabilirler».
Kararı, davacı ... vekili ve davalılar ... ve ... vekili temyiz etmiştir 1-Dava, davacı şirketin önceki dönemlerde yönetim ve denetim kurulu üyesi olan davalıların, «görevleri» sırasında zarara neden oldukları iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkindir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:sicilden terkin · terkin · vekalet ücreti · e-defter
Benzer bu karardaMaddesi uyarınca «sicilden terkin» edilen davacı şirketin kanuni halefi sıfatıyla ... tarafından davanın devam ettirildiği, davalıların şirketi 80.500 TL ödenmeyen hisse bedeli ve şirkete el konulduktan sonra mevcut olmayan 494,19 TL «kasa açığı» olmak üzere toplam 80.994,19 TL zarara uğrattıkları, davacı şirketin bir grup şirketi olduğu, kararların şirketin hakim ortakları tarafından alındığı,davalıların bağımsız karar alma yetkilerinin bulunmadığı, kanun ve anasözleşmenin kendilerine yüklediği «görevleri» kasten veya ihmalen yapmadıkları ispat edilemeyen davalıların zarardan sorumlu tutulamayacağı, denetçilerin de «kusurlarının» ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
… avacı vekilinin rapora yönelik itirazları da dikkate alınarak, aralarında işletmeci ve mali müşavirin de bulunduğu bir bilirkişi kurulu oluşturulup, davacı şirketin «defter» ve kayıtları üzerinde inceleme yaptırılıp, tarafların iddiaları ve savunmalarını tek tek karşılayan ve denetime uygun rapor alınması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde «eksik incelemeye» dayalı hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
3-Bozma sebep ve şekline göre, davalılar ... ve ... vekilinin «vekalet ücreti» yönünden temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
-
Yönetici Sorumluluğundan Kaynaklanan Tazminat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/14348 E. 2015/1175 K.
Ortak:kasa açığı · şirket zararı · yönetim kurulu kararı · görevli mahkeme
İncelediğiniz kararda… asında para aktarımının makul ve ticari prensiplere uygun, hatta çoğu zaman zorunlu olduğu, bu kapsamda davalıların eyleminin özen sorumluluğu ayrık kalmak kaydıyla «haksız fiil» olarak nitelendirilemeyeceği, bu durumda davacının öncelikle alacağını tahsil için paranın aktarıldığı şirketlere yönelmesi, takibin semeresiz kalması halinde «yönetim kurulu» üyelerinden talepte bulunması gerektiği,zaten somut uyuşmazlıkta aktarılan paranın da başka bir grup içi şirketten alındığı, davacı şirket ve para aktarılan şirketler «dahil» tüm grup şirketlere el konulduğu, ortada gerçek manada bir zararın bulunmadığı, denetçilerden grup şirketler arası para aktarımını zarar olarak olarak tespit etmelerinin beklenemeyeceği, öte yandan «kasa açığının» fiilen tespit edildiği tarih itibariyle kasa sayımı yapılmamış olduğundan kasa açığı iddiasının soyut kalıp, ispatlanamadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar ve …
Zira mahkemenin kabulünün aksine, grup içi şirketlere aktarılan paranın «şirket zararı» olarak kabul edilmesi için «yönetim kurulu» üyeleri ve denetçiler aleyhine dava açılmadan önce esas borçlu dava dışı şirketler hakkında borcun takibi için harekete geçilmesinin ve bunun semeresiz kalmasının, başka bir ifade ile alacağın tahsil olunması için gereken tüm «hukuki yolların tüketilmesinin» davalıların sorumluluğuna gidilemesinin önşartı olarak kabulü olanaklı değildir.
1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve «kasa açığına» ilişkin temyiz itirazların yerinde görülmemesine göre, davacı vekilinin aşağıdaki benttlerin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, şirkete el konulduğu tarihte 13.011,31 TL «kasa açığının» bulunduğu, ancak kasada bu miktarın fiilen olmadığı, yapılan usulsüzlüklerden dolayı «yönetim kurulu» üyeleri ve denetçinin sorumlu bulunduğu, diğer davalıların şirketteki «görevleri» dikkate alındığında kasa açığının kendilerinden tahsilinin istenemeyeceği, davadan önce «temerrütün» söz konusu olmadığı gerekçesiyle, davalı ..., ..., ..., ... ve ... yönünden dava dilekçesindeki miktar itibariyle davanın kabulüne, 13.011,31 TL'nin dava tarihinden itibaren ticari faiziyle birlikte tahsiline, «ıslah» miktarı yerinde görülmediğinden reddine, diğer davalılar hakkındaki dava sabit olmadığından reddine karar verilmiştir.
2- Dava, şirketin eski yöneticileri ve denetçisinin «şirketi zarara» uğrattığı iddiasıyla açılmış tazminat istemine ilişkindir.
Mahkemece, bilirkişilerin «kasa açığına» ilişkin olarak tutanak tarihinden dava tarihine kadar faiz hesabı yaptığı, davalıların davadan önce «temerrüte» düşürülmediği, bu nedenle «ıslah» dilekçesiyle talep edilen faiz talebinin yerinde olmadığı gerekçesiyle «asıl alacak» miktarına dava tarihinden itibaren faiz uygulanmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:nispi vekalet ücreti · haksız eylem · maktu vekalet ücreti · ihtar · ıslah · asıl alacak · vekalet ücreti · temerrüt
Benzer bu karardaMahkemece, bilirkişilerin «kasa açığına» ilişkin olarak tutanak tarihinden dava tarihine kadar faiz hesabı yaptığı, davalıların davadan önce «temerrüte» düşürülmediği, bu nedenle «ıslah» dilekçesiyle talep edilen faiz talebinin yerinde olmadığı gerekçesiyle «asıl alacak» miktarına dava tarihinden itibaren faiz uygulanmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
3- Öte yandan, 5411 sayılı Kanun'un 133/«son» maddesi, bu madde kapsamında açılan veya açılacak davalar ile kanuni halef sıfatıyla takip edilen davalarda, lehine hükmedilen taraf için «vekalet ücretinin» maktu olarak belirleneceği hükmünü haiz olup, mahkemece hakkında ret kararı verilen bir kısım davalılar yönünden «maktu vekalet ücretine» hükmedilmesi gerekirken, «nispi vekalet ücretine» karar verilmesi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, şirkete el konulduğu tarihte 13.011,31 TL «kasa açığının» bulunduğu, ancak kasada bu miktarın fiilen olmadığı, yapılan usulsüzlüklerden dolayı «yönetim kurulu» üyeleri ve denetçinin sorumlu bulunduğu, diğer davalıların şirketteki «görevleri» dikkate alındığında kasa açığının kendilerinden tahsilinin istenemeyeceği, davadan önce «temerrütün» söz konusu olmadığı gerekçesiyle, davalı ..., ..., ..., ... ve ... yönünden dava dilekçesindeki miktar itibariyle davanın kabulüne, 13.011,31 TL'nin dava tarihinden itibaren ticari faiziyle birlikte tahsiline, «ıslah» miktarı yerinde görülmediğinden reddine, diğer davalılar hakkındaki dava sabit olmadığından reddine karar verilmiştir.
Oysa, davacının alacak talebinin temeli davalıların haksız eylemleri olduğundan, davalıların «temerrütü» için «ihtar» gerekmez.
-
İtirazın iptali | İnkar tazminatı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/5839 E. 2011/17169 K.
Ortak:kasa açığı
İncelediğiniz kararda… asında para aktarımının makul ve ticari prensiplere uygun, hatta çoğu zaman zorunlu olduğu, bu kapsamda davalıların eyleminin özen sorumluluğu ayrık kalmak kaydıyla «haksız fiil» olarak nitelendirilemeyeceği, bu durumda davacının öncelikle alacağını tahsil için paranın aktarıldığı şirketlere yönelmesi, takibin semeresiz kalması halinde «yönetim kurulu» üyelerinden talepte bulunması gerektiği,zaten somut uyuşmazlıkta aktarılan paranın da başka bir grup içi şirketten alındığı, davacı şirket ve para aktarılan şirketler «dahil» tüm grup şirketlere el konulduğu, ortada gerçek manada bir zararın bulunmadığı, denetçilerden grup şirketler arası para aktarımını zarar olarak olarak tespit etmelerinin beklenemeyeceği, öte yandan «kasa açığının» fiilen tespit edildiği tarih itibariyle kasa sayımı yapılmamış olduğundan kasa açığı iddiasının soyut kalıp, ispatlanamadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar ve …
1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve «kasa açığına» ilişkin temyiz itirazların yerinde görülmemesine göre, davacı vekilinin aşağıdaki benttlerin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
Benzer bu karardaSomut olayda davacının «kasa açığı» olduğuna dair 16.06.2003-24.07.2003 tarihli tutanaklardan, davalının davacıya olan borcuna karşı kasa açıklarının «mahsup» edildiğine dair açıklık bulunmadığı gibi takibin bu tutanaklardan yaklaşık 1 yıl sonra yapılmış olması karşısında davacının alacaklı olmadığını bilerek takip yaptığının ve icra takibinin kötü niyetli olarak yapıldığının da ispatlanamaması nedeniyle haksız ve «kötü niyet tazminat» koşulları bulunmadığından bu konuda davalının isteminin reddi yerine kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kötüniyet tazminatı · yemin · kötü niyet tazminatı · mahsup · kötü niyet · kötüniyet · i̇i̇k 72/son
Benzer bu karardaSomut olayda davacının «kasa açığı» olduğuna dair 16.06.2003-24.07.2003 tarihli tutanaklardan, davalının davacıya olan borcuna karşı kasa açıklarının «mahsup» edildiğine dair açıklık bulunmadığı gibi takibin bu tutanaklardan yaklaşık 1 yıl sonra yapılmış olması karşısında davacının alacaklı olmadığını bilerek takip yaptığının ve icra takibinin kötü niyetli olarak yapıldığının da ispatlanamaması nedeniyle haksız ve «kötü niyet tazminat» koşulları bulunmadığından bu konuda davalının isteminin reddi yerine kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda, davacı tarafından bozmadan önce sunulan «yemin» metni gereğince davalı şirket yetkilisine dosya içerisinde yer alan en «son» tarihli şirket yöneticisine yemin yöneltildiğini, davacı tarafa borçlarının bulunmadığını bildirdiğinden ispat edilemeyen davanın reddine, davacı tarafın haksız ve kötü niyetli olması nedeniyle davalı lehine tazminata hükmedilmesine karar verilmiştir.
Mahkemece davacı tarafından yapılan takibin haksız ve kötü niyetli olduğu kabul edilerek, davalı lehine «kötüniyet tazminatına» hükmetmiş ise de kötüniyet tazminatına hükmedilmesi için takibin haksız ve kötüniyetle yapılmış olması gerekir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2010/16271 E. , 2012/16422 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 09/02/2010 tarih ve 2007/348-2010/27 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı şirket denetim kurulu üyeleri, davacı şirketin 2002, 2003, 2004, 2005 yılları ile, 01.01.2006-30.09.2006 dönemine İlişkin olarak yapılan denetimlerde, mahkemenin tedbir kararına rağmen ve ticari amacı bulunmaksızın, davacı şirketin kasasından 03.10.2003 tarihinde grup şirketlerden Rumeli Çimento Sanayi ve Ticaret A.Ş'ne 253.900.000 TL aktarıldığını, bunun 36.980 TL'sının geri ödeme, 1.131,50 TL'sının ise davacı şirketin genel giderlerinin ilgili şirketçe karşılanması suretiyle tahsil edildiğini, davacı şirketin halen 215.788 TL alacaklı bulunduğunu, 27.10.2003 tarihinde de Rumeli Holding A.Ş'ne 36.600 TL aktarıldığını, bunun da 34.270,66 TL'sının henüz tahsil edilemediğini, öte yandan kayıtlarda görünmesine rağmen 471,22 TL'nın fiilen şirket kasasında bulunmadığını, 01.01.2002-13.02.2004 tarihleri arasında davacı şirketin yönetim ve denetim kurulu üyeliklerini yapan davalıların özen ve sadakat borcunu yerine getirmeyerek şirketin zarara uğramasına neden olduklarını ileri sürerek, şimdilik 10.000 TL'nın faiziyle birlikte sorumlulukları oranında davalılardan tahsilini talep ve dava etmişler, yargılama sırasında temlik alan davacı TMSF tarafından alacak istemi 250.530,38 TL'na ıslah olunmuştur.
Davalı ..., davacı şirket de dahil olmak üzere tüm grup şirketlerde işverenin isteği ile ve işini kaybetme korkusundan denetçilik yaptığını, ancak söz sahibi olmadığını, sorumluluğun şirketlerin sahiplerine ait olduğunu, davanın zamanaşımına uğradığını, görevli mahkemenin iş mahkemesi olduğunu, denetim raporlarının gerçeği yansıtmadığını savunmuştur.
Davalı ..., husumet itirazı ve zamanaşımı savunmasının yanı sıra, denetim raporunun afaki olduğunu, usulsüz olduğu belirtilen işlemlerle paranın kimler tarafından aktarıldığına dair bilgi ve belgelerin sunulmadığını, şirkette maaşlı sekreter olarak çalıştığını, kağıt üzerinde denetçilik görevini üstlendiğini, iddia olunan usulsüzlüklerle bir ilgisinin bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Davalı ... vekili, davanın zamanaşımına uğradığını, davaya dayanak oluşturan denetim raporunun tek taraflı düzenlendiğini, mahkemenin tedbir kararından sonra yine mahkemenin izniyle zorunlu harcamalar dışında harcama yapılmadığını,kasa sayımının hangi tarihte yapıldığının belli olmadığını, kaldı ki haklarında dava açılan denetim ve yönetim kurulu üyelerinin genel kurullarda ibra edildiğini, müvekkilinin yönetim kurulu üyesi olarak özen yükümlülüğünü yerine getirdiğini savunmuştur.
Diğer davalılar davaya cevap vermemişlerdir.
Mahkemece, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına dayanılarak, grup içi şirketlerde şirketler arasında para aktarımının makul ve ticari prensiplere uygun, hatta çoğu zaman zorunlu olduğu, bu kapsamda davalıların eyleminin özen sorumluluğu ayrık kalmak kaydıyla haksız fiil olarak nitelendirilemeyeceği, bu durumda davacının öncelikle alacağını tahsil için paranın aktarıldığı şirketlere yönelmesi, takibin semeresiz kalması halinde yönetim kurulu üyelerinden talepte bulunması gerektiği,zaten somut uyuşmazlıkta aktarılan paranın da başka bir grup içi şirketten alındığı, davacı şirket ve para aktarılan şirketler dahil tüm grup şirketlere el konulduğu, ortada gerçek manada bir zararın bulunmadığı, denetçilerden grup şirketler arası para aktarımını zarar olarak olarak tespit etmelerinin beklenemeyeceği, öte yandan kasa açığının fiilen tespit edildiği tarih itibariyle kasa sayımı yapılmamış olduğundan kasa açığı iddiasının soyut kalıp, ispatlanamadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve kasa açığına ilişkin temyiz itirazların yerinde görülmemesine göre, davacı vekilinin aşağıdaki benttlerin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Dava, davacının eski yönetim, denetim kurulu üyeleri olan davalıların sorumluluğuna ilişkin olup, mahkemece, yukarıdaki özettenden de anlaşılacağı üzere benimsenen bilirkişi kurulu raporu doğrultusunda yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir.
Anonim şirketlerde yönetim ve denetim kurulu üyeleri görevleri sırasında sebep oldukları zarardan dolayı şirkete, pay sahiplerine ve üçüncü kişilere verdikleri zarardan dolayı sorumludurlar. Sorumluluğun doğması bakımından öncelikli koşul, zararın olmasıdır. Zarar gören, bu zararının varlığını kanıtlamadır. Zararın varlığı sabit ise, yönetim ve denetim kurulu üyelerinin zarardan sorumlu olduğu karine olarak kabul edilir. Yönetim ve denetim kurulu üyeleri, ancak kendilerine bir kusur izafe edilemeyeceğini kanıtlayarak bu sorumluluktan kurtulabilirler.
Somut olayda da davacı taraf, önceki dönemde yönetim ve denetim kurulu üyesi olan davalıların davacı şirketi zarara uğrattıklarını ileri sürmüş, hangi eylemleriyle zararın doğduğunu dilekçesinde ayrıntılı şekilde açıklamıştır. Mahkemece bilirkişi raporuna itibar edilerek yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir. Ancak, hüküm yeterli araştırma ve incelemeye dayanmadığı gibi temel alınan bilirkişi raporu da uyuşmazlığı çözmeye elverişli değildir. Zira mahkemenin kabulünün aksine, grup içi şirketlere aktarılan paranın şirket zararı olarak kabul edilmesi için yönetim kurulu üyeleri ve denetçiler aleyhine dava açılmadan önce esas borçlu dava dışı şirketler hakkında borcun takibi için harekete geçilmesinin ve bunun semeresiz kalmasının, başka bir ifade ile alacağın tahsil olunması için gereken tüm hukuki yolların tüketilmesinin davalıların sorumluluğuna gidilemesinin önşartı olarak kabulü olanaklı değildir.
Bu durumda, mahkemece, uyuşmazlığın aydınlatılması yükümlülüğü çerçevesinde yukarıda anılan iddianın öncelikle davacı için bir zarar olup olmadığı varsa miktarının denetlenebilir bir şekilde gerektiğinde bilirkişi kurulu marifeti ile kuşkuya yer bırakmaksızın saptanması,bu hususun şirket için bir zarar kalemi olarak kabulü halinde, yönetim ve denetim kurulu eski üyelerinin, TTK.'nun 336 vd maddeleri bağlamında ispat külfeti ters çevrilmiş kusur sorumluluğu ilkeleri çerçevesinde, kusursuzluklarını kanıtlayamamaları halinde oluşan zarardan sorumlu olduklarının ilke olarak kabulü ile sonucuna göre bir karar verilmek gerekirken, bu yönden yanlış ilkeye ve eksik incelemeye dayalı isabetli olmayan yazılı gerekçe ile hüküm tesisi doğru görülmemiş, kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir.
3-Öte yandan, TTK.'nun 359 ncu maddesi hükmü karşısında kabulün aksine denetim kurulu üyesi veya üyeleri sadece yıl sonlarında yönetim kurulunun yıl içindeki etkinliği hakkında denetim kurulu raporu hazırlayan kimseler olmadığı, esasen denetim görevine ilişkin kontrol ve uyarı sorumluluğunun süreklilik arzettiği mahkemece gözardı edilerek, davalı denetim kurulu üyeleri hakkındaki davanın yazılı gerekçeyle reddedilmesi de keza doğru bulunmamıştır.
SONUÇ
Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, (2) ve (3) nolu bentlerde açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 17/10/2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1064396200 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz