Davanın kabulü | Tazminat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2014/4665 E. 2014/10864 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
sorumluluktan kurtulma↗ karine↗ illiyet bağı↗ şirket zararı↗ tmsf↗ anonim şirket↗ yönetim kurulu kararı↗ kusur↗ eksik inceleme↗ e-defter↗ görevli mahkeme↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, iddia, savunma ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davalıların zararlandırıcı bir işlemine rastlanmadığı, davalıların sadece yönetim kurulu üyesi veya denetçi olmalarının bu davanın açılmasında yeterli olmadığı, zira yönetim kurulu ve denetçi olan davalıların kararların alınmasında hakim kişiler olmadığı, şirketlerin bir çok yan şirketlerin bulunduğu şirketler arasındaki hesap hareketlerinin hakim şirket tarafından yapıldığı, davalıların
da hakim şirket yönetim üyesi olmadıkları, bağımsız karar alma yetkilerinin bulunmadığı, illiyet bağı unsurunun somut olayda gerçekleşmediği, B.. A.Ş'nin aynı şirketler topluluğunda yer alan İmar Bankası'na yaptığı yatırım iştiraklerinin niteliği itibarıyla zarar yaratmaya elverişli olmadığı, zira dava dışı İ.. Bankası A.Ş'ye yapılan yatırımların ve iştiraklerin içinde sayılan zararlandırıcı işlemlerin aynı şirketler bütünü içinde yer aldığı ve bu kaynakların şirketler arasında işletme sermayesi ihtiyacı olarak kullanıldığı, bu şirkete de TMSF el koyduğundan bir zararlandırıcı işlem olarak sayılamayacağı gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, davacı şirketin önceki dönemlerde yönetim ve denetim kurulu üyesi olan davalıların, görevleri sırasında zarara neden oldukları iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkindir.
Anonim şirketlerde yönetim ve denetim kurulu üyeleri görevleri sırasında sebep oldukları zarardan dolayı şirkete, pay sahiplerine ve üçüncü kişilere verdikleri zarardan dolayı sorumludurlar. Sorumluluğun doğması bakımından öncelikli koşul, zararın olmasıdır. Zarar gören, bu zararının varlığını kanıtlamadır. Zararın varlığı sabit ise, yönetim ve denetim kurulu üyelerinin zarardan sorumlu olduğu karine olarak kabul edilir. Yönetim ve denetim kurulu üyeleri, ancak kendilerine bir kusur izafe edilemeyeceğini kanıtlayarak bu sorumluluktan kurtulabilirler.
Somut olayda da davacı vekili, önceki dönemde yönetim ve denetim kurulu üyesi olan davalıların müvekkili şirketi zarara uğrattıklarını ileri sürmüş, hangi eylemleriyle zararın doğduğunu dava dilekçesinde ayrıntılı şekilde açıklamıştır. Mahkemece bilirkişi raporuna itibar edilerek yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir. Ancak, hüküm yeterli araştırma ve incelemeye dayanmadığı gibi temel alınan bilirkişi raporu da uyuşmazlığı çözmeye elverişli değildir. Raporda, dava dilekçesinde davalılara atfedilen işlemlerin şirketi zarara uğratan işlemler olup olmadığı denetime uygun şekilde incelenmemiş, genel ifadelerle yetinilmiştir. Bu durum karşısında, davacı vekilinin rapora yönelik itirazları da dikkate alınarak, aralarında işletmeci ve mali müşavirin de bulunduğu bir bilirkişi kurulu oluşturulup, davacı şirketin defter ve kayıtları üzerinde inceleme yaptırılıp, tarafların iddiaları ve savunmalarını tek tek karşılayan ve denetime uygun rapor alınması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde eksik incelemeye dayalı hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/6435 E. 2012/6371 K.
Ortak:sorumluluktan kurtulma · karine · şirket zararı · yönetim kurulu kararı · kusur · eksik inceleme · e-defter · görevli mahkeme
İncelediğiniz karardaYönetim ve denetim kurulu üyeleri, ancak kendilerine bir «kusur» izafe edilemeyeceğini kanıtlayarak bu «sorumluluktan kurtulabilirler».
… avacı vekilinin rapora yönelik itirazları da dikkate alınarak, aralarında işletmeci ve mali müşavirin de bulunduğu bir bilirkişi kurulu oluşturulup, davacı şirketin «defter» ve kayıtları üzerinde inceleme yaptırılıp, tarafların iddiaları ve savunmalarını tek tek karşılayan ve denetime uygun rapor alınması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde «eksik incelemeye» dayalı hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davalıların zararlandırıcı bir işlemine rastlanmadığı, davalıların sadece «yönetim kurulu» üyesi veya denetçi olmalarının bu davanın açılmasında yeterli olmadığı, zira yönetim kurulu ve denetçi olan davalıların kararların alınmasında hakim kişiler olmadığı, şirketlerin bir çok yan şirketlerin bulunduğu şirketler arasındaki hesap hareketlerinin hakim şirket tarafından yapıldığı, davalıların da hakim şirket yönetim üyesi olmadıkları, bağımsız karar alma yetkilerinin bulunmadığı, «illiyet bağı» unsurunun somut olayda gerçekleşmediği, B..
Benzer bu karardaYönetim ve denetim kurulu üyeleri, ancak kendilerine bir «kusur» izafe edilemeyeceğini kanıtlayarak bu «sorumluluktan kurtulabilirler».
… avacı vekilinin rapora yönelik itirazları da dikkate alınarak, aralarında işletmeci ve mali müşavirin de bulunduğu bir bilirkişi kurulu oluşturulup, davacı şirketin «defter» ve kayıtları üzerinde inceleme yaptırılıp, tarafların iddiaları ve savunmalarını tek tek karşılayan ve denetime uygun rapor alınması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde «eksik incelemeye» dayalı hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, TMSF tarafından düzenlenen 13.2.2004 tarihli tutanağa göre el «koyma» tarihinden önce şirkette muhasebe şefinin görev yaptığı, muhasebe şefinin TTK’nun 342.maddesi uyarınca müdür sıfatına haiz olup, şirket kasa hesabının tutulmasından sorumlu olduğu, TTK’nun 346.maddesi uyarınca «yönetim kurulu» üyelerinin müdürlerin verdiği zarardan sorumlu olmadığı, TTK’nun 346/2 cümlesindeki istisnanın bulunmadığı, buna karşın TTK’nun 353/b.3 maddesi uyarınca denetim kurulunun denetim yetkisi olduğu, denetçilerin denetime dair tutanaklarının bulunmadığı, «kasa açığının» hangi tarihte oluştuğunun tesbit edilemediği, grup şirketlerine para transfer edildiğine dair herhangi bir belgenin bulunmadığı, işlemler varsayılsa bile bunlardan …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kasa açığı · el koyma · vekalet ücreti · i̇i̇k 72/son
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, TMSF tarafından düzenlenen 13.2.2004 tarihli tutanağa göre el «koyma» tarihinden önce şirkette muhasebe şefinin görev yaptığı, muhasebe şefinin TTK’nun 342.maddesi uyarınca müdür sıfatına haiz olup, şirket kasa hesabının tutulmasından sorumlu olduğu, TTK’nun 346.maddesi uyarınca «yönetim kurulu» üyelerinin müdürlerin verdiği zarardan sorumlu olmadığı, TTK’nun 346/2 cümlesindeki istisnanın bulunmadığı, buna karşın TTK’nun 353/b.3 maddesi uyarınca denetim kurulunun denetim yetkisi olduğu, denetçilerin denetime dair tutanaklarının bulunmadığı, «kasa açığının» hangi tarihte oluştuğunun tesbit edilemediği, grup şirketlerine para transfer edildiğine dair herhangi bir belgenin bulunmadığı, işlemler varsayılsa bile bunlardan …
2-Ayrıca, 5411 sayılı Kanunun 133/«son» maddesi hükmü uyarınca temyiz eden TMSF’nin maktu vekalet ücretinden sorumlu tutulması gerekirken yazılı şekilde «vekalet ücretine» hükmedilmesi de kabul şekli bakımından doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/8463 E. 2012/10514 K.
Ortak:sorumluluktan kurtulma · karine · şirket zararı · kusur · eksik inceleme · e-defter · görevli mahkeme
İncelediğiniz karardaYönetim ve denetim kurulu üyeleri, ancak kendilerine bir «kusur» izafe edilemeyeceğini kanıtlayarak bu «sorumluluktan kurtulabilirler».
… avacı vekilinin rapora yönelik itirazları da dikkate alınarak, aralarında işletmeci ve mali müşavirin de bulunduğu bir bilirkişi kurulu oluşturulup, davacı şirketin «defter» ve kayıtları üzerinde inceleme yaptırılıp, tarafların iddiaları ve savunmalarını tek tek karşılayan ve denetime uygun rapor alınması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde «eksik incelemeye» dayalı hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
Dava, davacı şirketin önceki dönemlerde yönetim ve denetim kurulu üyesi olan davalıların, «görevleri» sırasında zarara neden oldukları iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkindir.
Benzer bu karardaMaddesi uyarınca «sicilden terkin» edilen davacı şirketin kanuni halefi sıfatıyla ... tarafından davanın devam ettirildiği, davalıların şirketi 80.500 TL ödenmeyen hisse bedeli ve şirkete el konulduktan sonra mevcut olmayan 494,19 TL «kasa açığı» olmak üzere toplam 80.994,19 TL zarara uğrattıkları, davacı şirketin bir grup şirketi olduğu, kararların şirketin hakim ortakları tarafından alındığı,davalıların bağımsız karar alma yetkilerinin bulunmadığı, kanun ve anasözleşmenin kendilerine yüklediği «görevleri» kasten veya ihmalen yapmadıkları ispat edilemeyen davalıların zarardan sorumlu tutulamayacağı, denetçilerin de «kusurlarının» ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Yönetim ve denetim kurulu üyeleri, ancak kendilerine bir «kusur» izafe edilemeyeceğini kanıtlayarak bu «sorumluluktan kurtulabilirler».
… avacı vekilinin rapora yönelik itirazları da dikkate alınarak, aralarında işletmeci ve mali müşavirin de bulunduğu bir bilirkişi kurulu oluşturulup, davacı şirketin «defter» ve kayıtları üzerinde inceleme yaptırılıp, tarafların iddiaları ve savunmalarını tek tek karşılayan ve denetime uygun rapor alınması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde «eksik incelemeye» dayalı hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kasa açığı · sicilden terkin · terkin · vekalet ücreti
Benzer bu karardaMaddesi uyarınca «sicilden terkin» edilen davacı şirketin kanuni halefi sıfatıyla ... tarafından davanın devam ettirildiği, davalıların şirketi 80.500 TL ödenmeyen hisse bedeli ve şirkete el konulduktan sonra mevcut olmayan 494,19 TL «kasa açığı» olmak üzere toplam 80.994,19 TL zarara uğrattıkları, davacı şirketin bir grup şirketi olduğu, kararların şirketin hakim ortakları tarafından alındığı,davalıların bağımsız karar alma yetkilerinin bulunmadığı, kanun ve anasözleşmenin kendilerine yüklediği «görevleri» kasten veya ihmalen yapmadıkları ispat edilemeyen davalıların zarardan sorumlu tutulamayacağı, denetçilerin de «kusurlarının» ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
3-Bozma sebep ve şekline göre, davalılar ... ve ... vekilinin «vekalet ücreti» yönünden temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/6921 E. 2012/7286 K.
Ortak:sorumluluktan kurtulma · karine · illiyet bağı · şirket zararı · anonim şirket · yönetim kurulu kararı · kusur · eksik inceleme
İncelediğiniz karardaMahkemece, iddia, savunma ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davalıların zararlandırıcı bir işlemine rastlanmadığı, davalıların sadece «yönetim kurulu» üyesi veya denetçi olmalarının bu davanın açılmasında yeterli olmadığı, zira yönetim kurulu ve denetçi olan davalıların kararların alınmasında hakim kişiler olmadığı, şirketlerin bir çok yan şirketlerin bulunduğu şirketler arasındaki hesap hareketlerinin hakim şirket tarafından yapıldığı, davalıların da hakim şirket yönetim üyesi olmadıkları, bağımsız karar alma yetkilerinin bulunmadığı, «illiyet bağı» unsurunun somut olayda gerçekleşmediği, B..
Yönetim ve denetim kurulu üyeleri, ancak kendilerine bir «kusur» izafe edilemeyeceğini kanıtlayarak bu «sorumluluktan kurtulabilirler».
Zararın varlığı sabit ise, yönetim ve denetim kurulu üyelerinin zarardan sorumlu olduğu «karine» olarak kabul edilir.
Benzer bu kararda… L tutarında bir zararının söz konusu olduğu, bu zararın Uzan Gurubuna ait bağlı şirketlerin iştirak hisselerinin alınmasından kaynaklandığı, fiil ile zarar arasında «uygun illiyet bağının» bulunduğu, ancak iştigal konusu içinde yer alıyorsa bir şirketin ait olduğu guruba bağlı şirketlerin hisselerini almasının kanuna aykırılık teşkil etmeyeceği, bunun özensizlik olarak değerlendirilebileceği, şekli bakmamak gerektiği, her başarısızlığın bir yükümlülük doğurmayacağı, davacının gurup şirketi olduğu, hakim hissedarlar tarafından kararların alındığı, davalıların, kararların alınması ve icra edilmesi aşamalarında hakim hissedarlardan gelen emir ve talimatları yerine getirdikleri, denetçilere de «kusur» izafe edilemeyeceği, kısa süre içinde şirketin ... denetimine geçtiği, görevlerini fiilen yapma imkanının kalmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Zararın varlığı sabit ise; «kusur karinesi» söz konusu olduğundan yönetim ve denetim kurulu üyelerinin bu zarardan sorumlu olduğu «karine» olarak kabul edilir.
Yönetim ve denetim kurulu üyeleri, ancak kendilerine bir «kusur» izafe edilemeyeceğini kanıtlayarak «sorumluluktan kurtulabilirler».(TTK.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kusur karinesi · yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu · uygun illiyet bağı · temlik
Benzer bu kararda… L tutarında bir zararının söz konusu olduğu, bu zararın Uzan Gurubuna ait bağlı şirketlerin iştirak hisselerinin alınmasından kaynaklandığı, fiil ile zarar arasında «uygun illiyet bağının» bulunduğu, ancak iştigal konusu içinde yer alıyorsa bir şirketin ait olduğu guruba bağlı şirketlerin hisselerini almasının kanuna aykırılık teşkil etmeyeceği, bunun özensizlik olarak değerlendirilebileceği, şekli bakmamak gerektiği, her başarısızlığın bir yükümlülük doğurmayacağı, davacının gurup şirketi olduğu, hakim hissedarlar tarafından kararların alındığı, davalıların, kararların alınması ve icra edilmesi aşamalarında hakim hissedarlardan gelen emir ve talimatları yerine getirdikleri, denetçilere de «kusur» izafe edilemeyeceği, kısa süre içinde şirketin ... denetimine geçtiği, görevlerini fiilen yapma imkanının kalmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, «temlik» alan davacı ... vekili ile davalılar ..., .... ve ... vekili temyiz etmiştir.
Zararın varlığı sabit ise; «kusur karinesi» söz konusu olduğundan yönetim ve denetim kurulu üyelerinin bu zarardan sorumlu olduğu «karine» olarak kabul edilir.
Hükme esas alınan bilirkişi raporunda özellikle «yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğuyla» ilgili olarak alternatif ihtimallere göre görüş bildirmiştir.
2 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/6381 E. 2012/6194 K.
Ortak:sorumluluktan kurtulma · karine · şirket zararı · anonim şirket · kusur · eksik inceleme · e-defter · görevli mahkeme
İncelediğiniz karardaYönetim ve denetim kurulu üyeleri, ancak kendilerine bir «kusur» izafe edilemeyeceğini kanıtlayarak bu «sorumluluktan kurtulabilirler».
… avacı vekilinin rapora yönelik itirazları da dikkate alınarak, aralarında işletmeci ve mali müşavirin de bulunduğu bir bilirkişi kurulu oluşturulup, davacı şirketin «defter» ve kayıtları üzerinde inceleme yaptırılıp, tarafların iddiaları ve savunmalarını tek tek karşılayan ve denetime uygun rapor alınması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde «eksik incelemeye» dayalı hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
Dava, davacı şirketin önceki dönemlerde yönetim ve denetim kurulu üyesi olan davalıların, «görevleri» sırasında zarara neden oldukları iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkindir.
Benzer bu karardaBu durum karşısında, davacı vekilinin rapora yönelik itirazları da dikkate alınarak, «anonim şirket» işletmecisi, şirketler hukukçusu ve mali müşavirden oluşan bilirkişi kurulu oluşturulup, davacı şirketin «defter» ve kayıtları üzerinde inceleme yaptırılıp, tarafların iddiaları ve savunmalarını karşılayan ve denetime uygun rapor alınması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde «eksik incelemeye» dayalı hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
Yönetim ve denetim kurulu üyeleri, ancak kendilerine bir «kusur» izafe edilemeyeceğini kanıtlayarak bu «sorumluluktan kurtulabilirler».
1-Dava, davacı şirketin önceki dönemlerde yönetim ve denetim kurulu üyesi olan davalıların, «görevleri» sırasında zarara neden oldukları iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkindir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kasa açığı · kur farkı · temlik · vekalet ücreti · i̇i̇k 72/son
Benzer bu kararda… r, toplanan kanıtlar ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, çeşitli tarihlerde gurup şirketlerine toplam 761.211.04 TL ödeme yapıldığının anlaşıldığı, bu ödemelerin «kur farkı» ve faiz tahakkukları yaptırılarak borç kaydedildiği, anılan işlemlerin gurup şirketleri arasında geçmişte olağan uygulamalar olduğu, ceza mahkemesince verilmiş tedbir kararına rağmen ödeme yapıldığı ileri sürülmüş ise de bu kararların dosyada mevcut olmadığı, tebliğ edildiğine dair bilgi ve belgeye rastlanılmadığı, gurup şirketleri ile ilgili hisse alımlarından doğan zararın da talep edildiği, söz konusu şirketlerin aynı gurup şirketler olması dolayısıyla karşılıklı borç-alacak mahsubu imkanı olduğu ve iştirak edilen şirketlerin mali durumlarının açıkça dosyada belli olmadığı, ayrıca ileride bu şirketlerin mali alımlarının ne olacağının bilinmesinin mümkün olmadığından şirkete verilebilecek bir zarardan bahsedilemeyeceği, davacı şirketin parasının çaldırmasıyla ilgili olarak sanıkların suçsuz bulunmasının, bu miktar paranın kasada bulunmayacağının göstergesi olduğu, bu nedenle yönetim ve denetim kurulu üyelerinin sorumluluğunun bulunmadığı, 5 TL’lik «kasa açığının» nasıl oluştuğunun ve varlığının ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
2-Ayrıca, 5411 sayılı Kanunun 133/«son» maddesi hükmü uyarınca temyiz eden ...’nin maktu vekalet ücretinden sorumlu tutulması gerekirken yazılı şekilde «vekalet ücretine» hükmedilmesi de kabul şekli bakımından doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
Kararı, «temlik» alan davacı ... vekili ile katılma yoluyla davalı ... vekili temyiz etmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2016/12531 E. 2018/6449 K.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:karar verilmesine yer olmadığına
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, asıl ve birleşen davanın kısmen kabulüne, 24.06.2013 tarihli genel kurulda alınan 3 nolu kararın iptaline, birleşen davadaki denetçi tayinine ilişkin talep hakkında karar «verilmesine yer olmadığına», asıl ve birleşen davadaki diğer taleplerin reddine dair verilen kararın taraf vekillerince temyizi üzerine karar Dairemizce bozulmuştur.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2014/4665 E. , 2014/10864 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ İSTANBUL 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ 09/06/2010
NUMARASI 2007/421-2010/344
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 09/06/2010 tarih ve 2007/421-2010/344 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, B.. A.Ş'de yönetim ve denetim kurulu üyeliği yapmış olan davalıların zarar verici eylem ve işlemleri ile şirketi zarara uğrattıklarını, bu kapsamda şirketin 15.8.2002 tarihinde 5.159.955 TL değerinde ve ayrıca 15.10.2002 tarihinde 1.659.955 TL değerinde hisse senetleri ile dava dışı İ.. A.Ş'ye iştirak etmelerinin zararlandırıcı işlem olduğunu, bu iştirakin O.. S. Ltd'den sağlanan kredi ile karşılandığını, yine bir kısım hisse alımının Y.. ve Ticaret A.Ş'den olan alacağına mahsuben yapılmasının zararlandırıcı işlemler olduğunu, yatırımların değersiz yatırımlar olduğunu, şirkete hiçbir yarar sağlamadığını, şirketin muhtemel kazançlarından yoksun kaldığını, davalıların 2002-2003 yıllarında yapılan genel kurulda ibra edilmediklerini, bunun gerekçesinin de defterlerin ve belgelerin doğruyu göstermediğine dayandığını, davalıların 01.01.2002-13.02.2004 arasında görev yaptıklarını ve sorumlu olduklarını ileri sürerek davanın kabulünü talep ve dava etmiş, 21.01.2008 tarihli ıslah dilekçesi ile dava değerini 37.515.716,83 TL daha artırarak zararın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini istemiştir.
Davalılar ve vekilleri davanın reddini istemişlerdir.
Mahkemece, iddia, savunma ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davalıların zararlandırıcı bir işlemine rastlanmadığı, davalıların sadece yönetim kurulu üyesi veya denetçi olmalarının bu davanın açılmasında yeterli olmadığı, zira yönetim kurulu ve denetçi olan davalıların kararların alınmasında hakim kişiler olmadığı, şirketlerin bir çok yan şirketlerin bulunduğu şirketler arasındaki hesap hareketlerinin hakim şirket tarafından yapıldığı, davalıların
da hakim şirket yönetim üyesi olmadıkları, bağımsız karar alma yetkilerinin bulunmadığı, illiyet bağı unsurunun somut olayda gerçekleşmediği, B.. A.Ş'nin aynı şirketler topluluğunda yer alan İmar Bankası'na yaptığı yatırım iştiraklerinin niteliği itibarıyla zarar yaratmaya elverişli olmadığı, zira dava dışı İ.. Bankası A.Ş'ye yapılan yatırımların ve iştiraklerin içinde sayılan zararlandırıcı işlemlerin aynı şirketler bütünü içinde yer aldığı ve bu kaynakların şirketler arasında işletme sermayesi ihtiyacı olarak kullanıldığı, bu şirkete de TMSF el koyduğundan bir zararlandırıcı işlem olarak sayılamayacağı gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, davacı şirketin önceki dönemlerde yönetim ve denetim kurulu üyesi olan davalıların, görevleri sırasında zarara neden oldukları iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkindir.
Anonim şirketlerde yönetim ve denetim kurulu üyeleri görevleri sırasında sebep oldukları zarardan dolayı şirkete, pay sahiplerine ve üçüncü kişilere verdikleri zarardan dolayı sorumludurlar. Sorumluluğun doğması bakımından öncelikli koşul, zararın olmasıdır. Zarar gören, bu zararının varlığını kanıtlamadır. Zararın varlığı sabit ise, yönetim ve denetim kurulu üyelerinin zarardan sorumlu olduğu karine olarak kabul edilir. Yönetim ve denetim kurulu üyeleri, ancak kendilerine bir kusur izafe edilemeyeceğini kanıtlayarak bu sorumluluktan kurtulabilirler.
Somut olayda da davacı vekili, önceki dönemde yönetim ve denetim kurulu üyesi olan davalıların müvekkili şirketi zarara uğrattıklarını ileri sürmüş, hangi eylemleriyle zararın doğduğunu dava dilekçesinde ayrıntılı şekilde açıklamıştır. Mahkemece bilirkişi raporuna itibar edilerek yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir. Ancak, hüküm yeterli araştırma ve incelemeye dayanmadığı gibi temel alınan bilirkişi raporu da uyuşmazlığı çözmeye elverişli değildir. Raporda, dava dilekçesinde davalılara atfedilen işlemlerin şirketi zarara uğratan işlemler olup olmadığı denetime uygun şekilde incelenmemiş, genel ifadelerle yetinilmiştir. Bu durum karşısında, davacı vekilinin rapora yönelik itirazları da dikkate alınarak, aralarında işletmeci ve mali müşavirin de bulunduğu bir bilirkişi kurulu oluşturulup, davacı şirketin defter ve kayıtları üzerinde inceleme yaptırılıp, tarafların iddiaları ve savunmalarını tek tek karşılayan ve denetime uygun rapor alınması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde eksik incelemeye dayalı hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarıda açıklanan nedenle davacı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, 09/06/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/101913200 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz