6102TTK Türk Ticaret Kanunu

Hukuki yolların tüketilmesi

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2010/12600 E. 2012/18233 K. ·

BozulduKesinlik belirsiz

★ Emsal

Mahkemenin nitelemesi: Ticari şirketler

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
hukuki yolların tüketilmesi aydınlatma yükümlülüğü kasa açığı sorumluluktan kurtulma karine kusur sorumluluğu ispat külfeti illiyet bağı şirket zararı tmsf anonim şirket yönetim kurulu kararı kusur eksik inceleme dahili dava i̇i̇k 72/son görevli mahkeme

Atıf yapılan mevzuat: İİK · TTK — TTK 336

Gerekçe

Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).

Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporlarına göre, TMSF tarafından 14.2.2004 tarihinde şirket yönetimine el konulduğu sırada eski yöneticilerle TMSF tarafından atananlar arasında bir devir tutanağı noter tespiti v.s gibi bir belgenin bulunmadığı, 14.2.2004 tarihinde meydana geldiği ileri sürülen kasa açığı için davacının dayandığı sonraki tarihli denetim kurulu raporunun muhasebe ilkeleri gereğince kasa hesabının günlük hareketler içeren bir hesap olması ve buna ilişkin tespitlerinde günlük bazda yapılması kuralı gereğince hukuki geçerliliğinin bulunmadığı, anonim şirket yönetici ve denetçilerin sorumluluğuna gidebilmek için öncelikle şirketin uğradığı zararın somut bir şekilde ortaya konulması ve illiyet bağının bulunması gerektiği, davacı şirket ile dava dışı grup şirketler arasında para transferinin yapıldığı, mevzuatımızda grup şirketlerin aralarında para alış verişlerini yasaklayan veya sınırlayan bir düzenlemenin bulunmadığı, davacı şirketin dahil olduğu grup içerisinde bulunan bir başka firmaya borç vermesi nedeni ile kanuna aykırı bir eylemde bulunduğunun iddia edilemeyeceği, para transferinin ne amaçla yapıldığının açıklığa kavuşmadığı, yönetim kurulu üyeleri ve denetçiler aleyhine dava açılmadan önce esas borçlu hakkında yani dava dışı şirketler hakkında borcun takibi için harekete geçilmesi gerektiği, bunun semeresiz kalması halinde ancak yönetim kurulu üyeleri ve denetim kurulu üyeleri hakkında dava açılabileceği, alacağın tahsil olunması için gereken tüm hukuki yollar tüketilmeden ve bu durum gereği gibi tevsik edilmeden davalıların sorumluluğuna gidilemeyeceği, ayrıca zarar verici işlem olduğu iddia edilen para transferinin 2003 yılı ortalarında gerçekleşmesi bu şirketlere ise 2004 yılında TMSF tarafından el konulması karşısında denetçilerin rapor hazırlamasına fırsat kalmadan şirketteki görevlerinin son bulması nedeni ile denetçilerin kusurlu davrandığından bahsedilemeyeceği gerekçesiyle kasa açığından kaynaklanan alacak talebi yerinde görülmediğinden reddine, diğer kalemlere ilişkin alacak davasının ise zamansız açılmış olması nedeni ile reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve kasa açığına ilişkin temyiz itirazların yerinde görülmemesine göre, davacı vekilinin aşağıdaki benttlerin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.

2-Dava, davacının eski yönetim, denetim kurulu üyeleri olan davalıların sorumluluğuna ilişkin olup, mahkemece, yukarıdaki özetten de anlaşılacağı üzere benimsenen bilirkişi kurulu raporu doğrultusunda yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir.

Anonim şirketlerde yönetim ve denetim kurulu üyeleri görevleri sırasında sebep oldukları zarardan dolayı şirkete, pay sahiplerine ve üçüncü kişilere karşı sorumludurlar. Sorumluluğun doğması bakımından öncelikli koşul, zararın olmasıdır. Zarar gören, bu zararının varlığını kanıtlamadır. Zararın varlığı sabit ise yönetim ve denetim kurulu üyelerinin zarardan sorumlu olduğu karine olarak kabul edilir. Yönetim ve denetim kurulu üyeleri, ancak kendilerine bir kusur izafe edilemeyeceğini kanıtlayarak bu sorumluluktan kurtulabilirler.

Somut olayda da davacı taraf, önceki dönemde yönetim ve denetim kurulu üyesi olan davalıların davacı şirketi zarara uğrattıklarını ileri sürmüş, hangi eylemleriyle zararın doğduğunu dava dilekçesinde ayrıntılı şekilde açıklamıştır. Mahkemece bilirkişi raporlarına itibar edilerek yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir. Ancak, hüküm yeterli araştırma ve incelemeye dayanmadığı gibi temel alınan bilirkişi raporları da uyuşmazlığı çözmeye elverişli değildir. Zira mahkemenin kabulünün aksine, grup içi şirketlere aktarılan

paranın şirket zararı olarak kabul edilmesi için yönetim kurulu üyeleri ve denetçiler aleyhine dava açılmadan önce esas borçlu dava dışı şirketler hakkında borcun takibi için harekete geçilmesinin ve bunun semeresiz kalmasının, başka bir ifade ile alacağın tahsil olunması için gereken tüm hukuki yolların tüketilmesinin davalıların sorumluluğuna gidilmesinin ön şartı olarak kabulü olanaklı değildir.

Bu durumda, mahkemece, uyuşmazlığın aydınlatılması yükümlülüğü çerçevesinde yukarıda anılan iddianın öncelikle davacı için bir zarar olup olmadığı varsa miktarının denetlenebilir bir şekilde gerektiğinde bilirkişi kurulu marifeti ile kuşkuya yer bırakmaksızın saptanması, bu hususun şirket için bir zarar kalemi olarak kabulü halinde, yönetim ve denetim kurulu eski üyelerinin, TTK'nun 336 vd maddeleri bağlamında ispat külfeti ters çevrilmiş kusur sorumluluğu ilkeleri çerçevesinde, kusursuzluklarını kanıtlayamamaları halinde oluşan zarardan sorumlu olduklarının ilke olarak kabulü ile sonucuna göre bir karar verilmek gerekirken, bu yönden yanlış ilkeye ve eksik incelemeye dayalı isabetli olmayan yazılı gerekçe ile hüküm tesisi doğru görülmemiş, kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir.

3-Öte yandan, TTK.'nun 359 ncu maddesi hükmü karşısında kabulün aksine denetim kurulu üyesi veya üyelerinin sadece yıl sonlarında yönetim kurulunun yıl içindeki etkinliği hakkında denetim kurulu raporu hazırlayan kimseler olmadığı, esasen denetim görevine ilişkin kontrol ve uyarı sorumluluğunun süreklilik arzettiği mahkemece gözardı edilerek, davalı denetim kurulu üyeleri hakkındaki davanın yazılı gerekçeyle reddedilmesi de doğru bulunmamıştır.

Benzer Kararlar

Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.

  • Yönetici Sorumluluğundan Kaynaklanan Tazminat

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/6609 E. 2012/6212 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

  • Yöneticinin Sorumluluğu Nedeniyle Tazminat

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/16271 E. 2012/16422 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

  • Hukuki yolların tüketilmesi

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/12602 E. 2012/18959 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

3 benzer karar daha
  • Kusur karinesi

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/4384 E. 2013/20147 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

  • Yönetici Sorumluluğundan Kaynaklanan Tazminat

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/14348 E. 2015/1175 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

  • Tazminat

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/8463 E. 2012/10514 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

11. Hukuk Dairesi         2010/12600 E.  ,  2012/18233 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ TİCARET MAHKEMESİ

Taraflar arasında görülen davada İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 18/02/2010 tarih ve 2006/792-2010/85 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 13.11.2012 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davacı vekili Av...... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacı vekili, davacı şirketin eski yönetim ve denetim kurulu üyeleri olan davalıların şirketin kasa hesabında ve muhasebe kayıtlarında gözükmekle birlikte fiilen mevcut olmayan 259,52 YTL’nin gerekli takip yapılmayarak zarara dönüşmesinden ve "Sayım ve Tesellüm Noksanları Hesabına" atılması nedeni sorumlu olduklarını ve Şişli 2 Sulh Ceza Mahkemesi’nin 2003/391 ve 2003/426 sayılı müteferrik tedbir kararları hilafına grup şirketi Rumeli Holding A.Ş.’den 18.09.2003'de 6.000 YTL nakit tahsilat yapıldığını ve 05.11.2003'de ise 261,300 YTL nakit ödemede bulunulduğunu bu nedenle 255,300 YTL fazla aktarılan fonun halihazırda tahsil edilemediğini ve bu işlemler nedeniyle şirketin zarara uğratıldığını, davalı şirketin mahkemenin tedbir kararına rağmen Grup kuruluşu Zonguldak Çimento İşletmecilik San.

ve Tic A.Ş.'den alınıp Rumeli Holding'e aktarılan bu alacağın halen büyük ölçüde tahsil edilemediğini, 2004 yılında davalı şirket'in bu alacaktan 1.008,16 YTL tutarı vergi ve diğer genel gider finansmanlarının Rumeli Holding tarafından karşılanması yolu ile tahsil edilebildiğini, ancak alacağın donuk niteliğini devam ettirdiğini, bunun dışında tedbir kararı mevcut iken şirket kasa hesabından 05.11.2003 tarihinde 9.774.04 YTL’nin Berke Hidroelektrik Santrali İşletmecilik A.Ş.'ne cari hesap borcunu kapama amacı ile ödendiğini firma kasa hesabının vergi ya da diğer genel giderlerin karşılanması amacı ile kullanıldığının tespit edildiğini, yönetim kurulu üyelerinin işletmenin kaynaklarının ticari amaçları doğrultusunda kendi ticari faaliyetleri için kullanılması gerekirken ticari teamüllere aykırı bir şekilde ve basiretsiz davranarak grup içi şirketlere değersiz aktiflere ve çeşitli masraf unsurlarına yönelik kullanımı ve bu suretle şirket'in bilerek ve isteyerek zarara uğratılmasına ve şirket varlıklarında azalışa neden olduklarını ve denetim kurulu üyelerinin kontrol ve uyarı görevini yapmadıklarını ileri sürerek, ıslahla birlikte 254.551,36 TL’nin tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davalılar vekilleri davanın reddini istemişlerdir.

Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporlarına göre, TMSF tarafından 14.2.2004 tarihinde şirket yönetimine el konulduğu sırada eski yöneticilerle TMSF tarafından atananlar arasında bir devir tutanağı noter tespiti v.s gibi bir belgenin bulunmadığı, 14.2.2004 tarihinde meydana geldiği ileri sürülen kasa açığı için davacının dayandığı sonraki tarihli denetim kurulu raporunun muhasebe ilkeleri gereğince kasa hesabının günlük hareketler içeren bir hesap olması ve buna ilişkin tespitlerinde günlük bazda yapılması kuralı gereğince hukuki geçerliliğinin bulunmadığı, anonim şirket yönetici ve denetçilerin sorumluluğuna gidebilmek için öncelikle şirketin uğradığı zararın somut bir şekilde ortaya konulması ve illiyet bağının bulunması gerektiği, davacı şirket ile dava dışı grup şirketler arasında para transferinin yapıldığı, mevzuatımızda grup şirketlerin aralarında para alış verişlerini yasaklayan veya sınırlayan bir düzenlemenin bulunmadığı, davacı şirketin dahil olduğu grup içerisinde bulunan bir başka firmaya borç vermesi nedeni ile kanuna aykırı bir eylemde bulunduğunun iddia edilemeyeceği, para transferinin ne amaçla yapıldığının açıklığa kavuşmadığı, yönetim kurulu üyeleri ve denetçiler aleyhine dava açılmadan önce esas borçlu hakkında yani dava dışı şirketler hakkında borcun takibi için harekete geçilmesi gerektiği, bunun semeresiz kalması halinde ancak yönetim kurulu üyeleri ve denetim kurulu üyeleri hakkında dava açılabileceği, alacağın tahsil olunması için gereken tüm hukuki yollar tüketilmeden ve bu durum gereği gibi tevsik edilmeden davalıların sorumluluğuna gidilemeyeceği, ayrıca zarar verici işlem olduğu iddia edilen para transferinin 2003 yılı ortalarında gerçekleşmesi bu şirketlere ise 2004 yılında TMSF tarafından el konulması karşısında denetçilerin rapor hazırlamasına fırsat kalmadan şirketteki görevlerinin son bulması nedeni ile denetçilerin kusurlu davrandığından bahsedilemeyeceği gerekçesiyle kasa açığından kaynaklanan alacak talebi yerinde görülmediğinden reddine, diğer kalemlere ilişkin alacak davasının ise zamansız açılmış olması nedeni ile reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve kasa açığına ilişkin temyiz itirazların yerinde görülmemesine göre, davacı vekilinin aşağıdaki benttlerin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.

2-Dava, davacının eski yönetim, denetim kurulu üyeleri olan davalıların sorumluluğuna ilişkin olup, mahkemece, yukarıdaki özetten de anlaşılacağı üzere benimsenen bilirkişi kurulu raporu doğrultusunda yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir.

Anonim şirketlerde yönetim ve denetim kurulu üyeleri görevleri sırasında sebep oldukları zarardan dolayı şirkete, pay sahiplerine ve üçüncü kişilere karşı sorumludurlar. Sorumluluğun doğması bakımından öncelikli koşul, zararın olmasıdır. Zarar gören, bu zararının varlığını kanıtlamadır. Zararın varlığı sabit ise yönetim ve denetim kurulu üyelerinin zarardan sorumlu olduğu karine olarak kabul edilir. Yönetim ve denetim kurulu üyeleri, ancak kendilerine bir kusur izafe edilemeyeceğini kanıtlayarak bu sorumluluktan kurtulabilirler.

Somut olayda da davacı taraf, önceki dönemde yönetim ve denetim kurulu üyesi olan davalıların davacı şirketi zarara uğrattıklarını ileri sürmüş, hangi eylemleriyle zararın doğduğunu dava dilekçesinde ayrıntılı şekilde açıklamıştır. Mahkemece bilirkişi raporlarına itibar edilerek yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir. Ancak, hüküm yeterli araştırma ve incelemeye dayanmadığı gibi temel alınan bilirkişi raporları da uyuşmazlığı çözmeye elverişli değildir. Zira mahkemenin kabulünün aksine, grup içi şirketlere aktarılan

paranın şirket zararı olarak kabul edilmesi için yönetim kurulu üyeleri ve denetçiler aleyhine dava açılmadan önce esas borçlu dava dışı şirketler hakkında borcun takibi için harekete geçilmesinin ve bunun semeresiz kalmasının, başka bir ifade ile alacağın tahsil olunması için gereken tüm hukuki yolların tüketilmesinin davalıların sorumluluğuna gidilmesinin ön şartı olarak kabulü olanaklı değildir.

Bu durumda, mahkemece, uyuşmazlığın aydınlatılması yükümlülüğü çerçevesinde yukarıda anılan iddianın öncelikle davacı için bir zarar olup olmadığı varsa miktarının denetlenebilir bir şekilde gerektiğinde bilirkişi kurulu marifeti ile kuşkuya yer bırakmaksızın saptanması, bu hususun şirket için bir zarar kalemi olarak kabulü halinde, yönetim ve denetim kurulu eski üyelerinin, TTK'nun 336 vd maddeleri bağlamında ispat külfeti ters çevrilmiş kusur sorumluluğu ilkeleri çerçevesinde, kusursuzluklarını kanıtlayamamaları halinde oluşan zarardan sorumlu olduklarının ilke olarak kabulü ile sonucuna göre bir karar verilmek gerekirken, bu yönden yanlış ilkeye ve eksik incelemeye dayalı isabetli olmayan yazılı gerekçe ile hüküm tesisi doğru görülmemiş, kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir.

3-Öte yandan, TTK.'nun 359 ncu maddesi hükmü karşısında kabulün aksine denetim kurulu üyesi veya üyelerinin sadece yıl sonlarında yönetim kurulunun yıl içindeki etkinliği hakkında denetim kurulu raporu hazırlayan kimseler olmadığı, esasen denetim görevine ilişkin kontrol ve uyarı sorumluluğunun süreklilik arzettiği mahkemece gözardı edilerek, davalı denetim kurulu üyeleri hakkındaki davanın yazılı gerekçeyle reddedilmesi de doğru bulunmamıştır.

SONUÇ

Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, (2) ve (3) nolu bentlerde açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, takdir olunan 900,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, 15.11.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1065307500 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.