Tazminat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2022/614 E. 2023/3186 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Dava şartı
- dava şartı
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
muayene ve ihbar yükümlülüğü↗ açık ayıp↗ ayıba karşı tekeffül↗ basiretli tacir gibi davranma yükümlülüğü↗ uygun illiyet bağı↗ gizli ayıp↗ hukuki dinlenilme hakkı↗ ayıp ihbarı↗ zararın ispatı↗ kişilik haklarına saldırı↗ ihbar yükümlülüğü↗ ticari itibar↗ ayıp↗ tahkikat↗ kişilik hakları↗ direnme kararı↗ illiyet bağı↗ bedelsizlik↗ müteselsil sorumluluk↗ basiretli tacir↗ tazminat davası↗ istinaf incelemesi↗ garantörlük↗ kamu düzeni↗ kâr kaybı↗ kaldırma ve yeniden hüküm↗ içtihadı birleştirme kararı↗ ihbar↗ haksız fiil↗ maddi ve manevi tazminat↗ tacir↗ ilk derece kararının kaldırılması↗ maddi tazminat↗ dava sebebi↗ eksik inceleme↗ yükleten (shipper)↗ vekalet ücreti↗ kesin hüküm↗ istinaf yoluna başvurulabilirlik↗ husumet↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 25.04.2018 tarihli ve 2014/885 E. 2018/288 K. sayılı kararıyla; davacının satın aldığı torfun pH değerinin ideal üretim ölçüsünde ve ambalajında gösterilen değerlerde olmadığı, davacı tarafça üretilen fidelerin bir kısmında gelişim bozukluğu ve arızası bulunduğu, torftaki ayıbın gizli ayıp niteliğinde olduğu, davacı tarafça muayene ve ihbar yükümlülüklerine uyulduğu, davalıların üretici, satıcı ve üretici benzeri sıfatı ile ayıp nedeniyle davacının imha edilen fideler nedeniyle uğradığı zararlardan sorumlu oldukları, davacı tarafça iade edilen fideler, bedelsiz verilen fideler ve üretim kaybı nedeniyle zarara uğradıkları da iddia edilmiş ise de, bu konuda fidelerin zarara uğradığı ve bu nedenle üretim kaybı doğduğu konusunda herhangi bir tespit bulunmadığı gibi zararın da ispat edilemediği, davacının kişilik haklarına yönelik bir saldırı olmadığı gibi itibar kaybına uğradığı konusunda herhangi bir delil bulunmadığı gerekçesiyle davanın maddi tazminat istemi yönünden kısmen kabulüne, 4.075.443,00 TL tazminatın davalı ...Ş.'den dava tarihinden itibaren, davalılar ... ve ... 'den 27.09.2010 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizinden sorumlu olmak üzere davalılardan müştereken müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin maddi tazminat talebinin reddine, manevi tazminat isteminin reddine karar verilmiş.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili, davalı ... vekili ve ... vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 05.07.2019 tarih, 2018/1515 E. ve 2019/1454 K. sayılı kararıyla; ayıbın açık ayıp niteliğinde olduğu TTK'nın 23 üncü maddesindeki 8 günlük muayene süresine uyulmadığından ayıp ihbarının süresinde olmadığı, ayıba karşı tekeffül hükümlerinden faydalanılmasının mümkün olmadığı, ayrıca davalı üretici ve kendi markası ile ürünü pazarlayan şirketlerin ürünle ilgili garanti vermedikleri, akdi ilişkinin Rito Tohumculuk A.Ş. ile olduğu bu davalılar ile akdi ilişki bulunmadığından bu iki davalıdan maddi ve manevi tazminat istenemeyeceği belirtilerek davacının istinaf başvurusunun esastan reddine, davalıların istinaf başvurusunun esastan kabulü ile ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılmasına davalılar hakkında açılan davanın reddine oyçokluğu ile karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Dairemizin 30.06.2021 tarih, 2020/5083 E. ve 2021/5398 K. sayılı kararıyla davalı ... ... GMBH firmasının üretici firma olması, diğer davalı ... ... GMBH’nin ise ürünü yurtdışından üretici Böske firmasından alarak ürünün bulunduğu ambalajlara kendi ismini yazarak analiz raporlarını sunmak suretiyle ürünün tasarımını ve imalatını yaptırıp kendi isim ve ticari markası ile piyasaya arz etmesi nedeniyle üretici sıfatı ile meydana gelen zararlardan müteselsilen sorumlu oldukları gerekçesiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
B. Bölge Adliye Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı vekilinin ilk derece mahkemesi kararına ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddine, davalı ... vekili ve davalı ... vekilinin ilk derece mahkemesi kararına ilişkin istinaf başvurularının esastan reddine, davanın kısmen kabulüne manevi tazminat davası yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili, davalı ... vekili ve ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1. Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; bölge adliye mahkemesi kararının gerekçesiz olduğunu, reddedilen maddi ve manevi tazminat taleplerinin neden reddedildiğinin anlaşılamadığını, bölge adliye mahkemesinin üreticilerin (çiftçilerin) iade ettiği, davacının bedelsiz olarak verdiği ve üretim kaybı olan fidelerden davalıların sorumlu olmadığına ve bu zarar kalemlerinin ispatlanamadığı gerekçesinin gerçeği yansıtmadığını ileri sürerek kararın reddedilen kısımları yönünden bozulmasını istemiştir.
2. Davalı ... .. GMBH vekili temyiz dilekçesinde özetle; bölge adliye mahkemesi kararının gerekçesiz olduğunu, müvekkilinin fiili ile zarar arasında uygun illiyet bağının araştırılmadığını, haksız fiil koşullarının değerlendirilmediğini, ayıba karşı tekeffül hükümlerinin yanlış uygulandığını, tespit ve bilirkişi raporlarına karşı yapılan itirazların değerlendirilmediğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
3.Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde, bölge adliye mahkemesi kararının gerekçesiz olduğunu davacı ile müvekkili arasında bir akdi ilişki olmadığını, müvekkilinin sorumluluğu bulunmadığını, kabul anlamına gelmemek üzere davacının zararının saf ekonomik zarar olduğunu ve bu kalem zararların haksız fiil hükümlerine göre karşılanamayacağı, kaldı ki haksız fiil koşullarının oluşmadığı, bilirkişi raporlarının yetersiz ve hatalı olduğunu, bu konuya ilişkin itirazlarının değerlendirilmediğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davalı ... şirketi tarafından üretilen, diğer davalı Plantoflar şirketi tarafından Türkiye'ye getirilen ve aynı marka ile diğer davalı ... tarafından davacıya satılan torfların ayıplı olup olmadığı, ayıplı ise ayıpların açık ayıp ya da gizli ayıplı olup olmadığı, davacının ayıp nedeniyle zararlarının olup olmadığı, zararları var ise zarar miktarının ne olduğu, davalıların oluşan zarar miktarından sorumlu olup olmadığı hususlarında toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
1. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) 141 inci maddesinin üçüncü fıkrasında, "Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli yazılır." hükmü bulunmaktadır. Bu hüküm ile gerekçenin önemi Anayasa düzeyinde vurgulanmış olup gerekçe ve hüküm birbirine sıkı sıkıya bağlıdır.
2. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 297 nci maddesinde bir mahkeme hükmünün hangi hususları kapsaması gerektiği açıklanmıştır. Maddenin birinci fıkrasının (c) alt bendine göre hüküm; tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde içermelidir.
3. 07.06.1976 tarih, 1976/3-4 E. ve 1976/3 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde de; “Gerekçenin ilgili bilgi ve belgelerin isabetle takdir edildiğini gösterir biçimdegeçerli ve yasal olması aranmalıdır. Gerekçenin bu niteliği yasa koyucunun amacına uygun olduğu gibi, kararı aydınlatmak, keyfiliği önlemek ve tarafları tatmin etmek niteliği de tartışma götürmez bir gerçektir.” şeklindeki açıklamaya yer verilmiştir.
3. Değerlendirme
1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 373 üncü maddesinin ikinci bendi "Bölge adliye mahkemesinin düzelterek veya yeniden esas hakkında verdiği karar Yargıtayca tamamen veya kısmen bozulduğu takdirde dosya, kararı veren bölge adliye mahkemesi veya uygun görülen diğer bir bölge adliye mahkemesine gönderilir." şeklinde düzenlenmiş olup, Dairemizin yerleşik uygulamalarına göre Bölge Adliye Mahkemesinin, İlk Derece Mahkemesi kararını kaldırıp yeniden esas hakkında karar vermesi ve Bölge Adliye Mahkemesi kararının Yargıtay'ca bozulması halinde bozmaya karşı gerek direnme, gerekse bozmaya uyarak yeniden karar verme hak ve yetkisi Bölge Adliye Mahkemesine aittir. Bölge Adliye Mahkemesi'nin hüküm mahkemesi sıfatıyla verdiği yeniden esas hakkındaki karar sonrasında 6100 sayılı Kanun'un 360 ıncı maddesinin atfıyla ilk derece mahkemelerinde uygulanan yargılama usulüne göre yargılama yapıp öncelikle Yargıtay bozma kararına karşı aynı Kanunun 373 üncü maddesi üçüncü fıkrası gereğince uyma veya direnme konusunda bir karar verir; bu kararı yine hüküm mahkemesi sıfatıyla vermektedir. Bozmaya uyduğu takdirde artık yargılamaya hüküm mahkemesi sıfatıyla devam etmekte olduğundan bozma kararına uygun olarak yeniden esas hakkında karar vermelidir. Ne varki, Bölge Adliye Mahkemesince hüküm mahkemesi sıfatıyla bozmaya uyulduğundan, öncelikle bozma kararı yerine getirilmek suretiyle davacının davasını ispat imkanı verilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulması gerekirken eksik inceleme ve hatalı usul ile istinaf isteminin esastan reddine karar verilmesi doğru olmamıştır.
2.Yukarıda belirtilen ilgili hukuk uyarınca bir mahkeme kararında; tarafların iddia ve savunmalarının özetlerinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla, bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir. Bu kısım, hükmün gerekçe bölümüdür.“Gerekçe, hâkimin tespit etmiş olduğu (sabit gördüğü) maddî vakıalar ile hüküm fıkrası (sonucu) arasında bir köprü görevi yapar. Gerekçe bölümünde, sabit görülen vakıalardan çıkarılan sonuç ve hukukî sebep (veya sebepler), başka bir deyimle, hükmün dayandığı hukukî esaslar açıklanır. … Hâkim, tarafların kendisine sundukları ve (tahkikat sonucunda) sabit gördüğü maddî vakıaların hukukî niteliğini (hukukî sebepleri) kendiliğinden (resen) araştırıp (m.33) bularak, hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar. Hâkim, gerekçe sayesinde verdiği hükmün doğru olup olmadığını, yani kendi kendini denetler. İstinaf mahkemesi ve Yargıtay da, bir hükmün hukuka uygun olup olmadığını ancak gerekçe sayesinde denetleyebilir. ...Bir hüküm, ne kadar haklı olursa olsun, gerekçesiz ise tarafları doyurmaz. ... Hukukî dinlenilme hakkı, mahkemenin, tarafların açıklamalarını dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini de içerir.” (Baki Kuru, Medeni Usul Hukuku El Kitabı, C.I, Ankara, İkinci Baskı, 2021, s.890-892)
3. Kanun'un aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de sonucu ile tam bir uyum içinde davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir.
4. Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtayın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıkta bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur.
5. Mahkeme kararlarının taraflar, bazen de ilgili olabilecekleri başka hukuki ihtilaflar yönünden etkili ve bağlayıcı kabul edilebilmeleri, başka bir dava yönünden kesin hüküm, kesin veya güçlü delil oluşturup oluşturamayacağı gibi hukuksal değerlendirmeler de bu kararların yukarıda açıklanan nitelikte bir gerekçeyi içermesiyle mümkündür.
6. Gerekçeye ilişkin hükümler, kamu düzeni ile ilgili olup gözetilmesi kanun ile hâkime yükletilmiş bir ödevdir. Aksine düşünce ve uygulama, gerek yargı erki ile hâkimin, gerek mahkeme kararlarının her türlü kuşkudan uzak, saygın ve güvenilir olması ilkesi ile de bağdaşmaz.
7. Somut olayda; Bölge Adliye Mahkemesince, Anayasa'nın ve 6100 sayılı Kanun’un aradığı anlamda herhangi bir gerekçe oluşturulmadan karar verildiği, kararın hangi sebep ya da sebeplerle verildiğine ilişkin açıklama ve gerekçe içermediği görülmüştür.
8. Bu durumda Mahkemece yapılacak iş, yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler ve ilkeler gözetilerek anlaşılabilir ve denetlenebilir nitelikte gerekçe içeren, önceki hüküm sonucuna uygun bir karar vermek olmalıdır.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2024/3226 E. 2025/3442 K.
Ortak:açık ayıp · gizli ayıp · ayıp ihbarı · ticari itibar · ayıp · kişilik hakları · bedelsizlik · müteselsil sorumluluk · dava şartı · Tazminat
İncelediğiniz kararda… etim ölçüsünde ve ambalajında gösterilen değerlerde olmadığı, davacı tarafça üretilen fidelerin bir kısmında gelişim bozukluğu ve arızası bulunduğu, torftaki ayıbın «gizli ayıp» niteliğinde olduğu, davacı tarafça muayene ve «ihbar yükümlülüklerine» uyulduğu, davalıların üretici, satıcı ve üretici benzeri sıfatı ile ayıp nedeniyle davacının imha edilen fideler nedeniyle uğradığı zararlardan sorumlu oldukları, davacı tarafça iade edilen fideler, «bedelsiz» verilen fideler ve üretim «kaybı» nedeniyle zarara uğradıkları da iddia edilmiş ise de, bu konuda fidelerin zarara uğradığı ve bu nedenle üretim kaybı doğduğu konusunda herhangi bir tespit bulunmadığı gibi zararın da ispat edilemediği, davacının «kişilik haklarına» yönelik bir saldırı olmadığı gibi itibar kaybına uğradığı konusunda herhangi bir delil bulunmadığı gerekçesiyle davanın «maddi tazminat» istemi yönünden kısmen kabulüne, 4.075.443,00 TL tazminatın davalı ...Ş.'den dava tarihinden itibaren, davalılar ... ve ... 'den 27.09.2010 tarihinden itibaren işl …
Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 05.07.2019 tarih, 2018/1515 E. ve 2019/1454 K. sayılı kararıyla; ayıbın «açık ayıp» niteliğinde olduğu TTK'nın 23 üncü maddesindeki 8 günlük muayene süresine uyulmadığından «ayıp ihbarının» süresinde olmadığı, «ayıba karşı tekeffül» hükümlerinden faydalanılmasının mümkün olmadığı, ayrıca davalı üretici ve kendi markası ile ürünü pazarlayan şirketlerin ürünle ilgili «garanti» vermedikleri, akdi ilişkinin Rito Tohumculuk A.Ş. ile olduğu bu davalılar ile akdi ilişki bulunmadığından bu iki davalıdan maddi ve manevi tazminat istenemeyeceği …
… antoflar şirketi tarafından Türkiye'ye getirilen ve aynı marka ile diğer davalı ... tarafından davacıya satılan torfların ayıplı olup olmadığı, ayıplı ise ayıpların «açık ayıp» ya da gizli ayıplı olup olmadığı, davacının ayıp nedeniyle zararlarının olup olmadığı, zararları var ise zarar miktarının ne olduğu, davalıların oluşan zarar mikta …
Benzer bu kararda… e yetiştirilmesi için gerekli olan seviyelerde bulunmaması sebebiyle ayıplı olduğu, davacının imha edilen fideler nedeniyle zararının 4.075.443,00 TL olduğu, ayıbın «açık ayıp» olmadığı, basit bir muayene ile anlaşılamayacağı, «gizli ayıp» niteliğinde olduğu, «ayıp ihbarının» yasal sürede yapıldığı, meydana gelen zarardan davalılardan ...
… sunmak suretiyle ürünün tasarımını ve imalatını yaptırıp kendi isim ve ticari markası ile piyasaya arz etmesi nedeniyle üretici sıfatı ile meydana gelen zararlardan «müteselsilen sorumlu» oldukları, davacının «geç teslim» edilen ürünler, «bedelsiz» verilen aşılı ve normal fideler ile üretim «kaybına» ilişkin fidelerin zarara uğradığı ve bu nedenle üretim kaybı doğduğu konusunda herhangi bir tespit bulunmadığı gibi zararın da ispat edilemediği, davacının «kişilik haklarına» yönelik bir saldırı olmadığı gibi itibar kaybına uğradığı konusunda herhangi bir delil ve ispat bulunmadığı gerekçesiyle «maddi tazminat davası» yönünden davanın kısmen kabulü ile 4.075.443,00 TL tazminatın davalı ...
… valı ... şirketi tarafından Türkiye'ye getirilen ve aynı marka ile diğer davalı ... tarafından davacıya satılan torfların ayıplı olup olmadığı, ayıplı ise ayıpların «açık ayıp» ya da gizli ayıplı olup olmadığı, davacının ayıp nedeniyle zararlarının olup olmadığı, zararları var ise zarar miktarının ne olduğu, davalıların oluşan zarar mikta …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:usul ekonomisi · geç teslim · makul süre · emredici hüküm · teslim
Benzer bu kararda… ın 141. maddesinde "Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir" ve buna paralel HMK madde 30 yer alan: "Hakim yargılamanın «makul süre» içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür" şeklindeki «emredici» «usul ekonomisi» ilkesiyle de bağdaşmayacaktır.
… sunmak suretiyle ürünün tasarımını ve imalatını yaptırıp kendi isim ve ticari markası ile piyasaya arz etmesi nedeniyle üretici sıfatı ile meydana gelen zararlardan «müteselsilen sorumlu» oldukları, davacının «geç teslim» edilen ürünler, «bedelsiz» verilen aşılı ve normal fideler ile üretim «kaybına» ilişkin fidelerin zarara uğradığı ve bu nedenle üretim kaybı doğduğu konusunda herhangi bir tespit bulunmadığı gibi zararın da ispat edilemediği, davacının «kişilik haklarına» yönelik bir saldırı olmadığı gibi itibar kaybına uğradığı konusunda herhangi bir delil ve ispat bulunmadığı gerekçesiyle «maddi tazminat davası» yönünden davanın kısmen kabulü ile 4.075.443,00 TL tazminatın davalı ...
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/2399 E. 2020/4251 K.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:avans ödemesi · ticari teamül · gerekçenin düzeltilmesi · teamül · tasdik kararı · satım sözleşmesi · alacak davası · komisyon
Benzer bu karardaİlk derece mahkemesince, yapılan yargılama ve toplanan delillere göre, davacının davalıya fide alımı karşılığında ödeme yaptığı, davalının fideleri «teslim» etmediği ve fide bedeli olarak tahsil edilen 183.256,31.-TL'yi de iade etmediği iddiası ile «alacak davası» açtığı, Kumluca Ziraat Odası ve Ticaret Odası'na yazılan müzekkerelere verilen cevabi yazılarda, ziraatçi işletmelerin, çiftçilerin siparişlerini toplayarak üretici fide işletmelerine sipariş verdiği, yapmış olduğu bu aracılıktan «komisyon» sayılabilecek bir bedel alındığı hususunda «ticari teamül» teşkil eden bir uygulama olduğunun bildirildiği, tarafların «ticari defter» ve belgelerinin incelenmesinde, davalının incelenen ticari defter ve kayıtlarında, davacının davalıya 85.669,16 TL borçlu olduğu, davacının incelenen ticari defter ve kayıtlarına göre de davalının davacıya 202.256,31 TL borçlu olduğu, bilirkişi raporu ile davacıya ait ticari defter ve kayıtların usulüne uygun olarak «tasdik» ettirilmediği tespit edildiğinden, davacının lehine delil teşkil edemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hükme karşı davacı vekili tarafından isti …
Bölge Adliye Mahkemesince, davacı tarafından davalıya avans ödemeleri yapıldığı, karşılığında davalının davacıya fide satışı yaptığı, ancak davalının «son» zamanlarda fide «teslimi» yapmaması üzerine, davacı tarafından, yapılan bir kısım avans ödemesinin karşılıksız kaldığı ileri sürülerek, bu bedelin iadesinin talep edildiği, davalının «avans ödemelerini» doğrulayarak davacı adına üçüncü kişilere fide teslimi yapıldığı savunmasında bulunduğu, mahkemece davacıya ait «ticari defter» ve kayıtların usulüne uygun olarak «tasdik» ettirilmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği, mahkemece tanzim ettirilen bilirkişi raporu ile davacıya ait «uyuşmazlık konusu» 2012 yılı ticari defter ve kayıtlarının usulüne uygun tasdik ettirildiği tespit edildiğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun gerekçe yönünden kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak, “gerek Kumluca Ticaret ve Sanayi Odası’nın yazısı, gerek bilirkişi raporunda değinilen hususlar ve gerekse bir kısım tanık anlatımları dikkate alındığında, davacı tarafından davalıya yapılan avans ödemesi karşılığında davalının davacı adına üretici olan üçüncü kişilere fide teslimatı yaptığı, bu şekilde yapılan avans ödemelerine karşılık mal tesliminin sağlandığı, taraflar arasındaki sözlü anlaşmanın ve «ticari teamülün» bu doğrultuda olduğu, davacının davalıdan alacaklı olduğunu kanıtlayamadığından davanın reddine” şeklinde «gerekçenin düzeltilerek», davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Taraflar arasında avans usulü ile fide alım «satım sözleşmesinin» bulunduğu ve «avans ödemelerinin» davacı tarafından davalıya yapıldığı hususunda uyuşmazlık bulunmamaktadır.
… Sanayi Odası yazısı ve tanık anlatımları dikkate alınarak, davacı tarafından davalıya yapılan avans ödemeleri karşılığında, davalının, davacı adına 3. kişilere fide «teslimatı» yaptığı, bu şekilde «avans ödemelerine» karşılık mal tesliminin sağlandığı kabul edilmiş ise de, taraf «ticari defter» ve kayıtlarının birbirini doğrulamadığı, avans ödemesi karşılığı fidelerin 3. kişilere teslimatının yapıldığı hususunun usulüne uygun delillerle ispatının gerektiğ …
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2023/2668 E. 2024/1376 K.
Ortak:gizli ayıp · ayıp · ihbar · maddi tazminat · eksik inceleme · Tazminat
İncelediğiniz kararda… etim ölçüsünde ve ambalajında gösterilen değerlerde olmadığı, davacı tarafça üretilen fidelerin bir kısmında gelişim bozukluğu ve arızası bulunduğu, torftaki ayıbın «gizli ayıp» niteliğinde olduğu, davacı tarafça muayene ve «ihbar yükümlülüklerine» uyulduğu, davalıların üretici, satıcı ve üretici benzeri sıfatı ile ayıp nedeniyle davacının imha edilen fideler nedeniyle uğradığı zararlardan sorumlu oldukları, davacı tarafça iade edilen fideler, «bedelsiz» verilen fideler ve üretim «kaybı» nedeniyle zarara uğradıkları da iddia edilmiş ise de, bu konuda fidelerin zarara uğradığı ve bu nedenle üretim kaybı doğduğu konusunda herhangi bir tespit bulunmadığı gibi zararın da ispat edilemediği, davacının «kişilik haklarına» yönelik bir saldırı olmadığı gibi itibar kaybına uğradığı konusunda herhangi bir delil bulunmadığı gerekçesiyle davanın «maddi tazminat» istemi yönünden kısmen kabulüne, 4.075.443,00 TL tazminatın davalı ...Ş.'den dava tarihinden itibaren, davalılar ... ve ... 'den 27.09.2010 tarihinden itibaren işl …
Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 05.07.2019 tarih, 2018/1515 E. ve 2019/1454 K. sayılı kararıyla; ayıbın «açık ayıp» niteliğinde olduğu TTK'nın 23 üncü maddesindeki 8 günlük muayene süresine uyulmadığından «ayıp ihbarının» süresinde olmadığı, «ayıba karşı tekeffül» hükümlerinden faydalanılmasının mümkün olmadığı, ayrıca davalı üretici ve kendi markası ile ürünü pazarlayan şirketlerin ürünle ilgili «garanti» vermedikleri, akdi ilişkinin Rito Tohumculuk A.Ş. ile olduğu bu davalılar ile akdi ilişki bulunmadığından bu iki davalıdan maddi ve manevi tazminat istenemeyeceği …
… antoflar şirketi tarafından Türkiye'ye getirilen ve aynı marka ile diğer davalı ... tarafından davacıya satılan torfların ayıplı olup olmadığı, ayıplı ise ayıpların «açık ayıp» ya da gizli ayıplı olup olmadığı, davacının ayıp nedeniyle zararlarının olup olmadığı, zararları var ise zarar miktarının ne olduğu, davalıların oluşan zarar mikta …
Benzer bu karardaUyuşmazlık, ayıplı olarak satılan tohum fidelerinden kaynaklanan «maddi tazminat» istemine ilişkindir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
1 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2021/5447 E. 2023/351 K.
Ortak:tahkikat · kamu düzeni · kesin hüküm · dava şartı
İncelediğiniz karardaGerekçe bölümünde, sabit görülen vakıalardan çıkarılan sonuç ve hukukî sebep (veya sebepler), başka bir deyimle, hükmün dayandığı hukukî esaslar açıklanır. … Hâkim, tarafların kendisine sundukları ve («tahkikat» sonucunda) sabit gördüğü maddî vakıaların hukukî niteliğini (hukukî sebepleri) kendiliğinden (resen) araştırıp (m.33) bularak, hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar.
Mahkeme kararlarının taraflar, bazen de ilgili olabilecekleri başka hukuki ihtilaflar yönünden etkili ve bağlayıcı kabul edilebilmeleri, başka bir dava yönünden «kesin» hüküm, kesin veya güçlü delil oluşturup oluşturamayacağı gibi hukuksal değerlendirmeler de bu kararların yukarıda açıklanan nitelikte bir gerekçeyi içermesiyle mümkündür.
Gerekçeye ilişkin hükümler, «kamu düzeni» ile ilgili olup gözetilmesi kanun ile hâkime yükletilmiş bir ödevdir.
Benzer bu karardaAsliye Ticaret Mahkemesinin 2010/126 E. sayılı dosyasında «davanın açılmamış sayılmasına» karar verildiği, kararın kesinleşmediği, anılan dosyanın «derdestlik» oluşturmayacağı ve verilen kararın mahiyeti gereği «kesin» hüküm oluşturmayacağı, her ne kadar İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiş ise de devir 28.03.2008 günü yapılmış olduğundan 6102 sayılı Kanun'un 5 …
Hâkim, tarafların kendisine sundukları ve («tahkikat» sonucunda) sabit gördüğü maddî vakıaların hukukî niteliğini (hukukî sebepleri) kendiliğinden (resen) araştırıp (m.33) bularak, hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar.
Mahkeme kararlarının taraflar, bazen de ilgili olabilecekleri başka hukuki ihtilaflar yönünden etkili ve bağlayıcı kabul edilebilmeleri, başka bir dava yönünden «kesin» hüküm, kesin veya güçlü delil oluşturup oluşturamayacağı gibi hukuksal değerlendirmeler de bu kararların yukarıda açıklanan nitelikte bir gerekçeyi içermesiyle mümkündür.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:pay sahipliği sıfatı · limited şirket pay devri · pay defterine kayıt · pay defteri kaydı · şirket müdürlüğü · pay devri · pay sahipliği · tasdik kararı
Benzer bu karardaİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla «pay devrine» ilişkin hususların taraf iradelerinden bağımsız, kanunla düzenlenen hukuki ilişkiler olduğundan somut uyuşmazlığa 6102 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması gerektiği, «limited şirket pay devrinin» 6102 sayılı Kanun 595 inci maddesinde düzenlendiği, anılan maddeye göre pay devrinin ve devir borcunu doğuran işlemlerin yazılı şekilde yapılması, tarafların imzalarının noterce onaylanması zorunlu olup mülga 6762 sayılı Kanun'un 520 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan "Bir payın devrinin, şirket hakkında «pay defterine» kaydedilmek şartıyla hüküm ifade edeceğine" ilişkin düzenlemenin 6102 sayılı Kanun'un 595 inci maddesine alınmadığı, buna göre 6102 sayılı Kanun'un, devir keyfiyetinin pay defterine yazımını zorunlu görmediği, genel kurulun devre onay vermesi veya vermiş sayılmasının «pay sahipliği sıfatının» kazanılması için yeterli sayıldığı, buna göre davacının, davalı şirketteki paylarını davalı ...’e 6103 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesine göre uyuşmazlıkta uygulanması gereken 6102 sayılı Kanun'un 595 inci maddesine uygun şekilde devir etmiş olduğu, kanuna uygun şekilde ortaklar kurulunca devre onay verildiği, pay devrinin ortaklar kurulunun onama kararı ile tamamlandığı, 08.04.2008 tarihli «ortaklar kurulu» kararı ile ayrıca davalı ...’ün davalı «şirkete müdür» olarak atanmasına karar verildiği, bu kararın Bakırköy 5.
Asliye Ticaret Mahkemesinde 2010/126 E. sayılı dosyası ile 2010 yılında bir davanın daha görüldüğünü, «derdestlik» itirazının değerlendirilmediğini, işlem tarihi itibari ile 6762 sayılı Kanun'un uygulanması gerektiğini, «pay devrinin», ortaklar «pay defterine kayıt» edilmediğini, kanunun «emredici» hükmü varken, davada 6102 sayılı Kanun hükümleri uygulanarak davanın kabulüne karar verilmesinin, hukukun temel ilkeleriyle çeliştiğini, müvekkiline dava süresince usulüne uygun şekilde «tebligat» yapılmadığı için müvekkilinin hakkını yeterince savunamadığını ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini tal …
Noterliğinin 02.03.2010 tarihinde «tasdik» edildiği halde, buna ilişkin «ticaret sicili» nezdinde herhangi bir tescil ve «ilanın» yapılmadığı, aynı «ortaklar kurulu» kararı ile müdürlük «yetkisinin» «son» bulduğu oy birliği ile kararlaştırılan davacının, işbu hususun tescilini artık müdür olarak şirket adına yaptıramayacağı, bunu mahkemeden talep etmekte «hukuki yararının» bulunduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile davacının davalı şirketteki hissesini 28.03.2008 tarihinde davalı ...'e devrettiğinin ve 08.04.2008 tarihinde davalı ...'ün davalı «şirkete müdür» olarak atandığının Ticaret Sicil Müdürlüğünce tescil ve ilanına karar verilmiştir.
… yiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; olaya 6102 sayılı Kanun'un uygulanması gerektiğini, 6102 sayılı Kanun'a göre devir şartlarının sağlandığını, «pay defterine kaydın» yapılmasında yeni müdürün «görevli» olduğunu, davalı ortağın davada sıfatının bulunmadığını, davalı şirketin ise kararı istinaf etmediğini, artık müdür olmayan davacının işbu davayı açmakta «hukuki yararı» bulunduğunu, İlk Derece Mahkemesi kararının yerinde olduğunu belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2022/614 E. , 2023/3186 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
SAYISI 2021/2069 Esas, 2021/1834 Karar
HÜKÜM
Kısmen kabul
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen tazminat davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir:
Bölge Adliye Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı Yargıtayca duruşma istemli olarak davacı vekili ve davalılar ... ve ... vekilleri tarafından temyiz edilmekle; Duruşma için belirlenen 23.05.2023 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp, hazır bulunan davacı vekili Avukat ... ve davalı ... vekili Avukat ... ile davalı Plataflor Humus Vekaufs Gmbh vekili Avukat ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü.
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin torf üzerinde fide üretimi yaptığını, davalı ...Ş.’den satın aldığı torfların pH değerinin farklılık göstermesi nedeniyle ayıplı olduğunu, davacının ürettiği fidelerin gelişme göstermediğini, gelişmeyen fidelerin imha edildiğini, bir kısım fideler için davacının müşterilerine yeni fideler vermek zorunda kaldığını, davacının ticari itibar kaybettiğini, davacının maddi ve manevi zarara uğradığını, davalı ...’nin torfların üreticisi, diğer davalı Plantoflar GMBH’nin torfları üreticiden alıp Türkiye’deki davalı ... AŞ’ye satan satıcı olduğunu, haksız fiil hükümlerine göre davalıların davacının zararından sorumlu olduğunu, davacının ticari itibarının da zarara uğradığını ileri sürerek, maddi ve manevi tazminatın davalılardan tahsilini talep etmiştir.
II. CEVAP
1.Davalı ...Ş. davaya cevap vermemiş,
2.Davalı ... vekili; taraflar arasında akdi ilişki bulunmadığını, davacının davalıya husumet yöneltemeyeceğini, davalının sattığı ürünlerin gerekli denetimlerinin yapıldığını, ürünlerin ayıplı olmadığını, davacının torflarda gerekli incelemeyi yapmaksızın üretime başlayarak basiretli tacir gibi davranma yükümlülüğüne uymadığını, davacının saklama ve üretim koşullarına uymamış olabileceğini savunarak davanın reddini istemiştir.
3.Davalı ... vekili, taraflar arasında akdi ilişki bulunmadığını, davalının ürettiği ürünlerin ayıplı olmadığını, oluşan bir zarar varsa davacı kullanımından, saklama koşullarına uyulmamasından kaynaklanmış olabileceğini savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 25.04.2018 tarihli ve 2014/885 E. 2018/288 K. sayılı kararıyla; davacının satın aldığı torfun pH değerinin ideal üretim ölçüsünde ve ambalajında gösterilen değerlerde olmadığı, davacı tarafça üretilen fidelerin bir kısmında gelişim bozukluğu ve arızası bulunduğu, torftaki ayıbın gizli ayıp niteliğinde olduğu, davacı tarafça muayene ve ihbar yükümlülüklerine uyulduğu, davalıların üretici, satıcı ve üretici benzeri sıfatı ile ayıp nedeniyle davacının imha edilen fideler nedeniyle uğradığı zararlardan sorumlu oldukları, davacı tarafça iade edilen fideler, bedelsiz verilen fideler ve üretim kaybı nedeniyle zarara uğradıkları da iddia edilmiş ise de, bu konuda fidelerin zarara uğradığı ve bu nedenle üretim kaybı doğduğu konusunda herhangi bir tespit bulunmadığı gibi zararın da ispat edilemediği, davacının kişilik haklarına yönelik bir saldırı olmadığı gibi itibar kaybına uğradığı konusunda herhangi bir delil bulunmadığı gerekçesiyle davanın maddi tazminat istemi yönünden kısmen kabulüne, 4.075.443,00 TL tazminatın davalı ...Ş.'den dava tarihinden itibaren, davalılar ...
ve ... 'den 27.09.2010 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizinden sorumlu olmak üzere davalılardan müştereken müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin maddi tazminat talebinin reddine, manevi tazminat isteminin reddine karar verilmiş.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili, davalı ... vekili ve ... vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 05.07.2019 tarih, 2018/1515 E. ve 2019/1454 K. sayılı kararıyla; ayıbın açık ayıp niteliğinde olduğu TTK'nın 23 üncü maddesindeki 8 günlük muayene süresine uyulmadığından ayıp ihbarının süresinde olmadığı, ayıba karşı tekeffül hükümlerinden faydalanılmasının mümkün olmadığı, ayrıca davalı üretici ve kendi markası ile ürünü pazarlayan şirketlerin ürünle ilgili garanti vermedikleri, akdi ilişkinin Rito Tohumculuk A.Ş. ile olduğu bu davalılar ile akdi ilişki bulunmadığından bu iki davalıdan maddi ve manevi tazminat istenemeyeceği belirtilerek davacının istinaf başvurusunun esastan reddine, davalıların istinaf başvurusunun esastan kabulü ile ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılmasına davalılar hakkında açılan davanın reddine oyçokluğu ile karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Dairemizin 30.06.2021 tarih, 2020/5083 E. ve 2021/5398 K. sayılı kararıyla davalı ... ... GMBH firmasının üretici firma olması, diğer davalı ... ... GMBH’nin ise ürünü yurtdışından üretici Böske firmasından alarak ürünün bulunduğu ambalajlara kendi ismini yazarak analiz raporlarını sunmak suretiyle ürünün tasarımını ve imalatını yaptırıp kendi isim ve ticari markası ile piyasaya arz etmesi nedeniyle üretici sıfatı ile meydana gelen zararlardan müteselsilen sorumlu oldukları gerekçesiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
B. Bölge Adliye Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı vekilinin ilk derece mahkemesi kararına ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddine, davalı ... vekili ve davalı ... vekilinin ilk derece mahkemesi kararına ilişkin istinaf başvurularının esastan reddine, davanın kısmen kabulüne manevi tazminat davası yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili, davalı ... vekili ve ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1. Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; bölge adliye mahkemesi kararının gerekçesiz olduğunu, reddedilen maddi ve manevi tazminat taleplerinin neden reddedildiğinin anlaşılamadığını, bölge adliye mahkemesinin üreticilerin (çiftçilerin) iade ettiği, davacının bedelsiz olarak verdiği ve üretim kaybı olan fidelerden davalıların sorumlu olmadığına ve bu zarar kalemlerinin ispatlanamadığı gerekçesinin gerçeği yansıtmadığını ileri sürerek kararın reddedilen kısımları yönünden bozulmasını istemiştir.
2. Davalı ... .. GMBH vekili temyiz dilekçesinde özetle; bölge adliye mahkemesi kararının gerekçesiz olduğunu, müvekkilinin fiili ile zarar arasında uygun illiyet bağının araştırılmadığını, haksız fiil koşullarının değerlendirilmediğini, ayıba karşı tekeffül hükümlerinin yanlış uygulandığını, tespit ve bilirkişi raporlarına karşı yapılan itirazların değerlendirilmediğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
3.Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde, bölge adliye mahkemesi kararının gerekçesiz olduğunu davacı ile müvekkili arasında bir akdi ilişki olmadığını, müvekkilinin sorumluluğu bulunmadığını, kabul anlamına gelmemek üzere davacının zararının saf ekonomik zarar olduğunu ve bu kalem zararların haksız fiil hükümlerine göre karşılanamayacağı, kaldı ki haksız fiil koşullarının oluşmadığı, bilirkişi raporlarının yetersiz ve hatalı olduğunu, bu konuya ilişkin itirazlarının değerlendirilmediğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davalı ... şirketi tarafından üretilen, diğer davalı Plantoflar şirketi tarafından Türkiye'ye getirilen ve aynı marka ile diğer davalı ... tarafından davacıya satılan torfların ayıplı olup olmadığı, ayıplı ise ayıpların açık ayıp ya da gizli ayıplı olup olmadığı, davacının ayıp nedeniyle zararlarının olup olmadığı, zararları var ise zarar miktarının ne olduğu, davalıların oluşan zarar miktarından sorumlu olup olmadığı hususlarında toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
1. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) 141 inci maddesinin üçüncü fıkrasında, "Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli yazılır." hükmü bulunmaktadır. Bu hüküm ile gerekçenin önemi Anayasa düzeyinde vurgulanmış olup gerekçe ve hüküm birbirine sıkı sıkıya bağlıdır.
2. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 297 nci maddesinde bir mahkeme hükmünün hangi hususları kapsaması gerektiği açıklanmıştır. Maddenin birinci fıkrasının (c) alt bendine göre hüküm; tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde içermelidir.
3.
07. 06.1976 tarih, 1976/3-4 E. ve 1976/3 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde de; “Gerekçenin ilgili bilgi ve belgelerin isabetle takdir edildiğini gösterir biçimdegeçerli ve yasal olması aranmalıdır. Gerekçenin bu niteliği yasa koyucunun amacına uygun olduğu gibi, kararı aydınlatmak, keyfiliği önlemek ve tarafları tatmin etmek niteliği de tartışma götürmez bir gerçektir.” şeklindeki açıklamaya yer verilmiştir.
3. Değerlendirme
1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 373 üncü maddesinin ikinci bendi "Bölge adliye mahkemesinin düzelterek veya yeniden esas hakkında verdiği karar Yargıtayca tamamen veya kısmen bozulduğu takdirde dosya, kararı veren bölge adliye mahkemesi veya uygun görülen diğer bir bölge adliye mahkemesine gönderilir." şeklinde düzenlenmiş olup, Dairemizin yerleşik uygulamalarına göre Bölge Adliye Mahkemesinin, İlk Derece Mahkemesi kararını kaldırıp yeniden esas hakkında karar vermesi ve Bölge Adliye Mahkemesi kararının Yargıtay'ca bozulması halinde bozmaya karşı gerek direnme, gerekse bozmaya uyarak yeniden karar verme hak ve yetkisi Bölge Adliye Mahkemesine aittir. Bölge Adliye Mahkemesi'nin hüküm mahkemesi sıfatıyla verdiği yeniden esas hakkındaki karar sonrasında 6100 sayılı Kanun'un 360 ıncı maddesinin atfıyla ilk derece mahkemelerinde uygulanan yargılama usulüne göre yargılama yapıp öncelikle Yargıtay bozma kararına karşı aynı Kanunun 373 üncü maddesi üçüncü fıkrası gereğince uyma veya direnme konusunda bir karar verir;
bu kararı yine hüküm mahkemesi sıfatıyla vermektedir. Bozmaya uyduğu takdirde artık yargılamaya hüküm mahkemesi sıfatıyla devam etmekte olduğundan bozma kararına uygun olarak yeniden esas hakkında karar vermelidir. Ne varki, Bölge Adliye Mahkemesince hüküm mahkemesi sıfatıyla bozmaya uyulduğundan, öncelikle bozma kararı yerine getirilmek suretiyle davacının davasını ispat imkanı verilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulması gerekirken eksik inceleme ve hatalı usul ile istinaf isteminin esastan reddine karar verilmesi doğru olmamıştır.
2.Yukarıda belirtilen ilgili hukuk uyarınca bir mahkeme kararında; tarafların iddia ve savunmalarının özetlerinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla, bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir. Bu kısım, hükmün gerekçe bölümüdür.“Gerekçe, hâkimin tespit etmiş olduğu (sabit gördüğü) maddî vakıalar ile hüküm fıkrası (sonucu) arasında bir köprü görevi yapar. Gerekçe bölümünde, sabit görülen vakıalardan çıkarılan sonuç ve hukukî sebep (veya sebepler), başka bir deyimle, hükmün dayandığı hukukî esaslar açıklanır.
… Hâkim, tarafların kendisine sundukları ve (tahkikat sonucunda) sabit gördüğü maddî vakıaların hukukî niteliğini (hukukî sebepleri) kendiliğinden (resen) araştırıp (m.33) bularak, hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar. Hâkim, gerekçe sayesinde verdiği hükmün doğru olup olmadığını, yani kendi kendini denetler. İstinaf mahkemesi ve Yargıtay da, bir hükmün hukuka uygun olup olmadığını ancak gerekçe sayesinde denetleyebilir. ...Bir hüküm, ne kadar haklı olursa olsun, gerekçesiz ise tarafları doyurmaz. ... Hukukî dinlenilme hakkı, mahkemenin, tarafların açıklamalarını dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini de içerir.” (Baki Kuru, Medeni Usul Hukuku El Kitabı, C.I, Ankara, İkinci Baskı, 2021, s.890-892)
3. Kanun'un aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de sonucu ile tam bir uyum içinde davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir.
4. Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtayın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıkta bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur.
5. Mahkeme kararlarının taraflar, bazen de ilgili olabilecekleri başka hukuki ihtilaflar yönünden etkili ve bağlayıcı kabul edilebilmeleri, başka bir dava yönünden kesin hüküm, kesin veya güçlü delil oluşturup oluşturamayacağı gibi hukuksal değerlendirmeler de bu kararların yukarıda açıklanan nitelikte bir gerekçeyi içermesiyle mümkündür.
6. Gerekçeye ilişkin hükümler, kamu düzeni ile ilgili olup gözetilmesi kanun ile hâkime yükletilmiş bir ödevdir. Aksine düşünce ve uygulama, gerek yargı erki ile hâkimin, gerek mahkeme kararlarının her türlü kuşkudan uzak, saygın ve güvenilir olması ilkesi ile de bağdaşmaz.
7. Somut olayda; Bölge Adliye Mahkemesince, Anayasa'nın ve 6100 sayılı Kanun’un aradığı anlamda herhangi bir gerekçe oluşturulmadan karar verildiği, kararın hangi sebep ya da sebeplerle verildiğine ilişkin açıklama ve gerekçe içermediği görülmüştür.
8. Bu durumda Mahkemece yapılacak iş, yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler ve ilkeler gözetilerek anlaşılabilir ve denetlenebilir nitelikte gerekçe içeren, önceki hüküm sonucuna uygun bir karar vermek olmalıdır.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının usulden BOZULMASINA,
Bozma sebebine göre davacı vekili, davalı ... vekili ve ... vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,
Takdir olunan 8.400,00 TL duruşma vekalet ücretinin her bir yandan alınarak yekdiğerine verilmesine,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgililere iadesine,
Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
23.05.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/940999800 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz