Hisse iadesi | Alacak
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2021/4009 E. 2022/9317 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
inanç sözleşmesi↗ adi yazılı sözleşme↗ inançlı işlem↗ limited şirket hisse devri↗ hisse devri sözleşmesi↗ delillerin toplanmaması↗ pay devri↗ muvazaa↗ hisse devri↗ hisse devir sözleşmesi↗ üçüncü kişi↗ tbk 99↗ bilirkişi incelemesi↗ limited şirket↗ havale↗ geçersizlik↗ taahhütname↗ ihtarname↗ dava sebebi↗ ibraz↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, iddia, savunma, uyulan bozma ilamı, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, 01.04.2013 tarihli Limited Şirket Hisse Devri Sözleşmesinde davacının 3. madde ile şirketteki %25'lik hissesini davalıya devrettiği, 4. maddesinde, istedikleri zaman hisse oranını geri alabileceği, bu konuda hisseyi devreden, hisseyi devralana hisseyi geri almaya yönelik iradesini noter ihtarnamesi ya da iade-i taahhütlü mektup ile bildirdiği andan itibaren on iş günü içinde hisseyi devralan hisseyi devreden %25'lik hissesini geri iade edeceği, aksi halde şirketin o günkü rayiç bedelinden %25 alma hakkına sahip olacağı yönünde düzenlemenin yer aldığı, akdedilen adi yazılı sözleşmenin hemen akabinde 02.04.2013 tarihinde noterde düzenlenen hisse devir sözleşmesine göre, davacının 3.000 adet payına karşılık olarak 300.000.-TL bedel karşılığında payını davalıya devrettiği, 300.000.-TL'yi davalıdan nakden ve tamamen aldığını beyan ettiği, pay devrinin adi yazılı sözleşme ile geçerlilik kazanmayacağı, kanun hükmü uyarınca noterce sözleşmenin onaylanması gerektiği, taraflarca sözleşmenin onaylatılmayıp düzenleme şeklinde yeniden sözleşme yapıldığı, yeni yapılan noterde düzenlenen senedin bir önceki adi yazılı senet geçerli bir sözleşmeyi ihtiva ediyor olsaydı bile, işbu noter senedi ile adi yazılı sözleşmenin geçersiz kılındığı, kimsenin kendi muvazaasına dayanamayacağı, davacının taraf olarak yer aldığı sözleşmenin muvazaalı olduğu yönündeki iddiasının dinlenemeyeceği, muvazaalı olduğuna yönelik davacının noter senedinin aksini ispat edecek şekilde daha güçlü bir başka yazılı belge ibraz edemediği, davalının sözleşmede belirtilen miktarı yatırdığı, paraların davacı tarafından çekildiğine dair ıslak imzalı dekontların bulunduğu, yazılı belgeler ile tespit edilmiş olan bu durumun aksinin ancak yine yazılı belge ile ispat edilebileceği, davacının iddialarını ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, inançlı işlemle davalıya devredildiği iddia olunan limited şirket hisselerinin iadesi, olmadığı takdirde hisse bedelinin tahsili istemine ilişkindir. Davacı, Karbims Madencilik İnş. Nakl. Taah. Haf. İth. İhr. San. ve Tic. Ltd. Şti’nin %25 hissesini inançlı işlemle davalıya devrettiğini, bunun için önce 01.04.2013 tarihli “Limited Şirket Hisse Devir Sözleşmesi” imzalandığını, 02.04.2013 tarihinde de resmi devir sözleşmesinin düzenlendiğini, sözleşmelerin ve banka işlemlerinin dışarıya karşı devir izlenimi vermesi için ve davalıya güvenilerek yapıldığını, hisse devirleri karşılığında bir hisse bedeli almadığını iddia etmiştir.
HGK’nın 14.11.2019 gün, 2017/1-1254 Esas-2019/1197 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere, inanç sözleşmesi, inananla inanılan arasında yapılan, onların hak ve borçlarını belirleyen, inançlı muamelenin sona erme sebeplerini ve devredilen hakkın, inanılan tarafından inanana geri verme (iade) şartlarını içeren borçlandırıcı bir muameledir. Bu sözleşme, taraflarının hak ve borçlarını kapsayan bağımsız bir akit olup, alacak ve mülkiyetin naklinin hukuki sebebini teşkil eder. İnançlı işlemin taraflarını, inanan ve inanılan oluşturur. Bir hakkı ya da nesneyi, güvendiği bir kişiye inançlı olarak devreden kimseye “inanan” adı verilir. Devredilen hak veya nesneyi, kendisine ait bir hak olarak kendi yararına, doğrudan doğruya ve dolaylı olarak kullanan kişiye de “inanılan” denir. İnananın, inanılana inançlı olarak kazandırdığı hak ya da nesne ise “inanç konusu şey” olarak nitelenir. İnançlı bir işlemde, kazandırıcı işlemin tarafları ile borç doğuran anlaşmanın tarafları aynıdır. İnançlı işlemde inanılan, hakkını kullanırken kararlaştırılan koşullara uymayı, amaç gerçekleşince veya süre dolunca hak veya nesneyi tekrar inanana (veya onun gösterdiği üçüncü kişiye) devretmeyi yüklenmektedir. İnançlı işlem, kazandırmayı yapan kişiye yani inanana belirli şartlar gerçekleşince, kazandırmanın iadesini isteme hakkı sağlayan bir sözleşmedir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde bunun dava yoluyla hükmen yerine getirilmesi istenebilir.
Taraflar arasında dava konusu 01.04.2013 tarihli “Limited Şirket Hisse Devri Sözleşmesi”nin imzalandığı hususunda bir uyuşmazlık bulunmayıp anılan sözleşmede, davacının ve dava dışı Sinan’ın şirketteki hisselerinin davalı ile dava dışı Tuncay’a devredildiği, devredenlerin istediği zaman devralanlardan hisse oranını geri alabilecekleri, bu konuda devredenin devralana hisseyi geri almaya yönelik iradesini noter ihtarnamesi ya da iadeli taahhütlü mektupla bildirdiği andan itibaren 10 iş günü içinde devralanın devredenin hissesini iade edeceği, aksi halde şirketin o günkü rayiç bedelinden %25 değerini alma hakkına sahip olduğu kararlaştırılmıştır. Anılan sözleşme bu haliyle tarafların inançlı işlem iradesini gösteren bir belge niteliğindedir.
Dairemizin 11.04.2019 tarih ve 2017/3187 Esas- 2019/2869 Karar sayılı ilamında hisse devir bedelinin ödenip ödenmediği ile ilgili olarak, tarafların tüm delilleri toplandıktan sonra banka kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılarak, davacının iddia ettiği gibi davalı hesabından davacı hesabına yapılan ödemelerin gerçek bir ödeme olup olmadığı, ödendiği belirtilen 203.000.-TL'nin davalı hesabına geri dönüp dönmediği hususları yeterince açıklığa kavuşturulmadan yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi yerinde görülmeyerek mahkeme kararı bozulmuştur.
Alınan bilirkişi raporuna geçirilen davalının banka hesap hareketlerine göre 17.04.2013 tarihinde saat 17:52:43 ila 17:53:42 saatleri arasında dört ayrı işlemle kasadan nakit yatan açıklaması ile 170.000.-TL yatırdıktan sonra 17:56:08 ila 17:59:38 saatleri arasında davacının hesabına toplamda 203.000.-TL havale yaptığı, saat 18:11:15’te yine kasadan nakit yatan açıklaması ile kendi hesabına 33.000.-TL yatırdığı, böylece bakiyenin bu işlemlere başlamadan önceki hale geldiği, 18.04.2013 tarihinde de saat 09:19:35’te kasadan nakit yatan açıklaması ile davacı hesabına 170.000.-TL yatırıldığı, bu haliyle davalının hesabından davacı hesabına havale edilen 203.000.-TL’nin aynı tutarda davalı hesabına geri döndüğü, saat 12:24:54 ve 12:30:21’de davacı hesabına toplamda 97.000.-TL havale edildiği anlaşılmaktadır.
Tarafların da imzaladığı 01.04.2013 tarihli sözleşme, davalının banka hesabı hareketleri ve tüm dosya kapsamı bir arada değerlendirildiğinde tarafların gerçekte hisse devri amacıyla hareket etmediğinin, işlemlerin fiktif olduğunun kabulü gerekir. Bu durumda mahkemece, 6098 sayılı TBK’nın 19. maddesi uyarınca borçlunun, yazılı bir borç tanımasına güvenerek alacağı kazanmış olan üçüncü kişiye karşı, bu işlemin muvazaalı olduğu savunmasında bulunamayacaksa da bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradelerinin esas alınacağı, yukarıda anılan Hukuk Genel Kurulu kararında da ifade edildiği gibi inançlı işlemin, kazandırmayı yapan kişiye yani inanana belirli şartlar gerçekleşince, kazandırmanın iadesini isteme hakkı sağlayan bir sözleşme olduğu, bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde bunun dava yoluyla hükmen yerine getirilmesinin istenebileceği nazara alınarak varılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın davacı yararına bozulmasını gerektirmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2019/4116 E. 2020/2225 K.
Ortak:inanç sözleşmesi · inançlı işlem · üçüncü kişi · taahhütname · dava sebebi · ibraz
İncelediğiniz kararda… vrettiği, 4. maddesinde, istedikleri zaman hisse oranını geri alabileceği, bu konuda hisseyi devreden, hisseyi devralana hisseyi geri almaya yönelik iradesini noter «ihtarnamesi» ya da iade-i «taahhütlü» mektup ile bildirdiği andan itibaren on iş günü içinde hisseyi devralan hisseyi devreden %25'lik hissesini geri iade edeceği, aksi halde şirketin o günkü rayiç bedelinden %25 alma hakkına sahip olacağı yönünde düzenlemenin yer aldığı, akdedilen «adi yazılı sözleşmenin» hemen akabinde 02.04.2013 tarihinde noterde düzenlenen «hisse devir sözleşmesine» göre, davacının 3.000 adet payına karşılık olarak 300.000.-TL bedel karşılığında payını davalıya devrettiği, 300.000.-TL'yi davalıdan nakden ve tamamen aldığını beyan ettiği, «pay devrinin» adi yazılı sözleşme ile geçerlilik kazanmayacağı, kanun hükmü uyarınca noterce sözleşmenin onaylanması gerektiği, taraflarca sözleşmenin onaylatılmayıp düzenleme şeklinde yeniden sözleşme yapıldığı, yeni yapılan noterde düzenlenen senedin bir önceki adi yazılı senet geçerli bir sözleşmeyi ihtiva ediyor olsaydı bile, işbu noter senedi ile adi yazılı sözleşmenin «geçersiz» kılındığı, kimsenin kendi «muvazaasına» dayanamayacağı, davacının taraf olarak yer aldığı sözleşmenin muvazaalı olduğu yönündeki iddiasının dinlenemeyeceği, muvazaalı olduğuna yönelik davacının noter senedinin aksini ispat edecek şekilde daha güçlü bir başka yazılı belge «ibraz» edemediği, davalının sözleşmede belirtilen miktarı yatırdığı, paraların davacı tarafından çekildiğine dair ıslak imzalı dekontların bulunduğu, yazılı belgeler ile …
Bu durumda mahkemece, 6098 sayılı TBK’nın 19. maddesi uyarınca borçlunun, yazılı bir borç tanımasına güvenerek alacağı kazanmış olan «üçüncü kişiye» karşı, bu işlemin «muvazaalı» olduğu savunmasında bulunamayacaksa da bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradelerinin esas alınacağı, yukarıda anılan Hukuk Genel Kurulu kararında da ifade edildiği gibi «inançlı işlemin», kazandırmayı yapan kişiye yani inanana belirli şartlar gerçekleşince, kazandırmanın iadesini isteme hakkı sağlayan bir sözleşme olduğu, bu yükümlülüğün yerine get …
HGK’nın 14.11.2019 gün, 2017/1-1254 Esas-2019/1197 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere, «inanç sözleşmesi», inananla inanılan arasında yapılan, onların hak ve borçlarını belirleyen, inançlı muamelenin sona erme sebeplerini ve devredilen hakkın, inanılan tarafından inanana geri verme (iade) şartlarını içeren borçlandırıcı bir muameledir.
Benzer bu karardaMahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama ve tüm dosya kapsamına göre, davalı şirket hisselerinin senede bağlanmamış «çıplak pay» niteliğinde olduğu bu nedenle B.K’nın «alacağın temlikine» ilişkin hükümlerine göre, yazılı olarak yapılan bir devir «sözleşmesiyle devre» konu edilebileceği ancak «anonim şirketlerde» bu devrin şirkete karşı hüküm ifade edebilmesi için şirket «pay defterine» işlenmesi gerektiği, somut olayda, 09.10.2007 tarihli «taahhütnamede» bahsedilen devir işleminin şirket pay defterine kaydedilmediği hususu tarafların kabulünde olduğundan devrin şirkete karşı ileri sürülemeyeceği gerekçesiyle asıl v …
HGK’nın 14.11.2019 gün, 2017/1-1254 Esas-2019/1197 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere, «inanç sözleşmesi», inananla inanılan arasında yapılan, onların hak ve borçlarını belirleyen, inançlı muamelenin sona erme sebeplerini ve devredilen hakkın, inanılan tarafından inanana geri verme (iade) şartlarını içeren borçlandırıcı bir muameledir.
Bu sözleşme, taraflarının hak ve borçlarını kapsayan bağımsız bir akit olup, alacak ve mülkiyetin naklinin hukuki «sebebini» teşkil eder.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:çıplak pay · sözleşmenin devri · alacağın temliki · pay defteri · temlik · anonim şirket · husumet · e-defter
Benzer bu karardaMahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama ve tüm dosya kapsamına göre, davalı şirket hisselerinin senede bağlanmamış «çıplak pay» niteliğinde olduğu bu nedenle B.K’nın «alacağın temlikine» ilişkin hükümlerine göre, yazılı olarak yapılan bir devir «sözleşmesiyle devre» konu edilebileceği ancak «anonim şirketlerde» bu devrin şirkete karşı hüküm ifade edebilmesi için şirket «pay defterine» işlenmesi gerektiği, somut olayda, 09.10.2007 tarihli «taahhütnamede» bahsedilen devir işleminin şirket pay defterine kaydedilmediği hususu tarafların kabulünde olduğundan devrin şirkete karşı ileri sürülemeyeceği gerekçesiyle asıl v …
Mahkemece, davalı tarafından imzalandığı sabit olan söz konusu belgenin «alacağın temlikini» tazammun eden bir belge niteliğinde olduğu kabul edilerek ve bozmadan önceki gerekçe aynen tekrar edilmek suretiyle davanın reddine karar verilmişse de, “Taahhütname” başlıklı belge «inançlı işlem» iradesi gösteren bir belge niteliğindedir.
Bu itibarla mahkemece, söz konusu belgenin davalının kabulünde ve «inançlı işlem» iradesini tazammun eden bir belge olarak değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken «husumetin» davalı ...’ya da yöneltildiği gözden kaçırılarak yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
-
Ortaklıktan çıkarma | Hisse iadesine karar
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2016/1835 E. 2017/986 K.
Ortak:inançlı işlem · pay devri · limited şirket · geçersizlik · taahhütname
İncelediğiniz kararda… vrettiği, 4. maddesinde, istedikleri zaman hisse oranını geri alabileceği, bu konuda hisseyi devreden, hisseyi devralana hisseyi geri almaya yönelik iradesini noter «ihtarnamesi» ya da iade-i «taahhütlü» mektup ile bildirdiği andan itibaren on iş günü içinde hisseyi devralan hisseyi devreden %25'lik hissesini geri iade edeceği, aksi halde şirketin o günkü rayiç bedelinden %25 alma hakkına sahip olacağı yönünde düzenlemenin yer aldığı, akdedilen «adi yazılı sözleşmenin» hemen akabinde 02.04.2013 tarihinde noterde düzenlenen «hisse devir sözleşmesine» göre, davacının 3.000 adet payına karşılık olarak 300.000.-TL bedel karşılığında payını davalıya devrettiği, 300.000.-TL'yi davalıdan nakden ve tamamen aldığını beyan ettiği, «pay devrinin» adi yazılı sözleşme ile geçerlilik kazanmayacağı, kanun hükmü uyarınca noterce sözleşmenin onaylanması gerektiği, taraflarca sözleşmenin onaylatılmayıp düzenleme şeklinde yeniden sözleşme yapıldığı, yeni yapılan noterde düzenlenen senedin bir önceki adi yazılı senet geçerli bir sözleşmeyi ihtiva ediyor olsaydı bile, işbu noter senedi ile adi yazılı sözleşmenin «geçersiz» kılındığı, kimsenin kendi «muvazaasına» dayanamayacağı, davacının taraf olarak yer aldığı sözleşmenin muvazaalı olduğu yönündeki iddiasının dinlenemeyeceği, muvazaalı olduğuna yönelik davacının noter senedinin aksini ispat edecek şekilde daha güçlü bir başka yazılı belge «ibraz» edemediği, davalının sözleşmede belirtilen miktarı yatırdığı, paraların davacı tarafından çekildiğine dair ıslak imzalı dekontların bulunduğu, yazılı belgeler ile …
Dava, inançlı işlemle davalıya devredildiği iddia olunan «limited şirket» hisselerinin iadesi, olmadığı takdirde hisse bedelinin tahsili istemine ilişkindir.
… redildiği, devredenlerin istediği zaman devralanlardan hisse oranını geri alabilecekleri, bu konuda devredenin devralana hisseyi geri almaya yönelik iradesini noter «ihtarnamesi» ya da iadeli «taahhütlü» mektupla bildirdiği andan itibaren 10 iş günü içinde devralanın devredenin hissesini iade edeceği, aksi halde şirketin o günkü rayiç bedelinden %25 değerini alma h …
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, taraflar arasında düzenlenen «protokolün» düzenlenme tarihi itibariyle eski TTK'nın hükümlerine tabi olduğu, «limited şirketlerde pay devrinin» eski TTK hükümlerine göre «esas sermaye payının devri» ve devir borcu doğuran işlemlerin yazılı şekilde yapılacağı ve tarafların imzalarının noterce onaylanması gerektiğinin düzenlendiği, bu «şekil şartı» yerine getirilmeksizin pay devri borcu ./.. doğuran sözleşmelerin «geçersiz» olacağı, taraflar arasındaki protokolün de ilerde pay devrine yönelik olan taraflar arasında imzalanmış borç doğurucu sözleşme olduğu, ancak pay devrini gerçekleştirici mahiyette şekil şartı olan noter onayının bulunmaması sebebiyle geçerli bir sözleşme olmadığı, bu sebeple davalıyı pay devri yönünden bağlayıcılığının olmadığı, taraflar arasındaki sözleşmenin «inançlı işlem» olarak değerlendirilemeyeceği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Dava, inançlı işlemle davalıya devredilen «limited şirket» hisselerinin iadesi ve davalının «ortaklıktan çıkarılması» istemine ilişkin olup, mahkemece, taraflar arasındaki «protokolün» ilerde «pay devrine» yönelik olan borç doğurucu sözleşme niteliğinde olduğu, ancak pay devrini gerçekleştirici mahiyette «şekil şartı» olan noter onayının bulunmaması sebebiyle geçerli bir sözleşme olmadığı, taraflar arasındaki sözleşmenin «inançlı işlem» olarak değerlendirilemeyeceği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Davaya konu taraflar arasında düzenlenen 05.07.2010 tarihli «protokoldeki» devir «taahhüdü», «inançlı işlem» niteliğindedir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:esas sermaye payının devri · esas sermaye payı · delil sözleşmesi · limited şirket pay devri · şekil şartı · ortaklıktan çıkarılma · protokol · kâr payı
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, taraflar arasında düzenlenen «protokolün» düzenlenme tarihi itibariyle eski TTK'nın hükümlerine tabi olduğu, «limited şirketlerde pay devrinin» eski TTK hükümlerine göre «esas sermaye payının devri» ve devir borcu doğuran işlemlerin yazılı şekilde yapılacağı ve tarafların imzalarının noterce onaylanması gerektiğinin düzenlendiği, bu «şekil şartı» yerine getirilmeksizin pay devri borcu ./.. doğuran sözleşmelerin «geçersiz» olacağı, taraflar arasındaki protokolün de ilerde pay devrine yönelik olan taraflar arasında imzalanmış borç doğurucu sözleşme olduğu, ancak pay devrini gerçekleştirici mahiyette şekil şartı olan noter onayının bulunmaması sebebiyle geçerli bir sözleşme olmadığı, bu sebeple davalıyı pay devri yönünden bağlayıcılığının olmadığı, taraflar arasındaki sözleşmenin «inançlı işlem» olarak değerlendirilemeyeceği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Dava, inançlı işlemle davalıya devredilen «limited şirket» hisselerinin iadesi ve davalının «ortaklıktan çıkarılması» istemine ilişkin olup, mahkemece, taraflar arasındaki «protokolün» ilerde «pay devrine» yönelik olan borç doğurucu sözleşme niteliğinde olduğu, ancak pay devrini gerçekleştirici mahiyette «şekil şartı» olan noter onayının bulunmaması sebebiyle geçerli bir sözleşme olmadığı, taraflar arasındaki sözleşmenin «inançlı işlem» olarak değerlendirilemeyeceği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Ayrıca bu «protokol» aynı zamanda «delil sözleşmesi» niteliğinde olup, sözleşmede ismi belirtilen ve mahkemece dinlenen şahitler de davacının iddiaları doğrultusunda beyanda bulunmuşlardır.Bu durumda,mahkemece taraflar arasında düzenlenen 05.07.2010 tarihli protokolün «inançlı işlem» olduğu kabul edilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
Davaya konu taraflar arasında düzenlenen 05.07.2010 tarihli «protokoldeki» devir «taahhüdü», «inançlı işlem» niteliğindedir.
-
İnançlı İşlem - Taşınır Devrinin İptali
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/900 E. 2015/13882 K.
Ortak:inanç sözleşmesi · inançlı işlem · üçüncü kişi
İncelediğiniz karardaBu durumda mahkemece, 6098 sayılı TBK’nın 19. maddesi uyarınca borçlunun, yazılı bir borç tanımasına güvenerek alacağı kazanmış olan «üçüncü kişiye» karşı, bu işlemin «muvazaalı» olduğu savunmasında bulunamayacaksa da bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradelerinin esas alınacağı, yukarıda anılan Hukuk Genel Kurulu kararında da ifade edildiği gibi «inançlı işlemin», kazandırmayı yapan kişiye yani inanana belirli şartlar gerçekleşince, kazandırmanın iadesini isteme hakkı sağlayan bir sözleşme olduğu, bu yükümlülüğün yerine get …
HGK’nın 14.11.2019 gün, 2017/1-1254 Esas-2019/1197 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere, «inanç sözleşmesi», inananla inanılan arasında yapılan, onların hak ve borçlarını belirleyen, inançlı muamelenin sona erme sebeplerini ve devredilen hakkın, inanılan tarafından inanana geri verme (iade) şartlarını içeren borçlandırıcı bir muameledir.
İnançlı işlemde inanılan, hakkını kullanırken kararlaştırılan koşullara uymayı, amaç gerçekleşince veya süre dolunca hak veya nesneyi tekrar inanana (veya onun gösterdiği «üçüncü kişiye») devretmeyi yüklenmektedir.
Benzer bu kararda1- Dava, «inanç sözleşmesine» dayalı alacağın tahsili istemine ilişkin olup, davacılar vekilinin «sebepsiz zenginleşmeye» dayalı bir talebi de bulunmamaktadır.
İnançlı işlemde inanılan, hakkını kullanırken kararlaştırılan koşullara uymayı, amaç gerçekleşince veya süre dolunca hak veya nesneyi tekrar inanana (veya onun gösterdiği «üçüncü kişiye») devretmeyi yüklenmektedir.
Yazılı «delil başlangıcı» niteliğinde belge varsa 6100 sayılı HMK’nın 202. maddesi uyarınca «inanç sözleşmesi» “tanık” «dahil» her türlü delille ispat edilebilir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:yazılı delil başlangıcı · delil başlangıcı · yazılı delil · ticari faiz · sebepsiz zenginleşme · fatura · ıslah · taşıyan
Benzer bu karardaKısaca, inanç ilişkisinin varlığını kabul edebilmek için yazılı bir sözleşmenin, açıklanan nitelikte bir «yazılı delil» bulunmasa da, yanlar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber, bunun vukuuna delalet edecek, karşı tarafın elinden çıkmış (inanılan tarafından el ile yazılmış fakat imzalanmamış olan bir senet veya mektup, daktilo veya bilgisayarla yazılmış olmakla birlikte inanılanın parafını «taşıyan» belge, usulüne uygun onanmamış parmak izli veya mühürlü senetler gibi) «yazılı delil başlangıcı» niteliğinde bir belgenin varlığı aranır.
… savunulmuşsa da, hangi sebeple halen kira bedellerinin alınmadığının ve taşıma işini yapanın davacı şirket olduğu halde, neden sanki davalı taraf taşıma yapmış gibi «fatura» düzenlenmiş olduğunun açıklanamadığı, dolayısıyla davalı taraftan ödenen bedellerin geri istenebileceği gerekçesiyle alacak davasının kabulüne, araçların davalı şirkete iade edilmesi koşulu ile 71.000 TL'nin dava tarihinden itibaren, bakiye 214.104,32 TL'nin 01.07.2013 «ıslah» tarihinden itibaren ticari faiziyle birlikte davalı şirketten alınarak davacı şirkete, 29.000 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek «ticari faizi» ile birlikte davalı H..
Davacılar vekili tarafından sunulan ve mahkeme kararında davanın kabulü için dayanılan delillerin de «yazılı delil başlangıcı» niteliğinde bir belge olmadığı açıktır.
Bu «yazılı delil», tarafların getirecekleri ve onların imzalarını «taşıyan» bir belge olmalıdır.
2 benzer karar daha
-
Gemi Satış İşleminin İptali ve Gemi Tescili
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/10956 E. 2015/2466 K.
Ortak:inanç sözleşmesi · inançlı işlem · üçüncü kişi
İncelediğiniz karardaBu durumda mahkemece, 6098 sayılı TBK’nın 19. maddesi uyarınca borçlunun, yazılı bir borç tanımasına güvenerek alacağı kazanmış olan «üçüncü kişiye» karşı, bu işlemin «muvazaalı» olduğu savunmasında bulunamayacaksa da bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradelerinin esas alınacağı, yukarıda anılan Hukuk Genel Kurulu kararında da ifade edildiği gibi «inançlı işlemin», kazandırmayı yapan kişiye yani inanana belirli şartlar gerçekleşince, kazandırmanın iadesini isteme hakkı sağlayan bir sözleşme olduğu, bu yükümlülüğün yerine get …
HGK’nın 14.11.2019 gün, 2017/1-1254 Esas-2019/1197 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere, «inanç sözleşmesi», inananla inanılan arasında yapılan, onların hak ve borçlarını belirleyen, inançlı muamelenin sona erme sebeplerini ve devredilen hakkın, inanılan tarafından inanana geri verme (iade) şartlarını içeren borçlandırıcı bir muameledir.
İnançlı işlemde inanılan, hakkını kullanırken kararlaştırılan koşullara uymayı, amaç gerçekleşince veya süre dolunca hak veya nesneyi tekrar inanana (veya onun gösterdiği «üçüncü kişiye») devretmeyi yüklenmektedir.
Benzer bu karardaDava, taraflar arasında varolduğu iddia olunan «inanç sözleşmesine» dayalı, davalı adına sicilde kayıtlı teknenin «kaydının» iptali ile davacı adına tescili istemine ilişkindir.
İnançlı işlemde inanılan, hakkını kullanırken kararlaştırılan koşullara uymayı, amaç gerçekleşince veya süre dolunca hak veya nesneyi tekrar inanana (veya onun gösterdiği «üçüncü kişiye») devretmeyi yüklenmektedir.
Açıklanan nitelikte bir «yazılı delil» bulunmasa da yanlar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber bunun vukuuna delalet edecek karşı tarafın elinden çıkmış (inanılan tarafından el ile yazılmış fakat imzalanmamış olan bir senet veya mektup, daktilo veya bilgisayarla yazılmış olmakla birlikte inanılanın parafını «taşıyan» belge, usulüne uygun onanmamış parmak izli veya mühürlü senetler gibi) “«delil başlangıcı»” niteliğinde bir belge varsa 6100 sayılı HMK’nın 202. maddesi uyarınca «inanç sözleşmesi» “tanık” «dahil» her türlü delille ispat edilebilir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:delil başlangıcı · yemin deliline dayanma · yemin delili · yazılı delil · yemin · ikrar · taşıyan · cy/cy kaydı
Benzer bu karardaAçıklanan nitelikte bir «yazılı delil» bulunmasa da yanlar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber bunun vukuuna delalet edecek karşı tarafın elinden çıkmış (inanılan tarafından el ile yazılmış fakat imzalanmamış olan bir senet veya mektup, daktilo veya bilgisayarla yazılmış olmakla birlikte inanılanın parafını «taşıyan» belge, usulüne uygun onanmamış parmak izli veya mühürlü senetler gibi) “«delil başlangıcı»” niteliğinde bir belge varsa 6100 sayılı HMK’nın 202. maddesi uyarınca «inanç sözleşmesi» “tanık” «dahil» her türlü delille ispat edilebilir.
Yazılı delil veya “«delil başlangıcı»” yoksa «inanç sözleşmesinin» «ikrar» (HMK m.188) «yemin» (HMK m.225 vd) gibi «kesin» delillerle de ispat edilmesi olanaklıdır.
Davacının «yemin deliline dayanması» halinde mahkemenin davacıya bu hakkını hatırlatması gerekir.
Bu «yazılı delil», tarafların getirecekleri ve onların imzalarını «taşıyan» bir belge olmalıdır.
-
Alacak | Tapu iptali ve tescili
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2021/6508 E. 2023/2196 K.
Ortak:inanç sözleşmesi · inançlı işlem · pay devri · hisse devri · üçüncü kişi · dava sebebi
İncelediğiniz karardaBu durumda mahkemece, 6098 sayılı TBK’nın 19. maddesi uyarınca borçlunun, yazılı bir borç tanımasına güvenerek alacağı kazanmış olan «üçüncü kişiye» karşı, bu işlemin «muvazaalı» olduğu savunmasında bulunamayacaksa da bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradelerinin esas alınacağı, yukarıda anılan Hukuk Genel Kurulu kararında da ifade edildiği gibi «inançlı işlemin», kazandırmayı yapan kişiye yani inanana belirli şartlar gerçekleşince, kazandırmanın iadesini isteme hakkı sağlayan bir sözleşme olduğu, bu yükümlülüğün yerine get …
… vrettiği, 4. maddesinde, istedikleri zaman hisse oranını geri alabileceği, bu konuda hisseyi devreden, hisseyi devralana hisseyi geri almaya yönelik iradesini noter «ihtarnamesi» ya da iade-i «taahhütlü» mektup ile bildirdiği andan itibaren on iş günü içinde hisseyi devralan hisseyi devreden %25'lik hissesini geri iade edeceği, aksi halde şirketin o günkü rayiç bedelinden %25 alma hakkına sahip olacağı yönünde düzenlemenin yer aldığı, akdedilen «adi yazılı sözleşmenin» hemen akabinde 02.04.2013 tarihinde noterde düzenlenen «hisse devir sözleşmesine» göre, davacının 3.000 adet payına karşılık olarak 300.000.-TL bedel karşılığında payını davalıya devrettiği, 300.000.-TL'yi davalıdan nakden ve tamamen aldığını beyan ettiği, «pay devrinin» adi yazılı sözleşme ile geçerlilik kazanmayacağı, kanun hükmü uyarınca noterce sözleşmenin onaylanması gerektiği, taraflarca sözleşmenin onaylatılmayıp düzenleme şeklinde yeniden sözleşme yapıldığı, yeni yapılan noterde düzenlenen senedin bir önceki adi yazılı senet geçerli bir sözleşmeyi ihtiva ediyor olsaydı bile, işbu noter senedi ile adi yazılı sözleşmenin «geçersiz» kılındığı, kimsenin kendi «muvazaasına» dayanamayacağı, davacının taraf olarak yer aldığı sözleşmenin muvazaalı olduğu yönündeki iddiasının dinlenemeyeceği, muvazaalı olduğuna yönelik davacının noter senedinin aksini ispat edecek şekilde daha güçlü bir başka yazılı belge «ibraz» edemediği, davalının sözleşmede belirtilen miktarı yatırdığı, paraların davacı tarafından çekildiğine dair ıslak imzalı dekontların bulunduğu, yazılı belgeler ile …
HGK’nın 14.11.2019 gün, 2017/1-1254 Esas-2019/1197 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere, «inanç sözleşmesi», inananla inanılan arasında yapılan, onların hak ve borçlarını belirleyen, inançlı muamelenin sona erme sebeplerini ve devredilen hakkın, inanılan tarafından inanana geri verme (iade) şartlarını içeren borçlandırıcı bir muameledir.
Benzer bu kararda… eliştiğini, tarafların birbirlerine olan borçlarını ödemede ve tapu vs. işlerde bir sorun yaşamadıkları için güvenin perçinlendiğini, belge alınmaksızın bir çok kez «inançlı işlem» gerçekleştirildiğini, ... ailesinin inşaat ve arsa işlemlerini de davalı ...'in üstlendiğini, davalı ...'in Eskişehir yolunda bulunan Koç grubuna ait arsayı satın alıp bir kısmına avm bir kısmına konut yapacaklarını, arsaya verecek parası olmadığı için arsayı almak için müvekkilleri tarafından verilecek para karşılığında kuracakları Mega Türk A.Ş. isimli şirketin 1 metre kare 1 hisse mantığı ile kurulacağını ve müvekkillerinin 1/28 oranında ortak olacaklarını, ilk etapta şirket hisselerinin kendi aralarında 4 eşit hisse şeklinde olacağını, avm inşaatı tamamlandıktan ve faaliyete geçtikten sonra arsanın ve şirketin müvekkile isabet eden hissesini devredeceklerini söylediğini, kurulan davalı Megatürk şirketinin 4 hisseye ayrıldığını ve hisselerin davalılar ..., ..., ... ve ...'e ait olduğunu, yapılacak inşaatta %60'lık kısmını müteahhit olarak ... ailesine, %40'ın arsa sahiplerine ait olacağının söylendiğini, müvekkillerinin bu sebeple 73.137 metre karelik arsanın 1/2 lik hissenin %65 i olan 1697,8 metre karelik kısmının bedelini ... ailesine, davalı ...'e ödediklerini, daha sonra emsal artış ve diğer «masrafları» da hisseleri oranında ayrıca ödediklerini, davalı Mega Türk A.Ş. ve ortakları tarafından 15.02.2010 tarihinde davalı Kent Park Alışveriş Merkezi İşletmecilik ve Ti …
Hisselerinin devrini uzun süre beklediklerini, davalıların müvekkillerine yapılacak «hisse devrini» inkar ettiklerini belirterek davalılar ..., ..., ... ve ...'in Mega Türk A.Ş.'de sahip oldukları toplam 2613 adet A tipi hisselerinin yargılama sonucunda belirlenecek adedinin davalı Mega Türk şirketinin kuruluş tarihi olan 24.08.2005 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere müvekkiller adına eşit olarak şirket «pay defterine» ve «ticaret siciline tesciline», mümkün olmadığı takdirde bu hisselere karşılık gelen «rayiç bedelin» tespiti ile şimdilik 100.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek reaskont faizi ile davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, 10.000,00 TL kira bedelinin dava tarihinden itibaren işleyecek «reeskont faizi» ile davalılardan müştereken ve müteselsiler tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
3.Davalılar ... ve ... vekili cevap dilekçesinde; müvekkillerine «husumet» yöneltilemeyeceğini, müvekkillerinin tapu devir tarihinden önce arsa bedelini ödediklerini, davalı Megatürk A.Ş.'ye hisse «payı» karşılığı olarak devredilecek taşınmazın müvekkilleri tarafından bedeli ödenerek iktisap edildiğini, «hisse devrinin» şekle tabi olduğunu, müvekkilleri ile davacılar arasında hiçbir ticari ilişki bulunmadığını, aralarında herhangi bir sözleşme yapılmadığını, diğer davalı tarafında …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:terditli talep · katılma yoluyla istinaf · terditli dava · şekil şartı · rayiç bedel · adi ortaklık · pasif husumet ehliyeti · ticaret sicili tescili
Benzer bu karardaHisselerinin devrini uzun süre beklediklerini, davalıların müvekkillerine yapılacak «hisse devrini» inkar ettiklerini belirterek davalılar ..., ..., ... ve ...'in Mega Türk A.Ş.'de sahip oldukları toplam 2613 adet A tipi hisselerinin yargılama sonucunda belirlenecek adedinin davalı Mega Türk şirketinin kuruluş tarihi olan 24.08.2005 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere müvekkiller adına eşit olarak şirket «pay defterine» ve «ticaret siciline tesciline», mümkün olmadığı takdirde bu hisselere karşılık gelen «rayiç bedelin» tespiti ile şimdilik 100.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek reaskont faizi ile davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, 10.000,00 TL kira bedelinin dava tarihinden itibaren işleyecek «reeskont faizi» ile davalılardan müştereken ve müteselsiler tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile mahkemece davalı ... ile davacılar arasında «inançlı işlem» bulunduğunun usulüne uygun delillerle ispatlanamadığı, her ne kadar davacının «terditli taleplerinin» diğer davalılara yönelik ise de ve bu suretle diğer davalılar yönünden «pasif husumet» bulunsa da, husumetten ret kararı davacı lehine olduğundan bu hususta değişikliğe gidilmediği, davalı ...'in istinaf sebeplerine gelince, davacılar tarafından işbu …
Yapılan bu açıklamalar ışığında somut olaya gelecek olursak, davacılar dava dilekçesine ek olarak sunduğu el yazısı ile yazılmış "Kentpark" , "Megatürk" ve "Arife Abla Borcumuz" başlıklı üç adet belgeye dayalı olarak davalı şirketlerde pay sahibi olduklarını iddia ederek, şirket hisselerinin tesciline «terditli» olarak ise bu hisselere karşılık gerelecek «rayiç bedelin» tespiti ve tahsilini ilave olarak ise kira bedelini talep etmişlerdir.
4.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; davacı ...'ın isminin dosyaya yazılmasına rağmen hiç bir evrakta isminin geçmediğini, müvekkiline «husumet» yöneltilemeyeceğini, delil olarak sunulan evrakların «şekil şartlarına» uygun olmadığını, «anonim şirketlerin» kuruluş ve «pay devri» şartlarının kanunla belirlendiğini, şekil şartları gerçekleşmediğinden şirket ortaklığı ile ilgili iddianın reddi gerektiğini, dava dilekçesinin çelişkili olduğunu …
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2021/4009 E. , 2022/9317 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada Aksaray 2. Asliye Hukuk Mahkemesince bozmaya uyularak verilen 17.02.2021 tarih ve 2019/167 E. - 2021/47 K. sayılı kararın duruşmalı olarak Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, duruşma için belirlenen 20.12.2022 günü hazır bulunan davacı vekili Av. ... ile davalı vekili Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı, Karbims Madencilik İnş. Nakl. Taah. Haf. İth. İhr. San. ve Tic. Ltd. Şti.'nin %25 hissesi kendisine ait iken eşinin işlerinin bozulması ve borçlarının bir hayli fazla olması nedeniyle hissesini davalıya şeklen devrettiğini, taraflar arasında hisselerin inançlı işlemle devredilmesi ile ilgili 01.04.2013 tarihinde limited şirket hisse devri sözleşmesi imzaladığını, bu sözleşmeye göre istediği zaman hissesini geri alabileceğini, geri almak iradesi davalıya bildirildiği halde davalının iade etmediğini, bilgisi dışında hisse devir işleminden 16 gün sonra bankadan, muvazaalı hisse devrinde hisse bedeli olarak gösterilen 300.000.-TL'nin banka hesabına giriş çıkış işleminin yapıldığını ileri sürerek Karbims Madencilik İnşaat Nakliye Taahhüt Hafriyat İthalat İhracat Sanayi ve Ticaret Ltd.
Şti.'nin davalı adına olan %25 hisse kaydının iptali ile adına tescilini, bu talep kabul edilmez ise HMK'nın 107. maddesi gereğince şimdilik 500.000.-TL'nin 23.04.2013 tarihinden itibaren hesaplanacak ticari faiz oranı ile davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, hisse devri sözleşmesinden sonra davacı tarafından para talep edildiğinden davacıya 300.000.-TL'nin banka aracılığı ile ödendiğini, davacının kendi muvazaasına dayanamayacağını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, uyulan bozma ilamı, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, 01.04.2013 tarihli Limited Şirket Hisse Devri Sözleşmesinde davacının 3. madde ile şirketteki %25'lik hissesini davalıya devrettiği, 4. maddesinde, istedikleri zaman hisse oranını geri alabileceği, bu konuda hisseyi devreden, hisseyi devralana hisseyi geri almaya yönelik iradesini noter ihtarnamesi ya da iade-i taahhütlü mektup ile bildirdiği andan itibaren on iş günü içinde hisseyi devralan hisseyi devreden %25'lik hissesini geri iade edeceği, aksi halde şirketin o günkü rayiç bedelinden %25 alma hakkına sahip olacağı yönünde düzenlemenin yer aldığı, akdedilen adi yazılı sözleşmenin hemen akabinde 02.04.2013 tarihinde noterde düzenlenen hisse devir sözleşmesine göre, davacının 3.000 adet payına karşılık olarak 300.000.-TL bedel karşılığında payını davalıya devrettiği, 300.000.-TL'yi davalıdan nakden ve tamamen aldığını beyan ettiği, pay devrinin adi yazılı sözleşme ile geçerlilik kazanmayacağı, kanun hükmü uyarınca noterce sözleşmenin onaylanması gerektiği, taraflarca sözleşmenin onaylatılmayıp düzenleme şeklinde yeniden sözleşme yapıldığı, yeni yapılan noterde düzenlenen senedin bir önceki adi yazılı senet geçerli bir sözleşmeyi ihtiva ediyor olsaydı bile, işbu noter senedi ile adi yazılı sözleşmenin geçersiz kılındığı, kimsenin kendi muvazaasına dayanamayacağı, davacının taraf olarak yer aldığı sözleşmenin muvazaalı olduğu yönündeki iddiasının dinlenemeyeceği, muvazaalı olduğuna yönelik davacının noter senedinin aksini ispat edecek şekilde daha güçlü bir başka yazılı belge ibraz edemediği, davalının sözleşmede belirtilen miktarı yatırdığı, paraların davacı tarafından çekildiğine dair ıslak imzalı dekontların bulunduğu, yazılı belgeler ile tespit edilmiş olan bu durumun aksinin ancak yine yazılı belge ile ispat edilebileceği, davacının iddialarını ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, inançlı işlemle davalıya devredildiği iddia olunan limited şirket hisselerinin iadesi, olmadığı takdirde hisse bedelinin tahsili istemine ilişkindir. Davacı, Karbims Madencilik İnş. Nakl. Taah. Haf. İth. İhr. San. ve Tic. Ltd. Şti’nin %25 hissesini inançlı işlemle davalıya devrettiğini, bunun için önce 01.04.2013 tarihli “Limited Şirket Hisse Devir Sözleşmesi” imzalandığını, 02.04.2013 tarihinde de resmi devir sözleşmesinin düzenlendiğini, sözleşmelerin ve banka işlemlerinin dışarıya karşı devir izlenimi vermesi için ve davalıya güvenilerek yapıldığını, hisse devirleri karşılığında bir hisse bedeli almadığını iddia etmiştir.
HGK’nın 14.11.2019 gün, 2017/1-1254 Esas-2019/1197 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere, inanç sözleşmesi, inananla inanılan arasında yapılan, onların hak ve borçlarını belirleyen, inançlı muamelenin sona erme sebeplerini ve devredilen hakkın, inanılan tarafından inanana geri verme (iade) şartlarını içeren borçlandırıcı bir muameledir. Bu sözleşme, taraflarının hak ve borçlarını kapsayan bağımsız bir akit olup, alacak ve mülkiyetin naklinin hukuki sebebini teşkil eder. İnançlı işlemin taraflarını, inanan ve inanılan oluşturur. Bir hakkı ya da nesneyi, güvendiği bir kişiye inançlı olarak devreden kimseye “inanan” adı verilir. Devredilen hak veya nesneyi, kendisine ait bir hak olarak kendi yararına, doğrudan doğruya ve dolaylı olarak kullanan kişiye de “inanılan” denir.
İnananın, inanılana inançlı olarak kazandırdığı hak ya da nesne ise “inanç konusu şey” olarak nitelenir. İnançlı bir işlemde, kazandırıcı işlemin tarafları ile borç doğuran anlaşmanın tarafları aynıdır. İnançlı işlemde inanılan, hakkını kullanırken kararlaştırılan koşullara uymayı, amaç gerçekleşince veya süre dolunca hak veya nesneyi tekrar inanana (veya onun gösterdiği üçüncü kişiye) devretmeyi yüklenmektedir. İnançlı işlem, kazandırmayı yapan kişiye yani inanana belirli şartlar gerçekleşince, kazandırmanın iadesini isteme hakkı sağlayan bir sözleşmedir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde bunun dava yoluyla hükmen yerine getirilmesi istenebilir.
Taraflar arasında dava konusu 01.04.2013 tarihli “Limited Şirket Hisse Devri Sözleşmesi”nin imzalandığı hususunda bir uyuşmazlık bulunmayıp anılan sözleşmede, davacının ve dava dışı Sinan’ın şirketteki hisselerinin davalı ile dava dışı Tuncay’a devredildiği, devredenlerin istediği zaman devralanlardan hisse oranını geri alabilecekleri, bu konuda devredenin devralana hisseyi geri almaya yönelik iradesini noter ihtarnamesi ya da iadeli taahhütlü mektupla bildirdiği andan itibaren 10 iş günü içinde devralanın devredenin hissesini iade edeceği, aksi halde şirketin o günkü rayiç bedelinden %25 değerini alma hakkına sahip olduğu kararlaştırılmıştır. Anılan sözleşme bu haliyle tarafların inançlı işlem iradesini gösteren bir belge niteliğindedir.
Dairemizin 11.04.2019 tarih ve 2017/3187 Esas- 2019/2869 Karar sayılı ilamında hisse devir bedelinin ödenip ödenmediği ile ilgili olarak, tarafların tüm delilleri toplandıktan sonra banka kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılarak, davacının iddia ettiği gibi davalı hesabından davacı hesabına yapılan ödemelerin gerçek bir ödeme olup olmadığı, ödendiği belirtilen 203.000.-TL'nin davalı hesabına geri dönüp dönmediği hususları yeterince açıklığa kavuşturulmadan yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi yerinde görülmeyerek mahkeme kararı bozulmuştur.
Alınan bilirkişi raporuna geçirilen davalının banka hesap hareketlerine göre 17.04.2013 tarihinde saat 17:52:43 ila 17:53:42 saatleri arasında dört ayrı işlemle kasadan nakit yatan açıklaması ile 170.000.-TL yatırdıktan sonra 17:56:08 ila 17:59:38 saatleri arasında davacının hesabına toplamda 203.000.-TL havale yaptığı, saat 18:11:15’te yine kasadan nakit yatan açıklaması ile kendi hesabına 33.000.-TL yatırdığı, böylece bakiyenin bu işlemlere başlamadan önceki hale geldiği, 18.04.2013 tarihinde de saat 09:19:35’te kasadan nakit yatan açıklaması ile davacı hesabına 170.000.-TL yatırıldığı, bu haliyle davalının hesabından davacı hesabına havale edilen 203.000.-TL’nin aynı tutarda davalı hesabına geri döndüğü, saat 12:24:54 ve 12:30:21’de davacı hesabına toplamda 97.000.-TL havale edildiği anlaşılmaktadır.
Tarafların da imzaladığı 01.04.2013 tarihli sözleşme, davalının banka hesabı hareketleri ve tüm dosya kapsamı bir arada değerlendirildiğinde tarafların gerçekte hisse devri amacıyla hareket etmediğinin, işlemlerin fiktif olduğunun kabulü gerekir. Bu durumda mahkemece, 6098 sayılı TBK’nın 19. maddesi uyarınca borçlunun, yazılı bir borç tanımasına güvenerek alacağı kazanmış olan üçüncü kişiye karşı, bu işlemin muvazaalı olduğu savunmasında bulunamayacaksa da bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradelerinin esas alınacağı, yukarıda anılan Hukuk Genel Kurulu kararında da ifade edildiği gibi inançlı işlemin, kazandırmayı yapan kişiye yani inanana belirli şartlar gerçekleşince, kazandırmanın iadesini isteme hakkı sağlayan bir sözleşme olduğu, bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde bunun dava yoluyla hükmen yerine getirilmesinin istenebileceği nazara alınarak varılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın davacı yararına bozulmasını gerektirmiştir.
SONUÇ
Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, takdir olunan 8.400,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak, davacıya verilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 21.12.2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/867919300 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz