İnançlı İşlem - Taşınır Devrinin İptali
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2015/900 E. 2015/13882 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
inanç sözleşmesi↗ inançlı işlem↗ yazılı delil başlangıcı↗ delil başlangıcı↗ yazılı delil↗ ticari faiz↗ üçüncü kişi↗ sebepsiz zenginleşme↗ içtihadı birleştirme kararı↗ fatura↗ ıslah↗ taşıyan↗ dahili dava↗ teminat↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, dosyaya sunulan delillere ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davacının seçimlik hakkını araçlar için ödenen bedellerin davalılardan tahsili olarak kullandığı, banka dekontları, noterlikle yapılan devir sözleşmesi ve faturalar incelendiğinde, davalı şirket adına tescilli araçlar için davacı şirketin davalı şirkete 285.104,32 TL, davacı R ise davalı H.. K..'ya 29.000 TL ödediği, araçlar davalı şirket adına tescilli ise de ilk alım tarihinden itibaren davacı şirketin kullanımında bulunduğu, davalı tarafça araçların davacıya kiralandığı savunulmuşsa da, hangi sebeple halen kira bedellerinin alınmadığının ve taşıma işini yapanın davacı şirket olduğu halde, neden sanki davalı taraf taşıma yapmış gibi fatura düzenlenmiş olduğunun açıklanamadığı, dolayısıyla davalı taraftan ödenen bedellerin geri istenebileceği gerekçesiyle alacak davasının kabulüne, araçların davalı şirkete iade edilmesi koşulu ile 71.000 TL'nin dava tarihinden itibaren, bakiye 214.104,32 TL'nin 01.07.2013 ıslah tarihinden itibaren ticari faiziyle birlikte davalı şirketten alınarak davacı şirkete, 29.000 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalı H.. K..'dan alınarak davacı Rverilmesine karar verilmiştir.
Kararı, davalılar vekili temyiz etmiştir.
1- Dava, inanç sözleşmesine dayalı alacağın tahsili istemine ilişkin olup, davacılar vekilinin sebepsiz zenginleşmeye dayalı bir talebi de bulunmamaktadır.
İnançlı işlemler, inananın teminat oluşturmak veya yönetilmek üzere mal varlığı kapsamındaki bir şey veya hakkını, inanılana devretmesi ve inanılanın da inanç anlaşmasındaki koşullara uygun olarak inanç konusu şeyi kullanmasını, amaç gerçekleştiğinde ise belirlenen şekilde inanana iade etmesini içeren işlemlerdir.
İnançlı bir işlem ile inanan, sahibi olduğu bir mülkiyet veya alacak hakkını inanılana kazandırıcı bir işlemle devretmekte ancak borçlandırıcı bir sözleşme ile de onu bazı yükümlülükler altına sokmaktadır.
İnançlı işlemde inanılan, hakkını kullanırken kararlaştırılan koşullara uymayı, amaç gerçekleşince veya süre dolunca hak veya nesneyi tekrar inanana (veya onun gösterdiği üçüncü kişiye) devretmeyi yüklenmektedir. İnançlı işlem, kazandırmayı yapan kişiye yani inanana belirli şartlar gerçekleşince, kazandırmanın iadesini isteme hakkı sağlayan bir sözleşmedir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde bunun dava yoluyla hükmen yerine getirilmesi istenebilir.
İnanç sözleşmeleri kaynağını Borçlar Kanunu'nun 18. maddesi ile 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararından alır. Sözü edilen bu karar uyarınca inanç ilişkisi ancak yazılı delille kanıtlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır. Kısaca, inanç ilişkisinin varlığını kabul edebilmek için yazılı bir sözleşmenin, açıklanan nitelikte bir yazılı delil bulunmasa da, yanlar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber, bunun vukuuna delalet edecek, karşı tarafın elinden çıkmış (inanılan tarafından el ile yazılmış fakat imzalanmamış olan bir senet veya mektup, daktilo veya bilgisayarla yazılmış olmakla birlikte
inanılanın parafını taşıyan belge, usulüne uygun onanmamış parmak izli veya mühürlü senetler gibi) yazılı delil başlangıcı niteliğinde bir belgenin varlığı aranır. Yazılı delil başlangıcı niteliğinde belge varsa 6100 sayılı HMK’nın 202. maddesi uyarınca inanç sözleşmesi “tanık” dahil her türlü delille ispat edilebilir. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının yorum yolu ile genişletilerek bir taraf aleyhine durum yaratılması da İçtihadı Birleştirme Kararı ile amaçlanan sonuca uygun değildir.
Somut uyuşmazlıkta ise davacı tarafça inanç ilişkisinin ispatı için yazılı delil sunulamadığı sabittir. Davacılar vekili tarafından sunulan ve mahkeme kararında davanın kabulü için dayanılan delillerin de yazılı delil başlangıcı niteliğinde bir belge olmadığı açıktır. Dolayısıyla davacı tarafça inanç ilişkisinin varlığı ispatlanamamıştır. Davacılar vekilince sebepsiz zenginleşme hukuki nedenine de dayanılmadığına göre, mahkemece açıklanan gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bu nedenle davalılar yararına bozulması gerekmiştir.
2- Bozma neden ve şekline göre, davalılar vekilinin diğer temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Ortaklıktan çıkarma | Hisse iadesine karar
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2016/1835 E. 2017/986 K.
Ortak:inançlı işlem · teminat
İncelediğiniz karardaİnançlı işlemler, inananın «teminat» oluşturmak veya yönetilmek üzere mal varlığı kapsamındaki bir şey veya hakkını, inanılana devretmesi ve inanılanın da inanç anlaşmasındaki koşullara uygun olarak inanç konusu şeyi kullanmasını, amaç gerçekleştiğinde ise belirlenen şekilde inanana iade etmesini içeren işlemlerdir.
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, taraflar arasında düzenlenen «protokolün» düzenlenme tarihi itibariyle eski TTK'nın hükümlerine tabi olduğu, «limited şirketlerde pay devrinin» eski TTK hükümlerine göre «esas sermaye payının devri» ve devir borcu doğuran işlemlerin yazılı şekilde yapılacağı ve tarafların imzalarının noterce onaylanması gerektiğinin düzenlendiği, bu «şekil şartı» yerine getirilmeksizin pay devri borcu ./.. doğuran sözleşmelerin «geçersiz» olacağı, taraflar arasındaki protokolün de ilerde pay devrine yönelik olan taraflar arasında imzalanmış borç doğurucu sözleşme olduğu, ancak pay devrini gerçekleştirici mahiyette şekil şartı olan noter onayının bulunmaması sebebiyle geçerli bir sözleşme olmadığı, bu sebeple davalıyı pay devri yönünden bağlayıcılığının olmadığı, taraflar arasındaki sözleşmenin «inançlı işlem» olarak değerlendirilemeyeceği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Dava, inançlı işlemle davalıya devredilen «limited şirket» hisselerinin iadesi ve davalının «ortaklıktan çıkarılması» istemine ilişkin olup, mahkemece, taraflar arasındaki «protokolün» ilerde «pay devrine» yönelik olan borç doğurucu sözleşme niteliğinde olduğu, ancak pay devrini gerçekleştirici mahiyette «şekil şartı» olan noter onayının bulunmaması sebebiyle geçerli bir sözleşme olmadığı, taraflar arasındaki sözleşmenin «inançlı işlem» olarak değerlendirilemeyeceği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
İnançlı işlemler, inananın «teminat» oluşturmak veya yönetilmek üzere mal varlığı kapsamındaki bir şey veya hakkını, inanana devretmesi ve inanılanın da inanç anlaşmasındaki koşullara uygun olarak ina …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:esas sermaye payının devri · esas sermaye payı · delil sözleşmesi · limited şirket pay devri · şekil şartı · ortaklıktan çıkarılma · pay devri · protokol
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, taraflar arasında düzenlenen «protokolün» düzenlenme tarihi itibariyle eski TTK'nın hükümlerine tabi olduğu, «limited şirketlerde pay devrinin» eski TTK hükümlerine göre «esas sermaye payının devri» ve devir borcu doğuran işlemlerin yazılı şekilde yapılacağı ve tarafların imzalarının noterce onaylanması gerektiğinin düzenlendiği, bu «şekil şartı» yerine getirilmeksizin pay devri borcu ./.. doğuran sözleşmelerin «geçersiz» olacağı, taraflar arasındaki protokolün de ilerde pay devrine yönelik olan taraflar arasında imzalanmış borç doğurucu sözleşme olduğu, ancak pay devrini gerçekleştirici mahiyette şekil şartı olan noter onayının bulunmaması sebebiyle geçerli bir sözleşme olmadığı, bu sebeple davalıyı pay devri yönünden bağlayıcılığının olmadığı, taraflar arasındaki sözleşmenin «inançlı işlem» olarak değerlendirilemeyeceği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Dava, inançlı işlemle davalıya devredilen «limited şirket» hisselerinin iadesi ve davalının «ortaklıktan çıkarılması» istemine ilişkin olup, mahkemece, taraflar arasındaki «protokolün» ilerde «pay devrine» yönelik olan borç doğurucu sözleşme niteliğinde olduğu, ancak pay devrini gerçekleştirici mahiyette «şekil şartı» olan noter onayının bulunmaması sebebiyle geçerli bir sözleşme olmadığı, taraflar arasındaki sözleşmenin «inançlı işlem» olarak değerlendirilemeyeceği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Ayrıca bu «protokol» aynı zamanda «delil sözleşmesi» niteliğinde olup, sözleşmede ismi belirtilen ve mahkemece dinlenen şahitler de davacının iddiaları doğrultusunda beyanda bulunmuşlardır.Bu durumda,mahkemece taraflar arasında düzenlenen 05.07.2010 tarihli protokolün «inançlı işlem» olduğu kabul edilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
Davaya konu taraflar arasında düzenlenen 05.07.2010 tarihli «protokoldeki» devir «taahhüdü», «inançlı işlem» niteliğindedir.
-
Gemi Satış İşleminin İptali ve Gemi Tescili
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/10956 E. 2015/2466 K.
Ortak:inanç sözleşmesi · delil başlangıcı · yazılı delil · üçüncü kişi · taşıyan · dahili dava · teminat
İncelediğiniz karardaKısaca, inanç ilişkisinin varlığını kabul edebilmek için yazılı bir sözleşmenin, açıklanan nitelikte bir «yazılı delil» bulunmasa da, yanlar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber, bunun vukuuna delalet edecek, karşı tarafın elinden çıkmış (inanılan tarafından el ile yazılmış fakat imzalanmamış olan bir senet veya mektup, daktilo veya bilgisayarla yazılmış olmakla birlikte inanılanın parafını «taşıyan» belge, usulüne uygun onanmamış parmak izli veya mühürlü senetler gibi) «yazılı delil başlangıcı» niteliğinde bir belgenin varlığı aranır.
Yazılı «delil başlangıcı» niteliğinde belge varsa 6100 sayılı HMK’nın 202. maddesi uyarınca «inanç sözleşmesi» “tanık” «dahil» her türlü delille ispat edilebilir.
Bu «yazılı delil», tarafların getirecekleri ve onların imzalarını «taşıyan» bir belge olmalıdır.
Benzer bu karardaAçıklanan nitelikte bir «yazılı delil» bulunmasa da yanlar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber bunun vukuuna delalet edecek karşı tarafın elinden çıkmış (inanılan tarafından el ile yazılmış fakat imzalanmamış olan bir senet veya mektup, daktilo veya bilgisayarla yazılmış olmakla birlikte inanılanın parafını «taşıyan» belge, usulüne uygun onanmamış parmak izli veya mühürlü senetler gibi) “«delil başlangıcı»” niteliğinde bir belge varsa 6100 sayılı HMK’nın 202. maddesi uyarınca «inanç sözleşmesi» “tanık” «dahil» her türlü delille ispat edilebilir.
Bu «yazılı delil», tarafların getirecekleri ve onların imzalarını «taşıyan» bir belge olmalıdır.
Yazılı delil veya “«delil başlangıcı»” yoksa «inanç sözleşmesinin» «ikrar» (HMK m.188) «yemin» (HMK m.225 vd) gibi «kesin» delillerle de ispat edilmesi olanaklıdır.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:yemin deliline dayanma · yemin delili · yemin · ikrar · cy/cy kaydı · kesin hüküm
Benzer bu karardaYazılı delil veya “«delil başlangıcı»” yoksa «inanç sözleşmesinin» «ikrar» (HMK m.188) «yemin» (HMK m.225 vd) gibi «kesin» delillerle de ispat edilmesi olanaklıdır.
Davacının «yemin deliline dayanması» halinde mahkemenin davacıya bu hakkını hatırlatması gerekir.
Dava, taraflar arasında varolduğu iddia olunan «inanç sözleşmesine» dayalı, davalı adına sicilde kayıtlı teknenin «kaydının» iptali ile davacı adına tescili istemine ilişkindir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2019/4116 E. 2020/2225 K.
Ortak:inanç sözleşmesi · inançlı işlem · üçüncü kişi
İncelediğiniz kararda1- Dava, «inanç sözleşmesine» dayalı alacağın tahsili istemine ilişkin olup, davacılar vekilinin «sebepsiz zenginleşmeye» dayalı bir talebi de bulunmamaktadır.
İnançlı işlemde inanılan, hakkını kullanırken kararlaştırılan koşullara uymayı, amaç gerçekleşince veya süre dolunca hak veya nesneyi tekrar inanana (veya onun gösterdiği «üçüncü kişiye») devretmeyi yüklenmektedir.
Yazılı «delil başlangıcı» niteliğinde belge varsa 6100 sayılı HMK’nın 202. maddesi uyarınca «inanç sözleşmesi» “tanık” «dahil» her türlü delille ispat edilebilir.
Benzer bu karardaHGK’nın 14.11.2019 gün, 2017/1-1254 Esas-2019/1197 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere, «inanç sözleşmesi», inananla inanılan arasında yapılan, onların hak ve borçlarını belirleyen, inançlı muamelenin sona erme sebeplerini ve devredilen hakkın, inanılan tarafından inanana geri verme (iade) şartlarını içeren borçlandırıcı bir muameledir.
İnançlı işlemde inanılan, hakkını kullanırken kararlaştırılan koşullara uymayı, amaç gerçekleşince veya süre dolunca hak veya nesneyi tekrar inanana (veya onun gösterdiği «üçüncü kişiye») devretmeyi yüklenmektedir.
Mahkemece, davalı tarafından imzalandığı sabit olan söz konusu belgenin «alacağın temlikini» tazammun eden bir belge niteliğinde olduğu kabul edilerek ve bozmadan önceki gerekçe aynen tekrar edilmek suretiyle davanın reddine karar verilmişse de, “Taahhütname” başlıklı belge «inançlı işlem» iradesi gösteren bir belge niteliğindedir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:çıplak pay · sözleşmenin devri · alacağın temliki · pay defteri · temlik · anonim şirket · taahhütname · dava sebebi
Benzer bu karardaMahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama ve tüm dosya kapsamına göre, davalı şirket hisselerinin senede bağlanmamış «çıplak pay» niteliğinde olduğu bu nedenle B.K’nın «alacağın temlikine» ilişkin hükümlerine göre, yazılı olarak yapılan bir devir «sözleşmesiyle devre» konu edilebileceği ancak «anonim şirketlerde» bu devrin şirkete karşı hüküm ifade edebilmesi için şirket «pay defterine» işlenmesi gerektiği, somut olayda, 09.10.2007 tarihli «taahhütnamede» bahsedilen devir işleminin şirket pay defterine kaydedilmediği hususu tarafların kabulünde olduğundan devrin şirkete karşı ileri sürülemeyeceği gerekçesiyle asıl v …
Mahkemece, davalı tarafından imzalandığı sabit olan söz konusu belgenin «alacağın temlikini» tazammun eden bir belge niteliğinde olduğu kabul edilerek ve bozmadan önceki gerekçe aynen tekrar edilmek suretiyle davanın reddine karar verilmişse de, “Taahhütname” başlıklı belge «inançlı işlem» iradesi gösteren bir belge niteliğindedir.
Bu sözleşme, taraflarının hak ve borçlarını kapsayan bağımsız bir akit olup, alacak ve mülkiyetin naklinin hukuki «sebebini» teşkil eder.
Söz konusu belgede, davalı ...’nın, şirket hisselerinin çoğunluğu kendi adına olsa da şirketin aslında davacının ve kendisinin de aralarında olduğu 5 kişiye ait olduğunu beyan ettiği ve hisseleri istedikleri an sahiplerine iade etmeyi «taahhüt» ettiği görülmektedir.
2 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2011/5294 E. 2013/7453 K.
Ortak:inanç sözleşmesi · inançlı işlem · yazılı delil başlangıcı · delil başlangıcı · yazılı delil · taşıyan · dahili dava · teminat
İncelediğiniz karardaKısaca, inanç ilişkisinin varlığını kabul edebilmek için yazılı bir sözleşmenin, açıklanan nitelikte bir «yazılı delil» bulunmasa da, yanlar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber, bunun vukuuna delalet edecek, karşı tarafın elinden çıkmış (inanılan tarafından el ile yazılmış fakat imzalanmamış olan bir senet veya mektup, daktilo veya bilgisayarla yazılmış olmakla birlikte inanılanın parafını «taşıyan» belge, usulüne uygun onanmamış parmak izli veya mühürlü senetler gibi) «yazılı delil başlangıcı» niteliğinde bir belgenin varlığı aranır.
Yazılı «delil başlangıcı» niteliğinde belge varsa 6100 sayılı HMK’nın 202. maddesi uyarınca «inanç sözleşmesi» “tanık” «dahil» her türlü delille ispat edilebilir.
Davacılar vekili tarafından sunulan ve mahkeme kararında davanın kabulü için dayanılan delillerin de «yazılı delil başlangıcı» niteliğinde bir belge olmadığı açıktır.
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, «inanç sözleşmesinin» yazılı belge veya «yazılı delil başlangıcı» olması durumunda tanık «dahil» her türlü delille ispatlanabileceği, dava konusu olayda anılan delillerin bulunmadığı, namı müstakar ilişkisinin davalı ile kurulmadığı, şirketin kuruluşunda ortaklarının ... ve ... ...'dan oluştuğu, davacının inanç sözleşmesi yaptığını iddia ettiği kişinin dava dışı ... olduğu, inanç sözleşmesi dışında tutulan ... ...'ın hisselerini davalıya devrettiği, inanç sözleşmesinin değerlendirilebilmesi için devrin inanç gösterilen ile gösteren arasında yapılması gerektiği, «yemin delilinin» somut olayda kullanılmasının yerinde olmadığı, davacının iddiasını ispatlar delil «ibraz» etmediği gerekçesiyle, asıl ve birleşen davaların reddine karar verilmiştir.
Somut olayda, davacı taraf «inanç sözleşmesine» ilişkin olarak «yazılı delil» veya «yazılı delil başlangıcı» «ibraz» etmediğine ve davacı taraf delil listesinde «yemin deliline» dayandığına göre, davacıya yemin hakkı hatırlatılıp neticesine göre bir karar vermek gerekirken, yanılgılı değerlendirmelerle, yemin delilinin olayda uygulanmasını …
Açıklanan nitelikte bir yazılı belge bulunmasa da taraflar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber bunun vukuuna delalet edecek karşı tarafın elinden çıkmış «delil başlangıcı» niteliğinde belge varsa «inanç sözleşmesi» tanık «dahil» her türlü delille kanıtlanabilir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:yemin deliline dayanma · yemin delili · yemin · ikrar · ibraz · kesin hüküm
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, «inanç sözleşmesinin» yazılı belge veya «yazılı delil başlangıcı» olması durumunda tanık «dahil» her türlü delille ispatlanabileceği, dava konusu olayda anılan delillerin bulunmadığı, namı müstakar ilişkisinin davalı ile kurulmadığı, şirketin kuruluşunda ortaklarının ... ve ... ...'dan oluştuğu, davacının inanç sözleşmesi yaptığını iddia ettiği kişinin dava dışı ... olduğu, inanç sözleşmesi dışında tutulan ... ...'ın hisselerini davalıya devrettiği, inanç sözleşmesinin değerlendirilebilmesi için devrin inanç gösterilen ile gösteren arasında yapılması gerektiği, «yemin delilinin» somut olayda kullanılmasının yerinde olmadığı, davacının iddiasını ispatlar delil «ibraz» etmediği gerekçesiyle, asıl ve birleşen davaların reddine karar verilmiştir.
Yazılı delil veya «delil başlangıcı» yoksa «inanç sözleşmesi» «ikrar» (HMK 188. m.), «yemin» (HMK 225 ve devamı maddeleri) gibi «kesin» delillerle de ispat edilmesi mümkündür.
Davacının «yemin deliline dayanması» halinde mahkemenin davacıya bu hakkını hatırlatması gerekir.
Somut olayda, davacı taraf «inanç sözleşmesine» ilişkin olarak «yazılı delil» veya «yazılı delil başlangıcı» «ibraz» etmediğine ve davacı taraf delil listesinde «yemin deliline» dayandığına göre, davacıya yemin hakkı hatırlatılıp neticesine göre bir karar vermek gerekirken, yanılgılı değerlendirmelerle, yemin delilinin olayda uygulanmasını …
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2021/4009 E. 2022/9317 K.
Ortak:inanç sözleşmesi · inançlı işlem · üçüncü kişi
İncelediğiniz kararda1- Dava, «inanç sözleşmesine» dayalı alacağın tahsili istemine ilişkin olup, davacılar vekilinin «sebepsiz zenginleşmeye» dayalı bir talebi de bulunmamaktadır.
İnançlı işlemde inanılan, hakkını kullanırken kararlaştırılan koşullara uymayı, amaç gerçekleşince veya süre dolunca hak veya nesneyi tekrar inanana (veya onun gösterdiği «üçüncü kişiye») devretmeyi yüklenmektedir.
Yazılı «delil başlangıcı» niteliğinde belge varsa 6100 sayılı HMK’nın 202. maddesi uyarınca «inanç sözleşmesi» “tanık” «dahil» her türlü delille ispat edilebilir.
Benzer bu karardaBu durumda mahkemece, 6098 sayılı TBK’nın 19. maddesi uyarınca borçlunun, yazılı bir borç tanımasına güvenerek alacağı kazanmış olan «üçüncü kişiye» karşı, bu işlemin «muvazaalı» olduğu savunmasında bulunamayacaksa da bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradelerinin esas alınacağı, yukarıda anılan Hukuk Genel Kurulu kararında da ifade edildiği gibi «inançlı işlemin», kazandırmayı yapan kişiye yani inanana belirli şartlar gerçekleşince, kazandırmanın iadesini isteme hakkı sağlayan bir sözleşme olduğu, bu yükümlülüğün yerine get …
HGK’nın 14.11.2019 gün, 2017/1-1254 Esas-2019/1197 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere, «inanç sözleşmesi», inananla inanılan arasında yapılan, onların hak ve borçlarını belirleyen, inançlı muamelenin sona erme sebeplerini ve devredilen hakkın, inanılan tarafından inanana geri verme (iade) şartlarını içeren borçlandırıcı bir muameledir.
İnançlı işlemde inanılan, hakkını kullanırken kararlaştırılan koşullara uymayı, amaç gerçekleşince veya süre dolunca hak veya nesneyi tekrar inanana (veya onun gösterdiği «üçüncü kişiye») devretmeyi yüklenmektedir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:adi yazılı sözleşme · delillerin toplanmaması · pay devri · muvazaa · hisse devri · hisse devir sözleşmesi · bilirkişi incelemesi · limited şirket
Benzer bu kararda… vrettiği, 4. maddesinde, istedikleri zaman hisse oranını geri alabileceği, bu konuda hisseyi devreden, hisseyi devralana hisseyi geri almaya yönelik iradesini noter «ihtarnamesi» ya da iade-i «taahhütlü» mektup ile bildirdiği andan itibaren on iş günü içinde hisseyi devralan hisseyi devreden %25'lik hissesini geri iade edeceği, aksi halde şirketin o günkü rayiç bedelinden %25 alma hakkına sahip olacağı yönünde düzenlemenin yer aldığı, akdedilen «adi yazılı sözleşmenin» hemen akabinde 02.04.2013 tarihinde noterde düzenlenen «hisse devir sözleşmesine» göre, davacının 3.000 adet payına karşılık olarak 300.000.-TL bedel karşılığında payını davalıya devrettiği, 300.000.-TL'yi davalıdan nakden ve tamamen aldığını beyan ettiği, «pay devrinin» adi yazılı sözleşme ile geçerlilik kazanmayacağı, kanun hükmü uyarınca noterce sözleşmenin onaylanması gerektiği, taraflarca sözleşmenin onaylatılmayıp düzenleme şeklinde yeniden sözleşme yapıldığı, yeni yapılan noterde düzenlenen senedin bir önceki adi yazılı senet geçerli bir sözleşmeyi ihtiva ediyor olsaydı bile, işbu noter senedi ile adi yazılı sözleşmenin «geçersiz» kılındığı, kimsenin kendi «muvazaasına» dayanamayacağı, davacının taraf olarak yer aldığı sözleşmenin muvazaalı olduğu yönündeki iddiasının dinlenemeyeceği, muvazaalı olduğuna yönelik davacının noter senedinin aksini ispat edecek şekilde daha güçlü bir başka yazılı belge «ibraz» edemediği, davalının sözleşmede belirtilen miktarı yatırdığı, paraların davacı tarafından çekildiğine dair ıslak imzalı dekontların bulunduğu, yazılı belgeler ile …
Dairemizin 11.04.2019 tarih ve 2017/3187 Esas- 2019/2869 Karar sayılı ilamında hisse devir bedelinin ödenip ödenmediği ile ilgili olarak, tarafların tüm «delilleri toplandıktan» sonra banka kayıtları üzerinde «bilirkişi incelemesi» yaptırılarak, davacının iddia ettiği gibi davalı hesabından davacı hesabına yapılan ödemelerin gerçek bir ödeme olup olmadığı, ödendiği belirtilen 203.000.-TL'nin …
Dava, inançlı işlemle davalıya devredildiği iddia olunan «limited şirket» hisselerinin iadesi, olmadığı takdirde hisse bedelinin tahsili istemine ilişkindir.
Tarafların da imzaladığı 01.04.2013 tarihli sözleşme, davalının banka hesabı hareketleri ve tüm dosya kapsamı bir arada değerlendirildiğinde tarafların gerçekte «hisse devri» amacıyla hareket etmediğinin, işlemlerin fiktif olduğunun kabulü gerekir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2015/900 E. , 2015/13882 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ
TARİHİ 14/11/2014
NUMARASI 2014/805-2014/521
Taraflar arasında görülen davada verilen 14/11/2014 tarih ve 2014/805-2014/521 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davalılar vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 22/12/2015 günü hazır bulunan davacılar vekili Av.K ile davalılar vekili Av.Mdinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkil şirketin taşıma kapasitesinin C2 Yetki Belgesi almaya yeterli bulunmadığından, ticari faaliyetini söz konusu yetki belgesine sahip olan davalı şirket üzerinden yürütmeyi planladığını ve bir inançlı işlem anlaşması yaptığını, bu amaçla müvekkil şirketin mülkiyetindeki iki adet dorsenin, toplam 29.800 TL tutarındaki 13/04/2007 tarihli iki adet fatura karşılığı davalı şirkete noterden devir edildiğini, ancak fatura bedellerinin gerçekte ödenmediğini, dava dışı Koluman Motorlu Araçlar A.Ş'den iki adet çekicinin de davalı şirket adına müvekkili şirket tarafından satın alındığını, çekicilerin peşinatı olan toplam 40.000 Euro'nun müvekkil şirket tarafından ödendiğini, bakiye satış bedeli 92.000 Euro'nun ise dava dışı 'den davalı şirket adına taşıt kredisi çekilerek ödendiğini, müvekkili şirketin söz konusu kredi sözleşmesinin müşterek borçlusu ve kefili olduğunu, kredi geri ödemelerinin müvekkili R..
Ç.. tarafından davalı şirketin veya şirket yetkilisi olan diğer davalı H.. K..'nun hesaplarına havale edildiğini, davalı şirket tarafından da kredi veren şirkete yapıldığını, davalı şirketin bu hesabı kontrol etmesi ve paraları dilediği gibi kullanması için müvekkil şirket yetkilisi R.. Ç..'a her yıl vekaletnameler verdiğini, davalı şirkete ticari faaliyette bulunma imkanı sunmasının bedeli olarak da müvekkili şirkete komisyon ödendiğini, ancak davalı şirketin Temmuz 2011 tarihinden bu yana araçları taşıma işlerinde kullanmaya son verdiğini ve dava konusu 4 aracı da davacı R.. Ç..'a teslim ettiğini, defalarca talepte bulunulduğu halde dava konusu araçların resmi devir işlemlerinin müvekkilişirkete
yapılmadığını, ticari faaliyete son verilmiş olması nedeniyle aylık ortalama 7.500 TL kazançtan mahrum olunduğunu ileri sürerek, dava konusu 4 aracın davalı adına olan tescillerinin iptali ile müvekkili şirket adına tescilini, bu talebin kabul edilmemesi halinde dava konusu araçlar için müvekkillerince yapılan tüm ödemelerin temerrüt faizi ile birlikte davalılardan tahsilini talep ve dava etmiş, 01.07.2013 tarihinde sunulan ıslah dilekçesi ile toplam alacak miktarının 314.104,32 TL olduğu bildirilmiş ve davacı R için davalı H.. K..'dan 29.000 TL., davacı şirket için davalı şirketten 285.104,32 TL istemiştir.
Davalılar vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, dosyaya sunulan delillere ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davacının seçimlik hakkını araçlar için ödenen bedellerin davalılardan tahsili olarak kullandığı, banka dekontları, noterlikle yapılan devir sözleşmesi ve faturalar incelendiğinde, davalı şirket adına tescilli araçlar için davacı şirketin davalı şirkete 285.104,32 TL, davacı R ise davalı H.. K..'ya 29.000 TL ödediği, araçlar davalı şirket adına tescilli ise de ilk alım tarihinden itibaren davacı şirketin kullanımında bulunduğu, davalı tarafça araçların davacıya kiralandığı savunulmuşsa da, hangi sebeple halen kira bedellerinin alınmadığının ve taşıma işini yapanın davacı şirket olduğu halde, neden sanki davalı taraf taşıma yapmış gibi fatura düzenlenmiş olduğunun açıklanamadığı, dolayısıyla davalı taraftan ödenen bedellerin geri istenebileceği gerekçesiyle alacak davasının kabulüne, araçların davalı şirkete iade edilmesi koşulu ile 71.000 TL'nin dava tarihinden itibaren, bakiye 214.104,32 TL'nin 01.07.2013 ıslah tarihinden itibaren ticari faiziyle birlikte davalı şirketten alınarak davacı şirkete, 29.000 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalı H..
K..'dan alınarak davacı Rverilmesine karar verilmiştir.
Kararı, davalılar vekili temyiz etmiştir.
1- Dava, inanç sözleşmesine dayalı alacağın tahsili istemine ilişkin olup, davacılar vekilinin sebepsiz zenginleşmeye dayalı bir talebi de bulunmamaktadır.
İnançlı işlemler, inananın teminat oluşturmak veya yönetilmek üzere mal varlığı kapsamındaki bir şey veya hakkını, inanılana devretmesi ve inanılanın da inanç anlaşmasındaki koşullara uygun olarak inanç konusu şeyi kullanmasını, amaç gerçekleştiğinde ise belirlenen şekilde inanana iade etmesini içeren işlemlerdir.
İnançlı bir işlem ile inanan, sahibi olduğu bir mülkiyet veya alacak hakkını inanılana kazandırıcı bir işlemle devretmekte ancak borçlandırıcı bir sözleşme ile de onu bazı yükümlülükler altına sokmaktadır.
İnançlı işlemde inanılan, hakkını kullanırken kararlaştırılan koşullara uymayı, amaç gerçekleşince veya süre dolunca hak veya nesneyi tekrar inanana (veya onun gösterdiği üçüncü kişiye) devretmeyi yüklenmektedir. İnançlı işlem, kazandırmayı yapan kişiye yani inanana belirli şartlar gerçekleşince, kazandırmanın iadesini isteme hakkı sağlayan bir sözleşmedir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde bunun dava yoluyla hükmen yerine getirilmesi istenebilir.
İnanç sözleşmeleri kaynağını Borçlar Kanunu'nun 18. maddesi ile 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararından alır. Sözü edilen bu karar uyarınca inanç ilişkisi ancak yazılı delille kanıtlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır. Kısaca, inanç ilişkisinin varlığını kabul edebilmek için yazılı bir sözleşmenin, açıklanan nitelikte bir yazılı delil bulunmasa da, yanlar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber, bunun vukuuna delalet edecek, karşı tarafın elinden çıkmış (inanılan tarafından el ile yazılmış fakat imzalanmamış olan bir senet veya mektup, daktilo veya bilgisayarla yazılmış olmakla birlikte
inanılanın parafını taşıyan belge, usulüne uygun onanmamış parmak izli veya mühürlü senetler gibi) yazılı delil başlangıcı niteliğinde bir belgenin varlığı aranır. Yazılı delil başlangıcı niteliğinde belge varsa 6100 sayılı HMK’nın 202. maddesi uyarınca inanç sözleşmesi “tanık” dahil her türlü delille ispat edilebilir. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının yorum yolu ile genişletilerek bir taraf aleyhine durum yaratılması da İçtihadı Birleştirme Kararı ile amaçlanan sonuca uygun değildir.
Somut uyuşmazlıkta ise davacı tarafça inanç ilişkisinin ispatı için yazılı delil sunulamadığı sabittir. Davacılar vekili tarafından sunulan ve mahkeme kararında davanın kabulü için dayanılan delillerin de yazılı delil başlangıcı niteliğinde bir belge olmadığı açıktır. Dolayısıyla davacı tarafça inanç ilişkisinin varlığı ispatlanamamıştır. Davacılar vekilince sebepsiz zenginleşme hukuki nedenine de dayanılmadığına göre, mahkemece açıklanan gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bu nedenle davalılar yararına bozulması gerekmiştir.
2- Bozma neden ve şekline göre, davalılar vekilinin diğer temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalılar yararına BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalılar vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, takdir olunan 1.350 TL duruşma vekalet ücretinin davacılardan alınarak davalılara verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 24/12/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/157975400 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz