Yönetim kurulu üyesinin özen borcu ve doğrudan zarar sorumluluğu
İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi · 2022/326 E. 2024/1918 K. · · İlk derece: İSTANBUL ANADOLU 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
Tazminatistinaf başvurusunun esastan reddiKesinlik belirsiz
★ EmsalDava şartı (hukuki yarar / ehliyet / kesin hüküm)
Gerekçe özeti
Anonim şirket yöneticisi aleyhine açılacak sorumluluk davasında, genel kurulda dava açılması yönünde karar alınması tamamlanabilir bir dava şartıdır; dava tarihinde bu karar bulunmasa da yargılama sırasında alınıp ibraz edilmesiyle eksiklik giderilebilir. Yönetici sorumluluğunun kabulü için zarar unsurunun kesin olarak gerçekleşmiş olması gerekir; alacağın tahsili yönünden başlatılan icra takipleri sonuçlanmadan zarar koşulu henüz oluşmamış sayılır. Ayrıca, münferit imza yetkisiyle yapılan yüksek hacimli satışlardan diğer yönetim kurulu üyelerinin haberdar olmadığının iddia edilmesi, bu üyelerin bilgi almaya yönelik yasal girişimde bulunmamaları karşısında tek başına yöneticinin kusurunu ortaya koymaz; ticari ilişkinin önceki dönemlerde sorunsuz yürütülmüş olması ve karşı tarafın mali sıkıntısına ilişkin somut delil bulunmaması halinde teminatsız satış yapılmış olması kusur teşkil etmez.
Ele alınan sorunlar
Yönetici sorumluluğu davasında genel kurul kararının dava şartı niteliği → kabul
Gerekçe: 6102 sayılı TTK'nın 408/1, 553/1 ve 479/3-c maddeleri gereği, anonim şirket yöneticisi hakkında sorumluluk davası açılabilmesi için şirket genel kurulunda karar alınması gerekmekte olup bu husus tamamlanabilir dava şartı niteliğindedir. Genel kurul kararı alınmadan dava açılması halinde, davacı tarafa genel kurul kararı alınarak ibrazı için süre verilerek sonucuna göre karar verilmelidir. Somut olayda dava tarihinde bu yönde alınmış bir karar ibraz edilmemiş olsa da, ilk derece mahkemesince verilen süre içerisinde davacı şirketin 20.10.2015 tarihli genel kurulunda, davalı aleyhine açılan davanın devamı yönünde karar alınarak dosyaya ibraz edilmesiyle bu eksiklik giderilmiştir.
Gerekçe kaynağı: özgün
Yönetici sorumluluğunun (özen borcu, kusur, zarar, illiyet) unsurlarının oluşup oluşmadığı → ret
İddia: Davacı vekili, davalının münferit imza yetkisini kullanarak mali durumu bozulan dava dışı şirkete teminatsız ve yüksek miktarlı satışlar yaptığını, karşılıksız çıkan çekler nedeniyle şirketin zarara uğradığını, kusur karinesi gereği davalının kusursuzluğunu ispat etmesi gerektiğini, diğer yönetim kurulu üyelerinin bu satışlardan haberdar edilmediğini ve davalının husumet nedeniyle kötü niyetli hareket ettiğini ileri sürerek kararın kaldırılmasını istemiştir.
Gerekçe: Dava dışı şirkete yapılan satışlar nedeniyle alınan çeklerin karşılıksız çıkması üzerine çek sorumluları hakkında icra takipleri başlatılmışsa da, dava tarihi itibariyle takipler henüz sonuçlanmamış olup alacağın tahsil edilip edilemeyeceği bu aşamada belirsizdir; dolayısıyla sorumluluk unsurlarından zarar koşulu dava tarihi itibariyle henüz gerçekleşmemiştir. 2012 yılı itibariyle davacı şirketin davalı dışında münferit imzaya yetkili üç yönetim kurulu üyesi daha bulunmakta olup, şirketin çok yüksek miktarlı ürün satışlarından diğer yönetim kurulu üyelerinin haberdar olmaması ticari hayatın olağan akışına aykırıdır; davalının husumet nedeniyle bilgilendirme yapmadığı ileri sürülmüşse de, dava dışı yönetim kurulu başkanınca bilgi almak üzere yönetim kurulu toplantısı yapılması gibi yasal yollara başvurulmadığı anlaşılmıştır. Dava dışı şirketin 2011 yılında yakın miktarda gerçekleştirilen mal satışlarının bedelini ihtilafsız olarak ödediği sabittir; ek olarak dava dışı şirketin konkordato veya iflas erteleme durumu, piyasaya büyük oranda borçlanma ve borca batıklık hususlarında herhangi bir delil bulunmadığından, dava dışı şirketle ticaret yapılırken teminat alınmamış olması kusur olarak değerlendirilemez. Davalının, dava dışı şirketin yetkilisiyle işbirliği yaparak yeni kurulacak şirketlerin sermayesini oluşturmak amacıyla satış yaptığı iddiası da kanıtlanamamıştır; davalının aynı alanda faaliyet göstermek üzere kurduğu şirketin kuruluşu, isnat edilen eylemlerin sonrasına isabet etmektedir.
Gerekçe kaynağı: özgün
Emsal değeri
Karar, yönetici sorumluluğu davasında genel kurul kararının tamamlanabilir dava şartı olduğunu ve dava sırasında bu eksikliğin giderilebileceğini; ayrıca zarar unsurunun icra takipleri sonuçlanmadan henüz gerçekleşmiş sayılamayacağını ortaya koyması nedeniyle bölgesel emsal değeri taşımaktadır.
Usul tespitleri
- Dava şartı
- Anonim şirket yöneticisi hakkında sorumluluk davası açılabilmesi için TTK 408/1, 553/1 ve 479/3-c maddeleri gereği şirket genel kurulunda dava açılması yönünde karar alınması gerekmekte olup bu husus tamamlanabilir dava şartı niteliğindedir; eksikliğin giderilmesi için davacı tarafa süre verilebilir.
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
yönetici sorumluluğu↗ özen borcu↗ kusur karinesi↗ genel kurul kararı (dava şartı)↗ doğrudan zarar↗ münferit imza yetkisi↗ illiyet bağı↗
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
12. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO 2022/326
KARAR NO 2024/1918
TÜRK MİLLETİ ADINA
İSTİNAF KARARI
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ İSTANBUL ANADOLU 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ 26/05/2021
NUMARASI 2014/1931 Esas - 2021/583 Karar
DAVA
Tazminat (Şirket Yöneticilerinin Sorumluluğundan Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ 26/12/2024
Davanın reddine ilişkin kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;
DAVA
Davacı vekili; davalının, yönetim kurulu üyesi olarak münferit imza yetkisiyle diğer yönetim kurulu üyelerine danışmaksızın birtakım işlemler yapmak suretiyle müvekkili şirketi ciddi zararlara soktuğunu, davalının münferit imza yetkisini kullanarak, .... Şti. ile teminatsız olarak, şirketin içinde bulunduğu durumun bilinmesine rağmen çok yüksek tutarlı ve ticaretin olağan akışına aykırı satışlar yaptığını ve bu suretle müvekkilinin zarara uğradığının anlaşıldığını, davalının satışları yaparken diğer yönetim kurulu üyelerine danışmadan faturalara tek başına imza attığını, borçlu şirketin piyasaya yüksek miktarda borçlandığını bildiği halde şirketi ciddi yükümlülük altına soktuğunu, şirketin yönetim devrinden sonra şirkete ait aracın davalı tarafından üçüncü kişiye satıldığını, sonrasında ise kendisinin kurduğu şirket envanterine geçirdiğini, araç bedelinin ancak icra takibi ile tahsil edilebildiğini, davalının yönetim kurulu üyeliği sona erdikten sonra davacının tescilli markası olan ...
unvanını kullanmak suretiyle kurduğu şirket üzerinden,... şirketinin büyük ortağı ve imza yetkilisi ...'nun kuzeni tarafından 01.11.2012 tarihinde kurulan ve esasen bizzat kendisinin kontrolünde bulunan .... AŞ ile aynı sektörde mal satımı yapmaya devam ettiğini, bunun ... sayılı dosyasında girişilen icra takibinden sonra haciz sırasında yapılan istihkak iddiası üzerine açtıkları İstanbul 16. İcra Hukuk Mahkemesinin 2013/846 esas sayılı dosyasında celp edilen BA-BS kayıtları ile öğrenildiğini, davalının münferit imza yetkisinin olduğu dönemde çek alınan .. şirketi borca batık hale geldikten sonra şirket yetkilisi ...'nun kuzeni tarafından 01.11.2012 tarihinde kurulan ... şirketi ile davalının yeni kurduğu ....
Şti'nin çalışmaya devam ettiğini, bu hususun davalının kötü niyetli hareket ettiğinin ve örtülü bir biçimde sermaye transferi gerçekleştirdiğinin göstergesi olduğunu belirterek, şimdilik 1.000.000-TL tazminatın davalıdan tahsilini talep etmiştir.
CEVAP
Davalı vekili; davanın zamanaşımına uğradığını, davacının bir aile şirketi olduğunu, yönetimdeki tüm kişilerin aynı odanın içinde bir arada çalışmalarını sürdürdüğünü, şirketin alınan ortak kararlarla yönetildiğini, şirket yönetimindeki hiçbir yöneticinin bir diğerinin yapmış olduğu işlemlerden habersiz olmadığını, buna imkan da bulunmadığını, ... ile olan ticari ilişkinin de tüm şirket yönetiminin bilgisi dahilinde gerçekleştiğini, iki şirket arasındaki ticaretin havale ve çek ödemeleri yoluyla yapıldığını, ... şirketinden alınan çeklerin şirket personeli tarafından tahsil edildiğini, yapılan satışlara konu malların davacı şirketin fabrikasında yine personelce düzenlenen sipariş formu ve irsaliyelerle sevk edilmiş olup, bu işlemlerde müvekkilinin tek bir şahsi imzasının bulunmadığını, alınan çekler de şirket kasasında muhafaza edilmiş olup, bu durumun tüm yönetim kurulu üyelerinin ve muhasebe çalışanlarının bilgisinde bulunduğunu, tüm ticari alım satımlarla ilgili tahsilatların, banka transferlerinin ve çek tahsilatlarının bütün yönetim kurulu üyelerinin bilgisi ve kontrolünde olup, şirket fabrikasından çıkan maldan ve bu ticaret sonunda şirket kasasına giren paradan diğer yöneticilerin haberdar olmamasının imkansız olduğunu, banka transferlerinde, teminat mektuplarında..., ...ve ...
tarafından internet üzerinden banka şifreleri kullanılarak imzaları ile bankalar arası transfer ve havalelerin gerçekleştirildiğini ve para çıkışlarının adı geçen kişiler tarafından da kontrol edildiğini, yaklaşık 4 yıl sürmüş bir ticari ilişkiden haberleri olmamasının mümkün olmadığını, ...'in yetkilisinin ticaretlerinin sürdüğü bu dönemde neredeyse 15 günde bir davacının ofisine ziyaretler yaptığını, tüm konuşmalar ve anlaşmaların diğer yönetim kurulu üyelerinin de dahil olduğu bir ortamda yapıldığını, sadece bu durumun bile bahse konu ticaretten diğer yöneticilerin haberdar olmadığı iddiasının gerçek dışı olduğunu gösterdiğini, ...şirketinin 50 yılı aşkın bir süredir sanayicilik yapmakta olup, davacı ...
ile ticaretinin sürdüğü dönemde gerek piyasada gerek bankalar ve kredi kurumları nezdinde itibarı ve kredibilitesi mevcut bir şirket olduğunu, ... ile ticaretin sürdüğü 4 yıl boyunca yapılan satışların karşılığı olmak üzere 150'ye yakın çek alındığını, bahse konu çeklerin hiçbirinin karşılıksız çıkmadığını, bu dönemde ... şirketiyle yapılan ticarette davacının yaklaşık 6 trilyon TL üzerinde kazanç sağladığını, ...'in ekonomik olarak darboğaza girmesinin önceden öngörülmesi mümkün olmayan bir risk olduğunu, davacının bir yandan sektördeki rekabet ortamı diğer yandan da zaten piyasanın bilinen ve köklü firmalan ile ticaret yapması nedeniyle, kuruluşundan bu yana hiçbir müşterisinden teminat mektubu almadığını, ...
şirketi ile ... şirketi arasında hiç bir bağ bulunmadığını, bu şirketlerin yetkilileri arasında akrabalık bağı varsa dahi müvekkilince bilinmediğini, kaldı ki müvekkilinin yöneticisi olduğu ... ile ... şirketi arasında sadece 13.03.2013-29.03.2013 tarihleri arasında 16 günlük bir satışın söz konusu olduğunu ve devamının gelmediğini, dava konusu aracın yönetimin bilgisi dahilinde satıldığını, bedelinin icra takibi yoluyla değil, alıcıya ihtarname gönderilmesi suretiyle tahsil edildiğini, ancak aracı alan üçüncü kişinin daha sonra araçtan memnun kalmadığından satmak istediğini ve aracı müvekkiline sattığını, neticede bedeli tahsil edilmiş olan bir araç satışından şirketin zarara uğramadığını, müvekkilinin genel kurul toplantılarını engellemediğini, genel kurul toplantılarının mutat olarak 3 yılda bir yapıldığını, müvekkilinin de görev yaptığı yönetim kurulunun görev süresi devam ederken, şirketin yönetimi değiştirmek kast ve gayesiyle genel kurulu mahkeme kararıyla erkene aldığını, davacı şirketin yönetiminin değiştiği genel kurul toplantısından sonra 2012-2013 yıllarına ilişkin genel kurulların TTK hükümleri gereği yapılması gereken zamanda yapılmadığını, bu sebeple müvekkili ve yine şirket ortağı olan ...
tarafından bahse konu genel kurulların yapılması için mahkemeye başvurulduğunu, ailenin tüm şirketlerinde aynı durumun söz konusu olduğunu, davacı şirkete ilişkin olarak da İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2014/1275 esas sayılı dosyasından karar alınmış olup, karar gereği atanan kayyımdan genel kurul davetinin beklendiğini, bunun yanı sıra gerek müvekkili gerekse de yine şirket ortağı olan ... ve ...'ın ortağı oldukları aile şirketlerine karşı açmış oldukları mevcut başkaca davalar da bulunduğunu, davacı şirket tarafından açılmış olan bu davanın, haklarında ikame edilmiş bu davalar nedeniyle oluşacak sorumluluklardan kaçınabilmek için açıldığını, davacının 2010-2011 yıllarına ilişkin genel kurul toplantılarının 27.12.2012 tarihinde yapıldığını vc bu toplantıda şirket yönetiminin değiştiğini, müvekkilinin görevinin son bulduğunu, ancak belirtilen toplantı günü bilançoların onaylanması ve ibra konularının görüşülüp karara bağlanmasının ertelendiğini ve ertelenen toplantının 27.02.2013 tarihinde yapıldığını, anılan toplantıda gerek 2010 gerekse 2011 yılına ilişkin bilançoların oy çokluğuyla kabul edildiğini ve müvekkilinin de aralarında bulunduğu yönetim kurulu üyelerinin oy çokluğuyla ibra edildiğini, bu nedenle TTK'nın 558 maddesi uyarınca davacının dava hakkının ortadan kalktığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Mahkemece; davalıya yönelik sorumluluk isnadının, davalının 2012 yılında özen borcuna aykırı şekilde dava dışı ... şirketine yaptığı satışlar nedeniyle davacı şirketi zarara uğrattığı, bu çerçevede 2012 yılında Tepeören şirketinin mali durumunun bozulduğu piyasada bilindiği hâlde, davalının herhangi bir teminat almaksızın münferit imza yetkisini kullanarak anılan şirkete çok büyük miktarda satışlar yaptığı ve bu satışlar nedeniyle davacı şirketin zarara uğratılmasına sebep olduğu iddialarına dayandırıldığı, davalının 10/05/2010 ile 27/12/2012 tarihleri arasında davacı şirkette yönetim kurulu üyesi olarak görev yapmış olup, 27/12/2012 tarihli genel kurul kararı ile süresinden önce yönetim kurulu üyeliğinden azledildiği, davaya konu edilen satışların yapıldığı 2012 yılı içinde 01/07/2012 tarihinde 6102 sayılı TTK'nın yürürlüğe girdiği, davalıya isnat edilen sorumluluk yönünden 01/07/2012 tarihine kadar yapılmış bulunan satışlara ilişkin olarak 6762 sayılı TTK, yürürlük tarihinden sonraki satışlar yönünden ise 6102 sayılı TTK’nın yönetici sorumluluğuna ilişkin hükümlerinin uygulanmasının gerektiği, davalıya atfedilen zarar iddiası yönünden, zararın öğrenilme tarihinin, satım bedeli olarak alınan ve karşılıksız çıkan çekler bakımından yasal yolların tüketilip tahsil kabiliyetinin kalmadığının belirlenmesi aşamasında söz konusu olabileceği, bu yönden halen takip konusu yapılmayan karşılıksız kalan çekler olup zamanaşımı süresinin dolmadığı, davalının davacı şirketin münferiden temsile yetkili üç yönetim kurulu üyesinden biri iken, münferit imzası ile dava dışı ...
şirketine yaptığı satışlar nedeniyle davacı şirketi zarara uğrattığı, bu çerçevede 2012 yılında bu şirketin mali durumunun bozulduğu piyasada bilindiği hâlde, davalının herhangi bir teminat alma gereği hissetmeksizin, münferit imza yetkisini kullanarak anılan şirkete çok büyük miktarda satışlar yaptığı, satım bedeli olarak alınan çeklerin tahsil edilemediği, karşılıksız çıkan çekler bulunduğu, bu suretle davacı şirketin zarara uğratılmasına sebep olduğunun iddia edildiği, ne var ki zarara sebep olduğu ileri sürülen çeklerin karşılıksız çıkması hususunda davalıya atfedilebilecek kusur bulunmadığı gibi, 2011 yılındaki işlem hacmine yakın bir satış bilançosu için davalının 2012 yılında özen yükümüne ne suretle aykırı davrandığının da davacı tarafça yöntemince ispat olunamadığı, bundan başka sorumluluğa ilişkin zarar ve illiyet bağı unsurunun da ispat yükü üzerinde bulunan davacı tarafça ispat olunamadığı, davalının sorumluluğunun şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacı vekili; müvekkili ile müşterisi ... şirketi arasındaki ticari ilişki ile şirketi münferit temsile yetkili davalının ilgilendiğini, ... ile müvekkili arasındaki ticari ilişki geçmişe dayanmakta ise de 2011 ve 2012 yılları arasında işlem hacminin oldukça arttığını, müvekkili tarafından satışı yapılan ürünler için ... şirketince vadeli çekler verildiğini ve 24.08.2012 tarihinden itibaren karşılıksız çıkan çekler sebebiyle müvekkilinin zarara uğradığını, söz konusu zarardan müvekkili şirketin diğer yönetim kurulu üyelerinin, çeklerin karşılıksız çıkması sebebiyle haberdar olduklarını, zira çeklerin karşılıksız çıktığı tarihe kadar ... şirketi ile daha önce ürünlerin bedellerinin tahsil edilmiş olduğunu, ancak davalı tarafından ...
şirketinin ödeme kabiliyetini yitirdiği daha önce bilindiğinden, davalının vadesi 25.09.2012 olan 210.000-USD bedelli çeki 24.09.2012 tarihinde 18.01.2013 tarihli bir çek ile değiştirdiğini, davalının ... şirketinin karşılıksız çıkan çeklerine rağmen ... firması ile olan ticari ilişkiyi sürdürerek yeni mal sevkiyatları yaptığını ve müvekkilinin zarara uğramasına sebebiyet verdiğini, müvekkili şirkete ... tarafından verilen çeklerin vade tarihlerinde karşılıksız çıkması akabinde müvekkilince icra takipleri başlatıldığını, ... şirketine ait işyerinde hacze gidildiğinde davalının hileli işlemlerde bulunduğunun ve ... şirketinin yetkilisi ile işbirliği yaptığının fark edildiğini, davalının yönetim kurulu üyeliğinin sona ermesi akabinde kurmuş olduğu...
firması ile ... firmasının ortağı tarafından yönetilen ...firması arasında ticari ilişkiye devam edilmesinin, müvekkili ile yapılan satışların tamamıyla yeni kurulacak şirketlerin sermayesini oluşturmak amacıyla yapıldığını gösterdiğini, İstanbul 16. İcra Hukuk Mahkemesinin 2013/846 esas sayılı dosyası ile dava dışı ... ve ... şirketleri arasında organik bağının bulunduğunun tespit edildiğini, davalıya isnat edilen sorumluluk yönünden 01/07/2012 tarihine kadar yapılmış satışlara ilişkin olarak 6762 sayılı TTK hükümlerinin uygulanmasının gerektiğini, 6762 sayılı TTK'nın 338. maddesi gereğince meydana gelen şirket zararında kusurunun olmadığını davalının ispat etmesi gerektiğini, ancak mahkemece bu hususta hiç bir araştırma yapılmadığını, davalı aleyhine kusur karinesi uyarınca davalının kusurlu olmadığının tespitine yarar nitelikte bir ispat aracı sunulmadığını, davalının, ...
şirketine yaptığı satışların ulaştığı boyut ve toplam ciroya oranı, diğer ortakların davalının yönetim kurulundan azli için mahkeme kanalıyla genel kurul için aylarca süren uğraşı, genel kurulun ancak mahkeme kararı ile çağrılıp azledilebilmesi, bu dönemde davalının işlem hacmini anormal ölçüde artırması hususlarının dosyadaki tüm deliller ile ispatlandığını, sonuçta müvekkilince davalının kusuru ispat edilmiş ise de, kusur karinesi gereği davalının kusursuzluğunu ispata yönelik bir inceleme yapılmadığını, hükme esas alınan son bilirkişi raporunda, ... şirketinin içerisinde bulunduğu durumun tespitinin ödemeleri tatil edilmeden, konkordato ilan edilmeden veya iflas talep edilmeden bilinemeyeceği tespitinde bulunulduğunu, ancak az sayıda şirketin faaliyet gösterdiği sektörde bu durumun bilinmemesinin mümkün olmadığını, 2012 yılındaki çeklerin karşılıksız çıkması akabinde ...
firmasına 2.099.086,20-TLlik fatura kesilmiş olup, ödeme yapamayan bir şirkete davalı tarafından satış yapılmaya devam edildiğini, 12.04.2021 tarihli bilirkişi raporunda yer alan mali hesaplamaların gerçeği yansıtmadığını, bilirkişi raporunda belirtilen ciro kaybının değil, şirketin kar kaybının dikkate alınması gerektiğini, bu kapsamda müvekkili şirketin 2010, 2011 ve2012 yıllarını ciddi bir zararla kapattığını, müvekkili şirketin ... şirketinin karşılıksız çeklerinden dolayı uğradığı 5.201.393-TL zararın, şirketin 2012 yılında ödenmiş sermayesi olan 6.690.000-TL'nin %77'sine yaklaştığını, mali incelemeler neticesinde ... şirketinin 2011-2012 alımlarının %40'ının müvekkilince sağlandığının tespit edildiğini, davalının bu konudaki yönetim kurulunca ortak karar alındığı savunmasının ispatlanamadığını, 2011 yılına kadar ...
şirketi ile yapılan satışlarla ilgili bir problem yaşanmadığını, ancak davalı tarafından, yönetime tekrar seçilmeyeceğinin anlaşılması üzerine ... şirketinin organik bağının bulunduğu ...yağ şirketine sermaye oluşturmak için karşılıksız çekler karşılığında ürün satışları gerçekleştirildiğini, bu durumun müvekkilince ... yağ şirketinin istihkak iddiası üzerine açtıkları davada öğrenildiğini, davalının, yönetim kurulu üyeleri ile olan husumet sebebi ile müvekkili şirket adına uyguladığı kararlar hakkında şirketin diğer yönetim kurulu üyelerini bilgilendirmediğini, 31.05.2012 tarihli ihtarname ile müvekkili şirket paydaşı ve yönetim kurulu üyeleri tarafından davalıya genel kurul için karar alınmasının ihtar edildiğini, davalının bu tarihten sonra yönetime tekrar seçilmeyeceğini bilerek 31.05.2012 tarihi sonrası ileri vadeli çekleri kabul etmesinin, vadesi gelen çekleri ileri tarihli çek ile değiştirmesinin ve müvekkil şirket ile aynı faaliyet konusunda şirket kurmasının iyi niyet içermediğini, davalıya gönderilen ihtarname sonrasında ...
şirketine 58 kez ürün satışı yapılarak vadeli çeklerin alındığını, yine ... şirketinin karşılıksız çıkan ilk çekinden sonra da 33 kez ürün satışı yapıldığını, dolayısıyla davalının bilerek ödeme kabiliyeti olmayan şirkete mal satışı yaparak müvekkilinin zarara uğramasına neden olduğunu, ... şirketine yapılan satışların hacmi ve ileri vadeli çeklerin daha ileri vadeli çekler ile değiştirildiğinin davalı tarafından gizlendiğini, kaldı ki satışlardan diğer yönetim kurulu üyelerinin bilgisinin bulunmasının da davalı yönetim kurulu üyesini sorumluluktan kurtarmayacağını, davalının 2011 yılına ait ...'e yapılan satış bedellerini tahsil etmesinin, davalının özen yükümlülüğünü ortadan kaldırmadığını, 2012 yılında ...'e yapılan satışların artmasına rağmen, hiçbir teminat alınmadan satışlara devam edilmesinin davalının sorumluluğunu ortadan kaldırmadığını belirterek, kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
GEREKÇE
Dava, şirketin uğradığı zararın yönetici sorumluluğuna dayalı olarak davalı yöneticiden tahsili istemine ilişkindir.Davacı tarafça; şirketin yönetim kurulu üyesi olan davalının, dava dışı ... şirketine 2012 yılında büyük miktarda mal satışı yapılması akabinde dava dışı şirketin ödeme kabiliyetini yitirmesi ve borca batık hale gelmesine, şirketçe verilen ileri tarihli çeklerin karşılıksız çıkmasına rağmen bu durumu bilerek mal satışına devam ettiği, çek bedellerinin ödenmemesi sonucunda davacı şirketin zararına neden olduğu ileri sürülmüştür. Davacı vekilinin 26.12.2018 tarihli dilekçesinde ise, 2011 yılı satışlarına dayalı bir talepleri bulunmamakta olup, taleplerinin dava dışı ... şirketine 2012 yılında yapılan satışlar nedeniyle uğranılan zarara ilişkin olduğu belirtilmiştir.
Dava dışı şirketten alınan çeklerin keşide ve dolayısıyla karşılıksız çıktığı tarihlerin birkaç çek dışında 6102 sayılı TTK'nın yürürlük tarihi sonrasına denk gelmesi nedeniyle, iddia edilen zararın gerçekleşme tarihleri itibariyle uyuşmazlıkta 6102 sayılı TTK hükümlerinin uygulanması gerekmektedir. TTK'nın 553/1 maddesi uyarınca, şirket yöneticileri yasadan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, bu yüzden oluşan zararlar nedeniyle ortaklığa, ortaklara ve ortaklık alacaklılarına karşı sorumludur. TTK'nın 553-555 maddeleri gereğince, şirket alacaklıları ve pay sahiplerinin şirket yöneticileri hakkında sorumluluk davası açmaları imkanı mevcuttur. Yöneticinin, ortaklığın mal varlığını azaltan veya kötüleştiren yasa ve ana sözleşme hükümlerine aykırı davranışları, ortaklar ve alacaklıların da dolaylı zarar görmesine yol açar.
Başka bir anlatımla, ortaklığın doğrudan doğruya zarar görmesi, ortakların ve alacaklıların dolaylı zararı olarak sonuç doğurur. Uyuşmazlık konusu olayda davacı şirketin ileri sürdüğü maddi olgular, tamamen davalı yöneticinin davacı anonim şirketin zararına neden olan eylemleridir. Başka bir anlatımla açıklanan zararlar davacı şirketin doğrudan zararı kapsamındadır.Somut olayda; zararlandırıcı satış işlemlerinin yapıldığı 2012 yılı itibariyle davacı şirketin münferiden temsile yetkili olmak üzere yönetim kurulu başkanı ..., yönetim kurulu başkan yardımcısı davalı ... ve yönetim kurulu üyeleri ... ile ... tarafından temsil edildiği, davalının yönetim kurulu başkan yardımcılığı görevinin yeni yöneticilerin seçildiği 27.12.2012 tarihli genel kurula kadar sürdüğü anlaşılmaktadır.
Davanın yönetici sorumluluğuna dayanması nedeniyle,6102 sayılı TTK'nın 408/1, 553/1ve 479/3-c maddeleri gereği, anonim şirket yöneticisi olan davalı hakkında sorumluluk davası açılabilmesi için, şirket genel kurulunda karar alınması gerekmekte olup, bu husus tamamlanabilir dava şartı niteliğindedir. Bu durumda genel kurul kararı alınmadan dava açılması halinde, davacı tarafa genel kurul kararı alınarak ibrazı için süre verilerek sonucuna göre karar verilmelidir. Somut olayda dava tarihinde şirket genel kurulunda bu yönde alınmış bir karar ibraz edilmemiş olsa da, ilk derece mahkemesince verilen süre içerisinde davacı şirketin 20.10.2015 tarihli genel kurulunda, davalı aleyhine açılan işbu davanın devamı yönünde karar alınarak, söz konusu genel kurul kararının dosyaya ibrazı ile bu eksiklik giderilmiştir.Mahkemece alınan bilirkişi raporlarında;
davacı şirketin dava dışı ... şirketine 2011 yılı öncesinde küçük miktarlı mal satışları bulunmaktayken 2011 yılında toplam cirosunun %40'ı civarında mal satışı yapıldığı, 2011 yılında yapılan satışlar karşılığında mal bedellerinin ... şirketinden tahsil edildiği, ancak şirketin cirosunun yine yaklaşık %40'ını oluşturan 2012 yılı satışlarına ilişkin ... şirketinden alınan ileri tarihli çeklerin vadelerinde ödenmediği, bu nedenle ... şirketinin dava tarihi itibariyle davacı şirkete 5.195.393,42-TL borçlu durumda olduğu, dava dışı şirketin davacıya vermiş olduğu çeklerin keşide tarihlerinin 28.09.2012 tarihinden başlayarak 2013 yılı mayıs ayına kadar devam ettiği, çeklerin bu tarihler arasındaki muhtelif keşide tarihlerinde karşılıksız çıkması nedeniyle davacı şirket tarafından borçlu Tepeören şirketi ile birlikte diğer çek yasal sorumlularına karşı 2013 yılı mart ayında icra takipleri başlatıldığı tespit edilmiş olup, bu arada davalı tarafından aynı alanda faaliyet göstermek üzere 01.02.2013 tarihinde ...
(eski unvan ...) şirketinin kuruluşunun gerçekleştirildiği, dava dışı Tepeören şirketinin yöneticisinin kuzeni tarafından kurulduğu iddia edilen ... firmasının da 01.11.2012 tarihinde kurulmuş olduğu anlaşılmaktadır.Dava dışı şirkete yapılan satışlar nedeniyle alınan çeklerin karşılıksız çıkması nedeniyle davacı şirket tarafından çek sorumluları hakkında icra takipleri başlatılmışsa da, dava tarihi itibariyle takipler henüz sonuçlanmamış olup, dolayısıyla alacağın tahsil edilip edilemeyeceği bu aşamada henüz belirsizdir. Bu durumda sorumluluk unsurlarından zarar koşulu işbu dava tarihi itibariyle henüz gerçekleşmemiştir. 2012 yılı itibariyle davacı şirketin davalı dışında münferit imzaya yetkili üç yönetim kurulu üyesi daha bulunmakta olup, şirketin çok yüksek miktarlı ürün satışlarından diğer yönetim kurulu üyelerinin haberdar olmaması ticari hayatın olağan akışına aykırıdır.
Davalının, aralarındaki husumet nedeniyle diğer yönetim kurulu üyelerini bilgilendirmediği ileri sürülmüşse de, dava dışı yönetim kurulu başkanınca davacıdan bilgi alınmak üzere yönetim kurulu toplantısı yapılması gibi yasal yollara da başvurulmadığı anlaşılmaktadır. Dava dışı ... şirketinin davacı tarafından 2011 yılında gerçekleştirilen ve uyuşmazlık konusu 2012 yılı satışlarına yakın olmak üzere 21.364.297-TL olarak belirlenen mal satışlarına ilişkin bedeli 2011 yılında ihtilafsız olarak davacı şirkete ödediği sabittir. Ek olarak dava dışı şirketin konkordato, iflas erteleme gibi bir durumunun söz konusu olmadığı, piyasaya büyük oranda borçlandığı ve borca batık hale geldiği hususlarında herhangi bir delil de bulunmadığı dikkate alındığında, dava dışı şirket ile ticaret yapılırken herhangi bir teminat alınmamış olmasının kusur olarak değerlendirilmesi mümkün değildir.Davacı tarafça;
davalının ... şirketinin yetkilisi ile işbirliği yaptığı, yönetim kurulu üyeliğinin sona ermesi akabinde kurduğu ... firması ile dava dışı borçlu ... firmasının ortağı tarafından yönetilen ... firması arasında ticari ilişki kurularak, yeni kurulacak şirketlerin sermayesini oluşturmak amacıyla söz konusu satışların yapıldığı ileri sürülmüşse de, bu husus da kanıtlanamamıştır.Davalının davacı ile aynı alanda faaliyet göstermek üzere kurduğu şirketin kuruluşu da, davalıya isnat edilen eylemlerin sonrasına isabet etmektedir. Bu nedenle mahkemece davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.Açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
HÜKÜM
Yukarıda açıklanan nedenlerle:Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,Alınması gereken 427,60-TL istinaf karar harcından peşin yatırılan 80,70-TL harcın mahsubu ile kalan 346,90-TL harcın davacıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına,Davacı tarafından yapılan giderlerin üzerinde bırakılmasına, Gerekçeli kararın bir örneğinin taraf vekillerine tebliğine,HMK'nın 361/1. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabileceğine, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle karar verildi. 26/12/2024
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/75477 · sınıflandırıcı v3.2 · görünüm damgası: kmk_oncesi