Menfi tespit
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2020/6069 E. 2021/3215 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
ttk 702/2↗ genel işlem koşulları↗ avalist↗ güven kurumu↗ kefalet sözleşmesi↗ teminat senedi↗ basiretli tacir↗ kefalet↗ kötü niyet tazminatı↗ genel kredi sözleşmesi↗ bono↗ kötü niyet↗ bilirkişi incelemesi↗ kredi sözleşmesi↗ ihtarname↗ tacir↗ menfi tespit↗ teminat↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
İlk Derece Mahkemesince, davaya konu bononun dava dışı şirketin çekeceği kredilerin teminatını oluşturmak üzere teminat senedi olarak verildiğinin anlaşıldığı, kefalet sözleşmesi iki taraflı bir sözleşme olması nedeniyle sözleşmeden bir tarafın tek taraflı irade beyanı ile dönmesi mümkün değil ise de, davacı tarafça davalı bankaya dava dışı şirketin ortaklığından ayrılmasından sonra davalı bankaya gönderdiği ihtarname ile dava dışı şirketin bugüne kadar çektiği krediler varsa söz konusu krediler sebebiyle oluşan borcun kendisine bildirilmesini talep ettiği halde, davalı banka tarafından verilen cevabi yazıda herhangi bir borç bildiriminin yapılmadığı, mahkememizce yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda da bu tarihe kadar alınan tüm kredilerin ödenmiş olduğu, dava dışı şirketin ödenmeyen kredi borçlarının bu tarihten sonra kullandırılan kredilere ilişkin olduğu, bir güven kurumu olan bankaların yeni bir kredi verirken basiretli bir tacir gibi davranması ve yeni krediler için uygun teminatları alması gerektiği, kaldı ki ihtarname tarihine kadar bir borcu bulunmayan davacının çektiği ihtarname sonrası dava dışı şirkete kullandırılan kredilerden dolayı davacının sorumlu olduğunu iddia etmenin Medeni Kanun'un 2. maddesinde düzenlenen dürüst davranma kuralına aykırılık oluşturduğu, sözleşmenin 22. maddesinde yer alan düzenlemelerin de Borçlar Kanun'un 20. maddesinde düzenlenen genel işlem koşulları niteliğinde bulunduğu anlaşıldığından, davacı tarafından ilk genel kredi sözleşmesinin düzenlenmesi esnasında verilen teminat senedi sebebiyle, teminat senetlerinin hangi hukuki ilişki ve ne için verilmişse sadece bunun için geçerli olabileceği, dolayısıyla davalı banka tarafından daha önce kullandırılan krediler sebebiyle alınan teminat senedi sebebiyle dava dışı şirkete sonradan kullandırılan krediler nedeniyle kullanılamayacağı gerekçesiyle, davanın kabulü ile, davacının İstanbul 26. İcra Müdürlüğü'nün 2013/10581 Esas sayılı dosyasında ve bu dosyada takibe konu edilen senet nedeniyle borçlu olmadığının tespitine, takip konusu senedin davacı yönünden iptaline, kötü niyet tazminatı isteminin şartları oluşmadığından reddine karar verilmiştir.
Karara karşı, davalı vekili istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince, ilk derece mahkemesi kararının isabetli olduğu gerekçesiyle, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1-Dava, menfi tespit istemine ilişkin olup; takip davacının avalist olduğu bonoya dayanılarak yapılmıştır. Davacı, davalıdan kredi kullanan dava dışı şirketin ortağı iken 21.07.2011 tarihinde ortaklıktan ayrıldıktan sonra davalıya gönderdiği 08.03.2012 tarihli ihtarname ile, kredi kullanan şirketin ortaklığından ayrıldığını, 21.07.2011 tarihinde sorumluluğunun sona erdiğini, bu tarihten sonra kullanılacak kredilerden dolayı sorumluluk kabul etmediğini bildirmiştir. Davalı ise dava dışı borçlu şirkete kullandırılan kredilerin aynı sözleşmeye dayanılarak kullandırıldığını ve dava konusu icra takibinin davacının kefilliğine değil, avalist sıfatına dayalı olarak yapıldığını savunmuştur. Mahkemece, asıl borçlu ile davalı banka arasındaki kredi sözleşmeleri ve davacının bu sözleşmelere kefaleti incelenmek suretiyle sonuca gidilmiş ise de davacı takibe konu bonoyu avalist sıfatıyla imzalamış olup, mülga 6762 sayılı TTK’nun 614 maddesi ve yürürlükteki 6102 sayılı TTK’nun 702. maddesi uyarınca avalist asıl borçlu gibi sorumlu olduğundan, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, hatalı değerlendirme ile yazılı gerekçeyle davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2024/618 E. 2024/6301 K.
Ortak:genel işlem koşulları · avalist · kefalet sözleşmesi · teminat senedi · kefalet · kötü niyet tazminatı · genel kredi sözleşmesi · bono · Menfi tespit
İncelediğiniz karardaİlk Derece Mahkemesince, davaya konu «bononun» dava dışı şirketin çekeceği kredilerin «teminatını» oluşturmak üzere «teminat senedi» olarak verildiğinin anlaşıldığı, «kefalet sözleşmesi» iki taraflı bir sözleşme olması nedeniyle sözleşmeden bir tarafın tek taraflı irade beyanı ile dönmesi mümkün değil ise de, davacı tarafça davalı bankaya dava dışı şirketin ortaklığından ayrılmasından sonra davalı bankaya gönderdiği «ihtarname» ile dava dışı şirketin bugüne kadar çektiği krediler varsa söz konusu krediler sebebiyle oluşan borcun kendisine bildirilmesini talep ettiği halde, davalı banka tarafından verilen cevabi yazıda herhangi bir borç bildiriminin yapılmadığı, mahkememizce yaptırılan «bilirkişi incelemesi» sonucunda da bu tarihe kadar alınan tüm kredilerin ödenmiş olduğu, dava dışı şirketin ödenmeyen kredi borçlarının bu tarihten sonra kullandırılan kredilere ilişkin olduğu, bir «güven kurumu» olan bankaların yeni bir kredi verirken basiretli bir «tacir» gibi davranması ve yeni krediler için uygun teminatları alması gerektiği, kaldı ki ihtarname tarihine kadar bir borcu bulunmayan davacının çektiği ihtarname sonrası dava dışı şirkete kullandırılan kredilerden dolayı davacının sorumlu olduğunu iddia etmenin Medeni Kanun'un 2. maddesinde düzenlenen dürüst davranma kuralına aykırılık oluşturduğu, sözleşmenin 22. maddesinde yer alan düzenlemelerin de Borçlar Kanun'un 20. maddesinde düzenlenen «genel işlem koşulları» niteliğinde bulunduğu anlaşıldığından, davacı tarafından ilk «genel kredi sözleşmesinin» düzenlenmesi esnasında verilen teminat senedi sebebiyle, teminat senetlerinin hangi hukuki ilişki ve ne için verilmişse sadece bunun için geçerli olabileceği, dola …
1-Dava, «menfi tespit» istemine ilişkin olup; takip davacının «avalist» olduğu «bonoya» dayanılarak yapılmıştır.
Mahkemece, asıl borçlu ile davalı banka arasındaki «kredi sözleşmeleri» ve davacının bu sözleşmelere «kefaleti» incelenmek suretiyle sonuca gidilmiş ise de davacı takibe konu bonoyu «avalist» sıfatıyla imzalamış olup, mülga 6762 sayılı TTK’nun 614 maddesi ve yürürlükteki 6102 sayılı TTK’nun 702. maddesi uyarınca avalist asıl borçlu gibi sorumlu olduğund …
Benzer bu kararda… RI, BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A.Mahkemece Verilen ilk Karar Mahkemece 18.06.2020 tarihli ve 2018/2009 E., 2020/597 K. sayılı kararı ile davaya konu «bononun» dava dışı şirketin çekeceği kredilerin «teminatını» oluşturmak üzere «teminat senedi» olarak verildiğinin anlaşıldığı, «kefalet sözleşmesi» iki taraflı bir sözleşme olması nedeniyle sözleşmeden bir tarafın tek taraflı irade beyanı ile dönmesi mümkün değil ise de, davacı tarafça davalı bankaya dava dışı şirketin ortaklığından ayrılmasından sonra davalı bankaya gönderdiği «ihtarname» ile dava dışı şirketin bugüne kadar çektiği krediler varsa söz konusu krediler sebebiyle oluşan borcun kendisine bildirilmesini talep ettiği halde, davalı banka tarafından verilen cevabi yazıda herhangi bir borç bildiriminin yapılmadığı, mahkememizce yaptırılan «bilirkişi incelemesi» sonucunda da bu tarihe kadar alınan tüm kredilerin ödenmiş olduğu, dava dışı şirketin ödenmeyen kredi borçlarının bu tarihten sonra kullandırılan kredilere ilişkin olduğu, bir ... kurumu olan bankaların yeni bir kredi verirken basiretli bir «tacir» gibi davranması ve yeni krediler için uygun teminatları alması gerektiği, kaldı ki ihtarname tarihine kadar bir borcu bulunmayan davacının çektiği ihtarname sonrası dava dışı şirkete kullandırılan kredilerden dolayı davacının sorumlu olduğunu iddia etmenin 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 2 nci maddesinde düzenlenen dürüst davranma kuralına aykırılık oluşturduğu, sözleşmenin 22 nci maddesinde yer alan düzenlemelerin de 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 20 nci maddesinde düzenlenen «genel işlem koşulları» niteliğinde bulunduğu anlaşıldığından, davacı tarafından ilk «genel kredi sözleşmesinin» düzenlenmesi esnasında verilen teminat senedi sebebiyle, teminat senetlerinin hangi hukuki ilişki ve ne için verilmişse sadece bunun için geçerli olabileceği, dola …
… enme Kararı Mahkemenin 06.10.2021 tarih ve 2021/360 E., 2021/760 K. sayılı kararı ile önceki gerekçeye ilaveten Yargıtay bozma ilamı davaya konu senetteki davacının «avalist» sıfatı ile yer aldığı ve asıl borçlu gibi sorumlu olduğundan bahisle davanın reddine karar verilmesi gerektiği belirtilmiş ise de, söz konusu senedin davacı tarafından «kefil» olunan ilk krediler için verildiğinin ve «teminat senedi» olduğu taraflar arasında akdedilen «genel kredi sözleşmesinin» 22 nci maddesi, bankanın tevilli beyanı, senedin tanzim tarihi, sonradan kullandırılan kredilerin tarihleri dikkate alındığında söz konusu senedin teminat senedi olduğunun anlaşıldığı, taraflar arasında akdedilen genel kredi sözleşmesi uyarınca bankanın bu şekilde teminat senedi alma hakkının bulunduğu, yine bu senedin davacı şirketin hissedarı iken kullandırılan kredilerin teminatını teşkil etmek üzere alındığının sabit olduğu, dolayısıyla asıl borçlu yönünden de bu tarihte kullandırılan kredilerin kapatılmış olması ve bu tarihte kullandırılan krediler «sebebi» ile hem asıl borçlu şirketin hem de avalist konumundaki davacının borcunun kalmadığı, artık borç bittikten sonra bir ... kurumu olan bankanın vermiş olduğu kredinin karşılığı almış olduğu teminat senedini iade etmesi gerektiği ve ilgili şirkete yeni kredi kullandırılacaksa buna yönelik yeni teminat senetleri alması gerektiği, oysa davalı bankanın ilk kullandırılan kredi sebebi ile bu kredi borçlarının teminatı olarak aldığı senedi iade şartları oluştuğu halde iade etmeyip uhdesinde tutup, daha sonra asıl borçlu şirkete kullandırılan kredilerde kullanmasının «hakkın kötüye kullanımını» oluşturduğu gerekçesiyle «direnme» kararı verilmiştir.
2023/134 K. sayılı ilâmı ile davacı «aval» veren tarafından senedin zorunlu «şekil şartlarına» ilişkin bir eksiklik ileri sürülmediği, sadece «bononun» «teminat senedi» olduğundan bahisle «geçersiz» olduğunun ileri sürüldüğü, oysa ki, 6102 sayılı Kanun'un 702 nci maddesinin ikinci fıkrası gereğince aval veren kişinin teminat altına aldığı borç, şekle ait noksandan başka bir sebepten dolayı batıl olsa da, aval verenin «taahhüdünün» geçerli olacağı, başka bir deyişle, lehine aval verilenin borcu geçersiz olsa bile aval verenin bu geçersizliği ileri süremeyeceği, zira bononun teminat senedi olduğunun ileri sürülmesinin «şahsi def»'i niteliğinde olduğu ve bu def'inin yukarıda açıklanan hüküm nedeniyle davacı «avalist» tarafından ileri sürülmesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle Özel Daire bozma kararına uyulması gereğine işaret edilerek «direnme» kararı bozulmuştur.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:kambiyo takibi · şahsi def'i · talil · hesap kat ihtarnamesi · aval · keşide tarihi · kat ihtarnamesi · şekil şartı
Benzer bu karardaTemyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesinin davacının «kefaletten» vazgeçme «ihtarına» bankanın cevap vermediği gerekçesi ile davacının sorumluluğunun sona erdiğinden bahisle «direnme» kararı vermiş ve davayı kabul etmiş ise de müvekkili bankanın bu ihtara cevap verdiğini; takip konusu senet «teminat senedi» olmayıp, aksinin ispat edilemediğini ve davacının kefalet sorumluluğunun sürdüğünü; imzalanan «kredi sözleşmesinin» süresiz olduğunu, sonradan kullandırılan krediler «aval» ve kefalet sorumluluğunu sona erdirmeyeceğini; davacının borçlu şirketteki hisselerini devretmesi kefaleti/aval sorumluluğunu sonlandıran bir sebep olarak kabul edilemeyeceği gibi gerek kredi limiti içerisinde yeni kredi kullanılması gerekse kefaletten tek taraflı vazgeçmenin kefalet/aval sorumluluğunu sonlandırmayacağını; davacı tarafın müvekkil banka tarafından icra takibi öncesinden keşide edilen «hesap kat ihtarnamesine» itiraz etmediğini bildirmiştir.
2023/134 K. sayılı ilâmı ile davacı «aval» veren tarafından senedin zorunlu «şekil şartlarına» ilişkin bir eksiklik ileri sürülmediği, sadece «bononun» «teminat senedi» olduğundan bahisle «geçersiz» olduğunun ileri sürüldüğü, oysa ki, 6102 sayılı Kanun'un 702 nci maddesinin ikinci fıkrası gereğince aval veren kişinin teminat altına aldığı borç, şekle ait noksandan başka bir sebepten dolayı batıl olsa da, aval verenin «taahhüdünün» geçerli olacağı, başka bir deyişle, lehine aval verilenin borcu geçersiz olsa bile aval verenin bu geçersizliği ileri süremeyeceği, zira bononun teminat senedi olduğunun ileri sürülmesinin «şahsi def»'i niteliğinde olduğu ve bu def'inin yukarıda açıklanan hüküm nedeniyle davacı «avalist» tarafından ileri sürülmesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle Özel Daire bozma kararına uyulması gereğine işaret edilerek «direnme» kararı bozulmuştur.
Karadeniz'e 100.000,00 TL değerindeki hissesini ise ...'a 21.07.2011 tarihinde hisse devir ve «temlik sözleşmesi» ile devrederek şirketten ayrıldığını ve davalı bankaya buna ilişkin bildirimde bulunulduğunu, müvekkilinin «kefaletten» vazgeçtiğini bildirdiği tarihe kadar davalı bankadan kredi kullanılmadığını, davalı tarafından müvekkiline 13.03.2013 tarihli «ihtarname» gönderilerek «müşterek borçlu/müteselsil kefil» sıfatıyla toplam 349.352,00 TL borcu olduğu bildirildiğini, bu ihtarnamede borcun kaynağının ve hangi sözleşmeden kaynaklandığının bildirilmediğini, bu ihtarnameye verilen cevapta, borcun kabul edilmediğinin ve kredi kullanılmadan önce kefaletten vazgeçildiğinin davalı bankaya ihtarname ile bildirildiğini, «kambiyo takibine» konu olan senet incelendiğinde sonradan doldurulduğu ve geçerli olmadığının anlaşıldığını, takip konusu senedin «keşide tarihinin» 18.03.2011, «vade tarihinin» 23.01.2013 olduğunu, başka bir deyişle bu senedin gerçek bir senet olabilmesi için keşide tarihinde borç doğurucu bir işlemin veya kredinin bulunması gerektiğini, davalı kayıtları incelendiğinde görüleceği üzere, senedin keşide edildiği tarihte herhangi bir borç doğurucu işlemin söz konusu olmadığını, davacının kefaletinin geçerli olabilmesi için kredinin geri ödeme planında ve çekilen tutarları gösterir belgelerde kefilin imzasının olması gerektiğini, bu senedin alınmak istenen kredinin «teminatı» olarak verildiğini, ancak davalıdan kaynaklanan sebeplerle kredi alınamadığını, davalı bankaya ihtarnameyle bildirimde bulunmalarına rağmen müvekkilinin ortak oldu …
Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı bankaya borçlu olmadığının mahkemenin ilk kararı ile tespit edildiğini, «ihtarnamenin» «tebliği tarihine» kadar alınan tüm kredilerin ödenmiş olduğunu, dava dışı şirketin ödenmeyen kredi borçlarının bu tarihten sonra kullandırılan kredilere ilişkin olduğunu, bir ... kurumu olan bankaların yeni bir kredi verirken basiretli bir «tacir» gibi davranarak vereceği yeni krediler için uygun «teminatları» alması gerektiğini, kaldı ki ihtarname tarihine kadar bir borcu bulunmayan müvekkilinin keşide ettiği ihtarname sonrası dava dışı şirkete kullandırılan kredilerden dolayı sorumlu olduğunu iddia etmenin 4721 sayılı Kanun'un 2 nci maddesinde düzenlenen dürüst davranma kuralına aykırılık oluşturduğunu, teminat senetlerinin hangi hukuki ilişki ve ne için verilmişse sadece bunun için geçerli olabileceğini, dolayısıyla davalı banka tarafından daha önce kullandırılan krediler sebebiyle alınan «teminat senedinin», dava dışı şirkete sonradan kullandırılan krediler nedeniyle kullanılamayacağını ve müvekkilinin sorumlu tutulamayacağını, davalı bankanın yapmış olduğu savunmalar ile dava konusu «bononun» kredi borcu nedeniyle takibe konulduğunu ve bononun içerdiği borcun «sebebinin» kredi alacağı olduğunu açıklamakla senedi açıkça «talil» ettiğini, ancak sadece senetteki imzanın «kefil» mi «avalist» mi olarak atıldığı tartışmasından ileri gidilmediği için borç aslının irdelenmediğini, davanın reddinin dürüstlük ve iyi niyet kurallarına aykırı olduğunu belirter …
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/468 E. 2014/1777 K.
Ortak:avalist · bono · tacir
İncelediğiniz karardaİlk Derece Mahkemesince, davaya konu «bononun» dava dışı şirketin çekeceği kredilerin «teminatını» oluşturmak üzere «teminat senedi» olarak verildiğinin anlaşıldığı, «kefalet sözleşmesi» iki taraflı bir sözleşme olması nedeniyle sözleşmeden bir tarafın tek taraflı irade beyanı ile dönmesi mümkün değil ise de, davacı tarafça davalı bankaya dava dışı şirketin ortaklığından ayrılmasından sonra davalı bankaya gönderdiği «ihtarname» ile dava dışı şirketin bugüne kadar çektiği krediler varsa söz konusu krediler sebebiyle oluşan borcun kendisine bildirilmesini talep ettiği halde, davalı banka tarafından verilen cevabi yazıda herhangi bir borç bildiriminin yapılmadığı, mahkememizce yaptırılan «bilirkişi incelemesi» sonucunda da bu tarihe kadar alınan tüm kredilerin ödenmiş olduğu, dava dışı şirketin ödenmeyen kredi borçlarının bu tarihten sonra kullandırılan kredilere ilişkin olduğu, bir «güven kurumu» olan bankaların yeni bir kredi verirken basiretli bir «tacir» gibi davranması ve yeni krediler için uygun teminatları alması gerektiği, kaldı ki ihtarname tarihine kadar bir borcu bulunmayan davacının çektiği ihtarname sonrası dava dışı şirkete kullandırılan kredilerden dolayı davacının sorumlu olduğunu iddia etmenin Medeni Kanun'un 2. maddesinde düzenlenen dürüst davranma kuralına aykırılık oluşturduğu, sözleşmenin 22. maddesinde yer alan düzenlemelerin de Borçlar Kanun'un 20. maddesinde düzenlenen «genel işlem koşulları» niteliğinde bulunduğu anlaşıldığından, davacı tarafından ilk «genel kredi sözleşmesinin» düzenlenmesi esnasında verilen teminat senedi sebebiyle, teminat senetlerinin hangi hukuki ilişki ve ne için verilmişse sadece bunun için geçerli olabileceği, dola …
1-Dava, «menfi tespit» istemine ilişkin olup; takip davacının «avalist» olduğu «bonoya» dayanılarak yapılmıştır.
Davalı ise dava dışı borçlu şirkete kullandırılan kredilerin aynı sözleşmeye dayanılarak kullandırıldığını ve dava konusu icra takibinin davacının kefilliğine değil, «avalist» sıfatına dayalı olarak yapıldığını savunmuştur.
Benzer bu karardaTalep, «ihtiyati haciz» kararın «yetki» yönünden itiraza ilişkin olup, mahkemece yukarıda anılan gerekçe ile istemin reddine karar verilmiş ise de, istemin dayanağı «bononun» «keşideci» ve «lehdarı» «tacir» olup bunlar bakımından yapılan «yetki sözleşmesi» HMK 17. maddedine göre geçerli ise de tacir olmayan «avalist» bakımından geçerli bir yetki sözleşmesi bulunmadığından talep dayanağı senetteki yetki sözleşmesine istinaden mahkemenin itiraz eden avalistler yönünden yetkili ol …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:yetki sözleşmesi · lehdar · ihtiyati hacze itiraz · ihtiyati haciz · keşideci · yetki · haciz
Benzer bu karardaTalep, «ihtiyati haciz» kararın «yetki» yönünden itiraza ilişkin olup, mahkemece yukarıda anılan gerekçe ile istemin reddine karar verilmiş ise de, istemin dayanağı «bononun» «keşideci» ve «lehdarı» «tacir» olup bunlar bakımından yapılan «yetki sözleşmesi» HMK 17. maddedine göre geçerli ise de tacir olmayan «avalist» bakımından geçerli bir yetki sözleşmesi bulunmadığından talep dayanağı senetteki yetki sözleşmesine istinaden mahkemenin itiraz eden avalistler yönünden yetkili ol …
Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre, talebe konu senetteki «yetki sözleşmesine» göre mahkemenin yetkili olduğu gerekçesiyle talebin reddine karar verilmiştir.
Kararı «ihtiyati hacze itiraz» edenler vekili temyiz etmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/4727 E. 2014/6964 K.
Ortak:avalist · bono
İncelediğiniz kararda1-Dava, «menfi tespit» istemine ilişkin olup; takip davacının «avalist» olduğu «bonoya» dayanılarak yapılmıştır.
İlk Derece Mahkemesince, davaya konu «bononun» dava dışı şirketin çekeceği kredilerin «teminatını» oluşturmak üzere «teminat senedi» olarak verildiğinin anlaşıldığı, «kefalet sözleşmesi» iki taraflı bir sözleşme olması nedeniyle sözleşmeden bir tarafın tek taraflı irade beyanı ile dönmesi mümkün değil ise de, davacı tarafça davalı bankaya dava dışı şirketin ortaklığından ayrılmasından sonra davalı bankaya gönderdiği «ihtarname» ile dava dışı şirketin bugüne kadar çektiği krediler varsa söz konusu krediler sebebiyle oluşan borcun kendisine bildirilmesini talep ettiği halde, davalı banka tarafından verilen cevabi yazıda herhangi bir borç bildiriminin yapılmadığı, mahkememizce yaptırılan «bilirkişi incelemesi» sonucunda da bu tarihe kadar alınan tüm kredilerin ödenmiş olduğu, dava dışı şirketin ödenmeyen kredi borçlarının bu tarihten sonra kullandırılan kredilere ilişkin olduğu, bir «güven kurumu» olan bankaların yeni bir kredi verirken basiretli bir «tacir» gibi davranması ve yeni krediler için uygun teminatları alması gerektiği, kaldı ki ihtarname tarihine kadar bir borcu bulunmayan davacının çektiği ihtarname sonrası dava dışı şirkete kullandırılan kredilerden dolayı davacının sorumlu olduğunu iddia etmenin Medeni Kanun'un 2. maddesinde düzenlenen dürüst davranma kuralına aykırılık oluşturduğu, sözleşmenin 22. maddesinde yer alan düzenlemelerin de Borçlar Kanun'un 20. maddesinde düzenlenen «genel işlem koşulları» niteliğinde bulunduğu anlaşıldığından, davacı tarafından ilk «genel kredi sözleşmesinin» düzenlenmesi esnasında verilen teminat senedi sebebiyle, teminat senetlerinin hangi hukuki ilişki ve ne için verilmişse sadece bunun için geçerli olabileceği, dola …
Davalı ise dava dışı borçlu şirkete kullandırılan kredilerin aynı sözleşmeye dayanılarak kullandırıldığını ve dava konusu icra takibinin davacının kefilliğine değil, «avalist» sıfatına dayalı olarak yapıldığını savunmuştur.
Benzer bu karardaDava, «kambiyo senedine» dayalı «ihtiyati haciz» istemine ilişkin olup, somut uyuşmazlıkta ihtiyati hacze konu kambiyo senedi «bono» niteliği taşımakla birlikte, aleyhine ihtiyati haciz istenenler bonoyu düzenleyen ve «avalisttir».
Yine, «bononun» «vadesi» geldiği halde borç ödenmemiş , böylelikle İİK’nın «257». maddesindeki şartlar oluşmuştur.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:i̇i̇k 257 · kambiyo senedi · ihtiyati haciz · vade · haciz
Benzer bu karardaDava, «kambiyo senedine» dayalı «ihtiyati haciz» istemine ilişkin olup, somut uyuşmazlıkta ihtiyati hacze konu kambiyo senedi «bono» niteliği taşımakla birlikte, aleyhine ihtiyati haciz istenenler bonoyu düzenleyen ve «avalisttir».
Yine, «bononun» «vadesi» geldiği halde borç ödenmemiş , böylelikle İİK’nın «257». maddesindeki şartlar oluşmuştur.
Bu itibarla, mahkemece «ihtiyati haciz» kararı verilmesi gerekirken talebin reddi doğru olmamış,kararın bu nedenle bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
1 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2021/1289 E. 2022/3359 K.
Ortak:avalist · kefalet sözleşmesi · kefalet · bono · kredi sözleşmesi · teminat
İncelediğiniz karardaİlk Derece Mahkemesince, davaya konu «bononun» dava dışı şirketin çekeceği kredilerin «teminatını» oluşturmak üzere «teminat senedi» olarak verildiğinin anlaşıldığı, «kefalet sözleşmesi» iki taraflı bir sözleşme olması nedeniyle sözleşmeden bir tarafın tek taraflı irade beyanı ile dönmesi mümkün değil ise de, davacı tarafça davalı bankaya dava dışı şirketin ortaklığından ayrılmasından sonra davalı bankaya gönderdiği «ihtarname» ile dava dışı şirketin bugüne kadar çektiği krediler varsa söz konusu krediler sebebiyle oluşan borcun kendisine bildirilmesini talep ettiği halde, davalı banka tarafından verilen cevabi yazıda herhangi bir borç bildiriminin yapılmadığı, mahkememizce yaptırılan «bilirkişi incelemesi» sonucunda da bu tarihe kadar alınan tüm kredilerin ödenmiş olduğu, dava dışı şirketin ödenmeyen kredi borçlarının bu tarihten sonra kullandırılan kredilere ilişkin olduğu, bir «güven kurumu» olan bankaların yeni bir kredi verirken basiretli bir «tacir» gibi davranması ve yeni krediler için uygun teminatları alması gerektiği, kaldı ki ihtarname tarihine kadar bir borcu bulunmayan davacının çektiği ihtarname sonrası dava dışı şirkete kullandırılan kredilerden dolayı davacının sorumlu olduğunu iddia etmenin Medeni Kanun'un 2. maddesinde düzenlenen dürüst davranma kuralına aykırılık oluşturduğu, sözleşmenin 22. maddesinde yer alan düzenlemelerin de Borçlar Kanun'un 20. maddesinde düzenlenen «genel işlem koşulları» niteliğinde bulunduğu anlaşıldığından, davacı tarafından ilk «genel kredi sözleşmesinin» düzenlenmesi esnasında verilen teminat senedi sebebiyle, teminat senetlerinin hangi hukuki ilişki ve ne için verilmişse sadece bunun için geçerli olabileceği, dola …
Mahkemece, asıl borçlu ile davalı banka arasındaki «kredi sözleşmeleri» ve davacının bu sözleşmelere «kefaleti» incelenmek suretiyle sonuca gidilmiş ise de davacı takibe konu bonoyu «avalist» sıfatıyla imzalamış olup, mülga 6762 sayılı TTK’nun 614 maddesi ve yürürlükteki 6102 sayılı TTK’nun 702. maddesi uyarınca avalist asıl borçlu gibi sorumlu olduğund …
1-Dava, «menfi tespit» istemine ilişkin olup; takip davacının «avalist» olduğu «bonoya» dayanılarak yapılmıştır.
Benzer bu karardaMahkemece, Dairemizin bozma ilamı ve tüm dosya kapsamına göre; davacının dava dışı Kooperatifin kullandığı krediye «kefil» olduğu, ayrıca kredi borcuna «teminat» olmak üzere düzenlenen bonoyu da «avalist» olarak imzaladığı, kredi borcunun ödenmesine rağmen davalı Banka'nın bonoyu takibe koyduğu, 11.022,36 TL'yi davacının davalı Banka'ya ödemek zorunda kaldığı, «kefalet sözleşme» tarihi göz önüne alındığında dava tarihi itibariyle henüz «zamanaşımı» süresi dolmadığı, davacının borçlu olmadığı halde davalıya ödemek zorunda kaldığı 11.022,36 TL’yi talep etmekte haklı olduğu, davacının maddi ve manevi zarar iddialarını somut deliller ile ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 11.022,36 TL alacağın ödeme tarihi olan 16/09/2009 tarihinden itibaren işleyecek «yasal faizi» ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine fazlaya dair talebin reddine, davacının manevi tazminat talebinin reddine karar verilmiştir.
Mahkemece, her ne kadar, davaya konu «kambiyo senedinin», dava dışı Kooperatifin davalı bankadan çektiği 18.05.2006 tarihli krediye karşılık «teminat» amacıyla verildiği, davalının «kredi sözleşmesini» «kefil» sıfatıyla imzaladığı ve 18.05.2006 keşide tarihli senedi de «avalist» sıfatıyla imzaladığı ancak kredi borcunun ödenmesine rağmen senedin takibe koyulduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmişse de, davalı bankanın, dav …
Bu durumda mahkemece, davalının savunmasında dayandığı diğer «kredi sözleşmelerinin» dosya içine kazandırılarak, 18.05.2006 keşide tarihli senedin davalının savunmasına dayanak yaptığı diğer kredi sözleşmelerinin borçlarına «teminat» oluşturup oluşturmadığının araştırılıp davaya konu senedin mezkur borçlara teminat oluşturduğunun anlaşılması halinde ise, söz konusu borçlardan dolayı davalı bankanın alacak miktarının ve bankaya yapılan ödemelerle borçların sona erdirilip erdirilmediğinin tespiti ve «bononun» teminat vasfının devam edip etmediği değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde «eksik inceleme» ve araştırmaya dayalı karar verilmesi isabetli olmamış olup, bu nedenle kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kambiyo senedi · kefil · istirdat · yasal faiz · eksik inceleme · zamanaşımı
Benzer bu karardaMahkemece, Dairemizin bozma ilamı ve tüm dosya kapsamına göre; davacının dava dışı Kooperatifin kullandığı krediye «kefil» olduğu, ayrıca kredi borcuna «teminat» olmak üzere düzenlenen bonoyu da «avalist» olarak imzaladığı, kredi borcunun ödenmesine rağmen davalı Banka'nın bonoyu takibe koyduğu, 11.022,36 TL'yi davacının davalı Banka'ya ödemek zorunda kaldığı, «kefalet sözleşme» tarihi göz önüne alındığında dava tarihi itibariyle henüz «zamanaşımı» süresi dolmadığı, davacının borçlu olmadığı halde davalıya ödemek zorunda kaldığı 11.022,36 TL’yi talep etmekte haklı olduğu, davacının maddi ve manevi zarar iddialarını somut deliller ile ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 11.022,36 TL alacağın ödeme tarihi olan 16/09/2009 tarihinden itibaren işleyecek «yasal faizi» ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine fazlaya dair talebin reddine, davacının manevi tazminat talebinin reddine karar verilmiştir.
Mahkemece, her ne kadar, davaya konu «kambiyo senedinin», dava dışı Kooperatifin davalı bankadan çektiği 18.05.2006 tarihli krediye karşılık «teminat» amacıyla verildiği, davalının «kredi sözleşmesini» «kefil» sıfatıyla imzaladığı ve 18.05.2006 keşide tarihli senedi de «avalist» sıfatıyla imzaladığı ancak kredi borcunun ödenmesine rağmen senedin takibe koyulduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmişse de, davalı bankanın, dav …
1- Dava, dava dışı kooperatifin kullandığı kredi borcuna karşılıklı «teminat» olarak verilen ve ödenen «bono» bedelinin «istirdatı» istemine ilişkindir.
Bu durumda mahkemece, davalının savunmasında dayandığı diğer «kredi sözleşmelerinin» dosya içine kazandırılarak, 18.05.2006 keşide tarihli senedin davalının savunmasına dayanak yaptığı diğer kredi sözleşmelerinin borçlarına «teminat» oluşturup oluşturmadığının araştırılıp davaya konu senedin mezkur borçlara teminat oluşturduğunun anlaşılması halinde ise, söz konusu borçlardan dolayı davalı bankanın alacak miktarının ve bankaya yapılan ödemelerle borçların sona erdirilip erdirilmediğinin tespiti ve «bononun» teminat vasfının devam edip etmediği değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde «eksik inceleme» ve araştırmaya dayalı karar verilmesi isabetli olmamış olup, bu nedenle kararın bozulması gerekmiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2020/6069 E. , 2021/3215 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi'nce verilen 08.03.2017 tarih ve 2014/627 E. - 2017/303 K. sayılı kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi'nce verilen 18.06.2020 tarih ve 2018/2009 E. - 2020/597 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalı banka tarafından Neyo Tekstil San. ve Tic.I.td.Şti ve ... adına kullandırılacak kredilerin teminatı olarak tarih ve tutarı boş olan senet düzenlendiğini ve bu senetin müvekkili tarafından da imzalandığını, tarih ve tutarı sonradan doldurulan bu senede dayanılarak davalı tarafından müvekkili adına İstanbul 26. İcra Müdürlüğü'nün 2013/10581-Esas sayılı dosyası ile icra takibi yapıldığını, müvekkilinin ortağı olduğu şirketin diğer hissedarları ile anlaşamadığı için 21.07.2011 tarihinde hisselerini devrederek şirketten ayrıldığını ve davalı bankaya da buna ilişkin bildirimde bulunulduğunu, müvekkilinin kefaletten vazgeçtiğini bildirdiği tarihe kadar davalı bankadan kredi kullanılmadığını, davalı tarafından müvekkiline 11.03.2013 tarihinde ...11.
Noterliği 07773 yevmiye numaralı ihtarname gönderilerek müşterek borçlu/ müteselsil kefil sıfatıyla toplam 349,352.00-TL borcu olduğu bildirildiğini, kambiyo takibine konu olan senedin sonradan doldurulduğu, davacının kefaletinin geçerli olabilmesi için kredinin geri ödeme planında ve çekilen tutarları gösterir belgelerde kefilin imzasının olması gerektiğini, bu senedin alınmak istenen kredinin teminatı olarak verildiğini, ancak davalıdan kaynaklanan sebeplerle kredi alınamadığını, davalı bankaya ihtarnameyle bildirimde bulunmalarına rağmen müvekkilinin ortak olduğu dönemde kullandırmadığı krediyi sonradan kullandırarak kötü niyetli işlem yaptığını ileri sürerek, davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine, takip konusu senedin iptaline, davalının takip tutarının % 20'sinden az olmamak kaydıyla icra inkar tazminatına mahkum edilmesine ve yargılama giderleri ile avukatlık ücretinin davalı tarafa yüklenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, kefaletin borçlu şirketin ortağı olup olmamakla da ilgili bir husus olmadığını, şirket hissesinin devredilmiş olmasının da kefaleti sonlandıran bir sebep olarak kabul edilmeyeceğini, davacı tarafın da müvekkili ile akdettiği sözleşme ile bu haklarından peşinen feragat etmiş olduğundan davacı tarafın kefaletten tek taraflı bir irade beyanıyla vazgeçmesinin mümkün olmadığını, keşide edilen ihtara rağmen borcun ödenmediğini, davacı tarafın iddialarının aksine icra takibine konu bononun tüm unsurları havi bir kambiyo senedi olup takibinde de itirazsız olarak kesinleştiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesince, davaya konu bononun dava dışı şirketin çekeceği kredilerin teminatını oluşturmak üzere teminat senedi olarak verildiğinin anlaşıldığı, kefalet sözleşmesi iki taraflı bir sözleşme olması nedeniyle sözleşmeden bir tarafın tek taraflı irade beyanı ile dönmesi mümkün değil ise de, davacı tarafça davalı bankaya dava dışı şirketin ortaklığından ayrılmasından sonra davalı bankaya gönderdiği ihtarname ile dava dışı şirketin bugüne kadar çektiği krediler varsa söz konusu krediler sebebiyle oluşan borcun kendisine bildirilmesini talep ettiği halde, davalı banka tarafından verilen cevabi yazıda herhangi bir borç bildiriminin yapılmadığı, mahkememizce yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda da bu tarihe kadar alınan tüm kredilerin ödenmiş olduğu, dava dışı şirketin ödenmeyen kredi borçlarının bu tarihten sonra kullandırılan kredilere ilişkin olduğu, bir güven kurumu olan bankaların yeni bir kredi verirken basiretli bir tacir gibi davranması ve yeni krediler için uygun teminatları alması gerektiği, kaldı ki ihtarname tarihine kadar bir borcu bulunmayan davacının çektiği ihtarname sonrası dava dışı şirkete kullandırılan kredilerden dolayı davacının sorumlu olduğunu iddia etmenin Medeni Kanun'un 2.
maddesinde düzenlenen dürüst davranma kuralına aykırılık oluşturduğu, sözleşmenin 22. maddesinde yer alan düzenlemelerin de Borçlar Kanun'un 20. maddesinde düzenlenen genel işlem koşulları niteliğinde bulunduğu anlaşıldığından, davacı tarafından ilk genel kredi sözleşmesinin düzenlenmesi esnasında verilen teminat senedi sebebiyle, teminat senetlerinin hangi hukuki ilişki ve ne için verilmişse sadece bunun için geçerli olabileceği, dolayısıyla davalı banka tarafından daha önce kullandırılan krediler sebebiyle alınan teminat senedi sebebiyle dava dışı şirkete sonradan kullandırılan krediler nedeniyle kullanılamayacağı gerekçesiyle, davanın kabulü ile, davacının İstanbul 26. İcra Müdürlüğü'nün 2013/10581 Esas sayılı dosyasında ve bu dosyada takibe konu edilen senet nedeniyle borçlu olmadığının tespitine, takip konusu senedin davacı yönünden iptaline, kötü niyet tazminatı isteminin şartları oluşmadığından reddine karar verilmiştir.
Karara karşı, davalı vekili istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince, ilk derece mahkemesi kararının isabetli olduğu gerekçesiyle, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1-Dava, menfi tespit istemine ilişkin olup; takip davacının avalist olduğu bonoya dayanılarak yapılmıştır. Davacı, davalıdan kredi kullanan dava dışı şirketin ortağı iken 21.07.2011 tarihinde ortaklıktan ayrıldıktan sonra davalıya gönderdiği 08.03.2012 tarihli ihtarname ile, kredi kullanan şirketin ortaklığından ayrıldığını, 21.07.2011 tarihinde sorumluluğunun sona erdiğini, bu tarihten sonra kullanılacak kredilerden dolayı sorumluluk kabul etmediğini bildirmiştir. Davalı ise dava dışı borçlu şirkete kullandırılan kredilerin aynı sözleşmeye dayanılarak kullandırıldığını ve dava konusu icra takibinin davacının kefilliğine değil, avalist sıfatına dayalı olarak yapıldığını savunmuştur. Mahkemece, asıl borçlu ile davalı banka arasındaki kredi sözleşmeleri ve davacının bu sözleşmelere kefaleti incelenmek suretiyle sonuca gidilmiş ise de davacı takibe konu bonoyu avalist sıfatıyla imzalamış olup, mülga 6762 sayılı TTK’nun 614 maddesi ve yürürlükteki 6102 sayılı TTK’nun 702.
maddesi uyarınca avalist asıl borçlu gibi sorumlu olduğundan, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, hatalı değerlendirme ile yazılı gerekçeyle davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ
Yukarda açıklanan nedenlerle davalının temyiz isteminin kabulü ile İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULARAK KALDIRILMASINA, HMK'nın 373/1. maddesi uyarınca dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davalıya iadesine, 01.04.2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/653042700 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz