6102TTK Türk Ticaret Kanunu

Menfi tespit

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2024/618 E. 2024/6301 K. ·

Kısmen onandı, kısmen bozulduKesinlik belirsiz

★ Emsal

Mahkemenin nitelemesi: Kıymetli evrak (kambiyo)

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
kambiyo takibi şahsi def'i genel işlem koşulları talil avalist hesap kat ihtarnamesi aval keşide tarihi kat ihtarnamesi şekil şartı temlik sözleşmesi vade tarihi tebliğ tarihi kefalet sözleşmesi teminat senedi hesap kat müşterek borçlu müteselsil kefil hakkın kötüye kullanılması direnme kararı müteselsil kefil basiretli tacir kambiyo senedi kefalet kazanılmış hak kötü niyet tazminatı genel kredi sözleşmesi def'i bono temlik vade kefil kötü niyet ihtar feragat bilirkişi incelemesi geçersizlik kredi sözleşmesi taahhütname ihtarname taşıyan tacir menfi tespit dava sebebi yükleten (shipper) teminat istinaf yoluna başvurulabilirlik i̇i̇k 72/son

Atıf yapılan mevzuat: TMK · TBK — TBK 20 · HMK · TTK — TTK 702

Gerekçe

Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).

İlk Derece Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı banka tarafından dava dışı Nego Tekstil San. ve Tic. Ltd. Şti. ve Şükrü ... Karadeniz adına kullandırılacak kredilerin teminatı olarak tarih ve tutarı boş olan senet düzenlendiğini ve bu senedin müvekkili tarafından imzalandığını, tarih ve tutarı sonradan doldurulan bu senede dayanılarak davalı tarafından müvekkiline karşı İstanbul 26. İcra Müdürlüğünün 2013/10581 E. sayılı dosyası ile icra takibi yapıldığını, müvekkilinin Nego Tekstil San. ve Tic. Ltd. Şti.'nde bulunan toplam 700.000,00 TL değerindeki hissesinin 600.000,00 TL’sini Şükrü ... Karadeniz'e 100.000,00 TL değerindeki hissesini ise ...'a 21.07.2011 tarihinde hisse devir ve temlik sözleşmesi ile devrederek şirketten ayrıldığını ve davalı bankaya buna ilişkin bildirimde bulunulduğunu, müvekkilinin kefaletten vazgeçtiğini bildirdiği tarihe kadar davalı bankadan kredi kullanılmadığını, davalı tarafından müvekkiline 13.03.2013 tarihli ihtarname gönderilerek müşterek borçlu/müteselsil kefil sıfatıyla toplam 349.352,00 TL borcu olduğu bildirildiğini, bu ihtarnamede borcun kaynağının ve hangi sözleşmeden kaynaklandığının bildirilmediğini, bu ihtarnameye verilen cevapta, borcun kabul edilmediğinin ve kredi kullanılmadan önce kefaletten vazgeçildiğinin davalı bankaya ihtarname ile bildirildiğini, kambiyo takibine konu olan senet incelendiğinde sonradan doldurulduğu ve geçerli olmadığının anlaşıldığını, takip konusu senedin keşide tarihinin 18.03.2011, vade tarihinin 23.01.2013 olduğunu, başka bir deyişle bu senedin gerçek bir senet olabilmesi için keşide tarihinde borç doğurucu bir işlemin veya kredinin bulunması gerektiğini, davalı kayıtları incelendiğinde görüleceği üzere, senedin keşide edildiği tarihte herhangi bir borç doğurucu işlemin söz konusu olmadığını, davacının kefaletinin geçerli olabilmesi için kredinin geri ödeme planında ve çekilen tutarları gösterir belgelerde kefilin imzasının olması gerektiğini, bu senedin alınmak istenen kredinin teminatı olarak verildiğini, ancak davalıdan kaynaklanan sebeplerle kredi alınamadığını, davalı bankaya ihtarnameyle bildirimde bulunmalarına rağmen müvekkilinin ortak olduğu dönemde kullandırmadığı krediyi sonradan kullandırarak kötü niyetli işlem yaptığını, müvekkilinin davalıya herhangi bir borcu olmadığını ileri sürerek müvekkilinin davalıya borçlu olmadığının tespitine, takip konusu senedin geçerli bir senet olmadığından iptaline, davalının yapmış olduğu takipte haksız ve kötü niyetli olması sebebiyle takip tutarının %20'sinden az olmamak kaydıyla tazminata mahkûm edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP

Davalı vekili cevap dilekçesinde; kefaletin, borçlu şirketin ortağı olup olmamakla ilgili bir husus olmayıp şirket hissesinin devredilmiş olmasının kefaleti sonlandıran bir sebep olarak kabul edilmeyeceğini, davacı taraf müvekkili banka ile akdettiği sözleşme ile bu haklarından peşinen feragat etmiş olduğundan kefaletten tek taraflı bir irade beyanıyla vazgeçmesinin mümkün olmadığını, Yargıtayın konuya ilişkin içtihatlarının da aynı yönde olduğunu, keşide edilen ihtara rağmen borcun ödenmediğini, davacı tarafın iddialarının aksine icra takibine konu bononun tüm unsurları taşıyan geçerli bir kambiyo senedi niteliğinde olduğunu ve icra takibinin de davacının itirazı olmadan kesinleştiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.

III. MAHKEME KARARLARI, BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ

A.Mahkemece Verilen ilk Karar

Mahkemece 18.06.2020 tarihli ve 2018/2009 E., 2020/597 K. sayılı kararı ile davaya konu bononun dava dışı şirketin çekeceği kredilerin teminatını oluşturmak üzere teminat senedi olarak verildiğinin anlaşıldığı, kefalet sözleşmesi iki taraflı bir sözleşme olması nedeniyle sözleşmeden bir tarafın tek taraflı irade beyanı ile dönmesi mümkün değil ise de, davacı tarafça davalı bankaya dava dışı şirketin ortaklığından ayrılmasından sonra davalı bankaya gönderdiği ihtarname ile dava dışı şirketin bugüne kadar çektiği krediler varsa söz konusu krediler sebebiyle oluşan borcun kendisine bildirilmesini talep ettiği halde, davalı banka tarafından verilen cevabi yazıda herhangi bir borç bildiriminin yapılmadığı, mahkememizce yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda da bu tarihe kadar alınan tüm kredilerin ödenmiş olduğu, dava dışı şirketin ödenmeyen kredi borçlarının bu tarihten sonra kullandırılan kredilere ilişkin olduğu, bir ... kurumu olan bankaların yeni bir kredi verirken basiretli bir tacir gibi davranması ve yeni krediler için uygun teminatları alması gerektiği, kaldı ki ihtarname tarihine kadar bir borcu bulunmayan davacının çektiği ihtarname sonrası dava dışı şirkete kullandırılan kredilerden dolayı davacının sorumlu olduğunu iddia etmenin 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 2 nci maddesinde düzenlenen dürüst davranma kuralına aykırılık oluşturduğu, sözleşmenin 22 nci maddesinde yer alan düzenlemelerin de 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 20 nci maddesinde düzenlenen genel işlem koşulları niteliğinde bulunduğu anlaşıldığından, davacı tarafından ilk genel kredi sözleşmesinin düzenlenmesi esnasında verilen teminat senedi sebebiyle, teminat senetlerinin hangi hukuki ilişki ve ne için verilmişse sadece bunun için geçerli olabileceği, dolayısıyla davalı banka tarafından daha önce kullandırılan krediler sebebiyle alınan teminat senedi sebebiyle dava dışı şirkete sonradan kullandırılan krediler nedeniyle kullanılamayacağı gerekçesiyle davanın kabulü ile davacının İstanbul 26. İcra Müdürlüğünün 2013/10581 E. sayılı dosyasında ve bu dosyada takibe konu edilen senet nedeniyle borçlu olmadığının tespitine, takip konusu senedin davacı yönünden iptaline, kötü niyet tazminatı isteminin şartları oluşmadığından reddine karar verilmiştir.

B. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı banka vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

C. Gerekçe ve Sonuç

Bölge Adliye Mahkemesinin 04.07.2019 tarihli ve 2018/1182 E., 2019/948 K. sayılı kararı ile; davalı banka vekilinin istinaf başvurularının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.

D. Bozma Kararı

Dairemizin 01.04.2021 tarih 2020/6069 E., 2021/3215 K. sayılı ilamı ile asıl borçlu ile davalı banka arasındaki kredi sözleşmeleri ve davacının bu sözleşmelere kefaleti incelenmek suretiyle sonuca gidilmiş ise de davacı takibe konu bonoyu avalist sıfatıyla imzalamış olup, mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6762 sayılı Kanun) 614 üncü maddesi ve yürürlükteki 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 702 nci maddesi uyarınca avalist asıl borçlu gibi sorumlu olduğundan, davanın reddine karar verilmesi gereğine işaret edilerek İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozularak kaldırılmasına, dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.

E. Mahkemece Verilen Direnme Kararı

Mahkemenin 06.10.2021 tarih ve 2021/360 E., 2021/760 K. sayılı kararı ile önceki gerekçeye ilaveten Yargıtay bozma ilamı davaya konu senetteki davacının avalist sıfatı ile yer aldığı ve asıl borçlu gibi sorumlu olduğundan bahisle davanın reddine karar verilmesi gerektiği belirtilmiş ise de, söz konusu senedin davacı tarafından kefil olunan ilk krediler için verildiğinin ve teminat senedi olduğu taraflar arasında akdedilen genel kredi sözleşmesinin 22 nci maddesi, bankanın tevilli beyanı, senedin tanzim tarihi, sonradan kullandırılan kredilerin tarihleri dikkate alındığında söz konusu senedin teminat senedi olduğunun anlaşıldığı, taraflar arasında akdedilen genel kredi sözleşmesi uyarınca bankanın bu şekilde teminat senedi alma hakkının bulunduğu, yine bu senedin davacı şirketin hissedarı iken kullandırılan kredilerin teminatını teşkil etmek üzere alındığının sabit olduğu, dolayısıyla asıl borçlu yönünden de bu tarihte kullandırılan kredilerin kapatılmış olması ve bu tarihte kullandırılan krediler sebebi ile hem asıl borçlu şirketin hem de avalist konumundaki davacının borcunun kalmadığı, artık borç bittikten sonra bir ... kurumu olan bankanın vermiş olduğu kredinin karşılığı almış olduğu teminat senedini iade etmesi gerektiği ve ilgili şirkete yeni kredi kullandırılacaksa buna yönelik yeni teminat senetleri alması gerektiği, oysa davalı bankanın ilk kullandırılan kredi sebebi ile bu kredi borçlarının teminatı olarak aldığı senedi iade şartları oluştuğu halde iade etmeyip uhdesinde tutup, daha sonra asıl borçlu şirkete kullandırılan kredilerde kullanmasının hakkın kötüye kullanımını oluşturduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

IV. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

Mahkemenin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri

Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesinin davacının kefaletten vazgeçme ihtarına bankanın cevap vermediği gerekçesi ile davacının sorumluluğunun sona erdiğinden bahisle direnme kararı vermiş ve davayı kabul etmiş ise de müvekkili bankanın bu ihtara cevap verdiğini; takip konusu senet teminat senedi olmayıp, aksinin ispat edilemediğini ve davacının kefalet sorumluluğunun sürdüğünü; imzalanan kredi sözleşmesinin süresiz olduğunu, sonradan kullandırılan krediler aval ve kefalet sorumluluğunu sona erdirmeyeceğini; davacının borçlu şirketteki hisselerini devretmesi kefaleti/aval sorumluluğunu sonlandıran bir sebep olarak kabul edilemeyeceği gibi gerek kredi limiti içerisinde yeni kredi kullanılması gerekse kefaletten tek taraflı vazgeçmenin kefalet/aval sorumluluğunu sonlandırmayacağını; davacı tarafın müvekkil banka tarafından icra takibi öncesinden keşide edilen hesap kat ihtarnamesine itiraz etmediğini bildirmiştir.

C.Dairemizin İnceleme Kararı

6100 sayılı Kanun'un 373 üncü maddesinin beşinci fıkrası gereğince Dairemizce yapılan incelemede, Daire kararının yerinde olduğu belirtilerek temyiz incelemesi yapılmak üzere dosyanın Hukuk Genel Kuruluna gönderilmesine karar verilmiştir.

D.Hukuk Genel Kurulu Kararı

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 01.03.2023 tarihli ve 2022/11-221 E. 2023/134 K. sayılı ilâmı ile davacı aval veren tarafından senedin zorunlu şekil şartlarına ilişkin bir eksiklik ileri sürülmediği, sadece bononun teminat senedi olduğundan bahisle geçersiz olduğunun ileri sürüldüğü, oysa ki, 6102 sayılı Kanun'un 702 nci maddesinin ikinci fıkrası gereğince aval veren kişinin teminat altına aldığı borç, şekle ait noksandan başka bir sebepten dolayı batıl olsa da, aval verenin taahhüdünün geçerli olacağı, başka bir deyişle, lehine aval verilenin borcu geçersiz olsa bile aval verenin bu geçersizliği ileri süremeyeceği, zira bononun teminat senedi olduğunun ileri sürülmesinin şahsi def'i niteliğinde olduğu ve bu def'inin yukarıda açıklanan hüküm nedeniyle davacı avalist tarafından ileri sürülmesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle Özel Daire bozma kararına uyulması gereğine işaret edilerek direnme kararı bozulmuştur.

E. Mahkemece Verilen Son Karar

Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile her ne kadar asıl borçlu ile davalı banka arasındaki kredi sözleşmeleri ve davacının bu sözleşmelere kefaleti incelenmek suretiyle sonuca gidilmiş ise de, davacı takibe konu bonoyu avalist sıfatıyla imzalamış olup, mülga 6762 sayılı Kanun'un 614'üncü maddesi ve yürürlükteki 6102 sayılı Kanun'un 702 nci maddesi uyarınca avalist asıl borçlu gibi sorumlu olduğundan, davanın reddine karar verilmiştir.

F. Temyiz Yoluna Başvuranlar

Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

G. Temyiz Sebepleri

Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı bankaya borçlu olmadığının mahkemenin ilk kararı ile tespit edildiğini, ihtarnamenin tebliği tarihine kadar alınan tüm kredilerin ödenmiş olduğunu, dava dışı şirketin ödenmeyen kredi borçlarının bu tarihten sonra kullandırılan kredilere ilişkin olduğunu, bir ... kurumu olan bankaların yeni bir kredi verirken basiretli bir tacir gibi davranarak vereceği yeni krediler için uygun teminatları alması gerektiğini, kaldı ki ihtarname tarihine kadar bir borcu bulunmayan müvekkilinin keşide ettiği ihtarname sonrası dava dışı şirkete kullandırılan kredilerden dolayı sorumlu olduğunu iddia etmenin 4721 sayılı Kanun'un 2 nci maddesinde düzenlenen dürüst davranma kuralına aykırılık oluşturduğunu, teminat senetlerinin hangi hukuki ilişki ve ne için verilmişse sadece bunun için geçerli olabileceğini, dolayısıyla davalı banka tarafından daha önce kullandırılan krediler sebebiyle alınan teminat senedinin, dava dışı şirkete sonradan kullandırılan krediler nedeniyle kullanılamayacağını ve müvekkilinin sorumlu tutulamayacağını, davalı bankanın yapmış olduğu savunmalar ile dava konusu bononun kredi borcu nedeniyle takibe konulduğunu ve bononun içerdiği borcun sebebinin kredi alacağı olduğunu açıklamakla senedi açıkça talil ettiğini, ancak sadece senetteki imzanın kefil mi avalist mi olarak atıldığı tartışmasından ileri gidilmediği için borç aslının irdelenmediğini, davanın reddinin dürüstlük ve iyi niyet kurallarına aykırı olduğunu belirterek ve dilekçelerindeki beyanlarla kararın bozulmasını istemiştir.

C. Gerekçe

1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme

Uyuşmazlık, genel kredi sözleşmesi nedeniyle borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk

1. 6100 sayılı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.

2. 6102 sayılı Kanun'un 72 ve 702 nci maddesi.

3. Değerlendirme

1. Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2. Temyizen incelenen İlk Derece Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Benzer Kararlar

Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.

  • Menfi tespit

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/6069 E. 2021/3215 K.

    Ortak: · Menfi tespit

    Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal

    Farklı:

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

11. Hukuk Dairesi         2024/618 E.  ,  2024/6301 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ Ticaret Mahkemesi

SAYISI 2023/263 Esas, 2023/609 Karar

HÜKÜM

Davanın reddi

Taraflar arasındaki genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan menfi tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.

Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairemizce yapılan inceleme sonunda bozulmuş, İlk Derece Mahkemesi tarafından Dairemiz bozma ilamına karşı direnilmiştir.

Direnme kararının davalı banka vekili tarafından temyizi üzerine Dairemizce bozma kararı yerinde bulunarak direnme kararı incelenmek üzere dosya Hukuk Genel Kuruluna gönderilmiştir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 01.03.2023 tarihli ve 2022/11-221 E. 2023/134 K. sayılı ilâmı ile direnme kararının yerinde olmadığına karar verilerek İlk Derece Mahkemesine gönderilmiş ve İlk Derece Mahkemesince bozma gerekçesine göre davanın reddine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı banka tarafından dava dışı Nego Tekstil San. ve Tic. Ltd. Şti. ve Şükrü ... Karadeniz adına kullandırılacak kredilerin teminatı olarak tarih ve tutarı boş olan senet düzenlendiğini ve bu senedin müvekkili tarafından imzalandığını, tarih ve tutarı sonradan doldurulan bu senede dayanılarak davalı tarafından müvekkiline karşı İstanbul 26. İcra Müdürlüğünün 2013/10581 E. sayılı dosyası ile icra takibi yapıldığını, müvekkilinin Nego Tekstil San. ve Tic. Ltd. Şti.'nde bulunan toplam 700.000,00 TL değerindeki hissesinin 600.000,00 TL’sini Şükrü ... Karadeniz'e 100.000,00 TL değerindeki hissesini ise ...'a 21.07.2011 tarihinde hisse devir ve temlik sözleşmesi ile devrederek şirketten ayrıldığını ve davalı bankaya buna ilişkin bildirimde bulunulduğunu, müvekkilinin kefaletten vazgeçtiğini bildirdiği tarihe kadar davalı bankadan kredi kullanılmadığını, davalı tarafından müvekkiline 13.03.2013 tarihli ihtarname gönderilerek müşterek borçlu/müteselsil kefil sıfatıyla toplam 349.352,00 TL borcu olduğu bildirildiğini, bu ihtarnamede borcun kaynağının ve hangi sözleşmeden kaynaklandığının bildirilmediğini, bu ihtarnameye verilen cevapta, borcun kabul edilmediğinin ve kredi kullanılmadan önce kefaletten vazgeçildiğinin davalı bankaya ihtarname ile bildirildiğini, kambiyo takibine konu olan senet incelendiğinde sonradan doldurulduğu ve geçerli olmadığının anlaşıldığını, takip konusu senedin keşide tarihinin 18.03.2011, vade tarihinin 23.01.2013 olduğunu, başka bir deyişle bu senedin gerçek bir senet olabilmesi için keşide tarihinde borç doğurucu bir işlemin veya kredinin bulunması gerektiğini, davalı kayıtları incelendiğinde görüleceği üzere, senedin keşide edildiği tarihte herhangi bir borç doğurucu işlemin söz konusu olmadığını, davacının kefaletinin geçerli olabilmesi için kredinin geri ödeme planında ve çekilen tutarları gösterir belgelerde kefilin imzasının olması gerektiğini, bu senedin alınmak istenen kredinin teminatı olarak verildiğini, ancak davalıdan kaynaklanan sebeplerle kredi alınamadığını, davalı bankaya ihtarnameyle bildirimde bulunmalarına rağmen müvekkilinin ortak olduğu dönemde kullandırmadığı krediyi sonradan kullandırarak kötü niyetli işlem yaptığını, müvekkilinin davalıya herhangi bir borcu olmadığını ileri sürerek müvekkilinin davalıya borçlu olmadığının tespitine, takip konusu senedin geçerli bir senet olmadığından iptaline, davalının yapmış olduğu takipte haksız ve kötü niyetli olması sebebiyle takip tutarının %20'sinden az olmamak kaydıyla tazminata mahkûm edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP

Davalı vekili cevap dilekçesinde; kefaletin, borçlu şirketin ortağı olup olmamakla ilgili bir husus olmayıp şirket hissesinin devredilmiş olmasının kefaleti sonlandıran bir sebep olarak kabul edilmeyeceğini, davacı taraf müvekkili banka ile akdettiği sözleşme ile bu haklarından peşinen feragat etmiş olduğundan kefaletten tek taraflı bir irade beyanıyla vazgeçmesinin mümkün olmadığını, Yargıtayın konuya ilişkin içtihatlarının da aynı yönde olduğunu, keşide edilen ihtara rağmen borcun ödenmediğini, davacı tarafın iddialarının aksine icra takibine konu bononun tüm unsurları taşıyan geçerli bir kambiyo senedi niteliğinde olduğunu ve icra takibinin de davacının itirazı olmadan kesinleştiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.

III. MAHKEME KARARLARI, BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ

A.Mahkemece Verilen ilk Karar

Mahkemece 18.06.2020 tarihli ve 2018/2009 E., 2020/597 K. sayılı kararı ile davaya konu bononun dava dışı şirketin çekeceği kredilerin teminatını oluşturmak üzere teminat senedi olarak verildiğinin anlaşıldığı, kefalet sözleşmesi iki taraflı bir sözleşme olması nedeniyle sözleşmeden bir tarafın tek taraflı irade beyanı ile dönmesi mümkün değil ise de, davacı tarafça davalı bankaya dava dışı şirketin ortaklığından ayrılmasından sonra davalı bankaya gönderdiği ihtarname ile dava dışı şirketin bugüne kadar çektiği krediler varsa söz konusu krediler sebebiyle oluşan borcun kendisine bildirilmesini talep ettiği halde, davalı banka tarafından verilen cevabi yazıda herhangi bir borç bildiriminin yapılmadığı, mahkememizce yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda da bu tarihe kadar alınan tüm kredilerin ödenmiş olduğu, dava dışı şirketin ödenmeyen kredi borçlarının bu tarihten sonra kullandırılan kredilere ilişkin olduğu, bir ...

kurumu olan bankaların yeni bir kredi verirken basiretli bir tacir gibi davranması ve yeni krediler için uygun teminatları alması gerektiği, kaldı ki ihtarname tarihine kadar bir borcu bulunmayan davacının çektiği ihtarname sonrası dava dışı şirkete kullandırılan kredilerden dolayı davacının sorumlu olduğunu iddia etmenin 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 2 nci maddesinde düzenlenen dürüst davranma kuralına aykırılık oluşturduğu, sözleşmenin 22 nci maddesinde yer alan düzenlemelerin de 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 20 nci maddesinde düzenlenen genel işlem koşulları niteliğinde bulunduğu anlaşıldığından, davacı tarafından ilk genel kredi sözleşmesinin düzenlenmesi esnasında verilen teminat senedi sebebiyle, teminat senetlerinin hangi hukuki ilişki ve ne için verilmişse sadece bunun için geçerli olabileceği, dolayısıyla davalı banka tarafından daha önce kullandırılan krediler sebebiyle alınan teminat senedi sebebiyle dava dışı şirkete sonradan kullandırılan krediler nedeniyle kullanılamayacağı gerekçesiyle davanın kabulü ile davacının İstanbul 26.

İcra Müdürlüğünün 2013/10581 E. sayılı dosyasında ve bu dosyada takibe konu edilen senet nedeniyle borçlu olmadığının tespitine, takip konusu senedin davacı yönünden iptaline, kötü niyet tazminatı isteminin şartları oluşmadığından reddine karar verilmiştir.

B. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı banka vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

C. Gerekçe ve Sonuç

Bölge Adliye Mahkemesinin 04.07.2019 tarihli ve 2018/1182 E., 2019/948 K. sayılı kararı ile; davalı banka vekilinin istinaf başvurularının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.

D. Bozma Kararı

Dairemizin 01.04.2021 tarih 2020/6069 E., 2021/3215 K. sayılı ilamı ile asıl borçlu ile davalı banka arasındaki kredi sözleşmeleri ve davacının bu sözleşmelere kefaleti incelenmek suretiyle sonuca gidilmiş ise de davacı takibe konu bonoyu avalist sıfatıyla imzalamış olup, mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6762 sayılı Kanun) 614 üncü maddesi ve yürürlükteki 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 702 nci maddesi uyarınca avalist asıl borçlu gibi sorumlu olduğundan, davanın reddine karar verilmesi gereğine işaret edilerek İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozularak kaldırılmasına, dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.

E. Mahkemece Verilen Direnme Kararı

Mahkemenin 06.10.2021 tarih ve 2021/360 E., 2021/760 K. sayılı kararı ile önceki gerekçeye ilaveten Yargıtay bozma ilamı davaya konu senetteki davacının avalist sıfatı ile yer aldığı ve asıl borçlu gibi sorumlu olduğundan bahisle davanın reddine karar verilmesi gerektiği belirtilmiş ise de, söz konusu senedin davacı tarafından kefil olunan ilk krediler için verildiğinin ve teminat senedi olduğu taraflar arasında akdedilen genel kredi sözleşmesinin 22 nci maddesi, bankanın tevilli beyanı, senedin tanzim tarihi, sonradan kullandırılan kredilerin tarihleri dikkate alındığında söz konusu senedin teminat senedi olduğunun anlaşıldığı, taraflar arasında akdedilen genel kredi sözleşmesi uyarınca bankanın bu şekilde teminat senedi alma hakkının bulunduğu, yine bu senedin davacı şirketin hissedarı iken kullandırılan kredilerin teminatını teşkil etmek üzere alındığının sabit olduğu, dolayısıyla asıl borçlu yönünden de bu tarihte kullandırılan kredilerin kapatılmış olması ve bu tarihte kullandırılan krediler sebebi ile hem asıl borçlu şirketin hem de avalist konumundaki davacının borcunun kalmadığı, artık borç bittikten sonra bir ...

kurumu olan bankanın vermiş olduğu kredinin karşılığı almış olduğu teminat senedini iade etmesi gerektiği ve ilgili şirkete yeni kredi kullandırılacaksa buna yönelik yeni teminat senetleri alması gerektiği, oysa davalı bankanın ilk kullandırılan kredi sebebi ile bu kredi borçlarının teminatı olarak aldığı senedi iade şartları oluştuğu halde iade etmeyip uhdesinde tutup, daha sonra asıl borçlu şirkete kullandırılan kredilerde kullanmasının hakkın kötüye kullanımını oluşturduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

IV. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

Mahkemenin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri

Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesinin davacının kefaletten vazgeçme ihtarına bankanın cevap vermediği gerekçesi ile davacının sorumluluğunun sona erdiğinden bahisle direnme kararı vermiş ve davayı kabul etmiş ise de müvekkili bankanın bu ihtara cevap verdiğini; takip konusu senet teminat senedi olmayıp, aksinin ispat edilemediğini ve davacının kefalet sorumluluğunun sürdüğünü; imzalanan kredi sözleşmesinin süresiz olduğunu, sonradan kullandırılan krediler aval ve kefalet sorumluluğunu sona erdirmeyeceğini; davacının borçlu şirketteki hisselerini devretmesi kefaleti/aval sorumluluğunu sonlandıran bir sebep olarak kabul edilemeyeceği gibi gerek kredi limiti içerisinde yeni kredi kullanılması gerekse kefaletten tek taraflı vazgeçmenin kefalet/aval sorumluluğunu sonlandırmayacağını;

davacı tarafın müvekkil banka tarafından icra takibi öncesinden keşide edilen hesap kat ihtarnamesine itiraz etmediğini bildirmiştir.

C.Dairemizin İnceleme Kararı

6100 sayılı Kanun'un 373 üncü maddesinin beşinci fıkrası gereğince Dairemizce yapılan incelemede, Daire kararının yerinde olduğu belirtilerek temyiz incelemesi yapılmak üzere dosyanın Hukuk Genel Kuruluna gönderilmesine karar verilmiştir.

D.Hukuk Genel Kurulu Kararı

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 01.03.2023 tarihli ve 2022/11-221 E. 2023/134 K. sayılı ilâmı ile davacı aval veren tarafından senedin zorunlu şekil şartlarına ilişkin bir eksiklik ileri sürülmediği, sadece bononun teminat senedi olduğundan bahisle geçersiz olduğunun ileri sürüldüğü, oysa ki, 6102 sayılı Kanun'un 702 nci maddesinin ikinci fıkrası gereğince aval veren kişinin teminat altına aldığı borç, şekle ait noksandan başka bir sebepten dolayı batıl olsa da, aval verenin taahhüdünün geçerli olacağı, başka bir deyişle, lehine aval verilenin borcu geçersiz olsa bile aval verenin bu geçersizliği ileri süremeyeceği, zira bononun teminat senedi olduğunun ileri sürülmesinin şahsi def'i niteliğinde olduğu ve bu def'inin yukarıda açıklanan hüküm nedeniyle davacı avalist tarafından ileri sürülmesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle Özel Daire bozma kararına uyulması gereğine işaret edilerek direnme kararı bozulmuştur.

E. Mahkemece Verilen Son Karar

Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile her ne kadar asıl borçlu ile davalı banka arasındaki kredi sözleşmeleri ve davacının bu sözleşmelere kefaleti incelenmek suretiyle sonuca gidilmiş ise de, davacı takibe konu bonoyu avalist sıfatıyla imzalamış olup, mülga 6762 sayılı Kanun'un 614'üncü maddesi ve yürürlükteki 6102 sayılı Kanun'un 702 nci maddesi uyarınca avalist asıl borçlu gibi sorumlu olduğundan, davanın reddine karar verilmiştir.

F. Temyiz Yoluna Başvuranlar

Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

G. Temyiz Sebepleri

Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı bankaya borçlu olmadığının mahkemenin ilk kararı ile tespit edildiğini, ihtarnamenin tebliği tarihine kadar alınan tüm kredilerin ödenmiş olduğunu, dava dışı şirketin ödenmeyen kredi borçlarının bu tarihten sonra kullandırılan kredilere ilişkin olduğunu, bir ... kurumu olan bankaların yeni bir kredi verirken basiretli bir tacir gibi davranarak vereceği yeni krediler için uygun teminatları alması gerektiğini, kaldı ki ihtarname tarihine kadar bir borcu bulunmayan müvekkilinin keşide ettiği ihtarname sonrası dava dışı şirkete kullandırılan kredilerden dolayı sorumlu olduğunu iddia etmenin 4721 sayılı Kanun'un 2 nci maddesinde düzenlenen dürüst davranma kuralına aykırılık oluşturduğunu, teminat senetlerinin hangi hukuki ilişki ve ne için verilmişse sadece bunun için geçerli olabileceğini, dolayısıyla davalı banka tarafından daha önce kullandırılan krediler sebebiyle alınan teminat senedinin, dava dışı şirkete sonradan kullandırılan krediler nedeniyle kullanılamayacağını ve müvekkilinin sorumlu tutulamayacağını, davalı bankanın yapmış olduğu savunmalar ile dava konusu bononun kredi borcu nedeniyle takibe konulduğunu ve bononun içerdiği borcun sebebinin kredi alacağı olduğunu açıklamakla senedi açıkça talil ettiğini, ancak sadece senetteki imzanın kefil mi avalist mi olarak atıldığı tartışmasından ileri gidilmediği için borç aslının irdelenmediğini, davanın reddinin dürüstlük ve iyi niyet kurallarına aykırı olduğunu belirterek ve dilekçelerindeki beyanlarla kararın bozulmasını istemiştir.

C. Gerekçe

1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme

Uyuşmazlık, genel kredi sözleşmesi nedeniyle borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk

1. 6100 sayılı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.

2. 6102 sayılı Kanun'un 72 ve 702 nci maddesi.

3. Değerlendirme

1. Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2. Temyizen incelenen İlk Derece Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

VII. KARAR

Açıklanan sebeple;

Davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

11.09.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1078053400 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.