Tazminat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2019/998 E. 2020/3422 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
hukuki yolların tüketilmesi↗ kusur karinesi↗ aydınlatma yükümlülüğü↗ kasa açığı↗ kusur sorumluluğu↗ ispat külfeti↗ ibra↗ müteselsil sorumluluk↗ şirket zararı↗ ispat yükü↗ tmsf↗ yönetim kurulu kararı↗ kusur↗ eksik inceleme↗ görevli mahkeme↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, dava konusu edilen 46,81 TL'lik kasa açığının ne şekilde meydana geldiğine dair usulüne uygun bir kasa sayımı yapılmamış olması sebebiyle belirsiz olduğu, bu nedenle belirtilen kasa açığının varlığının tespit edilmediği, apel ödemesinden gelen 250.000,00 TL'nin 230.000,00 TL'lik kısmının Rumeli Grubu Şirketlerinden Betonsan Beton A.Ş.'ye oradan döndükten sonra da Uzan Grubu Şirketi Rumeli Holding A.Ş'ye 223.000,00 TL olarak aktarıldığı ve bu paranın geri dönmemiş olduğunun sabit olduğu, Simetri Hava Yolları A.Ş tarafından 223.000,00 TL'nin Rumeli Holding A.Ş.'ye ödünç
olarak aktarılmasıyla ilgili olarak davalıların şirket genel kurulunda ibra edildikleri, somut olayda Simetri Hava Yolları A.Ş. tarafından belirtilen alacağın Rumeli Holding A.Ş.'den talep edildiği, yapılan takibin semeresiz kaldığına ilişkin bir delilin bulunmadığı, ticari hayatın gerekleri dikkate alındığında Simetri Hava Yolları Yatırım ve Ticaret A.Ş. tarafından 223.000,00 TL'nin Rumeli Holding A.Ş.'ye aktarılmasında hukuka aykırı bir yön bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine dair verilen kararın davacı vekili tarafından temyizi üzerine karar Dairemizce onanmıştır.
Davacı vekili, bu kez karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
1- Dosyadaki yazılara, mahkeme kararında belirtilip Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere göre, davacı vekilinin HUMK 440. maddesinde sayılan hallerden hiçbirisini ihtiva etmeyen sair karar düzeltme istemlerinin reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Dava, TMSF tarafından yönetim ve denetimine el konulan Uzan Grubu şirketlerinden Simetri Hava Yolları Yatırım ve Ticaret A.Ş.'nin önceki dönemlerde yönetim ve denetim kurulu üyesi olan davalıların, görevleri sırasında zarara neden oldukları iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkindir.
Kural olarak, yönetim kurulu üyeleri şirket adına yaptıkları işlemlerden dolayı kişisel olarak sorumlu tutulamazlarsa da, TTK’nın 336. maddesinde belirtilen hallerde ortaklığa ve ortaklık alacaklılarına karşı kusursuz olduklarını ispat etmedikçe tüm yöneticiler oluşan zarardan müteselsilen sorumlu olurlar. Yani yönetim kurulu üyelerinin görevlerini ifaları sırasında bir zarar oluşmuşsa, bu zararın üyelerin kusurlu eylemi sonucunda meydana geldiğinin kabulü gerekmektedir. Başka bir deyişle, Türk Ticaret Kanunu yönetim kurulu üyeleri için ispat yükü ters çevrilmiş kusur esasına dayanan bir sorumluluk öngörmüş ve yönetim kurulu üyeleri aleyhine kusur karinesi kabul etmiştir. Nitekim TTK’nın 338. maddesinde, yönetim kurulu üyelerinin kusur ve sorumluluklarının bulunmadığını ispat edemedikleri takdirde zarardan sorumlu oldukları düzenlenmiştir. Yine TTK’nın 337. maddesinde, yeni seçilen veya tayin olunan yönetim kurulu üyelerinin, seleflerinin belli olan yolsuz muamelelerini murakıplara bildirmeğe mecbur oldukları, aksi halde seleflerinin sorumluluklarına iştirak edecekleri belirtilmiştir. Denetim kurulu üyelerinin de kusursuz olduklarını ispat etmedikçe zarardan sorumlu bulundukları, TTK’nın 359. maddesinde düzenlenmiştir.
Somut olayda da davacı taraf, önceki dönemde yönetim ve denetim kurulu üyesi olan davalıların şirketi zarara uğrattıklarını ileri sürmüş, hangi eylemleriyle zararın doğduğunu dava dilekçesinde açıklamış, mahkemece bilirkişi raporlarına itibar edilerek yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir. Ancak, hüküm yeterli araştırma ve incelemeye dayanmadığı gibi, temel alınan bilirkişi raporları da uyuşmazlığı çözmeye elverişli değildir. Zira, mahkemenin kabulünün aksine, grup içi şirketlere aktarılan paranın şirket zararı olarak kabul edilebilmesi için yönetim kurulu üyeleri ve denetçiler aleyhine dava açılmadan önce esas borçlu dava dışı şirket hakkında borcun takibi amacıyla harekete geçilmesinin ve bunun semeresiz kalmasının, başka bir ifade ile alacağın tahsili hususunda gereken tüm hukuki yolların tüketilmesinin davalıların sorumluluğuna gidilmesinin ön şartı olarak görülmesi olanaklı değildir.
Öte yandan, TTK’nın 380. maddesinde düzenlenen ibra, yönetim kurulu üyeleri ve denetçilerin ortaklığın bir yıllık hasep dönemi içindeki çalışmalarından dolayı sorumluluklarının doğmayacağı, işlem ve faaliyetlerinin yasa ve ana sözleşme hükümlerine uygun bulunduğuna yönelik genel kurulun bir irade açıklamasıdır. Ancak, geçerli bir ibranın söz konusu olabilmesi için, başka bir anlatımla ibranın geçerli şekilde sonuç doğurabilmesi için, sorumluluğa esas işlem veya faaliyetin genel kurulda ayrıca ve açıkça tartışılması, normal düzeydeki bir ortağın anlayacağı şekilde ortaya konulması veya bilançoda gösterilmesi gerekir. Aksi halde, ilgililerin sorumluluğu söz konusudur. Bu itibarla, dava konusu eylemin faaliyet raporları ve bilançolara konu olup olmadığının, genel kurullarda değerlendirilip tartışılmak suretiyle ibra kararı verilip verilmediğinin de tespiti yapılmalıdır.
Bu durumda mahkemece, uyuşmazlığın aydınlatılması yükümlülüğü çerçevesinde yukarıda anılan iddianın öncelikle davacı için bir zarar olup olmadığı varsa miktarının denetlenebilir bir şekilde gerektiğinde bilirkişi kurulu marifeti ile kuşkuya yer bırakmaksızın saptanması, bu hususun şirket için bir zarar kalemi olarak kabulü halinde, yönetim ve denetim kurulu eski üyelerinin, TTK'nın 336 vd. maddeleri bağlamında ispat külfeti ters çevrilmiş kusur sorumluluğu ilkeleri çerçevesinde, kusursuzluklarını kanıtlayamamaları halinde oluşan zarardan sorumlu olduklarının ilke olarak kabulü ve ayrıca ibranın sonuç doğrulabilmesi için yukarıda da açıklandığı üzere açık ibra olması gerektiği hususları nazara alınarak sonucuna göre bir karar vermek gerekirken eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirmeye dayalı yazılı gerekçe ile hüküm tesisi doğru olmayıp kararın bozulması gerektiğinden Dairemizin 02.10.2018 tarih, 2016/14999 E-2018/5915 K. sayılı onama ilamının kaldırılarak mahkemece verilen kararın yukarıda açıklanan gerekçe ile bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/4564 E. 2012/9914 K.
Ortak:kusur karinesi · kasa açığı · kusur sorumluluğu · müteselsil sorumluluk · şirket zararı · ispat yükü · yönetim kurulu kararı · kusur
İncelediğiniz karardaBaşka bir deyişle, Türk Ticaret Kanunu «yönetim kurulu» üyeleri için «ispat yükü» ters çevrilmiş «kusur» esasına dayanan bir sorumluluk öngörmüş ve yönetim kurulu üyeleri aleyhine «kusur karinesi» kabul etmiştir.
Kural olarak, «yönetim kurulu» üyeleri şirket adına yaptıkları işlemlerden dolayı kişisel olarak sorumlu tutulamazlarsa da, TTK’nın 336. maddesinde belirtilen hallerde ortaklığa ve ortaklık alacaklılarına karşı kusursuz olduklarını ispat etmedikçe tüm yöneticiler oluşan zarardan «müteselsilen sorumlu» olurlar.
Nitekim TTK’nın 338. maddesinde, «yönetim kurulu» üyelerinin «kusur» ve sorumluluklarının bulunmadığını ispat edemedikleri takdirde zarardan sorumlu oldukları düzenlenmiştir.
Benzer bu karardaBaşka bir deyişle, Türk Ticaret Kanunu «yönetim kurulu» üyeleri için «ispat yükü» ters çevrilmiş «kusur» esasına dayanan bir sorumluluk öngörmüş ve yönetim kurulu üyeleri aleyhine «kusur karinesini» kabul etmiştir (Gönen Eriş, Ticari İşletme ve Şirketler, s:1941, 1942, 1999).
Kural olarak, «yönetim kurulu» üyeleri şirket adına yaptıkları işlemlerden dolayı kişisel olarak sorumlu tutulamazlarsa da, TTK’nun 336. maddesinde belirtilen hallerde ortaklığa ve ortaklık alacaklılarına karşı kusursuz olduklarını ispat etmedikçe tüm yöneticiler oluşan zarardan «müteselsilen sorumlu» olurlar.
Nitekim TTK’nun 338. maddesinde, «yönetim kurulu» üyelerinin «kusur» ve sorumluluklarının bulunmadığını ispat edemedikleri takdirde zarardan sorumlu oldukları düzenlenmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:şirketin tasfiyesi · sermaye artırımı · kâr payı · vekalet ücreti
Benzer bu karardaMahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, «kasa açığı» ile ilgili kasa sayım tutanağından kasanın 31/03/2004 tarihi itibariyle sayıma tabi tutulduğu, davacı vekilince kasa açığının 13/02/2004 tarihinde meydana geldiğinin bildirildiği, bu belgenin sayım kurulu tarafından imzası açılmış kişilerin imzalarını taşımadığı gibi belgede kasanın 31/03/2004 tarihinde sayıma tabi tutulduğu belirtildiği halde, kasa açığının 13/02/2004 tarihinde meydana geldiği sonucunda nasıl ulaşıldığının tespit edilemediği, dolayısıyla kasa açığı iddiasının gerçek durumu yansıtan ve usulüne uygun olarak düzenlenmiş objektif belgelere dayanmadığı, dava konusu Rumeli Holding A.Ş.'ne yapılan ödemeden kaynaklanan zarar talebi için bu alacağın değersiz hale geldiğine ilişkin herhangi bir belgenin sunulmadığı gibi bu ödemenin kaynağının sağlandığı diğer grup şirketine ödeme yapıldığına dair bir belgeye de rastlanmadığı ve anılan alacak tutarının borç ödemeden aciz belgesine bağlandığına ilişkin veri bulunmadığından bu zararın oluştuğunun da anlaşılamadığı, dava dışı İmar Bankası A.Ş.'nin «sermaye artırımına» katılmak suretiyle oluştuğu iddia edilen zarar konusunda da uğranılmış somut kaynak sağlama maliyetinden ya da bu tutarda bir yatırım ile kaçınılan alternatif gelir olanaklarından söz edilmediği, böyle bir zararın oluşabilmesi için iştirak edilen «şirketin tasfiyesi» sonucu kalan mal varlığından tahsil edilmesi olanaksızlaşan sermaye «payının» bulunması gerektiği, aksi halde şirket bilançosunda mali duran varlıklar içinde kayıtlı bulunan iştirak nedeniyle zarar iddiasının objektif dayanaktan yoksun kalac …
… ykırı bir yön bulunmamasına ve mahkemece muhasebe kayıtlarına göre kasada fiilen mevcut olmayan meblağ ile başka bir grup şirketi olan İmar Bankası A.Ş.’nin bedelli «sermaye artırımına» iştirak etmek için ödenen meblağ dolayısıyla davacı «şirketin zarara» uğratıldığına dair davanın reddedilmesinde bir isabetsizliğin bulunmamasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer …
3- Bozma neden ve şekline göre, davacı vekilinin mahkemece hükmedilen «vekalet ücretine» yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/4384 E. 2013/20147 K.
Ortak:kusur karinesi · kasa açığı · kusur sorumluluğu · müteselsil sorumluluk · şirket zararı · ispat yükü · yönetim kurulu kararı · kusur
İncelediğiniz karardaBaşka bir deyişle, Türk Ticaret Kanunu «yönetim kurulu» üyeleri için «ispat yükü» ters çevrilmiş «kusur» esasına dayanan bir sorumluluk öngörmüş ve yönetim kurulu üyeleri aleyhine «kusur karinesi» kabul etmiştir.
Kural olarak, «yönetim kurulu» üyeleri şirket adına yaptıkları işlemlerden dolayı kişisel olarak sorumlu tutulamazlarsa da, TTK’nın 336. maddesinde belirtilen hallerde ortaklığa ve ortaklık alacaklılarına karşı kusursuz olduklarını ispat etmedikçe tüm yöneticiler oluşan zarardan «müteselsilen sorumlu» olurlar.
Nitekim TTK’nın 338. maddesinde, «yönetim kurulu» üyelerinin «kusur» ve sorumluluklarının bulunmadığını ispat edemedikleri takdirde zarardan sorumlu oldukları düzenlenmiştir.
Benzer bu karardaBaşka bir deyişle, Türk Ticaret Kanunu «yönetim kurulu» üyeleri için «ispat yükü» ters çevrilmiş «kusur» esasına dayanan bir sorumluluk öngörmüş ve yönetim kurulu üyeleri aleyhine «kusur karinesi» kabul etmiştir (...
… nda para transferi yapıldığı, mevzuatta grup şirketlerin aralarında para alışverişini yasaklayan ve sınırlayan bir düzenleme bulunmadığı, bu nedenle davacı şirketin «dahil» olduğu grup içinde bulunan başka bir firmaya borç verilmesi nedeni ile kanuna aykırı bir eylemde bulunulduğu hususunun iddia edilemeyeceği, para transferinin ne amaçla yapıldığının dosya kapsamından açıklığa kavuşmadığı, «yönetim kurulu» üyeleri ve denetçiler aleyhine dava açılmadan önce esas borçlu hakkında yani yani dava dışı şirketler hakkında borcun takibi için harekete geçilmesi, bunun semeresiz kalması halinde ancak yönetim kurulu üyeleri ve denetçiler hakkında dava açılabileceği, denetçilerin kusurlu davrandığından söz edilemeyeceği, «kasa açığı» ile ilgili olarak ise devir tarihinde eski yöneticiler ve denetçiler ile yapılan bir devir tutanağı ve noter tespitinin bulunmaması, sonradan düzenlenen kasa sayım …
Kural olarak, «yönetim kurulu» üyeleri şirket adına yaptıkları işlemlerden dolayı kişisel olarak sorumlu tutulamazlarsa da, TTK’nun 336. maddesinde belirtilen hallerde ortaklığa ve ortaklık alacaklılarına karşı kusursuz olduklarını ispat etmedikçe tüm yöneticiler oluşan zarardan «müteselsilen sorumlu» olurlar.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:ticari teamül · teamül · temlik · dahili dava · vekalet ücreti
Benzer bu karardaDavacı şirket ortaklarınca paranın davacı şirketin ticari amaçları doğrultusunda, kendi ticari faaliyetleri için kullanılması gerekirken, «ticari teamüllere» aykırı bir şekilde ve basiretsiz davranmak suretiyle, başka bir şirkete aktarılması, şirket açısından bir zarardır.
… nda para transferi yapıldığı, mevzuatta grup şirketlerin aralarında para alışverişini yasaklayan ve sınırlayan bir düzenleme bulunmadığı, bu nedenle davacı şirketin «dahil» olduğu grup içinde bulunan başka bir firmaya borç verilmesi nedeni ile kanuna aykırı bir eylemde bulunulduğu hususunun iddia edilemeyeceği, para transferinin ne amaçla yapıldığının dosya kapsamından açıklığa kavuşmadığı, «yönetim kurulu» üyeleri ve denetçiler aleyhine dava açılmadan önce esas borçlu hakkında yani yani dava dışı şirketler hakkında borcun takibi için harekete geçilmesi, bunun semeresiz kalması halinde ancak yönetim kurulu üyeleri ve denetçiler hakkında dava açılabileceği, denetçilerin kusurlu davrandığından söz edilemeyeceği, «kasa açığı» ile ilgili olarak ise devir tarihinde eski yöneticiler ve denetçiler ile yapılan bir devir tutanağı ve noter tespitinin bulunmaması, sonradan düzenlenen kasa sayım …
Kararı, «temlik» alan TMSF vekili, davalılar ... ve ... vekili temyiz etmiştir.
3- Bozma neden ve şekline göre, davalılar ... ve ... vekilinin mahkemece hükmedilen «vekalet ücretine» yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/7187 E. 2016/6792 K.
Ortak:kusur karinesi · kasa açığı · kusur sorumluluğu · müteselsil sorumluluk · şirket zararı · ispat yükü · yönetim kurulu kararı · kusur
İncelediğiniz karardaBaşka bir deyişle, Türk Ticaret Kanunu «yönetim kurulu» üyeleri için «ispat yükü» ters çevrilmiş «kusur» esasına dayanan bir sorumluluk öngörmüş ve yönetim kurulu üyeleri aleyhine «kusur karinesi» kabul etmiştir.
Kural olarak, «yönetim kurulu» üyeleri şirket adına yaptıkları işlemlerden dolayı kişisel olarak sorumlu tutulamazlarsa da, TTK’nın 336. maddesinde belirtilen hallerde ortaklığa ve ortaklık alacaklılarına karşı kusursuz olduklarını ispat etmedikçe tüm yöneticiler oluşan zarardan «müteselsilen sorumlu» olurlar.
Nitekim TTK’nın 338. maddesinde, «yönetim kurulu» üyelerinin «kusur» ve sorumluluklarının bulunmadığını ispat edemedikleri takdirde zarardan sorumlu oldukları düzenlenmiştir.
Benzer bu karardaKanunu «yönetim kurulu» üyeleri için «ispat yükü» ters çevrilmiş «kusur» esasına dayanan bir sorumluluk öngörmüş ve yönetim kurulu üyeleri aleyhine «kusur karinesi» kabul etmiştir (Gönen Eriş, Ticari İşletme ve Şirketler, s:1941, 1942, 1999).
… hasebeleştirildiği, ne 13.02.2004 tarihinde ne de 31.08.2004 tarihinde fiilen kasa sayımı yapıldığına ilişkin bir belgenin de dava dosyasına sunulmadığı, bu durumda «kasa açığının» doğmasına davalıların sebebiyet verdiği yolundaki davacı şirket iddialarının ispat edilemediği, davacının sermaye payını ödeme yükümüne uygun davranmayan şirket ortaklarına karşı giriştiği icra takiplerinin semeresiz kaldığına dair "«aciz vesikalarını»" «ibraz» etmesi, buna bağlı olarak ve ancak bu hususun ikmali kaydıyla, TTK'nın 340. ve 307 hükümleri de gözetilerek; şirket «yönetim kurulu» üyelerinin "gerek kanun gerek esas mukavelenin kendilerine yüklediği sair vazifelerin kasten veya ihmal neticesi olarak yapılmaması" gerekçesine dayalı olarak ve diğer maddi ve usulü koşullar da araştırılmak suretiyle davalılardan talepte bulunabileceği gerekçesi ile asıl davada davalılar ..., ... ve ...’a karşı açılan davanın reddine, davalı ...’a karşı açılan davada, davalı ...’ın «sermaye taahhüt» borcu nedeni ile birleşen davada karar verildiği, yeniden sermaye taahhüdü nedeni ile bir karar «verilmesine yer olmadığına», davalı ...'ın yönetim kurulu üyesi olması nedeni ile herhangi bir sorumluluğu olmaması nedeni ile bu konudaki talebin reddine, davalı ... hakkında açılan davanın kısmen kabul, kısmen reddi ile aynı zamanda şirket ortağı olması sebebiyle 3.300,00 TL sermaye taahhüt borcu ve 19.04.2005 tarihine kadar «işlemiş faiz» olan 5.993,72 TL olmak üzere toplam 9.293,72 TL'nin asıl alacağa dava tarihinden itibaren değişen oranlarda «reeskont faizi» ile birlikte davalı ...’dan tahsiline, davalı ... hakkında açılan davanın kısmen kabul, kısmen reddi ile aynı zamanda şirket ortağı olması sebebiyle 300,00 TL serm …
Kural olarak, «yönetim kurulu» üyeleri şirket adına yaptıkları işlemlerden dolayı kişisel olarak sorumlu tutulamazlarsa da, öğretideki baskın görüşe göre, TTK’nın 336. maddesinde belirtilen hallerde ortaklığa ve ortaklık alacaklılarına karşı kusursuz olduklarını ispat etmedikçe tüm yöneticiler oluşan zarardan «müteselsilen sorumlu» olurlar.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:feragate yetki · kimlik tespiti · sermaye taahhüdü · tazmin talebi · aciz vesikası · tahsilde tekerrür olmaması · tahsilde tekerrür · reeskont faizi
Benzer bu kararda… hasebeleştirildiği, ne 13.02.2004 tarihinde ne de 31.08.2004 tarihinde fiilen kasa sayımı yapıldığına ilişkin bir belgenin de dava dosyasına sunulmadığı, bu durumda «kasa açığının» doğmasına davalıların sebebiyet verdiği yolundaki davacı şirket iddialarının ispat edilemediği, davacının sermaye payını ödeme yükümüne uygun davranmayan şirket ortaklarına karşı giriştiği icra takiplerinin semeresiz kaldığına dair "«aciz vesikalarını»" «ibraz» etmesi, buna bağlı olarak ve ancak bu hususun ikmali kaydıyla, TTK'nın 340. ve 307 hükümleri de gözetilerek; şirket «yönetim kurulu» üyelerinin "gerek kanun gerek esas mukavelenin kendilerine yüklediği sair vazifelerin kasten veya ihmal neticesi olarak yapılmaması" gerekçesine dayalı olarak ve diğer maddi ve usulü koşullar da araştırılmak suretiyle davalılardan talepte bulunabileceği gerekçesi ile asıl davada davalılar ..., ... ve ...’a karşı açılan davanın reddine, davalı ...’a karşı açılan davada, davalı ...’ın «sermaye taahhüt» borcu nedeni ile birleşen davada karar verildiği, yeniden sermaye taahhüdü nedeni ile bir karar «verilmesine yer olmadığına», davalı ...'ın yönetim kurulu üyesi olması nedeni ile herhangi bir sorumluluğu olmaması nedeni ile bu konudaki talebin reddine, davalı ... hakkında açılan davanın kısmen kabul, kısmen reddi ile aynı zamanda şirket ortağı olması sebebiyle 3.300,00 TL sermaye taahhüt borcu ve 19.04.2005 tarihine kadar «işlemiş faiz» olan 5.993,72 TL olmak üzere toplam 9.293,72 TL'nin asıl alacağa dava tarihinden itibaren değişen oranlarda «reeskont faizi» ile birlikte davalı ...’dan tahsiline, davalı ... hakkında açılan davanın kısmen kabul, kısmen reddi ile aynı zamanda şirket ortağı olması sebebiyle 300,00 TL serm …
1) Mahkemece verilen karar davacı tarafça temyiz edilmiş ise de, 10/07/2015 «havale» tarihli dilekçe ile davalılardan ... hakkındaki temyiz isteminden «feragat» edildiği ve dilekçe ekinde bulunan «kimlik tespiti» uyarınca dilekçenin kararı temyiz eden davacı vekili tarafından verildiği, davacı vekilinin vekaletnamesinde HMK'nın 74. maddesine uygun şekilde temyizden «feragata yetki» verildiği anlaşılmıştır.
Zamanında tahsil edilmeyen apel borcu, şirket için zarar oluşturduğundan «tahsilde tekerrür olmamak» üzere şirket, kusursuzluklarını kanıtlayamaması halinde, bunu davalılardan isteyebilir.
2) Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin şirket «kasa açığı» sebebiyle oluşan zarar «tazmini talebinin» reddine yönelik temyiz itirazları yerinde değildir.
3 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/8082 E. 2012/9450 K.
Ortak:hukuki yolların tüketilmesi · kusur karinesi · kusur sorumluluğu · müteselsil sorumluluk · ispat yükü · yönetim kurulu kararı · kusur · eksik inceleme
İncelediğiniz karardaBaşka bir deyişle, Türk Ticaret Kanunu «yönetim kurulu» üyeleri için «ispat yükü» ters çevrilmiş «kusur» esasına dayanan bir sorumluluk öngörmüş ve yönetim kurulu üyeleri aleyhine «kusur karinesi» kabul etmiştir.
Bu durumda mahkemece, uyuşmazlığın «aydınlatılması yükümlülüğü» çerçevesinde yukarıda anılan iddianın öncelikle davacı için bir zarar olup olmadığı varsa miktarının denetlenebilir bir şekilde gerektiğinde bilirkişi kurulu marifeti ile kuşkuya yer bırakmaksızın saptanması, bu hususun şirket için bir zarar kalemi olarak kabulü halinde, yönetim ve denetim kurulu eski üyelerinin, TTK'nın 336 vd. maddeleri bağlamında «ispat külfeti» ters çevrilmiş «kusur sorumluluğu» ilkeleri çerçevesinde, kusursuzluklarını kanıtlayamamaları halinde oluşan zarardan sorumlu olduklarının ilke olarak kabulü ve ayrıca «ibranın» sonuç doğrulabilmesi için yukarıda da açıklandığı üzere açık ibra olması gerektiği hususları nazara alınarak sonucuna göre bir karar vermek gerekirken «eksik inceleme» ve yanılgılı değerlendirmeye dayalı yazılı gerekçe ile hüküm tesisi doğru olmayıp kararın bozulması gerektiğinden Dairemizin 02.10.2018 tarih, 2016/14999 E-2018/59 …
Kural olarak, «yönetim kurulu» üyeleri şirket adına yaptıkları işlemlerden dolayı kişisel olarak sorumlu tutulamazlarsa da, TTK’nın 336. maddesinde belirtilen hallerde ortaklığa ve ortaklık alacaklılarına karşı kusursuz olduklarını ispat etmedikçe tüm yöneticiler oluşan zarardan «müteselsilen sorumlu» olurlar.
Benzer bu karardaBaşka bir deyişle, Türk Ticaret Kanunu «yönetim kurulu» üyeleri için «ispat yükü» ters çevrilmiş «kusur» esasına dayanan bir sorumluluk öngörmüş ve yönetim kurulu üyeleri aleyhine «kusur karinesi» kabul etmiştir (Gönen Eriş, Ticari İşletme ve Şirketler, s:1941, 1942, 1999).
Kural olarak, «yönetim kurulu» üyeleri şirket adına yaptıkları işlemlerden dolayı kişisel olarak sorumlu tutulamazlarsa da, TTK’nun 336. maddesinde belirtilen hallerde ortaklığa ve ortaklık alacaklılarına karşı kusursuz olduklarını ispat etmedikçe tüm yöneticiler oluşan zarardan «müteselsilen sorumlu» olurlar.
Nitekim TTK’nun 338. maddesinde, «yönetim kurulu» üyelerinin «kusur» ve sorumluluklarının bulunmadığını ispat edemedikleri takdirde zarardan sorumlu oldukları düzenlenmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:sermaye taahhüdü · kâr payı · taahhütname · vekalet ücreti · e-defter
Benzer bu karardaMahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davacı şirketin 31/01/2003 tarihinde kurulduğu, sermayesinin (600.000) TL olduğu, ortakların «sermaye taahhütlerinin» 1/4'ü olan (150.000) TL'nı kasaya naklen ödedikleri, aynı tarihte bu paranın Uzan Grubu şirketlerinden Park Medya A.Ş.'ne aktarıldığı, davacı şirket «defterlerine» göre 30/04/2003 tarihi itibariyle anılan şirkete bir borcunun bulunmadığı, bu alacağın tahsili için yasal takip yapılmadığı, mevzuatımızda grup şirketlerinin aralarında para alış verişlerini yasaklayan veya sınırlayan bir düzenlemenin bulunmadığı, bu nedenle yöneticiler ve denetçiler hakkında dava açılmadan önce asıl borçlu hakkında alacağın takibi için harekete geçilmesi gerektiği, bu takibin semeresiz kalması halinde dava açılabileceği, alacağın tahsili için gereken tüm «hukuki yollar tüketilmeden» davalıların sorumluluğuna gidilemeyeceği, anılan transfer işleminin 2003 yılında, TMSF tarafından bu şirketlere el konulmasının da 2004 yılında gerçekleşmesi karşı …
Mahkemece yapılan inceleme sonucunda da davacı şirketin kuruluşu sırasında ortaklarının nakden ödedikleri «sermaye taahhütlerinin» ¼’ü olan (150.000) TL.’nın, aynı gün Park Medya A.Ş.’ne aktarıldığı tespit edilmiş, ancak bu alacağın tahsili için yasal takip yolları tüketilmediğinden davanın er …
Dava konusu olayda davalı yönetim ve denetim kurulu üyelerine isnat edilen diğer kusurlu eylem ise davacı şirketin ortaklarınca ödenen ilk sermaye «payı» bedelinin, ödeme gücü olmayan Uzan Grubu şirketlerinden Park Medya A.Ş.’ne aktarılmasıdır.
3- Bozma neden ve şekline göre, davacı vekilinin mahkemece hükmedilen «vekalet ücretine» yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2016/482 E. 2017/4067 K.
Ortak:kusur karinesi · kasa açığı · kusur sorumluluğu · müteselsil sorumluluk · şirket zararı · ispat yükü · yönetim kurulu kararı · kusur
İncelediğiniz karardaBaşka bir deyişle, Türk Ticaret Kanunu «yönetim kurulu» üyeleri için «ispat yükü» ters çevrilmiş «kusur» esasına dayanan bir sorumluluk öngörmüş ve yönetim kurulu üyeleri aleyhine «kusur karinesi» kabul etmiştir.
Kural olarak, «yönetim kurulu» üyeleri şirket adına yaptıkları işlemlerden dolayı kişisel olarak sorumlu tutulamazlarsa da, TTK’nın 336. maddesinde belirtilen hallerde ortaklığa ve ortaklık alacaklılarına karşı kusursuz olduklarını ispat etmedikçe tüm yöneticiler oluşan zarardan «müteselsilen sorumlu» olurlar.
Nitekim TTK’nın 338. maddesinde, «yönetim kurulu» üyelerinin «kusur» ve sorumluluklarının bulunmadığını ispat edemedikleri takdirde zarardan sorumlu oldukları düzenlenmiştir.
Benzer bu karardaBaşka bir deyişle, Türk Ticaret Kanunu «yönetim kurulu» üyeleri için «ispat yükü» ters çevrilmiş «kusur» esasına dayanan bir sorumluluk öngörmüş ve yönetim kurulu üyeleri aleyhine «kusur karinesi» kabul etmiştir (Gönen Eriş, Ticari İşletme ve Şirketler, s:1941, 1942, 1999).
3- Öte yandan, mahkemece, aleyhine hüküm kurulan ... yönünden kararın gerekçesinde, «yönetim kurulu» başkanı sıfatı ile her türlü işlem ve eylemden «münhasıran» ve «müteselsilen sorumlu» olan davalının apel borcunun ödenmemesi ve şirket kaynağının diğer grup şirketine aktarılması suretiyle «şirketi zarara» uğratmış olduğunun tespit edildiği açıklandıktan sonra hakkında yalnızca 122.500 TL apel borcu miktarınca hüküm kurulması da doğru olmamış, gerekçe ile hüküm fıkrası arasında doğan çelişkinin giderilmesi ve ...'ın sorumlu olduğu zarar kalemleri ve gerekçeleri «denetime elverişli» şekilde açıklanarak karar verilmesi gerektiğinden, hükmün bozulması gerekmiştir.
Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; kasa alacağı ve buna ilişkin «munzam zarar» tespit edilmediği, şirketin ödenmemiş sermayesi ve dolayısıyla apel borcunun bulunduğu, şirket «yönetim kurulu» başkanı sıfatı ile her tür işlem ve eylemden «münhasır» ve «müteselsilen sorumlu» olan yönetim kurulu başkanı Kemal Uzan'ın apel borcunun ödenmemesi ve şirket kaynağının diğer şirkete aktarımı sureti ile oluşan zarardan sorumlu olduğu, diğer davalıların zarardan dolayı sorumluluğunun tespit edilemediği gerekçesiyle davanın kısmen kabul kısmen reddi ile davalı ... yönünden davanın kabulü ile, 122.500,00.-TL alacağın zararın meydana geldiği tarihten itibaren işliyecek «avans faizi» ile birlikte davalı ...'dan alınarak davacıya verilmesine, davalı ... ,...,..., ... «tereke» alacağına yönelik olarak davanın reddine, ... «mirasçıları» yönünden «pasif husumet» nedeni ile davanın reddine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:tereke · munzam zarar · münhasırlık · mirasçılık · denetime elverişlilik · tasfiye memuru · pasif husumet · ek tasfiye
Benzer bu karardaMahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; kasa alacağı ve buna ilişkin «munzam zarar» tespit edilmediği, şirketin ödenmemiş sermayesi ve dolayısıyla apel borcunun bulunduğu, şirket «yönetim kurulu» başkanı sıfatı ile her tür işlem ve eylemden «münhasır» ve «müteselsilen sorumlu» olan yönetim kurulu başkanı Kemal Uzan'ın apel borcunun ödenmemesi ve şirket kaynağının diğer şirkete aktarımı sureti ile oluşan zarardan sorumlu olduğu, diğer davalıların zarardan dolayı sorumluluğunun tespit edilemediği gerekçesiyle davanın kısmen kabul kısmen reddi ile davalı ... yönünden davanın kabulü ile, 122.500,00.-TL alacağın zararın meydana geldiği tarihten itibaren işliyecek «avans faizi» ile birlikte davalı ...'dan alınarak davacıya verilmesine, davalı ... ,...,..., ... «tereke» alacağına yönelik olarak davanın reddine, ... «mirasçıları» yönünden «pasif husumet» nedeni ile davanın reddine karar verilmiştir.
Terekesi «tasfiye memuru» vekilinin ve davalı ... vekilinin tüm, davacı vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde değildir.
3- Öte yandan, mahkemece, aleyhine hüküm kurulan ... yönünden kararın gerekçesinde, «yönetim kurulu» başkanı sıfatı ile her türlü işlem ve eylemden «münhasıran» ve «müteselsilen sorumlu» olan davalının apel borcunun ödenmemesi ve şirket kaynağının diğer grup şirketine aktarılması suretiyle «şirketi zarara» uğratmış olduğunun tespit edildiği açıklandıktan sonra hakkında yalnızca 122.500 TL apel borcu miktarınca hüküm kurulması da doğru olmamış, gerekçe ile hüküm fıkrası arasında doğan çelişkinin giderilmesi ve ...'ın sorumlu olduğu zarar kalemleri ve gerekçeleri «denetime elverişli» şekilde açıklanarak karar verilmesi gerektiğinden, hükmün bozulması gerekmiştir.
Somut olayda, mahkemece yalnızca davalı ... yönünden hüküm kurulmuş, ancak «şirketin zararına» yol açan eylemlerde yönetim ve denetim kurulu üyesi olan diğer davalıların da sorumlu olup olmadıkları yönünde «denetime elverişli» değerlendirmeler yapılmamış olup, davalıların hangi hukuki gerekçelerle işbu davaya konuya zarardan sorumlu olmadıkları kararın gerekçesinde açıklanmamıştır.
-
Yöneticinin Sorumluluğu Nedeniyle Tazminat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/16271 E. 2012/16422 K.
Ortak:hukuki yolların tüketilmesi · aydınlatma yükümlülüğü · kasa açığı · kusur sorumluluğu · ispat külfeti · şirket zararı · yönetim kurulu kararı · kusur
İncelediğiniz karardaBu durumda mahkemece, uyuşmazlığın «aydınlatılması yükümlülüğü» çerçevesinde yukarıda anılan iddianın öncelikle davacı için bir zarar olup olmadığı varsa miktarının denetlenebilir bir şekilde gerektiğinde bilirkişi kurulu marifeti ile kuşkuya yer bırakmaksızın saptanması, bu hususun şirket için bir zarar kalemi olarak kabulü halinde, yönetim ve denetim kurulu eski üyelerinin, TTK'nın 336 vd. maddeleri bağlamında «ispat külfeti» ters çevrilmiş «kusur sorumluluğu» ilkeleri çerçevesinde, kusursuzluklarını kanıtlayamamaları halinde oluşan zarardan sorumlu olduklarının ilke olarak kabulü ve ayrıca «ibranın» sonuç doğrulabilmesi için yukarıda da açıklandığı üzere açık ibra olması gerektiği hususları nazara alınarak sonucuna göre bir karar vermek gerekirken «eksik inceleme» ve yanılgılı değerlendirmeye dayalı yazılı gerekçe ile hüküm tesisi doğru olmayıp kararın bozulması gerektiğinden Dairemizin 02.10.2018 tarih, 2016/14999 E-2018/59 …
Zira, mahkemenin kabulünün aksine, grup içi şirketlere aktarılan paranın «şirket zararı» olarak kabul edilebilmesi için «yönetim kurulu» üyeleri ve denetçiler aleyhine dava açılmadan önce esas borçlu dava dışı şirket hakkında borcun takibi amacıyla harekete geçilmesinin ve bunun semeresiz kalmasının, başka bir ifade ile alacağın tahsili hususunda gereken tüm «hukuki yolların tüketilmesinin» davalıların sorumluluğuna gidilmesinin ön şartı olarak görülmesi olanaklı değildir.
Başka bir deyişle, Türk Ticaret Kanunu «yönetim kurulu» üyeleri için «ispat yükü» ters çevrilmiş «kusur» esasına dayanan bir sorumluluk öngörmüş ve yönetim kurulu üyeleri aleyhine «kusur karinesi» kabul etmiştir.
Benzer bu karardaBu durumda, mahkemece, uyuşmazlığın «aydınlatılması yükümlülüğü» çerçevesinde yukarıda anılan iddianın öncelikle davacı için bir zarar olup olmadığı varsa miktarının denetlenebilir bir şekilde gerektiğinde bilirkişi kurulu marifeti ile kuşkuya yer bırakmaksızın saptanması,bu hususun şirket için bir zarar kalemi olarak kabulü halinde, yönetim ve denetim kurulu eski üyelerinin, TTK.'nun 336 vd maddeleri bağlamında «ispat külfeti» ters çevrilmiş «kusur sorumluluğu» ilkeleri çerçevesinde, kusursuzluklarını kanıtlayamamaları halinde oluşan zarardan sorumlu olduklarının ilke olarak kabulü ile sonucuna göre bir karar verilmek gerekirken, bu yönden yanlış ilkeye ve «eksik incelemeye» dayalı isabetli olmayan yazılı gerekçe ile hüküm tesisi doğru görülmemiş, kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Zira mahkemenin kabulünün aksine, grup içi şirketlere aktarılan paranın «şirket zararı» olarak kabul edilmesi için «yönetim kurulu» üyeleri ve denetçiler aleyhine dava açılmadan önce esas borçlu dava dışı şirketler hakkında borcun takibi için harekete geçilmesinin ve bunun semeresiz kalmasının, başka bir ifade ile alacağın tahsil olunması için gereken tüm «hukuki yolların tüketilmesinin» davalıların sorumluluğuna gidilemesinin önşartı olarak kabulü olanaklı değildir.
… asında para aktarımının makul ve ticari prensiplere uygun, hatta çoğu zaman zorunlu olduğu, bu kapsamda davalıların eyleminin özen sorumluluğu ayrık kalmak kaydıyla «haksız fiil» olarak nitelendirilemeyeceği, bu durumda davacının öncelikle alacağını tahsil için paranın aktarıldığı şirketlere yönelmesi, takibin semeresiz kalması halinde «yönetim kurulu» üyelerinden talepte bulunması gerektiği,zaten somut uyuşmazlıkta aktarılan paranın da başka bir grup içi şirketten alındığı, davacı şirket ve para aktarılan şirketler «dahil» tüm grup şirketlere el konulduğu, ortada gerçek manada bir zararın bulunmadığı, denetçilerden grup şirketler arası para aktarımını zarar olarak olarak tespit etmelerinin beklenemeyeceği, öte yandan «kasa açığının» fiilen tespit edildiği tarih itibariyle kasa sayımı yapılmamış olduğundan kasa açığı iddiasının soyut kalıp, ispatlanamadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar ve …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:sorumluluktan kurtulma · karine · haksız fiil · dahili dava
Benzer bu kararda… asında para aktarımının makul ve ticari prensiplere uygun, hatta çoğu zaman zorunlu olduğu, bu kapsamda davalıların eyleminin özen sorumluluğu ayrık kalmak kaydıyla «haksız fiil» olarak nitelendirilemeyeceği, bu durumda davacının öncelikle alacağını tahsil için paranın aktarıldığı şirketlere yönelmesi, takibin semeresiz kalması halinde «yönetim kurulu» üyelerinden talepte bulunması gerektiği,zaten somut uyuşmazlıkta aktarılan paranın da başka bir grup içi şirketten alındığı, davacı şirket ve para aktarılan şirketler «dahil» tüm grup şirketlere el konulduğu, ortada gerçek manada bir zararın bulunmadığı, denetçilerden grup şirketler arası para aktarımını zarar olarak olarak tespit etmelerinin beklenemeyeceği, öte yandan «kasa açığının» fiilen tespit edildiği tarih itibariyle kasa sayımı yapılmamış olduğundan kasa açığı iddiasının soyut kalıp, ispatlanamadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar ve …
Zararın varlığı sabit ise, yönetim ve denetim kurulu üyelerinin zarardan sorumlu olduğu «karine» olarak kabul edilir.
Yönetim ve denetim kurulu üyeleri, ancak kendilerine bir «kusur» izafe edilemeyeceğini kanıtlayarak bu «sorumluluktan kurtulabilirler».
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2019/998 E. , 2020/3422 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nce verilen 30/06/2016 gün ve 2006/833 - 2016/477 sayılı kararı onayan Daire'nin 02/10/2018 gün ve 2016/14999 - 2018/5915 sayılı kararı aleyhinde davacı vekili tarafından karar düzeltilmesi isteğinde bulunulmuş ve karar düzeltme dilekçesinin süresi içinde verildiği de anlaşılmış olmakla, dosya için düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra gereği konuşulup düşünüldü:
Davacı vekili, davalıların Simetri Hava Yolları Yatırım ve Ticaret A.Ş’nin yönetim kurulu ve denetim kurulu üyeleri olduğunu, şirketin ortaklarından ...'ın apel ödemesinden gelen 250.000,00 TL'nin 230.000,00TL'lik kısmının Betonsan Beton A.Ş'ye borç olarak verildiğini, Betonsan A.Ş.'den ödeme yapıldığında aynı gün Rumeli Holding A.Ş'ye 223.000,00 TL borç verildiğini, bu miktarın halen ödenmemiş olduğunu, ayrıca şirket kasa hesabında ve muhasebe kayıtlarında gözükmekle birlikte fiilen mevcut olmayan 46,81 TL’nin gerekli takip yapılmayarak zarara dönüştüğünü, ayrıca şirketin gayri faal tutulduğunu, yönetim ve denetim kurullarının sorumluluklarını yerine getirmemesinden dolayı şirketin zarar uğradığını ileri sürerek, oluşan zarar nedeniyle şimdilik 10.000,00TL’nin tahsilini talep ve dava etmiş, ıslah dilekçesi ile talebini 223.046,81 TL'ye yükseltmiştir.
Davalılar vekilleri ve davalılar , davanın reddini istemiştir.
Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, dava konusu edilen 46,81 TL'lik kasa açığının ne şekilde meydana geldiğine dair usulüne uygun bir kasa sayımı yapılmamış olması sebebiyle belirsiz olduğu, bu nedenle belirtilen kasa açığının varlığının tespit edilmediği, apel ödemesinden gelen 250.000,00 TL'nin 230.000,00 TL'lik kısmının Rumeli Grubu Şirketlerinden Betonsan Beton A.Ş.'ye oradan döndükten sonra da Uzan Grubu Şirketi Rumeli Holding A.Ş'ye 223.000,00 TL olarak aktarıldığı ve bu paranın geri dönmemiş olduğunun sabit olduğu, Simetri Hava Yolları A.Ş tarafından 223.000,00 TL'nin Rumeli Holding A.Ş.'ye ödünç
olarak aktarılmasıyla ilgili olarak davalıların şirket genel kurulunda ibra edildikleri, somut olayda Simetri Hava Yolları A.Ş. tarafından belirtilen alacağın Rumeli Holding A.Ş.'den talep edildiği, yapılan takibin semeresiz kaldığına ilişkin bir delilin bulunmadığı, ticari hayatın gerekleri dikkate alındığında Simetri Hava Yolları Yatırım ve Ticaret A.Ş. tarafından 223.000,00 TL'nin Rumeli Holding A.Ş.'ye aktarılmasında hukuka aykırı bir yön bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine dair verilen kararın davacı vekili tarafından temyizi üzerine karar Dairemizce onanmıştır.
Davacı vekili, bu kez karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
1- Dosyadaki yazılara, mahkeme kararında belirtilip Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere göre, davacı vekilinin HUMK 440. maddesinde sayılan hallerden hiçbirisini ihtiva etmeyen sair karar düzeltme istemlerinin reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Dava, TMSF tarafından yönetim ve denetimine el konulan Uzan Grubu şirketlerinden Simetri Hava Yolları Yatırım ve Ticaret A.Ş.'nin önceki dönemlerde yönetim ve denetim kurulu üyesi olan davalıların, görevleri sırasında zarara neden oldukları iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkindir.
Kural olarak, yönetim kurulu üyeleri şirket adına yaptıkları işlemlerden dolayı kişisel olarak sorumlu tutulamazlarsa da, TTK’nın 336. maddesinde belirtilen hallerde ortaklığa ve ortaklık alacaklılarına karşı kusursuz olduklarını ispat etmedikçe tüm yöneticiler oluşan zarardan müteselsilen sorumlu olurlar. Yani yönetim kurulu üyelerinin görevlerini ifaları sırasında bir zarar oluşmuşsa, bu zararın üyelerin kusurlu eylemi sonucunda meydana geldiğinin kabulü gerekmektedir. Başka bir deyişle, Türk Ticaret Kanunu yönetim kurulu üyeleri için ispat yükü ters çevrilmiş kusur esasına dayanan bir sorumluluk öngörmüş ve yönetim kurulu üyeleri aleyhine kusur karinesi kabul etmiştir. Nitekim TTK’nın 338.
maddesinde, yönetim kurulu üyelerinin kusur ve sorumluluklarının bulunmadığını ispat edemedikleri takdirde zarardan sorumlu oldukları düzenlenmiştir. Yine TTK’nın 337. maddesinde, yeni seçilen veya tayin olunan yönetim kurulu üyelerinin, seleflerinin belli olan yolsuz muamelelerini murakıplara bildirmeğe mecbur oldukları, aksi halde seleflerinin sorumluluklarına iştirak edecekleri belirtilmiştir. Denetim kurulu üyelerinin de kusursuz olduklarını ispat etmedikçe zarardan sorumlu bulundukları, TTK’nın 359. maddesinde düzenlenmiştir.
Somut olayda da davacı taraf, önceki dönemde yönetim ve denetim kurulu üyesi olan davalıların şirketi zarara uğrattıklarını ileri sürmüş, hangi eylemleriyle zararın doğduğunu dava dilekçesinde açıklamış, mahkemece bilirkişi raporlarına itibar edilerek yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir. Ancak, hüküm yeterli araştırma ve incelemeye dayanmadığı gibi, temel alınan bilirkişi raporları da uyuşmazlığı çözmeye elverişli değildir. Zira, mahkemenin kabulünün aksine, grup içi şirketlere aktarılan paranın şirket zararı olarak kabul edilebilmesi için yönetim kurulu üyeleri ve denetçiler aleyhine dava açılmadan önce esas borçlu dava dışı şirket hakkında borcun takibi amacıyla harekete geçilmesinin ve bunun semeresiz kalmasının, başka bir ifade ile alacağın tahsili hususunda gereken tüm hukuki yolların tüketilmesinin davalıların sorumluluğuna gidilmesinin ön şartı olarak görülmesi olanaklı değildir.
Öte yandan, TTK’nın 380. maddesinde düzenlenen ibra, yönetim kurulu üyeleri ve denetçilerin ortaklığın bir yıllık hasep dönemi içindeki çalışmalarından dolayı sorumluluklarının doğmayacağı, işlem ve faaliyetlerinin yasa ve ana sözleşme hükümlerine uygun bulunduğuna yönelik genel kurulun bir irade açıklamasıdır. Ancak, geçerli bir ibranın söz konusu olabilmesi için, başka bir anlatımla ibranın geçerli şekilde sonuç doğurabilmesi için, sorumluluğa esas işlem veya faaliyetin genel kurulda ayrıca ve açıkça tartışılması, normal düzeydeki bir ortağın anlayacağı şekilde ortaya konulması veya bilançoda gösterilmesi gerekir. Aksi halde, ilgililerin sorumluluğu söz konusudur. Bu itibarla, dava konusu eylemin faaliyet raporları ve bilançolara konu olup olmadığının, genel kurullarda değerlendirilip tartışılmak suretiyle ibra kararı verilip verilmediğinin de tespiti yapılmalıdır.
Bu durumda mahkemece, uyuşmazlığın aydınlatılması yükümlülüğü çerçevesinde yukarıda anılan iddianın öncelikle davacı için bir zarar olup olmadığı varsa miktarının denetlenebilir bir şekilde gerektiğinde bilirkişi kurulu marifeti ile kuşkuya yer bırakmaksızın saptanması, bu hususun şirket için bir zarar kalemi olarak kabulü halinde, yönetim ve denetim kurulu eski üyelerinin, TTK'nın 336 vd. maddeleri bağlamında ispat külfeti ters çevrilmiş kusur sorumluluğu ilkeleri çerçevesinde, kusursuzluklarını kanıtlayamamaları halinde oluşan zarardan sorumlu olduklarının ilke olarak kabulü ve ayrıca ibranın sonuç doğrulabilmesi için yukarıda da açıklandığı üzere açık ibra olması gerektiği hususları nazara alınarak sonucuna göre bir karar vermek gerekirken eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirmeye dayalı yazılı gerekçe ile hüküm tesisi doğru olmayıp kararın bozulması gerektiğinden Dairemizin 02.10.2018 tarih, 2016/14999 E-2018/5915 K.
sayılı onama ilamının kaldırılarak mahkemece verilen kararın yukarıda açıklanan gerekçe ile bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin sair karar düzeltme istemlerinin REDDİNE, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin karar düzeltme istemlerinin kabulü ile Dairemizin 02.10.2018 tarih, 2016/14999 E-2018/5915 K. sayılı onama ilamının kaldırılarak mahkemece verilen kararın yukarıda açıklanan gerekçe ile BOZULMASINA, 02/07/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/596378400 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz