6102TTK Türk Ticaret Kanunu

Kusur karinesi

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2010/4564 E. 2012/9914 K. ·

BozulduKesinlik belirsiz

★ Emsal

Mahkemenin nitelemesi: Ticari şirketler

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
kusur karinesi kasa açığı kusur sorumluluğu şirketin tasfiyesi ticari işletme sermaye artırımı müteselsil sorumluluk şirket zararı ispat yükü kâr payı yönetim kurulu kararı kusur eksik inceleme vekalet ücreti

Atıf yapılan mevzuat: İİK · TTK — TTK 336TTK 338TTK 359

Gerekçe

Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).

Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, kasa açığı ile ilgili kasa sayım tutanağından kasanın 31/03/2004 tarihi itibariyle sayıma tabi tutulduğu, davacı vekilince kasa açığının 13/02/2004 tarihinde meydana geldiğinin bildirildiği, bu belgenin sayım kurulu tarafından imzası açılmış kişilerin imzalarını taşımadığı gibi belgede kasanın 31/03/2004 tarihinde sayıma tabi tutulduğu belirtildiği halde, kasa açığının 13/02/2004 tarihinde meydana geldiği sonucunda nasıl ulaşıldığının tespit edilemediği, dolayısıyla kasa açığı iddiasının gerçek durumu yansıtan ve usulüne uygun olarak düzenlenmiş objektif belgelere dayanmadığı, dava konusu Rumeli Holding A.Ş.'ne yapılan ödemeden kaynaklanan zarar talebi için bu alacağın değersiz hale geldiğine ilişkin herhangi bir belgenin sunulmadığı gibi bu ödemenin kaynağının sağlandığı diğer grup şirketine ödeme yapıldığına dair bir belgeye de rastlanmadığı ve anılan alacak tutarının borç ödemeden aciz belgesine bağlandığına ilişkin veri bulunmadığından bu zararın oluştuğunun da anlaşılamadığı, dava dışı İmar Bankası A.Ş.'nin sermaye artırımına katılmak suretiyle oluştuğu iddia edilen zarar konusunda da uğranılmış somut kaynak sağlama maliyetinden ya da bu tutarda bir yatırım ile kaçınılan alternatif gelir olanaklarından söz edilmediği, böyle bir zararın oluşabilmesi için iştirak edilen şirketin tasfiyesi sonucu kalan mal varlığından tahsil edilmesi olanaksızlaşan sermaye payının bulunması gerektiği, aksi halde şirket bilançosunda mali duran varlıklar içinde kayıtlı bulunan iştirak nedeniyle zarar iddiasının objektif dayanaktan yoksun kalacağı, söz konusu zarar iddiasının da İmar Bankası A.Ş.'nin varlıklarından davacının sermaye payının tahsil edilemediği ya da tahsil edilme olanağının ortadan kalktığının somut olarak belgelenemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve mahkemece muhasebe kayıtlarına göre kasada fiilen mevcut olmayan meblağ ile başka bir grup şirketi olan İmar Bankası A.Ş.’nin bedelli sermaye artırımına iştirak etmek için ödenen meblağ dolayısıyla davacı şirketin zarara uğratıldığına dair davanın reddedilmesinde bir isabetsizliğin bulunmamasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine karar verilmesi gerekmiştir.

2- Davacı şirketin mahkemece verilen tedbir kararlarına rağmen, şirket parasının grup şirketi olan Rumeli Holding A.Ş.’ne aktarılması dolayısıyla zarara uğratıldığına dair davacı iddiasının incelenmesine gelince; dava, davacı şirketin eski yönetim ve denetim kurulu üyeleri olan davalılar aleyhine açılan sorumluluk davasıdır.

Kural olarak, yönetim kurulu üyeleri şirket adına yaptıkları işlemlerden dolayı kişisel olarak sorumlu tutulamazlarsa da, TTK’nun 336. maddesinde belirtilen hallerde ortaklığa ve ortaklık alacaklılarına karşı kusursuz olduklarını ispat etmedikçe tüm yöneticiler oluşan zarardan müteselsilen sorumlu olurlar. Yani yönetim kurulu üyelerinin görevlerini ifaları sırasında bir zarar oluşmuşsa, bu zararın üyelerin kusurlu eylemi sonucunda meydana geldiğinin kabulü gerekmektedir. Başka bir deyişle, Türk Ticaret Kanunu yönetim kurulu üyeleri için ispat yükü ters çevrilmiş kusur esasına dayanan bir sorumluluk öngörmüş ve yönetim kurulu üyeleri aleyhine kusur karinesini kabul etmiştir (Gönen Eriş, Ticari İşletme ve Şirketler, s:1941, 1942, 1999). Nitekim TTK’nun 338. maddesinde, yönetim kurulu üyelerinin kusur ve sorumluluklarının bulunmadığını ispat edemedikleri takdirde zarardan sorumlu oldukları düzenlenmiştir. Yine TTK.’nun 337. maddesinde, yeni seçilen veya tayin olunan yönetim kurulu üyelerinin, seleflerinin belli olan yolsuz muamelelerini murakıplara bildirmeğe mecbur oldukları, aksi halde seleflerinin sorumluluklarına iştirak edecekleri belirtilmiştir. Denetim kurulu üyelerinin de kusursuz olduklarını ispat etmedikçe zarardan sorumlu bulundukları, TTK’nun 359. maddesinde düzenlenmiştir.

Dava konusu olayda davalı yönetim ve denetim kurulu üyelerine isnat edilen bir diğer kusurlu eylem ise davacı şirketin parasının, ortada hiçbir hukuki neden yokken, ödeme gücü olmayan Uzan Grubu şirketlerinden Rumeli Holding A.Ş.’ne aktarılmasıdır. Mahkemece yapılan inceleme sonucunda da davacı şirketin mal varlığı hakkında 14.08.2003 ve 26.08.2003 tarihlerinde alınmış tedbir kararları mevcutken, davacı şirketin (307.000) TL’nın, 07.11.2003 tarihinde Rumeli Holding A.Ş.’ne aktarıldığı, 18.10.2004 ve 24.12.2004 tarihlerinde ise toplam (899,56) TL.’nın tahsil edildiği tespit edilmiş, ancak bu alacağın değersiz hale geldiği hakkında bir belgenin sunulmadığı ve anılan alacağın tahsili için yasal takip yollarının tüketilip borç ödemeden aciz belgesi alınmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Oysa davacı şirketin kasasına girmiş bir paranın, ortada hiçbir neden yokken, üstelik de alınmış tedbir kararları mevcutken, şirketin amacının gerçekleştirilmesi için gerekli faaliyetlerde bulunmak yerine, başka bir şirkete aktarılması, davacı şirket açısından bir zarardır. Üstelik zarar, usulsüz işlem anında gerçekleşmiştir. Dolayısıyla zararın gerçekleşmiş sayılması için paranın gönderildiği şirkete başvurulması ve ona karşı tüm yasal yolların tüketilmiş olması gerekmez. Aksi yöndeki mahkeme kabulü doğru değildir.

O halde mahkemece anılan işlem ile zararın gerçekleşmiş olduğu, dolayısıyla davalıların kusur ve sorumluluklarının bulunmadığını ispat edemedikleri takdirde zarardan sorumlu oldukları, yine tarafların görevde bulunduğu süreler ile denetim kurulu üyesi olan davalının sorumluluğunun, bu sıfatının dikkate alınarak ayrıca değerlendirilmesi gerektiği hususları gözetilerek, taraflar arasındaki uyuşmazlığın yukarıda açıklanan şekilde incelenip değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeye dayanılarak yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.

3- Bozma neden ve şekline göre, davacı vekilinin mahkemece hükmedilen vekalet ücretine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.

Benzer Kararlar

Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.

  • Kusur karinesi

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/4384 E. 2013/20147 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

  • Yönetici Sorumluluğundan Kaynaklanan Tazminat

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/5313 E. 2013/4188 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

  • Feragate yetki

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/7187 E. 2016/6792 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

4 benzer karar daha
  • Tazminat

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2019/998 E. 2020/3422 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

  • Kusur karinesi

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/10171 E. 2014/8779 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

  • Kusur karinesi

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2011/6307 E. 2013/9893 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

  • Hukuki yolların tüketilmesi

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/8082 E. 2012/9450 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

11. Hukuk Dairesi         2010/4564 E.  ,  2012/9914 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ Ticaret Mahkemesi

Taraflar arasında görülen davada İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 04/11/2009 tarih ve 2006/789-2009/702 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 05/06/2012 günü temlik alan ... vekilinin 05/06/2012 havale tarihli duruşmadan vazgeçme dilekçeside dikkate alınarak dosyanın incelemesinin duruşmasız olarak görülmesine karar verildikten sonra Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacı vekili, müvekkili şirketin kasasında, muhasebe kayıtlarında görünen (383,34) TL'nın fiilen mevcut olmadığını, mahkemece verilen tedbir kararına rağmen grup şirketi olan Rumeli Holding A.Ş.'ne (307,000) TL ödeme yapıldığını, yine grup bankası olan İmar Bankası A.Ş.'nin bedelli sermaye artırımına, finansmanın başka bir grup şirketi olan İmar Off Shore Ltd. ve Yapı ve Ticaret A.Ş.'nden sağlanarak katılmak suretiyle şirketin zarara uğratıldığını, bu zararlardan şirketin eski yönetim ve denetim kurulu üyeleri olan davalıların sorumlu bulunduğunu ileri sürerek, 29/01/2008 tarihli ıslah dilekçesi ile (402.223,78) TL'nın temerrüt faiziyle birlikte davalılardan mütelselsilen tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davalılar, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, kasa açığı ile ilgili kasa sayım tutanağından kasanın 31/03/2004 tarihi itibariyle sayıma tabi tutulduğu, davacı vekilince kasa açığının 13/02/2004 tarihinde meydana geldiğinin bildirildiği, bu belgenin sayım kurulu tarafından imzası açılmış kişilerin imzalarını taşımadığı gibi belgede kasanın 31/03/2004 tarihinde sayıma tabi tutulduğu belirtildiği halde, kasa açığının 13/02/2004 tarihinde meydana geldiği sonucunda nasıl ulaşıldığının tespit edilemediği, dolayısıyla kasa açığı iddiasının gerçek durumu yansıtan ve usulüne uygun olarak düzenlenmiş objektif belgelere dayanmadığı, dava konusu Rumeli Holding A.Ş.'ne yapılan ödemeden kaynaklanan zarar talebi için bu alacağın değersiz hale geldiğine ilişkin herhangi bir belgenin sunulmadığı gibi bu ödemenin kaynağının sağlandığı diğer grup şirketine ödeme yapıldığına dair bir belgeye de rastlanmadığı ve anılan alacak tutarının borç ödemeden aciz belgesine bağlandığına ilişkin veri bulunmadığından bu zararın oluştuğunun da anlaşılamadığı, dava dışı İmar Bankası A.Ş.'nin sermaye artırımına katılmak suretiyle oluştuğu iddia edilen zarar konusunda da uğranılmış somut kaynak sağlama maliyetinden ya da bu tutarda bir yatırım ile kaçınılan alternatif gelir olanaklarından söz edilmediği, böyle bir zararın oluşabilmesi için iştirak edilen şirketin tasfiyesi sonucu kalan mal varlığından tahsil edilmesi olanaksızlaşan sermaye payının bulunması gerektiği, aksi halde şirket bilançosunda mali duran varlıklar içinde kayıtlı bulunan iştirak nedeniyle zarar iddiasının objektif dayanaktan yoksun kalacağı, söz konusu zarar iddiasının da İmar Bankası A.Ş.'nin varlıklarından davacının sermaye payının tahsil edilemediği ya da tahsil edilme olanağının ortadan kalktığının somut olarak belgelenemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve mahkemece muhasebe kayıtlarına göre kasada fiilen mevcut olmayan meblağ ile başka bir grup şirketi olan İmar Bankası A.Ş.’nin bedelli sermaye artırımına iştirak etmek için ödenen meblağ dolayısıyla davacı şirketin zarara uğratıldığına dair davanın reddedilmesinde bir isabetsizliğin bulunmamasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine karar verilmesi gerekmiştir.

2- Davacı şirketin mahkemece verilen tedbir kararlarına rağmen, şirket parasının grup şirketi olan Rumeli Holding A.Ş.’ne aktarılması dolayısıyla zarara uğratıldığına dair davacı iddiasının incelenmesine gelince; dava, davacı şirketin eski yönetim ve denetim kurulu üyeleri olan davalılar aleyhine açılan sorumluluk davasıdır.

Kural olarak, yönetim kurulu üyeleri şirket adına yaptıkları işlemlerden dolayı kişisel olarak sorumlu tutulamazlarsa da, TTK’nun 336. maddesinde belirtilen hallerde ortaklığa ve ortaklık alacaklılarına karşı kusursuz olduklarını ispat etmedikçe tüm yöneticiler oluşan zarardan müteselsilen sorumlu olurlar. Yani yönetim kurulu üyelerinin görevlerini ifaları sırasında bir zarar oluşmuşsa, bu zararın üyelerin kusurlu eylemi sonucunda meydana geldiğinin kabulü gerekmektedir. Başka bir deyişle, Türk Ticaret Kanunu yönetim kurulu üyeleri için ispat yükü ters çevrilmiş kusur esasına dayanan bir sorumluluk öngörmüş ve yönetim kurulu üyeleri aleyhine kusur karinesini kabul etmiştir (Gönen Eriş, Ticari İşletme ve Şirketler, s:1941, 1942, 1999).

Nitekim TTK’nun 338. maddesinde, yönetim kurulu üyelerinin kusur ve sorumluluklarının bulunmadığını ispat edemedikleri takdirde zarardan sorumlu oldukları düzenlenmiştir. Yine TTK.’nun 337. maddesinde, yeni seçilen veya tayin olunan yönetim kurulu üyelerinin, seleflerinin belli olan yolsuz muamelelerini murakıplara bildirmeğe mecbur oldukları, aksi halde seleflerinin sorumluluklarına iştirak edecekleri belirtilmiştir. Denetim kurulu üyelerinin de kusursuz olduklarını ispat etmedikçe zarardan sorumlu bulundukları, TTK’nun 359. maddesinde düzenlenmiştir.

Dava konusu olayda davalı yönetim ve denetim kurulu üyelerine isnat edilen bir diğer kusurlu eylem ise davacı şirketin parasının, ortada hiçbir hukuki neden yokken, ödeme gücü olmayan Uzan Grubu şirketlerinden Rumeli Holding A.Ş.’ne aktarılmasıdır. Mahkemece yapılan inceleme sonucunda da davacı şirketin mal varlığı hakkında 14.08.2003 ve 26.08.2003 tarihlerinde alınmış tedbir kararları mevcutken, davacı şirketin (307.000) TL’nın, 07.11.2003 tarihinde Rumeli Holding A.Ş.’ne aktarıldığı, 18.10.2004 ve 24.12.2004 tarihlerinde ise toplam (899,56) TL.’nın tahsil edildiği tespit edilmiş, ancak bu alacağın değersiz hale geldiği hakkında bir belgenin sunulmadığı ve anılan alacağın tahsili için yasal takip yollarının tüketilip borç ödemeden aciz belgesi alınmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Oysa davacı şirketin kasasına girmiş bir paranın, ortada hiçbir neden yokken, üstelik de alınmış tedbir kararları mevcutken, şirketin amacının gerçekleştirilmesi için gerekli faaliyetlerde bulunmak yerine, başka bir şirkete aktarılması, davacı şirket açısından bir zarardır. Üstelik zarar, usulsüz işlem anında gerçekleşmiştir. Dolayısıyla zararın gerçekleşmiş sayılması için paranın gönderildiği şirkete başvurulması ve ona karşı tüm yasal yolların tüketilmiş olması gerekmez. Aksi yöndeki mahkeme kabulü doğru değildir.

O halde mahkemece anılan işlem ile zararın gerçekleşmiş olduğu, dolayısıyla davalıların kusur ve sorumluluklarının bulunmadığını ispat edemedikleri takdirde zarardan sorumlu oldukları, yine tarafların görevde bulunduğu süreler ile denetim kurulu üyesi olan davalının sorumluluğunun, bu sıfatının dikkate alınarak ayrıca değerlendirilmesi gerektiği hususları gözetilerek, taraflar arasındaki uyuşmazlığın yukarıda açıklanan şekilde incelenip değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeye dayanılarak yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.

3- Bozma neden ve şekline göre, davacı vekilinin mahkemece hükmedilen vekalet ücretine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.

SONUÇ

Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, (3) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin mahkemece hükmedilen vekalet ücretine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, 07/06/2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1060785600 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.