Kusur karinesi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2010/4564 E. 2012/9914 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
kusur karinesi↗ kasa açığı↗ kusur sorumluluğu↗ şirketin tasfiyesi↗ ticari işletme↗ sermaye artırımı↗ müteselsil sorumluluk↗ şirket zararı↗ ispat yükü↗ kâr payı↗ yönetim kurulu kararı↗ kusur↗ eksik inceleme↗ vekalet ücreti↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, kasa açığı ile ilgili kasa sayım tutanağından kasanın 31/03/2004 tarihi itibariyle sayıma tabi tutulduğu, davacı vekilince kasa açığının 13/02/2004 tarihinde meydana geldiğinin bildirildiği, bu belgenin sayım kurulu tarafından imzası açılmış kişilerin imzalarını taşımadığı gibi belgede kasanın 31/03/2004 tarihinde sayıma tabi tutulduğu belirtildiği halde, kasa açığının 13/02/2004 tarihinde meydana geldiği sonucunda nasıl ulaşıldığının tespit edilemediği, dolayısıyla kasa açığı iddiasının gerçek durumu yansıtan ve usulüne uygun olarak düzenlenmiş objektif belgelere dayanmadığı, dava konusu Rumeli Holding A.Ş.'ne yapılan ödemeden kaynaklanan zarar talebi için bu alacağın değersiz hale geldiğine ilişkin herhangi bir belgenin sunulmadığı gibi bu ödemenin kaynağının sağlandığı diğer grup şirketine ödeme yapıldığına dair bir belgeye de rastlanmadığı ve anılan alacak tutarının borç ödemeden aciz belgesine bağlandığına ilişkin veri bulunmadığından bu zararın oluştuğunun da anlaşılamadığı, dava dışı İmar Bankası A.Ş.'nin sermaye artırımına katılmak suretiyle oluştuğu iddia edilen zarar konusunda da uğranılmış somut kaynak sağlama maliyetinden ya da bu tutarda bir yatırım ile kaçınılan alternatif gelir olanaklarından söz edilmediği, böyle bir zararın oluşabilmesi için iştirak edilen şirketin tasfiyesi sonucu kalan mal varlığından tahsil edilmesi olanaksızlaşan sermaye payının bulunması gerektiği, aksi halde şirket bilançosunda mali duran varlıklar içinde kayıtlı bulunan iştirak nedeniyle zarar iddiasının objektif dayanaktan yoksun kalacağı, söz konusu zarar iddiasının da İmar Bankası A.Ş.'nin varlıklarından davacının sermaye payının tahsil edilemediği ya da tahsil edilme olanağının ortadan kalktığının somut olarak belgelenemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve mahkemece muhasebe kayıtlarına göre kasada fiilen mevcut olmayan meblağ ile başka bir grup şirketi olan İmar Bankası A.Ş.’nin bedelli sermaye artırımına iştirak etmek için ödenen meblağ dolayısıyla davacı şirketin zarara uğratıldığına dair davanın reddedilmesinde bir isabetsizliğin bulunmamasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine karar verilmesi gerekmiştir.
2- Davacı şirketin mahkemece verilen tedbir kararlarına rağmen, şirket parasının grup şirketi olan Rumeli Holding A.Ş.’ne aktarılması dolayısıyla zarara uğratıldığına dair davacı iddiasının incelenmesine gelince; dava, davacı şirketin eski yönetim ve denetim kurulu üyeleri olan davalılar aleyhine açılan sorumluluk davasıdır.
Kural olarak, yönetim kurulu üyeleri şirket adına yaptıkları işlemlerden dolayı kişisel olarak sorumlu tutulamazlarsa da, TTK’nun 336. maddesinde belirtilen hallerde ortaklığa ve ortaklık alacaklılarına karşı kusursuz olduklarını ispat etmedikçe tüm yöneticiler oluşan zarardan müteselsilen sorumlu olurlar. Yani yönetim kurulu üyelerinin görevlerini ifaları sırasında bir zarar oluşmuşsa, bu zararın üyelerin kusurlu eylemi sonucunda meydana geldiğinin kabulü gerekmektedir. Başka bir deyişle, Türk Ticaret Kanunu yönetim kurulu üyeleri için ispat yükü ters çevrilmiş kusur esasına dayanan bir sorumluluk öngörmüş ve yönetim kurulu üyeleri aleyhine kusur karinesini kabul etmiştir (Gönen Eriş, Ticari İşletme ve Şirketler, s:1941, 1942, 1999). Nitekim TTK’nun 338. maddesinde, yönetim kurulu üyelerinin kusur ve sorumluluklarının bulunmadığını ispat edemedikleri takdirde zarardan sorumlu oldukları düzenlenmiştir. Yine TTK.’nun 337. maddesinde, yeni seçilen veya tayin olunan yönetim kurulu üyelerinin, seleflerinin belli olan yolsuz muamelelerini murakıplara bildirmeğe mecbur oldukları, aksi halde seleflerinin sorumluluklarına iştirak edecekleri belirtilmiştir. Denetim kurulu üyelerinin de kusursuz olduklarını ispat etmedikçe zarardan sorumlu bulundukları, TTK’nun 359. maddesinde düzenlenmiştir.
Dava konusu olayda davalı yönetim ve denetim kurulu üyelerine isnat edilen bir diğer kusurlu eylem ise davacı şirketin parasının, ortada hiçbir hukuki neden yokken, ödeme gücü olmayan Uzan Grubu şirketlerinden Rumeli Holding A.Ş.’ne aktarılmasıdır. Mahkemece yapılan inceleme sonucunda da davacı şirketin mal varlığı hakkında 14.08.2003 ve 26.08.2003 tarihlerinde alınmış tedbir kararları mevcutken, davacı şirketin (307.000) TL’nın, 07.11.2003 tarihinde Rumeli Holding A.Ş.’ne aktarıldığı, 18.10.2004 ve 24.12.2004 tarihlerinde ise toplam (899,56) TL.’nın tahsil edildiği tespit edilmiş, ancak bu alacağın değersiz hale geldiği hakkında bir belgenin sunulmadığı ve anılan alacağın tahsili için yasal takip yollarının tüketilip borç ödemeden aciz belgesi alınmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Oysa davacı şirketin kasasına girmiş bir paranın, ortada hiçbir neden yokken, üstelik de alınmış tedbir kararları mevcutken, şirketin amacının gerçekleştirilmesi için gerekli faaliyetlerde bulunmak yerine, başka bir şirkete aktarılması, davacı şirket açısından bir zarardır. Üstelik zarar, usulsüz işlem anında gerçekleşmiştir. Dolayısıyla zararın gerçekleşmiş sayılması için paranın gönderildiği şirkete başvurulması ve ona karşı tüm yasal yolların tüketilmiş olması gerekmez. Aksi yöndeki mahkeme kabulü doğru değildir.
O halde mahkemece anılan işlem ile zararın gerçekleşmiş olduğu, dolayısıyla davalıların kusur ve sorumluluklarının bulunmadığını ispat edemedikleri takdirde zarardan sorumlu oldukları, yine tarafların görevde bulunduğu süreler ile denetim kurulu üyesi olan davalının sorumluluğunun, bu sıfatının dikkate alınarak ayrıca değerlendirilmesi gerektiği hususları gözetilerek, taraflar arasındaki uyuşmazlığın yukarıda açıklanan şekilde incelenip değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeye dayanılarak yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
3- Bozma neden ve şekline göre, davacı vekilinin mahkemece hükmedilen vekalet ücretine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/4384 E. 2013/20147 K.
Ortak:kusur karinesi · kasa açığı · müteselsil sorumluluk · şirket zararı · ispat yükü · yönetim kurulu kararı · kusur · eksik inceleme
İncelediğiniz karardaBaşka bir deyişle, Türk Ticaret Kanunu «yönetim kurulu» üyeleri için «ispat yükü» ters çevrilmiş «kusur» esasına dayanan bir sorumluluk öngörmüş ve yönetim kurulu üyeleri aleyhine «kusur karinesini» kabul etmiştir (Gönen Eriş, Ticari İşletme ve Şirketler, s:1941, 1942, 1999).
Kural olarak, «yönetim kurulu» üyeleri şirket adına yaptıkları işlemlerden dolayı kişisel olarak sorumlu tutulamazlarsa da, TTK’nun 336. maddesinde belirtilen hallerde ortaklığa ve ortaklık alacaklılarına karşı kusursuz olduklarını ispat etmedikçe tüm yöneticiler oluşan zarardan «müteselsilen sorumlu» olurlar.
Nitekim TTK’nun 338. maddesinde, «yönetim kurulu» üyelerinin «kusur» ve sorumluluklarının bulunmadığını ispat edemedikleri takdirde zarardan sorumlu oldukları düzenlenmiştir.
Benzer bu karardaBaşka bir deyişle, Türk Ticaret Kanunu «yönetim kurulu» üyeleri için «ispat yükü» ters çevrilmiş «kusur» esasına dayanan bir sorumluluk öngörmüş ve yönetim kurulu üyeleri aleyhine «kusur karinesi» kabul etmiştir (...
… nda para transferi yapıldığı, mevzuatta grup şirketlerin aralarında para alışverişini yasaklayan ve sınırlayan bir düzenleme bulunmadığı, bu nedenle davacı şirketin «dahil» olduğu grup içinde bulunan başka bir firmaya borç verilmesi nedeni ile kanuna aykırı bir eylemde bulunulduğu hususunun iddia edilemeyeceği, para transferinin ne amaçla yapıldığının dosya kapsamından açıklığa kavuşmadığı, «yönetim kurulu» üyeleri ve denetçiler aleyhine dava açılmadan önce esas borçlu hakkında yani yani dava dışı şirketler hakkında borcun takibi için harekete geçilmesi, bunun semeresiz kalması halinde ancak yönetim kurulu üyeleri ve denetçiler hakkında dava açılabileceği, denetçilerin kusurlu davrandığından söz edilemeyeceği, «kasa açığı» ile ilgili olarak ise devir tarihinde eski yöneticiler ve denetçiler ile yapılan bir devir tutanağı ve noter tespitinin bulunmaması, sonradan düzenlenen kasa sayım …
Kural olarak, «yönetim kurulu» üyeleri şirket adına yaptıkları işlemlerden dolayı kişisel olarak sorumlu tutulamazlarsa da, TTK’nun 336. maddesinde belirtilen hallerde ortaklığa ve ortaklık alacaklılarına karşı kusursuz olduklarını ispat etmedikçe tüm yöneticiler oluşan zarardan «müteselsilen sorumlu» olurlar.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:ticari teamül · teamül · temlik · dahili dava
Benzer bu karardaDavacı şirket ortaklarınca paranın davacı şirketin ticari amaçları doğrultusunda, kendi ticari faaliyetleri için kullanılması gerekirken, «ticari teamüllere» aykırı bir şekilde ve basiretsiz davranmak suretiyle, başka bir şirkete aktarılması, şirket açısından bir zarardır.
… nda para transferi yapıldığı, mevzuatta grup şirketlerin aralarında para alışverişini yasaklayan ve sınırlayan bir düzenleme bulunmadığı, bu nedenle davacı şirketin «dahil» olduğu grup içinde bulunan başka bir firmaya borç verilmesi nedeni ile kanuna aykırı bir eylemde bulunulduğu hususunun iddia edilemeyeceği, para transferinin ne amaçla yapıldığının dosya kapsamından açıklığa kavuşmadığı, «yönetim kurulu» üyeleri ve denetçiler aleyhine dava açılmadan önce esas borçlu hakkında yani yani dava dışı şirketler hakkında borcun takibi için harekete geçilmesi, bunun semeresiz kalması halinde ancak yönetim kurulu üyeleri ve denetçiler hakkında dava açılabileceği, denetçilerin kusurlu davrandığından söz edilemeyeceği, «kasa açığı» ile ilgili olarak ise devir tarihinde eski yöneticiler ve denetçiler ile yapılan bir devir tutanağı ve noter tespitinin bulunmaması, sonradan düzenlenen kasa sayım …
Kararı, «temlik» alan TMSF vekili, davalılar ... ve ... vekili temyiz etmiştir.
-
Yönetici Sorumluluğundan Kaynaklanan Tazminat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/5313 E. 2013/4188 K.
Ortak:kusur karinesi · kasa açığı · müteselsil sorumluluk · şirket zararı · ispat yükü · kâr payı · yönetim kurulu kararı · kusur
İncelediğiniz karardaBaşka bir deyişle, Türk Ticaret Kanunu «yönetim kurulu» üyeleri için «ispat yükü» ters çevrilmiş «kusur» esasına dayanan bir sorumluluk öngörmüş ve yönetim kurulu üyeleri aleyhine «kusur karinesini» kabul etmiştir (Gönen Eriş, Ticari İşletme ve Şirketler, s:1941, 1942, 1999).
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, «kasa açığı» ile ilgili kasa sayım tutanağından kasanın 31/03/2004 tarihi itibariyle sayıma tabi tutulduğu, davacı vekilince kasa açığının 13/02/2004 tarihinde meydana geldiğinin bildirildiği, bu belgenin sayım kurulu tarafından imzası açılmış kişilerin imzalarını taşımadığı gibi belgede kasanın 31/03/2004 tarihinde sayıma tabi tutulduğu belirtildiği halde, kasa açığının 13/02/2004 tarihinde meydana geldiği sonucunda nasıl ulaşıldığının tespit edilemediği, dolayısıyla kasa açığı iddiasının gerçek durumu yansıtan ve usulüne uygun olarak düzenlenmiş objektif belgelere dayanmadığı, dava konusu Rumeli Holding A.Ş.'ne yapılan ödemeden kaynaklanan zarar talebi için bu alacağın değersiz hale geldiğine ilişkin herhangi bir belgenin sunulmadığı gibi bu ödemenin kaynağının sağlandığı diğer grup şirketine ödeme yapıldığına dair bir belgeye de rastlanmadığı ve anılan alacak tutarının borç ödemeden aciz belgesine bağlandığına ilişkin veri bulunmadığından bu zararın oluştuğunun da anlaşılamadığı, dava dışı İmar Bankası A.Ş.'nin «sermaye artırımına» katılmak suretiyle oluştuğu iddia edilen zarar konusunda da uğranılmış somut kaynak sağlama maliyetinden ya da bu tutarda bir yatırım ile kaçınılan alternatif gelir olanaklarından söz edilmediği, böyle bir zararın oluşabilmesi için iştirak edilen «şirketin tasfiyesi» sonucu kalan mal varlığından tahsil edilmesi olanaksızlaşan sermaye «payının» bulunması gerektiği, aksi halde şirket bilançosunda mali duran varlıklar içinde kayıtlı bulunan iştirak nedeniyle zarar iddiasının objektif dayanaktan yoksun kalac …
Kural olarak, «yönetim kurulu» üyeleri şirket adına yaptıkları işlemlerden dolayı kişisel olarak sorumlu tutulamazlarsa da, TTK’nun 336. maddesinde belirtilen hallerde ortaklığa ve ortaklık alacaklılarına karşı kusursuz olduklarını ispat etmedikçe tüm yöneticiler oluşan zarardan «müteselsilen sorumlu» olurlar.
Benzer bu karardaBaşka bir deyişle, Türk Ticaret Kanunu «yönetim kurulu» üyeleri için «ispat yükü» ters çevrilmiş «kusur» esasına dayanan bir sorumluluk öngörmüş ve yönetim kurulu üyeleri aleyhine «kusur karinesi» kabul etmiştir (Gönen Eriş, Ticari İşletme ve Şirketler, s:1941, 1942, 1999).
Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, «yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğundan» söz edilebilmesi için hisselerin değerinden fazlaya satın alındığının ve hissesi satın alınan şirketlerin finansal durumlarının bilinmesinin gerektiği, bu hususların davacı tarafça kanıtlanamadığı ayrıca salt grup şirketlerinin hisselerinin alınmasının kusurlu davranış olarak nitelenemeyeceği, «kasa açığına» ilişkin tutanağın iki ay sonra tutulması nedeniyle eski yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğundan söz edilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kural olarak, «yönetim kurulu» üyeleri şirket adına yaptıkları işlemlerden dolayı kişisel olarak sorumlu tutulamazlarsa da, ...’nun 336. maddesinde belirtilen hallerde ortaklığa ve ortaklık alacaklılarına karşı kusursuz olduklarını ispat etmedikçe tüm yöneticiler oluşan zarardan «müteselsilen sorumlu» olurlar.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:ticari teamül · yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu · teamül
Benzer bu karardaDavacı şirket ortaklarınca ödenen sermayenin, davacı şirketin ticari amaçları doğrultusunda, kendi ticari faaliyetleri için kullanılması gerekirken, «ticari teamüllere» aykırı bir şekilde ve basiretsiz davranmak suretiyle, başka bir şirkete aktarılması, şirket açısından bir zarardır.
Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, «yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğundan» söz edilebilmesi için hisselerin değerinden fazlaya satın alındığının ve hissesi satın alınan şirketlerin finansal durumlarının bilinmesinin gerektiği, bu hususların davacı tarafça kanıtlanamadığı ayrıca salt grup şirketlerinin hisselerinin alınmasının kusurlu davranış olarak nitelenemeyeceği, «kasa açığına» ilişkin tutanağın iki ay sonra tutulması nedeniyle eski yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğundan söz edilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/7187 E. 2016/6792 K.
Ortak:kusur karinesi · kasa açığı · müteselsil sorumluluk · şirket zararı · ispat yükü · kâr payı · yönetim kurulu kararı · kusur
İncelediğiniz karardaBaşka bir deyişle, Türk Ticaret Kanunu «yönetim kurulu» üyeleri için «ispat yükü» ters çevrilmiş «kusur» esasına dayanan bir sorumluluk öngörmüş ve yönetim kurulu üyeleri aleyhine «kusur karinesini» kabul etmiştir (Gönen Eriş, Ticari İşletme ve Şirketler, s:1941, 1942, 1999).
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, «kasa açığı» ile ilgili kasa sayım tutanağından kasanın 31/03/2004 tarihi itibariyle sayıma tabi tutulduğu, davacı vekilince kasa açığının 13/02/2004 tarihinde meydana geldiğinin bildirildiği, bu belgenin sayım kurulu tarafından imzası açılmış kişilerin imzalarını taşımadığı gibi belgede kasanın 31/03/2004 tarihinde sayıma tabi tutulduğu belirtildiği halde, kasa açığının 13/02/2004 tarihinde meydana geldiği sonucunda nasıl ulaşıldığının tespit edilemediği, dolayısıyla kasa açığı iddiasının gerçek durumu yansıtan ve usulüne uygun olarak düzenlenmiş objektif belgelere dayanmadığı, dava konusu Rumeli Holding A.Ş.'ne yapılan ödemeden kaynaklanan zarar talebi için bu alacağın değersiz hale geldiğine ilişkin herhangi bir belgenin sunulmadığı gibi bu ödemenin kaynağının sağlandığı diğer grup şirketine ödeme yapıldığına dair bir belgeye de rastlanmadığı ve anılan alacak tutarının borç ödemeden aciz belgesine bağlandığına ilişkin veri bulunmadığından bu zararın oluştuğunun da anlaşılamadığı, dava dışı İmar Bankası A.Ş.'nin «sermaye artırımına» katılmak suretiyle oluştuğu iddia edilen zarar konusunda da uğranılmış somut kaynak sağlama maliyetinden ya da bu tutarda bir yatırım ile kaçınılan alternatif gelir olanaklarından söz edilmediği, böyle bir zararın oluşabilmesi için iştirak edilen «şirketin tasfiyesi» sonucu kalan mal varlığından tahsil edilmesi olanaksızlaşan sermaye «payının» bulunması gerektiği, aksi halde şirket bilançosunda mali duran varlıklar içinde kayıtlı bulunan iştirak nedeniyle zarar iddiasının objektif dayanaktan yoksun kalac …
Kural olarak, «yönetim kurulu» üyeleri şirket adına yaptıkları işlemlerden dolayı kişisel olarak sorumlu tutulamazlarsa da, TTK’nun 336. maddesinde belirtilen hallerde ortaklığa ve ortaklık alacaklılarına karşı kusursuz olduklarını ispat etmedikçe tüm yöneticiler oluşan zarardan «müteselsilen sorumlu» olurlar.
Benzer bu karardaKanunu «yönetim kurulu» üyeleri için «ispat yükü» ters çevrilmiş «kusur» esasına dayanan bir sorumluluk öngörmüş ve yönetim kurulu üyeleri aleyhine «kusur karinesi» kabul etmiştir (Gönen Eriş, Ticari İşletme ve Şirketler, s:1941, 1942, 1999).
… hasebeleştirildiği, ne 13.02.2004 tarihinde ne de 31.08.2004 tarihinde fiilen kasa sayımı yapıldığına ilişkin bir belgenin de dava dosyasına sunulmadığı, bu durumda «kasa açığının» doğmasına davalıların sebebiyet verdiği yolundaki davacı şirket iddialarının ispat edilemediği, davacının sermaye payını ödeme yükümüne uygun davranmayan şirket ortaklarına karşı giriştiği icra takiplerinin semeresiz kaldığına dair "«aciz vesikalarını»" «ibraz» etmesi, buna bağlı olarak ve ancak bu hususun ikmali kaydıyla, TTK'nın 340. ve 307 hükümleri de gözetilerek; şirket «yönetim kurulu» üyelerinin "gerek kanun gerek esas mukavelenin kendilerine yüklediği sair vazifelerin kasten veya ihmal neticesi olarak yapılmaması" gerekçesine dayalı olarak ve diğer maddi ve usulü koşullar da araştırılmak suretiyle davalılardan talepte bulunabileceği gerekçesi ile asıl davada davalılar ..., ... ve ...’a karşı açılan davanın reddine, davalı ...’a karşı açılan davada, davalı ...’ın «sermaye taahhüt» borcu nedeni ile birleşen davada karar verildiği, yeniden sermaye taahhüdü nedeni ile bir karar «verilmesine yer olmadığına», davalı ...'ın yönetim kurulu üyesi olması nedeni ile herhangi bir sorumluluğu olmaması nedeni ile bu konudaki talebin reddine, davalı ... hakkında açılan davanın kısmen kabul, kısmen reddi ile aynı zamanda şirket ortağı olması sebebiyle 3.300,00 TL sermaye taahhüt borcu ve 19.04.2005 tarihine kadar «işlemiş faiz» olan 5.993,72 TL olmak üzere toplam 9.293,72 TL'nin asıl alacağa dava tarihinden itibaren değişen oranlarda «reeskont faizi» ile birlikte davalı ...’dan tahsiline, davalı ... hakkında açılan davanın kısmen kabul, kısmen reddi ile aynı zamanda şirket ortağı olması sebebiyle 300,00 TL serm …
Kural olarak, «yönetim kurulu» üyeleri şirket adına yaptıkları işlemlerden dolayı kişisel olarak sorumlu tutulamazlarsa da, öğretideki baskın görüşe göre, TTK’nın 336. maddesinde belirtilen hallerde ortaklığa ve ortaklık alacaklılarına karşı kusursuz olduklarını ispat etmedikçe tüm yöneticiler oluşan zarardan «müteselsilen sorumlu» olurlar.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:feragate yetki · kimlik tespiti · sermaye taahhüdü · tazmin talebi · aciz vesikası · tahsilde tekerrür olmaması · tahsilde tekerrür · reeskont faizi
Benzer bu kararda… hasebeleştirildiği, ne 13.02.2004 tarihinde ne de 31.08.2004 tarihinde fiilen kasa sayımı yapıldığına ilişkin bir belgenin de dava dosyasına sunulmadığı, bu durumda «kasa açığının» doğmasına davalıların sebebiyet verdiği yolundaki davacı şirket iddialarının ispat edilemediği, davacının sermaye payını ödeme yükümüne uygun davranmayan şirket ortaklarına karşı giriştiği icra takiplerinin semeresiz kaldığına dair "«aciz vesikalarını»" «ibraz» etmesi, buna bağlı olarak ve ancak bu hususun ikmali kaydıyla, TTK'nın 340. ve 307 hükümleri de gözetilerek; şirket «yönetim kurulu» üyelerinin "gerek kanun gerek esas mukavelenin kendilerine yüklediği sair vazifelerin kasten veya ihmal neticesi olarak yapılmaması" gerekçesine dayalı olarak ve diğer maddi ve usulü koşullar da araştırılmak suretiyle davalılardan talepte bulunabileceği gerekçesi ile asıl davada davalılar ..., ... ve ...’a karşı açılan davanın reddine, davalı ...’a karşı açılan davada, davalı ...’ın «sermaye taahhüt» borcu nedeni ile birleşen davada karar verildiği, yeniden sermaye taahhüdü nedeni ile bir karar «verilmesine yer olmadığına», davalı ...'ın yönetim kurulu üyesi olması nedeni ile herhangi bir sorumluluğu olmaması nedeni ile bu konudaki talebin reddine, davalı ... hakkında açılan davanın kısmen kabul, kısmen reddi ile aynı zamanda şirket ortağı olması sebebiyle 3.300,00 TL sermaye taahhüt borcu ve 19.04.2005 tarihine kadar «işlemiş faiz» olan 5.993,72 TL olmak üzere toplam 9.293,72 TL'nin asıl alacağa dava tarihinden itibaren değişen oranlarda «reeskont faizi» ile birlikte davalı ...’dan tahsiline, davalı ... hakkında açılan davanın kısmen kabul, kısmen reddi ile aynı zamanda şirket ortağı olması sebebiyle 300,00 TL serm …
1) Mahkemece verilen karar davacı tarafça temyiz edilmiş ise de, 10/07/2015 «havale» tarihli dilekçe ile davalılardan ... hakkındaki temyiz isteminden «feragat» edildiği ve dilekçe ekinde bulunan «kimlik tespiti» uyarınca dilekçenin kararı temyiz eden davacı vekili tarafından verildiği, davacı vekilinin vekaletnamesinde HMK'nın 74. maddesine uygun şekilde temyizden «feragata yetki» verildiği anlaşılmıştır.
Zamanında tahsil edilmeyen apel borcu, şirket için zarar oluşturduğundan «tahsilde tekerrür olmamak» üzere şirket, kusursuzluklarını kanıtlayamaması halinde, bunu davalılardan isteyebilir.
2) Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin şirket «kasa açığı» sebebiyle oluşan zarar «tazmini talebinin» reddine yönelik temyiz itirazları yerinde değildir.
4 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2019/998 E. 2020/3422 K.
Ortak:kusur karinesi · kasa açığı · kusur sorumluluğu · müteselsil sorumluluk · şirket zararı · ispat yükü · yönetim kurulu kararı · kusur
İncelediğiniz karardaBaşka bir deyişle, Türk Ticaret Kanunu «yönetim kurulu» üyeleri için «ispat yükü» ters çevrilmiş «kusur» esasına dayanan bir sorumluluk öngörmüş ve yönetim kurulu üyeleri aleyhine «kusur karinesini» kabul etmiştir (Gönen Eriş, Ticari İşletme ve Şirketler, s:1941, 1942, 1999).
Kural olarak, «yönetim kurulu» üyeleri şirket adına yaptıkları işlemlerden dolayı kişisel olarak sorumlu tutulamazlarsa da, TTK’nun 336. maddesinde belirtilen hallerde ortaklığa ve ortaklık alacaklılarına karşı kusursuz olduklarını ispat etmedikçe tüm yöneticiler oluşan zarardan «müteselsilen sorumlu» olurlar.
Nitekim TTK’nun 338. maddesinde, «yönetim kurulu» üyelerinin «kusur» ve sorumluluklarının bulunmadığını ispat edemedikleri takdirde zarardan sorumlu oldukları düzenlenmiştir.
Benzer bu karardaBaşka bir deyişle, Türk Ticaret Kanunu «yönetim kurulu» üyeleri için «ispat yükü» ters çevrilmiş «kusur» esasına dayanan bir sorumluluk öngörmüş ve yönetim kurulu üyeleri aleyhine «kusur karinesi» kabul etmiştir.
Kural olarak, «yönetim kurulu» üyeleri şirket adına yaptıkları işlemlerden dolayı kişisel olarak sorumlu tutulamazlarsa da, TTK’nın 336. maddesinde belirtilen hallerde ortaklığa ve ortaklık alacaklılarına karşı kusursuz olduklarını ispat etmedikçe tüm yöneticiler oluşan zarardan «müteselsilen sorumlu» olurlar.
Nitekim TTK’nın 338. maddesinde, «yönetim kurulu» üyelerinin «kusur» ve sorumluluklarının bulunmadığını ispat edemedikleri takdirde zarardan sorumlu oldukları düzenlenmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:hukuki yolların tüketilmesi · aydınlatma yükümlülüğü · ispat külfeti · ibra · görevli mahkeme
Benzer bu karardaBu durumda mahkemece, uyuşmazlığın «aydınlatılması yükümlülüğü» çerçevesinde yukarıda anılan iddianın öncelikle davacı için bir zarar olup olmadığı varsa miktarının denetlenebilir bir şekilde gerektiğinde bilirkişi kurulu marifeti ile kuşkuya yer bırakmaksızın saptanması, bu hususun şirket için bir zarar kalemi olarak kabulü halinde, yönetim ve denetim kurulu eski üyelerinin, TTK'nın 336 vd. maddeleri bağlamında «ispat külfeti» ters çevrilmiş «kusur sorumluluğu» ilkeleri çerçevesinde, kusursuzluklarını kanıtlayamamaları halinde oluşan zarardan sorumlu olduklarının ilke olarak kabulü ve ayrıca «ibranın» sonuç doğrulabilmesi için yukarıda da açıklandığı üzere açık ibra olması gerektiği hususları nazara alınarak sonucuna göre bir karar vermek gerekirken «eksik inceleme» ve yanılgılı değerlendirmeye dayalı yazılı gerekçe ile hüküm tesisi doğru olmayıp kararın bozulması gerektiğinden Dairemizin 02.10.2018 tarih, 2016/14999 E-2018/59 …
Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, dava konusu edilen 46,81 TL'lik «kasa açığının» ne şekilde meydana geldiğine dair usulüne uygun bir kasa sayımı yapılmamış olması sebebiyle belirsiz olduğu, bu nedenle belirtilen kasa açığının varlığının tespit edilmediği, apel ödemesinden gelen 250.000,00 TL'nin 230.000,00 TL'lik kısmının Rumeli Grubu Şirketlerinden Betonsan Beton A.Ş.'ye oradan döndükten sonra da Uzan Grubu Şirketi Rumeli Holding A.Ş'ye 223.000,00 TL olarak aktarıldığı ve bu paranın geri dönmemiş olduğunun sabit olduğu, Simetri Hava Yolları A.Ş tarafından 223.000,00 TL'nin Rumeli Holding A.Ş.'ye ödünç olarak aktarılmasıyla ilgili olarak davalıların şirket genel kurulunda «ibra» edildikleri, somut olayda Simetri Hava Yolları A.Ş. tarafından belirtilen alacağın Rumeli Holding A.Ş.'den talep edildiği, yapılan takibin semeresiz kaldığına iliş …
2- Dava, TMSF tarafından yönetim ve denetimine el konulan Uzan Grubu şirketlerinden Simetri Hava Yolları Yatırım ve Ticaret A.Ş.'nin önceki dönemlerde yönetim ve denetim kurulu üyesi olan davalıların, «görevleri» sırasında zarara neden oldukları iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkindir.
Zira, mahkemenin kabulünün aksine, grup içi şirketlere aktarılan paranın «şirket zararı» olarak kabul edilebilmesi için «yönetim kurulu» üyeleri ve denetçiler aleyhine dava açılmadan önce esas borçlu dava dışı şirket hakkında borcun takibi amacıyla harekete geçilmesinin ve bunun semeresiz kalmasının, başka bir ifade ile alacağın tahsili hususunda gereken tüm «hukuki yolların tüketilmesinin» davalıların sorumluluğuna gidilmesinin ön şartı olarak görülmesi olanaklı değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/10171 E. 2014/8779 K.
Ortak:kusur karinesi · kasa açığı · sermaye artırımı · müteselsil sorumluluk · şirket zararı · yönetim kurulu kararı · kusur · eksik inceleme
İncelediğiniz karardaBaşka bir deyişle, Türk Ticaret Kanunu «yönetim kurulu» üyeleri için «ispat yükü» ters çevrilmiş «kusur» esasına dayanan bir sorumluluk öngörmüş ve yönetim kurulu üyeleri aleyhine «kusur karinesini» kabul etmiştir (Gönen Eriş, Ticari İşletme ve Şirketler, s:1941, 1942, 1999).
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, «kasa açığı» ile ilgili kasa sayım tutanağından kasanın 31/03/2004 tarihi itibariyle sayıma tabi tutulduğu, davacı vekilince kasa açığının 13/02/2004 tarihinde meydana geldiğinin bildirildiği, bu belgenin sayım kurulu tarafından imzası açılmış kişilerin imzalarını taşımadığı gibi belgede kasanın 31/03/2004 tarihinde sayıma tabi tutulduğu belirtildiği halde, kasa açığının 13/02/2004 tarihinde meydana geldiği sonucunda nasıl ulaşıldığının tespit edilemediği, dolayısıyla kasa açığı iddiasının gerçek durumu yansıtan ve usulüne uygun olarak düzenlenmiş objektif belgelere dayanmadığı, dava konusu Rumeli Holding A.Ş.'ne yapılan ödemeden kaynaklanan zarar talebi için bu alacağın değersiz hale geldiğine ilişkin herhangi bir belgenin sunulmadığı gibi bu ödemenin kaynağının sağlandığı diğer grup şirketine ödeme yapıldığına dair bir belgeye de rastlanmadığı ve anılan alacak tutarının borç ödemeden aciz belgesine bağlandığına ilişkin veri bulunmadığından bu zararın oluştuğunun da anlaşılamadığı, dava dışı İmar Bankası A.Ş.'nin «sermaye artırımına» katılmak suretiyle oluştuğu iddia edilen zarar konusunda da uğranılmış somut kaynak sağlama maliyetinden ya da bu tutarda bir yatırım ile kaçınılan alternatif gelir olanaklarından söz edilmediği, böyle bir zararın oluşabilmesi için iştirak edilen «şirketin tasfiyesi» sonucu kalan mal varlığından tahsil edilmesi olanaksızlaşan sermaye «payının» bulunması gerektiği, aksi halde şirket bilançosunda mali duran varlıklar içinde kayıtlı bulunan iştirak nedeniyle zarar iddiasının objektif dayanaktan yoksun kalac …
… ykırı bir yön bulunmamasına ve mahkemece muhasebe kayıtlarına göre kasada fiilen mevcut olmayan meblağ ile başka bir grup şirketi olan İmar Bankası A.Ş.’nin bedelli «sermaye artırımına» iştirak etmek için ödenen meblağ dolayısıyla davacı «şirketin zarara» uğratıldığına dair davanın reddedilmesinde bir isabetsizliğin bulunmamasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer …
Benzer bu karardaBaşka bir deyişle, Türk Ticaret Kanunu «yönetim kurulu» üyeleri için ispat yükünü tersine çevirmiş, «kusur» esasına dayanan bir sorumluluk öngörmüş ve yönetim kurulu üyeleri aleyhine «kusur karinesi» kabul etmiştir (Gönen Eriş, Ticari İşletme ve Şirketler, s:1941, 1942, 1999).
Mahkemece, iddia, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, «sermaye artırımı» bedelini borç verme yoluna giden yönetim kurulunun ve denetçilerin, geri tahsili için tedbirleri almaları gerektiği, 41.014,10 TL'lik kısımla ilgili nema elde edilemediği, «ıslah» dilekçesine göre bu tutardan «yönetim kurulu» üyeleri C..
Kural olarak, «yönetim kurulu» üyeleri şirket adına yaptıkları işlemlerden dolayı kişisel olarak sorumlu tutulamazlarsa da, TTK’nın 336. maddesinde belirtilen hallerde ortaklığa ve ortaklık alacaklılarına karşı kusursuz olduklarını ispat etmedikçe tüm yöneticiler oluşan zarardan «müteselsilen sorumlu» olurlar.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:ticari teamül · zararın ispatı · teamül · haksız eylem · temlik · ihtar · ticari defter · ıslah
Benzer bu karardaDavacı şirket ortaklarınca paranın davacı şirketin ticari amaçları doğrultusunda, kendi ticari faaliyetleri için kullanılması gerekirken, «ticari teamüllere» aykırı bir şekilde ve basiretsiz davranmak suretiyle, başka bir şirkete aktarılması, şirket açısından bir zarardır.
Bu nedenle mahkemece davacı alacağına «haksız eylem» tarihinden itibaren faize hükmedilmesi gerekirken, dava ve «ıslah» tarihlerinden itibaren «yasal faize» hükmedilmesi de doğru görülmemiştir.
Mahkemece, iddia, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, «sermaye artırımı» bedelini borç verme yoluna giden yönetim kurulunun ve denetçilerin, geri tahsili için tedbirleri almaları gerektiği, 41.014,10 TL'lik kısımla ilgili nema elde edilemediği, «ıslah» dilekçesine göre bu tutardan «yönetim kurulu» üyeleri C..
Digital A.Ş. «ticari defterleri» üzerinde yapılan incelemeye göre bu tutarın ticari borçlar hesabına aktarıldığı TMSF tarafından 13.02.2004 tarihinde şirkete el konulduğu, aynı tarihli tutanakta kasada bulunması gereken 127.650,40 TL'nin bulunmadığının tespit edildiği, davalılar S..
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2011/6307 E. 2013/9893 K.
Ortak:kusur karinesi · müteselsil sorumluluk · şirket zararı · ispat yükü · kâr payı · yönetim kurulu kararı · kusur · eksik inceleme
İncelediğiniz karardaBaşka bir deyişle, Türk Ticaret Kanunu «yönetim kurulu» üyeleri için «ispat yükü» ters çevrilmiş «kusur» esasına dayanan bir sorumluluk öngörmüş ve yönetim kurulu üyeleri aleyhine «kusur karinesini» kabul etmiştir (Gönen Eriş, Ticari İşletme ve Şirketler, s:1941, 1942, 1999).
Kural olarak, «yönetim kurulu» üyeleri şirket adına yaptıkları işlemlerden dolayı kişisel olarak sorumlu tutulamazlarsa da, TTK’nun 336. maddesinde belirtilen hallerde ortaklığa ve ortaklık alacaklılarına karşı kusursuz olduklarını ispat etmedikçe tüm yöneticiler oluşan zarardan «müteselsilen sorumlu» olurlar.
Nitekim TTK’nun 338. maddesinde, «yönetim kurulu» üyelerinin «kusur» ve sorumluluklarının bulunmadığını ispat edemedikleri takdirde zarardan sorumlu oldukları düzenlenmiştir.
Benzer bu karardaBaşka bir deyişle, Türk Ticaret Kanunu «yönetim kurulu» üyeleri için «ispat yükü» ters çevrilmiş «kusur» esasına dayanan bir sorumluluk öngörmüş ve yönetim kurulu üyeleri aleyhine «kusur karinesi» kabul etmiştir. (Gönen Eriş, Ticari İşletme ve Şirketler, s:1941, 1942, 1999).
Kural olarak, «yönetim kurulu» üyeleri şirket adına yaptıkları işlemlerden dolayı kişisel olarak sorumlu tutulamazlarsa da, TTK’nın 336. maddesinde belirtilen hallerde ortaklığa ve ortaklık alacaklılarına karşı kusursuz olduklarını ispat etmedikçe tüm yöneticiler oluşan zarardan «müteselsilen sorumlu» olurlar.
Nitekim TTK’nın 338. maddesinde, «yönetim kurulu» üyelerinin «kusur» ve sorumluluklarının bulunmadığını ispat edemedikleri takdirde zarardan sorumlu oldukları düzenlenmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:ticari teamül · teamül · hisse senedi · temlik · ek tasfiye · e-defter
Benzer bu karardaMahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda davacının bu zarar iddiasının soyut olduğu, davacı şirketin «defterlerinde» duran varlıklar içinde iştirak hisselerinin kayıtlı olduğu, davacının zararından bahsedilebilmek için hissesi alınan dava dışı şirketlerden hisse bedelinden daha düşük temettü gelirinin elde edilmesi veya bu şirketlerin «tasfiye» sürecine girip davacı hissesine isabet eden tasfiye «payının» tahsil edilememesinin gerektiği, oysa böyle bir durumun mevcut olmadığı belirtilmiş ise de, davacı şirketin borç alarak yatırım yapmasının ticari olup olmadığı, ne …
… lüne uygun bir şekilde borçlanmak suretiyle ticari amaçları doğrultusunda kendi ticari faaliyetleri içinde yatırım yaparak kazanç getirici işler yapması gerekirken, «ticari teamüllere» uygun olmayarak basiretsiz bir şekilde her hangi bir dayanağı olmaksızın netice itibariyle yüksek bir kar elde edilmeksizin dava dışı şirketlerin hisselerini devra …
… hisse alımının tek başına zarar oluşturmadığı, buna ilişkin zararın ne olduğunun davacı tarafından ispat edilemediği, grup şirketlere verilen borç paranın da davacı «defterlerinde» alacak olarak göründüğü, verilen borçların tahsil edilemediğine veya borçlu şirketlerin aciz içinde olduğuna ilişkin bir delilin mevcut olmadığı, dolayısı ile buna …
Kararı, «temlik» alan TMSF vekili ve davalılardan ..., ... ve ... vekili temyiz etmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/8082 E. 2012/9450 K.
Ortak:kusur karinesi · müteselsil sorumluluk · ispat yükü · kâr payı · yönetim kurulu kararı · kusur · eksik inceleme · vekalet ücreti
İncelediğiniz karardaBaşka bir deyişle, Türk Ticaret Kanunu «yönetim kurulu» üyeleri için «ispat yükü» ters çevrilmiş «kusur» esasına dayanan bir sorumluluk öngörmüş ve yönetim kurulu üyeleri aleyhine «kusur karinesini» kabul etmiştir (Gönen Eriş, Ticari İşletme ve Şirketler, s:1941, 1942, 1999).
Kural olarak, «yönetim kurulu» üyeleri şirket adına yaptıkları işlemlerden dolayı kişisel olarak sorumlu tutulamazlarsa da, TTK’nun 336. maddesinde belirtilen hallerde ortaklığa ve ortaklık alacaklılarına karşı kusursuz olduklarını ispat etmedikçe tüm yöneticiler oluşan zarardan «müteselsilen sorumlu» olurlar.
Nitekim TTK’nun 338. maddesinde, «yönetim kurulu» üyelerinin «kusur» ve sorumluluklarının bulunmadığını ispat edemedikleri takdirde zarardan sorumlu oldukları düzenlenmiştir.
Benzer bu karardaBaşka bir deyişle, Türk Ticaret Kanunu «yönetim kurulu» üyeleri için «ispat yükü» ters çevrilmiş «kusur» esasına dayanan bir sorumluluk öngörmüş ve yönetim kurulu üyeleri aleyhine «kusur karinesi» kabul etmiştir (Gönen Eriş, Ticari İşletme ve Şirketler, s:1941, 1942, 1999).
Kural olarak, «yönetim kurulu» üyeleri şirket adına yaptıkları işlemlerden dolayı kişisel olarak sorumlu tutulamazlarsa da, TTK’nun 336. maddesinde belirtilen hallerde ortaklığa ve ortaklık alacaklılarına karşı kusursuz olduklarını ispat etmedikçe tüm yöneticiler oluşan zarardan «müteselsilen sorumlu» olurlar.
Nitekim TTK’nun 338. maddesinde, «yönetim kurulu» üyelerinin «kusur» ve sorumluluklarının bulunmadığını ispat edemedikleri takdirde zarardan sorumlu oldukları düzenlenmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:hukuki yolların tüketilmesi · sermaye taahhüdü · taahhütname · e-defter
Benzer bu karardaMahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davacı şirketin 31/01/2003 tarihinde kurulduğu, sermayesinin (600.000) TL olduğu, ortakların «sermaye taahhütlerinin» 1/4'ü olan (150.000) TL'nı kasaya naklen ödedikleri, aynı tarihte bu paranın Uzan Grubu şirketlerinden Park Medya A.Ş.'ne aktarıldığı, davacı şirket «defterlerine» göre 30/04/2003 tarihi itibariyle anılan şirkete bir borcunun bulunmadığı, bu alacağın tahsili için yasal takip yapılmadığı, mevzuatımızda grup şirketlerinin aralarında para alış verişlerini yasaklayan veya sınırlayan bir düzenlemenin bulunmadığı, bu nedenle yöneticiler ve denetçiler hakkında dava açılmadan önce asıl borçlu hakkında alacağın takibi için harekete geçilmesi gerektiği, bu takibin semeresiz kalması halinde dava açılabileceği, alacağın tahsili için gereken tüm «hukuki yollar tüketilmeden» davalıların sorumluluğuna gidilemeyeceği, anılan transfer işleminin 2003 yılında, TMSF tarafından bu şirketlere el konulmasının da 2004 yılında gerçekleşmesi karşı …
Mahkemece yapılan inceleme sonucunda da davacı şirketin kuruluşu sırasında ortaklarının nakden ödedikleri «sermaye taahhütlerinin» ¼’ü olan (150.000) TL.’nın, aynı gün Park Medya A.Ş.’ne aktarıldığı tespit edilmiş, ancak bu alacağın tahsili için yasal takip yolları tüketilmediğinden davanın er …
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2010/4564 E. , 2012/9914 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 04/11/2009 tarih ve 2006/789-2009/702 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 05/06/2012 günü temlik alan ... vekilinin 05/06/2012 havale tarihli duruşmadan vazgeçme dilekçeside dikkate alınarak dosyanın incelemesinin duruşmasız olarak görülmesine karar verildikten sonra Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili şirketin kasasında, muhasebe kayıtlarında görünen (383,34) TL'nın fiilen mevcut olmadığını, mahkemece verilen tedbir kararına rağmen grup şirketi olan Rumeli Holding A.Ş.'ne (307,000) TL ödeme yapıldığını, yine grup bankası olan İmar Bankası A.Ş.'nin bedelli sermaye artırımına, finansmanın başka bir grup şirketi olan İmar Off Shore Ltd. ve Yapı ve Ticaret A.Ş.'nden sağlanarak katılmak suretiyle şirketin zarara uğratıldığını, bu zararlardan şirketin eski yönetim ve denetim kurulu üyeleri olan davalıların sorumlu bulunduğunu ileri sürerek, 29/01/2008 tarihli ıslah dilekçesi ile (402.223,78) TL'nın temerrüt faiziyle birlikte davalılardan mütelselsilen tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalılar, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, kasa açığı ile ilgili kasa sayım tutanağından kasanın 31/03/2004 tarihi itibariyle sayıma tabi tutulduğu, davacı vekilince kasa açığının 13/02/2004 tarihinde meydana geldiğinin bildirildiği, bu belgenin sayım kurulu tarafından imzası açılmış kişilerin imzalarını taşımadığı gibi belgede kasanın 31/03/2004 tarihinde sayıma tabi tutulduğu belirtildiği halde, kasa açığının 13/02/2004 tarihinde meydana geldiği sonucunda nasıl ulaşıldığının tespit edilemediği, dolayısıyla kasa açığı iddiasının gerçek durumu yansıtan ve usulüne uygun olarak düzenlenmiş objektif belgelere dayanmadığı, dava konusu Rumeli Holding A.Ş.'ne yapılan ödemeden kaynaklanan zarar talebi için bu alacağın değersiz hale geldiğine ilişkin herhangi bir belgenin sunulmadığı gibi bu ödemenin kaynağının sağlandığı diğer grup şirketine ödeme yapıldığına dair bir belgeye de rastlanmadığı ve anılan alacak tutarının borç ödemeden aciz belgesine bağlandığına ilişkin veri bulunmadığından bu zararın oluştuğunun da anlaşılamadığı, dava dışı İmar Bankası A.Ş.'nin sermaye artırımına katılmak suretiyle oluştuğu iddia edilen zarar konusunda da uğranılmış somut kaynak sağlama maliyetinden ya da bu tutarda bir yatırım ile kaçınılan alternatif gelir olanaklarından söz edilmediği, böyle bir zararın oluşabilmesi için iştirak edilen şirketin tasfiyesi sonucu kalan mal varlığından tahsil edilmesi olanaksızlaşan sermaye payının bulunması gerektiği, aksi halde şirket bilançosunda mali duran varlıklar içinde kayıtlı bulunan iştirak nedeniyle zarar iddiasının objektif dayanaktan yoksun kalacağı, söz konusu zarar iddiasının da İmar Bankası A.Ş.'nin varlıklarından davacının sermaye payının tahsil edilemediği ya da tahsil edilme olanağının ortadan kalktığının somut olarak belgelenemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve mahkemece muhasebe kayıtlarına göre kasada fiilen mevcut olmayan meblağ ile başka bir grup şirketi olan İmar Bankası A.Ş.’nin bedelli sermaye artırımına iştirak etmek için ödenen meblağ dolayısıyla davacı şirketin zarara uğratıldığına dair davanın reddedilmesinde bir isabetsizliğin bulunmamasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine karar verilmesi gerekmiştir.
2- Davacı şirketin mahkemece verilen tedbir kararlarına rağmen, şirket parasının grup şirketi olan Rumeli Holding A.Ş.’ne aktarılması dolayısıyla zarara uğratıldığına dair davacı iddiasının incelenmesine gelince; dava, davacı şirketin eski yönetim ve denetim kurulu üyeleri olan davalılar aleyhine açılan sorumluluk davasıdır.
Kural olarak, yönetim kurulu üyeleri şirket adına yaptıkları işlemlerden dolayı kişisel olarak sorumlu tutulamazlarsa da, TTK’nun 336. maddesinde belirtilen hallerde ortaklığa ve ortaklık alacaklılarına karşı kusursuz olduklarını ispat etmedikçe tüm yöneticiler oluşan zarardan müteselsilen sorumlu olurlar. Yani yönetim kurulu üyelerinin görevlerini ifaları sırasında bir zarar oluşmuşsa, bu zararın üyelerin kusurlu eylemi sonucunda meydana geldiğinin kabulü gerekmektedir. Başka bir deyişle, Türk Ticaret Kanunu yönetim kurulu üyeleri için ispat yükü ters çevrilmiş kusur esasına dayanan bir sorumluluk öngörmüş ve yönetim kurulu üyeleri aleyhine kusur karinesini kabul etmiştir (Gönen Eriş, Ticari İşletme ve Şirketler, s:1941, 1942, 1999).
Nitekim TTK’nun 338. maddesinde, yönetim kurulu üyelerinin kusur ve sorumluluklarının bulunmadığını ispat edemedikleri takdirde zarardan sorumlu oldukları düzenlenmiştir. Yine TTK.’nun 337. maddesinde, yeni seçilen veya tayin olunan yönetim kurulu üyelerinin, seleflerinin belli olan yolsuz muamelelerini murakıplara bildirmeğe mecbur oldukları, aksi halde seleflerinin sorumluluklarına iştirak edecekleri belirtilmiştir. Denetim kurulu üyelerinin de kusursuz olduklarını ispat etmedikçe zarardan sorumlu bulundukları, TTK’nun 359. maddesinde düzenlenmiştir.
Dava konusu olayda davalı yönetim ve denetim kurulu üyelerine isnat edilen bir diğer kusurlu eylem ise davacı şirketin parasının, ortada hiçbir hukuki neden yokken, ödeme gücü olmayan Uzan Grubu şirketlerinden Rumeli Holding A.Ş.’ne aktarılmasıdır. Mahkemece yapılan inceleme sonucunda da davacı şirketin mal varlığı hakkında 14.08.2003 ve 26.08.2003 tarihlerinde alınmış tedbir kararları mevcutken, davacı şirketin (307.000) TL’nın, 07.11.2003 tarihinde Rumeli Holding A.Ş.’ne aktarıldığı, 18.10.2004 ve 24.12.2004 tarihlerinde ise toplam (899,56) TL.’nın tahsil edildiği tespit edilmiş, ancak bu alacağın değersiz hale geldiği hakkında bir belgenin sunulmadığı ve anılan alacağın tahsili için yasal takip yollarının tüketilip borç ödemeden aciz belgesi alınmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Oysa davacı şirketin kasasına girmiş bir paranın, ortada hiçbir neden yokken, üstelik de alınmış tedbir kararları mevcutken, şirketin amacının gerçekleştirilmesi için gerekli faaliyetlerde bulunmak yerine, başka bir şirkete aktarılması, davacı şirket açısından bir zarardır. Üstelik zarar, usulsüz işlem anında gerçekleşmiştir. Dolayısıyla zararın gerçekleşmiş sayılması için paranın gönderildiği şirkete başvurulması ve ona karşı tüm yasal yolların tüketilmiş olması gerekmez. Aksi yöndeki mahkeme kabulü doğru değildir.
O halde mahkemece anılan işlem ile zararın gerçekleşmiş olduğu, dolayısıyla davalıların kusur ve sorumluluklarının bulunmadığını ispat edemedikleri takdirde zarardan sorumlu oldukları, yine tarafların görevde bulunduğu süreler ile denetim kurulu üyesi olan davalının sorumluluğunun, bu sıfatının dikkate alınarak ayrıca değerlendirilmesi gerektiği hususları gözetilerek, taraflar arasındaki uyuşmazlığın yukarıda açıklanan şekilde incelenip değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeye dayanılarak yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
3- Bozma neden ve şekline göre, davacı vekilinin mahkemece hükmedilen vekalet ücretine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, (3) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin mahkemece hükmedilen vekalet ücretine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, 07/06/2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1060785600 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz