6102TTK Türk Ticaret Kanunu

Yabancı unsurlu haksız fiilde uygulanacak hukuk ve iflas kaydının delil değeri

İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi · 2023/1448 E. 2024/1539 K. · · İlk derece: İSTANBUL 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

İtirazın iptalikaldırma ve esas hakkında yeniden hükümKesinlik belirsiz

★ EmsalZamanaşımı

Davacının nitelemesi: Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan (Haksız Fiil - Yabancı Unsurlu) mahkemenin nitelemesiyle örtüşüyor

Gerekçe özeti

Yabancı unsurlu haksız fiil davalarında MÖHUK 34(1) uyarınca uyuşmazlığın esasına, haksız fiilin işlendiği ülke hukuku uygulanır; usul, ispat kuralları ve geçici hukuki koruma tedbirleri ise hakimin hukukuna (lex fori) tabidir. Yabancı mahkeme/iflas kararının Türkiye'de tanınıp tenfiz edilmemesi, aynı alacağa dayalı bireysel alacak davası açılmasına engel değildir; tenfiz edilmemiş yabancı karar ve buna bağlı iflas kayıt tablosu, apostil şerhini haiz olması halinde HMK 224 uyarınca delil olarak kullanılabilir. Faizin başlangıç tarihi, zararın meydana geldiği an esas alınarak belirlenir; icra takibinde talep edilen faiz oranını aşan tutar taleple bağlılık kuralı gereği hüküm altına alınamaz.

Ele alınan sorunlar

Uyuşmazlığa uygulanacak maddi hukukun tespiti (MÖHUK 34) → ret

İddia: Davalı vekili, davaya dayanak yapılan delillerin Alman makamlarıyla ilgili olmasına rağmen davaya Türk hukukunun (TTK 553) uygulanmasının mümkün olmadığını, bilirkişilerin MÖHUK hükümlerine ilişkin değerlendirmelerinin dikkate alınmadığını ileri sürmüştür.

Gerekçe: Dava, Almanya'da kurulan şirkete yatırım yapan davacının, şirket yöneticisi ve hakim ortağı olan davalının haksız fiil niteliğindeki eylemleri nedeniyle uğradığı zararın tazminine ilişkindir. MÖHUK'un 34(1) maddesi uyarınca haksız fiilden doğan borçlar haksız fiilin işlendiği ülke hukukuna tâbidir; uyuşmazlığın esasına maddi hukuk bakımından Alman Hukuku uygulanmalıdır. Davanın usulü, ispat kuralları ve geçici hukuki koruma aşamalarında Türk hukukunun uygulanması ise bu aşamaların hakimin hukukuna (lex fori) tabi olmasından kaynaklanır. İlk derece mahkemesince milletlerarası özel hukuk alanında uzman bilirkişi incelemesi yaptırılmış, maddi hukuka uygulanacak kanun hükümleri tespit edilmiştir; bu nedenle davalı vekilinin TTK 553 uyarınca sorumluluğa gidilemeyeceğine ilişkin istinaf nedeni yerinde değildir. Ancak gerekçeli kararda Alman Hukuku'nun uygulandığı açıkça belirtilmediğinden gerekçe bu nedenle düzeltilmiştir. Talebin Türk hukukundaki karşılığı şirket yöneticisinin sorumluluğuna ilişkin olup, Alman Hukukunda da anonim şirket yönetim kurulu üyelerinin üçüncü kişilere karşı sorumluluğuna ilişkin özel bir hüküm bulunmadığından bu tür davalarda haksız fiil hükümleri uygulanmaktadır. MÖHUK'un 2. maddesi gereğince hakim, Türk kanunlar ihtilafı kurallarını ve bu kurallara göre yetkili olan yabancı hukuku re'sen uygular.

Gerekçe kaynağı: düzeltme

Tenfiz edilmemiş yabancı iflas kararı ve iflas kayıt tablosunun delil/dava şartı niteliği → ret

İddia: Davalı vekili, müvekkili hakkındaki iflas kararının Türkiye'de tanınıp tenfiz edilmediğini, iflas kayıt tablosunun bu nedenle hukuki geçerliliği bulunmadığını, iflas davalarının sadece açıldığı ülke açısından sonuç doğurduğunu ileri sürmüştür.

Gerekçe: Eldeki dava, haksız fiilden doğan zararın tazmini talebiyle açılmış bireysel bir alacak davası olup, davacının iflas tablosuna dayanması, taraflardan birinin yabancı mahkeme kararının tanınması/tenfizi yoluna başvurmadan aynı konuda Türkiye'de yeniden dava açmasına engel değildir. İflas kararı Türkiye'de tenfiz edilmediğinden alacaklılardan her biri Türk mahkemelerine başvurarak müflis aleyhine bireysel alacak davası açabilir; Alman iflas kararının sonucu olan 'müflis aleyhine bireysel dava ve takip açma yasağının' Türkiye'de bir etkisi olmaz. Davanın karşı yanı hakkında iflas kararı verilmiş olsa dahi, Türkiye'de tanınıp tenfiz edilmedikçe iflas kararı hiç verilmemiş gibi davanın genel hükümlere göre sürdürülmesi gerekir. Yabancı mahkeme kararına konu alacağın iflas masasına kaydedilmesi, alacağı hükme bağlayan yabancı mahkeme kararının tenfizi anlamına gelmez; tenfiz edilmemiş yabancı mahkeme kararı dahi iflas idaresince belge olarak kabul edilerek masaya alacak kaydı yapılabilir. Davacının talebi iflas prosedürüne ilişkin olmayıp bir alacak davası olduğundan, davalı vekilinin iflas kararının tanınıp tenfiz edilmediğine, alacak kayıt tablosunun hukuki kıymeti bulunmadığına yönelik istinaf nedenleri yerinde değildir. Alacağın varlığı ve dayanağı sadece iflas idaresince yapılan kayıt olmayıp, ceza mahkemesi kararı içeriği de takdiri delil olarak kabul edilmiş; genel hükümlere göre açılan alacak davasında apostil şerhini haiz iflas kayıt belgesinin HMK 224 uyarınca alacağın miktarı bakımından belge olarak kabulünde isabetsizlik yoktur.

Gerekçe kaynağı: özgün

Zamanaşımı itirazı (Alman hukukuna göre 30 yıllık süre) → ret

İddia: Davalı vekili, alacağın zamanaşımına uğradığını ileri sürerek davanın usulden, aksi halde esastan reddini talep etmiştir.

Gerekçe: Davalının malvarlığı bulunmadığından iflasının kapatılmış olması ve davalı hakkında verilen borçtan kurtulma kararı, kasten işlenmiş haksız fiilden doğan iflas alacağını ortadan kaldırmaz. Alman İflas Kanunu'nun (InsO) 197/5 hükmü gereği, iflas prosedürü çerçevesinde tespit edilmiş alacaklara ilişkin zamanaşımı süresi 30 yıldır. İlk derece mahkemesinin alacak nedeniyle 30 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiği yolundaki gerekçesinde isabetsizlik olmayıp, davalı vekilinin zamanaşımına ilişkin istinaf nedeni yerinde bulunmamıştır.

Gerekçe kaynağı: özgün

Faizin başlangıç tarihi ve taleple bağlılık kuralına göre hesaplama → kısmi kabul

İddia: Davacı vekili, faiz başlangıç tarihinin bilirkişilerce hatalı olarak 02/09/2010 (müflisin itirazının kesin reddi tarihi) olarak belirlendiğini, doğru başlangıç tarihinin alacağın iflas masasına kaydedildiği 29/09/2008 olması gerektiğini ileri sürmüştür. Davalı vekili ise müvekkilinin temerrüde düşürülmediğini ve taleple bağlılık kuralına aykırı şekilde bazı aylarda %4'ü aşan oranda faiz hesaplandığını ileri sürmüştür.

Gerekçe: Alman Medeni Kanunu'nun 849. maddesi uyarınca zarar gören, değerin belirlenmesinde esas alınan tarihten itibaren faiz talep edebilir; bu, faizin başlangıç tarihinin zararın meydana geldiği tarih olduğunu gösterir. Aynı Kanun'un 246. maddesi gereğince yasal yıllık faiz oranı %4'tür. Davacının iflas masasına başvuru tarihi olan 29.09.2008 itibariyle zararın doğduğu kabul edilerek faizin bu tarihten itibaren işletilmesi gerektiğine ilişkin istinaf nedeni yerindedir. Ancak icra takip dosyasında davacı tarafça, bu tarihten takip tarihine kadar 3095 sayılı Kanun gereği aylık faiz hesaplanırken bazı aylarda %4'ü aşan oranlarda faiz talep edilmiştir; uygulanacak faiz oranı %4 olduğu halde bu oranın altındaki talep ile davacı bağlıdır ve bilirkişi kurulunun faiz hesabı taleple bağlılık kuralına aykırıdır. İcra takibindeki talep aşılmaksızın yeniden hesaplama yapıldığında işlemiş faiz toplamı 15.300,23-Euro olarak belirlenmiştir; %4 oranını aşan kısım bakımından istinaf nedeni yerinde değildir. Haksız fiil nedeniyle doğan borçta borçlu zarar doğduğunda mütemerrit olduğundan, davalı vekilinin temerrüde düşürülmediğine ilişkin istinaf nedeni yerinde değildir.

Gerekçe kaynağı: düzeltme

Ceza mahkemesi kararının bozulmasının haksız fiilin ispatına etkisi → ret

İddia: Davalı vekili, kendisi hakkında verilen mahkumiyet kararının Alman Federal Mahkemesi tarafından bozulduğunu, bu nedenle kararın davada dikkate alınmasının hukuka aykırı olduğunu ileri sürmüştür.

Gerekçe: Federal Mahkeme, Eyalet Mahkemesinin olayı makbuz dolandırıcılığı olarak nitelendirmesini doğru bulmamış; davalının eyleminin yatırım dolandırıcılığı teşkil edebileceğini, yatırımcıların finansal zararlarının bilirkişi aracılığıyla hesaplanması gerektiğini belirterek kararı bozmuştur. Gerek Eyalet Mahkemesi gerekse Federal Mahkeme, diğer ortağın aktif dolandırıcılık fiilinin kanıtlanamadığı sonucuna varmışsa da, davalı bakımından böyle bir tespit yapılmamıştır; davalı, tek ortak ve yetkili olarak sorumluluğunu sürdürmektedir. Bozma, mahkumiyetin ortadan kalktığı anlamına gelmediğinden, davalı vekilinin bu yöndeki istinaf nedeni yerinde değildir.

Gerekçe kaynağı: özgün

Emsal değeri

Kararın, yabancı unsurlu haksız fiil davalarında MÖHUK 34 uyarınca uygulanacak hukukun tespiti ile tenfiz edilmemiş yabancı iflas kararı/kayıt tablosunun Türkiye'de açılan bireysel alacak davasında delil olarak kullanılabileceğine ilişkin tespitleri, benzer yabancı unsurlu tazminat davalarında yol gösterici niteliktedir; BAM kararı olarak bağlayıcı içtihat değil, bölgesel ikna edici emsal değeri taşır.

Usul tespitleri

Zamanaşımı
Alman İflas Kanunu (InsO) 197/5 hükmü gereğince, iflas prosedürü çerçevesinde tespit edilmiş haksız fiilden kaynaklanan alacaklarda zamanaşımı süresi 30 yıldır; davalının iflasının kapatılması ve borçtan kurtulma kararı bu alacağı ortadan kaldırmaz.

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
MÖHUK 34 - haksız fiile uygulanacak hukuk lex fori tanıma ve tenfiz iflas kayıt tablosu zamanaşımı (yabancı hukuk) taleple bağlılık kuralı temerrüt faizi makbuz dolandırıcılığı / yatırım dolandırıcılığı

Atıf yapılan mevzuat: 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun (MÖHUK) — MÖHUK 34MÖHUK 34(1)MÖHUK 2MÖHUK 8 · 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) — HMK 224HMK 199/1HMK 353(1)b-2 · 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun — 3095 sayılı kanun 4.a · 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu (İİK) — İİK 68

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
12. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO 2023/1448

KARAR NO 2024/1539

TÜRK MİLLETİ ADINA

İSTİNAF KARARI

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ İSTANBUL 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ 06/12/2022

NUMARASI 2020/262 Esas - 2022/883 Karar

DAVA

İtirazın İptali (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)

İSTİNAF KARAR TARİHİ 25/10/2024

Davanın kısmen kabulüne ilişkin kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;

DAVA

Davacı vekili, davalının Almanya'da ... şirketini iki ortak ile kurduğunu ve şirketine yatırımcı arayışına girdiğini, davalının şirkete yatırım yapmak isteyenlere, şirketin amacının yenilenen enerjiye ve solar enerjisine yatırım yapmak olduğunu ifade ettiğini, yatırımcıların borçlu tarafından kendilerine şirketin kuruluş amacı olarak ifade edilen bu amaca yönelik olarak yatırım yaptıklarını, ancak borçlunun yatırımcıların sermayelerini başka amaçlara kullandığını,hedefe uygun şekilde kullanmadığını, bundan dolayı da Hamburg Asliye Ceza Mahkemesi’nin 09.04.2013 tarihli ve 620 KLs 1/11 ve 5500 Js 24/06 (5550) sayılı kararı ile davalıya dolandırıcılık suçundan 5 yıl mahkum edildiğini,kararda mahkemenin borçlunun şirkete yatırılan paraların sadece çok ufak bir bölümünü şirketin amacına uygun kullandığını, geriye kalan asıl paraları başka işlerinde borçlarını ödemeye, başka işlerini yeniden yapılandırmaya ve sanat eserleri almaya harcadığını tespit ettiğini, davalı hakkında Almanya Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesinin 15.07.2008 tarihli kararı ile 15.07.2008 tarihinde saat 12.40’da tüketici iflası açıldığını,davacının da kasten işlenmiş haksız fiilden doğan iflas alacağını 29.09.2008 tarihinde iflas masasına yazdırdığını, müflis ve iflas idaresi tarafından bu alacağa itiraz edilmiş ise de müflisin itirazının 02/09/2010 tarihinde, İflas idaresinin itirazının da 04.02.2010 tarihinde bertaraf edildiğinin mahkemenin 02.09.2010 tarihli kararı ile tespit edildiğini, buna göre davacının borçludan 45.192,88-euro alacağı bulunduğunu, davalının Almanya'da ki iflas tasfiyesinde Bodrumda ...

ada ... parselde kain 1.781,54 m2’lik taşınmazını beyan etmediğini, davalının şirketi üzerinden gerçekleştirdiği bu tür eylemler sonucunda, tüzel kişilik perdesi kaldırılarak kişisel malvarlığı ile sorumlu addedildiğini, davanın borç miktarının 37,9 milyon euro olduğunu bu meblağı ödeyemeyeceğini belirterek, Almanya’da kişisel iflas yoluna başvurduğunu,kesinleşen iflas tablosundan borcun davalının sıra cetveline 29.09.2008 tarihinde kaydedildiğini,davalının İstanbul ....İcra Dairesinin ... esas sayılı dosyasına yaptığı itirazın iptali ile takibin dava değeri üzerinden devamına alacağın %20’sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

CEVAP

Davalı vekili, müvekkilinin Berlin/Almanya'da ikamet ettiğini, dava dışı ...'nin davacının alacaklı olduğunu iddia ettiği Almanya’da faaliyet gösteren şirket olduğunu,Hamburg Asliye Hukuk Mahkemesi kararı incelendiğinde davacının ... olduğu davalının ise ... olduğunu, müvekkilinin ...’nin yetkilisi bulunduğunu, ancak iddia edilen ticari ilişkide aslen sorumlu olmasının mümkün olmadığını, davacının ...'den olduğunu iddia ettiği alacaklarını hukuka aykırı olarak müvekkilinden tahsil etmeye çalıştığını,müvekkiline husumet yöneltilemeyeceğini, ticari alacak davası olduğundan davaya bakmaya asliye ticaret mahkemesinin görevli olduğunu,şirkete açılan davaların Hamburg’da açıldığını, davanın yetki itirazı sebebi ile reddi gerektiğini, alacağın zamanaşımına uğradığını belirterek, davanın usulden ve esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEME KARARI VE SÜREÇ

Mahkemece, şirket Almanya da faaliyet gösteren ve merkezi de burada bulunan bir şirket olduğu, davalı tarafın yetki itirazı, TTK nın 561.maddesinin kesin yetki halini içermesi, şirketin Almanya da faaliyet göstermesi birlikte değerlendirildiğinde, şirket merkezinin bulunduğu Almanya/ Hamburg mahkemelerinin yetkili olduğu, mahkemenin davaya bakmaya yetkili olmadığı sonucuna ve vicdani kanaatine varılarak davanın usulden reddine karar verilmiştir.Kararın istinafı üzerine Dairemizin 17/04/2020 tarih ve 2020/278 esas 2020/430 karar sayılı ilamı ile"HMK'nın 6. maddesine göre genel yetkili mahkeme davalının davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir. Yine 9. maddede Türkiye'de yerleşim yerinin bulunmaması halinde yetki düzenlenmiş olup, maddeye göre Türkiye'de yerleşim yeri bulunmayanlar hakkında genel yetkili mahkeme davalının Türkiye'de mutad meskeninin bulunduğu yer mahkemesidir.

Davaya konu takibe davalı tarafça yapılan itirazda verilen vekaletnameye göre davalının adresi Şişli/ İstanbul olarak belirtilmiştir. Buna göre Türkiye'de yerleşim yeri bulunmayan davalının mutat meskeni Şişli/İstanbul'dur. HMK nın 9. maddesine göre davada mahkeme yetkili olup, yetkisizlik kararı verilmesi hatalı olmuştur." denilerek kararın kaldırılmasına karar verilmiştir.Kaldırma kararı sonrası mahkemece; "Davacının Almanya'da mukim... firması yöneticisi davalının haksız fiil sorumluluğu nedeniyle uğradığı zararı tazmin talebinde bulunduğu, davalının Almanya da mukim şirketin yöneticisi, yetkili ve sorumlusu olduğu, davacı ve diğer yatırımcıların ...'nin yöneticisinin verdiği bilgilere güvenerek paralarını bu şirkete yatırdıkları, ancak şirket yöneticisinin sözleşmeye uygun olmayan şekilde yatırımcıların paralarını sanat eseri temininde kullandığı ve yatırımcılar için risk oluşturduğu, bu hususların Alman Federal Mahkemesi tarafından kabul edildiği ve dolaylı suçlarda ihmal yoluyla dolandırıcılığın gereklerini karşıladığı, ayrıca bir maddi kaybın kanıtlanamaması durumunda Ceza Kanununun 264/a maddesi kapsamında bir sermaye yatırımı dolandırıcılığının olup olmayacağının değerlendirilmesi gerektiği şeklinde karar oluşturulduğu, bu kararın Türk hukuku uyarınca da haksız fiilin ispatı bakımından takdiri delil olacağı, Alman Medeni Kanunu uyarınca da haksız fiilin gerçekleştiği durumda failin zararı karşılamakla yükümlü olduğu, davalının kişisel iflasını talep ettiği ve iflas ettiği, Bodrum daki taşınmazı iflas masasına bildirmediği,iflas tasfiyesinin 2014 yılında Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesi kararı ile tamamlandığı, Alman hukukuna göre haksız fiil alacağının borçtan kurtulmaya tabi olmadığı, talep edilebilir bir alacak olduğu, iflas masasına kaydedilen alacakla ilgili apostil şerhi alınmış belgenin İİK.nın 68.maddesi kapsamında bir belge olmadığı, ancak davacının haksız fiil sonucu uğradığı zararı HMKnın 199/1 maddesi anlamında ispata yarar belge mahiyetinde olduğu,iflas kayıt belgesine göre haksız fiilden kaynaklanan alacağın 45.192,88-Euro olduğu ,kayıt tarihinin 02/09/2010 tarihi olduğu, davacının bu tarihten itibaren faiz talep edebileceği, Alman Medeni Kanununa (BGB 246 maddesi) göre haksız fiillerde uygulanması gerekli olan faiz oranının yıllık %4 olması gerektiği, müflis tarafından yapılan itirazın kesin olarak reddedildiği 02.09.2010 tarihinden icra takibinin yapıldığı 05.04.2018 tarihine kadar 45.192,88-Euro asıl alacak ve (mahkememizce 45.192,88-Euro asıl alacak üzerinden 02.09.2010- 05.04.2018 takip tarihi arası hesaplanan) 13.919,41-Euro işlemiş faiz üzerinden devamına, asıl alacağa takip tarihinden itibaren yıllık %4 oranda faiz işletilmesine, fazla istemin reddine, alacak likit olmadığından icra inkar tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİ

1-Davacı vekili katılma yoluyla istinaf başvurusunda ,davalının Hamburg Eyalet Mahkemesince ceza davasının ortadan kaldırıldığını iddia ederek hem huzurdaki davada hem de diğer seri davalarda doğruyu söyleme ve dürüst davranma yükümlülüğüne aykırı hareket ettiğini ,sunulan Alman Eyalet Mahkemesi kararı incelendiğinde ceza davasının ortadan kaldırılmadığı, tam aksine suça konu eylemlerinin sabit görüldüğü, hakkında Türk hukuk sistemindeki Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) benzeri bir kısım yükümlülükler yüklendiğini,ilgili mahkeme kararında belirtilen ve ekte tercümesine yer verilen StPO § 153a Abs. 2'nin madde metninin sunulduğu, mahkemece asıl alacağa işlemiş faiz alacağı yönünden Alman hukuku uygulanması ve takip öncesi faiz yönünden de Alman yasal faizi olan %4 uygulanması gerektiğinden bahisle davanın kısmen kabulüne karar verildiğini, 3095 sayılı kanunun 4/a maddesi uyarınca faiz uygulanması gerektiğini, faiz başlangıç tarihinin bilirkişiler tarafından hatalı şekilde 02/09/2010 olarak belirtildiğini, ancak müvekkilinin alacağının iflas masasına 29/09/2008 tarihinde kayıt edildiğini, faizin bu tarihten itibaren işletilmesi gerektiğini,asıl alacağa talepleri gibi 3095 sayılı kanunun 4/a maddesi uyarınca faiz uygulanmasını ve 29/09/2008 tarihinden itibaren faiz işletilmesini talep etmiştir.

2- Davalı vekili, usulü ve husumet itirazlarının hukuken yanlış değerlendirildiğini, davaya dayanak yapılan iflas kayıt belgesinin Türk kanunlarına göre hukuken geçerliliği olmadığını, sunulan tüm delillerin Alman makamları ile ilgili olmasına rağmen Türk kanunlarının davaya uygulanması ve TTKnın 553/1 maddesine dayanarak karar verilmesinin mümkün olmadığını, bilirkişilerin MÖHUK madde ve hükümlerini değerlendirmeye çalıştığı kısımlara ilişkin itirazların dikkate alınmadığını, iflas davalarının sadece açıldığı ülke açısından sonuç doğurduğunu, iflas hukukunda alacaklı olduğu iddia edilen kişiler arasında eşitlik ilkesi olduğunu,tanınmış veya tenfiz edilmiş iflas kararı bulunmadığını,müvekkili hakkında Alman Federal Mahkeme kararı ile ceza davasında verilen kararın bozulduğunun dikkate alınmadığını , müvekkilinin borçlu olmadığı dava konusu bedel ile ilgili davalıya herhangi bir tebliğ yapılmaması, temerrüde düşürülmediği dikkate alınmadan davalı aleyhine faize hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğunu,kararın kaldırılarak, zamanaşımı itirazları doğrultusunda davanın usulden,aksi halde esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.

GEREKÇE

Dava; Almanyada kurulan davalının yöneticisi ve hakim ortağı olduğu ... şirketi'ne yatırım yapan davacının yatırımcıların zararına olarak topladığı parayı şirketin amacına uygun olarak kullanılmadığının ceza yargılamasında tespit edildiğini ileri sürerek davacı zararının davalıdan tahsiline ilişkin başlatılan icra takibine vaki itirazın iptaline ilişkindir.Davalının şahsi iflas kararının, Türkiye'de tanınıp tenfiz edilmediği, bir malvarlığı olmadığından iflasın kapatıldığı hususunda uyuşmazlık yoktur.Eldeki dava dosyasında Ceza davasında yazılan gerekçeli kararın tamamı ve noter onaylı sureti sunulmuş olup davacı dahil 5411 yatırımcının yatırdığı paralar ve isimleri listeler halinde gerekçeli karar ekinde mevcut bulunmaktadır.

Davacının,davadışı şirkete yatırdığı paranın varlığına ve miktarına itiraz olmayıp uyuşmazlık şirkete yatırılan para nedeniyle davalının sorumluluğu noktasındadır.Davacının kaydını talep ettiği alacağı davalının iflas masası tarafından reddedilmiş, mahkemece yapılan inceleme sonunda alacağın sebebi "haksız fiil "olarak belirtilerek kayıt edilmiş, iflas idaresinin ve müflis davalının itirazı red edilmiştir. Eldeki dava; sadece davalının iflas idaresince yapılan alacak kayıt belgesine dayalı olarak açılmamış, ceza davasında verilen mahkumiyet kararına dayanılmıştır. Dava, haksız fiil hükümlerine dayalıdır. MÖHUK'un 34. (1) maddesi uyarınca " Haksız fiilden doğan borçlar haksız fiilin işlendiği ülke hukukuna" tâbidir.

Uyuşmazlığın esasına maddi hukuk bakımından Alman Hukukunun uygulanması gerekir. Davanın tanımı, usulü itirazların halli; ispat kuralları, geçici hukuki koruma (ihtiyati haciz) aşamalarında yapılan istinaf incelemelerinde Türk hukukunun uygulanmasının sebebi; bu aşamaların hakimin hukukuna (lex fori )tabi olmasıdır.İlk derece mahkemesince milletlerarası özel hukuk alanında uzman bilirkişi aracılığıyla bilirkişi incelemesi yaptırılmış,maddi hukuka uygulanacak kanun hükümleri tesbit edildiğinden davalı vekilinin TTK nın 553 madde uyarınca sorumluluğuna gidilemeyeceğine ilişkin istinaf nedeni yerinde değildir.Ancak gerekçeli kararda Alman Hukuku'nun uygulandığı belirtilmediğinden gerekçenin bu nedenle düzeltilmesi gerekmiştir.

Davada; davacı tarafça davalı şirket yöneticisinin mali ve finans sorumlusu olarak topladığı paraları amacı dışında kullanarak şirkete yatırım yapan davacının yatırımını kaybettiği, davalının kusurlu eylemleriyle davacı zararına sebep olduğu ileri sürülmüştür.Davada talebin Türk hukukunda karşılığı şirket yöneticisinin sorumluluğuna ilişkindir. Türk Hukukunda, yöneticinin gerek TTK'nda özel olarak düzenlenen sorumluluk hükümleri, gerekse haksız fiil hükümlerine dayanarak sorumluluğu istenebilir. Alman Hukukunda anonim şirket kurucularının ve yönetim kurulu üyelerinin hukuki sorumluluğu ... (Paylı Ortaklıklar Kanunu)de düzenlendiği ,ancak üçüncü kişilerin şirketin yönetim kurulu üyelerinin eylemlerinden ötürü zarar gördükleri iddiasıyla doğrudan yönetim kurulu üyelerine karşı açtıkları davalara ilişkin olarak anılan kanunda bir hüküm bulunmadığından ,bu nitelikteki davalarda haksız fiil hükümleri uygulanmaktadır.MÖHUK'un 2.

maddesi gereğince "Hâkim, Türk kanunlar ihtilâfı kurallarını ve bu kurallara göre yetkili olan yabancı hukuku re'sen uygular." Mahkemece Prof Dr.... ,Prof Dr.... ,... heyeti'nden alınan bilirkişi kurulu raporunda, Alman Hukuku'nun uyuşmazlığa tatbik edilecek kanun hükümleri irdelenmiştir. Ayrıca, Bilirkişi kurulu ,apostil şerhi alınan iflas kayıt tablosunun HMK nın 224.maddesi uyarınca resmi belge sayılacağını ,iflas kaydı yapılan alacağın haksız fiilden kaynaklanan alacak bulunduğu ,... nin 197/5 maddesi uyarınca 30 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanacağı,zararın ne zaman doğduğu belirlenemediğinden iflas masasına kaydın kabul edildiği tarihin faiz başlangıcına esas alınması gerektiğini ,davalının sorumluluğunun akit dışı sorumluluk olup haksız fiil hükümlerine tabi olduğunu ,haksız fiil nedeniyle doğan alacaklara %4 oranda faiz işletilebileceği yolunda kanaat bildirilmiştir.

Alman Medenî Kanunu’nun 823. maddesi uyarınca: “Kasıtlı olarak veya ihmâlle bir başkasının hayatını, bedenini, sağlığını, özgürlüğünü, mülkiyetini veya bir başka hakkını hukuka aykırı olarak ihlâl eden kişi, bundan kaynaklanan zararı karşı tarafa tazmin etmekle yükümlüdür”MÖHUK’un 8. maddesi uyarınca zamanaşımı hakkında uygulanacak hukuk, ilişkinin esasına uygulanacak hukuktur. ..’nin 197/5 hükmü gereği, iflâs prosedürü çerçevesinde tespit edilmiş alacaklara ilişkin zamanaşımı süresi 30 yıldır.Alman İflas Kanunu’nun (InsO) 178/3 maddesinin, “tabloya geçirilen kayıtlar, tespit edilmiş alacakların miktarı ve sırası bakımından iflâs idaresi ve bütün iflâs alacaklıları için kesin hüküm gücü taşıyan bir mahkeme kararı gibi etkiye sahiptir” şeklindedir.

Buna göre iflas kapandıktan sonra da, alacak davası açılması durumunda iflas idaresinin kayıt kararı, bir mahkeme kararı hükmünde olduğu kabul edildiğine göre alacağın miktarının bir kez daha tartışılmasına gerek bulunmamaktadır.Alman Medeni Kanunu (...) 849 madde bir kimse mahrum kaldığı bir eşyanın kıymeti için tazminat ödenecekse, zarar gören, değerin belirlenmesinde esas alınan tarihten itibaren faiz talep edebilir. Bu hüküm, faizin başlangıç tarihi itibariyle zararın meydana geldiği tarih olarak kabul edilmektedir. Aynı kanunun 246. madde gereğince bir hukuki işlemden veya kanundan kaynaklanan borçlar bakımından yasal yıllık faiz oranı %4 orandadır. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda;taraflar arasındaki hukuki ilişkinin Alman hukukuna tabi olması sebebiyle faizin başlangıcı ve miktarının da Alman hukukuna göre belirleneceği;

Alman Medeni Kanunu’nun 849. maddesinde faizin başlangıcı açısından haksız fiilden doğan zararın meydana geldiği an esas alınmakla beraber zararın hangi anda meydana geldiğinin dosya kapsamındaki belgelerden anlaşılamadığı yolunda kanaat belirtilmiştir.Davacı vekili iflas masasına başvuru tarihi itibariyle zararın doğduğunu ileri sürerek kararı istinaf etmiştir.Eldeki dava, haksız fiilden doğan zararın tazmini talebiyle açılmış bireysel bir alacak davası olup, davacının iflâs tablosuna dayandığı, davalının iddiasının aksine aynı taraflar arasında aynı konu hakkındaki uyuşmazlığa ilişkin bir yabancı kararın mevcudiyetine rağmen, taraflardan her birinin yabancı mahkeme kararının tanınması tenfizi yoluna başvurmayıp, aynı konuda aynı taraflar arasındaki bir davayı Türkiye’de yeniden açmasının mümkün olduğunu, iflâs kararı Türkiye’de tenfiz edilmediğinden alacaklılardan her biri Türk mahkemelerine başvurarak müflis aleyhine bireysel alacak davası açabileceği, Alman iflâs kararının bir sonucu olan “müflis aleyhine bireysel dava ve takip açma yasağının” Türkiye’de bir etkisi olmayacağı belirtilmiştir.

Davanın karşı yanı hakkında iflas kararı verilmiş olsa dahi, Türkiye'de tanınıp tenfiz edilmedikçe iflas kararı hiç verilmemiş gibi davanın genel hükümlere göre sürdürülmesi gerekir. (Yargıtay 11 HD nin 17.12.2007 tarihli ,2007/13214 esas-15912 karar sayılı ilamı) "Yabancı mahkeme kararına konu alacağın iflas masasına kaydedilmesi, alacağı hükme bağlayan yabancı mahkeme kararının tenfiz edilmesi anlamına gelmez. Başka bir ifadeyle, salt, hüküm altına aldığı alacak iflas masasına kaydedilmekle, yabancı mahkeme ilamı Türkiye’de tenfiz edilmiş olmaz. Çünkü, bir alacağın iflas masasına kaydedilmesi ancak,iflas işlemlerin yürütülebilmesi için gereken adımlardan sadece birini oluşturur ve bu adım, alacağın tahsili sonucunun gerçekleşmesi için tek başına yeterli değildir.

Dolayısıyla, tanıma kararıyla alacağın tahsili değil, yalnızca alacağın masaya kaydı sağlanır; tanınan yabancı mahkeme kararı bu kayıt işleminin dayanağını oluşturur. ..Bu açıklamalara göre, somut olayda davacının, yabancı mahkeme kararlarının tanınması suretiyle alacağın iflas masasına kaydedilmesi yönündeki isteği hukuka uygundur."(Yargıtay ... nın 2009/19-161,2009/207 karar 27.5.2009 tarihli ilamı) ..na göre tenfiz edilmemiş yabancı mahkeme kararı dahi iflas idaresince belge olarak kabul edilerek masaya alacak kaydı yapılabilecektir. Yukarıda yazılan emsal kararlara göre, davacının talebi iflas prosedürüne ilişkin olmayıp bir alacak davası gözetildiğinde davalı vekilinin iflas kararının tanınıp tenfiz edilmediği ,alacak kayıt tablosunun hukuki kıymati bulunmadığına yönelik istinaf nedenleri yerinde değildir.Davalının malvarlığı bulunmadığından iflasının kapatıldığı, iflasın kapatılması ve davalı hakkında verilen borçtan kurtulma kararının kasten işlenmiş haksız fiilden doğan iflas alacağını ortadan kaldırmadığından ilk derece mahkemesinin alacak nedeniyle 30 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiği yolunda ki gerekçede isabetsizlik olmayıp ,davalı vekilinin alacağın zamanaşımına uğradığına yönelik istinaf nedeni yerinde bulunmamıştır.Alacağın varlığı ve davacı dayanağı sadece iflas idaresince yapılan kayıt değildir.

Elde ki davada iflas kararı ile ilgili bir talep olmadığından ilk derece mahkemesinin ceza mahkemesi karar içeriğini takdiri delil olarak kabul etmesinde ,genel hükümlere göre açılıp bakılan alacak davasında iflas kayıt belgesinin apostil şerhini haiz olduğundan HMK'nın 224 maddesi uyarınca alacağın miktarı bakımından belge olarak kabulünde isabetsizlik yoktur.Hamburg Eyalet Mahkemesi'nin 9 nisan 2013 tarihli kararı ile " davalı ve diğer ortak ...'nin gerek ... gerekse bu şirketin tüm hisselerine sahip ... nin yönetim kurulu üyesi oldukları, Yoleri (davalı) şirket politikası, şirket grubunun tamamının organizasyonu ile şirketler grubu içerisinde, ...'nin ise halkla ilişkiler ve tahvillerin pazarlanmasından sorumlu olduğu, 2004 yılının sonunda -Solar tahvilleri-ni yıllık %8,25 faiz ve 6 yıllık bir vadeye bağlanan organizasyon yapısı ile yatırımcılara sundukları, yatırımcılara hemen hemen tamamının öncelikle güneş enerjisi olmak üzere yenilebilir enerjilere yatırılacak olacağı intibası uyandırıldığı, yıllık %8,25 gibi yüksek bir faiz ve vade bitiminde nominal değer üzerinden güvenli yatırım sözü verildiği, kasım 2004 tarihinden, mart 2006 tarihine kadar 5411 vakada toplam nominal değeri 49.369.000-euro olan şirket adına tahakkuk eden faizleriyle, 50.200.000-euroyatırıldığı, alınan paraların eylem planına uygun olarak yenilebilir enerji alanına yatırılmadığı, büyük ölçüde risk yüklü sanat objeleri temininde, pazarlama masrafları ile yatırımcıların faiz ödemelerinde kullanıldığı, Şubat 2005 den Mart 2006 ya kadar 4.618 adet yatırımcıdan toplam 41.914.000-euro topladığı,...

açısından kendisinin en geç 2005 ağustos sonu itibariyle amaçlanan mali olanak kullanımından haberi olduğu kendisine atfedilen suç döneminde 9.800.000-euro tahvil ödemesi yapıldığı, sanat objeleri ile ticaret ümit edildiği gibi başarılı yürümediğinden yatırımcı Avukatları tarafından pek çok sayıda dava açıldığı...'nin iflası ortaya çıktığı, iddianamenin kapsadığı yatırımcıların en az %85 tutarında bir zarara uğradıkları, davalıların eyleminin makbuz dolandırıcılığı olduğunu kabul ile ... ortak ve yöneticileri davalı ve ...nin dolandırıcılık suçu işlediğinden davalının 5 yıl, ...'nin ise 2 yıl hapis cezası ile cezalandırılmalarına "karar verilmiştir. Alman Federal Mahkemesi 5 Ceza Dairesi;

18 şubat 2014 tarihli kararı ile; Eyalet Mahkemesinin ceza belirlerken amacına aykırı yatırım yapılan paralar için kabaca belirlenmiş asgari bir paydan dolayı sanıkların her biri için ilgili sürede yatırım toplamının sadece %20 si kadar zarar görüldüğü varsayımından hareket ettiği,..dolandırılan sözleşme bitiminde yanlış yönlendirilmişse (makbuz dolandırıcılığı) zararın tespiti için gerekli olan sözleşme ortağına karşı kazanılmış olan hakkın para değerinin toplam netleştirilmesinin ve verilen para taahhüdünün birbiriyle karşılaştırılması, dolandırılan mevcut durumdaki yatırımcılar gibi hamiline yazılı hisse satın almak için sözleşmenin akdedilmesiyle riskli bir işe girdiyse zararın tespiti için belirleyici faktör aldatma ve hatalardan kaynaklanan kayıp riskidir.

Sadece tehdit edici, belirli olmayan bir varlık akışı ancak tehlikede olan varlığın ekonomik değeri zaten düşmüş ise bir zararın ortaya çıktığını gösterir. Bu zarar riski nedeniyle, aldatılan kişi tarafından kazanılan hakkın parasal değerinin, girilen yükümlülüğün değerinden düşük olması durumudur. Bu düşük değer ticari bakış açısına göre somut bir şekilde tespit edilmeli ve gerektiğinde ekonomik hasarı belirlemek üzere bir bilirkişi yardımı ile ölçülmelidir... Yatırım dolandırıcılığına ilişkin olarak Federal Mahkemenin kişisel zarar etkisine bağlanan hukuki şekline ilişkin, içtihatlara göre toplam netleştirmede hakkı ihlal edilen için erişilenin sübjektif değeri dikkate alınmalı ve eğer kendisi işin işin farklılığı ve riski bakımından elde etmek istediğinden (aluid") tamamen farklı bir şey elde edecek şekilde yanıltıldıysa ve alınan ödeme kendisi için tamamıyla kullanılmaz ise bu durumda yatırımcının ödemesinin tamamı zarar olarak görülebilir.

.. Hamiline yazılı tahvil vasıtasıyla kıymetlendirilen geri ödeme hakkına ilişkin ekonomik değer belirlenmemiştir. Bu değer ve yatırımcıların bundan kaynaklanan finansal zarar, karardaki diğer tespitlerden de çıkartılamaz. Bölge mahkemesi tarafından tespit edilen gerçeklere dayanarak pek çok husus, tahvil süresinin bitiminden sonra nominal tutarı geri alma ihtimalinin çok az olduğuna işaret etmektedir. Şirketlerin gergin bir likidite durumuna sahip olması yanında sanat satışlarından 37,9 milyon euro tutarındaki bir alacak dikkate alınmaksızın 31 aralık 2005 tarihi itibariyle 39 milyon euro kayıp ortaya çıkması, mali denetmenin buna işaret etmesi buna işaret etmektedir. Ancak bunların hepsi yatırımın taahhüt edildiği tarihte geri ödeme haklarının değerliliğindeki eksikliğin ve bunun neticesinde finansal zararı belgelemek için yeterli olmamaktadır.

Faiz alacağı da dikkate alınarak geri ödeme haklarının değerinin gerekli somut tespitine ilişkin olarak daha ziyade tasarruf tarihinde mevcut olan zarar riski mevcut şirket varlığı vasıtasıyla ve davalıların planları doğrultusunda rakamlara dökülerek bilirkişi yardımı alınarak rakama dökülmesi gerektiği "..Davalı yanında yargılanan diğer ortak ... yönünden ise; "adı geçenin aktif bir fiil ile dolandırıcılık yaptığı yeterince belgelenemediği, zira bu tespitlerden kendisinin ...'nin sözleşmeye aykırı araç kullanma amacına bilgiye ulaşmasından sonra davalı ... ile ilişkili dolandırmaya yönelik satış faaliyeti üzerinde örgütsel kontrolünü gerekçelendiren veya devam ettiren faaliyetler görülmemektedir.

Federal Başsavcının da daha detaylı izah ettiği gibi kararda tespit edilen şimdiye kadar belgelenmemiş bir finansal zarar mevcudiyetini varsayan gerçek durum bazında dolandırıcılık koşullarının ihmal edilmek suretiyle doğrudan gerçekleştirilmiştir. Eğer finansal zarar ispatlanamayacak olursa yeni yerel mahkeme StGB264a maddesi doğrultusunda bir sermaye yatırım dolandırıcılığının söz konusu olup olamayacağını kontrol etmek zorunda kalacaktır."denilerek karar bozulmuştur. Gerek Hamburg Eyalet Mahkemesi gerekse Federal Mahkeme; özellikle diğer ortak ...'nin aktif olarak dolandırıcılık fiili kanıtlanamadığından beraatına karar verildiği belirlenmektedir.Ancak,davalı bakımından böyle bir tespit yapılmamıştır.

... dışındaki tek ortak ve yetkili davalı kalmaktadır.Federal Mahkemenin, Eyalet Mahkemesinin olayı makbuz dolandırıcılığı nitelemesini doğru bulmayarak; davalının eyleminin yatırım dolandırıcılığı teşkil edebileceği, yatırımcıların finansal zararlarının bilirkişi aracılığıyla hesaplanması gerektiği, faiz gelirleri de dahil olmak üzere tüm finansal zararın hesaplanması gerekçesiyle kararın bozulmasına karar verilmiştir.Davalı vekilinin müvekkili hakkında verilen mahkumiyet kararı bozulduğundan ortadan kalktığı yolundaki istinaf nedeni yerinde değildir. Davacı tarafından ,davadışı davalının yöneticisi olduğu şirket hakkında Hamburg 28.Asliye Hukuk mahkemesinde açılan ... numaralı davada 10.4.2008 tarihinde verilen karar ile davalı şirketin 36.000-euro nominal değerli tahvil bedeline ,12.11.2007 tarihinden itibaren baz faiz oranının 5 puan üzerinde faiz ödemesine ,ayrıca 1.419,19 -euro ödemeye mahkum edilip bu karar kesinleşmiştir.

İcra takip dosyasında davacı tarafça ,29.9.2008 iflas masasına başvuru tarihinden itibaren takip tarihi 5.4.2018 tarihine kadar 3095 sayılı kanun gereği aylık faiz hesaplanarak takip tarihine kadar kimi aylarda %4 oranı aşan oranlarda ,bazı aylarda %4 oranın altında faiz hesaplanıp,talep edilmiştir.Uygulanacak faiz oranı % 4 olduğu halde bu oranın altındaki talep ile davacı bağlıdır.Bilirkişi Kurulunun faiz hesabı taleple bağlılık kuralına aykırıdır.İcra takibinde 17.465.46-euro işlemiş faiz talep edilmiştir.Davacı vekilinin iflas masasına başvuru tarihinden itibaren faiz işletilmesi gerektiğine ilişkin talebi yerindedir. Ancak,%4 oranı aşan kısım bakımından istinaf nedeni yerinde değildir.İcra takibinde taleple bağlı kalınarak yeniden hesaplama yapıldığında ,işlemiş faiz toplamı 15.300,23-euro olarak hesaplanmıştır.

Davalı vekili müvekkilinin temerrüde düşürülmediği yolundaki istinaf nedeni ise ,haksız fiil nedeniyle doğan borcun borçlusu zarar doğduğunda mütemerrit olduğundan yerinde değildir.verilen karar faiz başlangıcı bakımından davalı lehine ise de hesaplamada talep aşıldığından davalı vekilinin işlemiş faiz bakımından başvurusu haklı bulunmuştur.Açıklanan nedenlerle,taraf vekillerinin işlemiş faiz bakımından istinaf nedenleri kısmen yerinde bulunduğundan her iki yan vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile kararın kaldırılmasına ,yapılan hata nedeniyle yeniden yargılama yapılmasına gerek bulunmadığından yeniden karar verilerek davanın kısmen kabulüne, 45.192 ,88-euro asıl alacak , 15.300,23-Euro işlemiş faiz olmak üzere toplam 60.493,11-euro bakımından kabulüne ,takip tarihinden itibaren asıl alacağa yıllık %4 oranı geçmemek üzere talebiyle bağlı kalınarak 3095 sayılı kanunun 4.a maddesi uyarınca Devlet bankaları tarafından euro cinsi açılmış bir yıllık vadeli mevduata verilen en yüksek oranda temerrüt faizi işletilmesine karar verilmiştir.

HÜKÜM

Yukarıda açıklanan nedenlerle:Taraf vekillerinin istinaf başvurusunun kabulüne; İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 06/12/2022 Tarih 2020/262 Esas - 2022/883 Karar sayılı kararının HMK'nın 353(1)b-2 gereği KALDIRILMASINA; "Davanın kısmen kabulü ile İstanbul ... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyası ile başlatılan takibe yönelik itirazın kısmen iptali ile, takibin 45.192,88-Euro asıl alacak, 15.300,23-Euro işlemiş faiz olmak üzere toplam 60.493,11-Euro üzerinden devamına, asıl alacağa icra takip tarihinden itibaren yıllık %4 oranı geçmemek üzere 3095 sayılı kanunun 4.a maddesi uyarınca Devlet bankaları tarafından euro cinsi açılmış bir yıllık vadeli mevduatlara verilen en yüksek oranda temerrüt faizi işletilerek davalıdan tahsiliyle davacıya ödenmesine, fazla istemin reddineDavacının icra inkar tazminatı talebinin reddine,"İlk derece mahkemesine ilişkin olarak;"Alınması gereken 31.869-TL harçtan davacı tarafından mahkeme veznesine peşin yatırılan 8.252,43-TL harcın mahsubu ile kalan 23.616,57-TL'nin davalıdan alınarak Hazineye gelir kaydına,Davacı tarafça ödenen toplam 8.288,33‬-TL harcın davalıdan alınarak davacıya verilmesine,Davacı tarafından yapılan 3.000-TL bilirkişi ücreti ve 271-TL posta masrafı olmak üzere toplam 3.271-TL yargı giderinin davanın kabulü oranında hesaplanan 3.175-TL'sinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, kalanın davacı üzerinde bırakılmasına,Davacı lehine takdir olunan 73.980,24-TL nispi vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,Davalı lehine takdir olunan 16.698,68-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, Karar kesinleştiğinde ve talep halinde kullanılmayan gider avansının yatıran tarafa iadesine"Taraflarca yatırılan peşin istinaf karar harcının (Davacı 179,90-TL davalı 7.965,29‬-TL) istek halinde yatıran tarafa iadesine,Davacı tarafından yapılan 59-TL istinaf yargı giderinin davanın kabulü oranında hesaplanan 57-TL'sinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, kalanın davacı üzerinde bırakılmasına, Davalı tarafından yapılan 149-TL istinaf yargı giderinin davanın reddi oranında hesaplanan 10-TL'sinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, kalanın davalı üzerinde bırakılmasına, Gerekçeli kararın bir örneğinin taraf vekillerine tebliğine, HMK 'nun 361/1.

maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabileceğine, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle karar verildi. 25/10/2024

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/52385 · sınıflandırıcı v3.2 · görünüm damgası: kmk_oncesi

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi temyiz incelemesi

Bu istinaf kararı Yargıtay 11. Hukuk Dairesince temyiz incelemesinden geçmiştir.

Onandı

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2024/6622 E. 2025/5005 K. · Onandı

Yabancı mahkeme kararı haksız fiilin ispatında takdiri delildir

Gerekçe özeti

Yabancı mahkemece verilen ve failin yatırımcıların paralarını sözleşmeye aykırı biçimde kullandığını saptayan karar, Türk hukuku bakımından haksız fiilin ispatında takdiri delil oluşturur; yabancı iflas dosyasına kayıt belgesi İİK 68 kapsamında belge sayılmasa da HMK 199/1 anlamında ispata yarar belge niteliği taşır ve uygulanacak yabancı hukuka göre haksız fiil alacağı iflasla borçtan kurtulmaya tabi değilse talep edilebilir. Haksız fiilden doğan borçta borçlu zararın doğduğu anda mütemerrit olur; ayrıca temerrüde düşürme aranmaz. Alacağa uygulanacak faiz oranı daha yüksek olsa dahi takipte daha düşük oranla faiz talep edilmişse taleple bağlılık kuralı uyarınca bu düşük talep esas alınır. İtirazın iptali davasında alacak likit değilse icra inkâr tazminatına hükmedilemez.

Emsal değeri

Yabancı ceza/iflas belgelerinin haksız fiilin ispatındaki değeri, haksız fiil borçlusunun zararın doğduğu anda temerrüde düşmesi ve faiz hesabında taleple bağlılık kuralının uygulanması bakımından emsal değer taşır; Yargıtay'ca onanmakla bağlayıcı içtihat ağırlığı kazanmıştır.

Kavramlar: itirazın iptali haksız fiil takdiri delil yabancı mahkeme kararının ispat değeri iflas masasına kayıt ispata yarar belge taleple bağlılık temerrüt icra inkâr tazminatı likit alacak

Yargıtay 11. HD kararının tam metni

11. Hukuk Dairesi         2024/6622 E.  ,  2025/5005 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi

SAYISI 2023/1448 Esas, 2024/1539 Karar

HÜKÜM

Kısmen kabul

İLK DERECE MAHKEMESİ İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesi

SAYISI 2020/262 E., 2022/883 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı, Yargıtayca duruşma istemli olarak taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne, dava konusu meblağ 567.540,00 TL'nin altında bulunduğundan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin ikinci fıkrası gereğince duruşma isteğinin reddine karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

KARAR

I. DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde; davalının Almanya'da ...Consult AG'yi iki ortak ile kurduğunu ve şirketine yatırımcı arayışına girdiğini, davalının şirkete yatırım yapmak isteyenlere şirketin amacının yenilenen enerjiye ve solar enerjisine yatırım yapmak olduğunu ifade ettiğini, yatırımcıların borçlu tarafından kendilerine şirketin kuruluş amacı olarak ifade edilen bu amaca yönelik olarak yatırım yaptıklarını ancak borçlunun yatırımcıların sermayelerini başka amaçlara kullandığını, bundan dolayı da Hamburg Asliye Ceza Mahkemesi kararı ile davalının dolandırıcılık suçundan 5 yıl hapse mahkum edildiğini, kararda borçlunun şirkete yatırılan paraların sadece küçük bir kısmını şirketin amacına uygun, geriye kalan asıl paraları başka işlerinde kullandığının tespit edildiğini, davalı hakkında Almanya Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesinin 15.07.2008 tarihli kararı ile 15.07.2008 tarihinde saat 12.40’da tüketici iflası açıldığını, davacının da kasten işlenmiş haksız fiilden doğan iflas alacağını 29.09.2008 tarihinde iflas masasına yazdırdığını, müflis ve iflas idaresi tarafından bu alacağa itiraz edilmiş ise de müflisin itirazının 02.09.2010 tarihinde, iflas idaresinin itirazının da 04.02.2010 tarihinde bertaraf edildiğinin mahkemenin 02.09.2010 tarihli kararı ile tespit edildiğini, buna göre davacının borçludan 45.192,88 euro alacağı bulunduğunu, davalının Almanya'daki iflas tasfiyesinde Bodrum'daki taşınmazını beyan etmediğini, davalının şirketi üzerinden gerçekleştirdiği bu tür eylemler sonucunda, tüzel kişilik perdesi kaldırılarak kişisel malvarlığı ile sorumlu addedildiğini, davalı hakkında başlatılan icra takibine davalı tarafından itiraz edildiğini ileri sürerek itirazın iptali ile takibin dava değeri üzerinden devamına, davalının alacağın %20'si oranında icra inkâr tazminatı ödemesine karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP

Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin Berlin/Almanya'da ikamet ettiğini, dava dışı ......Holding AG'nin davacının alacaklı olduğunu iddia ettiği Almanya’da faaliyet gösteren şirket olduğunu, Hamburg Asliye Hukuk Mahkemesi kararı incelendiğinde davacının ..., davalının ise ......Holding AG olduğunu, müvekkilinin ......Holding AG’nin yetkilisi bulunduğunu, ancak iddia edilen ticari ilişkide aslen sorumlu tutulamayacağını, davacının ......Holding AG'den olduğunu iddia ettiği alacaklarını hukuka aykırı olarak müvekkilinden tahsil etmeye çalıştığını, müvekkiline husumet yöneltilemeyeceğini, davanın yetki itirazı sebebi ile reddi gerektiğini, alacağın zamanaşımına uğradığını savunarak davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalının Almanya'da mukim şirketin yöneticisi, yetkili ve sorumlusu olduğu, davacı ve diğer yatırımcıların ... […]G'nin yöneticisinin verdiği bilgilere güvenerek paralarını bu şirkete yatırdıkları, ancak şirket yöneticisinin sözleşmeye uygun olmayan şekilde yatırımcıların paralarını sanat eseri temininde kullandığı ve yatırımcılar için risk oluşturduğu, bu hususların Alman Federal Mahkemesi tarafından kabul edildiği ve dolaylı suçlarda ihmal yoluyla dolandırıcılığın gereklerini karşıladığı, ayrıca bir maddi kaybın kanıtlanamaması durumunda Ceza Kanunu'nun 264/a maddesi kapsamında bir sermaye yatırımı dolandırıcılığının olup olmayacağının değerlendirilmesi gerektiği şeklinde karar oluşturulduğu, bu kararın Türk hukuku uyarınca da haksız fiilin ispatı bakımından takdiri delil olacağı, Alman Medeni Kanunu uyarınca da haksız fiilin gerçekleştiği durumda failin zararı karşılamakla yükümlü olduğu, davalının iflas ettiği, Bodrum'daki taşınmazı iflas masasına bildirmediği, iflas tasfiyesinin 2014 yılında Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesi kararı ile tamamlandığı, Alman hukukuna göre haksız fiil alacağının borçtan kurtulmaya tabi olmadığı, talep edilebilir bir alacak olduğu, iflas masasına kaydedilen alacakla ilgili apostil şerhi alınmış belgenin 2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun 68.

maddesi kapsamında bir belge olmadığı, ancak davacının haksız fiil sonucu uğradığı zararı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 199/1 hükmü anlamında ispata yarar belge mahiyeti taşıdığı, iflas kayıt belgesine göre haksız fiilden kaynaklanan alacağın 45.192,88 euro olduğu, Alman Medeni Kanunu'na (BGB 246 maddesi) göre haksız fiillerde uygulanması gerekli olan faiz oranının yıllık %4 olması gerektiği, müflis tarafından yapılan itirazın kesin olarak reddedildiği gerekçesiyle 02.09.2010 tarihinden icra takibinin yapıldığı 05.04.2018 tarihine kadar 45.192,88 euro asıl alacak ve 13.919,41 euro işlemiş faiz üzerinden devamına, asıl alacağa takip tarihinden itibaren yıllık %4 oranda faiz işletilmesine, fazla istemin reddine, alacak likit olmadığından icra inkâr tazminatı talebinin reddine karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince istinaf edilmiştir.

IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; taraf vekillerinin diğer istinaf itirazlarının yerinde görülmediği, davacı tarafından dava dışı davalının yöneticisi olduğu şirket hakkında Hamburg 28. Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan 3280563/07 numaralı davada 10.04.2008 tarihinde verilen karar ile davalı şirketin 36.000,00 euro nominal değerli tahvil bedeline, 12.11.2007 tarihinden itibaren baz faiz oranının 5 puan üzerinde faiz ödemesine ayrıca 1.419,19 euro ödemeye mahkum edildiği, bu kararın kesinleştiği, icra takip dosyasında davacı tarafça 29.09.2008 iflas masasına başvuru tarihinden itibaren takip tarihi 05.04.2018 tarihine kadar 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun (3095 sayılı Kanun) gereği aylık faiz hesaplanarak takip tarihine kadar kimi aylarda % 4 oranı aşan oranlarda, bazı aylarda %4 oranın altında faiz hesaplanıp talep edildiği, uygulanacak faiz oranının %4 olduğu halde bu oranın altındaki talep ile davacının bağlı olduğu, bilirkişi kurulunun faiz hesabının taleple bağlılık kuralına aykırılık taşıdığı, icra takibinde 17.465,46 euro işlemiş faiz talep edildiği, davacı vekilinin iflas masasına başvuru tarihinden itibaren faiz işletilmesi gerektiğine ilişkin talebinin yerinde olduğu, ancak %4 oranı aşan kısım bakımından istinaf nedeninin yerinde bulunmadığı, icra takibinde taleple bağlı kalınarak yeniden hesaplama yapıldığında işlemiş faiz toplamının 15.300,23 euro olarak hesaplandığı, davalı vekilinin müvekkilinin temerrüde düşürülmediği yolundaki istinaf nedeninin ise haksız fiil nedeniyle doğan borcun borçlusu zarar doğduğunda mütemerrit olduğundan yerinde bulunmadığı, verilen kararın faiz başlangıcı bakımından davacı lehine ise de hesaplamada talep aşıldığından davalı vekilinin işlemiş faiz bakımından başvurusunun haklı bulunduğu, taraf vekillerinin işlemiş faiz bakımından istinaf nedenlerinin kısmen yerinde görüldüğü gerekçesiyle her iki taraf vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile kararın kaldırılmasına, davanın kısmen kabulüne, 45.192,88 euro asıl alacak, 15.300,23 euro işlemiş faiz olmak üzere toplam 60.493,11 euro bakımından kabulüne, takip tarihinden itibaren asıl alacağa yıllık %4 oranı geçmemek üzere talebiyle bağlı kalınarak 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesi uyarınca Devlet bankaları tarafından euro cinsi açılmış bir yıllık vadeli mevduata verilen en yüksek oranda temerrüt faizi işletilmesine, davacının icra inkâr tazminatı talebinin reddine karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir.

V. TEMYİZ

A. Dava ve Hukuki Nitelendirme

Dava, Almanyada kurulan, davalının, yöneticisi ve hakim ortağı olduğu ......Holding AG'ye topladığı parayı şirketin amacına uygun olarak kullanmadığının ceza yargılamasında tespit edildiği iddiasına dayalı davacı zararının davalıdan tahsiline ilişkin başlatılan icra takibine vaki itirazın iptaline ilişkindir.

B. Değerlendirme ve Gerekçe

İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK'nın 355. vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi aynı Kanun'un 369/1 hükmü ve 371. maddesinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.

VI.SONUÇ

Yukarda açıklanan nedenlerle, taraf vekillerinin temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderlerinin temyiz edenlere yükletilmesine, 09.07.2025 tarihinde kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.