Munzam zarar tahsili | Tazminat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2013/5511 E. 2014/11998 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Zamanaşımı
- 10 yıllık
- Hak düşürücü süre
- {'var': True, 'sure': '10 yıllık', 'kanun': ['818/105']}
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
eski hale getirme↗ borcun ifası↗ munzam zarar↗ müterafik kusur↗ gerçek zarar↗ haksız eylem↗ muacceliyet↗ denetime elverişlilik↗ iş bölümü↗ temerrüt faizi↗ yargılama gideri↗ yetki↗ ıslah↗ kusur↗ vekalet ücreti↗ temerrüt↗ zamanaşımı↗ ibraz↗ kesin hüküm↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna göre, davanın mülga BK'nın 105/1. maddesine dayalı munzam zararın tahsili istemine ilişkin olduğu ve 10 yıllık zamanaşımı süresinde açıldığı, ortaya çıkan zararın HGK'nca belirlenen yöntem çerçevesinde müterafik kusur indirimi yapılmaksızın 44.050,35TL olarak belirlendiği, davacının % 25 oranında müterafik kusurlu bulunduğu ve bu oranda indirim yapıldığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili ve katılma yolu ile davacı vekili temyiz etmiştir.
Mahkemece, davacı vekilinin katılma yolu ile temyiz istemi ve eski hale getirme istemi 21.03.2013 tarihli ek kararlarla reddedilmiş, anılan ek kararlar davacı vekilince temyiz edilmiştir.
1-HMK'nın 95 vd. maddeleri uyarınca elde olmayan sebeplerle, kanunda belirtilen veya hakimin kesin olarak belirlediği süre içinde bir işlemi yapamayan kimse, eski hale getirme talebinde bulunabilir. Düşen bir hakkın eski hale getirilmesine karar verilebilmesi için belli süre içerisinde işlem yapmaya mecbur olan kimsenin veya vekilinin arzu ve isteği dışında o işlemi yapmaktan aciz olduğu kanıtlanmış bulunmalıdır. Katılma yoluyla temyiz süresinin geçmesi nedeniyle 12/01/2013 tarihli doktor raporuna dayalı olarak davacı vekilince eski hale getirme isteminde bulunulmuş ise de ibraz edilen vakeletnamede başka bir avukatın da vekil tayin edilmesi yanında yine ibraz edilen yetki belgeleri ile de başka avukatların dosyada vekil oldukları anlaşılması karşısında katılma yolu ile temyiz süresinin eski hale getirilmesi mümkün bulunmadığından davacı vekilinin eski hale getirme isteminin reddi ile katılma yolu ile temyiz dilekçesinin süre yönünden reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Davalı vekilinin temyizine gelince; Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davalı vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
3- Dava, mülga 818 sayılı BK'nın 105'inci maddesine dayanan munzam zarar istemine ilişkindir. BK'nın 105'inci maddesinde sözü edilen munzam zararın tazmin yükümlülüğü, asıl borç ve temerrüt faizi ödeme yükümlülüğünden farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan ve asıl borcun ifasına kadar geçen zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız, yeni bir borçtur. Asıl borcun hukuki nedeni kural olarak haksız eylem, nedensiz zenginleşme veya sözleşme olduğu halde, bu borcun hukuki nedeni asıl alacağın temerrüde uğraması, diğer anlatımla borcun ödenmemesi veya zamanında ödenmemesi gibi bir hukuka aykırılıktır. Munzam zarara dayanan talep hakkı, esas itibariyle bir alacak hakkıdır ve BK'nın 105'inci maddesinde zamanaşımı yönünden de ayrık bir hüküm getirilmemiş olup, bu alacağa da BK'nın 125'inci maddesindeki, on yıllık zamanaşımı uygulanacaktır. Sürenin başlangıcı da, munzam zararın hukuki yapısından hareketle genel hüküm uyarınca alacağın muaccel olduğu zamandan başlatılacaktır.
Somut olayda, kesinleşen o mahkeme kararıyla 6.341,25 TL'nin 29.12.1997 tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte tahsiline karar verilmiştir.Asıl davanın açılması, iş bu davadaki munzam zarar istemi yönünden zamanaşımını kesmeyeceğine göre, munzam zarar davasının açıldığı ve davanın ıslah edildiği tarihlerden geriye doğru on yıllık süre içerisinde gerçekleşen zarar bölümünün talep edilmesi ilkesel olarak mümkün olup, bu süre dışında kalan zarar bölümü ise zamanaşımına uğramıştır.
Bu durumda mahkemece, yukarıda açıklanan ilke doğrultusunda bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş kararın bu nedenle davalı yararına bozulması gerekmiştir.
4-Öte yandan, hükme esas alınan bilirkişi kurulu raporuna karşı davalı vekilince özellikle faiz oranları ve hesaplama şekline başta olmak üzere sonuca etkili ve ciddi itiraz üzerine mahkemece ek rapor alınmadığı gibi itiraz edilen konularda denetime elverişli bir şekilde değerlendirilmemiştir. O halde, mahkemece aynı bilirkişi kurulundan davaya konu munzam zarar alacağının tespiti konusunda davalı vekilinin bilirkişi raporuna yaptığı itirazları da değerlendiren ve denetime elverişli biçimde ek rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, itirazları karşılma konusunda yetersiz bulunan bilirkişi kurulu raporuna dayalı olarak hüküm tesisi doğru olmamış, hükmün bu nedenle de davalı yararına bozulması gerekmiştir.
5-Diğer yandan, davacı vekilince ıslah dilekçesi ile artırılan ve kabul edilen miktara davalı aleyhine ıslah tarihinden itibaren temerüt faizine hükmedilmek gerekirken mahkemece denetlebilir gerekçesi de gösterilmeden yazılı şekilde dava tarihinden itibaren temerrüt faizine hükmedilmesi de keza doğru görülmemiştir.
6- Bozma neden ve şekline davalı vekilinin vekalet ücreti ve yargılama giderlerine ilişen temyiz itirazının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2011/5508 E. 2011/10442 K.
Ortak:borcun ifası · munzam zarar · gerçek zarar · haksız eylem · muacceliyet · iş bölümü · temerrüt faizi · temerrüt · zamanaşımı 10 yıllık
İncelediğiniz karardaBK'nın 105'inci maddesinde sözü edilen «munzam zararın» tazmin yükümlülüğü, asıl borç ve «temerrüt faizi» ödeme yükümlülüğünden farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan ve asıl «borcun ifasına» kadar geçen zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız, yeni bir borçtur.
… şen o mahkeme kararıyla 6.341,25 TL'nin 29.12.1997 tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte tahsiline karar verilmiştir.Asıl davanın açılması, iş bu davadaki «munzam zarar» istemi yönünden «zamanaşımını» kesmeyeceğine göre, munzam zarar davasının açıldığı ve davanın «ıslah» edildiği tarihlerden geriye doğru on yıllık süre içerisinde «gerçekleşen zarar» bölümünün talep edilmesi ilkesel olarak mümkün olup, bu süre dışında kalan zarar «bölümü» ise zamanaşımına uğramıştır.
Asıl borcun hukuki nedeni kural olarak «haksız eylem», nedensiz zenginleşme veya sözleşme olduğu halde, bu borcun hukuki nedeni asıl alacağın «temerrüde» uğraması, diğer anlatımla borcun ödenmemesi veya zamanında ödenmemesi gibi bir hukuka aykırılıktır.
Benzer bu karardaBK.nun 105 nci maddesinde sözü edilen «munzam zararın» tazmin yükümlülüğü, asıl borç ve «temerrüt faizi» ödeme yükümlülüğünden farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan ve asıl «borcun ifasına» kadar geçen zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız, yeni bir borçtur.
Asıl davanın açılması, iş bu davadaki «munzam zarar» talebi yönünden «zamanaşımını» kesmeyeceğine göre, munzam zarar davasının açıldığı tarihden geriye doğru on yıllık süre içerisinde «gerçekleşen zarar» «bölümü» talep edilmesi mümkün olup, bu süre dışında kalan zarar bölümü ise zamanaşımına uğramıştır.
Asıl borcun hukuki nedeni kural olarak «haksız eylem», nedensiz zenginleşme veya sözleşme olduğu halde, bu borcun hukuki nedeni asıl alacağın «temerrüde» uğraması, diğer anlatımla borcun ödenmemesi veya zamanında ödenmemesi gibi bir hukuka aykırılıktır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:asıl alacak · maddi tazminat
Benzer bu kararda2-Dava, BK.nun 105 nci maddesine dayanan «munzam zarar» ve «maddi tazminat» istemine ilişkindir.
O nedenle, bu hukuki niteliği ve karakteri itibariyle «asıl alacak» ve faizleri yönüyle icra takibinde bulunulması veya dava açılmasıyla sona ermez.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/5039 E. 2014/8908 K.
Ortak:borcun ifası · munzam zarar · gerçek zarar · haksız eylem · iş bölümü · temerrüt faizi · temerrüt · zamanaşımı · zamanaşımı 10 yıllık
İncelediğiniz karardaBK'nın 105'inci maddesinde sözü edilen «munzam zararın» tazmin yükümlülüğü, asıl borç ve «temerrüt faizi» ödeme yükümlülüğünden farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan ve asıl «borcun ifasına» kadar geçen zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız, yeni bir borçtur.
… şen o mahkeme kararıyla 6.341,25 TL'nin 29.12.1997 tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte tahsiline karar verilmiştir.Asıl davanın açılması, iş bu davadaki «munzam zarar» istemi yönünden «zamanaşımını» kesmeyeceğine göre, munzam zarar davasının açıldığı ve davanın «ıslah» edildiği tarihlerden geriye doğru on yıllık süre içerisinde «gerçekleşen zarar» bölümünün talep edilmesi ilkesel olarak mümkün olup, bu süre dışında kalan zarar «bölümü» ise zamanaşımına uğramıştır.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna göre, davanın mülga BK'nın 105/1. maddesine dayalı «munzam zararın» tahsili istemine ilişkin olduğu ve 10 yıllık «zamanaşımı» süresinde açıldığı, ortaya çıkan zararın HGK'nca belirlenen yöntem çerçevesinde «müterafik kusur» indirimi yapılmaksızın 44.050,35TL olarak belirlendiği, davacının % 25 oranında müterafik kusurlu bulunduğu ve bu oranda indirim yapıldığı gerekçesiyle davanın kıs …
Benzer bu karardaBK'nın 105'inci maddesinde sözü edilen «munzam zararın» tazmin yükümlülüğü, asıl borç ve «temerrüt faizi» ödeme yükümlülüğünden farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan ve asıl «borcun ifasına» kadar geçen zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız, yeni bir borçtur.
Asıl davanın açılması, işbu davadaki «munzam zarar» talebi yönünden «zamanaşımını» kesmeyeceğine göre, munzam zarar davasının açıldığı tarihten geriye doğru on yıllık süre içerisinde «gerçekleşen zarar» bölümünün talep edilmesi mümkün olup, bu süre dışında kalan zarar «bölümü» ise zamanaşımına uğramıştır.
2- Dava, davacının davalı bankadan olan alacağını geç tahsil etmesi nedeniyle «temerrüt faizi» ile karşılanamayan «munzam zararının» tahsili istemine ilişkindir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:ilamların icrası · zamanaşımı def'i · def'i
Benzer bu karardaBuna karşın davalı vekili davaya cevap dilekçesinde «zamanaşımı def»’inde bulunmuştur.
… ka çalışanı olan uzaktan akrabası aracılığıyla yaptığını, bu kişinin usulsüzlüklerinin öğrenilmesiyle davalı aleyhine davalar açıldığını, kararların kesinleştiğini, «ilamların icra» edildiğini, ancak müvekkilinin alacağını geç tahsil etmesi sebebiyle faizi ile karşılanamayan «munzam zararlarının» bulunduğunu ileri sürerek eldeki davayı açmış, mahkemece yapılan yargılama sonunda, davanın kabulüne karar verilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/5138 E. 2013/21573 K.
Ortak:borcun ifası · munzam zarar · gerçek zarar · haksız eylem · muacceliyet · iş bölümü · temerrüt faizi · yargılama gideri · zamanaşımı 10 yıllık
İncelediğiniz karardaBK'nın 105'inci maddesinde sözü edilen «munzam zararın» tazmin yükümlülüğü, asıl borç ve «temerrüt faizi» ödeme yükümlülüğünden farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan ve asıl «borcun ifasına» kadar geçen zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız, yeni bir borçtur.
… şen o mahkeme kararıyla 6.341,25 TL'nin 29.12.1997 tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte tahsiline karar verilmiştir.Asıl davanın açılması, iş bu davadaki «munzam zarar» istemi yönünden «zamanaşımını» kesmeyeceğine göre, munzam zarar davasının açıldığı ve davanın «ıslah» edildiği tarihlerden geriye doğru on yıllık süre içerisinde «gerçekleşen zarar» bölümünün talep edilmesi ilkesel olarak mümkün olup, bu süre dışında kalan zarar «bölümü» ise zamanaşımına uğramıştır.
Sürenin başlangıcı da, «munzam zararın» hukuki yapısından hareketle genel hüküm uyarınca alacağın «muaccel» olduğu zamandan başlatılacaktır.
Benzer bu karardaBK'nın 105'inci maddesinde sözü edilen «munzam zararın» tazmin yükümlülüğü, asıl borç ve «temerrüt faizi» ödeme yükümlülüğünden farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan ve asıl «borcun ifasına» kadar geçen zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız, yeni bir borçtur.
Asıl davanın açılması, iş bu davadaki «munzam zarar» talebi yönünden «zamanaşımını» kesmeyeceğine göre, munzam zarar davasının açıldığı tarihten geriye doğru on yıllık süre içerisinde «gerçekleşen zarar» bölümünün talep edilmesi mümkün olup, bu süre dışında kalan zarar «bölümü» ise zamanaşımına uğramıştır.
Sürenin başlangıcı da, «munzam zararın» hukuki yapısından hareketle genel hüküm uyarınca alacağın «muaccel» olduğu zamandan başlatılacaktır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:tenkis · hakkaniyet · avans faizi
Benzer bu kararda… cının toplam elde edebileceği miktarın 93.918,99 TL olacağının bilirkişi raporu ile tesbit edildiği, bundan tahsil edilen miktar düşüldüğünde kalan 68.501,04 TL'nin «munzam zararı» oluşturduğu, ancak bu zararın oluşmasına neden olan ekonomik değişiklikler, çalkantılar, davacının zararına sebebiyet olduğu gibi aynı ekonomik düzensizlikten davalının da etkileneceği gözetilerek bu miktar üzerinden bir indirim yapılması uygun görülerek taktiren % 20 oranında davalı lehine «tenkis» yapılmasının, «hakkaniyete» uygun olduğu kabul edilerek davanın kısmen kabulü ile takdiren 54.800 TL'nin 30.000 TL'ye dava tarihinden 24.800 TL’ye «ıslah» tarihi olan 23.10.2012 tarihinden itibaren işleyecek «avans faizi» ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
3 benzer karar daha
-
Munzam zarar tahsili | Tazminat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/14866 E. 2014/4388 K.
Ortak:borcun ifası · munzam zarar · müterafik kusur · gerçek zarar · haksız eylem · muacceliyet · denetime elverişlilik · iş bölümü · zamanaşımı 10 yıllık · Munzam zarar tahsili, Tazminat
İncelediğiniz kararda… şen o mahkeme kararıyla 6.341,25 TL'nin 29.12.1997 tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte tahsiline karar verilmiştir.Asıl davanın açılması, iş bu davadaki «munzam zarar» istemi yönünden «zamanaşımını» kesmeyeceğine göre, munzam zarar davasının açıldığı ve davanın «ıslah» edildiği tarihlerden geriye doğru on yıllık süre içerisinde «gerçekleşen zarar» bölümünün talep edilmesi ilkesel olarak mümkün olup, bu süre dışında kalan zarar «bölümü» ise zamanaşımına uğramıştır.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna göre, davanın mülga BK'nın 105/1. maddesine dayalı «munzam zararın» tahsili istemine ilişkin olduğu ve 10 yıllık «zamanaşımı» süresinde açıldığı, ortaya çıkan zararın HGK'nca belirlenen yöntem çerçevesinde «müterafik kusur» indirimi yapılmaksızın 44.050,35TL olarak belirlendiği, davacının % 25 oranında müterafik kusurlu bulunduğu ve bu oranda indirim yapıldığı gerekçesiyle davanın kıs …
BK'nın 105'inci maddesinde sözü edilen «munzam zararın» tazmin yükümlülüğü, asıl borç ve «temerrüt faizi» ödeme yükümlülüğünden farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan ve asıl «borcun ifasına» kadar geçen zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız, yeni bir borçtur.
Benzer bu karardaAsıl davanın açılması, iş bu davadaki «munzam zarar» talebi yönünden «zamanaşımını» kesmeyeceğine göre, munzam zarar davasının açıldığı ve davanın «ıslah» edildiği tarihlerden geriye doğru on yıllık süre içerisinde «gerçekleşen zarar» bölümünün talep edilmesi mümkün olup, bu süre dışında kalan zarar «bölümü» ise zamanaşımına uğramıştır.
BK'nın 105'inci maddesinde sözü edilen «munzam zararın» tazmin yükümlülüğü, asıl borç ve «temerrüt faizi» ödeme yükümlülüğünden farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan ve asıl «borcun ifasına» kadar geçen zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız, yeni bir borçtur.
Sürenin başlangıcı da, «munzam zararın» hukuki yapısından hareketle genel hüküm uyarınca alacağın «muaccel» olduğu zamandan başlatılacaktır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:mahsup · dosya masrafı · avans faizi
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davanın mülga BK'nın 105/1. maddesine dayalı «munzam zararın» tahsili istemine ilişkin olduğu, bu zararın asıl borçtan bağımsız olup, 10 yıllık «zamanaşımı» süresinde talep edilebileceği, İstanbul 8.Asliye Ticaret Mahkemesi'nce hükmolunan alacağın davalı tarafça 19.08.2010 tarihinde ödendiği, bu durumda davalının zamanaşımı itirazının yerinde bulunmadığı, davacının altın ve döviz fiyatları, bankalar tarafından mevduat hesaplarına uygulanan faiz hesabı ile enflasyon oranlarının ortalamasına göre tespit edilen munzam zarardan davacının kendi kusuruna isabet eden kısmın düşüldüğü, ayrıca davalı yanca icra dosyasına ödenen meblağın «mahsup» edilmesi ile davalının sorumlu bulunduğu kısmın tespit edildiği gerekçesiyle davanın kabulüne, 366.759,17 TL'nin davalıdan tahsiline, hükmolunan alacağın 30.000,00 TL'sine dava tarihinden, 336.759,17 TL'sine «ıslah» tarihinden itibaren «avans faizi» işletilmesine karar verilmiştir.
5- Bozma sebep ve şekline davalı vekilinin yargılama «masraflarına» ilişkin temyiz itirazının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2016/14514 E. 2018/6671 K.
Ortak:munzam zarar · gerçek zarar · muacceliyet · iş bölümü · yargılama gideri · ıslah · vekalet ücreti · temerrüt · zamanaşımı 10 yıllık
İncelediğiniz kararda… şen o mahkeme kararıyla 6.341,25 TL'nin 29.12.1997 tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte tahsiline karar verilmiştir.Asıl davanın açılması, iş bu davadaki «munzam zarar» istemi yönünden «zamanaşımını» kesmeyeceğine göre, munzam zarar davasının açıldığı ve davanın «ıslah» edildiği tarihlerden geriye doğru on yıllık süre içerisinde «gerçekleşen zarar» bölümünün talep edilmesi ilkesel olarak mümkün olup, bu süre dışında kalan zarar «bölümü» ise zamanaşımına uğramıştır.
BK'nın 105'inci maddesinde sözü edilen «munzam zararın» tazmin yükümlülüğü, asıl borç ve «temerrüt faizi» ödeme yükümlülüğünden farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan ve asıl «borcun ifasına» kadar geçen zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız, yeni bir borçtur.
Sürenin başlangıcı da, «munzam zararın» hukuki yapısından hareketle genel hüküm uyarınca alacağın «muaccel» olduğu zamandan başlatılacaktır.
Benzer bu karardaAsıl davanın açılması, işbu davadaki «munzam zarar» talebi yönünden «zamanaşımını» kesmeyeceğine göre, munzam zarar davasının açıldığı tarihten geriye doğru on yıllık süre içerisinde «gerçekleşen zarar» bölümünün talep edilmesi mümkün olup, bu süre dışında kalan zarar «bölümü» ise zamanaşımına uğramıştır.
Sürenin başlangıcı da, «munzam zararın» hukuki yapısından hareketle genel hüküm uyarınca alacağın «muaccel» olduğu zamandan başlatılacaktır.
Bozmadan sonra açıklanan ilkelere göre düzenlenen 25.02.2015 günlü bilirkişi ek raporunda, dava konusu dönemde davacının hesaplanan «munzam zarar» tutarının, aynı dönemde elde edilen «temerrüt» faizinden daha az olduğu mütalaa edilmiş olup bilirkişi raporu dosya içeriğinede uygun bulunmakla davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:avans faizi
Benzer bu karardaMahkemece, uyulan bozma ilamı ve tüm dosya kapsamına göre; davanın kısmen kabulüne, 35.625,61 TL'nin 30.000 TL'sine dava tarihi olan 24/09/2010 tarihinden, 5.625,61 TL'sine ise «ıslah» tarihi olan 23/10/2012 tarihinden itibaren «avans faizi» uygulanarak davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2021/9183 E. 2023/188 K.
Ortak:munzam zarar · zamanaşımı · zamanaşımı 10 yıllık
İncelediğiniz karardaMahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna göre, davanın mülga BK'nın 105/1. maddesine dayalı «munzam zararın» tahsili istemine ilişkin olduğu ve 10 yıllık «zamanaşımı» süresinde açıldığı, ortaya çıkan zararın HGK'nca belirlenen yöntem çerçevesinde «müterafik kusur» indirimi yapılmaksızın 44.050,35TL olarak belirlendiği, davacının % 25 oranında müterafik kusurlu bulunduğu ve bu oranda indirim yapıldığı gerekçesiyle davanın kıs …
… şen o mahkeme kararıyla 6.341,25 TL'nin 29.12.1997 tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte tahsiline karar verilmiştir.Asıl davanın açılması, iş bu davadaki «munzam zarar» istemi yönünden «zamanaşımını» kesmeyeceğine göre, munzam zarar davasının açıldığı ve davanın «ıslah» edildiği tarihlerden geriye doğru on yıllık süre içerisinde «gerçekleşen zarar» bölümünün talep edilmesi ilkesel olarak mümkün olup, bu süre dışında kalan zarar «bölümü» ise zamanaşımına uğramıştır.
3- Dava, mülga 818 sayılı BK'nın 105'inci maddesine dayanan «munzam zarar» istemine ilişkindir.
Benzer bu karardaDava, 818 sayılı Kanun'un 105 inci maddesine dayanan «munzam zararın» tazmini istemine ilişkin olup uyuşmazlık, uygulanacak «zamanaşımı» süresinin başlangıcı ve munzam zararın söz konusu olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2013/5511 E. , 2014/11998 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 12/11/2012 tarih ve 2011/221-2012/249 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekilinin katılma yolu ile temyiz istemi ve eski hale getirme istemi 21/03/2013 tarihli ek kararlar davacı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 24/06/2014 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davalı vekili Av. .... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, Yaşar Bank A.Ş. Menkul Değerler müdür yardımcısının 1996 yılında müvekkili ile birlikte bir çok kişiye sahte hazine bonosu verdiğini, müvekkilinin uğradığı zarar nedeniyle daha sonra davalı ...hakkında alacak davası açtığını, açılan davada davalı şirketin %75 oranında kusurlu olduğu belirlenerek BK'nın 55. maddesi gereğince tazminata mahkum edildiğini, munzam zarar istemlerinin ise dinlenme koşulları oluşmaması nedeniyle reddedildiğini, 19.08.2010 tarihinde tahsilatın icraen yapıldığını, gelinen aşamda BK'nın 105. maddesindeki munzam zarar için gerekli koşulların oluştuğunu ileri sürerek, şimdilik 30.000 TL. munzam zarar alacağının dava tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, 08.10.2012 tarihli ıslah dilekçesi ile istemini 44.050,35TL'na yükseltmiştir.
Davalı vekili, munzam zararın varlığının ve miktarının somut vakıalarla ispat edilmesi gerektiğini, munzam zararın asıl borçtan tamamen bağımsız olduğunu, alacağın muaccel olduğu tarihten itibaren 10 yıl içinde açılması gerektiğini, kaldı ki davacının zararının faizle karşılandığını savunarak, davanın zamanaşımı ve esas yönünden reddini savunmuştur.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna göre, davanın mülga BK'nın 105/1. maddesine dayalı munzam zararın tahsili istemine ilişkin olduğu ve 10 yıllık zamanaşımı süresinde açıldığı, ortaya çıkan zararın HGK'nca belirlenen yöntem çerçevesinde müterafik kusur indirimi yapılmaksızın 44.050,35TL olarak belirlendiği, davacının % 25 oranında müterafik kusurlu bulunduğu ve bu oranda indirim yapıldığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili ve katılma yolu ile davacı vekili temyiz etmiştir.
Mahkemece, davacı vekilinin katılma yolu ile temyiz istemi ve eski hale getirme istemi 21.03.2013 tarihli ek kararlarla reddedilmiş, anılan ek kararlar davacı vekilince temyiz edilmiştir.
1-HMK'nın 95 vd. maddeleri uyarınca elde olmayan sebeplerle, kanunda belirtilen veya hakimin kesin olarak belirlediği süre içinde bir işlemi yapamayan kimse, eski hale getirme talebinde bulunabilir. Düşen bir hakkın eski hale getirilmesine karar verilebilmesi için belli süre içerisinde işlem yapmaya mecbur olan kimsenin veya vekilinin arzu ve isteği dışında o işlemi yapmaktan aciz olduğu kanıtlanmış bulunmalıdır. Katılma yoluyla temyiz süresinin geçmesi nedeniyle 12/01/2013 tarihli doktor raporuna dayalı olarak davacı vekilince eski hale getirme isteminde bulunulmuş ise de ibraz edilen vakeletnamede başka bir avukatın da vekil tayin edilmesi yanında yine ibraz edilen yetki belgeleri ile de başka avukatların dosyada vekil oldukları anlaşılması karşısında katılma yolu ile temyiz süresinin eski hale getirilmesi mümkün bulunmadığından davacı vekilinin eski hale getirme isteminin reddi ile katılma yolu ile temyiz dilekçesinin süre yönünden reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Davalı vekilinin temyizine gelince; Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davalı vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
3- Dava, mülga 818 sayılı BK'nın 105'inci maddesine dayanan munzam zarar istemine ilişkindir. BK'nın 105'inci maddesinde sözü edilen munzam zararın tazmin yükümlülüğü, asıl borç ve temerrüt faizi ödeme yükümlülüğünden farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan ve asıl borcun ifasına kadar geçen zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız, yeni bir borçtur. Asıl borcun hukuki nedeni kural olarak haksız eylem, nedensiz zenginleşme veya sözleşme olduğu halde, bu borcun hukuki nedeni asıl alacağın temerrüde uğraması, diğer anlatımla borcun ödenmemesi veya zamanında ödenmemesi gibi bir hukuka aykırılıktır. Munzam zarara dayanan talep hakkı, esas itibariyle bir alacak hakkıdır ve BK'nın 105'inci maddesinde zamanaşımı yönünden de ayrık bir hüküm getirilmemiş olup, bu alacağa da BK'nın 125'inci maddesindeki, on yıllık zamanaşımı uygulanacaktır.
Sürenin başlangıcı da, munzam zararın hukuki yapısından hareketle genel hüküm uyarınca alacağın muaccel olduğu zamandan başlatılacaktır.
Somut olayda, kesinleşen o mahkeme kararıyla 6.341,25 TL'nin 29.12.1997 tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte tahsiline karar verilmiştir.Asıl davanın açılması, iş bu davadaki munzam zarar istemi yönünden zamanaşımını kesmeyeceğine göre, munzam zarar davasının açıldığı ve davanın ıslah edildiği tarihlerden geriye doğru on yıllık süre içerisinde gerçekleşen zarar bölümünün talep edilmesi ilkesel olarak mümkün olup, bu süre dışında kalan zarar bölümü ise zamanaşımına uğramıştır.
Bu durumda mahkemece, yukarıda açıklanan ilke doğrultusunda bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş kararın bu nedenle davalı yararına bozulması gerekmiştir.
4-Öte yandan, hükme esas alınan bilirkişi kurulu raporuna karşı davalı vekilince özellikle faiz oranları ve hesaplama şekline başta olmak üzere sonuca etkili ve ciddi itiraz üzerine mahkemece ek rapor alınmadığı gibi itiraz edilen konularda denetime elverişli bir şekilde değerlendirilmemiştir. O halde, mahkemece aynı bilirkişi kurulundan davaya konu munzam zarar alacağının tespiti konusunda davalı vekilinin bilirkişi raporuna yaptığı itirazları da değerlendiren ve denetime elverişli biçimde ek rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, itirazları karşılma konusunda yetersiz bulunan bilirkişi kurulu raporuna dayalı olarak hüküm tesisi doğru olmamış, hükmün bu nedenle de davalı yararına bozulması gerekmiştir.
5-Diğer yandan, davacı vekilince ıslah dilekçesi ile artırılan ve kabul edilen miktara davalı aleyhine ıslah tarihinden itibaren temerüt faizine hükmedilmek gerekirken mahkemece denetlebilir gerekçesi de gösterilmeden yazılı şekilde dava tarihinden itibaren temerrüt faizine hükmedilmesi de keza doğru görülmemiştir.
6- Bozma neden ve şekline davalı vekilinin vekalet ücreti ve yargılama giderlerine ilişen temyiz itirazının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin eski hale getirme isteminin reddi ile katılma yolu ile temyiz dilekçesinin süre yönünden REDDİNE, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE,(3), (4) ve (5) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, (6) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin vekalet ücreti ve yargılama giderlerine ilişen temyiz itirazının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, takdir olunan 1.100 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 24/06/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/354378800 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz