Haksız rekabetten tazminat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2015/11710 E. 2016/9667 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
kötüleme↗ hakkın kötüye kullanılması↗ şikayet↗ haksız rekabet↗ avans faizi↗ temsil↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davalı gerçek kişinin, 03/10/2011 tarihli şikayet dilekçesi ile davacı hakkında suç duyurusunda bulunduğu, davalıların şikayet haklarını kullandıkları, ancak dilekçe içeriğinde davacının yurda kaça eşya sokmuş gibi açıklamalara yer verildiği, aksi kabul edilse bile, özellikle tanık beyanları ve CD içeriği değerlendirildiğinde henüz davacı ile ilgili kesinleşmiş hukuki bir tespit olmadığı halde, davalıların ihalelerde ve askeri alanda davacı ve faaliyetleri ile ilgili olarak gereksiz şekilde davacıyı kötüledikleri, haksız rekabette bulundukları, davalı gerçek kişinin haksız rekabet fiilini bizzat ve vekili olarak diğer davalı adına ika ettiği, davacının manevi zararına neden oldukları, ekonomik itibarını zedeledikleri, manevi tazminat koşullarının oluştuğu, bu zarardan birlikte sorumlu oldukları gerekçesiyle somut olayın özelliği, oluş şekli, olayın meydana geldiği tarih ve devamlılığı, paranın alım gücü, eylemin askeri malzemeler konusunda ve sınırlı bir alanda işlenişi dikkate alınarak davanın kısmen kabulüne, 10.000,00TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davalılar vekili temyiz etmiştir.
Dava, haksız rekabetten kaynaklı manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, yukarıda açıklandığı üzere davalılarca şikayet hakkının kötüye kullanıldığı aksi kabul edilse bile davalı tarafın askeri ihalede davacı tarafı kötüler mahiyette beyanda bulunduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Somut olayda davalı gerçek kişinin diğer davalının vekili olarak davacı şirkete yönelik markaya tecavüz ve usulsüz mal ithalatından dolayı şikayette bulunduğu, davacı işyerinde arama yapıldığı, davacı hakkında davalı şirket markasına tecavüz ettiğinden bahisle kamu davası açıldığı, ceza davasında müsnet suçtan beraat kararı verildiği ve henüz kesinleşmediği anlaşılmaktadır. Mahkemece, her ne kadar şikayet hakkının kötüye kullanıldığı kabul edilmişse de, davalının hiçbir delil ve emareye dayanmadan, sırf tahmin üzerine davacı hakkında suçlamada bulunduğuna dair dosyaya yansıyan bilgi ve belge bulunmamakta olup, şikâyet hakkını kötüye kullandığı sonucuna varılamaz. Ceza dosyasında bulunan delil ve emarelerin davacının cezai sorumluluğu için yeterli sayılmaması davalının şikâyetinin haksız olduğu sonucunu yaratmaz. Şikâyetin olayın oluş şekline uygun düşmeyen, hak arama sınırlarını aşan veya haksız rekabet oluşturacak şekilde davacıya yönelik isnatta bulunulduğuna dair dosyaya yansıyan bir delil bulunmamaktadır. Kaldı ki, ceza davasından verilen beraat kararı henüz kesinleşmemiştir. Mahkemece, davalı tarafça davacının kötülendiğine dair dayanak askeri ihalenin cd çözümlemesinin incelenmesinde de, davalı temsilcisinin yasal sürece dair bilgi verdiği bunun dışında davacıyı kötüler şekilde beyanda bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda, davalının şikâyet hakkını yasal sınırlar içinde kalarak kullandığı anlaşıldığından davanın reddine karar vermek gerekirken, mahkemece bu yönler üzerinde durulmadan yazılı şekilde davalıların tazminatla sorumlu tutulmuş olması doğru bulunmamış kararın davalılar yararına bozulması gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/1268 E. 2010/2350 K.
Ortak:hakkın kötüye kullanılması · şikayet
İncelediğiniz karardaMahkemece, yukarıda açıklandığı üzere davalılarca «şikayet» «hakkının kötüye kullanıldığı» aksi kabul edilse bile davalı tarafın askeri ihalede davacı tarafı kötüler mahiyette beyanda bulunduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Mahkemece, her ne kadar «şikayet» «hakkının kötüye kullanıldığı» kabul edilmişse de, davalının hiçbir delil ve emareye dayanmadan, sırf tahmin üzerine davacı hakkında suçlamada bulunduğuna dair dosyaya yansıyan bilgi ve belge bulunmamakta olup, şikâyet hakkını kötüye kullandığı sonucuna varılamaz.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davalı gerçek kişinin, 03/10/2011 tarihli «şikayet» dilekçesi ile davacı hakkında suç duyurusunda bulunduğu, davalıların şikayet haklarını kullandıkları, ancak dilekçe içeriğinde davacının yurda kaça eşya sokmuş gibi açıklamalara yer verildiği, aksi kabul edilse bile, özellikle tanık beyanları ve CD içeriği değerlendirildiğinde henüz davacı ile ilgili kesinleşmiş hukuki bir tespit olmadığı halde, davalıların ihalelerde ve askeri alanda davacı ve faaliyetleri ile ilgili olarak gereksiz şekilde davacıyı «kötüledikleri», «haksız rekabette» bulundukları, davalı gerçek kişinin haksız rekabet fiilini bizzat ve vekili olarak diğer davalı adına ika ettiği, davacının manevi zararına neden oldukları, ekonomik itibarını zedeledikleri, manevi tazminat koşullarının oluştuğu, bu zarardan birlikte sorumlu oldukları gerekçesiyle somut olayın özelliği, oluş şekli, olayın meydana geldiği tarih ve devamlılığı, paranın alım gücü, eylemin askeri malzemeler konusunda ve sınırlı bir alanda işlenişi dikkate alınarak davanın kısmen kabulüne, 10.000,00TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek «avans faizi» ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmiştir.
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalı banka tarafından davacının hesabındaki paraya «bloke» konulması nedeniyle davacının kullandığı kredilerden dolayı 9.649,63 YTL faiz zararı olduğu, ayrıca haksız «şikayet» nedeniyle davacının manevi olarak zarar gördüğü gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne, 9.643,63 YTL maddi ve 2.000 YTL manevi tazminatın «temerrüt faizi» ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Bu durumda uyuşmazlığın çözümünde, «hak arama özgürlüğünün», tüm özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız olmadığı, diğer bir anlatımla kişi, istediği biçim ve koşulda ve salt başkasını zararlandırmak için bu hakkı kullanamayacağı, aksi halde bu «hakkı kötüye kullanmış» sayılacağı kabul edilerek, Anayasa ve yasaların öngördüğü güvenceden yararlanamayacaktır.
Yukarıdaki ilkeler gözetildiğinde davalının hiçbir delil ve emareye dayanmadan, sırf tahmin üzerine davacı hakkında suçlamada bulunduğu, dolayısıyla şikâyet «hakkını kötüye kullandığı» sonucuna varılmamalıdır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:hak arama özgürlüğü · kişilik hakları · savunma hakkı · bloke · dolandırıcılık · uyuşmazlık konusu · temerrüt faizi · taşıyan
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalı banka tarafından davacının hesabındaki paraya «bloke» konulması nedeniyle davacının kullandığı kredilerden dolayı 9.649,63 YTL faiz zararı olduğu, ayrıca haksız «şikayet» nedeniyle davacının manevi olarak zarar gördüğü gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne, 9.643,63 YTL maddi ve 2.000 YTL manevi tazminatın «temerrüt faizi» ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Şikâyet hakkı, diğer bir deyimle «hak arama özgürlüğü»; Anayasa'nın Hakların Korunması ile ilgili Hükümler başlığı altında ve 36. maddesinde; herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve «savunma hakkına» sahip olduğu şekli ile yer almıştır.
Anayasanın güvence altına aldığı «hak arama özgürlüğünün» yanında, yine Anayasanın Temel Haklar ve Hürriyetlerin niteliği başlığını «taşıyan» 12. maddesinde de, herkesin kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve özgürlüklere sahip olduğu belirtildikten başka, 17. maddesinde de, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip bulunduğu da düzenleme altına alınmış bulunmaktadır.
İşte bu noktada, «hak arama özgürlüğü» ile «kişilik hakları» karşı karşıya gelmiş olabilir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2011/7229 E. 2012/14993 K.
Ortak:kötüleme · hakkın kötüye kullanılması · şikayet · haksız rekabet
İncelediğiniz karardaMahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davalı gerçek kişinin, 03/10/2011 tarihli «şikayet» dilekçesi ile davacı hakkında suç duyurusunda bulunduğu, davalıların şikayet haklarını kullandıkları, ancak dilekçe içeriğinde davacının yurda kaça eşya sokmuş gibi açıklamalara yer verildiği, aksi kabul edilse bile, özellikle tanık beyanları ve CD içeriği değerlendirildiğinde henüz davacı ile ilgili kesinleşmiş hukuki bir tespit olmadığı halde, davalıların ihalelerde ve askeri alanda davacı ve faaliyetleri ile ilgili olarak gereksiz şekilde davacıyı «kötüledikleri», «haksız rekabette» bulundukları, davalı gerçek kişinin haksız rekabet fiilini bizzat ve vekili olarak diğer davalı adına ika ettiği, davacının manevi zararına neden oldukları, ekonomik itibarını zedeledikleri, manevi tazminat koşullarının oluştuğu, bu zarardan birlikte sorumlu oldukları gerekçesiyle somut olayın özelliği, oluş şekli, olayın meydana geldiği tarih ve devamlılığı, paranın alım gücü, eylemin askeri malzemeler konusunda ve sınırlı bir alanda işlenişi dikkate alınarak davanın kısmen kabulüne, 10.000,00TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek «avans faizi» ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmiştir.
Mahkemece, yukarıda açıklandığı üzere davalılarca «şikayet» «hakkının kötüye kullanıldığı» aksi kabul edilse bile davalı tarafın askeri ihalede davacı tarafı kötüler mahiyette beyanda bulunduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Mahkemece, her ne kadar «şikayet» «hakkının kötüye kullanıldığı» kabul edilmişse de, davalının hiçbir delil ve emareye dayanmadan, sırf tahmin üzerine davacı hakkında suçlamada bulunduğuna dair dosyaya yansıyan bilgi ve belge bulunmamakta olup, şikâyet hakkını kötüye kullandığı sonucuna varılamaz.
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davalının, davacılar tarafından üretilen ürünlerle kendi «tescilli tasarımları» arasında herhangi bir benzerliğin bulunup bulunmadığını, «iltibasa» yol açabilecek bir benzerlikten söz edilip edilemeyeceğini titizlikle araştırıp tespit ettirmeden davacılar hakkında hiçbir emareye dayanmadan «şikayette» bulunmasının hak arama hürriyetini kötüye kullanma ve dolayısıyla «haksız fiil» teşkil edeceği, davacıların uğradıklarını iddia ettikleri zarar kalemleri için 9.440 TL'lık «yedieminlik ücreti» dışında somut bir delil sunamadıkları, davalının haksız şikayetinin davacıların ürettiği ürünlerin kendisine ait tescilli ürünü ile iltibas yarattığı izlenimini vermesi nedeni ile davacıların ürettiği ürünü yanıltıcı şekilde «kötülemek» sonucunu doğurduğu gibi, davacıların taklit ürün kullanarak ahlak dışı faaliyette bulundukları şeklinde resmi makamlara yanlış malumat vermenin TTK'nun 56, 57/1 ve 2 bentleri uyarınca «haksız rekabet» de teşkil ettiği, davalının haksız fiil ve haksız rekabeti nedeniyle davacılar uğradıkları maddi zararı ispatlayamamış iseler de BK'nun 42. maddesi uyarınca takdiren 10.000 TL manevi tazminata hükmedilebileceği, böylece ödenen yedieminlik ücreti ile birlikte davacılar yararına toplam 19.440 TL «maddi tazminata» yarı yarıya hükmedilmesi gerektiği, TTK'nun 58. maddesi uyarınca BK'nun 49. maddesindeki şartlar gerçekleştiğinden davacıların manevi tazminat da isteyebilecekleri, gerekçesi ile her bir davacı için dokuz bin yedi yüz yirmi'şer Liradan iki davacıya toplam 19.440 TL maddi ödence ödemesine, bu miktara 02.08.2006 tarihinden başlayarak ve faizin cinsi yönünden istemle de bağlı kalınarak 3095 Sayılı Yasanın değişik 1 ve 2/1 maddeleri hükümlerince «yasal faiz» cinsinden direnim faizi de yürütülmesine, her bir davacıya üçer bin TL manevi ödence ödemesine, fazla istemin reddine karar verilmiştir.
Bu durumda, «hak arama özgürlüğünün», tüm özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız olmadığı, diğer bir anlatımla kişinin, istediği biçim ve koşulda ve salt başkasını zararlandırmak için bu hakkı kullanamayacağı, aksi halde bu «hakkı kötüye kullanmış» sayılacağı kabul edilerek, kişi anayasa ve yasaların öngördüğü güvenceden yararlanamayacaktır.
Somut olayda davalı kendisi adına ait tescilli alüminyum profillerin davacı tarafından taklit edildiğini iddia ederek Cumhuriyet Başsavcılığına «şikayette» bulunmuş, bu şikayeti ciddi bulan Cumhuriyet Başsavcılığı ilgili mahkemeden arama ve el «koyma» kararı talep etmiş ve mahkeme tarafından verilen karara istinaden davacının işyerinde yapılan arama sonucunda iddia konusu profillere el konulmuş, akabinde davacı hakkında iddianame hazırlanarak kamu davası açılmış ve mahkemece yapılan yargılama sırasında yapılan «bilirkişi incelemesi» sonucu davacının ürünlerinin davalının «tescilli tasarımına» benzemediği anlaşılarak davacının delil yetersizliğinden beraatine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:yediemin ücreti · hak arama özgürlüğü · yediemin · el koyma · kişilik hakları · savunma hakkı · tescilsiz tasarım · bilirkişi incelemesi
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davalının, davacılar tarafından üretilen ürünlerle kendi «tescilli tasarımları» arasında herhangi bir benzerliğin bulunup bulunmadığını, «iltibasa» yol açabilecek bir benzerlikten söz edilip edilemeyeceğini titizlikle araştırıp tespit ettirmeden davacılar hakkında hiçbir emareye dayanmadan «şikayette» bulunmasının hak arama hürriyetini kötüye kullanma ve dolayısıyla «haksız fiil» teşkil edeceği, davacıların uğradıklarını iddia ettikleri zarar kalemleri için 9.440 TL'lık «yedieminlik ücreti» dışında somut bir delil sunamadıkları, davalının haksız şikayetinin davacıların ürettiği ürünlerin kendisine ait tescilli ürünü ile iltibas yarattığı izlenimini vermesi nedeni ile davacıların ürettiği ürünü yanıltıcı şekilde «kötülemek» sonucunu doğurduğu gibi, davacıların taklit ürün kullanarak ahlak dışı faaliyette bulundukları şeklinde resmi makamlara yanlış malumat vermenin TTK'nun 56, 57/1 ve 2 bentleri uyarınca «haksız rekabet» de teşkil ettiği, davalının haksız fiil ve haksız rekabeti nedeniyle davacılar uğradıkları maddi zararı ispatlayamamış iseler de BK'nun 42. maddesi uyarınca takdiren 10.000 TL manevi tazminata hükmedilebileceği, böylece ödenen yedieminlik ücreti ile birlikte davacılar yararına toplam 19.440 TL «maddi tazminata» yarı yarıya hükmedilmesi gerektiği, TTK'nun 58. maddesi uyarınca BK'nun 49. maddesindeki şartlar gerçekleştiğinden davacıların manevi tazminat da isteyebilecekleri, gerekçesi ile her bir davacı için dokuz bin yedi yüz yirmi'şer Liradan iki davacıya toplam 19.440 TL maddi ödence ödemesine, bu miktara 02.08.2006 tarihinden başlayarak ve faizin cinsi yönünden istemle de bağlı kalınarak 3095 Sayılı Yasanın değişik 1 ve 2/1 maddeleri hükümlerince «yasal faiz» cinsinden direnim faizi de yürütülmesine, her bir davacıya üçer bin TL manevi ödence ödemesine, fazla istemin reddine karar verilmiştir.
Somut olayda davalı kendisi adına ait tescilli alüminyum profillerin davacı tarafından taklit edildiğini iddia ederek Cumhuriyet Başsavcılığına «şikayette» bulunmuş, bu şikayeti ciddi bulan Cumhuriyet Başsavcılığı ilgili mahkemeden arama ve el «koyma» kararı talep etmiş ve mahkeme tarafından verilen karara istinaden davacının işyerinde yapılan arama sonucunda iddia konusu profillere el konulmuş, akabinde davacı hakkında iddianame hazırlanarak kamu davası açılmış ve mahkemece yapılan yargılama sırasında yapılan «bilirkişi incelemesi» sonucu davacının ürünlerinin davalının «tescilli tasarımına» benzemediği anlaşılarak davacının delil yetersizliğinden beraatine karar verilmiştir.
Şikâyet hakkı, diğer bir deyimle «hak arama özgürlüğü»; Anayasa'nın "Hakların Korunması İle İlgili Hükümler" başlığı altında ve 36. maddesinde "Herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve «savunma hakkına» sahip olduğu" şekli ile yer almıştır.
İşte bu noktada, «hak arama özgürlüğü» ile «kişilik hakları» karşı karşıya gelmiş olabilir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/10958 E. 2016/6201 K.
Ortak:şikayet
İncelediğiniz karardaMahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davalı gerçek kişinin, 03/10/2011 tarihli «şikayet» dilekçesi ile davacı hakkında suç duyurusunda bulunduğu, davalıların şikayet haklarını kullandıkları, ancak dilekçe içeriğinde davacının yurda kaça eşya sokmuş gibi açıklamalara yer verildiği, aksi kabul edilse bile, özellikle tanık beyanları ve CD içeriği değerlendirildiğinde henüz davacı ile ilgili kesinleşmiş hukuki bir tespit olmadığı halde, davalıların ihalelerde ve askeri alanda davacı ve faaliyetleri ile ilgili olarak gereksiz şekilde davacıyı «kötüledikleri», «haksız rekabette» bulundukları, davalı gerçek kişinin haksız rekabet fiilini bizzat ve vekili olarak diğer davalı adına ika ettiği, davacının manevi zararına neden oldukları, ekonomik itibarını zedeledikleri, manevi tazminat koşullarının oluştuğu, bu zarardan birlikte sorumlu oldukları gerekçesiyle somut olayın özelliği, oluş şekli, olayın meydana geldiği tarih ve devamlılığı, paranın alım gücü, eylemin askeri malzemeler konusunda ve sınırlı bir alanda işlenişi dikkate alınarak davanın kısmen kabulüne, 10.000,00TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek «avans faizi» ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmiştir.
Mahkemece, yukarıda açıklandığı üzere davalılarca «şikayet» «hakkının kötüye kullanıldığı» aksi kabul edilse bile davalı tarafın askeri ihalede davacı tarafı kötüler mahiyette beyanda bulunduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Somut olayda davalı gerçek kişinin diğer davalının vekili olarak davacı şirkete yönelik markaya tecavüz ve usulsüz mal ithalatından dolayı «şikayette» bulunduğu, davacı işyerinde arama yapıldığı, davacı hakkında davalı şirket markasına tecavüz ettiğinden bahisle kamu davası açıldığı, ceza davasında müsnet suçtan beraat kararı verildiği ve henüz kesinleşmediği anlaşılmaktadır.
Benzer bu kararda… davacının 1999-2000 yıllarında gerçekleşen hisse devir işlemlerinin 2004 yılında öğrenerek Şubat ayında davaya konu işlemler nedeniyle davalılardan ...'in kendisini «dolandırdığından» bahisle «şikayet» dilekçesi verdiği, dolayısıyla aleyhine yapılan «hileyi» 2004 yılında öğrenmiş olduğu, dava tarihi itibariyle 1 yıllık «hak düşürücü süreyi» geçirdiği, devir işlemlerine «icazet» vermiş sayıldığı, hak düşürücü süre olması nedeniyle mahkemece resen gözetildiği gerekçesiyle hak düşürücü süre geçtiğinden davanın reddine karar verilmiştir.
Ancak, davacının 2004 yılında ... hakkındaki «şikayetine» ilişkin soruşturma dosyası getirtilmemiş, sadece bu dosyayı «zamanaşımına» uğrattığı iddiası ile yargılanan savcılık «görevlisi» ile ilgili dosya celbedilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:yeniden tescil · icazet · pay devri · hile · hisse devir sözleşmesi · denetime elverişlilik · dolandırıcılık · hak düşürücü süre
Benzer bu kararda… davacının 1999-2000 yıllarında gerçekleşen hisse devir işlemlerinin 2004 yılında öğrenerek Şubat ayında davaya konu işlemler nedeniyle davalılardan ...'in kendisini «dolandırdığından» bahisle «şikayet» dilekçesi verdiği, dolayısıyla aleyhine yapılan «hileyi» 2004 yılında öğrenmiş olduğu, dava tarihi itibariyle 1 yıllık «hak düşürücü süreyi» geçirdiği, devir işlemlerine «icazet» vermiş sayıldığı, hak düşürücü süre olması nedeniyle mahkemece resen gözetildiği gerekçesiyle hak düşürücü süre geçtiğinden davanın reddine karar verilmiştir.
Bu durumda anılan soruşturma dosyasının içeriğinin değerlendirilmesi, bu şikâyet esnasında davacının adına «pay devri» yapıldığını öğrenip öğrenmediğinin tespiti gerekirken «denetime elverişli» olmayan bilirkişi raporundaki tespitlere bağlı olarak salt 2004 yılında davalı ... hakkında bir şikâyet yapıldığından bahisle hisse devirlerinin 2004 yılında öğrenildiğinin kabulü doğru olmadığı gibi, anılan şikâyetin sadece ...
Dava, davacıya yapılan şirket hisse devirlerinin iptali ile devreden kişiler adına «yeniden tescili» istemine ilişkindir.
Davacı, dava dilekçesinde hisse devirlerinden sonradan haberdar olduğunu, yapılan hiç bir devir işleminde kendisinin bulunmadığını, imzaların kendisine ait olmadığını, bu devirlerin ya «hile» ile alınan vekaletname ile ya da sahte olarak düzenlendiğini ileri sürmüştür.
2 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/9353 E. 2012/1365 K.
Ortak:hakkın kötüye kullanılması · şikayet
İncelediğiniz karardaMahkemece, yukarıda açıklandığı üzere davalılarca «şikayet» «hakkının kötüye kullanıldığı» aksi kabul edilse bile davalı tarafın askeri ihalede davacı tarafı kötüler mahiyette beyanda bulunduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Mahkemece, her ne kadar «şikayet» «hakkının kötüye kullanıldığı» kabul edilmişse de, davalının hiçbir delil ve emareye dayanmadan, sırf tahmin üzerine davacı hakkında suçlamada bulunduğuna dair dosyaya yansıyan bilgi ve belge bulunmamakta olup, şikâyet hakkını kötüye kullandığı sonucuna varılamaz.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davalı gerçek kişinin, 03/10/2011 tarihli «şikayet» dilekçesi ile davacı hakkında suç duyurusunda bulunduğu, davalıların şikayet haklarını kullandıkları, ancak dilekçe içeriğinde davacının yurda kaça eşya sokmuş gibi açıklamalara yer verildiği, aksi kabul edilse bile, özellikle tanık beyanları ve CD içeriği değerlendirildiğinde henüz davacı ile ilgili kesinleşmiş hukuki bir tespit olmadığı halde, davalıların ihalelerde ve askeri alanda davacı ve faaliyetleri ile ilgili olarak gereksiz şekilde davacıyı «kötüledikleri», «haksız rekabette» bulundukları, davalı gerçek kişinin haksız rekabet fiilini bizzat ve vekili olarak diğer davalı adına ika ettiği, davacının manevi zararına neden oldukları, ekonomik itibarını zedeledikleri, manevi tazminat koşullarının oluştuğu, bu zarardan birlikte sorumlu oldukları gerekçesiyle somut olayın özelliği, oluş şekli, olayın meydana geldiği tarih ve devamlılığı, paranın alım gücü, eylemin askeri malzemeler konusunda ve sınırlı bir alanda işlenişi dikkate alınarak davanın kısmen kabulüne, 10.000,00TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek «avans faizi» ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmiştir.
Benzer bu karardaSomut olayda davalı yetkililerinin 556 Sayılı KHK’ye dayalı yaptığı «şikayetin» ciddi görülerek davacı tarafından piyasaya sunulan bıçakların Cumhuriyet Savcılığı tarafından toplatıldığı iddiaları yerinde görülerek davacı hakkında kamu davası açıldığı, hak arama sınırları içinde bu hakkın kullanıldığı, tazminat isteme koşullarının olmadığı, davacı hakkında açılan ceza davasının beraat ile sonuçlanması halinin, başlı başına davalının Anayasa ile güvence altına alınan şikâyet «hakkını kötüye kullandığı» anlamına gelmeyeceği dikkate alınıp, davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacının ceza mahkemesinde uzun süre yargılandığı, «bilirkişi incelemesinde» de davacının ürettiği bıçakların tasarımının davalıya ait bıçaklarla aynı olmadığının belirlendiği, bu nedenle davalının «şikayetinde» haksız olduğu, davacının güven ve itibarının da zedelendiği, davacının emanette bulunan bıçaklarının üretimini de durdurduğu ve bu nedenle maddi zararının 1.813 TL olduğu gerekçesiyle davacının manevi tazminat ve «kar mahrumiyeti» istemlerinin kısmen kabulü ile 5.000 TL manevi tazminat ve 1.813 TL kar mahrumiyeti tazminatının 22.04.2005 tarihinden itibaren işleyecek «yasal faizi» ile birlikte davalıdan tahsiline, «maddi tazminat» isteminin ise reddine karar verilmiştir.
… kilinin maddi ve manevi zarara uğradığını ileri sürerek işbu davayı açmış, mahkemece yapılan yargılama sonunda, davacının güven ve itibarının zedelendiği, davalının «şikayetinde» haksız olduğu gerekçesiyle davacı lehine kâr «mahrumiyeti» ve manevi tazminata hükmedilmiştir. .../...
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kar mahrumiyeti · adil yargılanma hakkı · kişilik hakları · kâr mahrumiyeti · kâr kaybı · taraf ehliyeti · bilirkişi incelemesi · maddi tazminat
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacının ceza mahkemesinde uzun süre yargılandığı, «bilirkişi incelemesinde» de davacının ürettiği bıçakların tasarımının davalıya ait bıçaklarla aynı olmadığının belirlendiği, bu nedenle davalının «şikayetinde» haksız olduğu, davacının güven ve itibarının da zedelendiği, davacının emanette bulunan bıçaklarının üretimini de durdurduğu ve bu nedenle maddi zararının 1.813 TL olduğu gerekçesiyle davacının manevi tazminat ve «kar mahrumiyeti» istemlerinin kısmen kabulü ile 5.000 TL manevi tazminat ve 1.813 TL kar mahrumiyeti tazminatının 22.04.2005 tarihinden itibaren işleyecek «yasal faizi» ile birlikte davalıdan tahsiline, «maddi tazminat» isteminin ise reddine karar verilmiştir.
Şti. nezdinde önceye dayalı ortaklıklarının olduğu ve davalının söz konusu bıçakların adı geçen şirket tarafından üretildiği yönünde şikâyette bulunduğu göz önüne alındığında, bıçakların üretim ve satışının yapılamaması olgusuna dayalı olarak talep edilen kâr «kaybı» yönünden gerçek kişi davacının aktif dava «ehliyetinin» bulunup bulunmadığının karar yerinde tartışılmaması dahi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle de bozulması gerekmiştir.
… kilinin maddi ve manevi zarara uğradığını ileri sürerek işbu davayı açmış, mahkemece yapılan yargılama sonunda, davacının güven ve itibarının zedelendiği, davalının «şikayetinde» haksız olduğu gerekçesiyle davacı lehine kâr «mahrumiyeti» ve manevi tazminata hükmedilmiştir. .../...
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 36. maddesi, herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile «adil yargılanma hakkına» sahip olduğu hükmünü içermektedir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/4704 E. 2015/11720 K.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:ortalama tüketici · iltibas
Benzer bu kararda… . ile başlayan seri markalarının bulunduğu, Asker ibaresinin ''asker için, askere dair'' şekilde algılanacağı ve markada markasal algılama yaratmayacağı, bu nedenle «ortalama tüketici» kitlesi tarafından karışıklık yaşanmasına sebep olacağı, taraf markaların arasında 8/1-b anlamında benzerlik ve «iltibas» tehlikesi olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
… retilmiş kelime markalarına dayalı olarak başvuruya itiraz edilmiş ise de, Dairemiz yerleşik kararlarında ifade edildiği üzere, markayı oluşturan işaretler arasında «iltibas» tehlikesine yol açan bir benzerliğin bulunup bulunmadığı hususu değerlendirilirken işaretlerin asıl unsurlarıyla birlikte, bu işaretlerin üzerinde kullanılacağı mal veya hizmetlerin «ortalama tüketicileri» nezdinde bıraktıkları genel izlenimin de dikkate alınması gerekir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2015/11710 E. , 2016/9667 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada ....
5. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 07/05/2015 tarih ve 2012/223-2015/369 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalılar vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin askeri malzemeler alanında faaliyet gösteren bir firma olduğunu, askeri ihalelere katıldığını, davalı gerçek kişinin diğer davalının vekili ve aynı zamanda distribütörü bulunan dava dışı şirketin yetkilisi ve ortağı olduğunu, tarafların askeri ihalelerde sık sık karşılaştıklarını ve birbirlerini tanıdıklarını, müvekkilinin ...' den geriye gün sayabilen ve üzerinde 'asker saati' ibaresi bulunan saatleri ithal ederek 2011 yılı Ağustos ayında ...’de teslim aldığını, davalı gerçek kişinin diğer davalının vekili olarak rekabeti önlemek için saatin kaçak olduğundan bahisle müvekkili hakkında suç duyurusunda bulunduğunu, ayrıca markasına tecavüz ile haksız rekabet suçunu işlediğinden bahisle de şikayet ettiğini, davalı gerçek kişinin askeri kurumlara müvekkilini ve ithal ettiği saatleri kötülediğini, diğer davalı ile birlikte hareket ettiklerini, haksız rekabette bulunduklarını ileri sürerek, 100.000,00 TL manevi tazminatın tahsili ile hükmün ilanına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili, müvekkillerinden ...'ın diğer müvekkilinin vekili ve bu davalının Türkiye distiribütörü şirketinin temsilcisi ve ortağı olarak hareket ettiğini, kendisine gerçek kişi olarak husumet düşmediğini, müvekkili şirketin geriye doğru gün sayan özellikte saatler sattığını, önce ....), sonra Teshkere ( teskere) adı altında piyasaya sürdüğünü, bu saatlerin piyasada çok taklit edildiğini, Teshkere ibaresi için 07/05/2008, ... ibaresi için de 07/03/2011 de marka tescil belgesi alındığını, davacının markaya tecavüzü dolayısıyla hakkında ....'ye dava açıldığını, mallarını usulsüz şekilde Türkiye'ye getirdiğinden bahisle yine hakkında kamu davası açıldığını, iş yerinde aramalar yapıldığını, şikayetlerinin ciddi bulunduğunu, kötüleme amaçlarının olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davalı gerçek kişinin, 03/10/2011 tarihli şikayet dilekçesi ile davacı hakkında suç duyurusunda bulunduğu, davalıların şikayet haklarını kullandıkları, ancak dilekçe içeriğinde davacının yurda kaça eşya sokmuş gibi açıklamalara yer verildiği, aksi kabul edilse bile, özellikle tanık beyanları ve CD içeriği değerlendirildiğinde henüz davacı ile ilgili kesinleşmiş hukuki bir tespit olmadığı halde, davalıların ihalelerde ve askeri alanda davacı ve faaliyetleri ile ilgili olarak gereksiz şekilde davacıyı kötüledikleri, haksız rekabette bulundukları, davalı gerçek kişinin haksız rekabet fiilini bizzat ve vekili olarak diğer davalı adına ika ettiği, davacının manevi zararına neden oldukları, ekonomik itibarını zedeledikleri, manevi tazminat koşullarının oluştuğu, bu zarardan birlikte sorumlu oldukları gerekçesiyle somut olayın özelliği, oluş şekli, olayın meydana geldiği tarih ve devamlılığı, paranın alım gücü, eylemin askeri malzemeler konusunda ve sınırlı bir alanda işlenişi dikkate alınarak davanın kısmen kabulüne, 10.000,00TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davalılar vekili temyiz etmiştir.
Dava, haksız rekabetten kaynaklı manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, yukarıda açıklandığı üzere davalılarca şikayet hakkının kötüye kullanıldığı aksi kabul edilse bile davalı tarafın askeri ihalede davacı tarafı kötüler mahiyette beyanda bulunduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Somut olayda davalı gerçek kişinin diğer davalının vekili olarak davacı şirkete yönelik markaya tecavüz ve usulsüz mal ithalatından dolayı şikayette bulunduğu, davacı işyerinde arama yapıldığı, davacı hakkında davalı şirket markasına tecavüz ettiğinden bahisle kamu davası açıldığı, ceza davasında müsnet suçtan beraat kararı verildiği ve henüz kesinleşmediği anlaşılmaktadır. Mahkemece, her ne kadar şikayet hakkının kötüye kullanıldığı kabul edilmişse de, davalının hiçbir delil ve emareye dayanmadan, sırf tahmin üzerine davacı hakkında suçlamada bulunduğuna dair dosyaya yansıyan bilgi ve belge bulunmamakta olup, şikâyet hakkını kötüye kullandığı sonucuna varılamaz.
Ceza dosyasında bulunan delil ve emarelerin davacının cezai sorumluluğu için yeterli sayılmaması davalının şikâyetinin haksız olduğu sonucunu yaratmaz. Şikâyetin olayın oluş şekline uygun düşmeyen, hak arama sınırlarını aşan veya haksız rekabet oluşturacak şekilde davacıya yönelik isnatta bulunulduğuna dair dosyaya yansıyan bir delil bulunmamaktadır. Kaldı ki, ceza davasından verilen beraat kararı henüz kesinleşmemiştir. Mahkemece, davalı tarafça davacının kötülendiğine dair dayanak askeri ihalenin cd çözümlemesinin incelenmesinde de, davalı temsilcisinin yasal sürece dair bilgi verdiği bunun dışında davacıyı kötüler şekilde beyanda bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda, davalının şikâyet hakkını yasal sınırlar içinde kalarak kullandığı anlaşıldığından davanın reddine karar vermek gerekirken, mahkemece bu yönler üzerinde durulmadan yazılı şekilde davalıların tazminatla sorumlu tutulmuş olması doğru bulunmamış kararın davalılar yararına bozulması gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarıda açıklanan nedenlerle davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün anılan taraf yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 19.12.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/330981900 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz