Yediemin ücreti
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2011/7229 E. 2012/14993 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
yediemin ücreti↗ hak arama özgürlüğü↗ yediemin↗ kötüleme↗ el koyma↗ kişilik hakları↗ savunma hakkı↗ tescilsiz tasarım↗ hakkın kötüye kullanılması↗ şikayet↗ bilirkişi incelemesi↗ haksız fiil↗ taşıyan↗ yetkisizlik kararı↗ maddi tazminat↗ yasal faiz↗ haksız rekabet↗ iltibas↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, iddia, savunma ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davalının, davacılar tarafından üretilen ürünlerle kendi tescilli tasarımları arasında herhangi bir benzerliğin bulunup bulunmadığını, iltibasa yol açabilecek bir benzerlikten söz edilip edilemeyeceğini titizlikle araştırıp tespit ettirmeden davacılar hakkında hiçbir emareye dayanmadan şikayette bulunmasının hak arama hürriyetini kötüye kullanma ve dolayısıyla haksız fiil teşkil edeceği, davacıların uğradıklarını iddia ettikleri zarar kalemleri için 9.440 TL'lık yedieminlik ücreti dışında somut bir delil sunamadıkları, davalının haksız şikayetinin davacıların ürettiği ürünlerin kendisine ait tescilli ürünü ile iltibas yarattığı izlenimini vermesi nedeni ile davacıların ürettiği ürünü yanıltıcı şekilde kötülemek sonucunu doğurduğu gibi, davacıların taklit ürün kullanarak ahlak dışı faaliyette bulundukları şeklinde resmi makamlara yanlış malumat vermenin TTK'nun 56, 57/1 ve 2 bentleri uyarınca haksız rekabet de teşkil ettiği, davalının haksız fiil ve haksız rekabeti nedeniyle davacılar uğradıkları maddi zararı ispatlayamamış iseler de BK'nun 42. maddesi uyarınca takdiren 10.000 TL manevi tazminata hükmedilebileceği, böylece ödenen yedieminlik ücreti ile birlikte davacılar yararına toplam 19.440 TL maddi tazminata yarı yarıya hükmedilmesi gerektiği, TTK'nun 58. maddesi uyarınca BK'nun 49. maddesindeki şartlar gerçekleştiğinden davacıların manevi tazminat da isteyebilecekleri, gerekçesi ile her bir davacı için dokuz bin yedi yüz yirmi'şer Liradan iki davacıya toplam 19.440 TL maddi ödence ödemesine, bu miktara 02.08.2006 tarihinden başlayarak ve faizin cinsi yönünden istemle de bağlı kalınarak 3095 Sayılı Yasanın değişik 1 ve 2/1 maddeleri hükümlerince yasal faiz cinsinden direnim faizi de yürütülmesine, her bir davacıya üçer bin TL manevi ödence ödemesine, fazla istemin reddine karar verilmiştir.
Kararı davalı vekili temyiz etmiştir.
Şikâyet hakkı, diğer bir deyimle hak arama özgürlüğü; Anayasa'nın "Hakların Korunması İle İlgili Hükümler" başlığı altında ve 36. maddesinde "Herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma hakkına sahip olduğu" şekli ile yer almıştır. Bu düzenleniş biçimi itibariyle kişinin hak arama özgürlüğünün güvence altına alındığı görülmektedir. İşte bundan dolayıdır ki kişi, gerek yargı mercileri önünde ve gerekse yetkili kurum ve kuruluşlara başvurmak suretiyle kendisine zarar veren kişilere karşı, haklarının korunmasını, bunun sonucu olarak da zarar veren hakkında yasal işlem yapılmasını ve bu bağlamda cezalandırılmasını isteme hak ve yetkisine sahiptir.
Anayasa'nın güvence altına aldığı hak arama özgürlüğünün yanında, yine Anayasa'nın "Temel Haklar ve Hürriyetlerin Niteliği" başlığını taşıyan 12. maddesinde de, "Herkesin kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve özgürlüklere sahip olduğu" belirtildikten başka, 17. maddesinde de, "Herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip bulunduğu" da düzenleme altına alınmış bulunmaktadır. Türk Medeni Kanunu'nun 24. maddesinde, kişilik haklarına yapılan saldırının unsurları belirtilmiş ve hukuka aykırılığı açıklanmıştır. 25. maddesinde ise, kişilik haklarına karşı yapılan saldırının dava yolu ile korunacağı açıklanmış, BK'nun 49. maddesinde ise saldırının yaptırımı düzenlemiştir.
Görüldüğü üzere, Anayasa'da ve yasalarda kişinin hak arama özgürlüğü ile kişilik değerleri güvence altına alınmıştır. İşte bu noktada, hak arama özgürlüğü ile kişilik hakları karşı karşıya gelmiş olabilir. Sorun bu değerlerden hangisine üstünlük tanınacağı noktasında toplanmaktadır. Bir taraftan kişinin hak arama özgürlüğü güvence altına alınmışken, diğer taraftan kişilik hakları da anayasal ve yasal güvence altına alınmıştır. Buna karşın kişi, hakkını ararken, karşı yanın kişilik değerlerine saldırıda bulunabilir, onu hukuka aykırı bir eylemle suçlayabilir.
Hukukun, karşı karşıya gelen bu iki değeri aynı konuda ve zamanda koruma altına aldığı düşünülemez. Aksi halde, hukukun kendisi kendi kuralları ile çatışmış olur. Aslında konu biraz yakından incelendiğinde her iki değerin aynı anda birbirine karşı korunmadığı, çatışma durumunda somut olaydaki özelliğe göre birinin diğerine üstün tutulduğu görülecektir. Bu durumda, hak arama özgürlüğünün, tüm özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız olmadığı, diğer bir anlatımla kişinin, istediği biçim ve koşulda ve salt başkasını zararlandırmak için bu hakkı kullanamayacağı, aksi halde bu hakkı kötüye kullanmış sayılacağı kabul edilerek, kişi anayasa ve yasaların öngördüğü güvenceden yararlanamayacaktır.
Bir hakkın hukuken korunabilmesi ve yerinde kullanıldığının kabul edilebilmesi için, şikâyet edilenin cezalandırılmasını veya sorumlu tutulmasını gerektirecek yeterli kanıtların olması zorunlu değildir. Şikâyeti haklı gösterecek bazı emare ve olguların zayıf ve dolaylı da olsa varlığı yeterlidir. Bu olgu veya emareye dayanılarak, başkalarının da böyle bir olay karşısında, davalı gibi hareket etmesinin uygun görüleceği, diğer bir anlatımla orta düzeydeki kişinin de somut olaydaki gibi davranacağı ve bu çerçevenin içinde kalan şikâyet hakkının yerinde kullanıldığı kabul edilmelidir. Aksi halde şikâyetin hak arama özgürlüğü sınırları aşılarak kullanıldığı ve şikâyet edilenin kişilik değerlerine saldırı oluşturduğu sonucuna varılmalıdır.
Somut olayda davalı kendisi adına ait tescilli alüminyum profillerin davacı tarafından taklit edildiğini iddia ederek Cumhuriyet Başsavcılığına şikayette bulunmuş, bu şikayeti ciddi bulan Cumhuriyet Başsavcılığı ilgili mahkemeden arama ve el koyma kararı talep etmiş ve mahkeme tarafından verilen karara istinaden davacının işyerinde yapılan arama sonucunda iddia konusu profillere el konulmuş, akabinde davacı hakkında iddianame hazırlanarak kamu davası açılmış ve mahkemece yapılan yargılama sırasında yapılan bilirkişi incelemesi sonucu davacının ürünlerinin davalının tescilli tasarımına benzemediği anlaşılarak davacının delil yetersizliğinden beraatine karar verilmiştir.
Yukarıdaki ilkeler gözetildiğinde davalının hiçbir delil ve emareye dayanmadan, sırf tahmin üzerine davacı hakkında suçlamada bulunduğu, dolayısıyla şikâyet hakkını kötüye kullandığı sonucuna varılmamalıdır. Dosyada bulunan delil ve emarelerin davacının cezai sorumluluğu için yeterli sayılmaması davalının şikâyetinin haksız olduğu sonucunu yaratmaz. Şikâyet dilekçesinde olayın oluş şekline uygun düşmeyen, hak arama sınırlarını aşan veya davacıların kişiliğine yönelen aşağılayıcı bir ifade yoktur. Bu nedenlerle davalının şikâyet hakkını yasal sınırlar içinde kalarak kullandığı anlaşıldığından davanın reddine karar vermek gerekirken, mahkemece bu yönler üzerinde durulmadan yazılı şekilde davalının tazminatla sorumlu tutulmuş olması doğru değildir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/1268 E. 2010/2350 K.
Ortak:hak arama özgürlüğü · kişilik hakları · savunma hakkı · hakkın kötüye kullanılması · şikayet · taşıyan · yetkisizlik kararı · maddi tazminat
İncelediğiniz karardaMahkemece, iddia, savunma ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davalının, davacılar tarafından üretilen ürünlerle kendi «tescilli tasarımları» arasında herhangi bir benzerliğin bulunup bulunmadığını, «iltibasa» yol açabilecek bir benzerlikten söz edilip edilemeyeceğini titizlikle araştırıp tespit ettirmeden davacılar hakkında hiçbir emareye dayanmadan «şikayette» bulunmasının hak arama hürriyetini kötüye kullanma ve dolayısıyla «haksız fiil» teşkil edeceği, davacıların uğradıklarını iddia ettikleri zarar kalemleri için 9.440 TL'lık «yedieminlik ücreti» dışında somut bir delil sunamadıkları, davalının haksız şikayetinin davacıların ürettiği ürünlerin kendisine ait tescilli ürünü ile iltibas yarattığı izlenimini vermesi nedeni ile davacıların ürettiği ürünü yanıltıcı şekilde «kötülemek» sonucunu doğurduğu gibi, davacıların taklit ürün kullanarak ahlak dışı faaliyette bulundukları şeklinde resmi makamlara yanlış malumat vermenin TTK'nun 56, 57/1 ve 2 bentleri uyarınca «haksız rekabet» de teşkil ettiği, davalının haksız fiil ve haksız rekabeti nedeniyle davacılar uğradıkları maddi zararı ispatlayamamış iseler de BK'nun 42. maddesi uyarınca takdiren 10.000 TL manevi tazminata hükmedilebileceği, böylece ödenen yedieminlik ücreti ile birlikte davacılar yararına toplam 19.440 TL «maddi tazminata» yarı yarıya hükmedilmesi gerektiği, TTK'nun 58. maddesi uyarınca BK'nun 49. maddesindeki şartlar gerçekleştiğinden davacıların manevi tazminat da isteyebilecekleri, gerekçesi ile her bir davacı için dokuz bin yedi yüz yirmi'şer Liradan iki davacıya toplam 19.440 TL maddi ödence ödemesine, bu miktara 02.08.2006 tarihinden başlayarak ve faizin cinsi yönünden istemle de bağlı kalınarak 3095 Sayılı Yasanın değişik 1 ve 2/1 maddeleri hükümlerince «yasal faiz» cinsinden direnim faizi de yürütülmesine, her bir davacıya üçer bin TL manevi ödence ödemesine, fazla istemin reddine karar verilmiştir.
Şikâyet hakkı, diğer bir deyimle «hak arama özgürlüğü»; Anayasa'nın "Hakların Korunması İle İlgili Hükümler" başlığı altında ve 36. maddesinde "Herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve «savunma hakkına» sahip olduğu" şekli ile yer almıştır.
Anayasa'nın güvence altına aldığı «hak arama özgürlüğünün» yanında, yine Anayasa'nın "Temel Haklar ve Hürriyetlerin Niteliği" başlığını «taşıyan» 12. maddesinde de, "Herkesin kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve özgürlüklere sahip olduğu" belirtildikten başka, 17. maddesinde de, "Herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip bulunduğu" da düzenleme altına alınmış bulunmaktadır.
Benzer bu karardaŞikâyet hakkı, diğer bir deyimle «hak arama özgürlüğü»; Anayasa'nın Hakların Korunması ile ilgili Hükümler başlığı altında ve 36. maddesinde; herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve «savunma hakkına» sahip olduğu şekli ile yer almıştır.
Anayasanın güvence altına aldığı «hak arama özgürlüğünün» yanında, yine Anayasanın Temel Haklar ve Hürriyetlerin niteliği başlığını «taşıyan» 12. maddesinde de, herkesin kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve özgürlüklere sahip olduğu belirtildikten başka, 17. maddesinde de, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip bulunduğu da düzenleme altına alınmış bulunmaktadır.
İşte bu noktada, «hak arama özgürlüğü» ile «kişilik hakları» karşı karşıya gelmiş olabilir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:bloke · dolandırıcılık · uyuşmazlık konusu · temerrüt faizi · temerrüt
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalı banka tarafından davacının hesabındaki paraya «bloke» konulması nedeniyle davacının kullandığı kredilerden dolayı 9.649,63 YTL faiz zararı olduğu, ayrıca haksız «şikayet» nedeniyle davacının manevi olarak zarar gördüğü gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne, 9.643,63 YTL maddi ve 2.000 YTL manevi tazminatın «temerrüt faizi» ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Somut olayda, davacının ortağı olduğu şirkete ait işyerinde bulunan pos cihazında sahte kredi kartı kullanılarak «dolandırıcılık» yapıldığı iddiası ile davacı ve dava dışı Yalçın isimli kişi hakkında suç duyurusunda bulunulmuş, iddia üzerine cumhuriyet savcılığı kamu davası açarak yargılama sonucunda sliplerdeki imzanın davacıya ait olmadığı gerekçesiyle davacı hakkında beraat kararı verilmiştir.
Zira pos cihazından sahte yabancı kredi kartı ile işlem yapıldığı ve bu nedenle davalı bankanın zarara uğratıldığı taraflar arasında «uyuşmazlık konusu» değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/9353 E. 2012/1365 K.
Ortak:hak arama özgürlüğü · kişilik hakları · hakkın kötüye kullanılması · şikayet · bilirkişi incelemesi · maddi tazminat · yasal faiz
İncelediğiniz karardaMahkemece, iddia, savunma ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davalının, davacılar tarafından üretilen ürünlerle kendi «tescilli tasarımları» arasında herhangi bir benzerliğin bulunup bulunmadığını, «iltibasa» yol açabilecek bir benzerlikten söz edilip edilemeyeceğini titizlikle araştırıp tespit ettirmeden davacılar hakkında hiçbir emareye dayanmadan «şikayette» bulunmasının hak arama hürriyetini kötüye kullanma ve dolayısıyla «haksız fiil» teşkil edeceği, davacıların uğradıklarını iddia ettikleri zarar kalemleri için 9.440 TL'lık «yedieminlik ücreti» dışında somut bir delil sunamadıkları, davalının haksız şikayetinin davacıların ürettiği ürünlerin kendisine ait tescilli ürünü ile iltibas yarattığı izlenimini vermesi nedeni ile davacıların ürettiği ürünü yanıltıcı şekilde «kötülemek» sonucunu doğurduğu gibi, davacıların taklit ürün kullanarak ahlak dışı faaliyette bulundukları şeklinde resmi makamlara yanlış malumat vermenin TTK'nun 56, 57/1 ve 2 bentleri uyarınca «haksız rekabet» de teşkil ettiği, davalının haksız fiil ve haksız rekabeti nedeniyle davacılar uğradıkları maddi zararı ispatlayamamış iseler de BK'nun 42. maddesi uyarınca takdiren 10.000 TL manevi tazminata hükmedilebileceği, böylece ödenen yedieminlik ücreti ile birlikte davacılar yararına toplam 19.440 TL «maddi tazminata» yarı yarıya hükmedilmesi gerektiği, TTK'nun 58. maddesi uyarınca BK'nun 49. maddesindeki şartlar gerçekleştiğinden davacıların manevi tazminat da isteyebilecekleri, gerekçesi ile her bir davacı için dokuz bin yedi yüz yirmi'şer Liradan iki davacıya toplam 19.440 TL maddi ödence ödemesine, bu miktara 02.08.2006 tarihinden başlayarak ve faizin cinsi yönünden istemle de bağlı kalınarak 3095 Sayılı Yasanın değişik 1 ve 2/1 maddeleri hükümlerince «yasal faiz» cinsinden direnim faizi de yürütülmesine, her bir davacıya üçer bin TL manevi ödence ödemesine, fazla istemin reddine karar verilmiştir.
İşte bu noktada, «hak arama özgürlüğü» ile «kişilik hakları» karşı karşıya gelmiş olabilir.
Bir taraftan kişinin «hak arama özgürlüğü» güvence altına alınmışken, diğer taraftan «kişilik hakları» da anayasal ve yasal güvence altına alınmıştır.
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacının ceza mahkemesinde uzun süre yargılandığı, «bilirkişi incelemesinde» de davacının ürettiği bıçakların tasarımının davalıya ait bıçaklarla aynı olmadığının belirlendiği, bu nedenle davalının «şikayetinde» haksız olduğu, davacının güven ve itibarının da zedelendiği, davacının emanette bulunan bıçaklarının üretimini de durdurduğu ve bu nedenle maddi zararının 1.813 TL olduğu gerekçesiyle davacının manevi tazminat ve «kar mahrumiyeti» istemlerinin kısmen kabulü ile 5.000 TL manevi tazminat ve 1.813 TL kar mahrumiyeti tazminatının 22.04.2005 tarihinden itibaren işleyecek «yasal faizi» ile birlikte davalıdan tahsiline, «maddi tazminat» isteminin ise reddine karar verilmiştir.
Hak arama veya «şikayet» hakkı ile diğer hakların özellikle «kişilik haklarının» karşı karşıya geldiği durumlarda hukuk düzeninin bu iki hakkı aynı anda koruduğu kabul edilemez.
Somut olayda davalı yetkililerinin 556 Sayılı KHK’ye dayalı yaptığı «şikayetin» ciddi görülerek davacı tarafından piyasaya sunulan bıçakların Cumhuriyet Savcılığı tarafından toplatıldığı iddiaları yerinde görülerek davacı hakkında kamu davası açıldığı, hak arama sınırları içinde bu hakkın kullanıldığı, tazminat isteme koşullarının olmadığı, davacı hakkında açılan ceza davasının beraat ile sonuçlanması halinin, başlı başına davalının Anayasa ile güvence altına alınan şikâyet «hakkını kötüye kullandığı» anlamına gelmeyeceği dikkate alınıp, davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kar mahrumiyeti · adil yargılanma hakkı · kâr mahrumiyeti · kâr kaybı · taraf ehliyeti · teminat
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacının ceza mahkemesinde uzun süre yargılandığı, «bilirkişi incelemesinde» de davacının ürettiği bıçakların tasarımının davalıya ait bıçaklarla aynı olmadığının belirlendiği, bu nedenle davalının «şikayetinde» haksız olduğu, davacının güven ve itibarının da zedelendiği, davacının emanette bulunan bıçaklarının üretimini de durdurduğu ve bu nedenle maddi zararının 1.813 TL olduğu gerekçesiyle davacının manevi tazminat ve «kar mahrumiyeti» istemlerinin kısmen kabulü ile 5.000 TL manevi tazminat ve 1.813 TL kar mahrumiyeti tazminatının 22.04.2005 tarihinden itibaren işleyecek «yasal faizi» ile birlikte davalıdan tahsiline, «maddi tazminat» isteminin ise reddine karar verilmiştir.
Şti. nezdinde önceye dayalı ortaklıklarının olduğu ve davalının söz konusu bıçakların adı geçen şirket tarafından üretildiği yönünde şikâyette bulunduğu göz önüne alındığında, bıçakların üretim ve satışının yapılamaması olgusuna dayalı olarak talep edilen kâr «kaybı» yönünden gerçek kişi davacının aktif dava «ehliyetinin» bulunup bulunmadığının karar yerinde tartışılmaması dahi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle de bozulması gerekmiştir.
… kilinin maddi ve manevi zarara uğradığını ileri sürerek işbu davayı açmış, mahkemece yapılan yargılama sonunda, davacının güven ve itibarının zedelendiği, davalının «şikayetinde» haksız olduğu gerekçesiyle davacı lehine kâr «mahrumiyeti» ve manevi tazminata hükmedilmiştir. .../...
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 36. maddesi, herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile «adil yargılanma hakkına» sahip olduğu hükmünü içermektedir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/11710 E. 2016/9667 K.
Ortak:kötüleme · hakkın kötüye kullanılması · şikayet · haksız rekabet
İncelediğiniz karardaMahkemece, iddia, savunma ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davalının, davacılar tarafından üretilen ürünlerle kendi «tescilli tasarımları» arasında herhangi bir benzerliğin bulunup bulunmadığını, «iltibasa» yol açabilecek bir benzerlikten söz edilip edilemeyeceğini titizlikle araştırıp tespit ettirmeden davacılar hakkında hiçbir emareye dayanmadan «şikayette» bulunmasının hak arama hürriyetini kötüye kullanma ve dolayısıyla «haksız fiil» teşkil edeceği, davacıların uğradıklarını iddia ettikleri zarar kalemleri için 9.440 TL'lık «yedieminlik ücreti» dışında somut bir delil sunamadıkları, davalının haksız şikayetinin davacıların ürettiği ürünlerin kendisine ait tescilli ürünü ile iltibas yarattığı izlenimini vermesi nedeni ile davacıların ürettiği ürünü yanıltıcı şekilde «kötülemek» sonucunu doğurduğu gibi, davacıların taklit ürün kullanarak ahlak dışı faaliyette bulundukları şeklinde resmi makamlara yanlış malumat vermenin TTK'nun 56, 57/1 ve 2 bentleri uyarınca «haksız rekabet» de teşkil ettiği, davalının haksız fiil ve haksız rekabeti nedeniyle davacılar uğradıkları maddi zararı ispatlayamamış iseler de BK'nun 42. maddesi uyarınca takdiren 10.000 TL manevi tazminata hükmedilebileceği, böylece ödenen yedieminlik ücreti ile birlikte davacılar yararına toplam 19.440 TL «maddi tazminata» yarı yarıya hükmedilmesi gerektiği, TTK'nun 58. maddesi uyarınca BK'nun 49. maddesindeki şartlar gerçekleştiğinden davacıların manevi tazminat da isteyebilecekleri, gerekçesi ile her bir davacı için dokuz bin yedi yüz yirmi'şer Liradan iki davacıya toplam 19.440 TL maddi ödence ödemesine, bu miktara 02.08.2006 tarihinden başlayarak ve faizin cinsi yönünden istemle de bağlı kalınarak 3095 Sayılı Yasanın değişik 1 ve 2/1 maddeleri hükümlerince «yasal faiz» cinsinden direnim faizi de yürütülmesine, her bir davacıya üçer bin TL manevi ödence ödemesine, fazla istemin reddine karar verilmiştir.
Bu durumda, «hak arama özgürlüğünün», tüm özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız olmadığı, diğer bir anlatımla kişinin, istediği biçim ve koşulda ve salt başkasını zararlandırmak için bu hakkı kullanamayacağı, aksi halde bu «hakkı kötüye kullanmış» sayılacağı kabul edilerek, kişi anayasa ve yasaların öngördüğü güvenceden yararlanamayacaktır.
Somut olayda davalı kendisi adına ait tescilli alüminyum profillerin davacı tarafından taklit edildiğini iddia ederek Cumhuriyet Başsavcılığına «şikayette» bulunmuş, bu şikayeti ciddi bulan Cumhuriyet Başsavcılığı ilgili mahkemeden arama ve el «koyma» kararı talep etmiş ve mahkeme tarafından verilen karara istinaden davacının işyerinde yapılan arama sonucunda iddia konusu profillere el konulmuş, akabinde davacı hakkında iddianame hazırlanarak kamu davası açılmış ve mahkemece yapılan yargılama sırasında yapılan «bilirkişi incelemesi» sonucu davacının ürünlerinin davalının «tescilli tasarımına» benzemediği anlaşılarak davacının delil yetersizliğinden beraatine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davalı gerçek kişinin, 03/10/2011 tarihli «şikayet» dilekçesi ile davacı hakkında suç duyurusunda bulunduğu, davalıların şikayet haklarını kullandıkları, ancak dilekçe içeriğinde davacının yurda kaça eşya sokmuş gibi açıklamalara yer verildiği, aksi kabul edilse bile, özellikle tanık beyanları ve CD içeriği değerlendirildiğinde henüz davacı ile ilgili kesinleşmiş hukuki bir tespit olmadığı halde, davalıların ihalelerde ve askeri alanda davacı ve faaliyetleri ile ilgili olarak gereksiz şekilde davacıyı «kötüledikleri», «haksız rekabette» bulundukları, davalı gerçek kişinin haksız rekabet fiilini bizzat ve vekili olarak diğer davalı adına ika ettiği, davacının manevi zararına neden oldukları, ekonomik itibarını zedeledikleri, manevi tazminat koşullarının oluştuğu, bu zarardan birlikte sorumlu oldukları gerekçesiyle somut olayın özelliği, oluş şekli, olayın meydana geldiği tarih ve devamlılığı, paranın alım gücü, eylemin askeri malzemeler konusunda ve sınırlı bir alanda işlenişi dikkate alınarak davanın kısmen kabulüne, 10.000,00TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek «avans faizi» ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmiştir.
Mahkemece, yukarıda açıklandığı üzere davalılarca «şikayet» «hakkının kötüye kullanıldığı» aksi kabul edilse bile davalı tarafın askeri ihalede davacı tarafı kötüler mahiyette beyanda bulunduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Mahkemece, her ne kadar «şikayet» «hakkının kötüye kullanıldığı» kabul edilmişse de, davalının hiçbir delil ve emareye dayanmadan, sırf tahmin üzerine davacı hakkında suçlamada bulunduğuna dair dosyaya yansıyan bilgi ve belge bulunmamakta olup, şikâyet hakkını kötüye kullandığı sonucuna varılamaz.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:avans faizi · temsil
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davalı gerçek kişinin, 03/10/2011 tarihli «şikayet» dilekçesi ile davacı hakkında suç duyurusunda bulunduğu, davalıların şikayet haklarını kullandıkları, ancak dilekçe içeriğinde davacının yurda kaça eşya sokmuş gibi açıklamalara yer verildiği, aksi kabul edilse bile, özellikle tanık beyanları ve CD içeriği değerlendirildiğinde henüz davacı ile ilgili kesinleşmiş hukuki bir tespit olmadığı halde, davalıların ihalelerde ve askeri alanda davacı ve faaliyetleri ile ilgili olarak gereksiz şekilde davacıyı «kötüledikleri», «haksız rekabette» bulundukları, davalı gerçek kişinin haksız rekabet fiilini bizzat ve vekili olarak diğer davalı adına ika ettiği, davacının manevi zararına neden oldukları, ekonomik itibarını zedeledikleri, manevi tazminat koşullarının oluştuğu, bu zarardan birlikte sorumlu oldukları gerekçesiyle somut olayın özelliği, oluş şekli, olayın meydana geldiği tarih ve devamlılığı, paranın alım gücü, eylemin askeri malzemeler konusunda ve sınırlı bir alanda işlenişi dikkate alınarak davanın kısmen kabulüne, 10.000,00TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek «avans faizi» ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmiştir.
Mahkemece, davalı tarafça davacının «kötülendiğine» dair dayanak askeri ihalenin cd çözümlemesinin incelenmesinde de, davalı «temsilcisinin» yasal sürece dair bilgi verdiği bunun dışında davacıyı kötüler şekilde beyanda bulunmadığı anlaşılmaktadır.
1 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/10958 E. 2016/6201 K.
Ortak:şikayet
İncelediğiniz karardaMahkemece, iddia, savunma ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davalının, davacılar tarafından üretilen ürünlerle kendi «tescilli tasarımları» arasında herhangi bir benzerliğin bulunup bulunmadığını, «iltibasa» yol açabilecek bir benzerlikten söz edilip edilemeyeceğini titizlikle araştırıp tespit ettirmeden davacılar hakkında hiçbir emareye dayanmadan «şikayette» bulunmasının hak arama hürriyetini kötüye kullanma ve dolayısıyla «haksız fiil» teşkil edeceği, davacıların uğradıklarını iddia ettikleri zarar kalemleri için 9.440 TL'lık «yedieminlik ücreti» dışında somut bir delil sunamadıkları, davalının haksız şikayetinin davacıların ürettiği ürünlerin kendisine ait tescilli ürünü ile iltibas yarattığı izlenimini vermesi nedeni ile davacıların ürettiği ürünü yanıltıcı şekilde «kötülemek» sonucunu doğurduğu gibi, davacıların taklit ürün kullanarak ahlak dışı faaliyette bulundukları şeklinde resmi makamlara yanlış malumat vermenin TTK'nun 56, 57/1 ve 2 bentleri uyarınca «haksız rekabet» de teşkil ettiği, davalının haksız fiil ve haksız rekabeti nedeniyle davacılar uğradıkları maddi zararı ispatlayamamış iseler de BK'nun 42. maddesi uyarınca takdiren 10.000 TL manevi tazminata hükmedilebileceği, böylece ödenen yedieminlik ücreti ile birlikte davacılar yararına toplam 19.440 TL «maddi tazminata» yarı yarıya hükmedilmesi gerektiği, TTK'nun 58. maddesi uyarınca BK'nun 49. maddesindeki şartlar gerçekleştiğinden davacıların manevi tazminat da isteyebilecekleri, gerekçesi ile her bir davacı için dokuz bin yedi yüz yirmi'şer Liradan iki davacıya toplam 19.440 TL maddi ödence ödemesine, bu miktara 02.08.2006 tarihinden başlayarak ve faizin cinsi yönünden istemle de bağlı kalınarak 3095 Sayılı Yasanın değişik 1 ve 2/1 maddeleri hükümlerince «yasal faiz» cinsinden direnim faizi de yürütülmesine, her bir davacıya üçer bin TL manevi ödence ödemesine, fazla istemin reddine karar verilmiştir.
Somut olayda davalı kendisi adına ait tescilli alüminyum profillerin davacı tarafından taklit edildiğini iddia ederek Cumhuriyet Başsavcılığına «şikayette» bulunmuş, bu şikayeti ciddi bulan Cumhuriyet Başsavcılığı ilgili mahkemeden arama ve el «koyma» kararı talep etmiş ve mahkeme tarafından verilen karara istinaden davacının işyerinde yapılan arama sonucunda iddia konusu profillere el konulmuş, akabinde davacı hakkında iddianame hazırlanarak kamu davası açılmış ve mahkemece yapılan yargılama sırasında yapılan «bilirkişi incelemesi» sonucu davacının ürünlerinin davalının «tescilli tasarımına» benzemediği anlaşılarak davacının delil yetersizliğinden beraatine karar verilmiştir.
Benzer bu kararda… davacının 1999-2000 yıllarında gerçekleşen hisse devir işlemlerinin 2004 yılında öğrenerek Şubat ayında davaya konu işlemler nedeniyle davalılardan ...'in kendisini «dolandırdığından» bahisle «şikayet» dilekçesi verdiği, dolayısıyla aleyhine yapılan «hileyi» 2004 yılında öğrenmiş olduğu, dava tarihi itibariyle 1 yıllık «hak düşürücü süreyi» geçirdiği, devir işlemlerine «icazet» vermiş sayıldığı, hak düşürücü süre olması nedeniyle mahkemece resen gözetildiği gerekçesiyle hak düşürücü süre geçtiğinden davanın reddine karar verilmiştir.
Ancak, davacının 2004 yılında ... hakkındaki «şikayetine» ilişkin soruşturma dosyası getirtilmemiş, sadece bu dosyayı «zamanaşımına» uğrattığı iddiası ile yargılanan savcılık «görevlisi» ile ilgili dosya celbedilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:yeniden tescil · icazet · pay devri · hile · hisse devir sözleşmesi · denetime elverişlilik · dolandırıcılık · hak düşürücü süre
Benzer bu kararda… davacının 1999-2000 yıllarında gerçekleşen hisse devir işlemlerinin 2004 yılında öğrenerek Şubat ayında davaya konu işlemler nedeniyle davalılardan ...'in kendisini «dolandırdığından» bahisle «şikayet» dilekçesi verdiği, dolayısıyla aleyhine yapılan «hileyi» 2004 yılında öğrenmiş olduğu, dava tarihi itibariyle 1 yıllık «hak düşürücü süreyi» geçirdiği, devir işlemlerine «icazet» vermiş sayıldığı, hak düşürücü süre olması nedeniyle mahkemece resen gözetildiği gerekçesiyle hak düşürücü süre geçtiğinden davanın reddine karar verilmiştir.
Bu durumda anılan soruşturma dosyasının içeriğinin değerlendirilmesi, bu şikâyet esnasında davacının adına «pay devri» yapıldığını öğrenip öğrenmediğinin tespiti gerekirken «denetime elverişli» olmayan bilirkişi raporundaki tespitlere bağlı olarak salt 2004 yılında davalı ... hakkında bir şikâyet yapıldığından bahisle hisse devirlerinin 2004 yılında öğrenildiğinin kabulü doğru olmadığı gibi, anılan şikâyetin sadece ...
Dava, davacıya yapılan şirket hisse devirlerinin iptali ile devreden kişiler adına «yeniden tescili» istemine ilişkindir.
Davacı, dava dilekçesinde hisse devirlerinden sonradan haberdar olduğunu, yapılan hiç bir devir işleminde kendisinin bulunmadığını, imzaların kendisine ait olmadığını, bu devirlerin ya «hile» ile alınan vekaletname ile ya da sahte olarak düzenlendiğini ileri sürmüştür.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2011/7229 E. , 2012/14993 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasında görülen davada Kadıköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 14/12/2010 tarih ve 2008/1044-2010/997 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalının 554 sayılı KHK ve 4128 sayılı Kanun'a muhalefet suçlarından yaptığı şikayet üzerine ilgili mahkemece müvekkillerinin şirketinde arama yapılmasına ve suç delilleri bulunması halinde el konulmasına karar verildiğini, ancak şikayetin müvekkillerine ait olmayan ürünler gösterilmek suretiyle yapıldığını ve kararın da bu delillere dayanılarak verildiğini, verilen karar sonucunda yapılan arama sonucunda müvekkillerinin 680 adet 250 cm boyundaki profillerine el konulduğunu, ancak yapılan yargılama sonucunda müvekkilinin suçsuz olduğunun anlaşıldığını, davalının sırf müvekkillerine zarar vermek ve ticari itibarlarını zedelemek için bu başvuruyu yaptığını, bu durumun müvekkillerinin itibarı zedelediği gibi müşterilerine karşı da mahcup duruma düşürdüğünü, müvekkillerinin ciddi kazanç kaybına uğradıklarını, tüm bunların yanı sıra haksız yere yediemin ücreti ödendiğini, bu işlemler sırasında avukat tutmak zorunda kaldıklarını, haksız verilen toplatma kararı nedeniyle 2 yıl boyunca dava konusu ürünleri imal edemediklerini, davalının aynı zamanda TTK'nun 56 vd.
maddelerindeki haksız rekabet hükümlerine de aykırı davrandığını ileri sürerek tüm zararlarının tazmini için fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak, 25.000 TL maddi, 25.000 TL manevi tazminatın faizi ile birlikte davalıdan tahsiline ve mahkeme kararının ilanına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı cevap vermemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davalının, davacılar tarafından üretilen ürünlerle kendi tescilli tasarımları arasında herhangi bir benzerliğin bulunup bulunmadığını, iltibasa yol açabilecek bir benzerlikten söz edilip edilemeyeceğini titizlikle araştırıp tespit ettirmeden davacılar hakkında hiçbir emareye dayanmadan şikayette bulunmasının hak arama hürriyetini kötüye kullanma ve dolayısıyla haksız fiil teşkil edeceği, davacıların uğradıklarını iddia ettikleri zarar kalemleri için 9.440 TL'lık yedieminlik ücreti dışında somut bir delil sunamadıkları, davalının haksız şikayetinin davacıların ürettiği ürünlerin kendisine ait tescilli ürünü ile iltibas yarattığı izlenimini vermesi nedeni ile davacıların ürettiği ürünü yanıltıcı şekilde kötülemek sonucunu doğurduğu gibi, davacıların taklit ürün kullanarak ahlak dışı faaliyette bulundukları şeklinde resmi makamlara yanlış malumat vermenin TTK'nun 56, 57/1 ve 2 bentleri uyarınca haksız rekabet de teşkil ettiği, davalının haksız fiil ve haksız rekabeti nedeniyle davacılar uğradıkları maddi zararı ispatlayamamış iseler de BK'nun 42.
maddesi uyarınca takdiren 10.000 TL manevi tazminata hükmedilebileceği, böylece ödenen yedieminlik ücreti ile birlikte davacılar yararına toplam 19.440 TL maddi tazminata yarı yarıya hükmedilmesi gerektiği, TTK'nun 58. maddesi uyarınca BK'nun 49. maddesindeki şartlar gerçekleştiğinden davacıların manevi tazminat da isteyebilecekleri, gerekçesi ile her bir davacı için dokuz bin yedi yüz yirmi'şer Liradan iki davacıya toplam 19.440 TL maddi ödence ödemesine, bu miktara 02.08.2006 tarihinden başlayarak ve faizin cinsi yönünden istemle de bağlı kalınarak 3095 Sayılı Yasanın değişik 1 ve 2/1 maddeleri hükümlerince yasal faiz cinsinden direnim faizi de yürütülmesine, her bir davacıya üçer bin TL manevi ödence ödemesine, fazla istemin reddine karar verilmiştir.
Kararı davalı vekili temyiz etmiştir.
Şikâyet hakkı, diğer bir deyimle hak arama özgürlüğü; Anayasa'nın "Hakların Korunması İle İlgili Hükümler" başlığı altında ve 36. maddesinde "Herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma hakkına sahip olduğu" şekli ile yer almıştır. Bu düzenleniş biçimi itibariyle kişinin hak arama özgürlüğünün güvence altına alındığı görülmektedir. İşte bundan dolayıdır ki kişi, gerek yargı mercileri önünde ve gerekse yetkili kurum ve kuruluşlara başvurmak suretiyle kendisine zarar veren kişilere karşı, haklarının korunmasını, bunun sonucu olarak da zarar veren hakkında yasal işlem yapılmasını ve bu bağlamda cezalandırılmasını isteme hak ve yetkisine sahiptir.
Anayasa'nın güvence altına aldığı hak arama özgürlüğünün yanında, yine Anayasa'nın "Temel Haklar ve Hürriyetlerin Niteliği" başlığını taşıyan 12. maddesinde de, "Herkesin kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve özgürlüklere sahip olduğu" belirtildikten başka, 17. maddesinde de, "Herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip bulunduğu" da düzenleme altına alınmış bulunmaktadır. Türk Medeni Kanunu'nun 24. maddesinde, kişilik haklarına yapılan saldırının unsurları belirtilmiş ve hukuka aykırılığı açıklanmıştır.
25. maddesinde ise, kişilik haklarına karşı yapılan saldırının dava yolu ile korunacağı açıklanmış, BK'nun 49. maddesinde ise saldırının yaptırımı düzenlemiştir.
Görüldüğü üzere, Anayasa'da ve yasalarda kişinin hak arama özgürlüğü ile kişilik değerleri güvence altına alınmıştır. İşte bu noktada, hak arama özgürlüğü ile kişilik hakları karşı karşıya gelmiş olabilir. Sorun bu değerlerden hangisine üstünlük tanınacağı noktasında toplanmaktadır. Bir taraftan kişinin hak arama özgürlüğü güvence altına alınmışken, diğer taraftan kişilik hakları da anayasal ve yasal güvence altına alınmıştır. Buna karşın kişi, hakkını ararken, karşı yanın kişilik değerlerine saldırıda bulunabilir, onu hukuka aykırı bir eylemle suçlayabilir.
Hukukun, karşı karşıya gelen bu iki değeri aynı konuda ve zamanda koruma altına aldığı düşünülemez. Aksi halde, hukukun kendisi kendi kuralları ile çatışmış olur. Aslında konu biraz yakından incelendiğinde her iki değerin aynı anda birbirine karşı korunmadığı, çatışma durumunda somut olaydaki özelliğe göre birinin diğerine üstün tutulduğu görülecektir. Bu durumda, hak arama özgürlüğünün, tüm özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız olmadığı, diğer bir anlatımla kişinin, istediği biçim ve koşulda ve salt başkasını zararlandırmak için bu hakkı kullanamayacağı, aksi halde bu hakkı kötüye kullanmış sayılacağı kabul edilerek, kişi anayasa ve yasaların öngördüğü güvenceden yararlanamayacaktır.
Bir hakkın hukuken korunabilmesi ve yerinde kullanıldığının kabul edilebilmesi için, şikâyet edilenin cezalandırılmasını veya sorumlu tutulmasını gerektirecek yeterli kanıtların olması zorunlu değildir. Şikâyeti haklı gösterecek bazı emare ve olguların zayıf ve dolaylı da olsa varlığı yeterlidir. Bu olgu veya emareye dayanılarak, başkalarının da böyle bir olay karşısında, davalı gibi hareket etmesinin uygun görüleceği, diğer bir anlatımla orta düzeydeki kişinin de somut olaydaki gibi davranacağı ve bu çerçevenin içinde kalan şikâyet hakkının yerinde kullanıldığı kabul edilmelidir. Aksi halde şikâyetin hak arama özgürlüğü sınırları aşılarak kullanıldığı ve şikâyet edilenin kişilik değerlerine saldırı oluşturduğu sonucuna varılmalıdır.
Somut olayda davalı kendisi adına ait tescilli alüminyum profillerin davacı tarafından taklit edildiğini iddia ederek Cumhuriyet Başsavcılığına şikayette bulunmuş, bu şikayeti ciddi bulan Cumhuriyet Başsavcılığı ilgili mahkemeden arama ve el koyma kararı talep etmiş ve mahkeme tarafından verilen karara istinaden davacının işyerinde yapılan arama sonucunda iddia konusu profillere el konulmuş, akabinde davacı hakkında iddianame hazırlanarak kamu davası açılmış ve mahkemece yapılan yargılama sırasında yapılan bilirkişi incelemesi sonucu davacının ürünlerinin davalının tescilli tasarımına benzemediği anlaşılarak davacının delil yetersizliğinden beraatine karar verilmiştir.
Yukarıdaki ilkeler gözetildiğinde davalının hiçbir delil ve emareye dayanmadan, sırf tahmin üzerine davacı hakkında suçlamada bulunduğu, dolayısıyla şikâyet hakkını kötüye kullandığı sonucuna varılmamalıdır. Dosyada bulunan delil ve emarelerin davacının cezai sorumluluğu için yeterli sayılmaması davalının şikâyetinin haksız olduğu sonucunu yaratmaz. Şikâyet dilekçesinde olayın oluş şekline uygun düşmeyen, hak arama sınırlarını aşan veya davacıların kişiliğine yönelen aşağılayıcı bir ifade yoktur. Bu nedenlerle davalının şikâyet hakkını yasal sınırlar içinde kalarak kullandığı anlaşıldığından davanın reddine karar vermek gerekirken, mahkemece bu yönler üzerinde durulmadan yazılı şekilde davalının tazminatla sorumlu tutulmuş olması doğru değildir.
SONUÇ
Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle kararın davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 03/10/2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1063316400 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz