6102TTK Türk Ticaret Kanunu

Maddi ve Manevi Tazminat

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2010/1268 E. 2010/2350 K. ·

BozulduKesinlik belirsiz

★ Emsal

Mahkemenin nitelemesi:

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
hak arama özgürlüğü kişilik hakları savunma hakkı bloke hakkın kötüye kullanılması şikayet dolandırıcılık uyuşmazlık konusu temerrüt faizi maddi ve manevi tazminat taşıyan yetkisizlik kararı maddi tazminat temerrüt

Atıf yapılan mevzuat: BK

Gerekçe

Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).

Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalı banka tarafından davacının hesabındaki paraya bloke konulması nedeniyle davacının kullandığı kredilerden dolayı 9.649,63 YTL faiz zararı olduğu, ayrıca haksız şikayet nedeniyle davacının manevi olarak zarar gördüğü gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne, 9.643,63 YTL maddi ve 2.000 YTL manevi tazminatın temerrüt faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.

Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.

Dava, haksız şikâyet iddiasına dayalı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.

Şikâyet hakkı, diğer bir deyimle hak arama özgürlüğü; Anayasa'nın Hakların Korunması ile ilgili Hükümler başlığı altında ve 36. maddesinde; herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma hakkına sahip olduğu şekli ile yer almıştır. Bu düzenleniş biçimi itibariyle kişinin hak arama özgürlüğünün güvence altına alındığı görülmektedir. İşte bundan dolayıdır ki kişi, gerek yargı mercileri önünde ve gerekse yetkili kurum ve kuruluşlara başvurmak suretiyle kendisine zarar veren kişilere karşı, haklarının korunmasını, bunun sonucu olarak da zarar veren hakkında yasal işlem yapılmasını ve bu bağlamda cezalandırılmasını isteme hak ve yetkisine sahiptir.

Anayasanın güvence altına aldığı hak arama özgürlüğünün yanında, yine Anayasanın Temel Haklar ve Hürriyetlerin niteliği başlığını taşıyan 12. maddesinde de, herkesin kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve özgürlüklere sahip olduğu belirtildikten başka, 17. maddesinde de, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip bulunduğu da düzenleme altına alınmış bulunmaktadır. Türk Medeni Kanunu'nun 24. maddesinde, kişilik haklarına yapılan saldırının unsurları belirtilmiş ve hukuka aykırılığı açıklanmıştır. 25.maddesinde ise, kişilik haklarına karşı yapılan saldırının dava yolu ile korunacağı açıklanmış, BK.nun 49. maddesinde ise saldırının yaptırımı düzenlemiştir.

Görüldüğü üzere, Anayasa'da ve yasalarda kişinin hak arama özgürlüğü ile kişilik değerleri güvence altına alınmıştır. İşte bu noktada, hak arama özgürlüğü ile kişilik hakları karşı karşıya gelmiş olabilir. Sorun bu değerlerden hangisine üstünlük tanınacağı noktasında toplanmaktadır. Bir taraftan kişinin hak arama özgürlüğü güvence altına alınmışken, diğer taraftan kişilik hakları da Anayasal ve yasal güvence altına alınmıştır. Buna karşın kişi, hakkını ararken, karşı yanın kişilik değerlerine saldırıda bulunabilir. Onu hukuka aykırı bir eylemle suçlayabilir.

Hukukun, karşı karşıya gelen bu iki değeri aynı konuda ve zamanda koruma altına aldığı düşünülemez. Aksi halde, hukukun kendisi kendi kuralları ile çatışmış olur. Aslında konu biraz yakından incelendiğinde her iki değerin aynı anda birbirine karşı korunmadığı, çatışma durumunda somut olaydaki özelliğe göre birinin diğerine üstün tutulduğu görülecektir. Bu durumda uyuşmazlığın çözümünde, hak arama özgürlüğünün, tüm özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız olmadığı, diğer bir anlatımla kişi, istediği biçim ve koşulda ve salt başkasını zararlandırmak için bu hakkı kullanamayacağı, aksi halde bu hakkı kötüye kullanmış sayılacağı kabul edilerek, Anayasa ve yasaların öngördüğü güvenceden yararlanamayacaktır.

Bu hakkın hukuken korunabilmesi ve yerinde kullanıldığının kabul edilebilmesi için, şikâyet edilenin cezalandırılmasını veya sorumlu tutulmasını gerektirecek yeterli kanıtların olması zorunlu değildir. Şikâyeti haklı gösterecek bazı emare ve olguların zayıf ve dolaylı da olsa varlığı yeterlidir. Bu olgu veya emareye dayanılarak, başkalarının da böyle bir olay karşısında, davalı gibi hareket etmesinin uygun görüleceği, diğer bir anlatımla orta düzeydeki kişinin de somut olaydaki gibi davranacağı ve bu çerçevenin içinde kalan şikâyet hakkının yerinde kullanıldığı kabul edilmelidir. Aksi halde şikâyetin hak arama özgürlüğü sınırları aşılarak kullanıldığı ve şikâyet edilenin kişilik değerlerine saldırı oluşturduğu sonucuna varılmalıdır.

Somut olayda, davacının ortağı olduğu şirkete ait işyerinde bulunan pos cihazında sahte kredi kartı kullanılarak dolandırıcılık yapıldığı iddiası ile davacı ve dava dışı Yalçın isimli kişi hakkında suç duyurusunda bulunulmuş, iddia üzerine cumhuriyet savcılığı kamu davası açarak yargılama sonucunda sliplerdeki imzanın davacıya ait olmadığı gerekçesiyle davacı hakkında beraat kararı verilmiştir. Yukarıdaki ilkeler gözetildiğinde davalının hiçbir delil ve emareye dayanmadan, sırf tahmin üzerine davacı hakkında suçlamada bulunduğu, dolayısıyla şikâyet hakkını kötüye kullandığı sonucuna varılmamalıdır. Zira pos cihazından sahte yabancı kredi kartı ile işlem yapıldığı ve bu nedenle davalı bankanın zarara uğratıldığı taraflar arasında uyuşmazlık konusu değildir. Şikâyeti gerektirecek derecede davalı için yeterli emareler bulunmaktadır. Bu delil ve emarelerin davacının cezai sorumluluğu için yeterli sayılmaması davalının şikâyetinin haksız olduğu sonucunu yaratmaz. Şikâyet dilekçesinde olayın oluş şekline uygun düşmeyen, hak arama sınırlarını aşan veya davacıların kişiliğine yönelen aşağılayıcı bir ifade yoktur. Bu nedenlerle davalının şikâyet hakkını yasal sınırlar içinde kalarak kullandığı anlaşıldığından davanın reddine karar vermek gerekirken, mahkemece bu yönler üzerinde durulmadan yazılı şekilde davalının tazminatla sorumlu tutulmuş olması doğru değildir.

Kabule göre de, her ne kadar mahkemece, davacının haksız şikâyet nedeniyle maddi olarak zarara uğradığı kabul edilerek tazminata hükmedilmiş ise de, hükme esas alınan bilirkişi raporunda maddi zarar olarak davacının uğradığı değil, davacının ortağı olduğu şirketin uğradığı zarar hesaplanmıştır. Bu itibarla, mahkemece maddi tazminatın kabulü de doğru değildir.

Benzer Kararlar

Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.

  • Yediemin ücreti

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2011/7229 E. 2012/14993 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

  • Tazminat

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/9353 E. 2012/1365 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

  • Haksız rekabetten tazminat

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/11710 E. 2016/9667 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

1 benzer karar daha
  • Hisse Devrinin İptali

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/10958 E. 2016/6201 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

11. Hukuk Dairesi         2010/1268 E.  ,  2010/2350 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasında görülen davada İstanbul (Kapanan) 8. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 24.01.2008 tarih ve 2005/342 - 2008/10 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacı vekili, davalı banka ile müvekkilinin işletmeciliğini yaptığı şirket arasında kredi kartı üye işyeri sözleşmesi yapıldığını, işyerinde kredi kartı ile toplam 27.825 YTL’lik satış yapıldığı halde davalının satış bedelini ödemediğini, alacağın tahsili için müvekkili tarafından dava açılmasından sonra davalının müvekkili hakkında dolandırıcılıktan suç duyurusunda bulunduğunu, yapılan yargılama sonucunda müvekkilinin beraat ettiğini, ancak bu süreç içinde müvekkilinin maddi ve manevi zararının oluştuğunu ileri sürerek, ıslah ile artırılmış olarak 9.643,63 YTL maddi ve 20.000 YTL manevi tazminatın temerrüt faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, müvekkilinin anayasal hak olan şikayet hakkını kullandığını, maddi ve manevi tazminat şartlarının oluşmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalı banka tarafından davacının hesabındaki paraya bloke konulması nedeniyle davacının kullandığı kredilerden dolayı 9.649,63 YTL faiz zararı olduğu, ayrıca haksız şikayet nedeniyle davacının manevi olarak zarar gördüğü gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne, 9.643,63 YTL maddi ve 2.000 YTL manevi tazminatın temerrüt faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.

Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.

Dava, haksız şikâyet iddiasına dayalı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.

Şikâyet hakkı, diğer bir deyimle hak arama özgürlüğü; Anayasa'nın Hakların Korunması ile ilgili Hükümler başlığı altında ve 36. maddesinde; herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma hakkına sahip olduğu şekli ile yer almıştır. Bu düzenleniş biçimi itibariyle kişinin hak arama özgürlüğünün güvence altına alındığı görülmektedir. İşte bundan dolayıdır ki kişi, gerek yargı mercileri önünde ve gerekse yetkili kurum ve kuruluşlara başvurmak suretiyle kendisine zarar veren kişilere karşı, haklarının korunmasını, bunun sonucu olarak da zarar veren hakkında yasal işlem yapılmasını ve bu bağlamda cezalandırılmasını isteme hak ve yetkisine sahiptir.

Anayasanın güvence altına aldığı hak arama özgürlüğünün yanında, yine Anayasanın Temel Haklar ve Hürriyetlerin niteliği başlığını taşıyan 12. maddesinde de, herkesin kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve özgürlüklere sahip olduğu belirtildikten başka, 17. maddesinde de, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip bulunduğu da düzenleme altına alınmış bulunmaktadır. Türk Medeni Kanunu'nun 24. maddesinde, kişilik haklarına yapılan saldırının unsurları belirtilmiş ve hukuka aykırılığı açıklanmıştır.

25. maddesinde ise, kişilik haklarına karşı yapılan saldırının dava yolu ile korunacağı açıklanmış, BK.nun 49. maddesinde ise saldırının yaptırımı düzenlemiştir.

Görüldüğü üzere, Anayasa'da ve yasalarda kişinin hak arama özgürlüğü ile kişilik değerleri güvence altına alınmıştır. İşte bu noktada, hak arama özgürlüğü ile kişilik hakları karşı karşıya gelmiş olabilir. Sorun bu değerlerden hangisine üstünlük tanınacağı noktasında toplanmaktadır. Bir taraftan kişinin hak arama özgürlüğü güvence altına alınmışken, diğer taraftan kişilik hakları da Anayasal ve yasal güvence altına alınmıştır. Buna karşın kişi, hakkını ararken, karşı yanın kişilik değerlerine saldırıda bulunabilir. Onu hukuka aykırı bir eylemle suçlayabilir.

Hukukun, karşı karşıya gelen bu iki değeri aynı konuda ve zamanda koruma altına aldığı düşünülemez. Aksi halde, hukukun kendisi kendi kuralları ile çatışmış olur. Aslında konu biraz yakından incelendiğinde her iki değerin aynı anda birbirine karşı korunmadığı, çatışma durumunda somut olaydaki özelliğe göre birinin diğerine üstün tutulduğu görülecektir. Bu durumda uyuşmazlığın çözümünde, hak arama özgürlüğünün, tüm özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız olmadığı, diğer bir anlatımla kişi, istediği biçim ve koşulda ve salt başkasını zararlandırmak için bu hakkı kullanamayacağı, aksi halde bu hakkı kötüye kullanmış sayılacağı kabul edilerek, Anayasa ve yasaların öngördüğü güvenceden yararlanamayacaktır.

Bu hakkın hukuken korunabilmesi ve yerinde kullanıldığının kabul edilebilmesi için, şikâyet edilenin cezalandırılmasını veya sorumlu tutulmasını gerektirecek yeterli kanıtların olması zorunlu değildir. Şikâyeti haklı gösterecek bazı emare ve olguların zayıf ve dolaylı da olsa varlığı yeterlidir. Bu olgu veya emareye dayanılarak, başkalarının da böyle bir olay karşısında, davalı gibi hareket etmesinin uygun görüleceği, diğer bir anlatımla orta düzeydeki kişinin de somut olaydaki gibi davranacağı ve bu çerçevenin içinde kalan şikâyet hakkının yerinde kullanıldığı kabul edilmelidir. Aksi halde şikâyetin hak arama özgürlüğü sınırları aşılarak kullanıldığı ve şikâyet edilenin kişilik değerlerine saldırı oluşturduğu sonucuna varılmalıdır.

Somut olayda, davacının ortağı olduğu şirkete ait işyerinde bulunan pos cihazında sahte kredi kartı kullanılarak dolandırıcılık yapıldığı iddiası ile davacı ve dava dışı Yalçın isimli kişi hakkında suç duyurusunda bulunulmuş, iddia üzerine cumhuriyet savcılığı kamu davası açarak yargılama sonucunda sliplerdeki imzanın davacıya ait olmadığı gerekçesiyle davacı hakkında beraat kararı verilmiştir. Yukarıdaki ilkeler gözetildiğinde davalının hiçbir delil ve emareye dayanmadan, sırf tahmin üzerine davacı hakkında suçlamada bulunduğu, dolayısıyla şikâyet hakkını kötüye kullandığı sonucuna varılmamalıdır. Zira pos cihazından sahte yabancı kredi kartı ile işlem yapıldığı ve bu nedenle davalı bankanın zarara uğratıldığı taraflar arasında uyuşmazlık konusu değildir.

Şikâyeti gerektirecek derecede davalı için yeterli emareler bulunmaktadır. Bu delil ve emarelerin davacının cezai sorumluluğu için yeterli sayılmaması davalının şikâyetinin haksız olduğu sonucunu yaratmaz. Şikâyet dilekçesinde olayın oluş şekline uygun düşmeyen, hak arama sınırlarını aşan veya davacıların kişiliğine yönelen aşağılayıcı bir ifade yoktur. Bu nedenlerle davalının şikâyet hakkını yasal sınırlar içinde kalarak kullandığı anlaşıldığından davanın reddine karar vermek gerekirken, mahkemece bu yönler üzerinde durulmadan yazılı şekilde davalının tazminatla sorumlu tutulmuş olması doğru değildir.

Kabule göre de, her ne kadar mahkemece, davacının haksız şikâyet nedeniyle maddi olarak zarara uğradığı kabul edilerek tazminata hükmedilmiş ise de, hükme esas alınan bilirkişi raporunda maddi zarar olarak davacının uğradığı değil, davacının ortağı olduğu şirketin uğradığı zarar hesaplanmıştır. Bu itibarla, mahkemece maddi tazminatın kabulü de doğru değildir.

SONUÇ

Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle kararın davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 02.03.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1009747300 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.