Tazminat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2010/9353 E. 2012/1365 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
hak arama özgürlüğü↗ kar mahrumiyeti↗ adil yargılanma hakkı↗ kişilik hakları↗ aktif dava ehliyeti↗ hakkın kötüye kullanılması↗ kâr mahrumiyeti↗ şikayet↗ kâr kaybı↗ taraf ehliyeti↗ bilirkişi incelemesi↗ maddi tazminat↗ yasal faiz↗ teminat↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacının ceza mahkemesinde uzun süre yargılandığı, bilirkişi incelemesinde de davacının ürettiği bıçakların tasarımının davalıya ait bıçaklarla aynı olmadığının belirlendiği, bu nedenle davalının şikayetinde haksız olduğu, davacının güven ve itibarının da zedelendiği, davacının emanette bulunan bıçaklarının üretimini de durdurduğu ve bu nedenle maddi zararının 1.813 TL olduğu gerekçesiyle davacının manevi tazminat ve kar mahrumiyeti istemlerinin kısmen kabulü ile 5.000 TL manevi tazminat ve 1.813 TL kar mahrumiyeti tazminatının 22.04.2005 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, maddi tazminat isteminin ise reddine karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1 - Dava, davalı tarafça C. Savcılığına yapılan şikâyet sonucunda davacı hakkında açılan kamu davası nedeniyle uğranılan maddi ve manevi zararın tazmini istemine ilişkindir.
Davacı vekili, davalının şikâyeti sonucunda, müvekkili hakkında 556 sayılı KHK’ye muhalefet suçu nedeniyle kamu davası açıldığını, müvekkilinin söz konusu davada sanık sıfatı ile yargılanarak beraatine karar verildiğini, ancak söz konusu dava nedeniyle müvekkilinin maddi ve manevi zarara uğradığını ileri sürerek işbu davayı açmış, mahkemece yapılan yargılama sonunda, davacının güven ve itibarının zedelendiği, davalının şikayetinde haksız olduğu gerekçesiyle davacı lehine kâr mahrumiyeti ve manevi tazminata hükmedilmiştir.
.../...
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 36. maddesi, herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu hükmünü içermektedir. Hak arama özgürlüğü veya şikayet hakkı Anayasada bu şekilde teminat altına alınmış olup; kişiler, gerek yargı mercileri önünde gerekse yetkili kurum ve kuruluşlara başvurmak suretiyle kendilerine zarar verenlere karşı haklarının korunmasına, yasal işlem yapılmasını ve cezalandırılmalarını isteme hak ve yetkilerine sahiptir. Öte yandan, Anayasa şikayet hakkı yanında temel hak ve hürriyetleri, herkesin yaşama, maddi ve manevini koruma ve geliştirme hakkını da güvece altına almıştır. Bu haklara saldırı durumunda çeşitli kanunlarda yaptırımlar öngörülmüştür.
Hak arama veya şikayet hakkı ile diğer hakların özellikle kişilik haklarının karşı karşıya geldiği durumlarda hukuk düzeninin bu iki hakkı aynı anda koruduğu kabul edilemez. Daha az üstün olan yararın, daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Şikayet hakkı, diğer haklar gibi sınırsız olmayıp kişi salt başkasını zararlandırmak için bu hakkını kullanamaz. Hakkın hukuken korunabilmesi ve yerinde kullanıldığının kabul edilebilmesi için şikayet edilenin cezalandırılmasını veya sorumlu tutulmasını gerektirecek yeterli kanıtların bulunması da zorunlu değildir. Şikayeti haklı gösterecek bazı emare ve olguların zayıf ve dolaylı da olsa varlığı yeterlidir. Bunlara dayanarak başkalarının da aynı olay karşısında davalı gibi davranabileceği hallerde şikayet hakkının kullanılmasının uygun olduğu kabul edilmelidir. Aksi halde, şikayetin hak arama sınırları aşılarak kullanıldığı, kişilik değerlerine saldırı oluşturduğu sonucuna varılmalıdır.
Somut olayda davalı yetkililerinin 556 Sayılı KHK’ye dayalı yaptığı şikayetin ciddi görülerek davacı tarafından piyasaya sunulan bıçakların Cumhuriyet Savcılığı tarafından toplatıldığı iddiaları yerinde görülerek davacı hakkında kamu davası açıldığı, hak arama sınırları içinde bu hakkın kullanıldığı, tazminat isteme koşullarının olmadığı, davacı hakkında açılan ceza davasının beraat ile sonuçlanması halinin, başlı başına davalının Anayasa ile güvence altına alınan şikâyet hakkını kötüye kullandığı anlamına gelmeyeceği dikkate alınıp, davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
2 – Öte yandan, davacı tarafça, davalının şikâyeti nedeniyle, suça konu edilen bıçakların üretiminin yapılamadığı ve bu nedenle kâr kaybına uğradığı iddia edilmişse de, tarafların Grup İnoks Ltd. Şti. nezdinde önceye dayalı ortaklıklarının olduğu ve davalının söz konusu bıçakların adı geçen şirket tarafından üretildiği yönünde şikâyette bulunduğu göz önüne alındığında, bıçakların üretim ve satışının yapılamaması olgusuna dayalı olarak talep edilen kâr kaybı yönünden gerçek kişi davacının aktif dava ehliyetinin bulunup bulunmadığının karar yerinde tartışılmaması dahi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle de bozulması gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/1268 E. 2010/2350 K.
Ortak:hak arama özgürlüğü · kişilik hakları · hakkın kötüye kullanılması · şikayet · maddi tazminat
İncelediğiniz karardaMahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacının ceza mahkemesinde uzun süre yargılandığı, «bilirkişi incelemesinde» de davacının ürettiği bıçakların tasarımının davalıya ait bıçaklarla aynı olmadığının belirlendiği, bu nedenle davalının «şikayetinde» haksız olduğu, davacının güven ve itibarının da zedelendiği, davacının emanette bulunan bıçaklarının üretimini de durdurduğu ve bu nedenle maddi zararının 1.813 TL olduğu gerekçesiyle davacının manevi tazminat ve «kar mahrumiyeti» istemlerinin kısmen kabulü ile 5.000 TL manevi tazminat ve 1.813 TL kar mahrumiyeti tazminatının 22.04.2005 tarihinden itibaren işleyecek «yasal faizi» ile birlikte davalıdan tahsiline, «maddi tazminat» isteminin ise reddine karar verilmiştir.
Hak arama veya «şikayet» hakkı ile diğer hakların özellikle «kişilik haklarının» karşı karşıya geldiği durumlarda hukuk düzeninin bu iki hakkı aynı anda koruduğu kabul edilemez.
Somut olayda davalı yetkililerinin 556 Sayılı KHK’ye dayalı yaptığı «şikayetin» ciddi görülerek davacı tarafından piyasaya sunulan bıçakların Cumhuriyet Savcılığı tarafından toplatıldığı iddiaları yerinde görülerek davacı hakkında kamu davası açıldığı, hak arama sınırları içinde bu hakkın kullanıldığı, tazminat isteme koşullarının olmadığı, davacı hakkında açılan ceza davasının beraat ile sonuçlanması halinin, başlı başına davalının Anayasa ile güvence altına alınan şikâyet «hakkını kötüye kullandığı» anlamına gelmeyeceği dikkate alınıp, davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
Benzer bu karardaİşte bu noktada, «hak arama özgürlüğü» ile «kişilik hakları» karşı karşıya gelmiş olabilir.
Bir taraftan kişinin «hak arama özgürlüğü» güvence altına alınmışken, diğer taraftan «kişilik hakları» da Anayasal ve yasal güvence altına alınmıştır.
Bu durumda uyuşmazlığın çözümünde, «hak arama özgürlüğünün», tüm özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız olmadığı, diğer bir anlatımla kişi, istediği biçim ve koşulda ve salt başkasını zararlandırmak için bu hakkı kullanamayacağı, aksi halde bu «hakkı kötüye kullanmış» sayılacağı kabul edilerek, Anayasa ve yasaların öngördüğü güvenceden yararlanamayacaktır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:savunma hakkı · bloke · dolandırıcılık · uyuşmazlık konusu · temerrüt faizi · taşıyan · yetkisizlik kararı · temerrüt
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalı banka tarafından davacının hesabındaki paraya «bloke» konulması nedeniyle davacının kullandığı kredilerden dolayı 9.649,63 YTL faiz zararı olduğu, ayrıca haksız «şikayet» nedeniyle davacının manevi olarak zarar gördüğü gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne, 9.643,63 YTL maddi ve 2.000 YTL manevi tazminatın «temerrüt faizi» ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Şikâyet hakkı, diğer bir deyimle «hak arama özgürlüğü»; Anayasa'nın Hakların Korunması ile ilgili Hükümler başlığı altında ve 36. maddesinde; herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve «savunma hakkına» sahip olduğu şekli ile yer almıştır.
İşte bundan dolayıdır ki kişi, gerek yargı mercileri önünde ve gerekse yetkili kurum ve kuruluşlara başvurmak suretiyle kendisine zarar veren kişilere karşı, haklarının korunmasını, bunun sonucu olarak da zarar veren hakkında yasal işlem yapılmasını ve bu bağlamda cezalandırılmasını isteme hak ve «yetkisine» sahiptir.
Anayasanın güvence altına aldığı «hak arama özgürlüğünün» yanında, yine Anayasanın Temel Haklar ve Hürriyetlerin niteliği başlığını «taşıyan» 12. maddesinde de, herkesin kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve özgürlüklere sahip olduğu belirtildikten başka, 17. maddesinde de, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip bulunduğu da düzenleme altına alınmış bulunmaktadır.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2011/7229 E. 2012/14993 K.
Ortak:hak arama özgürlüğü · kişilik hakları · hakkın kötüye kullanılması · şikayet · bilirkişi incelemesi · maddi tazminat · yasal faiz
İncelediğiniz karardaMahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacının ceza mahkemesinde uzun süre yargılandığı, «bilirkişi incelemesinde» de davacının ürettiği bıçakların tasarımının davalıya ait bıçaklarla aynı olmadığının belirlendiği, bu nedenle davalının «şikayetinde» haksız olduğu, davacının güven ve itibarının da zedelendiği, davacının emanette bulunan bıçaklarının üretimini de durdurduğu ve bu nedenle maddi zararının 1.813 TL olduğu gerekçesiyle davacının manevi tazminat ve «kar mahrumiyeti» istemlerinin kısmen kabulü ile 5.000 TL manevi tazminat ve 1.813 TL kar mahrumiyeti tazminatının 22.04.2005 tarihinden itibaren işleyecek «yasal faizi» ile birlikte davalıdan tahsiline, «maddi tazminat» isteminin ise reddine karar verilmiştir.
Hak arama veya «şikayet» hakkı ile diğer hakların özellikle «kişilik haklarının» karşı karşıya geldiği durumlarda hukuk düzeninin bu iki hakkı aynı anda koruduğu kabul edilemez.
Somut olayda davalı yetkililerinin 556 Sayılı KHK’ye dayalı yaptığı «şikayetin» ciddi görülerek davacı tarafından piyasaya sunulan bıçakların Cumhuriyet Savcılığı tarafından toplatıldığı iddiaları yerinde görülerek davacı hakkında kamu davası açıldığı, hak arama sınırları içinde bu hakkın kullanıldığı, tazminat isteme koşullarının olmadığı, davacı hakkında açılan ceza davasının beraat ile sonuçlanması halinin, başlı başına davalının Anayasa ile güvence altına alınan şikâyet «hakkını kötüye kullandığı» anlamına gelmeyeceği dikkate alınıp, davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davalının, davacılar tarafından üretilen ürünlerle kendi «tescilli tasarımları» arasında herhangi bir benzerliğin bulunup bulunmadığını, «iltibasa» yol açabilecek bir benzerlikten söz edilip edilemeyeceğini titizlikle araştırıp tespit ettirmeden davacılar hakkında hiçbir emareye dayanmadan «şikayette» bulunmasının hak arama hürriyetini kötüye kullanma ve dolayısıyla «haksız fiil» teşkil edeceği, davacıların uğradıklarını iddia ettikleri zarar kalemleri için 9.440 TL'lık «yedieminlik ücreti» dışında somut bir delil sunamadıkları, davalının haksız şikayetinin davacıların ürettiği ürünlerin kendisine ait tescilli ürünü ile iltibas yarattığı izlenimini vermesi nedeni ile davacıların ürettiği ürünü yanıltıcı şekilde «kötülemek» sonucunu doğurduğu gibi, davacıların taklit ürün kullanarak ahlak dışı faaliyette bulundukları şeklinde resmi makamlara yanlış malumat vermenin TTK'nun 56, 57/1 ve 2 bentleri uyarınca «haksız rekabet» de teşkil ettiği, davalının haksız fiil ve haksız rekabeti nedeniyle davacılar uğradıkları maddi zararı ispatlayamamış iseler de BK'nun 42. maddesi uyarınca takdiren 10.000 TL manevi tazminata hükmedilebileceği, böylece ödenen yedieminlik ücreti ile birlikte davacılar yararına toplam 19.440 TL «maddi tazminata» yarı yarıya hükmedilmesi gerektiği, TTK'nun 58. maddesi uyarınca BK'nun 49. maddesindeki şartlar gerçekleştiğinden davacıların manevi tazminat da isteyebilecekleri, gerekçesi ile her bir davacı için dokuz bin yedi yüz yirmi'şer Liradan iki davacıya toplam 19.440 TL maddi ödence ödemesine, bu miktara 02.08.2006 tarihinden başlayarak ve faizin cinsi yönünden istemle de bağlı kalınarak 3095 Sayılı Yasanın değişik 1 ve 2/1 maddeleri hükümlerince «yasal faiz» cinsinden direnim faizi de yürütülmesine, her bir davacıya üçer bin TL manevi ödence ödemesine, fazla istemin reddine karar verilmiştir.
İşte bu noktada, «hak arama özgürlüğü» ile «kişilik hakları» karşı karşıya gelmiş olabilir.
Bir taraftan kişinin «hak arama özgürlüğü» güvence altına alınmışken, diğer taraftan «kişilik hakları» da anayasal ve yasal güvence altına alınmıştır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:yediemin ücreti · yediemin · kötüleme · el koyma · savunma hakkı · tescilsiz tasarım · haksız fiil · taşıyan
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davalının, davacılar tarafından üretilen ürünlerle kendi «tescilli tasarımları» arasında herhangi bir benzerliğin bulunup bulunmadığını, «iltibasa» yol açabilecek bir benzerlikten söz edilip edilemeyeceğini titizlikle araştırıp tespit ettirmeden davacılar hakkında hiçbir emareye dayanmadan «şikayette» bulunmasının hak arama hürriyetini kötüye kullanma ve dolayısıyla «haksız fiil» teşkil edeceği, davacıların uğradıklarını iddia ettikleri zarar kalemleri için 9.440 TL'lık «yedieminlik ücreti» dışında somut bir delil sunamadıkları, davalının haksız şikayetinin davacıların ürettiği ürünlerin kendisine ait tescilli ürünü ile iltibas yarattığı izlenimini vermesi nedeni ile davacıların ürettiği ürünü yanıltıcı şekilde «kötülemek» sonucunu doğurduğu gibi, davacıların taklit ürün kullanarak ahlak dışı faaliyette bulundukları şeklinde resmi makamlara yanlış malumat vermenin TTK'nun 56, 57/1 ve 2 bentleri uyarınca «haksız rekabet» de teşkil ettiği, davalının haksız fiil ve haksız rekabeti nedeniyle davacılar uğradıkları maddi zararı ispatlayamamış iseler de BK'nun 42. maddesi uyarınca takdiren 10.000 TL manevi tazminata hükmedilebileceği, böylece ödenen yedieminlik ücreti ile birlikte davacılar yararına toplam 19.440 TL «maddi tazminata» yarı yarıya hükmedilmesi gerektiği, TTK'nun 58. maddesi uyarınca BK'nun 49. maddesindeki şartlar gerçekleştiğinden davacıların manevi tazminat da isteyebilecekleri, gerekçesi ile her bir davacı için dokuz bin yedi yüz yirmi'şer Liradan iki davacıya toplam 19.440 TL maddi ödence ödemesine, bu miktara 02.08.2006 tarihinden başlayarak ve faizin cinsi yönünden istemle de bağlı kalınarak 3095 Sayılı Yasanın değişik 1 ve 2/1 maddeleri hükümlerince «yasal faiz» cinsinden direnim faizi de yürütülmesine, her bir davacıya üçer bin TL manevi ödence ödemesine, fazla istemin reddine karar verilmiştir.
Somut olayda davalı kendisi adına ait tescilli alüminyum profillerin davacı tarafından taklit edildiğini iddia ederek Cumhuriyet Başsavcılığına «şikayette» bulunmuş, bu şikayeti ciddi bulan Cumhuriyet Başsavcılığı ilgili mahkemeden arama ve el «koyma» kararı talep etmiş ve mahkeme tarafından verilen karara istinaden davacının işyerinde yapılan arama sonucunda iddia konusu profillere el konulmuş, akabinde davacı hakkında iddianame hazırlanarak kamu davası açılmış ve mahkemece yapılan yargılama sırasında yapılan «bilirkişi incelemesi» sonucu davacının ürünlerinin davalının «tescilli tasarımına» benzemediği anlaşılarak davacının delil yetersizliğinden beraatine karar verilmiştir.
Şikâyet hakkı, diğer bir deyimle «hak arama özgürlüğü»; Anayasa'nın "Hakların Korunması İle İlgili Hükümler" başlığı altında ve 36. maddesinde "Herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve «savunma hakkına» sahip olduğu" şekli ile yer almıştır.
Anayasa'nın güvence altına aldığı «hak arama özgürlüğünün» yanında, yine Anayasa'nın "Temel Haklar ve Hürriyetlerin Niteliği" başlığını «taşıyan» 12. maddesinde de, "Herkesin kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve özgürlüklere sahip olduğu" belirtildikten başka, 17. maddesinde de, "Herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip bulunduğu" da düzenleme altına alınmış bulunmaktadır.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/10958 E. 2016/6201 K.
Ortak:şikayet
İncelediğiniz karardaMahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacının ceza mahkemesinde uzun süre yargılandığı, «bilirkişi incelemesinde» de davacının ürettiği bıçakların tasarımının davalıya ait bıçaklarla aynı olmadığının belirlendiği, bu nedenle davalının «şikayetinde» haksız olduğu, davacının güven ve itibarının da zedelendiği, davacının emanette bulunan bıçaklarının üretimini de durdurduğu ve bu nedenle maddi zararının 1.813 TL olduğu gerekçesiyle davacının manevi tazminat ve «kar mahrumiyeti» istemlerinin kısmen kabulü ile 5.000 TL manevi tazminat ve 1.813 TL kar mahrumiyeti tazminatının 22.04.2005 tarihinden itibaren işleyecek «yasal faizi» ile birlikte davalıdan tahsiline, «maddi tazminat» isteminin ise reddine karar verilmiştir.
… kilinin maddi ve manevi zarara uğradığını ileri sürerek işbu davayı açmış, mahkemece yapılan yargılama sonunda, davacının güven ve itibarının zedelendiği, davalının «şikayetinde» haksız olduğu gerekçesiyle davacı lehine kâr «mahrumiyeti» ve manevi tazminata hükmedilmiştir. .../...
Hak arama özgürlüğü veya «şikayet» hakkı Anayasada bu şekilde «teminat» altına alınmış olup; kişiler, gerek yargı mercileri önünde gerekse yetkili kurum ve kuruluşlara başvurmak suretiyle kendilerine zarar verenlere karşı haklarının korunmasına, yasal işlem yapılmasını ve cezalandırılmalarını isteme hak ve yetkilerine sahiptir.
Benzer bu kararda… davacının 1999-2000 yıllarında gerçekleşen hisse devir işlemlerinin 2004 yılında öğrenerek Şubat ayında davaya konu işlemler nedeniyle davalılardan ...'in kendisini «dolandırdığından» bahisle «şikayet» dilekçesi verdiği, dolayısıyla aleyhine yapılan «hileyi» 2004 yılında öğrenmiş olduğu, dava tarihi itibariyle 1 yıllık «hak düşürücü süreyi» geçirdiği, devir işlemlerine «icazet» vermiş sayıldığı, hak düşürücü süre olması nedeniyle mahkemece resen gözetildiği gerekçesiyle hak düşürücü süre geçtiğinden davanın reddine karar verilmiştir.
Ancak, davacının 2004 yılında ... hakkındaki «şikayetine» ilişkin soruşturma dosyası getirtilmemiş, sadece bu dosyayı «zamanaşımına» uğrattığı iddiası ile yargılanan savcılık «görevlisi» ile ilgili dosya celbedilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:yeniden tescil · icazet · pay devri · hile · hisse devir sözleşmesi · denetime elverişlilik · dolandırıcılık · hak düşürücü süre
Benzer bu kararda… davacının 1999-2000 yıllarında gerçekleşen hisse devir işlemlerinin 2004 yılında öğrenerek Şubat ayında davaya konu işlemler nedeniyle davalılardan ...'in kendisini «dolandırdığından» bahisle «şikayet» dilekçesi verdiği, dolayısıyla aleyhine yapılan «hileyi» 2004 yılında öğrenmiş olduğu, dava tarihi itibariyle 1 yıllık «hak düşürücü süreyi» geçirdiği, devir işlemlerine «icazet» vermiş sayıldığı, hak düşürücü süre olması nedeniyle mahkemece resen gözetildiği gerekçesiyle hak düşürücü süre geçtiğinden davanın reddine karar verilmiştir.
Bu durumda anılan soruşturma dosyasının içeriğinin değerlendirilmesi, bu şikâyet esnasında davacının adına «pay devri» yapıldığını öğrenip öğrenmediğinin tespiti gerekirken «denetime elverişli» olmayan bilirkişi raporundaki tespitlere bağlı olarak salt 2004 yılında davalı ... hakkında bir şikâyet yapıldığından bahisle hisse devirlerinin 2004 yılında öğrenildiğinin kabulü doğru olmadığı gibi, anılan şikâyetin sadece ...
Dava, davacıya yapılan şirket hisse devirlerinin iptali ile devreden kişiler adına «yeniden tescili» istemine ilişkindir.
Davacı, dava dilekçesinde hisse devirlerinden sonradan haberdar olduğunu, yapılan hiç bir devir işleminde kendisinin bulunmadığını, imzaların kendisine ait olmadığını, bu devirlerin ya «hile» ile alınan vekaletname ile ya da sahte olarak düzenlendiğini ileri sürmüştür.
3 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/18312 E. 2013/16320 K.
Ortak:adil yargılanma hakkı · kişilik hakları · hakkın kötüye kullanılması · şikayet · teminat · Tazminat
İncelediğiniz karardaHak arama özgürlüğü veya «şikayet» hakkı Anayasada bu şekilde «teminat» altına alınmış olup; kişiler, gerek yargı mercileri önünde gerekse yetkili kurum ve kuruluşlara başvurmak suretiyle kendilerine zarar verenlere karşı haklarının korunmasına, yasal işlem yapılmasını ve cezalandırılmalarını isteme hak ve yetkilerine sahiptir.
Hak arama veya «şikayet» hakkı ile diğer hakların özellikle «kişilik haklarının» karşı karşıya geldiği durumlarda hukuk düzeninin bu iki hakkı aynı anda koruduğu kabul edilemez.
Somut olayda davalı yetkililerinin 556 Sayılı KHK’ye dayalı yaptığı «şikayetin» ciddi görülerek davacı tarafından piyasaya sunulan bıçakların Cumhuriyet Savcılığı tarafından toplatıldığı iddiaları yerinde görülerek davacı hakkında kamu davası açıldığı, hak arama sınırları içinde bu hakkın kullanıldığı, tazminat isteme koşullarının olmadığı, davacı hakkında açılan ceza davasının beraat ile sonuçlanması halinin, başlı başına davalının Anayasa ile güvence altına alınan şikâyet «hakkını kötüye kullandığı» anlamına gelmeyeceği dikkate alınıp, davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacının davalıya verdiği çekin, keşide tarihinden önce «ibraz» edilmesinin ve «ihtiyati haciz» talebinin davacının «kişilik haklarını» zedeler mahiyette olmadığı, davalının, davacıyı müşterileri nezdinde «kötüleyici» girişim ve beyanlarda bulunduğunun kanıtlanamadığı, ancak somut bir kanıt bulunmadan, davalının davacıyı devlet teşviklerinden haksız kazanç sağlamakla suçlamasının «şikayet» «hakkının kötüye kullanılması» niteliğinde olup, bu durumun davacının kişilik haklarına, «ticari itibarına» zarar verdiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile; 7.500,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline …
Dava tazminat istemine ilişkin olup mahkemece davalının Dış Ticaret Müsteşarlığına yaptığı «şikayetin», şikayet «hakkının kötüye kullanılması» olduğu kabul edilerek davalı aleyhine manevi tazminata hükmedilmiştir.
Hak arama özgürlüğü veya «şikayet» hakkı Anayasada bu şekilde «teminat» altına alınmış olup; kişiler, gerek yargı mercileri önünde gerekse yetkili kurum ve kuruluşlara başvurmak suretiyle kendilerine zarar verenlere karşı haklarının korunmasına, yasal işlem yapılmasını ve cezalandırılmalarını isteme hak ve yetkilerine sahiptir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kötüleme · ticari itibar · ihtiyati haciz · haciz · ibraz
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacının davalıya verdiği çekin, keşide tarihinden önce «ibraz» edilmesinin ve «ihtiyati haciz» talebinin davacının «kişilik haklarını» zedeler mahiyette olmadığı, davalının, davacıyı müşterileri nezdinde «kötüleyici» girişim ve beyanlarda bulunduğunun kanıtlanamadığı, ancak somut bir kanıt bulunmadan, davalının davacıyı devlet teşviklerinden haksız kazanç sağlamakla suçlamasının «şikayet» «hakkının kötüye kullanılması» niteliğinde olup, bu durumun davacının kişilik haklarına, «ticari itibarına» zarar verdiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile; 7.500,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline …
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/11710 E. 2016/9667 K.
Ortak:hakkın kötüye kullanılması · şikayet
İncelediğiniz karardaSomut olayda davalı yetkililerinin 556 Sayılı KHK’ye dayalı yaptığı «şikayetin» ciddi görülerek davacı tarafından piyasaya sunulan bıçakların Cumhuriyet Savcılığı tarafından toplatıldığı iddiaları yerinde görülerek davacı hakkında kamu davası açıldığı, hak arama sınırları içinde bu hakkın kullanıldığı, tazminat isteme koşullarının olmadığı, davacı hakkında açılan ceza davasının beraat ile sonuçlanması halinin, başlı başına davalının Anayasa ile güvence altına alınan şikâyet «hakkını kötüye kullandığı» anlamına gelmeyeceği dikkate alınıp, davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacının ceza mahkemesinde uzun süre yargılandığı, «bilirkişi incelemesinde» de davacının ürettiği bıçakların tasarımının davalıya ait bıçaklarla aynı olmadığının belirlendiği, bu nedenle davalının «şikayetinde» haksız olduğu, davacının güven ve itibarının da zedelendiği, davacının emanette bulunan bıçaklarının üretimini de durdurduğu ve bu nedenle maddi zararının 1.813 TL olduğu gerekçesiyle davacının manevi tazminat ve «kar mahrumiyeti» istemlerinin kısmen kabulü ile 5.000 TL manevi tazminat ve 1.813 TL kar mahrumiyeti tazminatının 22.04.2005 tarihinden itibaren işleyecek «yasal faizi» ile birlikte davalıdan tahsiline, «maddi tazminat» isteminin ise reddine karar verilmiştir.
… kilinin maddi ve manevi zarara uğradığını ileri sürerek işbu davayı açmış, mahkemece yapılan yargılama sonunda, davacının güven ve itibarının zedelendiği, davalının «şikayetinde» haksız olduğu gerekçesiyle davacı lehine kâr «mahrumiyeti» ve manevi tazminata hükmedilmiştir. .../...
Benzer bu karardaMahkemece, yukarıda açıklandığı üzere davalılarca «şikayet» «hakkının kötüye kullanıldığı» aksi kabul edilse bile davalı tarafın askeri ihalede davacı tarafı kötüler mahiyette beyanda bulunduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Mahkemece, her ne kadar «şikayet» «hakkının kötüye kullanıldığı» kabul edilmişse de, davalının hiçbir delil ve emareye dayanmadan, sırf tahmin üzerine davacı hakkında suçlamada bulunduğuna dair dosyaya yansıyan bilgi ve belge bulunmamakta olup, şikâyet hakkını kötüye kullandığı sonucuna varılamaz.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davalı gerçek kişinin, 03/10/2011 tarihli «şikayet» dilekçesi ile davacı hakkında suç duyurusunda bulunduğu, davalıların şikayet haklarını kullandıkları, ancak dilekçe içeriğinde davacının yurda kaça eşya sokmuş gibi açıklamalara yer verildiği, aksi kabul edilse bile, özellikle tanık beyanları ve CD içeriği değerlendirildiğinde henüz davacı ile ilgili kesinleşmiş hukuki bir tespit olmadığı halde, davalıların ihalelerde ve askeri alanda davacı ve faaliyetleri ile ilgili olarak gereksiz şekilde davacıyı «kötüledikleri», «haksız rekabette» bulundukları, davalı gerçek kişinin haksız rekabet fiilini bizzat ve vekili olarak diğer davalı adına ika ettiği, davacının manevi zararına neden oldukları, ekonomik itibarını zedeledikleri, manevi tazminat koşullarının oluştuğu, bu zarardan birlikte sorumlu oldukları gerekçesiyle somut olayın özelliği, oluş şekli, olayın meydana geldiği tarih ve devamlılığı, paranın alım gücü, eylemin askeri malzemeler konusunda ve sınırlı bir alanda işlenişi dikkate alınarak davanın kısmen kabulüne, 10.000,00TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek «avans faizi» ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kötüleme · haksız rekabet · avans faizi · temsil
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davalı gerçek kişinin, 03/10/2011 tarihli «şikayet» dilekçesi ile davacı hakkında suç duyurusunda bulunduğu, davalıların şikayet haklarını kullandıkları, ancak dilekçe içeriğinde davacının yurda kaça eşya sokmuş gibi açıklamalara yer verildiği, aksi kabul edilse bile, özellikle tanık beyanları ve CD içeriği değerlendirildiğinde henüz davacı ile ilgili kesinleşmiş hukuki bir tespit olmadığı halde, davalıların ihalelerde ve askeri alanda davacı ve faaliyetleri ile ilgili olarak gereksiz şekilde davacıyı «kötüledikleri», «haksız rekabette» bulundukları, davalı gerçek kişinin haksız rekabet fiilini bizzat ve vekili olarak diğer davalı adına ika ettiği, davacının manevi zararına neden oldukları, ekonomik itibarını zedeledikleri, manevi tazminat koşullarının oluştuğu, bu zarardan birlikte sorumlu oldukları gerekçesiyle somut olayın özelliği, oluş şekli, olayın meydana geldiği tarih ve devamlılığı, paranın alım gücü, eylemin askeri malzemeler konusunda ve sınırlı bir alanda işlenişi dikkate alınarak davanın kısmen kabulüne, 10.000,00TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek «avans faizi» ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmiştir.
Mahkemece, davalı tarafça davacının «kötülendiğine» dair dayanak askeri ihalenin cd çözümlemesinin incelenmesinde de, davalı «temsilcisinin» yasal sürece dair bilgi verdiği bunun dışında davacıyı kötüler şekilde beyanda bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Dava, «haksız rekabetten» kaynaklı manevi tazminat istemine ilişkindir.
Şikâyetin olayın oluş şekline uygun düşmeyen, hak arama sınırlarını aşan veya «haksız rekabet» oluşturacak şekilde davacıya yönelik isnatta bulunulduğuna dair dosyaya yansıyan bir delil bulunmamaktadır.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2009/6690 E. 2011/5687 K.
Ortak:kar mahrumiyeti · adil yargılanma hakkı · kişilik hakları · kâr mahrumiyeti · şikayet · kâr kaybı · bilirkişi incelemesi · teminat
İncelediğiniz karardaMahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacının ceza mahkemesinde uzun süre yargılandığı, «bilirkişi incelemesinde» de davacının ürettiği bıçakların tasarımının davalıya ait bıçaklarla aynı olmadığının belirlendiği, bu nedenle davalının «şikayetinde» haksız olduğu, davacının güven ve itibarının da zedelendiği, davacının emanette bulunan bıçaklarının üretimini de durdurduğu ve bu nedenle maddi zararının 1.813 TL olduğu gerekçesiyle davacının manevi tazminat ve «kar mahrumiyeti» istemlerinin kısmen kabulü ile 5.000 TL manevi tazminat ve 1.813 TL kar mahrumiyeti tazminatının 22.04.2005 tarihinden itibaren işleyecek «yasal faizi» ile birlikte davalıdan tahsiline, «maddi tazminat» isteminin ise reddine karar verilmiştir.
… kilinin maddi ve manevi zarara uğradığını ileri sürerek işbu davayı açmış, mahkemece yapılan yargılama sonunda, davacının güven ve itibarının zedelendiği, davalının «şikayetinde» haksız olduğu gerekçesiyle davacı lehine kâr «mahrumiyeti» ve manevi tazminata hükmedilmiştir. .../...
Hak arama özgürlüğü veya «şikayet» hakkı Anayasada bu şekilde «teminat» altına alınmış olup; kişiler, gerek yargı mercileri önünde gerekse yetkili kurum ve kuruluşlara başvurmak suretiyle kendilerine zarar verenlere karşı haklarının korunmasına, yasal işlem yapılmasını ve cezalandırılmalarını isteme hak ve yetkilerine sahiptir.
Benzer bu kararda… elerin, davacı kitaplarına engel teşkil etmediği, kitapların makul sınırlar içinde benzerlik teşkil ettiği, davacı yöneticilerinin beraatine karar verildiği, davalı «şikayetinin» haksız olduğunun ortaya çıktığı, davacının dava dışı Pfizer firmasıyla 6.000 adet kitap satışı hususunda anlaştığı, kitapların «sevk irsaliyesi» ve «fatura» ile «teslim» edildiği, ancak toplatma kararı ile 42.120 USD satış bedelinden «mahrum» kaldığı, düzenlenen fatura tutarının ise 17.722.278.320 TL olduğu, davacının bu kitapları 2000 yılında satması halinde uğrayacağı zararın 4.680.00 USD tutarında olacağının bilirkişi raporu ile saptandığı, üç ayrı firmayla 10.000 adet kitap satışı hususunda ön anlaşma yaptığı, «kar mahrumiyetinin» olacağı, satışların toplatma kararı uyarınca yapılmaması nedeniyle 1000.00x3 USD talepte bulunulduğu, isteme bağlı kalındığı, ayrıca işyerinde toplatılan 150 adet kitaptan dolayı 975.00 USD «kar kaybının» tespit edildiği, haksız şikayet nedeniyle davacı itibarının zedelendiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 8.655.00 USD maddi ve 3.000.00 YTL manevi tazminatın …
Hak arama özgürlüğü veya «şikayet» hakkı Anayasada bu şekilde «teminat» altına alınmış olup; kişiler, gerek yargı mercileri önünde gerekse yetkili kurum ve kuruluşlara başvurmak suretiyle kendilerine zarar verenlere karşı haklarının korunmasına, yasal işlem yapılmasını ve cezalandırılmalarını isteme hak ve yetkilerine sahiptir.
Hak arama veya «şikayet» hakkı ile diğer hakların özellikle «kişilik haklarının» karşı karşıya geldiği durumlarda hukuk düzeninin bu iki hakkı aynı anda koruduğu kabul edilemez.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kar kaybı · sevk irsaliyesi · irsaliye · fatura · teslim
Benzer bu kararda… elerin, davacı kitaplarına engel teşkil etmediği, kitapların makul sınırlar içinde benzerlik teşkil ettiği, davacı yöneticilerinin beraatine karar verildiği, davalı «şikayetinin» haksız olduğunun ortaya çıktığı, davacının dava dışı Pfizer firmasıyla 6.000 adet kitap satışı hususunda anlaştığı, kitapların «sevk irsaliyesi» ve «fatura» ile «teslim» edildiği, ancak toplatma kararı ile 42.120 USD satış bedelinden «mahrum» kaldığı, düzenlenen fatura tutarının ise 17.722.278.320 TL olduğu, davacının bu kitapları 2000 yılında satması halinde uğrayacağı zararın 4.680.00 USD tutarında olacağının bilirkişi raporu ile saptandığı, üç ayrı firmayla 10.000 adet kitap satışı hususunda ön anlaşma yaptığı, «kar mahrumiyetinin» olacağı, satışların toplatma kararı uyarınca yapılmaması nedeniyle 1000.00x3 USD talepte bulunulduğu, isteme bağlı kalındığı, ayrıca işyerinde toplatılan 150 adet kitaptan dolayı 975.00 USD «kar kaybının» tespit edildiği, haksız şikayet nedeniyle davacı itibarının zedelendiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 8.655.00 USD maddi ve 3.000.00 YTL manevi tazminatın …
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2010/9353 E. , 2012/1365 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ Asliye Hukuk Mahkemesi
VEKİLİ . AV. ...
VEKİLİ AV. ...
Taraflar arasında görülen davada Bursa 6. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 25/02/2010 tarih ve 2005/194-21010/67 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin bıçak üretimi yapan Grup İnoks firmasının sahibi olduğunu, bir dönem davalı ile birlikte de ticari faaliyette bulunduğunu, bu ilişkinin sona ermesi üzerine davalının müvekkili tarafından üretilen bıçakların kendi adına endüstriyel tasarım belgesine sahip olduğundan bahisle müvekkili hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunduğunu, müvekkilinin elinde bulunan bıçakların adli emanete alındığı ancak yapılan yargılama sonunda müvekkilin beraatine karar verildiğini, bu olaylar nedeniyle müvekkilinin kişilik haklarının zedelendiğini ve büyük miktarda maddi zarara uğradığını ileri sürerek, 5.000 TL maddi tazminat, 15.000 TL kar mahrumiyet ve 10.000 TL manevi tazminatın faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacının ceza mahkemesinde uzun süre yargılandığı, bilirkişi incelemesinde de davacının ürettiği bıçakların tasarımının davalıya ait bıçaklarla aynı olmadığının belirlendiği, bu nedenle davalının şikayetinde haksız olduğu, davacının güven ve itibarının da zedelendiği, davacının emanette bulunan bıçaklarının üretimini de durdurduğu ve bu nedenle maddi zararının 1.813 TL olduğu gerekçesiyle davacının manevi tazminat ve kar mahrumiyeti istemlerinin kısmen kabulü ile 5.000 TL manevi tazminat ve 1.813 TL kar mahrumiyeti tazminatının 22.04.2005 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, maddi tazminat isteminin ise reddine karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1 - Dava, davalı tarafça C. Savcılığına yapılan şikâyet sonucunda davacı hakkında açılan kamu davası nedeniyle uğranılan maddi ve manevi zararın tazmini istemine ilişkindir.
Davacı vekili, davalının şikâyeti sonucunda, müvekkili hakkında 556 sayılı KHK’ye muhalefet suçu nedeniyle kamu davası açıldığını, müvekkilinin söz konusu davada sanık sıfatı ile yargılanarak beraatine karar verildiğini, ancak söz konusu dava nedeniyle müvekkilinin maddi ve manevi zarara uğradığını ileri sürerek işbu davayı açmış, mahkemece yapılan yargılama sonunda, davacının güven ve itibarının zedelendiği, davalının şikayetinde haksız olduğu gerekçesiyle davacı lehine kâr mahrumiyeti ve manevi tazminata hükmedilmiştir.
.../...
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 36. maddesi, herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu hükmünü içermektedir. Hak arama özgürlüğü veya şikayet hakkı Anayasada bu şekilde teminat altına alınmış olup; kişiler, gerek yargı mercileri önünde gerekse yetkili kurum ve kuruluşlara başvurmak suretiyle kendilerine zarar verenlere karşı haklarının korunmasına, yasal işlem yapılmasını ve cezalandırılmalarını isteme hak ve yetkilerine sahiptir. Öte yandan, Anayasa şikayet hakkı yanında temel hak ve hürriyetleri, herkesin yaşama, maddi ve manevini koruma ve geliştirme hakkını da güvece altına almıştır.
Bu haklara saldırı durumunda çeşitli kanunlarda yaptırımlar öngörülmüştür.
Hak arama veya şikayet hakkı ile diğer hakların özellikle kişilik haklarının karşı karşıya geldiği durumlarda hukuk düzeninin bu iki hakkı aynı anda koruduğu kabul edilemez. Daha az üstün olan yararın, daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Şikayet hakkı, diğer haklar gibi sınırsız olmayıp kişi salt başkasını zararlandırmak için bu hakkını kullanamaz. Hakkın hukuken korunabilmesi ve yerinde kullanıldığının kabul edilebilmesi için şikayet edilenin cezalandırılmasını veya sorumlu tutulmasını gerektirecek yeterli kanıtların bulunması da zorunlu değildir. Şikayeti haklı gösterecek bazı emare ve olguların zayıf ve dolaylı da olsa varlığı yeterlidir.
Bunlara dayanarak başkalarının da aynı olay karşısında davalı gibi davranabileceği hallerde şikayet hakkının kullanılmasının uygun olduğu kabul edilmelidir. Aksi halde, şikayetin hak arama sınırları aşılarak kullanıldığı, kişilik değerlerine saldırı oluşturduğu sonucuna varılmalıdır.
Somut olayda davalı yetkililerinin 556 Sayılı KHK’ye dayalı yaptığı şikayetin ciddi görülerek davacı tarafından piyasaya sunulan bıçakların Cumhuriyet Savcılığı tarafından toplatıldığı iddiaları yerinde görülerek davacı hakkında kamu davası açıldığı, hak arama sınırları içinde bu hakkın kullanıldığı, tazminat isteme koşullarının olmadığı, davacı hakkında açılan ceza davasının beraat ile sonuçlanması halinin, başlı başına davalının Anayasa ile güvence altına alınan şikâyet hakkını kötüye kullandığı anlamına gelmeyeceği dikkate alınıp, davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
2 – Öte yandan, davacı tarafça, davalının şikâyeti nedeniyle, suça konu edilen bıçakların üretiminin yapılamadığı ve bu nedenle kâr kaybına uğradığı iddia edilmişse de, tarafların Grup İnoks Ltd. Şti. nezdinde önceye dayalı ortaklıklarının olduğu ve davalının söz konusu bıçakların adı geçen şirket tarafından üretildiği yönünde şikâyette bulunduğu göz önüne alındığında, bıçakların üretim ve satışının yapılamaması olgusuna dayalı olarak talep edilen kâr kaybı yönünden gerçek kişi davacının aktif dava ehliyetinin bulunup bulunmadığının karar yerinde tartışılmaması dahi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle de bozulması gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarıda 1 ve 2 numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 06/02/2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
06/02/2012-S/E
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1036539000 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz