Tahsil
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2014/17929 E. 2015/1272 K. ·
OnandıKesinlik belirsiz
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
tasarrufun iptali davası↗ tüzel kişilik perdesinin kaldırılması↗ mal kaçırma↗ tasarrufun iptali↗ ttk 309/4↗ dolaylı zarar↗ esas sözleşme↗ muvazaa↗ müteselsil sorumluluk↗ şirket zararı↗ iptal davası↗ tüzel kişilik↗ haciz↗ yönetim kurulu kararı↗ çek↗ dava sebebi↗ görevli mahkeme↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece iddia, savunma, toplanılan deliller, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacı şirketin dava dışı ....'den alacaklı olduğu, şirket aleyhine icra takibi yapıldığı ve haciz işlemlerinin uygulandığı ancak, borcun tamamının tahsil edilemediği, davacı tarafın davalıların benzer .... Gurup isimli şirketi kurarak ticari iş ve işlemlerini bu şirket üzerinden yaptıkları ayrıca, borçlu şirketin hesabını boşalttıklarını belirterek borçtan şahsen sorumlu olduklarını iddia ettiği, her iki şirketin ortaklarının ve idare meclisi azalarının da aynı olduğu, TTK'nın 336. maddesinin 5. bendinde “Gerek kanunun gerekse esas mukavelelerinin kendilerine yüklediği sair vazifeleri kasten veya ihmal neticesi olarak yapmaması halinde şirket alacaklarına karşı şirketle müteselsilen sorumlu olacağının” düzenlediği, aynı maddenin 1. cümlesinde ise, idare meclisi azalarının şirket namına yapmış oldukları mukavele ve muamelelerden dolayı şahsen sorumlu olmayacaklarının belirtildiği, tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisinin ilk önce şirketin dosyada taraf bulunmaması sebebiyle uygulanma ihtimalinin olmadığı, davalı gerçek kişilerin kanunun ve şirket mukavelesinin kendilerine yüklediği vazifeleri ne şekilde kasten veya ihmal neticesi yapmayarak şirketi zarara uğrattıklarının tespit edilemediği, davacının iddiasına göre, davalıların borçlu şirketin hesaplarından alacaklıdan mal kaçırmak için para çektikleri, bu iddianın ispat edilmesi halinde davacının bu şahıslar aleyhine alacaklıdan mal kaçırmaya yönelik yaptıkları eylem sonucu haksız bir şekilde zenginleştikleri miktar kadar tasarrufun iptali davası açabileceği, 336. maddede şirketi idare edenlerin kanunun ve esas sözleşmenin kendilerine yüklediği sair vazifeleri kasten veya ihmal neticesi yapmaması halinde şirket alacaklılarına karşı sorumlu olmayı düzenlediği, şirket yöneticilerinin bu kapsamda bir eylemlerinin bulunmadığı, yani bu kapsamda idare meclisi üyelerinin şirketi zarara uğratmadıkları, zaten davacının da böyle bir iddiasının bulunmadığı, davacı, şirketin hesaplarının kasti olarak boşaltılmasından bahsettiğinden kastın ispatı halinde davacının şirketin hesaplarını boşaltan idare meclisi üyesine karşı haksız şekilde çektiği miktar kadar sorumlu tutmak için dava açma hakkının bulunduğu, açılan işbu davanın tümden kabulü halinde davalıların şirket hesaplarından çektikleri miktardan daha fazla borçtan sorumlu olacakları sonucunun doğacağı ayrıca, tüzel kişiliğin perdesinin kaldırılması konusundaki teorilerin ve Yargıtay uygulamalarının yorum sureti ile olaya uygulanmasının mümkün olmadığı, idare meclisi azalarının şirket namına yapmış oldukları mukavele ve muamelelerden dolayı şahsen sorumlu olamayacakları, sadece bu görevlerini kasten veya ihmal neticesi yapmayarak sadece bu muamele ve mukaveleden doğan zarardan dolayı şahsen sorumlu oldukları, olayda ise davalıların alacaklıdan mal kaçırmaya yönelik eylemleri sebebi ile borçtan şahsen sorumlu olmalarının talep edildiği, dolayısıyla bu talebin hukuki dayanağının bulunmadığı, her iki şirketin aynı yerden idare edildiği, şirket logolarının benzer olduğu ve davalıların daha sonra kurdukları şirket üzerinden ticari iş ve işlemlerine devam ettikleri yönündeki iddialarının ispatı halinde ise davacının daha sonra kurulan bu şirket aleyhine o zaman tüzel kişiliğin perdesinin kaldırılması teorisine dayanarak dava açması gerektiği, oysa ki bu konuda açılmış bir dava da bulunmadığı, davada kasten veya ihmalen şirketin zarara uğratıldığından değil, şirketin hesaplarından haksız bir şekilde para çekildiğinden söz edildiği, davalıların çek ve senet verdiği belirtilerek davanın bu temele dayandırılmaya çalışıldığı ancak, çek ve senetteki borçların muvazaalı olduğu veya çek ve senetlerin tarihlerinin farklı yazılmak sureti ile davacının alacağına kavuşmasının engellendiği yönünde bir iddianın söz konusu olmadığı, borçların çek ve senede bağlanması olayının kötü niyetli bir davranış olarak yorumlanması ve bu kapsamda idarecilerin sorumlu tutulmasının kanunun amacına aykırılık teşkil edeceği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, davalıların yöneticisi oldukları dava dışı şirketin kötü yönetilmesi sebebiyle, şirketten olan alacağın tahsil edilemediği gerekçesiyle bu alacağın, şirket yöneticileri olan davalılardan tahsili istemine ilişkin olup, mahkemece yukarıda özetlenen gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir.
6762 sayılı TTK’nın 556. madde hükmü yollamasıyla, aynı Kanun'un 336. maddesi uyarınca, yöneticilerin eylemleri neticesinde ortakların veya alacaklıların mal varlığında doğrudan bir azalma meydana gelmiş ise bu zararı veren yöneticilere karşı tazmin istemiyle dava açılması mümkündür. Ancak zarar doğrudan değil, dolaylı ise, yani ortak veya alacaklının değil, onların çıkarlarının bağlı olduğu şirket varlığında azalma olmuş ise, 6762 sayılı TTK’nın 340. maddesi yollamasıyla, aynı Kanun'un 309. maddesi uyarınca, yönetim kurulu üyelerine karşı açılacak davada, hükmolunacak tazminatın şirkete verilmek üzere istenmesi ve hükmedilmesi gerekmektedir.
Somut olayda da, davacının iddiası, davalıların şirketi iyi yönetememeleri, ana sözleşmenin kendilerine yüklediği görevleri yapmamaları sebebiyle şirketin borca batık hale geldiğine, bu nedenle müvekkilinin zarara uğradığına yönelik olup, iddianın ileri sürülüş biçimine göre dolaylı zarara ilişkin işbu davanın TTK'nın 309. maddesine dayalı olarak açıldığının kabulü gerekir.
Yukarıda açıklanan ilke uyarınca davacı alacaklının dava hakkının bulunduğunun kabulü zorunlu ise de, madde metninden de açıkça anlaşılacağı üzere böyle bir davada davacının dava sonunda hükmedilecek tazminatı şirket yararına istemiş olması gerekmektedir. Oysa somut olayda, davacı alacağın kendisine ödenmesini talep etmiş olup, mahkemece bu husus nazara alınarak davanın reddi gerekip, yazılı gerekçeyle reddi doğru değil ise de, sonucu itibariyle doğru olan kararın HUMK 437/7. maddesi gereğince açıklanan bu gerekçe ile onanmasına karar vermek gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2019/629 E. 2019/6225 K.
Ortak:yönetim kurulu kararı
İncelediğiniz karardaAncak zarar doğrudan değil, dolaylı ise, yani ortak veya alacaklının değil, onların çıkarlarının bağlı olduğu şirket varlığında azalma olmuş ise, 6762 sayılı TTK’nın 340. maddesi yollamasıyla, aynı Kanun'un 309. maddesi uyarınca, «yönetim kurulu» üyelerine karşı açılacak davada, hükmolunacak tazminatın şirkete verilmek üzere istenmesi ve hükmedilmesi gerekmektedir.
Benzer bu karardaMahkemece, davacı şirketin genel müdürü olan davalıya KTS Grup ile davacı şirket arasında sözleşme aktedilmesi için yönetim kurulunun talimat verdiği, «yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğunu» düzenleyen TTK'nın 336. maddesinde idare meclisi azalarının şirket namına yapmış oldukları mukavele ve muamelelerden dolayı şahsen sorumlu tutulamayacaklarının düzenlendiği, davalıya akdedilen sözleşmeye ilişkin «yetki» ve görevin ana sözleşme ile değil yönetim kurulu kararı ile verilmesi nedeniyle davalının sorumlu tutulamayacağı, zararın davalının kastı ile meydana geldiğine dai …
… nılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, her ne kadar mahkemenin, davalıya dava dışı şirket ile sözleşme yapma «yetkisinin» ana sözleşmeyle değil «yönetim kurulu» kararıyla verilmiş olması nedeniyle davalının sorumlu olmadığı şeklindeki gerekçesi davaya konu olay itibarıyla uygulanması gereken 6762 sayılı TTK’nın 342. maddesine göre yerinde değil ise de diğer gerekçelere ve özellikle dava dışı şirketle olan anlaşmazlığın giderildiğinin ve ilgili şirketin makineleri isteğe uygun şekilde «teslim» ettiğinin davacı şirket tarafından Ticaret Sicil Gazetesi’nde davadan önce «ilan» edilmiş ve dolayısıyla bir zarar var ise bu zararın giderilmiş olmasına göre davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
Farklı:yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu · para alacağı · nispi vekalet ücreti · maktu vekalet ücreti · yetki · yetkisizlik kararı · ilan · vekalet ücreti
Benzer bu karardaDava konusu belirli bir miktar «para alacağı» olması nedeniyle davanın reddine karar verildiğinde davalı lehine A.A.Ü.T.’ye göre «nispi vekalet ücreti» verilmesi gerekirken 2.180,00 TL «maktu vekalet ücretine» hükmedilmesi doğru değil ise de bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden kararın aşağıda yazılı şekilde düzeltilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir.
Mahkemece, davacı şirketin genel müdürü olan davalıya KTS Grup ile davacı şirket arasında sözleşme aktedilmesi için yönetim kurulunun talimat verdiği, «yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğunu» düzenleyen TTK'nın 336. maddesinde idare meclisi azalarının şirket namına yapmış oldukları mukavele ve muamelelerden dolayı şahsen sorumlu tutulamayacaklarının düzenlendiği, davalıya akdedilen sözleşmeye ilişkin «yetki» ve görevin ana sözleşme ile değil yönetim kurulu kararı ile verilmesi nedeniyle davalının sorumlu tutulamayacağı, zararın davalının kastı ile meydana geldiğine dai …
… nılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, her ne kadar mahkemenin, davalıya dava dışı şirket ile sözleşme yapma «yetkisinin» ana sözleşmeyle değil «yönetim kurulu» kararıyla verilmiş olması nedeniyle davalının sorumlu olmadığı şeklindeki gerekçesi davaya konu olay itibarıyla uygulanması gereken 6762 sayılı TTK’nın 342. maddesine göre yerinde değil ise de diğer gerekçelere ve özellikle dava dışı şirketle olan anlaşmazlığın giderildiğinin ve ilgili şirketin makineleri isteğe uygun şekilde «teslim» ettiğinin davacı şirket tarafından Ticaret Sicil Gazetesi’nde davadan önce «ilan» edilmiş ve dolayısıyla bir zarar var ise bu zararın giderilmiş olmasına göre davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/13218 E. 2015/7120 K.
Ortak:dolaylı zarar · şirket zararı · yönetim kurulu kararı · görevli mahkeme
İncelediğiniz karardaSomut olayda da, davacının iddiası, davalıların şirketi iyi yönetememeleri, ana sözleşmenin kendilerine yüklediği «görevleri» yapmamaları sebebiyle şirketin borca batık hale geldiğine, bu nedenle müvekkilinin zarara uğradığına yönelik olup, iddianın ileri sürülüş biçimine göre «dolaylı zarara» ilişkin işbu davanın TTK'nın 309. maddesine dayalı olarak açıldığının kabulü gerekir.
… ek kanunun gerekse esas mukavelelerinin kendilerine yüklediği sair vazifeleri kasten veya ihmal neticesi olarak yapmaması halinde şirket alacaklarına karşı şirketle «müteselsilen sorumlu» olacağının” düzenlediği, aynı maddenin 1. cümlesinde ise, idare meclisi azalarının şirket namına yapmış oldukları mukavele ve muamelelerden dolayı şahsen sorumlu olmayacaklarının belirtildiği, «tüzel kişilik perdesinin kaldırılması» teorisinin ilk önce şirketin dosyada taraf bulunmaması sebebiyle uygulanma ihtimalinin olmadığı, davalı gerçek kişilerin kanunun ve şirket mukavelesinin kendilerine yüklediği vazifeleri ne şekilde kasten veya ihmal neticesi yapmayarak «şirketi zarara» uğrattıklarının tespit edilemediği, davacının iddiasına göre, davalıların borçlu şirketin hesaplarından alacaklıdan «mal kaçırmak» için para çektikleri, bu iddianın ispat edilmesi halinde davacının bu şahıslar aleyhine alacaklıdan mal kaçırmaya yönelik yaptıkları eylem sonucu haksız bir şekilde zenginleştikleri miktar kadar «tasarrufun iptali davası» açabileceği, 336. maddede şirketi idare edenlerin kanunun ve «esas sözleşmenin» kendilerine yüklediği sair vazifeleri kasten veya ihmal neticesi yapmaması halinde şirket alacaklılarına karşı sorumlu olmayı düzenlediği, şirket yöneticilerinin bu kapsamda bir eylemlerinin bulunmadığı, yani bu kapsamda idare meclisi üyelerinin şirketi zarara uğratmadıkları, zaten davacının da böyle bir iddiasının bulunmadığı, davacı, şirketin hesaplarının kasti olarak boşaltılmasından bahsettiğinden kastın ispatı halinde davacının şirketin hesaplarını boşaltan idare meclisi üyesine karşı haksız şekilde çektiği miktar kadar sorumlu tutmak için dava açma hakkının bulunduğu, açılan işbu davanın tümden kabulü halinde davalıların şirket hesaplarından çektikleri miktardan daha fazla borçtan sorumlu olacakları sonucunun doğacağı ayrıca, tüzel kişiliğin perdesinin kaldırılması konusundaki teorilerin ve Yargıtay uygulamalarının yorum sureti ile olaya uygulanmasının mümkün olmadığı, idare meclisi azalarının şirket namına yapmış oldukları mukavele ve muamelelerden dolayı şahsen sorumlu olamayacakları, sadece bu görevlerini kasten veya ihmal neticesi yapmayarak sadece bu muamele ve mukaveleden doğan zarardan dolayı şahsen sorumlu oldukları, olayda ise davalıların alacaklıdan mal kaçırmaya yönelik eylemleri «sebebi» ile borçtan şahsen sorumlu olmalarının talep edildiği, dolayısıyla bu talebin hukuki dayanağının bulunmadığı, her iki şirketin aynı yerden idare edildiği, şirket logolarının benzer olduğu ve davalıların daha sonra kurdukları şirket üzerinden ticari iş ve işlemlerine devam ettikleri yönündeki iddialarının ispatı halinde ise davacının daha sonra kurulan bu şirket aleyhine o zaman tüzel kişiliğin perdesinin kaldırılması teorisine dayanarak dava açması gerektiği, oysa ki bu konuda açılmış bir dava da bulunmadığı, davada kasten veya ihmalen şirketin zarara uğratıldığından değil, şirketin hesaplarından haksız bir şekilde para çekildiğinden söz edildiği, davalıların «çek» ve senet verdiği belirtilerek davanın bu temele dayandırılmaya çalışıldığı ancak, çek ve senetteki borçların «muvazaalı» olduğu veya çek ve senetlerin tarihlerinin farklı yazılmak sureti ile davacının alacağına kavuşmasının engellendiği yönünde bir iddianın söz konusu olmadığı, borçl …
Ancak zarar doğrudan değil, dolaylı ise, yani ortak veya alacaklının değil, onların çıkarlarının bağlı olduğu şirket varlığında azalma olmuş ise, 6762 sayılı TTK’nın 340. maddesi yollamasıyla, aynı Kanun'un 309. maddesi uyarınca, «yönetim kurulu» üyelerine karşı açılacak davada, hükmolunacak tazminatın şirkete verilmek üzere istenmesi ve hükmedilmesi gerekmektedir.
Benzer bu karardaSomut olayda da davacı vekilinin iddiası, davalıların şirketi TTK hükümlerine uygun yönetmemeleri, yasa ve anasözleşmenin kendilerine yüklediği «görevleri» yapmamaları, TTK hükümlerince tutulması gerekli «defterleri» kanuna uygun tutmamaları sebebiyle şirketin içinin boşaltılması nedeniyle müvekkilinin zarara uğradığına yönelik olup, iddianın ileri sürülüş biçimine göre «dolaylı zarara» ilişkin işbu davanın TTK'nın 309. maddesine dayalı olarak açıldığının kabulü gerekir.
Şirketin «temsil» ve idaresinden sorumlu bulunan «yönetim kurulu» üyelerinin şirket işlerinde gösterecekleri dikkat ve basiret hakkında 6762 sayılı TTK’nun 320. maddesi, Borçlar Kanunu’nun 528/2. maddesine atıf yapmıştır.
Şirket yöneticileri kasti veya ihmali hareketleri sonucu «şirketi zarara» uğratmaları halinde meydana gelen zarardan sorumludurlar.
Farklı:vekalet ilişkisi · yönetici sorumluluğu · sorumluluk davası · kusur sorumluluğu · tasdik kararı · ispat yükü · limited şirket · ticari defter
Benzer bu kararda… ışı şirketin eski müdürleri olduğu, davanın 6762 sayılı TTK'nun 336. maddesine dayanılarak açıldığı, müdürlerin TTK 'nun 336/1-3 maddesi gereğince tutulması gereken «defterlerin» tutulmaması ve 336/1-5 maddesi gereğince şirketin kasten veya ihmalen zarara uğratılması durumunda şirket alacaklarına karşı sorumlu olduğu, davacının söz konusu durumu ispatlaması gerektiği, şirkete ilişkin defterlerin tutulduğuna dair noter kapanış «tasdiklerinin» noterden getirtilerek dosya içerisine alındığı, davalı müdürler yönünden TTK'nın 336/1-3 maddesinin şartlarının gerçekleşmediği, şirketin «ticari defterlerinin» dava dışı müdüründen istenilmesine rağmen dosyaya sunulmadığı, davalıların söz konusu şirketle ilgisi kalmaması nedeniyle ticari defterleri sunmalarının beklenemeyeceği, davacı tarafından söz konusu defterlerin sunulamadığı, davacı tarafından davalı eski müdürlerin söz konusu şirketi kasten ya da ihmalen zarara uğrattıkları yönünde dosyaya herhangi bir delil sunulmadığı, TTK’nun 336/1-5 maddesi koşullarının da gerçekleşmediği, «ispat yükü» davacıda olup davacının davasını ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bir başka deyişle, «yöneticinin sorumluluğu» «ispat yükü» tersine çevrilmiş bir «kusur sorumluluğu» olup, yöneticinin zararın meydana gelmesinde kusursuz olduğunu ispat etmesi gerekmektedir.
Dava, dava dışı «limited şirketin» kötü yönetilmesi sebebiyle şirketten olan alacağını tahsil edemeyen davacının şirket yöneticilerine karşı açtığı «sorumluluk davası» olup, mahkemece yukarıda özetlenen gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir.
Bu itibarla, yöneticilerin şirkete karşı sorumluluğu «kusur sorumluluğu» niteliğinde ise de TTK’nun 338. maddesi uyarınca meydana gelen zararda bir kusuru olmadığının «ispat yükü» şirket yöneticilerine ait bulunmaktadır.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/1121 E. 2014/7840 K.
Farklı:sigorta acenteliği · şirket müdürlüğü · şirket müdürü · ortaklar kurulu kararı · acentelik · ek prim · hisse devir sözleşmesi · temsil
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamı uyarınca «sigorta acentesinin» tahsil edip, sigortacıya ödemediği «prim» borçları nedeniyle 6762 sayılı TTK nun 336.maddesi geregince idare meclisi azalarının sorumluluğu bulunduğu, davalılardan ...'in şirketin ana ortağı olduğu ve «şirket müdürlüğü» yaptığı, «şirket müdürü» olarak TTK'nın 336.maddesi gereğince ödenmeyen prim borçlarının ödenmesi hususunda şahsen sorumluluğunun bulunduğu, diğer davalı ...'in ise 10.000,00 TL sermayeli …
Şti'nin ana sözleşmesi ile davalı ... ve dava dışı ...'nın 20 yıl süreyle şirketi münferiden «temsil» ve ilzam etmesinin kararlaştırıldığı, bilahare ... ile davalı ... arasında yapılan «hisse devir sözleşmesi» sonrasında alınan 10.03.2004 tarihli «ortaklar kurulu» kararı ile de ...'nın «şirket müdürlüğü» görevine «son» verilmiş olması nedeniyle şirketin tek müdürü olarak ... kalmış olmasına göre, davacı vekilinin tüm temyiz itirazının reddi gerekmiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2014/17929 E. , 2015/1272 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 11/03/2014 tarih ve 2011/935-2014/91sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin dava dışı borçlu ...'ye sattığı malların bedelini tahsil etmek amacıyla icra takibi başlattığını, takibe yapılan itirazın iptali için açılan davada itirazın iptali ile takibin devamına karar verildiğini, kararın kesinleşmesi ile birlikte müvekkilinin alacağının, tahsil edilemediğinin ve halen borçlu şirketin borcu karşılayacak malı olmadığının sabit olduğunu, borçlu aleyhine hacze başlandığını ancak, şirketin yöneticisi olan davalıların borcu ödememek ve hacizden mal kaçırmak amacıyla banka hesaplarını boşalttıklarını, hesap hareketlerini banka yerine çalışanları ve şahısları üzerinden ya da diğer bankalarda hesap açarak yürütmeye başladıklarını, şirket gelirlerini şahsi hesaplarına geçirdiklerini, şirketin çeke veya bonoya bağlanmamış tüm alacaklarını çek ve bonoya bağlayıp, çek ve bonoları üçüncü kişilere ciro ederek alacaklara gelecek hacizleri önlediklerini, gerek devam eden gerekse gelecek işler nedeniyle doğan alacaklarını hacizden kaçırmak için neredeyse borçlu şirketle aynı ad ve unvanda ve logoları aynı olan ....
unvanlı şirketi kurduklarını ve borçlu şirketin tüm işlemlerini yeni şirkete devrettiklerini, işbu şirketin, fiilen ve bütünüyle borçlu şirketin devamı olup, her iki şirket arasında organik bağ olduğunu, davalıların borçlu şirketi kötü yöneterek borcunu ödeyemez hale getirmeleri, borçlu şirketin alacağını yeni kurdukları şirketin alacağı gibi göstermeleri, aynı logoyu kullanmaları, ticari itibarını devretmeleri gibi hileli işlemlerde bulunmaları nedeniyle borçlu şirketin borcundan şahsen sorumlu tutulmaları gerektiğini ileri sürerek, TTK'nın 336. maddesi uyarınca, davalıların yöneticisi oldukları dava dışı borçlu şirketin takibe konu borcundan tahsilde mükerrerlik olmamak kaydıyla müteselsilen sorumlu tutulmalarına ve borcun davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar, davaya cevap vermemiştir.
Mahkemece iddia, savunma, toplanılan deliller, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacı şirketin dava dışı ....'den alacaklı olduğu, şirket aleyhine icra takibi yapıldığı ve haciz işlemlerinin uygulandığı ancak, borcun tamamının tahsil edilemediği, davacı tarafın davalıların benzer .... Gurup isimli şirketi kurarak ticari iş ve işlemlerini bu şirket üzerinden yaptıkları ayrıca, borçlu şirketin hesabını boşalttıklarını belirterek borçtan şahsen sorumlu olduklarını iddia ettiği, her iki şirketin ortaklarının ve idare meclisi azalarının da aynı olduğu, TTK'nın 336. maddesinin 5. bendinde “Gerek kanunun gerekse esas mukavelelerinin kendilerine yüklediği sair vazifeleri kasten veya ihmal neticesi olarak yapmaması halinde şirket alacaklarına karşı şirketle müteselsilen sorumlu olacağının” düzenlediği, aynı maddenin 1.
cümlesinde ise, idare meclisi azalarının şirket namına yapmış oldukları mukavele ve muamelelerden dolayı şahsen sorumlu olmayacaklarının belirtildiği, tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisinin ilk önce şirketin dosyada taraf bulunmaması sebebiyle uygulanma ihtimalinin olmadığı, davalı gerçek kişilerin kanunun ve şirket mukavelesinin kendilerine yüklediği vazifeleri ne şekilde kasten veya ihmal neticesi yapmayarak şirketi zarara uğrattıklarının tespit edilemediği, davacının iddiasına göre, davalıların borçlu şirketin hesaplarından alacaklıdan mal kaçırmak için para çektikleri, bu iddianın ispat edilmesi halinde davacının bu şahıslar aleyhine alacaklıdan mal kaçırmaya yönelik yaptıkları eylem sonucu haksız bir şekilde zenginleştikleri miktar kadar tasarrufun iptali davası açabileceği, 336.
maddede şirketi idare edenlerin kanunun ve esas sözleşmenin kendilerine yüklediği sair vazifeleri kasten veya ihmal neticesi yapmaması halinde şirket alacaklılarına karşı sorumlu olmayı düzenlediği, şirket yöneticilerinin bu kapsamda bir eylemlerinin bulunmadığı, yani bu kapsamda idare meclisi üyelerinin şirketi zarara uğratmadıkları, zaten davacının da böyle bir iddiasının bulunmadığı, davacı, şirketin hesaplarının kasti olarak boşaltılmasından bahsettiğinden kastın ispatı halinde davacının şirketin hesaplarını boşaltan idare meclisi üyesine karşı haksız şekilde çektiği miktar kadar sorumlu tutmak için dava açma hakkının bulunduğu, açılan işbu davanın tümden kabulü halinde davalıların şirket hesaplarından çektikleri miktardan daha fazla borçtan sorumlu olacakları sonucunun doğacağı ayrıca, tüzel kişiliğin perdesinin kaldırılması konusundaki teorilerin ve Yargıtay uygulamalarının yorum sureti ile olaya uygulanmasının mümkün olmadığı, idare meclisi azalarının şirket namına yapmış oldukları mukavele ve muamelelerden dolayı şahsen sorumlu olamayacakları, sadece bu görevlerini kasten veya ihmal neticesi yapmayarak sadece bu muamele ve mukaveleden doğan zarardan dolayı şahsen sorumlu oldukları, olayda ise davalıların alacaklıdan mal kaçırmaya yönelik eylemleri sebebi ile borçtan şahsen sorumlu olmalarının talep edildiği, dolayısıyla bu talebin hukuki dayanağının bulunmadığı, her iki şirketin aynı yerden idare edildiği, şirket logolarının benzer olduğu ve davalıların daha sonra kurdukları şirket üzerinden ticari iş ve işlemlerine devam ettikleri yönündeki iddialarının ispatı halinde ise davacının daha sonra kurulan bu şirket aleyhine o zaman tüzel kişiliğin perdesinin kaldırılması teorisine dayanarak dava açması gerektiği, oysa ki bu konuda açılmış bir dava da bulunmadığı, davada kasten veya ihmalen şirketin zarara uğratıldığından değil, şirketin hesaplarından haksız bir şekilde para çekildiğinden söz edildiği, davalıların çek ve senet verdiği belirtilerek davanın bu temele dayandırılmaya çalışıldığı ancak, çek ve senetteki borçların muvazaalı olduğu veya çek ve senetlerin tarihlerinin farklı yazılmak sureti ile davacının alacağına kavuşmasının engellendiği yönünde bir iddianın söz konusu olmadığı, borçların çek ve senede bağlanması olayının kötü niyetli bir davranış olarak yorumlanması ve bu kapsamda idarecilerin sorumlu tutulmasının kanunun amacına aykırılık teşkil edeceği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, davalıların yöneticisi oldukları dava dışı şirketin kötü yönetilmesi sebebiyle, şirketten olan alacağın tahsil edilemediği gerekçesiyle bu alacağın, şirket yöneticileri olan davalılardan tahsili istemine ilişkin olup, mahkemece yukarıda özetlenen gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir.
6762 sayılı TTK’nın 556. madde hükmü yollamasıyla, aynı Kanun'un 336. maddesi uyarınca, yöneticilerin eylemleri neticesinde ortakların veya alacaklıların mal varlığında doğrudan bir azalma meydana gelmiş ise bu zararı veren yöneticilere karşı tazmin istemiyle dava açılması mümkündür. Ancak zarar doğrudan değil, dolaylı ise, yani ortak veya alacaklının değil, onların çıkarlarının bağlı olduğu şirket varlığında azalma olmuş ise, 6762 sayılı TTK’nın 340. maddesi yollamasıyla, aynı Kanun'un 309. maddesi uyarınca, yönetim kurulu üyelerine karşı açılacak davada, hükmolunacak tazminatın şirkete verilmek üzere istenmesi ve hükmedilmesi gerekmektedir.
Somut olayda da, davacının iddiası, davalıların şirketi iyi yönetememeleri, ana sözleşmenin kendilerine yüklediği görevleri yapmamaları sebebiyle şirketin borca batık hale geldiğine, bu nedenle müvekkilinin zarara uğradığına yönelik olup, iddianın ileri sürülüş biçimine göre dolaylı zarara ilişkin işbu davanın TTK'nın 309. maddesine dayalı olarak açıldığının kabulü gerekir.
Yukarıda açıklanan ilke uyarınca davacı alacaklının dava hakkının bulunduğunun kabulü zorunlu ise de, madde metninden de açıkça anlaşılacağı üzere böyle bir davada davacının dava sonunda hükmedilecek tazminatı şirket yararına istemiş olması gerekmektedir. Oysa somut olayda, davacı alacağın kendisine ödenmesini talep etmiş olup, mahkemece bu husus nazara alınarak davanın reddi gerekip, yazılı gerekçeyle reddi doğru değil ise de, sonucu itibariyle doğru olan kararın HUMK 437/7. maddesi gereğince açıklanan bu gerekçe ile onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile sonucu itibariyle doğru olan hükmün değişik gerekçe ile ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 2,50 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 04/02/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/166406900 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz