Vekalet ilişkisi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2014/13218 E. 2015/7120 K. ·
OnandıKesinlik belirsiz
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
vekalet ilişkisi↗ ttk 309/4↗ dolaylı zarar↗ yönetici sorumluluğu↗ sorumluluk davası↗ kusur sorumluluğu↗ tasdik kararı↗ şirket zararı↗ ispat yükü↗ limited şirket↗ ticari defter↗ yönetim kurulu kararı↗ kusur↗ temsil↗ e-defter↗ görevli mahkeme↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davalıların dava dışı şirketin eski müdürleri olduğu, davanın 6762 sayılı TTK'nun 336. maddesine dayanılarak açıldığı, müdürlerin TTK 'nun 336/1-3 maddesi gereğince tutulması gereken defterlerin tutulmaması ve 336/1-5 maddesi gereğince şirketin kasten veya ihmalen zarara
uğratılması durumunda şirket alacaklarına karşı sorumlu olduğu, davacının söz konusu durumu ispatlaması gerektiği, şirkete ilişkin defterlerin tutulduğuna dair noter kapanış tasdiklerinin noterden getirtilerek dosya içerisine alındığı, davalı müdürler yönünden TTK'nın 336/1-3 maddesinin şartlarının gerçekleşmediği, şirketin ticari defterlerinin dava dışı müdüründen istenilmesine rağmen dosyaya sunulmadığı, davalıların söz konusu şirketle ilgisi kalmaması nedeniyle ticari defterleri sunmalarının beklenemeyeceği, davacı tarafından söz konusu defterlerin sunulamadığı, davacı tarafından davalı eski müdürlerin söz konusu şirketi kasten ya da ihmalen zarara uğrattıkları yönünde dosyaya herhangi bir delil sunulmadığı, TTK’nun 336/1-5 maddesi koşullarının da gerçekleşmediği, ispat yükü davacıda olup davacının davasını ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, dava dışı limited şirketin kötü yönetilmesi sebebiyle şirketten olan alacağını tahsil edemeyen davacının şirket yöneticilerine karşı açtığı sorumluluk davası olup, mahkemece yukarıda özetlenen gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir.
Şirketin temsil ve idaresinden sorumlu bulunan yönetim kurulu üyelerinin şirket işlerinde gösterecekleri dikkat ve basiret hakkında 6762 sayılı TTK’nun 320. maddesi, Borçlar Kanunu’nun 528/2. maddesine atıf yapmıştır. Buna göre şirket yöneticileri bir vekil gibi sorumludur. Şirket ile yöneticiler arasında vekalet ilişkisi söz konusu olup, yöneticiler kanun ve anasözleşme hükümleri ile genel kurullar tarafından alınan kararlar uyarınca şirket yararını gözeterek şirketin temsil ve yönetimini gerçekleştirmekle yükümlüdür. Şirket yöneticileri kasti veya ihmali hareketleri sonucu şirketi zarara uğratmaları halinde meydana gelen zarardan sorumludurlar. Bu itibarla, yöneticilerin şirkete karşı sorumluluğu kusur sorumluluğu niteliğinde ise de TTK’nun 338. maddesi uyarınca meydana gelen zararda bir kusuru olmadığının ispat yükü şirket yöneticilerine ait bulunmaktadır. Bir başka deyişle, yöneticinin sorumluluğu ispat yükü tersine çevrilmiş bir kusur sorumluluğu olup, yöneticinin zararın meydana gelmesinde kusursuz olduğunu ispat etmesi gerekmektedir.
Yine 6762 sayılı TTK’nın 556. madde hükmü yollamasıyla, aynı Kanun'un 336. maddesi uyarınca, yöneticilerin eylemleri neticesinde ortakların veya alacaklıların mal varlığında doğrudan bir azalma meydana gelmiş ise bu zararı veren yöneticilere karşı tazmin istemiyle dava açılması mümkündür. Ancak zarar doğrudan değil, dolaylı ise yani ortak veya alacaklının değil, onların çıkarlarının bağlı olduğu şirket varlığında azalma olmuş ise 6762 sayılı TTK’nın 340. maddesi yollamasıyla, aynı Kanun'un 309. maddesi uyarınca, yönetim kurulu üyelerine karşı açılacak davada, hükmolunacak tazminatın şirkete verilmek üzere istenmesi ve hükmedilmesi gerekmektedir.
Somut olayda da davacı vekilinin iddiası, davalıların şirketi TTK hükümlerine uygun yönetmemeleri, yasa ve anasözleşmenin kendilerine yüklediği görevleri yapmamaları, TTK hükümlerince tutulması gerekli defterleri kanuna uygun tutmamaları sebebiyle şirketin içinin boşaltılması nedeniyle müvekkilinin zarara uğradığına yönelik olup, iddianın ileri sürülüş biçimine göre dolaylı zarara ilişkin işbu davanın TTK'nın 309. maddesine dayalı olarak açıldığının kabulü gerekir.
Yukarıda açıklanan ilkeler uyarınca davacı alacaklının dava hakkının bulunduğunun kabulü zorunlu ise de madde metninden de açıkça anlaşılacağı üzere böyle bir davada davacının dava sonunda hükmedilecek tazminatı şirket yararına istemiş olması gerekmektedir. Oysa somut olayda, davacı alacağın kendisine ödenmesini talep etmiş olup, mahkemece bu husus nazara alınarak davanın reddine karar verilmek gerekirken, yazılı gerekçeyle reddi doğru olmadığı gibi ispat yükünün yanlış değerlendirilip davacıya
yüklenmesi doğru değil ise de, sonucu itibariyle doğru olan kararın HUMK 437/7. maddesi gereğince açıklanan bu gerekçe ile onanmasına karar vermek gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/13693 E. 2017/2703 K.
Ortak:vekalet ilişkisi · dolaylı zarar · yönetici sorumluluğu · sorumluluk davası · kusur sorumluluğu · şirket zararı · ispat yükü · limited şirket
İncelediğiniz karardaBir başka deyişle, «yöneticinin sorumluluğu» «ispat yükü» tersine çevrilmiş bir «kusur sorumluluğu» olup, yöneticinin zararın meydana gelmesinde kusursuz olduğunu ispat etmesi gerekmektedir.
Dava, dava dışı «limited şirketin» kötü yönetilmesi sebebiyle şirketten olan alacağını tahsil edemeyen davacının şirket yöneticilerine karşı açtığı «sorumluluk davası» olup, mahkemece yukarıda özetlenen gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir.
Bu itibarla, yöneticilerin şirkete karşı sorumluluğu «kusur sorumluluğu» niteliğinde ise de TTK’nun 338. maddesi uyarınca meydana gelen zararda bir kusuru olmadığının «ispat yükü» şirket yöneticilerine ait bulunmaktadır.
Benzer bu karardaBir başka deyişle, «yöneticinin sorumluluğu» «ispat yükü» tersine çevrilmiş bir «kusur sorumluluğu» olup, yöneticinin zararın meydana gelmesinde kusursuz olduğunu ispat etmesi gerekmektedir.
Dava, dava dışı «limited şirketin» kötü yönetilmesi sebebiyle şirketten olan alacağını tahsil edemeyen davacının şirket yöneticisine karşı açtığı «sorumluluk davası» olup, mahkemece yukarıda özetlenen gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir.
Bu itibarla, yöneticilerin şirkete karşı sorumluluğu «kusur sorumluluğu» niteliğinde ise de, TTK’nun 338. maddesi uyarınca meydana gelen zararda bir kusuru olmadığının «ispat yükü» şirket yöneticilerine ait bulunmaktadır.
Farklı:çek
Benzer bu karardaLtd.Şti arasında satım akdi bulunduğu, bu satım akdi sonucunda 26/10/2011 tarihli 3.658,00-TL bedelli «çek» ile 13/09/2011 tarihli 12.685,00-TL bedelli çekin verildiği, ....
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/17929 E. 2015/1272 K.
Ortak:dolaylı zarar · şirket zararı · yönetim kurulu kararı · görevli mahkeme
İncelediğiniz karardaSomut olayda da davacı vekilinin iddiası, davalıların şirketi TTK hükümlerine uygun yönetmemeleri, yasa ve anasözleşmenin kendilerine yüklediği «görevleri» yapmamaları, TTK hükümlerince tutulması gerekli «defterleri» kanuna uygun tutmamaları sebebiyle şirketin içinin boşaltılması nedeniyle müvekkilinin zarara uğradığına yönelik olup, iddianın ileri sürülüş biçimine göre «dolaylı zarara» ilişkin işbu davanın TTK'nın 309. maddesine dayalı olarak açıldığının kabulü gerekir.
Şirketin «temsil» ve idaresinden sorumlu bulunan «yönetim kurulu» üyelerinin şirket işlerinde gösterecekleri dikkat ve basiret hakkında 6762 sayılı TTK’nun 320. maddesi, Borçlar Kanunu’nun 528/2. maddesine atıf yapmıştır.
Şirket yöneticileri kasti veya ihmali hareketleri sonucu «şirketi zarara» uğratmaları halinde meydana gelen zarardan sorumludurlar.
Benzer bu karardaSomut olayda da, davacının iddiası, davalıların şirketi iyi yönetememeleri, ana sözleşmenin kendilerine yüklediği «görevleri» yapmamaları sebebiyle şirketin borca batık hale geldiğine, bu nedenle müvekkilinin zarara uğradığına yönelik olup, iddianın ileri sürülüş biçimine göre «dolaylı zarara» ilişkin işbu davanın TTK'nın 309. maddesine dayalı olarak açıldığının kabulü gerekir.
… ek kanunun gerekse esas mukavelelerinin kendilerine yüklediği sair vazifeleri kasten veya ihmal neticesi olarak yapmaması halinde şirket alacaklarına karşı şirketle «müteselsilen sorumlu» olacağının” düzenlediği, aynı maddenin 1. cümlesinde ise, idare meclisi azalarının şirket namına yapmış oldukları mukavele ve muamelelerden dolayı şahsen sorumlu olmayacaklarının belirtildiği, «tüzel kişilik perdesinin kaldırılması» teorisinin ilk önce şirketin dosyada taraf bulunmaması sebebiyle uygulanma ihtimalinin olmadığı, davalı gerçek kişilerin kanunun ve şirket mukavelesinin kendilerine yüklediği vazifeleri ne şekilde kasten veya ihmal neticesi yapmayarak «şirketi zarara» uğrattıklarının tespit edilemediği, davacının iddiasına göre, davalıların borçlu şirketin hesaplarından alacaklıdan «mal kaçırmak» için para çektikleri, bu iddianın ispat edilmesi halinde davacının bu şahıslar aleyhine alacaklıdan mal kaçırmaya yönelik yaptıkları eylem sonucu haksız bir şekilde zenginleştikleri miktar kadar «tasarrufun iptali davası» açabileceği, 336. maddede şirketi idare edenlerin kanunun ve «esas sözleşmenin» kendilerine yüklediği sair vazifeleri kasten veya ihmal neticesi yapmaması halinde şirket alacaklılarına karşı sorumlu olmayı düzenlediği, şirket yöneticilerinin bu kapsamda bir eylemlerinin bulunmadığı, yani bu kapsamda idare meclisi üyelerinin şirketi zarara uğratmadıkları, zaten davacının da böyle bir iddiasının bulunmadığı, davacı, şirketin hesaplarının kasti olarak boşaltılmasından bahsettiğinden kastın ispatı halinde davacının şirketin hesaplarını boşaltan idare meclisi üyesine karşı haksız şekilde çektiği miktar kadar sorumlu tutmak için dava açma hakkının bulunduğu, açılan işbu davanın tümden kabulü halinde davalıların şirket hesaplarından çektikleri miktardan daha fazla borçtan sorumlu olacakları sonucunun doğacağı ayrıca, tüzel kişiliğin perdesinin kaldırılması konusundaki teorilerin ve Yargıtay uygulamalarının yorum sureti ile olaya uygulanmasının mümkün olmadığı, idare meclisi azalarının şirket namına yapmış oldukları mukavele ve muamelelerden dolayı şahsen sorumlu olamayacakları, sadece bu görevlerini kasten veya ihmal neticesi yapmayarak sadece bu muamele ve mukaveleden doğan zarardan dolayı şahsen sorumlu oldukları, olayda ise davalıların alacaklıdan mal kaçırmaya yönelik eylemleri «sebebi» ile borçtan şahsen sorumlu olmalarının talep edildiği, dolayısıyla bu talebin hukuki dayanağının bulunmadığı, her iki şirketin aynı yerden idare edildiği, şirket logolarının benzer olduğu ve davalıların daha sonra kurdukları şirket üzerinden ticari iş ve işlemlerine devam ettikleri yönündeki iddialarının ispatı halinde ise davacının daha sonra kurulan bu şirket aleyhine o zaman tüzel kişiliğin perdesinin kaldırılması teorisine dayanarak dava açması gerektiği, oysa ki bu konuda açılmış bir dava da bulunmadığı, davada kasten veya ihmalen şirketin zarara uğratıldığından değil, şirketin hesaplarından haksız bir şekilde para çekildiğinden söz edildiği, davalıların «çek» ve senet verdiği belirtilerek davanın bu temele dayandırılmaya çalışıldığı ancak, çek ve senetteki borçların «muvazaalı» olduğu veya çek ve senetlerin tarihlerinin farklı yazılmak sureti ile davacının alacağına kavuşmasının engellendiği yönünde bir iddianın söz konusu olmadığı, borçl …
Ancak zarar doğrudan değil, dolaylı ise, yani ortak veya alacaklının değil, onların çıkarlarının bağlı olduğu şirket varlığında azalma olmuş ise, 6762 sayılı TTK’nın 340. maddesi yollamasıyla, aynı Kanun'un 309. maddesi uyarınca, «yönetim kurulu» üyelerine karşı açılacak davada, hükmolunacak tazminatın şirkete verilmek üzere istenmesi ve hükmedilmesi gerekmektedir.
Farklı:tasarrufun iptali davası · tüzel kişilik perdesinin kaldırılması · mal kaçırma · tasarrufun iptali · esas sözleşme · muvazaa · müteselsil sorumluluk · iptal davası
Benzer bu kararda… ek kanunun gerekse esas mukavelelerinin kendilerine yüklediği sair vazifeleri kasten veya ihmal neticesi olarak yapmaması halinde şirket alacaklarına karşı şirketle «müteselsilen sorumlu» olacağının” düzenlediği, aynı maddenin 1. cümlesinde ise, idare meclisi azalarının şirket namına yapmış oldukları mukavele ve muamelelerden dolayı şahsen sorumlu olmayacaklarının belirtildiği, «tüzel kişilik perdesinin kaldırılması» teorisinin ilk önce şirketin dosyada taraf bulunmaması sebebiyle uygulanma ihtimalinin olmadığı, davalı gerçek kişilerin kanunun ve şirket mukavelesinin kendilerine yüklediği vazifeleri ne şekilde kasten veya ihmal neticesi yapmayarak «şirketi zarara» uğrattıklarının tespit edilemediği, davacının iddiasına göre, davalıların borçlu şirketin hesaplarından alacaklıdan «mal kaçırmak» için para çektikleri, bu iddianın ispat edilmesi halinde davacının bu şahıslar aleyhine alacaklıdan mal kaçırmaya yönelik yaptıkları eylem sonucu haksız bir şekilde zenginleştikleri miktar kadar «tasarrufun iptali davası» açabileceği, 336. maddede şirketi idare edenlerin kanunun ve «esas sözleşmenin» kendilerine yüklediği sair vazifeleri kasten veya ihmal neticesi yapmaması halinde şirket alacaklılarına karşı sorumlu olmayı düzenlediği, şirket yöneticilerinin bu kapsamda bir eylemlerinin bulunmadığı, yani bu kapsamda idare meclisi üyelerinin şirketi zarara uğratmadıkları, zaten davacının da böyle bir iddiasının bulunmadığı, davacı, şirketin hesaplarının kasti olarak boşaltılmasından bahsettiğinden kastın ispatı halinde davacının şirketin hesaplarını boşaltan idare meclisi üyesine karşı haksız şekilde çektiği miktar kadar sorumlu tutmak için dava açma hakkının bulunduğu, açılan işbu davanın tümden kabulü halinde davalıların şirket hesaplarından çektikleri miktardan daha fazla borçtan sorumlu olacakları sonucunun doğacağı ayrıca, tüzel kişiliğin perdesinin kaldırılması konusundaki teorilerin ve Yargıtay uygulamalarının yorum sureti ile olaya uygulanmasının mümkün olmadığı, idare meclisi azalarının şirket namına yapmış oldukları mukavele ve muamelelerden dolayı şahsen sorumlu olamayacakları, sadece bu görevlerini kasten veya ihmal neticesi yapmayarak sadece bu muamele ve mukaveleden doğan zarardan dolayı şahsen sorumlu oldukları, olayda ise davalıların alacaklıdan mal kaçırmaya yönelik eylemleri «sebebi» ile borçtan şahsen sorumlu olmalarının talep edildiği, dolayısıyla bu talebin hukuki dayanağının bulunmadığı, her iki şirketin aynı yerden idare edildiği, şirket logolarının benzer olduğu ve davalıların daha sonra kurdukları şirket üzerinden ticari iş ve işlemlerine devam ettikleri yönündeki iddialarının ispatı halinde ise davacının daha sonra kurulan bu şirket aleyhine o zaman tüzel kişiliğin perdesinin kaldırılması teorisine dayanarak dava açması gerektiği, oysa ki bu konuda açılmış bir dava da bulunmadığı, davada kasten veya ihmalen şirketin zarara uğratıldığından değil, şirketin hesaplarından haksız bir şekilde para çekildiğinden söz edildiği, davalıların «çek» ve senet verdiği belirtilerek davanın bu temele dayandırılmaya çalışıldığı ancak, çek ve senetteki borçların «muvazaalı» olduğu veya çek ve senetlerin tarihlerinin farklı yazılmak sureti ile davacının alacağına kavuşmasının engellendiği yönünde bir iddianın söz konusu olmadığı, borçl …
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/13012 E. 2014/19843 K.
Ortak:dolaylı zarar
İncelediğiniz karardaSomut olayda da davacı vekilinin iddiası, davalıların şirketi TTK hükümlerine uygun yönetmemeleri, yasa ve anasözleşmenin kendilerine yüklediği «görevleri» yapmamaları, TTK hükümlerince tutulması gerekli «defterleri» kanuna uygun tutmamaları sebebiyle şirketin içinin boşaltılması nedeniyle müvekkilinin zarara uğradığına yönelik olup, iddianın ileri sürülüş biçimine göre «dolaylı zarara» ilişkin işbu davanın TTK'nın 309. maddesine dayalı olarak açıldığının kabulü gerekir.
Benzer bu karardaBuna göre, davacının iddiasının salt «şirket müdürü» davalının şirketi kötü yönettiğine ve şirketin içini boşalttığına dayalı olması karşısında istenebilecek tazminatın «dolaylı zarar» niteliğinde olup, ancak şirkete verilmesinin talep edilebilecek olmasına göre, davanın bu sebeple reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçelerle red kararı verilmesi yerinde değil ise de, sonucu itibariyle doğru olan hükmün HUMK’nun 438/«son» maddesi uyarınca gerekçesi değiştirilmek suretiyle onanmasına karar vermek gerekmiştir.
Farklı:pay sahipliği · şirket müdürü · haciz · i̇i̇k 72/son
Benzer bu karardaBuna göre, davacının iddiasının salt «şirket müdürü» davalının şirketi kötü yönettiğine ve şirketin içini boşalttığına dayalı olması karşısında istenebilecek tazminatın «dolaylı zarar» niteliğinde olup, ancak şirkete verilmesinin talep edilebilecek olmasına göre, davanın bu sebeple reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçelerle red kararı verilmesi yerinde değil ise de, sonucu itibariyle doğru olan hükmün HUMK’nun 438/«son» maddesi uyarınca gerekçesi değiştirilmek suretiyle onanmasına karar vermek gerekmiştir.
… nın takip dosyasında aciz belgesi verilmesi yönündeki taleplerinin borçlu şirketin araçlarının bulunması, araçların haczinin ve satışının talep edilmemesi ve fiilen «haciz» edilen malların muhafaza altına alınmaması ile taşınmaz mal araştırması yapılmamış olması gerekçeleriyle reddedildiği, davalının icra takibi ve dava aşamasında bor …
Ancak, dava tarihinde yürürlükte bulunan 6762 sayılı TTK'nın 556. maddesi atfıyla 336. maddesinde, maddede belirtilen sebeplerle şirket yöneticilerinin gerek şirkete, gerek «pay sahipleri» ve şirket alacaklılarına karşı sorumlu oldukları düzenlenmiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2014/13218 E. , 2015/7120 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 14/02/2014 tarih ve 2012/626-2014/41 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş olup bazı noksanlıkların ikmali için dosya mahalline gönderilmişti. Bu noksanlıkların giderilerek dosyanın gönderildiği anlaşılmakla, duruşma için belirlenen 26/05/2015 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davacı vekili Av. ... ve davalılardan ... vekili Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin davalıların yöneticisi olduğu dava dışı ...'nin işlettiği dershanade öğretmenlik yaptığını, maaşlarının ödenmemesi nedeni ile işten ayrılarak işçilik alacaklarının tahsili için açtığı İş Mahkemesi’nin 2009/193 E. 2011/208 K. sayılı dosyası ile alacağının hüküm altına alındığını, kesinleşen ilamın takibe konulduğunu, takibin kesinleşmesinden sonra davalıların dershanesine gidildiğinde şirketin söz konusu adreste ticari faaliyetini bitirdiğini, başka şahısların aynı binada dershanecilik yaptığını, şirketin halen Ticaret Sicil Müdürlüğü kayıtlarında aynı adreste göründüğünü, davalıların şirketin içini boşaltarak kasten tabela şirketi haline getirdiklerini, davalıların şirket...
hükümlerine uygun yönetmediklerini, dershanenin gelirini aralarında paylaşıp resmi kayıtlarda şirketi zarar etmiş gibi gösterdiklerini, tutulması gerekli defterleri kanuna uygun tutmadıklarını, davalıların şirketin alacaklılarına karşı şirket müdürü olmaları sebebiyle şahsi-hukuki sorumlulukları bulunduğunu, şahsi sorumluluktan kurtulmak adına hisselerini devredip şirketi terk ettiklerini, davalıların eylemlerinin 6762 sayılı TTK’nun 336 gereğince şahsi sorumluluklarını gerektirdiğini ileri sürerek, 22.846,00 TL’nin faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı ..., talep edilen zararın dolaylı zarar olması nedeniyle şirket adına istenebileceğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Diğer davalılar da ayrı ayrı davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davalıların dava dışı şirketin eski müdürleri olduğu, davanın 6762 sayılı TTK'nun 336. maddesine dayanılarak açıldığı, müdürlerin TTK 'nun 336/1-3 maddesi gereğince tutulması gereken defterlerin tutulmaması ve 336/1-5 maddesi gereğince şirketin kasten veya ihmalen zarara
uğratılması durumunda şirket alacaklarına karşı sorumlu olduğu, davacının söz konusu durumu ispatlaması gerektiği, şirkete ilişkin defterlerin tutulduğuna dair noter kapanış tasdiklerinin noterden getirtilerek dosya içerisine alındığı, davalı müdürler yönünden TTK'nın 336/1-3 maddesinin şartlarının gerçekleşmediği, şirketin ticari defterlerinin dava dışı müdüründen istenilmesine rağmen dosyaya sunulmadığı, davalıların söz konusu şirketle ilgisi kalmaması nedeniyle ticari defterleri sunmalarının beklenemeyeceği, davacı tarafından söz konusu defterlerin sunulamadığı, davacı tarafından davalı eski müdürlerin söz konusu şirketi kasten ya da ihmalen zarara uğrattıkları yönünde dosyaya herhangi bir delil sunulmadığı, TTK’nun 336/1-5 maddesi koşullarının da gerçekleşmediği, ispat yükü davacıda olup davacının davasını ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, dava dışı limited şirketin kötü yönetilmesi sebebiyle şirketten olan alacağını tahsil edemeyen davacının şirket yöneticilerine karşı açtığı sorumluluk davası olup, mahkemece yukarıda özetlenen gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir.
Şirketin temsil ve idaresinden sorumlu bulunan yönetim kurulu üyelerinin şirket işlerinde gösterecekleri dikkat ve basiret hakkında 6762 sayılı TTK’nun 320. maddesi, Borçlar Kanunu’nun 528/2. maddesine atıf yapmıştır. Buna göre şirket yöneticileri bir vekil gibi sorumludur. Şirket ile yöneticiler arasında vekalet ilişkisi söz konusu olup, yöneticiler kanun ve anasözleşme hükümleri ile genel kurullar tarafından alınan kararlar uyarınca şirket yararını gözeterek şirketin temsil ve yönetimini gerçekleştirmekle yükümlüdür. Şirket yöneticileri kasti veya ihmali hareketleri sonucu şirketi zarara uğratmaları halinde meydana gelen zarardan sorumludurlar. Bu itibarla, yöneticilerin şirkete karşı sorumluluğu kusur sorumluluğu niteliğinde ise de TTK’nun 338.
maddesi uyarınca meydana gelen zararda bir kusuru olmadığının ispat yükü şirket yöneticilerine ait bulunmaktadır. Bir başka deyişle, yöneticinin sorumluluğu ispat yükü tersine çevrilmiş bir kusur sorumluluğu olup, yöneticinin zararın meydana gelmesinde kusursuz olduğunu ispat etmesi gerekmektedir.
Yine 6762 sayılı TTK’nın 556. madde hükmü yollamasıyla, aynı Kanun'un 336. maddesi uyarınca, yöneticilerin eylemleri neticesinde ortakların veya alacaklıların mal varlığında doğrudan bir azalma meydana gelmiş ise bu zararı veren yöneticilere karşı tazmin istemiyle dava açılması mümkündür. Ancak zarar doğrudan değil, dolaylı ise yani ortak veya alacaklının değil, onların çıkarlarının bağlı olduğu şirket varlığında azalma olmuş ise 6762 sayılı TTK’nın 340. maddesi yollamasıyla, aynı Kanun'un 309. maddesi uyarınca, yönetim kurulu üyelerine karşı açılacak davada, hükmolunacak tazminatın şirkete verilmek üzere istenmesi ve hükmedilmesi gerekmektedir.
Somut olayda da davacı vekilinin iddiası, davalıların şirketi TTK hükümlerine uygun yönetmemeleri, yasa ve anasözleşmenin kendilerine yüklediği görevleri yapmamaları, TTK hükümlerince tutulması gerekli defterleri kanuna uygun tutmamaları sebebiyle şirketin içinin boşaltılması nedeniyle müvekkilinin zarara uğradığına yönelik olup, iddianın ileri sürülüş biçimine göre dolaylı zarara ilişkin işbu davanın TTK'nın 309. maddesine dayalı olarak açıldığının kabulü gerekir.
Yukarıda açıklanan ilkeler uyarınca davacı alacaklının dava hakkının bulunduğunun kabulü zorunlu ise de madde metninden de açıkça anlaşılacağı üzere böyle bir davada davacının dava sonunda hükmedilecek tazminatı şirket yararına istemiş olması gerekmektedir. Oysa somut olayda, davacı alacağın kendisine ödenmesini talep etmiş olup, mahkemece bu husus nazara alınarak davanın reddine karar verilmek gerekirken, yazılı gerekçeyle reddi doğru olmadığı gibi ispat yükünün yanlış değerlendirilip davacıya
yüklenmesi doğru değil ise de, sonucu itibariyle doğru olan kararın HUMK 437/7. maddesi gereğince açıklanan bu gerekçe ile onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile sonucu itibariyle doğru olan hükmün değişik gerekçe ile ONANMASINA, takdir olunan 1.100 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı ...'a verilmesine, aşağıda yazılı bakiye 2,50 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 26/05/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/169475000 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz