Ttk 493
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2024/6481 E. 2025/1865 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
ttk 493↗ önemli sebep↗ nama yazılı senet↗ ttk 494↗ alım (iştira) hakkı↗ nama yazılı pay↗ pay devir sözleşmesi↗ pay defterine kayıt↗ ortaklık sıfatı↗ zilyetlik↗ anonim şirket yönetim kurulu↗ pay defteri kaydı↗ haklı sebep↗ esas sözleşme↗ pay devri↗ yokluk↗ pay sahipliği↗ hisse devri↗ ciro↗ pay defteri↗ dürüstlük kuralı↗ anonim şirket↗ geçersizlik↗ yönetim kurulu kararı↗ dava sebebi↗ cy/cy kaydı↗ e-defter↗ i̇i̇k 72/son↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak verilen karar davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
KARAR
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin, davalı şirket ortaklarından ...'ın hisselerini 01.04.2019 ve 11.05.2019 tarihlerinde devralması üzerine pay defterine işlenmesi için şirkete yaptığı başvurunun yönetim kurulu kararı ile haksız şekilde reddedildiğini, ana sözleşme gereğince yönetim kurulunun üç kişiden oluşması gerekirken tek kişiden oluşması nedeni ile alınan kararın 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 390 maddesi gereğince yoklukla sakat olduğunu, dolayısıyla Kanun'un 494. maddesinin son fıkrası gereğince pay devrinin zımnen onaylandığını, yine kabul anlamına gelmemekle birlikte yönetim kurulu kararının eşit işlem ilkesine ve dürüstlük kuralına da aykırı olduğunu ileri sürerek müvekkiline yapılan her iki pay devrinin de bildirim tarihinden itibaren geçerli olmak üzere davalı şirket pay defterine kaydedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı şirket vekili cevap dilekçesinde; davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyularak, davacının, davalı şirkete yönelik eylemlerinin TTK'nın 493/2 hükmü uyarınca şirket esas sözleşmesinde belirlenen amacın yerine getirebilmesi ve ekonomik bağımsızlığının devamı yönünden risk teşkil etmesinin davalı şirket açısından haklı sebep oluşturduğu, yine davalı şirketçe ön alım önerisinin usulüne uygun şekilde yerine getirildiği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir.
IV. TEMYİZ
A. Dava ve Hukuki Nitelendirme
Dava, anonim şirket yönetim kurulu kararının yokluğunun tespiti ile pay devrinin şirket pay defterine kaydı istemine ilişkindir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, davalı anonim şirketin mevcut ortağı olan davacının, aynı şirketin dava dışı ortağından devraldığı nama yazılı payların kendi adına pay defterine kaydedilmeleri yönündeki taleplerinin reddine ilişkin davalı şirketçe gösterilen sebeplerin, Kanun'a ve şirket esas sözleşmesine aykırı olup olmadığı ile şirket ortakları arasındaki devirlerde bağlam hükümlerinin uygulanabilirliğinin bulunup bulunmadığına ilişkindir.
Bilindiği üzere nama yazılı senetler, Kanun'da veya esas sözleşmede aksine hüküm olmadıkça serbestçe devredilebilirler (TTK m. 490). Aynı Kanun'un 499/4 hükmü uyarınca da devrin ortaklığa karşı ancak pay defterine kayıt ile geçerli olacağı ve ortaklık sıfatının pay defterine göre belirleneceği düzenlenmiş olup, ortaklık, devir keyfiyetini esas sözleşmede gösterilen sebeplerle pay defterine kaydetmekten kaçınabilir. Ancak bu kaçınmanın herhangi bir gerekçe gösterilmeksizin yapılması mümkün değildir. Ayrıca 6103 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un (6103 sayılı Kanun) 28/7 hükmüne göre anonim ortaklıklarının Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde, esas sözleşmelerini değiştirerek TTK'nın 492 ile 498. maddelerine göre uyarlamak zorunda oldukları; aksi halde, bu sürenin dolması ile tüm sınırlamaların geçersiz hale geleceği hüküm altına alınmıştır.
TTK'nın 491. maddesi, kanunî devir sınırlamasını düzenlemekte olup, anonim şirketlerde nama yazılı payların serbestçe devredilmesi kuralının Kanun'da öngörülen tek istisnası, bedellerinin tümü ödenmemiş nama yazılı paylardır. Söz konusu paylar, esas sözleşmede belirtilmemiş olsa bile ancak şirketin onayı ile devredilebilir. Hüküm, ödenmemiş pay bedelini güvencesi altına almıştır.
Borsaya kote edilmiş olsun olmasın, tüm nama yazılı payların devrinde esas sözleşme ile getirilebilecek sınırlamalara ilişkin ilkeler TTK'nın 492. maddesinde gösterilmiş olup, bu genel ilkeler yanında Kanun, hisse senetleri borsaya kote edilmemiş anonim şirketlerde devralana karşı ileri sürülebilecek red sebeplerini ve pay senetleri borsaya kote anonim şirketlerde, esas sözleşmede öngörülebilecek özel bir sınırlama ile getirilebilecek red sebeplerini de sonraki maddelerde hüküm altına almıştır.
TTK'nın “Borsaya kota edilmemiş nama yazılı paylar” kenar başlıklı 493. maddesinin birinci fıkrasında şirketin, esas sözleşmede öngörülmüş önemli bir sebebi ileri sürerek onay istemini reddedebileceği düzenlenmiştir. Hüküm, nama yazılı pay senetleri borsaya kote edilmemiş anonim şirketlerin, esas sözleşmelerine koyabilecekleri bağlam kurallarını düzenlemektedir. Bu maddede yer alan haklı sebebe dair bağlam, ancak esas sözleşmeye hüküm konulması sureti ile oluşturulabilir. Pay senedinin üzerine veya pay defterine yazılarak bağlam oluşturulamaz. Birinci fıkra, maddenin izleyen diğer fıkraları ile birlikte değerlendirildiğinde, anonim şirketlerin, her türlü görülecek sebebi "haklı sebep" olarak esas sözleşmeye koyamayacakları açıkça anlaşılacaktır. Haklı sebepler ikinci fıkrada belirtilen, yani kanunen gösterilmiş olan kategorilerden birine girmelidir. Sözü edilen fıkrada, pay sahipleri çevresinin birleşimine ilişkin esas sözleşme hükümleri, şirketin işletme konusu veya işletmenin ekonomik bağımsızlığı yönünden onayın reddini gösteriyorsa önemli sebep oluşturacağı belirtilmiştir. Ayrıca esas sözleşmede 493. maddenin ikinci fıkrasına göndermede bulunmak da yeterli değildir. Bu bağlam kuralının şirket tarafından ileri sürülebilmesi için esas sözleşmede yer alması ve kanundaki haklı sebeplere uygun bir şekilde somutlaştırılması gerekir.
Diğer yandan bu madde ile iradi devir hallerine mahsus olmak üzere, şirketin, devredene, uygulamada “kaçınma/kaçış klozu” olarak adlandırılmakta olan devre konu payları gerçek değeri üzerinden satın alma önerisinde bulunması suretiyle de pay devrine onay vermekten kaçınabileceği şeklinde "ön alım" hakkı öngörülmüştür. Böylelikle anonim şirketlere haklı sebepler yanında uygun görülmeyen devirlerden kurtulabilme olanağı sağlanarak şirketin yabancılaşmasının veya niteliklerini kaybetmesinin önlenmesi amaçlanmıştır. Anılan Kanun hükmünden de anlaşılacağı üzere, kaçınma klozu bakımından şirketin önerisinin iki önemli hususa dayalı olması zorunludur. Bunlardan birincisi devre konu paylar, diğeri ise devre konu payların başvuru anındaki gerçek değeridir. Şirketin bu konudaki önerisinin muhatabı ise madde hükmünde açıkça yazdığı üzere “devreden”dir. Bu hüküm, Kanun'un 4494. maddesinin birinci fıkrasındaki iradi devirlerde şirket tarafından devre onay verilene değin devre konu payların mülkiyetinin ve paylara bağlı hakların devredene ait olacağı şeklindeki düzenleme ile uyum içerisinde olup, iradi devir hallerinde, alım önerisinin şirket ile devreden arasındaki hukuksal sürecin dışındaki devralanlara yapılması gibi bir ihtimal söz konusu değildir (Dairemizin 22.06.2021 tarih ve 2020/338 E., 2021/5306 sayılı ilamı da bu yöndedir).
Bu açıklamalar ışığında somut olaya gelindiğinde, Dairemizin 04.03.2024 tarih ve 2022/5082 E., 2024/1708 K. sayılı ilamı ile, tek kişiden oluşan yönetim kurulu tarafından alınan kararın yokluğunun tespitine ve davacı tarafından devralınan davalı şirket hisselerinin devrine TTK'nın 494/3 hükmü gereğince zımnen onay verilmiş sayılmasına yönelik gerekçenin hatalı olduğu, bu itibarla davalı şirket yönetim kurulunun hisse devrinin pay defterine kaydı talebinin reddine dair gösterdiği sebeplerin, şirket esas sözleşmesine ve Kanun'a uygun olup olmadığının tek tek irdelenmesi sureti ile karar verilmesi gerektiğinden bahisle hüküm bozulmuş olup, Mahkemece bozma ilamına uyularak, söz konusu hisse devrinin, şirketin esas sözleşmesinde belirlenen amacını yerine getirebilmesi ve ekonomik bağımsızlığını devam ettirebilmesi yönünden risk teşkil etmesinden dolayı gösterilen haklı sebebin esas sözleşmeye uygun olduğu ve davalı şirket tarafından TTK'nın 493/4,5 hükümleri uyarınca devralınan hisselerin gerçek değerinin Mahkeme kanalıyla tespit ettirilmesi halinde payların devralınacağı önerisinin usulüne uygun şekilde yerine getirildiği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş ise de, şirket ortaklarından dava dışı ...'ın kendisine ait şirket hisselerinin bir kısmını, yine kuruluşundan itibaren şirketin ortağı olup aynı zamanda oğlu olan davacıya aralarındaki pay devir sözleşmesine istinaden ciro yoluyla ve senetlerin zilyetliğini de geçirmek sureti ile devrettiği, bu itibarla devralan davacının, davaya konu hisse devri öncesinde de davalı şirkette pay sahibi olduğu, ana sözleşmede pay sahiplerine pay devrini yasaklayan bir hükmün bulunmadığı, şirket ana sözleşmesinin 6. maddesinde, şirketin kuruluşundan itibaren iki yıl geçmedikçe hisse senetlerinin başkalarına devredilemeyeceğine ilişkin bağlam hükmü dışında bir sınırlamanın olmadığı, bu hüküm ile hisse senetlerinin ortaklara değil, üçüncü kişilere devrinin yasaklandığı, kaldı ki 6103 sayılı Kanun gereğince, şirket ana sözleşmesinin, 6102 sayılı Kanun'a uygun hale getirilmediği gibi kuruluştan itibaren iki yıllık sürenin de geçtiği, dosya kapsamından devreden Meliha'ya payların devralınmak istenildiğine dair şirketçe yapılan bir bildirimin de bulunmadığının görüldüğü, dolayısıyla üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilecek kaçınma/kaçış klozunun eldeki davada uygulanma imkanının olmadığı, ana sözleşmede, şirketin ekonomik bağımsızlığının tehlikeye girmesi halinde pay devrinin reddedilebileceğine veya şirket birleşimine ilişkin herhangi bir hükmün de bulunmadığı, bu itibarla TTK'nın 493. maddesi gereğince esas sözleşmede bulunmayan haklı sebebin ret sebebi olarak gösterilmesinin de geçersiz olduğu, yine TTK'nın 491. maddesinde hüküm altına alınan kanuni sınırlamanın eldeki davada gerçekleşmediği anlaşılmıştır.
Hal böyle olunca davacının devraldığı hisselerin, pay defterine kaydına ilişkin talebinin reddedilmesinin isabetli olmadığı gözetilmeden yazılı gerekçelerle davanın reddine hükmolunması doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/338 E. 2021/5306 K.
Ortak:esas sözleşme · pay devri · anonim şirket · dava sebebi
İncelediğiniz karardaBirinci fıkra, maddenin izleyen diğer fıkraları ile birlikte değerlendirildiğinde, «anonim şirketlerin», her türlü görülecek «sebebi» "«haklı sebep»" olarak «esas sözleşmeye» koyamayacakları açıkça anlaşılacaktır.
Bu açıklamalar ışığında somut olaya gelindiğinde, Dairemizin 04.03.2024 tarih ve 2022/5082 E., 2024/1708 K. sayılı ilamı ile, tek kişiden oluşan «yönetim kurulu» tarafından alınan kararın yokluğunun tespitine ve davacı tarafından devralınan davalı şirket hisselerinin devrine TTK'nın 494/3 hükmü gereğince zımnen onay verilmiş sayılmasına yönelik gerekçenin hatalı olduğu, bu itibarla davalı şirket yönetim kurulunun «hisse devrinin» «pay defterine kaydı» talebinin reddine dair gösterdiği sebeplerin, şirket «esas sözleşmesine» ve Kanun'a uygun olup olmadığının tek tek irdelenmesi sureti ile karar verilmesi gerektiğinden bahisle hüküm bozulmuş olup, Mahkemece bozma ilamına uyularak, söz konusu hisse devrinin, şirketin esas sözleşmesinde belirlenen amacını yerine getirebilmesi ve ekonomik bağımsızlığını devam ettirebilmesi yönünden risk teşkil etmesinden dolayı gösterilen haklı «sebebin» esas sözleşmeye uygun olduğu ve davalı şirket tarafından TTK'nın 493/4,5 hükümleri uyarınca devralınan hisselerin gerçek değerinin Mahkeme kanalıyla tespit ettirilmesi halinde payların devralınacağı önerisinin usulüne uygun şekilde yerine getirildiği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş ise de, şirket ortaklarından dava dışı ...'ın kendisine ait şirket hisselerinin bir kısmını, yine kuruluşundan itibaren şirketin ortağı olup aynı zamanda oğlu olan davacıya aralarındaki «pay devir sözleşmesine» istinaden «ciro» yoluyla ve senetlerin «zilyetliğini» de geçirmek sureti ile devrettiği, bu itibarla devralan davacının, davaya konu hisse devri öncesinde de davalı şirkette pay sahibi olduğu, ana sözleşmede pay sahiplerine «pay devrini» yasaklayan bir hükmün bulunmadığı, şirket ana sözleşmesinin 6. maddesinde, şirketin kuruluşundan itibaren iki yıl geçmedikçe hisse senetlerinin başkalarına devredilemeyeceğine ilişkin bağlam hükmü dışında bir sınırlamanın olmadığı, bu hüküm ile hisse senetlerinin ortaklara değil, üçüncü kişilere devrinin yasaklandığı, kaldı ki 6103 sayılı Kanun gereğince, şirket ana sözleşmesinin, 6102 sayılı Kanun'a uygun hale getirilmediği gibi kuruluştan itibaren iki yıllık sürenin de geçtiği, dosya kapsamından devreden Meliha'ya payların devralınmak istenildiğine dair şirketçe yapılan bir bildirimin de bulunmadığının görüldüğü, dolayısıyla üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilecek kaçınma/kaçış klozunun eldeki davada uygulanma imkanının olmadığı, ana sözleşmede, şirketin ekonomik bağımsızlığının tehlikeye girmesi halinde pay devrinin reddedilebileceğine veya şirket birleşimine ilişkin herhangi bir hükmün de bulunmadığı, bu itibarla TTK'nın 493. maddesi gereğince esas sözleşmede bulunmayan haklı sebebin ret sebebi olarak gösterilmesinin de «geçersiz» olduğu, yine TTK'nın 491. maddesinde hüküm altına alınan kanuni sınırlamanın eldeki davada gerçekleşmediği anlaşılmıştır.
Dava ve Hukuki Nitelendirme Dava, «anonim şirket yönetim kurulu» kararının yokluğunun tespiti ile «pay devrinin» şirket «pay defterine kaydı» istemine ilişkindir.
Benzer bu karardaAnılan maddenin 1. fıkrasında, iradi devir hallerine mahsus olmak üzere, «esas sözleşmede» öngörülen önemli bir «sebebin» varlığının ileri sürülmesi hususu yanında, eldeki davaya konu somut olayımızda olduğu gibi, şirketin, devredene, uygulamada “kaçınma/kaçış klozu” olarak adlandırılmakta olan devre konusu payları gerçek değeri üzerinden satın alma önerisinde bulunmak suretiyle de «pay devrine» onay vermekten kaçınabileceği öngörülmüştür.
1- Davacının, davalı «anonim şirkette» bulunan bir miktar nama yazılı ortaklık payını 18.05.2018 tarihli devir sözleşmesi ile şirkette ortaklık vasfı bulunmayan üç ayrı kişiye ve beheri 6.- TL bedelle toplam 3.600.- TL karşılığı devrettiği, devrin onaylanması için davacı devreden ve devralanların ayrı ayrı davalı şirkete vaki başvurularının ise davalı şirket tarafından, yasal süresi içerisinde ve «esas sözleşmeye» dayalı olarak davacı devredene devir konusu payların beheri 1.- TL bedelle şirket ortağı adına alım teklifinde bulunulmak suretiyle onay verilmekten kaçınıldığı, k …
Dava, davacının, davalı «anonim şirkette» sahibi olduğu nama yazılı ortaklık paylarının bir kısmının üçüncü kişilere devrine, hisseleri almayı önermek suretiyle onay vermeyen davalı şirketin, hisseler için önerdiği değerin mahkeme marifetiyle tespiti istemine ilişkin olup davanın yasal dayanağı TTK’nın 493/1. maddesidir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:gerçek değer tespiti · sıfat yokluğu · rayiç değer · aktif husumet ehliyeti · kamu düzenine aykırılık · hakkın kötüye kullanılması · aktif husumet · husumet ehliyeti
Benzer bu kararda… 3.600.- TL bedel karşılığında sattığı, davacının yaptığı hisse satışının hukuken geçerli olduğu, TTK'nın 493/6 maddesi gereğince davacının satmış olduğu hisselerin «rayiç değerinin» belirlenmesi amacıyla, ancak şirket hisselerini devralan 3.kişilerin dava açabileceği gerekçesiyle, «aktif husumet ehliyeti» eksikliğinden davanın reddine karar verilmiştir.
… e korunmaya değer bir hukuksal yararının var olduğunun kabulüyle işin esasına girilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ve hatalı yoruma dayalı olarak davacının «aktif husumet ehliyetinin» bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine ilişkin ilk derece mahkemesi kararına vaki taraf vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddedilmesi doğru olmamış, t …
Bölge Adliye Mahkemesince, ilk derece mahkemesi kararında yasa ve usule, «kamu düzenine aykırılık» bulunmadığı gerekçesiyle, taraf vekillerinin istinaf başvurularının HMK 'nın 353/1-b1 maddesi uyarınca ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir.
Davanın açıldığı ilk derece mahkemesince, söz konusu yasa maddesinde, önerilen değerin tespitini isteme hakkının ancak payları satın alanlara tanınmış bir hak olduğundan bahisle «sıfat yokluğu» nedeniyle davanın reddine karar verilmiş, taraf vekillerinin istinaf başvuruları ise esastan reddedilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/17122 E. 2015/2152 K.
Ortak:haklı sebep · esas sözleşme · pay sahipliği · hisse devri · dürüstlük kuralı · anonim şirket · dava sebebi
İncelediğiniz karardaBirinci fıkra, maddenin izleyen diğer fıkraları ile birlikte değerlendirildiğinde, «anonim şirketlerin», her türlü görülecek «sebebi» "«haklı sebep»" olarak «esas sözleşmeye» koyamayacakları açıkça anlaşılacaktır.
Bu açıklamalar ışığında somut olaya gelindiğinde, Dairemizin 04.03.2024 tarih ve 2022/5082 E., 2024/1708 K. sayılı ilamı ile, tek kişiden oluşan «yönetim kurulu» tarafından alınan kararın yokluğunun tespitine ve davacı tarafından devralınan davalı şirket hisselerinin devrine TTK'nın 494/3 hükmü gereğince zımnen onay verilmiş sayılmasına yönelik gerekçenin hatalı olduğu, bu itibarla davalı şirket yönetim kurulunun «hisse devrinin» «pay defterine kaydı» talebinin reddine dair gösterdiği sebeplerin, şirket «esas sözleşmesine» ve Kanun'a uygun olup olmadığının tek tek irdelenmesi sureti ile karar verilmesi gerektiğinden bahisle hüküm bozulmuş olup, Mahkemece bozma ilamına uyularak, söz konusu hisse devrinin, şirketin esas sözleşmesinde belirlenen amacını yerine getirebilmesi ve ekonomik bağımsızlığını devam ettirebilmesi yönünden risk teşkil etmesinden dolayı gösterilen haklı «sebebin» esas sözleşmeye uygun olduğu ve davalı şirket tarafından TTK'nın 493/4,5 hükümleri uyarınca devralınan hisselerin gerçek değerinin Mahkeme kanalıyla tespit ettirilmesi halinde payların devralınacağı önerisinin usulüne uygun şekilde yerine getirildiği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş ise de, şirket ortaklarından dava dışı ...'ın kendisine ait şirket hisselerinin bir kısmını, yine kuruluşundan itibaren şirketin ortağı olup aynı zamanda oğlu olan davacıya aralarındaki «pay devir sözleşmesine» istinaden «ciro» yoluyla ve senetlerin «zilyetliğini» de geçirmek sureti ile devrettiği, bu itibarla devralan davacının, davaya konu hisse devri öncesinde de davalı şirkette pay sahibi olduğu, ana sözleşmede pay sahiplerine «pay devrini» yasaklayan bir hükmün bulunmadığı, şirket ana sözleşmesinin 6. maddesinde, şirketin kuruluşundan itibaren iki yıl geçmedikçe hisse senetlerinin başkalarına devredilemeyeceğine ilişkin bağlam hükmü dışında bir sınırlamanın olmadığı, bu hüküm ile hisse senetlerinin ortaklara değil, üçüncü kişilere devrinin yasaklandığı, kaldı ki 6103 sayılı Kanun gereğince, şirket ana sözleşmesinin, 6102 sayılı Kanun'a uygun hale getirilmediği gibi kuruluştan itibaren iki yıllık sürenin de geçtiği, dosya kapsamından devreden Meliha'ya payların devralınmak istenildiğine dair şirketçe yapılan bir bildirimin de bulunmadığının görüldüğü, dolayısıyla üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilecek kaçınma/kaçış klozunun eldeki davada uygulanma imkanının olmadığı, ana sözleşmede, şirketin ekonomik bağımsızlığının tehlikeye girmesi halinde pay devrinin reddedilebileceğine veya şirket birleşimine ilişkin herhangi bir hükmün de bulunmadığı, bu itibarla TTK'nın 493. maddesi gereğince esas sözleşmede bulunmayan haklı sebebin ret sebebi olarak gösterilmesinin de «geçersiz» olduğu, yine TTK'nın 491. maddesinde hüküm altına alınan kanuni sınırlamanın eldeki davada gerçekleşmediği anlaşılmıştır.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyularak, davacının, davalı şirkete yönelik eylemlerinin TTK'nın 493/2 hükmü uyarınca şirket «esas sözleşmesinde» belirlenen amacın yerine getirebilmesi ve ekonomik bağımsızlığının devamı yönünden risk teşkil etmesinin davalı şirket açısından «haklı sebep» oluşturduğu, yine davalı şirketçe ön alım önerisinin usulüne uygun şekilde yerine getirildiği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince …
Benzer bu kararda… kemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre; dava konusu genel kurul toplantısında ana sözleşmenin 8.maddenin değiştirilmesine karar verildiği ve bu madde ile «hisse devrinin» yapılması zorlaştırılarak, diğer hissedarlara ön alım hakkı getirildiği, bu şekilde hisse sahibinin serbestçe hissesini devretmesinin önü kapatıldığı, «anonim şirketlerde» hissenin kolayca devredilmesinin, şirkete giriş çıkışın diğer hissedarların onayına bağlı olmamasının esas olduğu, yapılan bu değişiklik ile bu şekilde hisse devri yapılmasının imkansız hale getirildiği, bu durumun «dürüstlük kurallarına» aykırı olduğu, ayrıca dava konusu kararın TTK'nın 490. maddesine de aykırı olduğunu, TTK'nın 492.maddesinde nama yazılı payların ancak şirketin onayı ile devredilebileceğinin «esas sözleşmede» kararlaştırabileceği hüküm altına alınmış olmasına karşın dava konusu kararla bu maddede belirtilen onaydan çok daha ileri bir sınırlama getirilerek, adeta hisse bedelinin belirlenmesinin şirketin insiyatifine bırakıldığı, hisse sahibinin alıcısını bulması halinde daha yüksek bir bedele satma hakkının elinden alındığı, bu durumun açıkça mülkiyet hakkının gereği olan tasarruf hakkına da müdahale niteliğinde olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile davalı şikretin 15/08/2013 tarihinde yapılan genel kurul toplantısının «esas sözleşme değişikliğine» ilişkin 8.maddesinin iptaline karar verilmiştir.
Ancak 6102 sayılı TTK'nın “borsaya kota edilmemiş nama yazılı paylar” başlıklı 493/1. maddesinde şirketin, «esas sözleşmede» öngörülmüş önemli bir «sebebi» ileri sürerek veya devredene, paylarını, başvurma anındaki gerçek değeriyle, kendi veya diğer «pay sahipleri» ya da «üçüncü kişiler» hesabına almayı önererek, onay istemini reddedebileceği düzenlenmiştir.
Bu maddeyle «anonim şirkete», devre konu olan pay senetlerini gerçek değer üzerinden devralma önerisinde bulunabilme olanağı tanınması, şirkete «haklı sebepler» yanında sağlanmış, uygun görmediği devirlerden kurtulabilme olanağıdır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:esas sözleşme değişikliği · genel kurul kararının iptali · üçüncü kişi
Benzer bu kararda… kemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre; dava konusu genel kurul toplantısında ana sözleşmenin 8.maddenin değiştirilmesine karar verildiği ve bu madde ile «hisse devrinin» yapılması zorlaştırılarak, diğer hissedarlara ön alım hakkı getirildiği, bu şekilde hisse sahibinin serbestçe hissesini devretmesinin önü kapatıldığı, «anonim şirketlerde» hissenin kolayca devredilmesinin, şirkete giriş çıkışın diğer hissedarların onayına bağlı olmamasının esas olduğu, yapılan bu değişiklik ile bu şekilde hisse devri yapılmasının imkansız hale getirildiği, bu durumun «dürüstlük kurallarına» aykırı olduğu, ayrıca dava konusu kararın TTK'nın 490. maddesine de aykırı olduğunu, TTK'nın 492.maddesinde nama yazılı payların ancak şirketin onayı ile devredilebileceğinin «esas sözleşmede» kararlaştırabileceği hüküm altına alınmış olmasına karşın dava konusu kararla bu maddede belirtilen onaydan çok daha ileri bir sınırlama getirilerek, adeta hisse bedelinin belirlenmesinin şirketin insiyatifine bırakıldığı, hisse sahibinin alıcısını bulması halinde daha yüksek bir bedele satma hakkının elinden alındığı, bu durumun açıkça mülkiyet hakkının gereği olan tasarruf hakkına da müdahale niteliğinde olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile davalı şikretin 15/08/2013 tarihinde yapılan genel kurul toplantısının «esas sözleşme değişikliğine» ilişkin 8.maddesinin iptaline karar verilmiştir.
Dava, «genel kurul kararının iptali» istemine ilişkin olup, mahkemece, dava konusu genel kurul toplantısında ana sözleşmenin 8. maddesinin değiştirilerek, şirket «hisse devrinin» yapılmasının zorlaştırıldığı, hisse sahibinin hissesini serbestçe devredebilme olanağının kaldırıldığı, bu kararın 6102 sayılı TTK'nın 490. maddesine aykırı olduğu …
Ancak 6102 sayılı TTK'nın “borsaya kota edilmemiş nama yazılı paylar” başlıklı 493/1. maddesinde şirketin, «esas sözleşmede» öngörülmüş önemli bir «sebebi» ileri sürerek veya devredene, paylarını, başvurma anındaki gerçek değeriyle, kendi veya diğer «pay sahipleri» ya da «üçüncü kişiler» hesabına almayı önererek, onay istemini reddedebileceği düzenlenmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/8440 E. 2014/16410 K.
Ortak:esas sözleşme · pay devri
İncelediğiniz karardaBu açıklamalar ışığında somut olaya gelindiğinde, Dairemizin 04.03.2024 tarih ve 2022/5082 E., 2024/1708 K. sayılı ilamı ile, tek kişiden oluşan «yönetim kurulu» tarafından alınan kararın yokluğunun tespitine ve davacı tarafından devralınan davalı şirket hisselerinin devrine TTK'nın 494/3 hükmü gereğince zımnen onay verilmiş sayılmasına yönelik gerekçenin hatalı olduğu, bu itibarla davalı şirket yönetim kurulunun «hisse devrinin» «pay defterine kaydı» talebinin reddine dair gösterdiği sebeplerin, şirket «esas sözleşmesine» ve Kanun'a uygun olup olmadığının tek tek irdelenmesi sureti ile karar verilmesi gerektiğinden bahisle hüküm bozulmuş olup, Mahkemece bozma ilamına uyularak, söz konusu hisse devrinin, şirketin esas sözleşmesinde belirlenen amacını yerine getirebilmesi ve ekonomik bağımsızlığını devam ettirebilmesi yönünden risk teşkil etmesinden dolayı gösterilen haklı «sebebin» esas sözleşmeye uygun olduğu ve davalı şirket tarafından TTK'nın 493/4,5 hükümleri uyarınca devralınan hisselerin gerçek değerinin Mahkeme kanalıyla tespit ettirilmesi halinde payların devralınacağı önerisinin usulüne uygun şekilde yerine getirildiği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş ise de, şirket ortaklarından dava dışı ...'ın kendisine ait şirket hisselerinin bir kısmını, yine kuruluşundan itibaren şirketin ortağı olup aynı zamanda oğlu olan davacıya aralarındaki «pay devir sözleşmesine» istinaden «ciro» yoluyla ve senetlerin «zilyetliğini» de geçirmek sureti ile devrettiği, bu itibarla devralan davacının, davaya konu hisse devri öncesinde de davalı şirkette pay sahibi olduğu, ana sözleşmede pay sahiplerine «pay devrini» yasaklayan bir hükmün bulunmadığı, şirket ana sözleşmesinin 6. maddesinde, şirketin kuruluşundan itibaren iki yıl geçmedikçe hisse senetlerinin başkalarına devredilemeyeceğine ilişkin bağlam hükmü dışında bir sınırlamanın olmadığı, bu hüküm ile hisse senetlerinin ortaklara değil, üçüncü kişilere devrinin yasaklandığı, kaldı ki 6103 sayılı Kanun gereğince, şirket ana sözleşmesinin, 6102 sayılı Kanun'a uygun hale getirilmediği gibi kuruluştan itibaren iki yıllık sürenin de geçtiği, dosya kapsamından devreden Meliha'ya payların devralınmak istenildiğine dair şirketçe yapılan bir bildirimin de bulunmadığının görüldüğü, dolayısıyla üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilecek kaçınma/kaçış klozunun eldeki davada uygulanma imkanının olmadığı, ana sözleşmede, şirketin ekonomik bağımsızlığının tehlikeye girmesi halinde pay devrinin reddedilebileceğine veya şirket birleşimine ilişkin herhangi bir hükmün de bulunmadığı, bu itibarla TTK'nın 493. maddesi gereğince esas sözleşmede bulunmayan haklı sebebin ret sebebi olarak gösterilmesinin de «geçersiz» olduğu, yine TTK'nın 491. maddesinde hüküm altına alınan kanuni sınırlamanın eldeki davada gerçekleşmediği anlaşılmıştır.
DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin, davalı şirket ortaklarından ...'ın hisselerini 01.04.2019 ve 11.05.2019 tarihlerinde devralması üzerine «pay defterine» işlenmesi için şirkete yaptığı başvurunun «yönetim kurulu» kararı ile haksız şekilde reddedildiğini, ana sözleşme gereğince yönetim kurulunun üç kişiden oluşması gerekirken tek kişiden oluşması nedeni ile alınan kararın 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 390 maddesi gereğince «yoklukla» sakat olduğunu, dolayısıyla Kanun'un 494. maddesinin «son» fıkrası gereğince «pay devrinin» zımnen onaylandığını, yine kabul anlamına gelmemekle birlikte yönetim kurulu kararının eşit işlem ilkesine ve «dürüstlük kuralına» da aykırı olduğunu ileri sürerek müvekkiline yapılan her iki pay devrinin de bildirim tarihinden itibaren geçerli olmak üzere davalı şirket pay defterine kaydedilm …
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyularak, davacının, davalı şirkete yönelik eylemlerinin TTK'nın 493/2 hükmü uyarınca şirket «esas sözleşmesinde» belirlenen amacın yerine getirebilmesi ve ekonomik bağımsızlığının devamı yönünden risk teşkil etmesinin davalı şirket açısından «haklı sebep» oluşturduğu, yine davalı şirketçe ön alım önerisinin usulüne uygun şekilde yerine getirildiği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince …
Benzer bu kararda… e tüm dosya kapsamına göre, 6102 Sayılı TTK'nın 493. maddesinde borsaya kote edilmemiş nama yazılı senetlerin devrine ilişkin ret sebeplerinin sayıldığı, 7. fıkrada «esas sözleşmenin» devredilebilirlik şartlarının ağırlaştırılamayacağının hükme bağlandığı gerekçesiyle, davanın kabulüne, şirket ana sözleşmesinin 7. maddesinde "Yönetim Kurulunun hiçbir gerekçe göstermeksizin «pay devrine» «muvafakat» etmeme «yetkisine» sahip olduğu" tadiline ilişkin 24.06.2013 tarihli genel kurulun 2 nolu kararının iptaline karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:muvafakat · yetkisizlik kararı
Benzer bu kararda… e tüm dosya kapsamına göre, 6102 Sayılı TTK'nın 493. maddesinde borsaya kote edilmemiş nama yazılı senetlerin devrine ilişkin ret sebeplerinin sayıldığı, 7. fıkrada «esas sözleşmenin» devredilebilirlik şartlarının ağırlaştırılamayacağının hükme bağlandığı gerekçesiyle, davanın kabulüne, şirket ana sözleşmesinin 7. maddesinde "Yönetim Kurulunun hiçbir gerekçe göstermeksizin «pay devrine» «muvafakat» etmeme «yetkisine» sahip olduğu" tadiline ilişkin 24.06.2013 tarihli genel kurulun 2 nolu kararının iptaline karar verilmiştir.
Mahkemece, davalı şirketin anasözleşmesinin 7. maddesinin tadiline ilişkin genel kurulun 24.06.2013 tarih ve 2 sayılı kararı kısmen iptal edilmiş, yönetim kurulunun hiçbir gerekçe göstermeksizin payların devrine «muvafakat» etmemek «yetkisine» sahip olduğu yönündeki kısmın madde metninden çıkartılmasına karar verilmiştir.
1 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/5082 E. 2024/1708 K.
Ortak:zilyetlik · anonim şirket yönetim kurulu · pay defteri kaydı · esas sözleşme · pay devri · yokluk · ciro · pay defteri
İncelediğiniz karardaBu açıklamalar ışığında somut olaya gelindiğinde, Dairemizin 04.03.2024 tarih ve 2022/5082 E., 2024/1708 K. sayılı ilamı ile, tek kişiden oluşan «yönetim kurulu» tarafından alınan kararın yokluğunun tespitine ve davacı tarafından devralınan davalı şirket hisselerinin devrine TTK'nın 494/3 hükmü gereğince zımnen onay verilmiş sayılmasına yönelik gerekçenin hatalı olduğu, bu itibarla davalı şirket yönetim kurulunun «hisse devrinin» «pay defterine kaydı» talebinin reddine dair gösterdiği sebeplerin, şirket «esas sözleşmesine» ve Kanun'a uygun olup olmadığının tek tek irdelenmesi sureti ile karar verilmesi gerektiğinden bahisle hüküm bozulmuş olup, Mahkemece bozma ilamına uyularak, söz konusu hisse devrinin, şirketin esas sözleşmesinde belirlenen amacını yerine getirebilmesi ve ekonomik bağımsızlığını devam ettirebilmesi yönünden risk teşkil etmesinden dolayı gösterilen haklı «sebebin» esas sözleşmeye uygun olduğu ve davalı şirket tarafından TTK'nın 493/4,5 hükümleri uyarınca devralınan hisselerin gerçek değerinin Mahkeme kanalıyla tespit ettirilmesi halinde payların devralınacağı önerisinin usulüne uygun şekilde yerine getirildiği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş ise de, şirket ortaklarından dava dışı ...'ın kendisine ait şirket hisselerinin bir kısmını, yine kuruluşundan itibaren şirketin ortağı olup aynı zamanda oğlu olan davacıya aralarındaki «pay devir sözleşmesine» istinaden «ciro» yoluyla ve senetlerin «zilyetliğini» de geçirmek sureti ile devrettiği, bu itibarla devralan davacının, davaya konu hisse devri öncesinde de davalı şirkette pay sahibi olduğu, ana sözleşmede pay sahiplerine «pay devrini» yasaklayan bir hükmün bulunmadığı, şirket ana sözleşmesinin 6. maddesinde, şirketin kuruluşundan itibaren iki yıl geçmedikçe hisse senetlerinin başkalarına devredilemeyeceğine ilişkin bağlam hükmü dışında bir sınırlamanın olmadığı, bu hüküm ile hisse senetlerinin ortaklara değil, üçüncü kişilere devrinin yasaklandığı, kaldı ki 6103 sayılı Kanun gereğince, şirket ana sözleşmesinin, 6102 sayılı Kanun'a uygun hale getirilmediği gibi kuruluştan itibaren iki yıllık sürenin de geçtiği, dosya kapsamından devreden Meliha'ya payların devralınmak istenildiğine dair şirketçe yapılan bir bildirimin de bulunmadığının görüldüğü, dolayısıyla üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilecek kaçınma/kaçış klozunun eldeki davada uygulanma imkanının olmadığı, ana sözleşmede, şirketin ekonomik bağımsızlığının tehlikeye girmesi halinde pay devrinin reddedilebileceğine veya şirket birleşimine ilişkin herhangi bir hükmün de bulunmadığı, bu itibarla TTK'nın 493. maddesi gereğince esas sözleşmede bulunmayan haklı sebebin ret sebebi olarak gösterilmesinin de «geçersiz» olduğu, yine TTK'nın 491. maddesinde hüküm altına alınan kanuni sınırlamanın eldeki davada gerçekleşmediği anlaşılmıştır.
Dava ve Hukuki Nitelendirme Dava, «anonim şirket yönetim kurulu» kararının yokluğunun tespiti ile «pay devrinin» şirket «pay defterine kaydı» istemine ilişkindir.
DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin, davalı şirket ortaklarından ...'ın hisselerini 01.04.2019 ve 11.05.2019 tarihlerinde devralması üzerine «pay defterine» işlenmesi için şirkete yaptığı başvurunun «yönetim kurulu» kararı ile haksız şekilde reddedildiğini, ana sözleşme gereğince yönetim kurulunun üç kişiden oluşması gerekirken tek kişiden oluşması nedeni ile alınan kararın 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 390 maddesi gereğince «yoklukla» sakat olduğunu, dolayısıyla Kanun'un 494. maddesinin «son» fıkrası gereğince «pay devrinin» zımnen onaylandığını, yine kabul anlamına gelmemekle birlikte yönetim kurulu kararının eşit işlem ilkesine ve «dürüstlük kuralına» da aykırı olduğunu ileri sürerek müvekkiline yapılan her iki pay devrinin de bildirim tarihinden itibaren geçerli olmak üzere davalı şirket pay defterine kaydedilm …
Benzer bu karardaDAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; «aile şirketi» olan davalı şirketin ortaklarından ...’ın 01.04.2019 ve 11.05.2019 tarihlerinde müvekkiline pay devirlerini gerçekleştirmesi üzerine şirkete bildirim yapıldığını, devrin, «pay defterine» işlenmesi talebinin reddine dair 16.07.2019 tarihli ve 2019/3 sayılı «yönetim kurulu» kararının aynı tarihte taraflarına bildirildiğini, ilgili kararın «yoklukla» sakat olduğunu, zira davalı şirketin «son» genel kurulunda en az üç yönetim kurulu üyesi seçilmesi gerekirken «esas sözleşmeye» aykırı olarak bir kişinin seçildiğini, bu genel kurul kararı için dava açıldığını ve yargılamasının devam ettiğini, esas sözleşmede yönetim kurulunun toplantı ve karar yeter sayısı hakkında ayrıca bir düzenleme yapılmadığından 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 390 ıncı hükmü uyarınca en az iki yönetim kurulu üyesinin katılımıyla «toplantı nisabının» sağlanacağını ve yine en az iki üyenin olumlu oyuyla yönetim kurulu kararı alınabileceğini, tek kişinin yönetim kurulu adına aldığı kararın ise anılan kanuna, Yargıtay kararlarına ve doktrine göre yoklukla sakat olduğunu, pay devirlerinin şirkete bildirilmesinden itibaren üç aylık sürenin geçtiğini, 6102 sayılı Kanun'un 494 üncü son fıkrasının "Şirket, onaylamaya ilişkin istemi, aldığı tarihten itibaren en geç üç ay içinde reddetmemişse veya ret haksızsa, onay verilmiş sayılır." hükmü uyarınca bildirim tarihleri üzerinden üç ay geçtiğinden «pay devrine» davalı şirketin onay vermiş sayıldığını, dolayısıyla pay devrinin pay defterine işlenmesi gerektiğini, kabul anlamına gelmeksizin «terditli» olarak söz konusu yönetim kurulu kararının eşit işlem ilkesine ve «dürüstlük kuralına» da aykırı olması nedeniyle anılan Kanun'un 391 nci maddesi uyarınca batıl olduğunu, zira yönetim kurulu üyesi ve şirket ortağı ...’in kendi menfaatine uygun pay de …
Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, «anonim şirket yönetim kurulu» kararının yokluğunun tespiti ile «pay devrinin» şirket «pay defterine kaydı» istemine ilişkindir.
Taraflar arasındaki «yönetim kurulu» kararının yokluğunun tespiti ile «pay devrinin» «pay defterine kaydı» davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:esas sözleşme değişikliği · aile şirketi · toplantı ve karar nisabı · nisap · yönetim kurulu üyeliği · terditli dava · karar nisabı · toplantı tutanağı
Benzer bu karardaDeğerlendirme 6102 sayılı Kanun'un 359 uncu maddesinde, «anonim şirketin», «esas sözleşmeyle» atanmış veya genel kurul tarafından seçilmiş, bir veya daha fazla kişiden oluşan yönetim kurulunun bulunacağı hükmüne yer verilerek, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 312 nci maddesinde yer alan yönetim kurulunun en az üç kişiden oluşmasına ilişkin düzenlemesi «terk» edilerek anılan kurulun tek kişiden oluşmasına olanak tanındığı, yine, 6102 sayılı Kanun'un 421 inci maddesinin birinci fıkrasında, sözleşmede aksine ağırlaştırıcı bir hüküm bulunmadığı takdirde, ana sözleşmeyi değiştiren kararların, şirket sermayesinin en az yarısının «temsil» edildiği genel kurulda, toplantıda mevcut bulunan oyların çoğunluğu ile alınacağı, ilk toplantıda öngörülen «toplantı nisabının» sağlanamaması durumunda ise en geç bir ay içinde şirket sermayesinin en az üçte birinin temsili ile ikinci bir toplantının yapılabileceği şeklinde genel kural ortaya konulduktan sonra maddenin diğer fıkralarında özellikli bazı durumların gösterildiği, «yönetim kurulu» üye sayısının üç kişiden bir kişiye indirilmesine ilişkin «esas sözleşme değişikliğinin» nitelikli karar nisabı gerektiren durumlardan olmadığı, öncesinde «ilanı» yapılan 03.08.2018 tarihli 2017 yılına ait «olağan genel kurul» «toplantısı tutanağında», karara bağlanan esas sözleşme değişikliği ilanına yer verilmemiş ise de toplantıya tüm pay sahiplerinin katıldığı, davacının asaleten katıldığı toplantıda gündemin 6 ncı maddesine «muhalefet şerhi» koymadığı gibi tek kişiden oluşan «yönetim kurulu üyeliği» için de adaylığını koyduğu, bu itibarla yönetim kurulunun tek kişiden oluşmasında kanuna ve esas sözleşmeye bir aykırılık bulunmadığı, nitekim aynı davacı tarafından davalı şirkete karşı 03.04.2018 tarihli genel kurul toplantısında alınan 6 numaralı yönetim kurulu teşekkülü kararının, esas sözleşmenin 7 nci maddesine aykırılık oluşturduğundan bahisle «genel kurul kararının iptali» amacı ile açılan davada yapılan yargılama sonucunda; İstanbul 14.
DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; «aile şirketi» olan davalı şirketin ortaklarından ...’ın 01.04.2019 ve 11.05.2019 tarihlerinde müvekkiline pay devirlerini gerçekleştirmesi üzerine şirkete bildirim yapıldığını, devrin, «pay defterine» işlenmesi talebinin reddine dair 16.07.2019 tarihli ve 2019/3 sayılı «yönetim kurulu» kararının aynı tarihte taraflarına bildirildiğini, ilgili kararın «yoklukla» sakat olduğunu, zira davalı şirketin «son» genel kurulunda en az üç yönetim kurulu üyesi seçilmesi gerekirken «esas sözleşmeye» aykırı olarak bir kişinin seçildiğini, bu genel kurul kararı için dava açıldığını ve yargılamasının devam ettiğini, esas sözleşmede yönetim kurulunun toplantı ve karar yeter sayısı hakkında ayrıca bir düzenleme yapılmadığından 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 390 ıncı hükmü uyarınca en az iki yönetim kurulu üyesinin katılımıyla «toplantı nisabının» sağlanacağını ve yine en az iki üyenin olumlu oyuyla yönetim kurulu kararı alınabileceğini, tek kişinin yönetim kurulu adına aldığı kararın ise anılan kanuna, Yargıtay kararlarına ve doktrine göre yoklukla sakat olduğunu, pay devirlerinin şirkete bildirilmesinden itibaren üç aylık sürenin geçtiğini, 6102 sayılı Kanun'un 494 üncü son fıkrasının "Şirket, onaylamaya ilişkin istemi, aldığı tarihten itibaren en geç üç ay içinde reddetmemişse veya ret haksızsa, onay verilmiş sayılır." hükmü uyarınca bildirim tarihleri üzerinden üç ay geçtiğinden «pay devrine» davalı şirketin onay vermiş sayıldığını, dolayısıyla pay devrinin pay defterine işlenmesi gerektiğini, kabul anlamına gelmeksizin «terditli» olarak söz konusu yönetim kurulu kararının eşit işlem ilkesine ve «dürüstlük kuralına» da aykırı olması nedeniyle anılan Kanun'un 391 nci maddesi uyarınca batıl olduğunu, zira yönetim kurulu üyesi ve şirket ortağı ...’in kendi menfaatine uygun pay de …
Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; 6103 sayılı Kanun'un 22 nci maddesi uyarınca «anonim şirketlerin» «esas sözleşmelerini», «limited şirketlerin» de şirket sözleşmelerini, yürürlük tarihinden itibaren oniki ay içinde Türk Ticaret Kanunu'yla uyumlu hâle getirecekleri, bu süre içinde gerekli değişikliklerin yapılmaması hâlinde, esas sözleşmedeki ve şirket sözleşmesindeki düzenleme yerine Türk Ticaret Kanunu'nun ilgili hükümlerinin uygulanacağı, davalı şirket esas sözleşmesinin düzenlenmesinden sonra yürürlüğe giren 6102 sayılı Kanun'un 359 uncu maddesi ile «yönetim kurulu» üyelerinin tek kişiden oluşması imkânının getirildiği, dileyen şirketlerin bu yönde «esas sözleşme değişikliği» yaparak tek kişilik yönetim kurulunu kurabilme imkânının sağlandığı, davalı şirketin 03.04.2018 günlü genel kurul toplantısında alınan 6 no'lu gündem maddesi ile şirketin tek kişilik yönetim kurulundan teşekkül ettirilmesine karar verilmiş ise de esas sözleşmede bu yönde bir değişikliğe gidilmemiş olması nedeniyle İlk Derece Mahkemesinin gerekçesinde de isabetli bir şekilde belirtildiği üzere esas sözleşmenin yedinci maddesinin halen yürürlükte olduğu ve bu durumun 6102 sayılı Kanun'a aykırılık teşkil etmediği, buna göre yönetim kurulunun üç kişiden oluşması gerektiği dikkate alındığında 6102 sayılı Kanun'un 390 ıncı maddesi uyarınca toplantı ve karar «nisap» sayısı sağlanmadan alınan 16.07.2019 tarihli ve 2019/3 sayılı yönetim kurulu kararının yok hükmünde olduğu, öte yandan bu Kanun'un 490 uncu maddesinde nama yazılı payların herhangi bir sınırlandırmaya bağlı olmaksızın devredilebilecekleri, hukuki işlemle devrin, «ciro» edilmiş nama yazılı senedinin «zilyetliğin» devralana geçirilmesi ile yapılabileceği hükmüne haiz olduğu, şirketin devre onay talebini incelerken bunun dışında bir inceleme yapması gerekmediğinden, devir kar …
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2024/6481 E. , 2025/1865 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ Ticaret Mahkemesi
SAYISI 2024/306 Esas, 2024/581 Karar
HÜKÜM
Davanın reddi
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak verilen karar davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
KARAR
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin, davalı şirket ortaklarından ...'ın hisselerini 01.04.2019 ve 11.05.2019 tarihlerinde devralması üzerine pay defterine işlenmesi için şirkete yaptığı başvurunun yönetim kurulu kararı ile haksız şekilde reddedildiğini, ana sözleşme gereğince yönetim kurulunun üç kişiden oluşması gerekirken tek kişiden oluşması nedeni ile alınan kararın 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 390 maddesi gereğince yoklukla sakat olduğunu, dolayısıyla Kanun'un 494. maddesinin son fıkrası gereğince pay devrinin zımnen onaylandığını, yine kabul anlamına gelmemekle birlikte yönetim kurulu kararının eşit işlem ilkesine ve dürüstlük kuralına da aykırı olduğunu ileri sürerek müvekkiline yapılan her iki pay devrinin de bildirim tarihinden itibaren geçerli olmak üzere davalı şirket pay defterine kaydedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı şirket vekili cevap dilekçesinde; davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyularak, davacının, davalı şirkete yönelik eylemlerinin TTK'nın 493/2 hükmü uyarınca şirket esas sözleşmesinde belirlenen amacın yerine getirebilmesi ve ekonomik bağımsızlığının devamı yönünden risk teşkil etmesinin davalı şirket açısından haklı sebep oluşturduğu, yine davalı şirketçe ön alım önerisinin usulüne uygun şekilde yerine getirildiği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir.
IV. TEMYİZ
A. Dava ve Hukuki Nitelendirme
Dava, anonim şirket yönetim kurulu kararının yokluğunun tespiti ile pay devrinin şirket pay defterine kaydı istemine ilişkindir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, davalı anonim şirketin mevcut ortağı olan davacının, aynı şirketin dava dışı ortağından devraldığı nama yazılı payların kendi adına pay defterine kaydedilmeleri yönündeki taleplerinin reddine ilişkin davalı şirketçe gösterilen sebeplerin, Kanun'a ve şirket esas sözleşmesine aykırı olup olmadığı ile şirket ortakları arasındaki devirlerde bağlam hükümlerinin uygulanabilirliğinin bulunup bulunmadığına ilişkindir.
Bilindiği üzere nama yazılı senetler, Kanun'da veya esas sözleşmede aksine hüküm olmadıkça serbestçe devredilebilirler (TTK m. 490). Aynı Kanun'un 499/4 hükmü uyarınca da devrin ortaklığa karşı ancak pay defterine kayıt ile geçerli olacağı ve ortaklık sıfatının pay defterine göre belirleneceği düzenlenmiş olup, ortaklık, devir keyfiyetini esas sözleşmede gösterilen sebeplerle pay defterine kaydetmekten kaçınabilir. Ancak bu kaçınmanın herhangi bir gerekçe gösterilmeksizin yapılması mümkün değildir. Ayrıca 6103 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un (6103 sayılı Kanun) 28/7 hükmüne göre anonim ortaklıklarının Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde, esas sözleşmelerini değiştirerek TTK'nın 492 ile 498.
maddelerine göre uyarlamak zorunda oldukları; aksi halde, bu sürenin dolması ile tüm sınırlamaların geçersiz hale geleceği hüküm altına alınmıştır.
TTK'nın 491. maddesi, kanunî devir sınırlamasını düzenlemekte olup, anonim şirketlerde nama yazılı payların serbestçe devredilmesi kuralının Kanun'da öngörülen tek istisnası, bedellerinin tümü ödenmemiş nama yazılı paylardır. Söz konusu paylar, esas sözleşmede belirtilmemiş olsa bile ancak şirketin onayı ile devredilebilir. Hüküm, ödenmemiş pay bedelini güvencesi altına almıştır.
Borsaya kote edilmiş olsun olmasın, tüm nama yazılı payların devrinde esas sözleşme ile getirilebilecek sınırlamalara ilişkin ilkeler TTK'nın 492. maddesinde gösterilmiş olup, bu genel ilkeler yanında Kanun, hisse senetleri borsaya kote edilmemiş anonim şirketlerde devralana karşı ileri sürülebilecek red sebeplerini ve pay senetleri borsaya kote anonim şirketlerde, esas sözleşmede öngörülebilecek özel bir sınırlama ile getirilebilecek red sebeplerini de sonraki maddelerde hüküm altına almıştır.
TTK'nın “Borsaya kota edilmemiş nama yazılı paylar” kenar başlıklı 493. maddesinin birinci fıkrasında şirketin, esas sözleşmede öngörülmüş önemli bir sebebi ileri sürerek onay istemini reddedebileceği düzenlenmiştir. Hüküm, nama yazılı pay senetleri borsaya kote edilmemiş anonim şirketlerin, esas sözleşmelerine koyabilecekleri bağlam kurallarını düzenlemektedir. Bu maddede yer alan haklı sebebe dair bağlam, ancak esas sözleşmeye hüküm konulması sureti ile oluşturulabilir. Pay senedinin üzerine veya pay defterine yazılarak bağlam oluşturulamaz. Birinci fıkra, maddenin izleyen diğer fıkraları ile birlikte değerlendirildiğinde, anonim şirketlerin, her türlü görülecek sebebi "haklı sebep" olarak esas sözleşmeye koyamayacakları açıkça anlaşılacaktır.
Haklı sebepler ikinci fıkrada belirtilen, yani kanunen gösterilmiş olan kategorilerden birine girmelidir. Sözü edilen fıkrada, pay sahipleri çevresinin birleşimine ilişkin esas sözleşme hükümleri, şirketin işletme konusu veya işletmenin ekonomik bağımsızlığı yönünden onayın reddini gösteriyorsa önemli sebep oluşturacağı belirtilmiştir. Ayrıca esas sözleşmede 493. maddenin ikinci fıkrasına göndermede bulunmak da yeterli değildir. Bu bağlam kuralının şirket tarafından ileri sürülebilmesi için esas sözleşmede yer alması ve kanundaki haklı sebeplere uygun bir şekilde somutlaştırılması gerekir.
Diğer yandan bu madde ile iradi devir hallerine mahsus olmak üzere, şirketin, devredene, uygulamada “kaçınma/kaçış klozu” olarak adlandırılmakta olan devre konu payları gerçek değeri üzerinden satın alma önerisinde bulunması suretiyle de pay devrine onay vermekten kaçınabileceği şeklinde "ön alım" hakkı öngörülmüştür. Böylelikle anonim şirketlere haklı sebepler yanında uygun görülmeyen devirlerden kurtulabilme olanağı sağlanarak şirketin yabancılaşmasının veya niteliklerini kaybetmesinin önlenmesi amaçlanmıştır. Anılan Kanun hükmünden de anlaşılacağı üzere, kaçınma klozu bakımından şirketin önerisinin iki önemli hususa dayalı olması zorunludur. Bunlardan birincisi devre konu paylar, diğeri ise devre konu payların başvuru anındaki gerçek değeridir.
Şirketin bu konudaki önerisinin muhatabı ise madde hükmünde açıkça yazdığı üzere “devreden”dir. Bu hüküm, Kanun'un 4494. maddesinin birinci fıkrasındaki iradi devirlerde şirket tarafından devre onay verilene değin devre konu payların mülkiyetinin ve paylara bağlı hakların devredene ait olacağı şeklindeki düzenleme ile uyum içerisinde olup, iradi devir hallerinde, alım önerisinin şirket ile devreden arasındaki hukuksal sürecin dışındaki devralanlara yapılması gibi bir ihtimal söz konusu değildir (Dairemizin 22.06.2021 tarih ve 2020/338 E., 2021/5306 sayılı ilamı da bu yöndedir).
Bu açıklamalar ışığında somut olaya gelindiğinde, Dairemizin 04.03.2024 tarih ve 2022/5082 E., 2024/1708 K. sayılı ilamı ile, tek kişiden oluşan yönetim kurulu tarafından alınan kararın yokluğunun tespitine ve davacı tarafından devralınan davalı şirket hisselerinin devrine TTK'nın 494/3 hükmü gereğince zımnen onay verilmiş sayılmasına yönelik gerekçenin hatalı olduğu, bu itibarla davalı şirket yönetim kurulunun hisse devrinin pay defterine kaydı talebinin reddine dair gösterdiği sebeplerin, şirket esas sözleşmesine ve Kanun'a uygun olup olmadığının tek tek irdelenmesi sureti ile karar verilmesi gerektiğinden bahisle hüküm bozulmuş olup, Mahkemece bozma ilamına uyularak, söz konusu hisse devrinin, şirketin esas sözleşmesinde belirlenen amacını yerine getirebilmesi ve ekonomik bağımsızlığını devam ettirebilmesi yönünden risk teşkil etmesinden dolayı gösterilen haklı sebebin esas sözleşmeye uygun olduğu ve davalı şirket tarafından TTK'nın 493/4,5 hükümleri uyarınca devralınan hisselerin gerçek değerinin Mahkeme kanalıyla tespit ettirilmesi halinde payların devralınacağı önerisinin usulüne uygun şekilde yerine getirildiği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş ise de, şirket ortaklarından dava dışı ...'ın kendisine ait şirket hisselerinin bir kısmını, yine kuruluşundan itibaren şirketin ortağı olup aynı zamanda oğlu olan davacıya aralarındaki pay devir sözleşmesine istinaden ciro yoluyla ve senetlerin zilyetliğini de geçirmek sureti ile devrettiği, bu itibarla devralan davacının, davaya konu hisse devri öncesinde de davalı şirkette pay sahibi olduğu, ana sözleşmede pay sahiplerine pay devrini yasaklayan bir hükmün bulunmadığı, şirket ana sözleşmesinin 6.
maddesinde, şirketin kuruluşundan itibaren iki yıl geçmedikçe hisse senetlerinin başkalarına devredilemeyeceğine ilişkin bağlam hükmü dışında bir sınırlamanın olmadığı, bu hüküm ile hisse senetlerinin ortaklara değil, üçüncü kişilere devrinin yasaklandığı, kaldı ki 6103 sayılı Kanun gereğince, şirket ana sözleşmesinin, 6102 sayılı Kanun'a uygun hale getirilmediği gibi kuruluştan itibaren iki yıllık sürenin de geçtiği, dosya kapsamından devreden Meliha'ya payların devralınmak istenildiğine dair şirketçe yapılan bir bildirimin de bulunmadığının görüldüğü, dolayısıyla üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilecek kaçınma/kaçış klozunun eldeki davada uygulanma imkanının olmadığı, ana sözleşmede, şirketin ekonomik bağımsızlığının tehlikeye girmesi halinde pay devrinin reddedilebileceğine veya şirket birleşimine ilişkin herhangi bir hükmün de bulunmadığı, bu itibarla TTK'nın 493.
maddesi gereğince esas sözleşmede bulunmayan haklı sebebin ret sebebi olarak gösterilmesinin de geçersiz olduğu, yine TTK'nın 491. maddesinde hüküm altına alınan kanuni sınırlamanın eldeki davada gerçekleşmediği anlaşılmıştır.
Hal böyle olunca davacının devraldığı hisselerin, pay defterine kaydına ilişkin talebinin reddedilmesinin isabetli olmadığı gözetilmeden yazılı gerekçelerle davanın reddine hükmolunması doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir.
VI. SONUÇ
Yukarda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile İlk Derece Mahkemesince verilen kararın BOZULARAK KALDIRILMASINA, dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 17.03.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1142595400 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz