Esas sözleşme değişikliği
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2022/5082 E. 2024/1708 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Dava şartı
- dava şartı
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
esas sözleşme değişikliği↗ aile şirketi↗ toplantı ve karar nisabı↗ nisap↗ yönetim kurulu üyeliği↗ terditli dava↗ zilyetlik↗ anonim şirket yönetim kurulu↗ pay defteri kaydı↗ karar nisabı↗ toplantı tutanağı↗ muhalefet şerhi↗ butlan↗ esas sözleşme↗ pay devri↗ yokluk↗ olağanüstü genel kurul↗ kısıtlılık↗ genel kurul kararının iptali↗ sözleşmeye aykırılık↗ cy/cy şerhi↗ ciro↗ pay defteri↗ istinaf incelemesi↗ dürüstlük kuralı↗ anonim şirket↗ limited şirket↗ esastan ret↗ yönetim kurulu kararı↗ terkin↗ ilan↗ dava sebebi↗ cy/cy kaydı↗ temsil↗ istinaf yoluna başvurulabilirlik↗ e-defter↗ i̇i̇k 72/son↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
İLK DERECE MAHKEMESİ :İstanbul 20. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI :2019/223 E., 2021/500 K.
Taraflar arasındaki yönetim kurulu kararının yokluğunun tespiti ile pay devrinin pay defterine kaydı davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü.
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; aile şirketi olan davalı şirketin ortaklarından ...’ın 01.04.2019 ve 11.05.2019 tarihlerinde müvekkiline pay devirlerini gerçekleştirmesi üzerine şirkete bildirim yapıldığını, devrin, pay defterine işlenmesi talebinin reddine dair 16.07.2019 tarihli ve 2019/3 sayılı yönetim kurulu kararının aynı tarihte taraflarına bildirildiğini, ilgili kararın yoklukla sakat olduğunu, zira davalı şirketin son genel kurulunda en az üç yönetim kurulu üyesi seçilmesi gerekirken esas sözleşmeye aykırı olarak bir kişinin seçildiğini, bu genel kurul kararı için dava açıldığını ve yargılamasının devam ettiğini, esas sözleşmede yönetim kurulunun toplantı ve karar yeter sayısı hakkında ayrıca bir düzenleme yapılmadığından 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 390 ıncı hükmü uyarınca en az iki yönetim kurulu üyesinin katılımıyla toplantı nisabının sağlanacağını ve yine en az iki üyenin olumlu oyuyla yönetim kurulu kararı alınabileceğini, tek kişinin yönetim kurulu adına aldığı kararın ise anılan kanuna, Yargıtay kararlarına ve doktrine göre yoklukla sakat olduğunu, pay devirlerinin şirkete bildirilmesinden itibaren üç aylık sürenin geçtiğini, 6102 sayılı Kanun'un 494 üncü son fıkrasının "Şirket, onaylamaya ilişkin istemi, aldığı tarihten itibaren en geç üç ay içinde reddetmemişse veya ret haksızsa, onay verilmiş sayılır." hükmü uyarınca bildirim tarihleri üzerinden üç ay geçtiğinden pay devrine davalı şirketin onay vermiş sayıldığını, dolayısıyla pay devrinin pay defterine işlenmesi gerektiğini, kabul anlamına gelmeksizin terditli olarak söz konusu yönetim kurulu kararının eşit işlem ilkesine ve dürüstlük kuralına da aykırı olması nedeniyle anılan Kanun'un 391 nci maddesi uyarınca batıl olduğunu, zira yönetim kurulu üyesi ve şirket ortağı ...’in kendi menfaatine uygun pay devirlerini kabul ederek pay defterine işlemesine rağmen müvekkiline yapılan pay devirlerini dayanaksız olarak kabul etmediğini, sözü edilen kararın 6102 sayılı Kanun'un 493 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca kaçış hükümlerinin şartlarını da sağlamamakta olduğunu ileri sürerek davalı şirketin anılan yönetim kurulu kararının yokluğunun tespitine, mahkemenin farklı görüşte olması halinde terditli olarak söz konusu kararın batıl olduğunun belirlenmesine, her halükarda müvekkiline yapılan her iki pay devrinin de bildirim tarihinden itibaren geçerli olmak üzere davalı şirket pay defterine kaydedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı şirket vekili cevap dilekçesinde; davanın dayanaksız ve hukuka aykırı olduğunu, zira davacının talebinin 6102 sayılı Kanun'un 493 üncü maddesindeki mutlak ve sebebe bağlı olmayan gerekçe ile reddedildiğini, bilindiği gibi sözü edilen maddede iki ret sebebi düzenlemekte olup, bunların ikincisinin mutlak olduğunu, hisselerin şirketçe veya öngördüğü kişilerce alınması imkanının sağlandığını, hükmün gerekçesinde de bu devralmanın herhangi bir kısıtlamaya ya da şarta bağlı olmadığının belirtilmiş olduğunu, davacının tek yasal imkanının beşinci fıkraya göre değer tespiti için mahkemeye başvurmak olduğunu, ancak bunu yapmadığını, dolayısıyla müvekkili şirketin yasada açıkça tanınan bir hakkını kullandığını, dava dilekçesinde pek çok hususa yer verilmişse de konuyla ilgisi olmayıp uygulanacak hükmün söz konusu maddeden ibaret olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacının talebinin 6102 sayılı Kanun'un 493 üncü maddesindeki mutlak ve sebebe bağlı olmayan red gerekçesiyle reddedildiğini, müvekkili şirketin yasa ile kendisine açıkça tanınan bir hakkını kullandığını, mahkemece verilen kararın Kanun'un 391 inci maddesine aykırılık teşkil ettiğini, tespit davasına cevaz verilmesine rağmen eda hükmü kurulmasının hukuka aykırı olduğunu, bilirkişi raporunda gerçek bir devir işleminin olmadığının tespit edildiğini, 6103 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un (6103 sayılı Kanun) 22 nci maddesinin göz ardı edildiğini, söz konusu madde uyarınca şirketlerin sözleşmelerini 01.07.2013 tarihine kadar değiştirmemeleri halinde esas sözleşmedeki ve şirket sözleşmesindeki düzenleme yerine Türk Ticaret Kanunu'nun ilgili hükümleri uygulanması gerektiğini belirterek hükmün kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; 6103 sayılı Kanun'un 22 nci maddesi uyarınca anonim şirketlerin esas sözleşmelerini, limited şirketlerin de şirket sözleşmelerini, yürürlük tarihinden itibaren oniki ay içinde Türk Ticaret Kanunu'yla uyumlu hâle getirecekleri, bu süre içinde gerekli değişikliklerin yapılmaması hâlinde, esas sözleşmedeki ve şirket sözleşmesindeki düzenleme yerine Türk Ticaret Kanunu'nun ilgili hükümlerinin uygulanacağı, davalı şirket esas sözleşmesinin düzenlenmesinden sonra yürürlüğe giren 6102 sayılı Kanun'un 359 uncu maddesi ile yönetim kurulu üyelerinin tek kişiden oluşması imkânının getirildiği, dileyen şirketlerin bu yönde esas sözleşme değişikliği yaparak tek kişilik yönetim kurulunu kurabilme imkânının sağlandığı, davalı şirketin 03.04.2018 günlü genel kurul toplantısında alınan 6 no'lu gündem maddesi ile şirketin tek kişilik yönetim kurulundan teşekkül ettirilmesine karar verilmiş ise de esas sözleşmede bu yönde bir değişikliğe gidilmemiş olması nedeniyle İlk Derece Mahkemesinin gerekçesinde de isabetli bir şekilde belirtildiği üzere esas sözleşmenin yedinci maddesinin halen yürürlükte olduğu ve bu durumun 6102 sayılı Kanun'a aykırılık teşkil etmediği, buna göre yönetim kurulunun üç kişiden oluşması gerektiği dikkate alındığında 6102 sayılı Kanun'un 390 ıncı maddesi uyarınca toplantı ve karar nisap sayısı sağlanmadan alınan 16.07.2019 tarihli ve 2019/3 sayılı yönetim kurulu kararının yok hükmünde olduğu, öte yandan bu Kanun'un 490 uncu maddesinde nama yazılı payların herhangi bir sınırlandırmaya bağlı olmaksızın devredilebilecekleri, hukuki işlemle devrin, ciro edilmiş nama yazılı senedinin zilyetliğin devralana geçirilmesi ile yapılabileceği hükmüne haiz olduğu, şirketin devre onay talebini incelerken bunun dışında bir inceleme yapması gerekmediğinden, devir karşılığında ödeme yapılmadığı yönündeki yasal sürede ileri sürülmeyen ve yerinde görülmeyen davalı itirazına da itibar edilmediği, bu durumda, anılan Kanun'un 494 üncü maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca davalı şirketin, onaylamaya ilişkin istemi en geç üç ay içerisinde reddettiğine dair geçerli bir karar bulunmadığına göre devre onay verilmiş sayılacağı gerekçesi ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü sebep ve gerekçelerle hükmün bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, anonim şirket yönetim kurulu kararının yokluğunun tespiti ile pay devrinin şirket pay defterine kaydı istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
3. Değerlendirme
6102 sayılı Kanun'un 359 uncu maddesinde, anonim şirketin, esas sözleşmeyle atanmış veya genel kurul tarafından seçilmiş, bir veya daha fazla kişiden oluşan yönetim kurulunun bulunacağı hükmüne yer verilerek, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 312 nci maddesinde yer alan yönetim kurulunun en az üç kişiden oluşmasına ilişkin düzenlemesi terk edilerek anılan kurulun tek kişiden oluşmasına olanak tanındığı, yine, 6102 sayılı Kanun'un 421 inci maddesinin birinci fıkrasında, sözleşmede aksine ağırlaştırıcı bir hüküm bulunmadığı takdirde, ana sözleşmeyi değiştiren kararların, şirket sermayesinin en az yarısının temsil edildiği genel kurulda, toplantıda mevcut bulunan oyların çoğunluğu ile alınacağı, ilk toplantıda öngörülen toplantı nisabının sağlanamaması durumunda ise en geç bir ay içinde şirket sermayesinin en az üçte birinin temsili ile ikinci bir toplantının yapılabileceği şeklinde genel kural ortaya konulduktan sonra maddenin diğer fıkralarında özellikli bazı durumların gösterildiği, yönetim kurulu üye sayısının üç kişiden bir kişiye indirilmesine ilişkin esas sözleşme değişikliğinin nitelikli karar nisabı gerektiren durumlardan olmadığı, öncesinde ilanı yapılan 03.08.2018 tarihli 2017 yılına ait olağan genel kurul toplantısı tutanağında, karara bağlanan esas sözleşme değişikliği ilanına yer verilmemiş ise de toplantıya tüm pay sahiplerinin katıldığı, davacının asaleten katıldığı toplantıda gündemin 6 ncı maddesine muhalefet şerhi koymadığı gibi tek kişiden oluşan yönetim kurulu üyeliği için de adaylığını koyduğu, bu itibarla yönetim kurulunun tek kişiden oluşmasında kanuna ve esas sözleşmeye bir aykırılık bulunmadığı, nitekim aynı davacı tarafından davalı şirkete karşı 03.04.2018 tarihli genel kurul toplantısında alınan 6 numaralı yönetim kurulu teşekkülü kararının, esas sözleşmenin 7 nci maddesine aykırılık oluşturduğundan bahisle genel kurul kararının iptali amacı ile açılan davada yapılan yargılama sonucunda; İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesinin 16.05.2019 tarih ve 2018/570 E, 2019/494 K. sayılı ilamı ile davacının toplantıya asaleten katılmasına rağmen gündemin 6 ncı maddesine muhalefet şerhi veya bu anlama gelebilecek bir beyanda bulunmadığı, bunun dışında butlan sebeplerinin de söz konusu olmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verildiği, istinaf incelemesinden geçen hükmün Dairemizin 04.10.2023 tarihli, 2022/3407 E. ve 2023/5581 K. sayılı ilamı ile onanarak kesinleştiği anlaşılmıştır. Bu itibarla mahkemenin davalı şirketin 16.07.2019 tarihli ve 2019/3 sayılı yönetim kurulu kararının yok hükmünde olduğuna ilişkin gerekçesi yerinde bulunmamıştır.
O halde, mahkemece davacıya yapılan hisse devirlerinin pay defterine işlenmesine ilişkin onay isteminin reddine dair 2019/3 sayılı yönetim kurulu kararındaki her bir gerekçenin tek tek irdelenerek 6102 sayılı Kanun'un 493 üncü maddesinde yer alan ret sebeplerine ve esas sözleşmeye uygun olup olmadıkları, davalı şirketçe yapılan önerinin usulünce yapılıp yapılmadığı hususlarında değerlendirme yapılarak tartışıldıktan sonra sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenlerle bozulması gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2024/6481 E. 2025/1865 K.
Ortak:zilyetlik · anonim şirket yönetim kurulu · pay defteri kaydı · esas sözleşme · pay devri · yokluk · ciro · pay defteri
İncelediğiniz karardaDAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; «aile şirketi» olan davalı şirketin ortaklarından ...’ın 01.04.2019 ve 11.05.2019 tarihlerinde müvekkiline pay devirlerini gerçekleştirmesi üzerine şirkete bildirim yapıldığını, devrin, «pay defterine» işlenmesi talebinin reddine dair 16.07.2019 tarihli ve 2019/3 sayılı «yönetim kurulu» kararının aynı tarihte taraflarına bildirildiğini, ilgili kararın «yoklukla» sakat olduğunu, zira davalı şirketin «son» genel kurulunda en az üç yönetim kurulu üyesi seçilmesi gerekirken «esas sözleşmeye» aykırı olarak bir kişinin seçildiğini, bu genel kurul kararı için dava açıldığını ve yargılamasının devam ettiğini, esas sözleşmede yönetim kurulunun toplantı ve karar yeter sayısı hakkında ayrıca bir düzenleme yapılmadığından 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 390 ıncı hükmü uyarınca en az iki yönetim kurulu üyesinin katılımıyla «toplantı nisabının» sağlanacağını ve yine en az iki üyenin olumlu oyuyla yönetim kurulu kararı alınabileceğini, tek kişinin yönetim kurulu adına aldığı kararın ise anılan kanuna, Yargıtay kararlarına ve doktrine göre yoklukla sakat olduğunu, pay devirlerinin şirkete bildirilmesinden itibaren üç aylık sürenin geçtiğini, 6102 sayılı Kanun'un 494 üncü son fıkrasının "Şirket, onaylamaya ilişkin istemi, aldığı tarihten itibaren en geç üç ay içinde reddetmemişse veya ret haksızsa, onay verilmiş sayılır." hükmü uyarınca bildirim tarihleri üzerinden üç ay geçtiğinden «pay devrine» davalı şirketin onay vermiş sayıldığını, dolayısıyla pay devrinin pay defterine işlenmesi gerektiğini, kabul anlamına gelmeksizin «terditli» olarak söz konusu yönetim kurulu kararının eşit işlem ilkesine ve «dürüstlük kuralına» da aykırı olması nedeniyle anılan Kanun'un 391 nci maddesi uyarınca batıl olduğunu, zira yönetim kurulu üyesi ve şirket ortağı ...’in kendi menfaatine uygun pay de …
Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, «anonim şirket yönetim kurulu» kararının yokluğunun tespiti ile «pay devrinin» şirket «pay defterine kaydı» istemine ilişkindir.
Taraflar arasındaki «yönetim kurulu» kararının yokluğunun tespiti ile «pay devrinin» «pay defterine kaydı» davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Benzer bu karardaBu açıklamalar ışığında somut olaya gelindiğinde, Dairemizin 04.03.2024 tarih ve 2022/5082 E., 2024/1708 K. sayılı ilamı ile, tek kişiden oluşan «yönetim kurulu» tarafından alınan kararın yokluğunun tespitine ve davacı tarafından devralınan davalı şirket hisselerinin devrine TTK'nın 494/3 hükmü gereğince zımnen onay verilmiş sayılmasına yönelik gerekçenin hatalı olduğu, bu itibarla davalı şirket yönetim kurulunun «hisse devrinin» «pay defterine kaydı» talebinin reddine dair gösterdiği sebeplerin, şirket «esas sözleşmesine» ve Kanun'a uygun olup olmadığının tek tek irdelenmesi sureti ile karar verilmesi gerektiğinden bahisle hüküm bozulmuş olup, Mahkemece bozma ilamına uyularak, söz konusu hisse devrinin, şirketin esas sözleşmesinde belirlenen amacını yerine getirebilmesi ve ekonomik bağımsızlığını devam ettirebilmesi yönünden risk teşkil etmesinden dolayı gösterilen haklı «sebebin» esas sözleşmeye uygun olduğu ve davalı şirket tarafından TTK'nın 493/4,5 hükümleri uyarınca devralınan hisselerin gerçek değerinin Mahkeme kanalıyla tespit ettirilmesi halinde payların devralınacağı önerisinin usulüne uygun şekilde yerine getirildiği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş ise de, şirket ortaklarından dava dışı ...'ın kendisine ait şirket hisselerinin bir kısmını, yine kuruluşundan itibaren şirketin ortağı olup aynı zamanda oğlu olan davacıya aralarındaki «pay devir sözleşmesine» istinaden «ciro» yoluyla ve senetlerin «zilyetliğini» de geçirmek sureti ile devrettiği, bu itibarla devralan davacının, davaya konu hisse devri öncesinde de davalı şirkette pay sahibi olduğu, ana sözleşmede pay sahiplerine «pay devrini» yasaklayan bir hükmün bulunmadığı, şirket ana sözleşmesinin 6. maddesinde, şirketin kuruluşundan itibaren iki yıl geçmedikçe hisse senetlerinin başkalarına devredilemeyeceğine ilişkin bağlam hükmü dışında bir sınırlamanın olmadığı, bu hüküm ile hisse senetlerinin ortaklara değil, üçüncü kişilere devrinin yasaklandığı, kaldı ki 6103 sayılı Kanun gereğince, şirket ana sözleşmesinin, 6102 sayılı Kanun'a uygun hale getirilmediği gibi kuruluştan itibaren iki yıllık sürenin de geçtiği, dosya kapsamından devreden Meliha'ya payların devralınmak istenildiğine dair şirketçe yapılan bir bildirimin de bulunmadığının görüldüğü, dolayısıyla üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilecek kaçınma/kaçış klozunun eldeki davada uygulanma imkanının olmadığı, ana sözleşmede, şirketin ekonomik bağımsızlığının tehlikeye girmesi halinde pay devrinin reddedilebileceğine veya şirket birleşimine ilişkin herhangi bir hükmün de bulunmadığı, bu itibarla TTK'nın 493. maddesi gereğince esas sözleşmede bulunmayan haklı sebebin ret sebebi olarak gösterilmesinin de «geçersiz» olduğu, yine TTK'nın 491. maddesinde hüküm altına alınan kanuni sınırlamanın eldeki davada gerçekleşmediği anlaşılmıştır.
Dava ve Hukuki Nitelendirme Dava, «anonim şirket yönetim kurulu» kararının yokluğunun tespiti ile «pay devrinin» şirket «pay defterine kaydı» istemine ilişkindir.
DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin, davalı şirket ortaklarından ...'ın hisselerini 01.04.2019 ve 11.05.2019 tarihlerinde devralması üzerine «pay defterine» işlenmesi için şirkete yaptığı başvurunun «yönetim kurulu» kararı ile haksız şekilde reddedildiğini, ana sözleşme gereğince yönetim kurulunun üç kişiden oluşması gerekirken tek kişiden oluşması nedeni ile alınan kararın 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 390 maddesi gereğince «yoklukla» sakat olduğunu, dolayısıyla Kanun'un 494. maddesinin «son» fıkrası gereğince «pay devrinin» zımnen onaylandığını, yine kabul anlamına gelmemekle birlikte yönetim kurulu kararının eşit işlem ilkesine ve «dürüstlük kuralına» da aykırı olduğunu ileri sürerek müvekkiline yapılan her iki pay devrinin de bildirim tarihinden itibaren geçerli olmak üzere davalı şirket pay defterine kaydedilm …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:önemli sebep · nama yazılı senet · nama yazılı pay · pay devir sözleşmesi · pay defterine kayıt · ortaklık sıfatı · haklı sebep · pay sahipliği
Benzer bu karardaAynı Kanun'un 499/4 hükmü uyarınca da devrin ortaklığa karşı ancak «pay defterine kayıt» ile geçerli olacağı ve «ortaklık sıfatının» pay defterine göre belirleneceği düzenlenmiş olup, ortaklık, devir keyfiyetini «esas sözleşmede» gösterilen sebeplerle pay defterine kaydetmekten kaçınabilir.
Sözü edilen fıkrada, «pay sahipleri» çevresinin birleşimine ilişkin «esas sözleşme» hükümleri, şirketin işletme konusu veya işletmenin ekonomik bağımsızlığı yönünden onayın reddini gösteriyorsa «önemli sebep» oluşturacağı belirtilmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyularak, davacının, davalı şirkete yönelik eylemlerinin TTK'nın 493/2 hükmü uyarınca şirket «esas sözleşmesinde» belirlenen amacın yerine getirebilmesi ve ekonomik bağımsızlığının devamı yönünden risk teşkil etmesinin davalı şirket açısından «haklı sebep» oluşturduğu, yine davalı şirketçe ön alım önerisinin usulüne uygun şekilde yerine getirildiği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince …
Bilindiği üzere «nama yazılı senetler», Kanun'da veya «esas sözleşmede» aksine hüküm olmadıkça serbestçe devredilebilirler (TTK m.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2009/5844 E. 2011/4998 K.
Ortak:toplantı ve karar nisabı · karar nisabı · olağanüstü genel kurul · genel kurul kararının iptali · yönetim kurulu kararı · temsil
İncelediğiniz karardaDeğerlendirme 6102 sayılı Kanun'un 359 uncu maddesinde, «anonim şirketin», «esas sözleşmeyle» atanmış veya genel kurul tarafından seçilmiş, bir veya daha fazla kişiden oluşan yönetim kurulunun bulunacağı hükmüne yer verilerek, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 312 nci maddesinde yer alan yönetim kurulunun en az üç kişiden oluşmasına ilişkin düzenlemesi «terk» edilerek anılan kurulun tek kişiden oluşmasına olanak tanındığı, yine, 6102 sayılı Kanun'un 421 inci maddesinin birinci fıkrasında, sözleşmede aksine ağırlaştırıcı bir hüküm bulunmadığı takdirde, ana sözleşmeyi değiştiren kararların, şirket sermayesinin en az yarısının «temsil» edildiği genel kurulda, toplantıda mevcut bulunan oyların çoğunluğu ile alınacağı, ilk toplantıda öngörülen «toplantı nisabının» sağlanamaması durumunda ise en geç bir ay içinde şirket sermayesinin en az üçte birinin temsili ile ikinci bir toplantının yapılabileceği şeklinde genel kural ortaya konulduktan sonra maddenin diğer fıkralarında özellikli bazı durumların gösterildiği, «yönetim kurulu» üye sayısının üç kişiden bir kişiye indirilmesine ilişkin «esas sözleşme değişikliğinin» nitelikli karar nisabı gerektiren durumlardan olmadığı, öncesinde «ilanı» yapılan 03.08.2018 tarihli 2017 yılına ait «olağan genel kurul» «toplantısı tutanağında», karara bağlanan esas sözleşme değişikliği ilanına yer verilmemiş ise de toplantıya tüm pay sahiplerinin katıldığı, davacının asaleten katıldığı toplantıda gündemin 6 ncı maddesine «muhalefet şerhi» koymadığı gibi tek kişiden oluşan «yönetim kurulu üyeliği» için de adaylığını koyduğu, bu itibarla yönetim kurulunun tek kişiden oluşmasında kanuna ve esas sözleşmeye bir aykırılık bulunmadığı, nitekim aynı davacı tarafından davalı şirkete karşı 03.04.2018 tarihli genel kurul toplantısında alınan 6 numaralı yönetim kurulu teşekkülü kararının, esas sözleşmenin 7 nci maddesine aykırılık oluşturduğundan bahisle «genel kurul kararının iptali» amacı ile açılan davada yapılan yargılama sonucunda; İstanbul 14.
DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; «aile şirketi» olan davalı şirketin ortaklarından ...’ın 01.04.2019 ve 11.05.2019 tarihlerinde müvekkiline pay devirlerini gerçekleştirmesi üzerine şirkete bildirim yapıldığını, devrin, «pay defterine» işlenmesi talebinin reddine dair 16.07.2019 tarihli ve 2019/3 sayılı «yönetim kurulu» kararının aynı tarihte taraflarına bildirildiğini, ilgili kararın «yoklukla» sakat olduğunu, zira davalı şirketin «son» genel kurulunda en az üç yönetim kurulu üyesi seçilmesi gerekirken «esas sözleşmeye» aykırı olarak bir kişinin seçildiğini, bu genel kurul kararı için dava açıldığını ve yargılamasının devam ettiğini, esas sözleşmede yönetim kurulunun toplantı ve karar yeter sayısı hakkında ayrıca bir düzenleme yapılmadığından 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 390 ıncı hükmü uyarınca en az iki yönetim kurulu üyesinin katılımıyla «toplantı nisabının» sağlanacağını ve yine en az iki üyenin olumlu oyuyla yönetim kurulu kararı alınabileceğini, tek kişinin yönetim kurulu adına aldığı kararın ise anılan kanuna, Yargıtay kararlarına ve doktrine göre yoklukla sakat olduğunu, pay devirlerinin şirkete bildirilmesinden itibaren üç aylık sürenin geçtiğini, 6102 sayılı Kanun'un 494 üncü son fıkrasının "Şirket, onaylamaya ilişkin istemi, aldığı tarihten itibaren en geç üç ay içinde reddetmemişse veya ret haksızsa, onay verilmiş sayılır." hükmü uyarınca bildirim tarihleri üzerinden üç ay geçtiğinden «pay devrine» davalı şirketin onay vermiş sayıldığını, dolayısıyla pay devrinin pay defterine işlenmesi gerektiğini, kabul anlamına gelmeksizin «terditli» olarak söz konusu yönetim kurulu kararının eşit işlem ilkesine ve «dürüstlük kuralına» da aykırı olması nedeniyle anılan Kanun'un 391 nci maddesi uyarınca batıl olduğunu, zira yönetim kurulu üyesi ve şirket ortağı ...’in kendi menfaatine uygun pay de …
Taraflar arasındaki «yönetim kurulu» kararının yokluğunun tespiti ile «pay devrinin» «pay defterine kaydı» davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Benzer bu kararda… operatifin ortakları oldukları, davaya asli müdahil olarak katılmak isteyen 18 kişinin devir yoluyla ortaklığının kabulüne ilişkin 09.02.2008 tarih ve 2008/1 sayılı «yönetim kurulu» kararının, «toplantı nisabına» uygun olarak alınmadığı iddiasıyla yok hükmünde olduğunun tespitini istedikleri, ayrıca davalının 16.03.2008 tarihinde yapılan olağanüstü genel kurulunda alınan kararların da yokluğunun tespitini talep ettikleri hususları «uyuşmazlık konusu» değildir.
… ydedildiği, müdahale istemiyle ilgili karar verilmediği, davacıların taleplerinde haklı olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, davalının 9.2.2008 tarih 2008/1 sayılı «yönetim kurulu» kararı ile 16.03.2008 tarihli «genel kurul kararının iptaline», iptale karar verilmiş olmakla bu genel kurulda seçilmiş yönetim ve denetim kurulu heyetinin seçilmemiş sayılmasına, önceki yönetim ve denetim kurulu üyelerinin bu …
1-Dava, devir yoluyla ortaklığın kabulüne ilişkin «yönetim kurulu» kararı ile «olağanüstü genel kurulda» alınan kararların yok hükmünde olduğunun tespiti istemlerine ilişkindir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:asli müdahale · uyuşmazlık konusu · harç
Benzer bu karardaKararı, davalı «temsilcileri» ile «asli müdahale» talebinde bulunanlar vekili temyiz edilmiştir.
… operatifin ortakları oldukları, davaya asli müdahil olarak katılmak isteyen 18 kişinin devir yoluyla ortaklığının kabulüne ilişkin 09.02.2008 tarih ve 2008/1 sayılı «yönetim kurulu» kararının, «toplantı nisabına» uygun olarak alınmadığı iddiasıyla yok hükmünde olduğunun tespitini istedikleri, ayrıca davalının 16.03.2008 tarihinde yapılan olağanüstü genel kurulunda alınan kararların da yokluğunun tespitini talep ettikleri hususları «uyuşmazlık konusu» değildir.
Mahkemece yazılı gerekçe ile «asli müdahale» talep edenlerin istemlerinin reddine karar verilmiştir.
Dolayısıyla bu davada verilecek karar, «asli müdahale» talebinde bulunanların hukuklarını etkileyecek niteliktedir.
-
Muhalefet şerhi yoksa iptal davası açma hakkı doğmaz
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/3407 E. 2023/5581 K.
Ortak:genel kurul kararının iptali · muhalefet şerhi · butlan · dava şartı
İncelediğiniz karardaDeğerlendirme 6102 sayılı Kanun'un 359 uncu maddesinde, «anonim şirketin», «esas sözleşmeyle» atanmış veya genel kurul tarafından seçilmiş, bir veya daha fazla kişiden oluşan yönetim kurulunun bulunacağı hükmüne yer verilerek, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 312 nci maddesinde yer alan yönetim kurulunun en az üç kişiden oluşmasına ilişkin düzenlemesi «terk» edilerek anılan kurulun tek kişiden oluşmasına olanak tanındığı, yine, 6102 sayılı Kanun'un 421 inci maddesinin birinci fıkrasında, sözleşmede aksine ağırlaştırıcı bir hüküm bulunmadığı takdirde, ana sözleşmeyi değiştiren kararların, şirket sermayesinin en az yarısının «temsil» edildiği genel kurulda, toplantıda mevcut bulunan oyların çoğunluğu ile alınacağı, ilk toplantıda öngörülen «toplantı nisabının» sağlanamaması durumunda ise en geç bir ay içinde şirket sermayesinin en az üçte birinin temsili ile ikinci bir toplantının yapılabileceği şeklinde genel kural ortaya konulduktan sonra maddenin diğer fıkralarında özellikli bazı durumların gösterildiği, «yönetim kurulu» üye sayısının üç kişiden bir kişiye indirilmesine ilişkin «esas sözleşme değişikliğinin» nitelikli karar nisabı gerektiren durumlardan olmadığı, öncesinde «ilanı» yapılan 03.08.2018 tarihli 2017 yılına ait «olağan genel kurul» «toplantısı tutanağında», karara bağlanan esas sözleşme değişikliği ilanına yer verilmemiş ise de toplantıya tüm pay sahiplerinin katıldığı, davacının asaleten katıldığı toplantıda gündemin 6 ncı maddesine «muhalefet şerhi» koymadığı gibi tek kişiden oluşan «yönetim kurulu üyeliği» için de adaylığını koyduğu, bu itibarla yönetim kurulunun tek kişiden oluşmasında kanuna ve esas sözleşmeye bir aykırılık bulunmadığı, nitekim aynı davacı tarafından davalı şirkete karşı 03.04.2018 tarihli genel kurul toplantısında alınan 6 numaralı yönetim kurulu teşekkülü kararının, esas sözleşmenin 7 nci maddesine aykırılık oluşturduğundan bahisle «genel kurul kararının iptali» amacı ile açılan davada yapılan yargılama sonucunda; İstanbul 14.
Asliye Ticaret Mahkemesinin 16.05.2019 tarih ve 2018/570 E, 2019/494 K. sayılı ilamı ile davacının toplantıya asaleten katılmasına rağmen gündemin 6 ncı maddesine «muhalefet şerhi» veya bu anlama gelebilecek bir beyanda bulunmadığı, bunun dışında «butlan» sebeplerinin de söz konusu olmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verildiği, «istinaf incelemesinden» geçen hükmün Dairemizin 04.10.2023 tarihli, 2022/3407 E. ve 2023/5581 K. sayılı ilamı ile onanarak kesinleştiği anlaşılmıştır.
Benzer bu karardaİstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; gündemin «esas sözleşme değişikliğine» ilişkin olmayıp «yönetim kurulu» üye seçimine ilişkin olduğunu, müvekkilinin genel kurul toplantısında diğer gündem maddelerinde olduğu gibi yönetim kurulu seçimine ilişkin de «olumsuz» oy kullanarak muhalefet ettiğini, davalı şirket esas sözleşmesinde açıkça yönetim kurulunun şirket «pay sahiplerinden» en üç kişi ile teşekkül ettirileceğinin düzenlendiğini, alınan kararın esas sözleşmeye aykırı olduğunu, «toplantı tutanağında» «muhalefet şerhi» ibaresi yazılmamışsa, bunun toplantı başkanlık divanı tarafından sehven yazılmamasından kaynaklandığını, metinde müvekkilinin oylamada olumsuz oy kullandığının görüldüğünü, iptali istenen kararın, «kısıtlı» ile arasında «menfaat çatışması» bulunan vasi tarafından oy kullanılması dolayısıyla da hükümsüz olduğunu, kısıtlı ile aralarında menfaat çatışması bulunduğunu, bu «butlan» halinin resen dikkate alınmasının gerektiğini belirterek, kararın kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının genel kurula asaleten katıldığı ancak gündemin 6 ncı maddesine «muhalefet şerhi» veya muhalefet şerhi anlamına gelebilecek bir beyanda bulunmadığı, bunun dışında «butlan» sebeplerinin de söz konusu olmadığı, ancak ilk derece mahkemesince verilen kararın gerekçe yönünden kaldırılması gerektiğinden davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile kararın «kaldırılmasına, yeniden» esas hakkında hüküm kurulmasına, dava «şartı yokluğundan» davanın reddine karar verilmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile genel kurul toplantısında iptali talep edilen karara ilişkin «muhalefet şerhi» bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2022/5082 E. , 2024/1708 K.
"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
SAYISI 2021/1808 Esas, 2022/853 Karar
DAVA TARİHİ
HÜKÜM
Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ İstanbul 20. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI 2019/223 E., 2021/500 K.
Taraflar arasındaki yönetim kurulu kararının yokluğunun tespiti ile pay devrinin pay defterine kaydı davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü.
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; aile şirketi olan davalı şirketin ortaklarından ...’ın 01.04.2019 ve 11.05.2019 tarihlerinde müvekkiline pay devirlerini gerçekleştirmesi üzerine şirkete bildirim yapıldığını, devrin, pay defterine işlenmesi talebinin reddine dair 16.07.2019 tarihli ve 2019/3 sayılı yönetim kurulu kararının aynı tarihte taraflarına bildirildiğini, ilgili kararın yoklukla sakat olduğunu, zira davalı şirketin son genel kurulunda en az üç yönetim kurulu üyesi seçilmesi gerekirken esas sözleşmeye aykırı olarak bir kişinin seçildiğini, bu genel kurul kararı için dava açıldığını ve yargılamasının devam ettiğini, esas sözleşmede yönetim kurulunun toplantı ve karar yeter sayısı hakkında ayrıca bir düzenleme yapılmadığından 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 390 ıncı hükmü uyarınca en az iki yönetim kurulu üyesinin katılımıyla toplantı nisabının sağlanacağını ve yine en az iki üyenin olumlu oyuyla yönetim kurulu kararı alınabileceğini, tek kişinin yönetim kurulu adına aldığı kararın ise anılan kanuna, Yargıtay kararlarına ve doktrine göre yoklukla sakat olduğunu, pay devirlerinin şirkete bildirilmesinden itibaren üç aylık sürenin geçtiğini, 6102 sayılı Kanun'un 494 üncü son fıkrasının "Şirket, onaylamaya ilişkin istemi, aldığı tarihten itibaren en geç üç ay içinde reddetmemişse veya ret haksızsa, onay verilmiş sayılır." hükmü uyarınca bildirim tarihleri üzerinden üç ay geçtiğinden pay devrine davalı şirketin onay vermiş sayıldığını, dolayısıyla pay devrinin pay defterine işlenmesi gerektiğini, kabul anlamına gelmeksizin terditli olarak söz konusu yönetim kurulu kararının eşit işlem ilkesine ve dürüstlük kuralına da aykırı olması nedeniyle anılan Kanun'un 391 nci maddesi uyarınca batıl olduğunu, zira yönetim kurulu üyesi ve şirket ortağı ...’in kendi menfaatine uygun pay devirlerini kabul ederek pay defterine işlemesine rağmen müvekkiline yapılan pay devirlerini dayanaksız olarak kabul etmediğini, sözü edilen kararın 6102 sayılı Kanun'un 493 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca kaçış hükümlerinin şartlarını da sağlamamakta olduğunu ileri sürerek davalı şirketin anılan yönetim kurulu kararının yokluğunun tespitine, mahkemenin farklı görüşte olması halinde terditli olarak söz konusu kararın batıl olduğunun belirlenmesine, her halükarda müvekkiline yapılan her iki pay devrinin de bildirim tarihinden itibaren geçerli olmak üzere davalı şirket pay defterine kaydedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı şirket vekili cevap dilekçesinde; davanın dayanaksız ve hukuka aykırı olduğunu, zira davacının talebinin 6102 sayılı Kanun'un 493 üncü maddesindeki mutlak ve sebebe bağlı olmayan gerekçe ile reddedildiğini, bilindiği gibi sözü edilen maddede iki ret sebebi düzenlemekte olup, bunların ikincisinin mutlak olduğunu, hisselerin şirketçe veya öngördüğü kişilerce alınması imkanının sağlandığını, hükmün gerekçesinde de bu devralmanın herhangi bir kısıtlamaya ya da şarta bağlı olmadığının belirtilmiş olduğunu, davacının tek yasal imkanının beşinci fıkraya göre değer tespiti için mahkemeye başvurmak olduğunu, ancak bunu yapmadığını, dolayısıyla müvekkili şirketin yasada açıkça tanınan bir hakkını kullandığını, dava dilekçesinde pek çok hususa yer verilmişse de konuyla ilgisi olmayıp uygulanacak hükmün söz konusu maddeden ibaret olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacının talebinin 6102 sayılı Kanun'un 493 üncü maddesindeki mutlak ve sebebe bağlı olmayan red gerekçesiyle reddedildiğini, müvekkili şirketin yasa ile kendisine açıkça tanınan bir hakkını kullandığını, mahkemece verilen kararın Kanun'un 391 inci maddesine aykırılık teşkil ettiğini, tespit davasına cevaz verilmesine rağmen eda hükmü kurulmasının hukuka aykırı olduğunu, bilirkişi raporunda gerçek bir devir işleminin olmadığının tespit edildiğini, 6103 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un (6103 sayılı Kanun) 22 nci maddesinin göz ardı edildiğini, söz konusu madde uyarınca şirketlerin sözleşmelerini 01.07.2013 tarihine kadar değiştirmemeleri halinde esas sözleşmedeki ve şirket sözleşmesindeki düzenleme yerine Türk Ticaret Kanunu'nun ilgili hükümleri uygulanması gerektiğini belirterek hükmün kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; 6103 sayılı Kanun'un 22 nci maddesi uyarınca anonim şirketlerin esas sözleşmelerini, limited şirketlerin de şirket sözleşmelerini, yürürlük tarihinden itibaren oniki ay içinde Türk Ticaret Kanunu'yla uyumlu hâle getirecekleri, bu süre içinde gerekli değişikliklerin yapılmaması hâlinde, esas sözleşmedeki ve şirket sözleşmesindeki düzenleme yerine Türk Ticaret Kanunu'nun ilgili hükümlerinin uygulanacağı, davalı şirket esas sözleşmesinin düzenlenmesinden sonra yürürlüğe giren 6102 sayılı Kanun'un 359 uncu maddesi ile yönetim kurulu üyelerinin tek kişiden oluşması imkânının getirildiği, dileyen şirketlerin bu yönde esas sözleşme değişikliği yaparak tek kişilik yönetim kurulunu kurabilme imkânının sağlandığı, davalı şirketin 03.04.2018 günlü genel kurul toplantısında alınan 6 no'lu gündem maddesi ile şirketin tek kişilik yönetim kurulundan teşekkül ettirilmesine karar verilmiş ise de esas sözleşmede bu yönde bir değişikliğe gidilmemiş olması nedeniyle İlk Derece Mahkemesinin gerekçesinde de isabetli bir şekilde belirtildiği üzere esas sözleşmenin yedinci maddesinin halen yürürlükte olduğu ve bu durumun 6102 sayılı Kanun'a aykırılık teşkil etmediği, buna göre yönetim kurulunun üç kişiden oluşması gerektiği dikkate alındığında 6102 sayılı Kanun'un 390 ıncı maddesi uyarınca toplantı ve karar nisap sayısı sağlanmadan alınan 16.07.2019 tarihli ve 2019/3 sayılı yönetim kurulu kararının yok hükmünde olduğu, öte yandan bu Kanun'un 490 uncu maddesinde nama yazılı payların herhangi bir sınırlandırmaya bağlı olmaksızın devredilebilecekleri, hukuki işlemle devrin, ciro edilmiş nama yazılı senedinin zilyetliğin devralana geçirilmesi ile yapılabileceği hükmüne haiz olduğu, şirketin devre onay talebini incelerken bunun dışında bir inceleme yapması gerekmediğinden, devir karşılığında ödeme yapılmadığı yönündeki yasal sürede ileri sürülmeyen ve yerinde görülmeyen davalı itirazına da itibar edilmediği, bu durumda, anılan Kanun'un 494 üncü maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca davalı şirketin, onaylamaya ilişkin istemi en geç üç ay içerisinde reddettiğine dair geçerli bir karar bulunmadığına göre devre onay verilmiş sayılacağı gerekçesi ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü sebep ve gerekçelerle hükmün bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, anonim şirket yönetim kurulu kararının yokluğunun tespiti ile pay devrinin şirket pay defterine kaydı istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
3. Değerlendirme
6102 sayılı Kanun'un 359 uncu maddesinde, anonim şirketin, esas sözleşmeyle atanmış veya genel kurul tarafından seçilmiş, bir veya daha fazla kişiden oluşan yönetim kurulunun bulunacağı hükmüne yer verilerek, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 312 nci maddesinde yer alan yönetim kurulunun en az üç kişiden oluşmasına ilişkin düzenlemesi terk edilerek anılan kurulun tek kişiden oluşmasına olanak tanındığı, yine, 6102 sayılı Kanun'un 421 inci maddesinin birinci fıkrasında, sözleşmede aksine ağırlaştırıcı bir hüküm bulunmadığı takdirde, ana sözleşmeyi değiştiren kararların, şirket sermayesinin en az yarısının temsil edildiği genel kurulda, toplantıda mevcut bulunan oyların çoğunluğu ile alınacağı, ilk toplantıda öngörülen toplantı nisabının sağlanamaması durumunda ise en geç bir ay içinde şirket sermayesinin en az üçte birinin temsili ile ikinci bir toplantının yapılabileceği şeklinde genel kural ortaya konulduktan sonra maddenin diğer fıkralarında özellikli bazı durumların gösterildiği, yönetim kurulu üye sayısının üç kişiden bir kişiye indirilmesine ilişkin esas sözleşme değişikliğinin nitelikli karar nisabı gerektiren durumlardan olmadığı, öncesinde ilanı yapılan 03.08.2018 tarihli 2017 yılına ait olağan genel kurul toplantısı tutanağında, karara bağlanan esas sözleşme değişikliği ilanına yer verilmemiş ise de toplantıya tüm pay sahiplerinin katıldığı, davacının asaleten katıldığı toplantıda gündemin 6 ncı maddesine muhalefet şerhi koymadığı gibi tek kişiden oluşan yönetim kurulu üyeliği için de adaylığını koyduğu, bu itibarla yönetim kurulunun tek kişiden oluşmasında kanuna ve esas sözleşmeye bir aykırılık bulunmadığı, nitekim aynı davacı tarafından davalı şirkete karşı 03.04.2018 tarihli genel kurul toplantısında alınan 6 numaralı yönetim kurulu teşekkülü kararının, esas sözleşmenin 7 nci maddesine aykırılık oluşturduğundan bahisle genel kurul kararının iptali amacı ile açılan davada yapılan yargılama sonucunda;
İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesinin 16.05.2019 tarih ve 2018/570 E, 2019/494 K. sayılı ilamı ile davacının toplantıya asaleten katılmasına rağmen gündemin 6 ncı maddesine muhalefet şerhi veya bu anlama gelebilecek bir beyanda bulunmadığı, bunun dışında butlan sebeplerinin de söz konusu olmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verildiği, istinaf incelemesinden geçen hükmün Dairemizin 04.10.2023 tarihli, 2022/3407 E. ve 2023/5581 K. sayılı ilamı ile onanarak kesinleştiği anlaşılmıştır. Bu itibarla mahkemenin davalı şirketin 16.07.2019 tarihli ve 2019/3 sayılı yönetim kurulu kararının yok hükmünde olduğuna ilişkin gerekçesi yerinde bulunmamıştır.
O halde, mahkemece davacıya yapılan hisse devirlerinin pay defterine işlenmesine ilişkin onay isteminin reddine dair 2019/3 sayılı yönetim kurulu kararındaki her bir gerekçenin tek tek irdelenerek 6102 sayılı Kanun'un 493 üncü maddesinde yer alan ret sebeplerine ve esas sözleşmeye uygun olup olmadıkları, davalı şirketçe yapılan önerinin usulünce yapılıp yapılmadığı hususlarında değerlendirme yapılarak tartışıldıktan sonra sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenlerle bozulması gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
04.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1050985900 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz