Ttk 493
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2020/338 E. 2021/5306 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Hak düşürücü süre
- {'var': True, 'sure': None, 'kanun': None}
- Dava şartı
- dava şartı
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
ttk 493↗ gerçek değer tespiti↗ sıfat yokluğu↗ rayiç değer↗ esas sözleşme↗ pay devri↗ aktif husumet ehliyeti↗ kamu düzenine aykırılık↗ hakkın kötüye kullanılması↗ aktif husumet↗ husumet ehliyeti↗ münhasırlık↗ hakkaniyet↗ tespit davası↗ kamu düzeni↗ hak düşürücü süre↗ anonim şirket↗ taraf ehliyeti↗ dava sebebi↗ hmk 353(1)b-2↗ husumet↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
İlk Derece Mahkemesince, davacının ortağı olduğu davalı şirketteki bir kısım hisselerini dava dışı 3. kişilere pay değeri 6 - TL'den olmak üzere 3.600.- TL bedel karşılığında sattığı, davacının yaptığı hisse satışının hukuken geçerli olduğu, TTK'nın 493/6 maddesi gereğince davacının satmış olduğu hisselerin rayiç değerinin belirlenmesi amacıyla, ancak şirket hisselerini devralan 3.kişilerin dava açabileceği gerekçesiyle, aktif husumet ehliyeti eksikliğinden davanın reddine karar verilmiştir.
Karara karşı, taraf vekilleri istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince, ilk derece mahkemesi kararında yasa ve usule, kamu düzenine aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle, taraf vekillerinin istinaf başvurularının HMK 'nın 353/1-b1 maddesi uyarınca ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
Dava, davacının, davalı anonim şirkette sahibi olduğu nama yazılı ortaklık paylarının bir kısmının üçüncü kişilere devrine, hisseleri almayı önermek suretiyle onay vermeyen davalı şirketin, hisseler için önerdiği değerin mahkeme marifetiyle tespiti istemine ilişkin olup davanın yasal dayanağı TTK’nın 493/1. maddesidir. Davanın açıldığı ilk derece mahkemesince, söz konusu yasa maddesinde, önerilen değerin tespitini isteme hakkının ancak payları satın alanlara tanınmış bir hak olduğundan bahisle sıfat yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmiş, taraf vekillerinin istinaf başvuruları ise esastan reddedilmiştir.
1- Davacının, davalı anonim şirkette bulunan bir miktar nama yazılı ortaklık payını 18.05.2018 tarihli devir sözleşmesi ile şirkette ortaklık vasfı bulunmayan üç ayrı kişiye ve beheri 6.- TL bedelle toplam 3.600.- TL karşılığı devrettiği, devrin onaylanması için davacı devreden ve devralanların ayrı ayrı davalı şirkete vaki başvurularının ise davalı şirket tarafından, yasal süresi içerisinde ve esas sözleşmeye dayalı olarak davacı devredene devir konusu payların beheri 1.- TL bedelle şirket ortağı adına alım teklifinde bulunulmak suretiyle onay verilmekten kaçınıldığı, keyfiyetin devreden davacıya tebliğini müteakip işbu davanın ikame edilerek, davalı şirket tarafından önerilen değerin çok düşük olduğundan bahisle devir konusu hisselerin başvuru anındaki gerçek değerlerinin mahkemece tespit edilmesinin talep edildiği dosya kapsamından anlaşılmakta olup bu hususlarda taraflar arasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.
TTK’nın 493. maddesi, borsaya kote edilmemiş nama yazılı paylar bakımından, gerek iradi ve gerekse de özel durumlara mahsus kanuni devir hallerinde, anonim şirketin devre onay vermekten kaçınabileceği halleri ve bunun koşullarını düzenlemektedir. Anılan maddenin 1. fıkrasında, iradi devir hallerine mahsus olmak üzere, esas sözleşmede öngörülen önemli bir sebebin varlığının ileri sürülmesi hususu yanında, eldeki davaya konu somut olayımızda olduğu gibi, şirketin, devredene, uygulamada “kaçınma/kaçış klozu” olarak adlandırılmakta olan devre konusu payları gerçek değeri üzerinden satın alma önerisinde bulunmak suretiyle de pay devrine onay vermekten kaçınabileceği öngörülmüştür.
Mezkur kanun hükmünden de anlaşılacağı üzere, somut olayımıza konu kaçınma klozu bakımından şirketin önerisinin iki önemli hususa dayalı olması zorunludur. Bunlardan birincisi devre konu paylar, diğeri ise devre konu payların başvuru anındaki gerçek değeridir. Şirketin bu konudaki önerisinin muhatabı ise, madde hükmünde de açıkça yazdığı üzere “devreden”dir. Bu hüküm, Kanunun 494/1. maddesindeki, iradi devirlerde şirket tarafından devre onay verilene değin devre konu payların mülkiyetinin ve paylara bağlı hakların devredene ait olacağı şeklindeki düzenleme ile uyum içerisinde olup, iradi devir hallerinde, alım önerisinin şirket ile devreden arasındaki hukuksal sürecin dışındaki devralanlara yapılması gibi bir ihtimal, esasen, söz konusu değildir. Öte yandan, şirketin önerisinde devre konu payların gerçek değerinin rakamsal olarak belirtilmemiş olması yahut gerçek değerin çok altında olduğu düşünülen bir rakamsal bedel öngörülmesi hallerinde, gerçek değerin ne şekilde belirleneceği konusunda anılan kanun maddesinde açık bir hüküm bulunmamaktadır. Buna mukabil, 493. maddenin 5. fıkrasında ise, 4. fıkradaki “kanuni” devir hallerine ve bu biçimdeki pay devirlerinde, 494/2. maddede düzenlendiği üzere payın mülkiyetinin ve paya bağlı hakların derhal devralanlara intikal etmesi hükmü ile uyumlu olacak şekilde, şirket önerisindeki gerçek değerin belirlenmesini, önerinin muhatabı olan devralanın isteyebileceği açıkça öngörülmüş olup söz konusu 4. ve 5. fıkranın, somut olaya da konu edilen iradi devir halleri bakımından kıyasen dahi uygulanabilirliği olmadığı açıktır. Buna karşın, mahkemenin taraf sıfatına ilişkin davanın reddine dair gerekçesinde, zikredilen 493/5. madde hükmünü, 493/1. maddeye dayalı iradi devir ve buna bağlı onay istemi hallerinde dahi, kaçınma klozunun kullanılmasına yönelik öneriye konu gerçek değerin belirlenmesi için mahkemeye başvurma konusunda münhasıran devralanlara tanınmış bir hakkın varlığına işaret eden bir şekilde yorumlaması isabetli olmamıştır.
Şu hale göre, iradi devir hallerinde, 493/1. maddede, şirketin onaydan kaçınma klozuna ilişkin önerisindeki gerçek pay değerinin belirlenmesi bakımından izlenecek hukuki sürece dair kanunda açık bir düzenleme olmaması nedeniyle, devredenin bu yönde bir tespit davası açma hakkının var olduğunun kabul edilip edilmeyeceği hususunun, 493/5. maddedeki düzenlemeden bağımsız olarak tartışılması gerekir.
Konu bu çerçevede ele alındığında, maddede böyle bir hakkın varlığının açıkça düzenlenmemiş olması nedeniyle devredene mahkemeye başvurma konusunda tanınmış bir hak bulunmadığı kabul edilecek olursa, bu durumda devredenin önünde iki seçenek kalacağı izahtan varestedir. Devreden ya önerilen tutarı kabul ile paylarını şirkete yahut gösterilen kişilere devredecek ya da öneriyi kabul etmeyerek payları uhdesinde tutacaktır. Bu yöndeki bir yaklaşımın, TTK’nın 490. maddesinde nama yazılı payların devrinde öngörülen ilkeyle bağdaştırılması mümkün görünmediği gibi bu yöndeki bir kabulün, menfaatler dengesine, devrin sınırlandırılmasına ilişkin olarak kanunun bütününe yansıyan eşit işlem yapılması ve hakkın kötüye kullanılmaması ve hakkaniyet ilkelerine de ters düşecek sonuçlar doğurması kaçınılmazdır. Kanun yapıcının bu yönde bir açık iradesinin yahut bilinçli unutkanlığının olduğu herhalde söylenemez. Nitekim, şirket paylarının bütün devir hallerine ilişkin olarak, bu yöndeki onay istemlerinin reddine yahut kabul edilmiş sayılması halleri bakımından uygulanabilir “torba” hüküm niteliğindeki 494/3. maddesinde de belirtildiği üzere, şirketin onay vermeyi reddetmiş olmasının haksızlığının ancak bir mahkeme hükmü ile belirlenebileceği gözetildiğinde, kanun yapıcının iradi devir hallerinde dahi, şirketin önerisinin temel unsurunu oluşturan payın gerçek değerinin tespiti bakımından devredenin mahkemeye başvuruda bulunma hakkını örtülü biçimde kabul etmiş olduğu ortadadır.
Şu halde, iradi devir hallerinde, onaydan kaçınma klozunda bulunan şirketin önerisinde belirtilen gerçek değerin ne olduğunun yahut ne olabileceğinin belirlenmesi konusunda, HMK’nın 106. maddesi de gözetildiğinde, devreden davacının mahkemeye başvuruda bulunmaya yönelik bir hakkının varlığının ve korunmaya değer bir hukuksal yararının var olduğunun kabulüyle işin esasına girilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ve hatalı yoruma dayalı olarak davacının aktif husumet ehliyetinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine ilişkin ilk derece mahkemesi kararına vaki taraf vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddedilmesi doğru olmamış, taraf vekillerinin temyiz istemlerinin kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
2. Bozma sebep ve şekli uyarınca, davalı vekilinin davanın hak düşürücü süre içerisinde açılmadığına vs. hususlara ilişkin temyiz itirazının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2024/6481 E. 2025/1865 K.
Ortak:esas sözleşme · pay devri · anonim şirket · dava sebebi
İncelediğiniz karardaAnılan maddenin 1. fıkrasında, iradi devir hallerine mahsus olmak üzere, «esas sözleşmede» öngörülen önemli bir «sebebin» varlığının ileri sürülmesi hususu yanında, eldeki davaya konu somut olayımızda olduğu gibi, şirketin, devredene, uygulamada “kaçınma/kaçış klozu” olarak adlandırılmakta olan devre konusu payları gerçek değeri üzerinden satın alma önerisinde bulunmak suretiyle de «pay devrine» onay vermekten kaçınabileceği öngörülmüştür.
1- Davacının, davalı «anonim şirkette» bulunan bir miktar nama yazılı ortaklık payını 18.05.2018 tarihli devir sözleşmesi ile şirkette ortaklık vasfı bulunmayan üç ayrı kişiye ve beheri 6.- TL bedelle toplam 3.600.- TL karşılığı devrettiği, devrin onaylanması için davacı devreden ve devralanların ayrı ayrı davalı şirkete vaki başvurularının ise davalı şirket tarafından, yasal süresi içerisinde ve «esas sözleşmeye» dayalı olarak davacı devredene devir konusu payların beheri 1.- TL bedelle şirket ortağı adına alım teklifinde bulunulmak suretiyle onay verilmekten kaçınıldığı, k …
Dava, davacının, davalı «anonim şirkette» sahibi olduğu nama yazılı ortaklık paylarının bir kısmının üçüncü kişilere devrine, hisseleri almayı önermek suretiyle onay vermeyen davalı şirketin, hisseler için önerdiği değerin mahkeme marifetiyle tespiti istemine ilişkin olup davanın yasal dayanağı TTK’nın 493/1. maddesidir.
Benzer bu karardaBirinci fıkra, maddenin izleyen diğer fıkraları ile birlikte değerlendirildiğinde, «anonim şirketlerin», her türlü görülecek «sebebi» "«haklı sebep»" olarak «esas sözleşmeye» koyamayacakları açıkça anlaşılacaktır.
Bu açıklamalar ışığında somut olaya gelindiğinde, Dairemizin 04.03.2024 tarih ve 2022/5082 E., 2024/1708 K. sayılı ilamı ile, tek kişiden oluşan «yönetim kurulu» tarafından alınan kararın yokluğunun tespitine ve davacı tarafından devralınan davalı şirket hisselerinin devrine TTK'nın 494/3 hükmü gereğince zımnen onay verilmiş sayılmasına yönelik gerekçenin hatalı olduğu, bu itibarla davalı şirket yönetim kurulunun «hisse devrinin» «pay defterine kaydı» talebinin reddine dair gösterdiği sebeplerin, şirket «esas sözleşmesine» ve Kanun'a uygun olup olmadığının tek tek irdelenmesi sureti ile karar verilmesi gerektiğinden bahisle hüküm bozulmuş olup, Mahkemece bozma ilamına uyularak, söz konusu hisse devrinin, şirketin esas sözleşmesinde belirlenen amacını yerine getirebilmesi ve ekonomik bağımsızlığını devam ettirebilmesi yönünden risk teşkil etmesinden dolayı gösterilen haklı «sebebin» esas sözleşmeye uygun olduğu ve davalı şirket tarafından TTK'nın 493/4,5 hükümleri uyarınca devralınan hisselerin gerçek değerinin Mahkeme kanalıyla tespit ettirilmesi halinde payların devralınacağı önerisinin usulüne uygun şekilde yerine getirildiği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş ise de, şirket ortaklarından dava dışı ...'ın kendisine ait şirket hisselerinin bir kısmını, yine kuruluşundan itibaren şirketin ortağı olup aynı zamanda oğlu olan davacıya aralarındaki «pay devir sözleşmesine» istinaden «ciro» yoluyla ve senetlerin «zilyetliğini» de geçirmek sureti ile devrettiği, bu itibarla devralan davacının, davaya konu hisse devri öncesinde de davalı şirkette pay sahibi olduğu, ana sözleşmede pay sahiplerine «pay devrini» yasaklayan bir hükmün bulunmadığı, şirket ana sözleşmesinin 6. maddesinde, şirketin kuruluşundan itibaren iki yıl geçmedikçe hisse senetlerinin başkalarına devredilemeyeceğine ilişkin bağlam hükmü dışında bir sınırlamanın olmadığı, bu hüküm ile hisse senetlerinin ortaklara değil, üçüncü kişilere devrinin yasaklandığı, kaldı ki 6103 sayılı Kanun gereğince, şirket ana sözleşmesinin, 6102 sayılı Kanun'a uygun hale getirilmediği gibi kuruluştan itibaren iki yıllık sürenin de geçtiği, dosya kapsamından devreden Meliha'ya payların devralınmak istenildiğine dair şirketçe yapılan bir bildirimin de bulunmadığının görüldüğü, dolayısıyla üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilecek kaçınma/kaçış klozunun eldeki davada uygulanma imkanının olmadığı, ana sözleşmede, şirketin ekonomik bağımsızlığının tehlikeye girmesi halinde pay devrinin reddedilebileceğine veya şirket birleşimine ilişkin herhangi bir hükmün de bulunmadığı, bu itibarla TTK'nın 493. maddesi gereğince esas sözleşmede bulunmayan haklı sebebin ret sebebi olarak gösterilmesinin de «geçersiz» olduğu, yine TTK'nın 491. maddesinde hüküm altına alınan kanuni sınırlamanın eldeki davada gerçekleşmediği anlaşılmıştır.
Dava ve Hukuki Nitelendirme Dava, «anonim şirket yönetim kurulu» kararının yokluğunun tespiti ile «pay devrinin» şirket «pay defterine kaydı» istemine ilişkindir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:önemli sebep · nama yazılı senet · nama yazılı pay · pay devir sözleşmesi · pay defterine kayıt · ortaklık sıfatı · zilyetlik · anonim şirket yönetim kurulu
Benzer bu karardaAynı Kanun'un 499/4 hükmü uyarınca da devrin ortaklığa karşı ancak «pay defterine kayıt» ile geçerli olacağı ve «ortaklık sıfatının» pay defterine göre belirleneceği düzenlenmiş olup, ortaklık, devir keyfiyetini «esas sözleşmede» gösterilen sebeplerle pay defterine kaydetmekten kaçınabilir.
Bu açıklamalar ışığında somut olaya gelindiğinde, Dairemizin 04.03.2024 tarih ve 2022/5082 E., 2024/1708 K. sayılı ilamı ile, tek kişiden oluşan «yönetim kurulu» tarafından alınan kararın yokluğunun tespitine ve davacı tarafından devralınan davalı şirket hisselerinin devrine TTK'nın 494/3 hükmü gereğince zımnen onay verilmiş sayılmasına yönelik gerekçenin hatalı olduğu, bu itibarla davalı şirket yönetim kurulunun «hisse devrinin» «pay defterine kaydı» talebinin reddine dair gösterdiği sebeplerin, şirket «esas sözleşmesine» ve Kanun'a uygun olup olmadığının tek tek irdelenmesi sureti ile karar verilmesi gerektiğinden bahisle hüküm bozulmuş olup, Mahkemece bozma ilamına uyularak, söz konusu hisse devrinin, şirketin esas sözleşmesinde belirlenen amacını yerine getirebilmesi ve ekonomik bağımsızlığını devam ettirebilmesi yönünden risk teşkil etmesinden dolayı gösterilen haklı «sebebin» esas sözleşmeye uygun olduğu ve davalı şirket tarafından TTK'nın 493/4,5 hükümleri uyarınca devralınan hisselerin gerçek değerinin Mahkeme kanalıyla tespit ettirilmesi halinde payların devralınacağı önerisinin usulüne uygun şekilde yerine getirildiği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş ise de, şirket ortaklarından dava dışı ...'ın kendisine ait şirket hisselerinin bir kısmını, yine kuruluşundan itibaren şirketin ortağı olup aynı zamanda oğlu olan davacıya aralarındaki «pay devir sözleşmesine» istinaden «ciro» yoluyla ve senetlerin «zilyetliğini» de geçirmek sureti ile devrettiği, bu itibarla devralan davacının, davaya konu hisse devri öncesinde de davalı şirkette pay sahibi olduğu, ana sözleşmede pay sahiplerine «pay devrini» yasaklayan bir hükmün bulunmadığı, şirket ana sözleşmesinin 6. maddesinde, şirketin kuruluşundan itibaren iki yıl geçmedikçe hisse senetlerinin başkalarına devredilemeyeceğine ilişkin bağlam hükmü dışında bir sınırlamanın olmadığı, bu hüküm ile hisse senetlerinin ortaklara değil, üçüncü kişilere devrinin yasaklandığı, kaldı ki 6103 sayılı Kanun gereğince, şirket ana sözleşmesinin, 6102 sayılı Kanun'a uygun hale getirilmediği gibi kuruluştan itibaren iki yıllık sürenin de geçtiği, dosya kapsamından devreden Meliha'ya payların devralınmak istenildiğine dair şirketçe yapılan bir bildirimin de bulunmadığının görüldüğü, dolayısıyla üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilecek kaçınma/kaçış klozunun eldeki davada uygulanma imkanının olmadığı, ana sözleşmede, şirketin ekonomik bağımsızlığının tehlikeye girmesi halinde pay devrinin reddedilebileceğine veya şirket birleşimine ilişkin herhangi bir hükmün de bulunmadığı, bu itibarla TTK'nın 493. maddesi gereğince esas sözleşmede bulunmayan haklı sebebin ret sebebi olarak gösterilmesinin de «geçersiz» olduğu, yine TTK'nın 491. maddesinde hüküm altına alınan kanuni sınırlamanın eldeki davada gerçekleşmediği anlaşılmıştır.
Dava ve Hukuki Nitelendirme Dava, «anonim şirket yönetim kurulu» kararının yokluğunun tespiti ile «pay devrinin» şirket «pay defterine kaydı» istemine ilişkindir.
Bilindiği üzere «nama yazılı senetler», Kanun'da veya «esas sözleşmede» aksine hüküm olmadıkça serbestçe devredilebilirler (TTK m.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/17122 E. 2015/2152 K.
Ortak:esas sözleşme · anonim şirket · dava sebebi
İncelediğiniz kararda1- Davacının, davalı «anonim şirkette» bulunan bir miktar nama yazılı ortaklık payını 18.05.2018 tarihli devir sözleşmesi ile şirkette ortaklık vasfı bulunmayan üç ayrı kişiye ve beheri 6.- TL bedelle toplam 3.600.- TL karşılığı devrettiği, devrin onaylanması için davacı devreden ve devralanların ayrı ayrı davalı şirkete vaki başvurularının ise davalı şirket tarafından, yasal süresi içerisinde ve «esas sözleşmeye» dayalı olarak davacı devredene devir konusu payların beheri 1.- TL bedelle şirket ortağı adına alım teklifinde bulunulmak suretiyle onay verilmekten kaçınıldığı, k …
Anılan maddenin 1. fıkrasında, iradi devir hallerine mahsus olmak üzere, «esas sözleşmede» öngörülen önemli bir «sebebin» varlığının ileri sürülmesi hususu yanında, eldeki davaya konu somut olayımızda olduğu gibi, şirketin, devredene, uygulamada “kaçınma/kaçış klozu” olarak adlandırılmakta olan devre konusu payları gerçek değeri üzerinden satın alma önerisinde bulunmak suretiyle de «pay devrine» onay vermekten kaçınabileceği öngörülmüştür.
Dava, davacının, davalı «anonim şirkette» sahibi olduğu nama yazılı ortaklık paylarının bir kısmının üçüncü kişilere devrine, hisseleri almayı önermek suretiyle onay vermeyen davalı şirketin, hisseler için önerdiği değerin mahkeme marifetiyle tespiti istemine ilişkin olup davanın yasal dayanağı TTK’nın 493/1. maddesidir.
Benzer bu kararda… kemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre; dava konusu genel kurul toplantısında ana sözleşmenin 8.maddenin değiştirilmesine karar verildiği ve bu madde ile «hisse devrinin» yapılması zorlaştırılarak, diğer hissedarlara ön alım hakkı getirildiği, bu şekilde hisse sahibinin serbestçe hissesini devretmesinin önü kapatıldığı, «anonim şirketlerde» hissenin kolayca devredilmesinin, şirkete giriş çıkışın diğer hissedarların onayına bağlı olmamasının esas olduğu, yapılan bu değişiklik ile bu şekilde hisse devri yapılmasının imkansız hale getirildiği, bu durumun «dürüstlük kurallarına» aykırı olduğu, ayrıca dava konusu kararın TTK'nın 490. maddesine de aykırı olduğunu, TTK'nın 492.maddesinde nama yazılı payların ancak şirketin onayı ile devredilebileceğinin «esas sözleşmede» kararlaştırabileceği hüküm altına alınmış olmasına karşın dava konusu kararla bu maddede belirtilen onaydan çok daha ileri bir sınırlama getirilerek, adeta hisse bedelinin belirlenmesinin şirketin insiyatifine bırakıldığı, hisse sahibinin alıcısını bulması halinde daha yüksek bir bedele satma hakkının elinden alındığı, bu durumun açıkça mülkiyet hakkının gereği olan tasarruf hakkına da müdahale niteliğinde olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile davalı şikretin 15/08/2013 tarihinde yapılan genel kurul toplantısının «esas sözleşme değişikliğine» ilişkin 8.maddesinin iptaline karar verilmiştir.
Ancak 6102 sayılı TTK'nın “borsaya kota edilmemiş nama yazılı paylar” başlıklı 493/1. maddesinde şirketin, «esas sözleşmede» öngörülmüş önemli bir «sebebi» ileri sürerek veya devredene, paylarını, başvurma anındaki gerçek değeriyle, kendi veya diğer «pay sahipleri» ya da «üçüncü kişiler» hesabına almayı önererek, onay istemini reddedebileceği düzenlenmiştir.
Bu maddeyle «anonim şirkete», devre konu olan pay senetlerini gerçek değer üzerinden devralma önerisinde bulunabilme olanağı tanınması, şirkete «haklı sebepler» yanında sağlanmış, uygun görmediği devirlerden kurtulabilme olanağıdır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:esas sözleşme değişikliği · haklı sebep · pay sahipliği · genel kurul kararının iptali · hisse devri · üçüncü kişi · dürüstlük kuralı
Benzer bu kararda… kemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre; dava konusu genel kurul toplantısında ana sözleşmenin 8.maddenin değiştirilmesine karar verildiği ve bu madde ile «hisse devrinin» yapılması zorlaştırılarak, diğer hissedarlara ön alım hakkı getirildiği, bu şekilde hisse sahibinin serbestçe hissesini devretmesinin önü kapatıldığı, «anonim şirketlerde» hissenin kolayca devredilmesinin, şirkete giriş çıkışın diğer hissedarların onayına bağlı olmamasının esas olduğu, yapılan bu değişiklik ile bu şekilde hisse devri yapılmasının imkansız hale getirildiği, bu durumun «dürüstlük kurallarına» aykırı olduğu, ayrıca dava konusu kararın TTK'nın 490. maddesine de aykırı olduğunu, TTK'nın 492.maddesinde nama yazılı payların ancak şirketin onayı ile devredilebileceğinin «esas sözleşmede» kararlaştırabileceği hüküm altına alınmış olmasına karşın dava konusu kararla bu maddede belirtilen onaydan çok daha ileri bir sınırlama getirilerek, adeta hisse bedelinin belirlenmesinin şirketin insiyatifine bırakıldığı, hisse sahibinin alıcısını bulması halinde daha yüksek bir bedele satma hakkının elinden alındığı, bu durumun açıkça mülkiyet hakkının gereği olan tasarruf hakkına da müdahale niteliğinde olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile davalı şikretin 15/08/2013 tarihinde yapılan genel kurul toplantısının «esas sözleşme değişikliğine» ilişkin 8.maddesinin iptaline karar verilmiştir.
Dava, «genel kurul kararının iptali» istemine ilişkin olup, mahkemece, dava konusu genel kurul toplantısında ana sözleşmenin 8. maddesinin değiştirilerek, şirket «hisse devrinin» yapılmasının zorlaştırıldığı, hisse sahibinin hissesini serbestçe devredebilme olanağının kaldırıldığı, bu kararın 6102 sayılı TTK'nın 490. maddesine aykırı olduğu …
Ancak 6102 sayılı TTK'nın “borsaya kota edilmemiş nama yazılı paylar” başlıklı 493/1. maddesinde şirketin, «esas sözleşmede» öngörülmüş önemli bir «sebebi» ileri sürerek veya devredene, paylarını, başvurma anındaki gerçek değeriyle, kendi veya diğer «pay sahipleri» ya da «üçüncü kişiler» hesabına almayı önererek, onay istemini reddedebileceği düzenlenmiştir.
Bu maddeyle «anonim şirkete», devre konu olan pay senetlerini gerçek değer üzerinden devralma önerisinde bulunabilme olanağı tanınması, şirkete «haklı sebepler» yanında sağlanmış, uygun görmediği devirlerden kurtulabilme olanağıdır.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2016/8960 E. 2018/2472 K.
Ortak:esas sözleşme · anonim şirket · dava sebebi · hak düşürücü süre
İncelediğiniz kararda1- Davacının, davalı «anonim şirkette» bulunan bir miktar nama yazılı ortaklık payını 18.05.2018 tarihli devir sözleşmesi ile şirkette ortaklık vasfı bulunmayan üç ayrı kişiye ve beheri 6.- TL bedelle toplam 3.600.- TL karşılığı devrettiği, devrin onaylanması için davacı devreden ve devralanların ayrı ayrı davalı şirkete vaki başvurularının ise davalı şirket tarafından, yasal süresi içerisinde ve «esas sözleşmeye» dayalı olarak davacı devredene devir konusu payların beheri 1.- TL bedelle şirket ortağı adına alım teklifinde bulunulmak suretiyle onay verilmekten kaçınıldığı, k …
Anılan maddenin 1. fıkrasında, iradi devir hallerine mahsus olmak üzere, «esas sözleşmede» öngörülen önemli bir «sebebin» varlığının ileri sürülmesi hususu yanında, eldeki davaya konu somut olayımızda olduğu gibi, şirketin, devredene, uygulamada “kaçınma/kaçış klozu” olarak adlandırılmakta olan devre konusu payları gerçek değeri üzerinden satın alma önerisinde bulunmak suretiyle de «pay devrine» onay vermekten kaçınabileceği öngörülmüştür.
Dava, davacının, davalı «anonim şirkette» sahibi olduğu nama yazılı ortaklık paylarının bir kısmının üçüncü kişilere devrine, hisseleri almayı önermek suretiyle onay vermeyen davalı şirketin, hisseler için önerdiği değerin mahkeme marifetiyle tespiti istemine ilişkin olup davanın yasal dayanağı TTK’nın 493/1. maddesidir.
Benzer bu kararda6102 sayılı TTK'nin 493. maddesinde “Şirket, «esas sözleşmede» öngörülmüş önemli bir «sebebi» ileri sürerek veya devredene, paylarını, başvurma anındaki gerçek değeriyle, kendi veya diğer «pay sahipleri» ya da «üçüncü kişiler» hesabına almayı önererek, onay istemini reddedebilir.
Anonim şirket tarafından satın alma önerisinin yapılabilmesi için «esas sözleşmede» nama yazılı payların devrinin «anonim şirketin» onayına bağlı olduğuna dair bir hüküm bulunmalıdır.
Pay sahipleri çevresinin bileşimine ilişkin «esas sözleşme» hükümleri, şirketin işletme konusu veya işletmenin ekonomik bağımsızlığı yönünden onayın reddini haklı gösteriyorsa, «önemli sebep» oluşturur.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kayıtlı sermaye sistemi · önemli sebep · yönetim kurulu kararının iptali · pay defteri kaydı · şirket merkezi mahkemesi · pay sahipliği · pay defteri · üçüncü kişi
Benzer bu kararda… bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre; dava konusu olayda şirket ile davacı ortak arasında pay devir işleminden kaynaklanan uyuşmazlık söz konusu olup, 5 yıllık «zamanaşımı» süresine tabi bulunduğundan davanın süresinde açıldığı, davacı ...'a ait %4 payın davacı ... adına tesciline yönelik talebin reddine dair 28/04/2014 tarihli «yönetim kurulu kararının iptali» ile söz konusu pay devir işleminin pay devir tarihi olan 03/03/2014 tarihi itibariyle «pay defterine» kaydedilmesi talebinin ya da %4 payın kurucu ortaklar arasında %1'er pay olarak paylaştırılmasına yönelik davalı şirketin önerisinin şirket ortakları arasında pay …
6102 sayılı TTK'nin 493. maddesinde “Şirket, «esas sözleşmede» öngörülmüş önemli bir «sebebi» ileri sürerek veya devredene, paylarını, başvurma anındaki gerçek değeriyle, kendi veya diğer «pay sahipleri» ya da «üçüncü kişiler» hesabına almayı önererek, onay istemini reddedebilir.
Bundan başka, devralan, payları kendi adına ve hesabına aldığını açıkça beyan etmezse şirket, devrin «pay defterine kaydını» reddedebilir.
Buna göre nama yazılı payların devri, «esas sözleşmede» öngörülen önemli sebeplere dayanılması, şirketin devir konusu payları kendi veya diğer «pay sahipleri» ya da «üçüncü kişiler» hesabına satın alma teklifinde bulunması, devralanın payları kendi adına ve hesabına aldığını açıkça belirtmemesi hallerinde reddedilebilecektir.
1 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2016/5729 E. 2018/3041 K.
Ortak:esas sözleşme · anonim şirket · dava sebebi
İncelediğiniz kararda1- Davacının, davalı «anonim şirkette» bulunan bir miktar nama yazılı ortaklık payını 18.05.2018 tarihli devir sözleşmesi ile şirkette ortaklık vasfı bulunmayan üç ayrı kişiye ve beheri 6.- TL bedelle toplam 3.600.- TL karşılığı devrettiği, devrin onaylanması için davacı devreden ve devralanların ayrı ayrı davalı şirkete vaki başvurularının ise davalı şirket tarafından, yasal süresi içerisinde ve «esas sözleşmeye» dayalı olarak davacı devredene devir konusu payların beheri 1.- TL bedelle şirket ortağı adına alım teklifinde bulunulmak suretiyle onay verilmekten kaçınıldığı, k …
Anılan maddenin 1. fıkrasında, iradi devir hallerine mahsus olmak üzere, «esas sözleşmede» öngörülen önemli bir «sebebin» varlığının ileri sürülmesi hususu yanında, eldeki davaya konu somut olayımızda olduğu gibi, şirketin, devredene, uygulamada “kaçınma/kaçış klozu” olarak adlandırılmakta olan devre konusu payları gerçek değeri üzerinden satın alma önerisinde bulunmak suretiyle de «pay devrine» onay vermekten kaçınabileceği öngörülmüştür.
Dava, davacının, davalı «anonim şirkette» sahibi olduğu nama yazılı ortaklık paylarının bir kısmının üçüncü kişilere devrine, hisseleri almayı önermek suretiyle onay vermeyen davalı şirketin, hisseler için önerdiği değerin mahkeme marifetiyle tespiti istemine ilişkin olup davanın yasal dayanağı TTK’nın 493/1. maddesidir.
Benzer bu kararda… apılan yargılamaya göre; dava konusu genel kurul toplantısında ana sözleşmenin 8. maddesinin değiştirilmesine oy çokluğu ile karar verildiği, bu maddeye göre şirket «hisse devrinin» yapılmasının zorlaştırıldığı, ancak 6102 sayılı ...'nın 493/1 maddesine göre, şirketin «esas sözleşmede» ön görülmüş önemli bir «sebebi» ile sürerek veya devredene, paylarını, başvurma anındaki gerçek değeri ile kendi veya diğer «pay sahipleri» ya da .... kişiler hesabına almayı önererek onay istemini reddebileceğinin düzenlendiği, bu madde ile «anonim şirkete» devre konu olan pay senetlerini gerçek değer üzerinden devralma önerisinde bulunabilme olanağı tanınması, şirkete «haklı sebepler» yanında sağlanmış uygun görmediği devirlerden kurtulabilme olanağı doğduğu, bu suretle şirketin yabancılaşması veya niteliklerini kaybetmesinin önlenmesinin amaçla …
… şirketin devralma önerisini kabul etmiş sayılacağı hükmündeki bir aylık sürenin 30 güne indirilmesine ilişkin genel kurul kararı bir bütün olarak ele alındığında bu «esas sözleşme değişikliği» ile devredilebilirlik şartlarının ... m.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:esas sözleşme değişikliği · ana sözleşme değişikliği · hakim ortak · dürüstlük kuralına aykırılık · haklı sebep · pay sahipliği · emredici hüküm · genel kurul kararının iptali
Benzer bu kararda… ı olduğunu, davacılar ile diğer ortaklar arasında sorunlar yaşanmaya başlandığını, davacıların bunun üzerine hisselerini satarak şirketten ayrılmak istediğini ancak «hakim ortak» olan diğer ortakların davacıların hisselerini düşük bedellerle almaya çalıştıklarını ve bunun için .../08/2013 tarihinde yapılan genel kurul toplantısında ana sözleşmesinin 8. maddesinin değiştirildiğini alınan kararla davacıların hisselerinin .... kişilere satışının engellenmeye çalışıldığını, alınan kararın ...'nın 414,447,453,490. maddelerindeki «emredici» hükümlere ve «dürüstlük kurallarına aykırılık» oluşturduğunu ileri sürerek anılan «genel kurul kararının iptaline» karar verilmesini talep etmiştir.
… apılan yargılamaya göre; dava konusu genel kurul toplantısında ana sözleşmenin 8. maddesinin değiştirilmesine oy çokluğu ile karar verildiği, bu maddeye göre şirket «hisse devrinin» yapılmasının zorlaştırıldığı, ancak 6102 sayılı ...'nın 493/1 maddesine göre, şirketin «esas sözleşmede» ön görülmüş önemli bir «sebebi» ile sürerek veya devredene, paylarını, başvurma anındaki gerçek değeri ile kendi veya diğer «pay sahipleri» ya da .... kişiler hesabına almayı önererek onay istemini reddebileceğinin düzenlendiği, bu madde ile «anonim şirkete» devre konu olan pay senetlerini gerçek değer üzerinden devralma önerisinde bulunabilme olanağı tanınması, şirkete «haklı sebepler» yanında sağlanmış uygun görmediği devirlerden kurtulabilme olanağı doğduğu, bu suretle şirketin yabancılaşması veya niteliklerini kaybetmesinin önlenmesinin amaçla …
Davalı vekili; dava konusu «ana sözleşme değişikliğinin», şirket hisselerinin «kötüniyetli» .... kişilerin eline geçmesini önlemek amacıyla yapıldığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Dava, «genel kurul kararının iptaline» ilişkindir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2020/338 E. , 2021/5306 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 06.12.2018 tarih ve 2018/811 E- 2018/1267 K. sayılı kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf istemlerinin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi'nce verilen 20.11.2019 tarih ve 2019/367 E- 2019/1636 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin davalı şirkete 4.394.600.-/25.000.000.- oranında ortak olduğunu, maliki olduğu hisselerden bir kısmını hisse bedeli 6.- TL olmak üzere dava dışı 3. kişilere sattığını, hisse devrinin davalı şirkete bildirilmesine rağmen devrin onaylamadığını, davalı şirketin söz konusu hisseleri beher hisse bedeli 1 TL üzerinden 3. kişi ...hesabına satın almak istediğini, önerilen rakamın iyi niyetle çelişen bir rakam olduğunu ileri sürerek, müvekkilinin satmış olduğu şirket paylarının gerçek değerinin tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili, davacı ile müvekkili şirket ve ortakları arasında süregelen husumet nedeniyle çok sayıda dava bulunduğunu, davacının açtığı haksız davalar ile şirketin iç barışını bozmaya çalıştığını, müvekkilinin devredilen hisseleri beheri 1.- TL'den ...hesabına satın almayı teklif ettiğini, alım teklifinin gerçek değere uygun olduğundan, mahkemece payların gerçek değerinin tespit edilmesine gerek olmadığını, satın alma teklifinin devreden davacı tarafından 1 ay içinde reddedilmediğini, bu nedenle TTK'nın 493/6. maddesi uyarınca davanın 1 aylık hak düşürücü süre geçtikten sonra açıldığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesince, davacının ortağı olduğu davalı şirketteki bir kısım hisselerini dava dışı 3. kişilere pay değeri 6 - TL'den olmak üzere 3.600.- TL bedel karşılığında sattığı, davacının yaptığı hisse satışının hukuken geçerli olduğu, TTK'nın 493/6 maddesi gereğince davacının satmış olduğu hisselerin rayiç değerinin belirlenmesi amacıyla, ancak şirket hisselerini devralan 3.kişilerin dava açabileceği gerekçesiyle, aktif husumet ehliyeti eksikliğinden davanın reddine karar verilmiştir.
Karara karşı, taraf vekilleri istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince, ilk derece mahkemesi kararında yasa ve usule, kamu düzenine aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle, taraf vekillerinin istinaf başvurularının HMK 'nın 353/1-b1 maddesi uyarınca ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
Dava, davacının, davalı anonim şirkette sahibi olduğu nama yazılı ortaklık paylarının bir kısmının üçüncü kişilere devrine, hisseleri almayı önermek suretiyle onay vermeyen davalı şirketin, hisseler için önerdiği değerin mahkeme marifetiyle tespiti istemine ilişkin olup davanın yasal dayanağı TTK’nın 493/1. maddesidir. Davanın açıldığı ilk derece mahkemesince, söz konusu yasa maddesinde, önerilen değerin tespitini isteme hakkının ancak payları satın alanlara tanınmış bir hak olduğundan bahisle sıfat yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmiş, taraf vekillerinin istinaf başvuruları ise esastan reddedilmiştir.
1- Davacının, davalı anonim şirkette bulunan bir miktar nama yazılı ortaklık payını 18.05.2018 tarihli devir sözleşmesi ile şirkette ortaklık vasfı bulunmayan üç ayrı kişiye ve beheri 6.- TL bedelle toplam 3.600.- TL karşılığı devrettiği, devrin onaylanması için davacı devreden ve devralanların ayrı ayrı davalı şirkete vaki başvurularının ise davalı şirket tarafından, yasal süresi içerisinde ve esas sözleşmeye dayalı olarak davacı devredene devir konusu payların beheri 1.- TL bedelle şirket ortağı adına alım teklifinde bulunulmak suretiyle onay verilmekten kaçınıldığı, keyfiyetin devreden davacıya tebliğini müteakip işbu davanın ikame edilerek, davalı şirket tarafından önerilen değerin çok düşük olduğundan bahisle devir konusu hisselerin başvuru anındaki gerçek değerlerinin mahkemece tespit edilmesinin talep edildiği dosya kapsamından anlaşılmakta olup bu hususlarda taraflar arasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.
TTK’nın 493. maddesi, borsaya kote edilmemiş nama yazılı paylar bakımından, gerek iradi ve gerekse de özel durumlara mahsus kanuni devir hallerinde, anonim şirketin devre onay vermekten kaçınabileceği halleri ve bunun koşullarını düzenlemektedir. Anılan maddenin 1. fıkrasında, iradi devir hallerine mahsus olmak üzere, esas sözleşmede öngörülen önemli bir sebebin varlığının ileri sürülmesi hususu yanında, eldeki davaya konu somut olayımızda olduğu gibi, şirketin, devredene, uygulamada “kaçınma/kaçış klozu” olarak adlandırılmakta olan devre konusu payları gerçek değeri üzerinden satın alma önerisinde bulunmak suretiyle de pay devrine onay vermekten kaçınabileceği öngörülmüştür.
Mezkur kanun hükmünden de anlaşılacağı üzere, somut olayımıza konu kaçınma klozu bakımından şirketin önerisinin iki önemli hususa dayalı olması zorunludur. Bunlardan birincisi devre konu paylar, diğeri ise devre konu payların başvuru anındaki gerçek değeridir. Şirketin bu konudaki önerisinin muhatabı ise, madde hükmünde de açıkça yazdığı üzere “devreden”dir. Bu hüküm, Kanunun 494/1. maddesindeki, iradi devirlerde şirket tarafından devre onay verilene değin devre konu payların mülkiyetinin ve paylara bağlı hakların devredene ait olacağı şeklindeki düzenleme ile uyum içerisinde olup, iradi devir hallerinde, alım önerisinin şirket ile devreden arasındaki hukuksal sürecin dışındaki devralanlara yapılması gibi bir ihtimal, esasen, söz konusu değildir.
Öte yandan, şirketin önerisinde devre konu payların gerçek değerinin rakamsal olarak belirtilmemiş olması yahut gerçek değerin çok altında olduğu düşünülen bir rakamsal bedel öngörülmesi hallerinde, gerçek değerin ne şekilde belirleneceği konusunda anılan kanun maddesinde açık bir hüküm bulunmamaktadır. Buna mukabil, 493. maddenin 5. fıkrasında ise, 4. fıkradaki “kanuni” devir hallerine ve bu biçimdeki pay devirlerinde, 494/2. maddede düzenlendiği üzere payın mülkiyetinin ve paya bağlı hakların derhal devralanlara intikal etmesi hükmü ile uyumlu olacak şekilde, şirket önerisindeki gerçek değerin belirlenmesini, önerinin muhatabı olan devralanın isteyebileceği açıkça öngörülmüş olup söz konusu 4.
ve 5. fıkranın, somut olaya da konu edilen iradi devir halleri bakımından kıyasen dahi uygulanabilirliği olmadığı açıktır. Buna karşın, mahkemenin taraf sıfatına ilişkin davanın reddine dair gerekçesinde, zikredilen 493/5. madde hükmünü, 493/1. maddeye dayalı iradi devir ve buna bağlı onay istemi hallerinde dahi, kaçınma klozunun kullanılmasına yönelik öneriye konu gerçek değerin belirlenmesi için mahkemeye başvurma konusunda münhasıran devralanlara tanınmış bir hakkın varlığına işaret eden bir şekilde yorumlaması isabetli olmamıştır.
Şu hale göre, iradi devir hallerinde, 493/1. maddede, şirketin onaydan kaçınma klozuna ilişkin önerisindeki gerçek pay değerinin belirlenmesi bakımından izlenecek hukuki sürece dair kanunda açık bir düzenleme olmaması nedeniyle, devredenin bu yönde bir tespit davası açma hakkının var olduğunun kabul edilip edilmeyeceği hususunun, 493/5. maddedeki düzenlemeden bağımsız olarak tartışılması gerekir.
Konu bu çerçevede ele alındığında, maddede böyle bir hakkın varlığının açıkça düzenlenmemiş olması nedeniyle devredene mahkemeye başvurma konusunda tanınmış bir hak bulunmadığı kabul edilecek olursa, bu durumda devredenin önünde iki seçenek kalacağı izahtan varestedir. Devreden ya önerilen tutarı kabul ile paylarını şirkete yahut gösterilen kişilere devredecek ya da öneriyi kabul etmeyerek payları uhdesinde tutacaktır. Bu yöndeki bir yaklaşımın, TTK’nın 490. maddesinde nama yazılı payların devrinde öngörülen ilkeyle bağdaştırılması mümkün görünmediği gibi bu yöndeki bir kabulün, menfaatler dengesine, devrin sınırlandırılmasına ilişkin olarak kanunun bütününe yansıyan eşit işlem yapılması ve hakkın kötüye kullanılmaması ve hakkaniyet ilkelerine de ters düşecek sonuçlar doğurması kaçınılmazdır.
Kanun yapıcının bu yönde bir açık iradesinin yahut bilinçli unutkanlığının olduğu herhalde söylenemez. Nitekim, şirket paylarının bütün devir hallerine ilişkin olarak, bu yöndeki onay istemlerinin reddine yahut kabul edilmiş sayılması halleri bakımından uygulanabilir “torba” hüküm niteliğindeki 494/3. maddesinde de belirtildiği üzere, şirketin onay vermeyi reddetmiş olmasının haksızlığının ancak bir mahkeme hükmü ile belirlenebileceği gözetildiğinde, kanun yapıcının iradi devir hallerinde dahi, şirketin önerisinin temel unsurunu oluşturan payın gerçek değerinin tespiti bakımından devredenin mahkemeye başvuruda bulunma hakkını örtülü biçimde kabul etmiş olduğu ortadadır.
Şu halde, iradi devir hallerinde, onaydan kaçınma klozunda bulunan şirketin önerisinde belirtilen gerçek değerin ne olduğunun yahut ne olabileceğinin belirlenmesi konusunda, HMK’nın 106. maddesi de gözetildiğinde, devreden davacının mahkemeye başvuruda bulunmaya yönelik bir hakkının varlığının ve korunmaya değer bir hukuksal yararının var olduğunun kabulüyle işin esasına girilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ve hatalı yoruma dayalı olarak davacının aktif husumet ehliyetinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine ilişkin ilk derece mahkemesi kararına vaki taraf vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddedilmesi doğru olmamış, taraf vekillerinin temyiz istemlerinin kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
2. Bozma sebep ve şekli uyarınca, davalı vekilinin davanın hak düşürücü süre içerisinde açılmadığına vs. hususlara ilişkin temyiz itirazının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ
Yukarda açıklanan nedenlerle, taraf vekillerinin temyiz istemlerinin kabulü ile İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusularının esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULARAK KALDIRILMASINA, HMK'nın 373/1. maddesi uyarınca dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, ödedikleri peşin temyiz harcının istekleri halinde temyiz eden taraflara iadesine, 22.06.2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/695088000 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz