6102TTK Türk Ticaret Kanunu

Hukuki yolların tüketilmesi

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2010/12602 E. 2012/18959 K. ·

BozulduKesinlik belirsiz

★ Emsal

Mahkemenin nitelemesi: Ticari şirketler

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
hukuki yolların tüketilmesi vekalet ilişkisi yönetici sorumluluğu sorumluluktan kurtulma kusur sorumluluğu şirket zararı ispat yükü tmsf sulh yönetim kurulu kararı kusur dava sebebi yükleten (shipper) dahili dava temsil i̇i̇k 72/son

Atıf yapılan mevzuat: İİK · TTK — TTK 320TTK 336TTK 338TTK 359

Gerekçe

Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).

Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacı şirket ile dava dışı grup şirketleri arasında para transferi yapıldığı, mevzuatta grup şirketleri arasında para alış verişlerini yasaklayan veya sınırlayan bir düzenlemenin mevcut olmadığı, bu nedenle davacı şirketin dahil olduğu grup içerisinde bulunan bir başka firmaya borç verilmesi nedeni ile davalıların kanuna aykırı bir eylemde bulunduğu hususunun iddia edilemeyeceği, para transferinin ne amaçla yapıldığının dosyaya sunulan belgeler kapsamı itibarıyla açıklığa kavuşmadığı, yönetim kurulu üyeleri ve denetçiler aleyhine dava açılmadan önce esas borçlu dava dışı şirket hakkında borcun takibi için harekete geçilmesi gerektiği, bunun semeresiz kalması halinde ancak yönetim kurulu üyeleri ve denetim kurulu üyeleri hakkında dava açılabileceği, alacağın tahsil olunması için gereken tüm hukuki yollar tüketilmeden ve bu durum gereği gibi tevsik edilmeden davalıların sorumluluğuna gidilemeyeceği, ayrıca zarar verici işlem olduğu iddia edilen para transferinin 2003 yılı ortalarında gerçekleştiği, bu şirketlere ise 2004 yılında TMSF tarafından el konulduğu, bu durum karşısında denetçilerin rapor hazırlamasına fırsat kalmadan şirketteki görevlerinin son bulması nedeniyle denetçilerin kusurunun bu aşamada tartışılamayacağı, TTK’nun 336 ve devamında öngörülen şartların gerçekleşip gerçekleşmediğinin bu aşamada tespitinin mümkün olmadığı sonucuna varılarak, zamansız açılan davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili ve davalılar ..., ..., ... vekili temyiz etmiştir.

1- Şirketin temsil ve idaresinden sorumlu bulunan yönetim kurulu üyelerinin şirket işlerinde gösterecekleri dikkat ve basiret hakkında TTK’nun 320. maddesi Borçlar Kanunu’nun 528/2. maddesine atıf yapmıştır.Buna göre şirket yöneticileri bir vekil gibi sorumludur.Şirket ile yöneticiler arasında vekalet ilişkisi söz konusu olup, yöneticiler kanun ve anasözleşme hükümleri ile genel kurullar tarafından alınan kararlar uyarınca şirket yararını gözeterek şirketin temsil ve yönetimini gerçekleştirmekle yükümlü bulunup, kasti veya ihmali hareketleri sonucu şirketi zarara uğratmaları halinde meydana gelen zarardan sorumludurlar.Bu itibarla, yöneticilerin şirkete karşı sorumluluğu kusur sorumluluğu niteliğinde ise de TTK’nun 338. maddesi uyarınca meydana gelen zararda bir kusuru olmadığının ispatı yöneticiye ait bulunmaktadır.Bir başka deyişle, yöneticinin sorumluluğu ispat yükü tersine çevrilmiş bir kusur sorumluluğu olup, yöneticinin kusursuz olduğunu ispat etmesi gerekmektedir.

Somut olayda, davacı şirketin kasasından dava dışı grup şirketlerine para transferi yapıldığı belirlenmiştir.Davalılar tarafından şirket kasasından yapılan bu ödemelerin haklı bir sebebi ortaya konulmadığı gibi dayanağı belirlenmeyen bu ödemeler aynı zamanda şirket hakkında Sulh Ceza Mahkemesi tarafından alınan tedbir kararlarına da aykırılık teşkil etmektedir.Şirket yöneticileri şirketi yasal sınırlar içinde ve ticari hayatın gereklerine uygun olarak yönetmekle yükümlü olup, şirketi zarara uğratacak eylem ve işlemlerden kaçınmak zorundadırlar.Bu nedenle şirket kasasından gerekli olmadıkça, haklı bir sebebe dayanmadıkça başka şirketlere ödemeler yapılması, paralar aktarılması doğru değildir.Bu itibarla mahkemece davalı yöneticiler hakkındaki davanın reddine ilişkin olarak ortaya konulan mevzuatta grup şirketleri arasında para alışverişlerini yasaklayan veya sınırlayan bir düzenlemenin mevcut olmadığı, önce esas borçlu dava dışı şirket hakkında takibe geçilmesi gerektiği yönündeki gerekçeler yerinde bulunmamaktadır.Yine, denetçiler hakkındaki davanın da reddine karar verilmiş ise de denetçilerin sorumluluklarının düzenlendiği TTK’nun 359. maddesinde denetçilerin kanun veya anasözleşme ile kendilerine yükletilen

vazifelerini hiç veya gereği gibi yapmamalarından doğan zarardan dolayı kusursuz olduklarını ispat etmedikçe sorumlu olduklarının belirtilmesi karşısında denetçilerin de ispat yükü ters çevrilmiş kusur sorumluluğu esası uyarınca meydana gelen zarardan dolayı sorumlu tutulabilecekleri göz önüne alınarak anılan madde hükmü uyarınca denetçilerin kusursuz olduklarını ispat etmeleri gerektiğinden denetçiler hakkında verilen ret kararı da yerinde görülmemiştir.O halde mahkemece, gerek yönetici gerekse denetçi olan davalılar yönünden yukarıda açıklanan yasal hükümler, sorumluluktan kurtulmanın ancak kusursuz olunması halinde mümkün olacağı ve bunun ispat yükünün de davalı yönetici ve denetçilere ait bulunduğu hususları gözetilmek suretiyle yapılacak yargılama sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yerinde olmayan gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenlerle davacı yararına bozulması gerekmiştir.

2-Temyiz eden davalılar vekilinin temyiz itirazlarına gelince; bozma neden ve şekline göre mümeyyiz davalılar vekilinin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.

Benzer Kararlar

Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.

  • Hukuki yolların tüketilmesi

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/12600 E. 2012/18233 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

  • Tazminat

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/6953 E. 2012/7552 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

  • Kusursuzluk ispatı

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/14367 E. 2012/20043 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

3 benzer karar daha
  • Yönetici Sorumluluğundan Kaynaklanan Tazminat

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/6609 E. 2012/6212 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

  • Kusur karinesi

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/4384 E. 2013/20147 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

  • Genel Kurul Kararının İptali

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2016/12531 E. 2018/6449 K.

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

11. Hukuk Dairesi         2010/12602 E.  ,  2012/18959 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ TİCARET MAHKEMESİ

Taraflar arasında görülen davada İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 11/02/2010 tarih ve 2007/305-2010/77 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili ve davalılar ..., ..., ..... vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacı vekili, şirketin geçmiş yılları kapsayan faaliyetleriyle ilgili olarak yapılan incelemeler sonucu davalı yönetim ve denetim kurulu üyelerinin kanuna aykırı eylemleri sonucu şirketi zarara uğrattıklarının tespit edildiğini, Şişli 2. Sulh Ceza Mahkemesi'nin 14.08.2003 ve 26.08.2003 tarihli tedbir kararlarına aykırı olarak ve sözkonusu tedbir kararlarından sonra grup şirketleri olan Rumeli Holding A.Ş’ye şirket kasasından nakit ödemeler yapıldığını, şirket malvarlığının kasten azaltılmasına yönelik işlemlerin yapıldığı tarihlerde yönetim ve denetim kurulu üyeleri olan davalıların şirketin uğradığı zarardan sorumlu olduklarını ileri sürerek, fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak açılan davada yargılama sırasında yapılan ıslah ile ortaklık zararı olan 166.436,84 TL’nin davalılardan faiziyle birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davalı ... davaya cevap vermemiş, diğer davalılar kusur ve sorumluluklarının bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemişlerdir.

Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacı şirket ile dava dışı grup şirketleri arasında para transferi yapıldığı, mevzuatta grup şirketleri arasında para alış verişlerini yasaklayan veya sınırlayan bir düzenlemenin mevcut olmadığı, bu nedenle davacı şirketin dahil olduğu grup içerisinde bulunan bir başka firmaya borç verilmesi nedeni ile davalıların kanuna aykırı bir eylemde bulunduğu hususunun iddia edilemeyeceği, para transferinin ne amaçla yapıldığının dosyaya sunulan belgeler kapsamı itibarıyla açıklığa kavuşmadığı, yönetim kurulu üyeleri ve denetçiler aleyhine dava açılmadan önce esas borçlu dava dışı şirket hakkında borcun takibi için harekete geçilmesi gerektiği, bunun semeresiz kalması halinde ancak yönetim kurulu üyeleri ve denetim kurulu üyeleri hakkında dava açılabileceği, alacağın tahsil olunması için gereken tüm hukuki yollar tüketilmeden ve bu durum gereği gibi tevsik edilmeden davalıların sorumluluğuna gidilemeyeceği, ayrıca zarar verici işlem olduğu iddia edilen para transferinin 2003 yılı ortalarında gerçekleştiği, bu şirketlere ise 2004 yılında TMSF tarafından el konulduğu, bu durum karşısında denetçilerin rapor hazırlamasına fırsat kalmadan şirketteki görevlerinin son bulması nedeniyle denetçilerin kusurunun bu aşamada tartışılamayacağı, TTK’nun 336 ve devamında öngörülen şartların gerçekleşip gerçekleşmediğinin bu aşamada tespitinin mümkün olmadığı sonucuna varılarak, zamansız açılan davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili ve davalılar ..., ..., ... vekili temyiz etmiştir.

1- Şirketin temsil ve idaresinden sorumlu bulunan yönetim kurulu üyelerinin şirket işlerinde gösterecekleri dikkat ve basiret hakkında TTK’nun 320. maddesi Borçlar Kanunu’nun 528/2. maddesine atıf yapmıştır.Buna göre şirket yöneticileri bir vekil gibi sorumludur.Şirket ile yöneticiler arasında vekalet ilişkisi söz konusu olup, yöneticiler kanun ve anasözleşme hükümleri ile genel kurullar tarafından alınan kararlar uyarınca şirket yararını gözeterek şirketin temsil ve yönetimini gerçekleştirmekle yükümlü bulunup, kasti veya ihmali hareketleri sonucu şirketi zarara uğratmaları halinde meydana gelen zarardan sorumludurlar.Bu itibarla, yöneticilerin şirkete karşı sorumluluğu kusur sorumluluğu niteliğinde ise de TTK’nun 338.

maddesi uyarınca meydana gelen zararda bir kusuru olmadığının ispatı yöneticiye ait bulunmaktadır.Bir başka deyişle, yöneticinin sorumluluğu ispat yükü tersine çevrilmiş bir kusur sorumluluğu olup, yöneticinin kusursuz olduğunu ispat etmesi gerekmektedir.

Somut olayda, davacı şirketin kasasından dava dışı grup şirketlerine para transferi yapıldığı belirlenmiştir.Davalılar tarafından şirket kasasından yapılan bu ödemelerin haklı bir sebebi ortaya konulmadığı gibi dayanağı belirlenmeyen bu ödemeler aynı zamanda şirket hakkında Sulh Ceza Mahkemesi tarafından alınan tedbir kararlarına da aykırılık teşkil etmektedir.Şirket yöneticileri şirketi yasal sınırlar içinde ve ticari hayatın gereklerine uygun olarak yönetmekle yükümlü olup, şirketi zarara uğratacak eylem ve işlemlerden kaçınmak zorundadırlar.Bu nedenle şirket kasasından gerekli olmadıkça, haklı bir sebebe dayanmadıkça başka şirketlere ödemeler yapılması, paralar aktarılması doğru değildir.Bu itibarla mahkemece davalı yöneticiler hakkındaki davanın reddine ilişkin olarak ortaya konulan mevzuatta grup şirketleri arasında para alışverişlerini yasaklayan veya sınırlayan bir düzenlemenin mevcut olmadığı, önce esas borçlu dava dışı şirket hakkında takibe geçilmesi gerektiği yönündeki gerekçeler yerinde bulunmamaktadır.Yine, denetçiler hakkındaki davanın da reddine karar verilmiş ise de denetçilerin sorumluluklarının düzenlendiği TTK’nun 359.

maddesinde denetçilerin kanun veya anasözleşme ile kendilerine yükletilen

vazifelerini hiç veya gereği gibi yapmamalarından doğan zarardan dolayı kusursuz olduklarını ispat etmedikçe sorumlu olduklarının belirtilmesi karşısında denetçilerin de ispat yükü ters çevrilmiş kusur sorumluluğu esası uyarınca meydana gelen zarardan dolayı sorumlu tutulabilecekleri göz önüne alınarak anılan madde hükmü uyarınca denetçilerin kusursuz olduklarını ispat etmeleri gerektiğinden denetçiler hakkında verilen ret kararı da yerinde görülmemiştir.O halde mahkemece, gerek yönetici gerekse denetçi olan davalılar yönünden yukarıda açıklanan yasal hükümler, sorumluluktan kurtulmanın ancak kusursuz olunması halinde mümkün olacağı ve bunun ispat yükünün de davalı yönetici ve denetçilere ait bulunduğu hususları gözetilmek suretiyle yapılacak yargılama sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yerinde olmayan gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenlerle davacı yararına bozulması gerekmiştir.

2-Temyiz eden davalılar vekilinin temyiz itirazlarına gelince; bozma neden ve şekline göre mümeyyiz davalılar vekilinin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.

SONUÇ

Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle mümeyyiz davalılar ..., ... ve ... vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, 22.11.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1065599600 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.