Tazminat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2010/6010 E. 2012/7866 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
sermaye taahhüdü↗ şirket zararı↗ muacceliyet↗ anonim şirket↗ yönetim kurulu kararı↗ taahhütname↗ teminat↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; şirket ana sözleşmesinde şirket sermayesinin 1/4 ünün tescil tarihinden itibaren en geç üç ay içerisinde kalanının ise 01.11.2003 tarihinde ödeneceğinin, sermaye taahhüt borçlarının yönetim kurulunun alacağı kararlar dairesinde ve tüm ortakların yazılı olurları alınmak suretiyle belirtilen tarihten önce istenebileceği belirtilmek suretiyle usul ve yöntemlerin düzenlendiği, yönetim kurulunun TTK nın 406. maddesine istinaden bir apel çağrısı yapma yükümlülüğünün bulunmadığı, ortakların taahhüt ettikleri sermaye borcunu muaccel olduğu halde ödememeleri dolayısıyla şirket yönetim kurulunun bu alacağın tahsili için herhangi bir girişimde bulunmayarak şirketi zarara uğratması dolayısıyla TTK nın 336. maddesine istinaden sorumluluğu söz konusu olabilirse de 2003 yılında şirketin söz konusu apellerin ödenmemesi dolayısıyla herhangi bir zararının bulunmadığı, böylece davalı yönetim kurulu üye ve denetçilerin şahsi ve mali sorumluluklarının mevcut olmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, apel ödemelerinin yerine getirilmemesi sebebiyle uğranılan zararın yönetim ve denetim kurulu üyelerinden tahsili istemine ilişkindir.
Davacı şirket bir anonim şirket olup, TTK’nun 269. maddesi uyarınca borçlarından dolayı yalnız mamelekiyle sorumlu bulunup, ortakların sorumluluğu ise taahhüt etmiş oldukları sermaye payları ile sınırlıdır. Yine anılan Kanun’un 140. maddesinde her ortağın usulüne uygun tanzim ve imza edilmiş şirket mukavelesiyle koymayı taahhüt ettiği sermayeden dolayı şirkete karşı borçlu olduğu düzenlenmiştir. Anılan maddeler ile ortakların sermaye borçlarını yerine getirme zorunluluğuna ve sermaye borçlarının ortaklardan tahsili usulüne ilişkin olarak çeşitli maddelerdeki (TTK’nun 405 ve devamı maddeleri gibi) düzenlemeler göz önüne alındığında, ortaklar şirkete karşı sermaye borcunu ödemekle yükümlü olup, bu yükümlülüklerine uymamaları halinde şirkete tazminat isteme hakkı da tanınmıştır. Borçlarından dolayı üçüncü kişilere karşı olan sorumluluğu mal varlığı ile sınırlı bulunan anonim şirketlerin bu nedenle de sermayelerinin 3. kişiler için bir teminat ve şirketin mali gücünün ölçüsü yönünden de önemli bir gösterge niteliğinde olması nedeniyle şirket sermayesinin ödenmiş olması 3. kişilerin haklarını da etkileyen bir husustur. Öte yandan, bir şirketin devamını sürdürebilmesi ve ticari faaliyette bulunabilmesi için paraya ihtiyacı olduğundan ortakların şirkete karşı olan sermaye borçlarını yerine getirmemelerinin şirketi mutlak şekilde zarara uğrattığının kabulü gerekir. Bu itibarla, ortaklar yönünden şirkete karşı sermaye borcunu ödeme yükümlülüğü mevcut olduğu gibi bu tutarların tahsil edilmemesinde kusursuz olduklarını kanıtlayamamaları halinde yönetim ve denetim kurulu üyeleri de bundan dolayı sorumlu bulunmaktadır. O halde mahkemece, davacının yönetim ve denetim kurulu üyeleri olan davalılara yönelik iddialarının yukarıda açıklanan yasal hükümler uyarınca incelenerek davalıların meydana gelen zarardaki sorumluluklarının tayin ve tespiti ile sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yasal olmayan yazılı şekildeki gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2011/6622 E. 2012/14878 K.
Ortak:anonim şirket · taahhütname · teminat · Tazminat
İncelediğiniz karardaDavacı şirket bir «anonim şirket» olup, TTK’nun 269. maddesi uyarınca borçlarından dolayı yalnız mamelekiyle sorumlu bulunup, ortakların sorumluluğu ise «taahhüt» etmiş oldukları sermaye payları ile sınırlıdır.
Borçlarından dolayı üçüncü kişilere karşı olan sorumluluğu mal varlığı ile sınırlı bulunan «anonim şirketlerin» bu nedenle de sermayelerinin 3. kişiler için bir «teminat» ve şirketin mali gücünün ölçüsü yönünden de önemli bir gösterge niteliğinde olması nedeniyle şirket sermayesinin ödenmiş olması 3. kişilerin haklarını da etkileyen bir husustur.
… mına göre; şirket ana sözleşmesinde şirket sermayesinin 1/4 ünün tescil tarihinden itibaren en geç üç ay içerisinde kalanının ise 01.11.2003 tarihinde ödeneceğinin, «sermaye taahhüt» borçlarının yönetim kurulunun alacağı kararlar dairesinde ve tüm ortakların yazılı olurları alınmak suretiyle belirtilen tarihten önce istenebileceği belirtilmek suretiyle usul ve yöntemlerin düzenlendiği, yönetim kurulunun TTK nın 406. maddesine istinaden bir apel çağrısı yapma yükümlülüğünün bulunmadığı, ortakların taahhüt ettikleri sermaye borcunu «muaccel» olduğu halde ödememeleri dolayısıyla şirket yönetim kurulunun bu alacağın tahsili için herhangi bir girişimde bulunmayarak «şirketi zarara» uğratması dolayısıyla TTK nın 336. maddesine istinaden sorumluluğu söz konusu olabilirse de 2003 yılında şirketin söz konusu apellerin ödenmemesi dolayısıyla herhangi bir zararının bulunmadığı, böylece davalı «yönetim kurulu» üye ve denetçilerin şahsi ve mali sorumluluklarının mevcut olmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaDavacı şirket bir «anonim şirket» olduğundan, TTK’nun 269. maddesi uyarınca borçlarından dolayı yalnız mamelekiyle sorumlu bulunup, ortakların sorumluluğu ise «taahhüt» etmiş oldukları sermaye payları ile sınırlıdır.
Borçlarından dolayı üçüncü kişilere karşı olan sorumluluğu mal varlığı ile sınırlı bulunan «anonim şirketlerin» bu nedenle de sermayelerinin 3. kişiler için bir «teminat» ve şirketin mali gücünün ölçüsü yönünden de önemli bir gösterge niteliğinde olması nedeniyle şirket sermayesinin ödenmiş olması 3. kişilerin haklarını da etkileyen bir husustur.
Yine anılan Kanun’un 140. maddesinde her ortağın usulüne uygun tanzim ve imza edilmiş şirket mukavelesiyle koymayı «taahhüt» ettiği sermayeden dolayı şirkete karşı borçlu olduğu düzenlenmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kusur
Benzer bu kararda… atılmadığı, bu durumda iddia olunan zararın dava tarihi itibariyle gerçekleşmediği, yönetim ve denetim kurulu üyesi olan davalıların sorumluluklarını gerektirir bir «kusur» ve işlem tespit edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/6728 E. 2013/5759 K.
Ortak:anonim şirket · yönetim kurulu kararı · taahhütname · teminat · Tazminat
İncelediğiniz kararda… mına göre; şirket ana sözleşmesinde şirket sermayesinin 1/4 ünün tescil tarihinden itibaren en geç üç ay içerisinde kalanının ise 01.11.2003 tarihinde ödeneceğinin, «sermaye taahhüt» borçlarının yönetim kurulunun alacağı kararlar dairesinde ve tüm ortakların yazılı olurları alınmak suretiyle belirtilen tarihten önce istenebileceği belirtilmek suretiyle usul ve yöntemlerin düzenlendiği, yönetim kurulunun TTK nın 406. maddesine istinaden bir apel çağrısı yapma yükümlülüğünün bulunmadığı, ortakların taahhüt ettikleri sermaye borcunu «muaccel» olduğu halde ödememeleri dolayısıyla şirket yönetim kurulunun bu alacağın tahsili için herhangi bir girişimde bulunmayarak «şirketi zarara» uğratması dolayısıyla TTK nın 336. maddesine istinaden sorumluluğu söz konusu olabilirse de 2003 yılında şirketin söz konusu apellerin ödenmemesi dolayısıyla herhangi bir zararının bulunmadığı, böylece davalı «yönetim kurulu» üye ve denetçilerin şahsi ve mali sorumluluklarının mevcut olmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Davacı şirket bir «anonim şirket» olup, TTK’nun 269. maddesi uyarınca borçlarından dolayı yalnız mamelekiyle sorumlu bulunup, ortakların sorumluluğu ise «taahhüt» etmiş oldukları sermaye payları ile sınırlıdır.
Borçlarından dolayı üçüncü kişilere karşı olan sorumluluğu mal varlığı ile sınırlı bulunan «anonim şirketlerin» bu nedenle de sermayelerinin 3. kişiler için bir «teminat» ve şirketin mali gücünün ölçüsü yönünden de önemli bir gösterge niteliğinde olması nedeniyle şirket sermayesinin ödenmiş olması 3. kişilerin haklarını da etkileyen bir husustur.
Benzer bu karardaDavacı şirket bir «anonim şirket» olup, ...’nun 269. maddesi uyarınca borçlarından dolayı yalnız mamelekiyle sorumlu bulunup, ortakların sorumluluğu ise «taahhüt» etmiş oldukları sermaye payları ile sınırlıdır.
Borçlarından dolayı üçüncü kişilere karşı olan sorumluluğu mal varlığı ile sınırlı bulunan «anonim şirketlerin» bu nedenle de sermayelerinin .... kişiler için bir «teminat» ve şirketin mali gücünün ölçüsü yönünden de önemli bir gösterge niteliğinde olması nedeniyle şirket sermayesinin ödenmiş olması .... kişilerin haklarını da etkileyen bir husustur.
… onulduğu ve bilahare bu şirketin hukuki varlığının sona erdirilmesine ve terkinine karar verildiği, oysa borçlu şirket ile davacı şirketin iştirak şirketler olduğu, «tasfiye» ve terkinden önce birbirlerinden olan alacak ve borçlarının tasfiye edilmesinin mümkün olduğu, tasfiye olmadığı takdirde borcun «temerrüt» faiziyle birlikte tahsili için dava edilmesinin gerektiği, dava sonucunda yasal prosedüre rağmen alacağın tahsilinin mümkün olmaması durumunda zararın varlığından bahsedilebileceği ve bu zarardan davalı «yönetim kurulu» üyeleri ve denetçilerinin sorumlu tutulabileceği, davalı yönetim kurulu üyeleri ve denetçilerin sorumluluğuna dair şartların oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddin …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:ek tasfiye · temerrüt
Benzer bu kararda… onulduğu ve bilahare bu şirketin hukuki varlığının sona erdirilmesine ve terkinine karar verildiği, oysa borçlu şirket ile davacı şirketin iştirak şirketler olduğu, «tasfiye» ve terkinden önce birbirlerinden olan alacak ve borçlarının tasfiye edilmesinin mümkün olduğu, tasfiye olmadığı takdirde borcun «temerrüt» faiziyle birlikte tahsili için dava edilmesinin gerektiği, dava sonucunda yasal prosedüre rağmen alacağın tahsilinin mümkün olmaması durumunda zararın varlığından bahsedilebileceği ve bu zarardan davalı «yönetim kurulu» üyeleri ve denetçilerinin sorumlu tutulabileceği, davalı yönetim kurulu üyeleri ve denetçilerin sorumluluğuna dair şartların oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddin …
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/831 E. 2012/5961 K.
Ortak:anonim şirket · taahhütname · teminat
İncelediğiniz karardaDavacı şirket bir «anonim şirket» olup, TTK’nun 269. maddesi uyarınca borçlarından dolayı yalnız mamelekiyle sorumlu bulunup, ortakların sorumluluğu ise «taahhüt» etmiş oldukları sermaye payları ile sınırlıdır.
Borçlarından dolayı üçüncü kişilere karşı olan sorumluluğu mal varlığı ile sınırlı bulunan «anonim şirketlerin» bu nedenle de sermayelerinin 3. kişiler için bir «teminat» ve şirketin mali gücünün ölçüsü yönünden de önemli bir gösterge niteliğinde olması nedeniyle şirket sermayesinin ödenmiş olması 3. kişilerin haklarını da etkileyen bir husustur.
… mına göre; şirket ana sözleşmesinde şirket sermayesinin 1/4 ünün tescil tarihinden itibaren en geç üç ay içerisinde kalanının ise 01.11.2003 tarihinde ödeneceğinin, «sermaye taahhüt» borçlarının yönetim kurulunun alacağı kararlar dairesinde ve tüm ortakların yazılı olurları alınmak suretiyle belirtilen tarihten önce istenebileceği belirtilmek suretiyle usul ve yöntemlerin düzenlendiği, yönetim kurulunun TTK nın 406. maddesine istinaden bir apel çağrısı yapma yükümlülüğünün bulunmadığı, ortakların taahhüt ettikleri sermaye borcunu «muaccel» olduğu halde ödememeleri dolayısıyla şirket yönetim kurulunun bu alacağın tahsili için herhangi bir girişimde bulunmayarak «şirketi zarara» uğratması dolayısıyla TTK nın 336. maddesine istinaden sorumluluğu söz konusu olabilirse de 2003 yılında şirketin söz konusu apellerin ödenmemesi dolayısıyla herhangi bir zararının bulunmadığı, böylece davalı «yönetim kurulu» üye ve denetçilerin şahsi ve mali sorumluluklarının mevcut olmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaDavacı şirket bir «anonim şirket» olup, TTK’nun 269. maddesi uyarınca borçlarından dolayı yalnız mamelekiyle sorumlu bulunup, ortakların sorumluluğu ise «taahhüt» etmiş oldukları sermaye payları ile sınırlıdır.Yine anılan Kanun’un 140. maddesinde her ortağın usulüne uygun tanzim ve imza edilmiş şirket mukavelesiyle koymayı taahhüt ettiği sermayeden dolayı şirkete karşı borçlu olduğu düzenlenmiştir.Anılan maddeler ile ortakların sermaye borçlarını yerine getirme zorunluluğuna ve sermaye borçlarının ortaklardan tahsili usulüne ilişkin olarak çeşitli maddelerdeki (TTK’nun 405 ve devamı maddeleri gibi) düzenlemeler göz önüne alındığında ortaklar şirkete karşı sermaye borcunu ödemekle yükümlü olup, bu yükümlülüklerine uymamaları halinde şirkete tazminat isteme hakkı da tanınmıştır.Borçlarından dolayı üçüncü kişilere karşı olan sorumluluğu «malvarlığı» ile sınırlı bulunan anonim şirketlerin bu nedenle de sermayelerinin 3. kişiler için bir «teminat» ve şirketin mali gücünün ölçüsü yönünden de önemli bir gösterge niteliğinde olması nedeniyle şirket sermayesinin ödenmiş olması 3. kişilerin haklarını da etkileyen …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:malvarlığına ilişkin dava · haksız eylem · kâr payı · vekalet ücreti · zamanaşımı
Benzer bu kararda… dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmaması ile davaya konu alacağın Fon alacağı niteliğinde bulunması nedeniyle «zamanaşımı» süresi 20 yıl olup, hükmü gerekçe yönünden temyiz eden davalı ...’nın davacı şirketin ortağı, yönetim ve denetim kurulu üyesi olmayıp, anılan hakkında «haksız eylem» hükümleri uyarınca sorumlu olduğu ileri sürülerek açılan davanın Borçlar Kanunu 60. maddesi hükmü uyarınca 1 ve 10 yıllık zamanaşımı sürelerine tabi olması nedeniy …
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre davacının salt tespit edilemeyen zarar kavramında dayanağı olmadan sadece apel borcunun ödenmemiş olmasını zarar olarak tazmin ettirmesinin yerinde görülmediği, apel «payının» ödenmemesi nedeniyle davacının ne şekilde zarara uğradığının belirlenemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Davacı şirket bir «anonim şirket» olup, TTK’nun 269. maddesi uyarınca borçlarından dolayı yalnız mamelekiyle sorumlu bulunup, ortakların sorumluluğu ise «taahhüt» etmiş oldukları sermaye payları ile sınırlıdır.Yine anılan Kanun’un 140. maddesinde her ortağın usulüne uygun tanzim ve imza edilmiş şirket mukavelesiyle koymayı taahhüt ettiği sermayeden dolayı şirkete karşı borçlu olduğu düzenlenmiştir.Anılan maddeler ile ortakların sermaye borçlarını yerine getirme zorunluluğuna ve sermaye borçlarının ortaklardan tahsili usulüne ilişkin olarak çeşitli maddelerdeki (TTK’nun 405 ve devamı maddeleri gibi) düzenlemeler göz önüne alındığında ortaklar şirkete karşı sermaye borcunu ödemekle yükümlü olup, bu yükümlülüklerine uymamaları halinde şirkete tazminat isteme hakkı da tanınmıştır.Borçlarından dolayı üçüncü kişilere karşı olan sorumluluğu «malvarlığı» ile sınırlı bulunan anonim şirketlerin bu nedenle de sermayelerinin 3. kişiler için bir «teminat» ve şirketin mali gücünün ölçüsü yönünden de önemli bir gösterge niteliğinde olması nedeniyle şirket sermayesinin ödenmiş olması 3. kişilerin haklarını da etkileyen …
… ödemekle, yönetim ve denetim kurulu üyelerinin de tahsilini sağlamakla yükümlü oldukları sermaye borçlarının yasaya aykırı şekilde kayıtlara geçirilmesinden dolayı «haksız eylem» hükümleri uyarınca sorumlu olduklarından meydana gelen olayda kusurlu olmaları halinde sorumlu tutulmaları mümkündür.Davalılar arasında gösterilen şirket ortağı ol …
4 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/5147 E. 2014/12078 K.
Ortak:sermaye taahhüdü · anonim şirket · yönetim kurulu kararı · taahhütname · teminat
İncelediğiniz kararda… mına göre; şirket ana sözleşmesinde şirket sermayesinin 1/4 ünün tescil tarihinden itibaren en geç üç ay içerisinde kalanının ise 01.11.2003 tarihinde ödeneceğinin, «sermaye taahhüt» borçlarının yönetim kurulunun alacağı kararlar dairesinde ve tüm ortakların yazılı olurları alınmak suretiyle belirtilen tarihten önce istenebileceği belirtilmek suretiyle usul ve yöntemlerin düzenlendiği, yönetim kurulunun TTK nın 406. maddesine istinaden bir apel çağrısı yapma yükümlülüğünün bulunmadığı, ortakların taahhüt ettikleri sermaye borcunu «muaccel» olduğu halde ödememeleri dolayısıyla şirket yönetim kurulunun bu alacağın tahsili için herhangi bir girişimde bulunmayarak «şirketi zarara» uğratması dolayısıyla TTK nın 336. maddesine istinaden sorumluluğu söz konusu olabilirse de 2003 yılında şirketin söz konusu apellerin ödenmemesi dolayısıyla herhangi bir zararının bulunmadığı, böylece davalı «yönetim kurulu» üye ve denetçilerin şahsi ve mali sorumluluklarının mevcut olmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Davacı şirket bir «anonim şirket» olup, TTK’nun 269. maddesi uyarınca borçlarından dolayı yalnız mamelekiyle sorumlu bulunup, ortakların sorumluluğu ise «taahhüt» etmiş oldukları sermaye payları ile sınırlıdır.
Borçlarından dolayı üçüncü kişilere karşı olan sorumluluğu mal varlığı ile sınırlı bulunan «anonim şirketlerin» bu nedenle de sermayelerinin 3. kişiler için bir «teminat» ve şirketin mali gücünün ölçüsü yönünden de önemli bir gösterge niteliğinde olması nedeniyle şirket sermayesinin ödenmiş olması 3. kişilerin haklarını da etkileyen bir husustur.
Benzer bu kararda2- Bir «anonim şirket» olan davacı, somut olaya uygulanması gereken mülga 6762 sayılı TTK’nın 269. maddesi uyarınca borçlarından dolayı yalnız mamelekiyle sorumlu bulunup, ortakların sorumluluğu ise «taahhüt» etmiş oldukları sermaye payları ile sınırlıdır.
Borçlarından dolayı üçüncü kişilere karşı olan sorumluluğu mal varlığı ile sınırlı bulunan «anonim şirketlerin» bu nedenle de sermayelerinin «üçüncü kişiler» için bir «teminat» ve şirketin mali gücünün ölçüsü yönünden de önemli bir gösterge niteliğinde olması nedeniyle şirket sermayesinin ödenmiş olması üçüncü kişilerin haklarını da etkileyen bir husustur.
Bu durum karşısında, davacı şirketin ortaklarca «taahhüt» edilen sermaye borcunun henüz ödenmediği, «sermaye taahhüdü» bulunan ortakların ve ödenmeyen sermaye borçlarının ödenmiş gibi gösterilmesinde şirketteki görevi gereği faaliyette bulunan şirket çalışanlarının eylemleri ve zarar ile olan «illiyet bağı» da araştırılmak suretiyle ispatlandığı takdirde işbu zarardan sorumluluğunun bulunduğu dikkate alınarak, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde h …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:hakim ortak · rücuen tahsil · sermaye artırımı · illiyet bağı · maddi hata · üçüncü kişi
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davacı şirket resmi kayıtlarına göre ortak olmayan ve «hakim ortak» olarak nitelendirilen ... ve arkadaşlarının sorumlu olmadığı, şirkette çalışan ve çeşitli görevler üstlenen kişilerin de yapmış oldukları işler nedeniyle apel borcundan sorumlu tutulmalyacakları, şirket yöneticileri ve denetçilerinin görev yaptıkları sırada «sermaye artırımı» nedeniyle ortakların ödemekle yükümlü oldukları apel borçlarının tahsili için gereken özeni göstermediklerinden TTK.nın 336. maddesi gereğince sorumlu oldukları, apel borcunu ödemeleri durumunda, apel «taahhüt» eden ortaklardan «rücuen tahsil» imkanlarının bulunduğu, kayıtlara göre ödenmiş gösterilmiş ise de; kayıtlarda yapılan işlemler fiktif olduğu gerekçesiyle; Yönetim Kurulu ve Denetim Kurulu üyeleri …
A.Ş.'nin unvanının karar başlığında yanlış gösterilmesi, yine ...'ın isminin hükümde ... şekilinde yanlış gösterilmesi «maddi hata» niteliğinde olup mahallinde düzeltilebilecek bulunmasına göre, davalılar ..., ..., ..., ..., ... vekili, ...'nun tüm temyiz itirazlarının, davacı .... vekilinin ise aşağıdaki (2) numaralı bent dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
Borçlarından dolayı üçüncü kişilere karşı olan sorumluluğu mal varlığı ile sınırlı bulunan «anonim şirketlerin» bu nedenle de sermayelerinin «üçüncü kişiler» için bir «teminat» ve şirketin mali gücünün ölçüsü yönünden de önemli bir gösterge niteliğinde olması nedeniyle şirket sermayesinin ödenmiş olması üçüncü kişilerin haklarını da etkileyen bir husustur.
Bu durum karşısında, davacı şirketin ortaklarca «taahhüt» edilen sermaye borcunun henüz ödenmediği, «sermaye taahhüdü» bulunan ortakların ve ödenmeyen sermaye borçlarının ödenmiş gibi gösterilmesinde şirketteki görevi gereği faaliyette bulunan şirket çalışanlarının eylemleri ve zarar ile olan «illiyet bağı» da araştırılmak suretiyle ispatlandığı takdirde işbu zarardan sorumluluğunun bulunduğu dikkate alınarak, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde h …
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/2542 E. 2023/2444 K.
Ortak:sermaye taahhüdü · şirket zararı · muacceliyet · yönetim kurulu kararı · taahhütname · Tazminat
İncelediğiniz kararda… mına göre; şirket ana sözleşmesinde şirket sermayesinin 1/4 ünün tescil tarihinden itibaren en geç üç ay içerisinde kalanının ise 01.11.2003 tarihinde ödeneceğinin, «sermaye taahhüt» borçlarının yönetim kurulunun alacağı kararlar dairesinde ve tüm ortakların yazılı olurları alınmak suretiyle belirtilen tarihten önce istenebileceği belirtilmek suretiyle usul ve yöntemlerin düzenlendiği, yönetim kurulunun TTK nın 406. maddesine istinaden bir apel çağrısı yapma yükümlülüğünün bulunmadığı, ortakların taahhüt ettikleri sermaye borcunu «muaccel» olduğu halde ödememeleri dolayısıyla şirket yönetim kurulunun bu alacağın tahsili için herhangi bir girişimde bulunmayarak «şirketi zarara» uğratması dolayısıyla TTK nın 336. maddesine istinaden sorumluluğu söz konusu olabilirse de 2003 yılında şirketin söz konusu apellerin ödenmemesi dolayısıyla herhangi bir zararının bulunmadığı, böylece davalı «yönetim kurulu» üye ve denetçilerin şahsi ve mali sorumluluklarının mevcut olmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Davacı şirket bir «anonim şirket» olup, TTK’nun 269. maddesi uyarınca borçlarından dolayı yalnız mamelekiyle sorumlu bulunup, ortakların sorumluluğu ise «taahhüt» etmiş oldukları sermaye payları ile sınırlıdır.
Yine anılan Kanun’un 140. maddesinde her ortağın usulüne uygun tanzim ve imza edilmiş şirket mukavelesiyle koymayı «taahhüt» ettiği sermayeden dolayı şirkete karşı borçlu olduğu düzenlenmiştir.
Benzer bu kararda… kararı ile şirket ana sözleşmesinde şirket sermayesinin 1/4 ünün tescil tarihinden itibaren en geç üç ay içerisinde kalanının ise 01.11.2003 tarihinde ödeneceğinin, «sermaye taahhüt» borçlarının yönetim kurulunun alacağı kararlar dairesinde ve tüm ortakların yazılı olurları alınmak suretiyle belirtilen tarihten önce istenebileceği belirtilmek suretiyle usul ve yöntemlerin düzenlendiği, yönetim kurulunun mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6762 sayılı Kanun) 406 ncı maddesine istinaden bir apel çağrısı yapma yükümlülüğünün bulunmadığı, ortakların taahhüt ettikleri sermaye borcunu «muaccel» olduğu halde ödememeleri dolayısıyla şirket yönetim kurulunun bu alacağın tahsili için herhangi bir girişimde bulunmayarak «şirketi zarara» uğratması dolayısıyla 6762 sayılı Kanun'un 336 ıncı maddesine istinaden sorumluluğu söz konusu olabilirse de 2003 yılında şirketin söz konusu apellerin ödenmemesi dolayısıyla herhangi bir zararının bulunmadığı, böylece davalı «yönetim kurulu» üye ve denetçilerin şahsi ve mali sorumluluklarının mevcut olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, davacı vekili temyiz edilmiştir.
Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemece 22.03.2017 tarih, 2014/450 E. ve 2017/211 K. sayılı kararı ile davalı ..., ..., ...'nun «yönetim kurulu» üyesi, diğer davalılar ... ve ...'nün denetim kurulu üyesi olarak şirket ortaklarının şirkete karşı sermaye borcununun tahsil edilmemesinde kusursuz olduklarını kanıtlayamadıkları, şirket zararından sorumlu oldukları, zararın bilirkişi raporunda 51.780,82 TL olarak belirlendiği ancak davacının 10.000,00 TL'nin tahsilini talep etmesi nedeniyle taleple bağlı kalındığı, «sermaye taahhüdüne» göre zararın 01.11.2003 tarihinde doğduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile 10.000,00 TL'nin 01.11.2003 tarihinden itibaren değişen oranlarda «avans faizi» yürütülmek suretiyle davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmiştir.
… enmemesi durumunda, apel borcunu ödemeyen ortaklara karşı uygulanacak yasal hükümlerin 6762 sayılı Kanun'un 407 nci ve devamı maddelerinde düzenlendiğini, buna göre «sermaye taahhüdünü» yerine getirmeyen ortak hakkında ödemediği bedel için icra yoluna başvurma olanağı olduğu gibi, şirketten ihracı ve yaptığı ödemelerden «mahrum» bırakılması yolunun da seçilebileceğini, diğer bir yolun da şirketin «tasfiye» sürecine girebileceğini, davacının şirket ortağından sermaye borcunu istemeden «yönetim kurulu» üyesi müvekkilinden sermaye borcu tutarını talep etmesinin hukuka aykırı olduğunu, sorumluluk davalarında zararın varlığının ispatı gerektiği, doğması ihtimali bulunan bir zarar için yönetim kurulu üyeleri aleyhine «tazminat davası» açılamayacağını belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:kâr mahrumiyeti · tazminat davası · ek tasfiye · avans faizi
Benzer bu kararda… enmemesi durumunda, apel borcunu ödemeyen ortaklara karşı uygulanacak yasal hükümlerin 6762 sayılı Kanun'un 407 nci ve devamı maddelerinde düzenlendiğini, buna göre «sermaye taahhüdünü» yerine getirmeyen ortak hakkında ödemediği bedel için icra yoluna başvurma olanağı olduğu gibi, şirketten ihracı ve yaptığı ödemelerden «mahrum» bırakılması yolunun da seçilebileceğini, diğer bir yolun da şirketin «tasfiye» sürecine girebileceğini, davacının şirket ortağından sermaye borcunu istemeden «yönetim kurulu» üyesi müvekkilinden sermaye borcu tutarını talep etmesinin hukuka aykırı olduğunu, sorumluluk davalarında zararın varlığının ispatı gerektiği, doğması ihtimali bulunan bir zarar için yönetim kurulu üyeleri aleyhine «tazminat davası» açılamayacağını belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemece 22.03.2017 tarih, 2014/450 E. ve 2017/211 K. sayılı kararı ile davalı ..., ..., ...'nun «yönetim kurulu» üyesi, diğer davalılar ... ve ...'nün denetim kurulu üyesi olarak şirket ortaklarının şirkete karşı sermaye borcununun tahsil edilmemesinde kusursuz olduklarını kanıtlayamadıkları, şirket zararından sorumlu oldukları, zararın bilirkişi raporunda 51.780,82 TL olarak belirlendiği ancak davacının 10.000,00 TL'nin tahsilini talep etmesi nedeniyle taleple bağlı kalındığı, «sermaye taahhüdüne» göre zararın 01.11.2003 tarihinde doğduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile 10.000,00 TL'nin 01.11.2003 tarihinden itibaren değişen oranlarda «avans faizi» yürütülmek suretiyle davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/9467 E. 2014/19501 K.
Ortak:şirket zararı · anonim şirket · yönetim kurulu kararı · taahhütname · teminat
İncelediğiniz kararda… mına göre; şirket ana sözleşmesinde şirket sermayesinin 1/4 ünün tescil tarihinden itibaren en geç üç ay içerisinde kalanının ise 01.11.2003 tarihinde ödeneceğinin, «sermaye taahhüt» borçlarının yönetim kurulunun alacağı kararlar dairesinde ve tüm ortakların yazılı olurları alınmak suretiyle belirtilen tarihten önce istenebileceği belirtilmek suretiyle usul ve yöntemlerin düzenlendiği, yönetim kurulunun TTK nın 406. maddesine istinaden bir apel çağrısı yapma yükümlülüğünün bulunmadığı, ortakların taahhüt ettikleri sermaye borcunu «muaccel» olduğu halde ödememeleri dolayısıyla şirket yönetim kurulunun bu alacağın tahsili için herhangi bir girişimde bulunmayarak «şirketi zarara» uğratması dolayısıyla TTK nın 336. maddesine istinaden sorumluluğu söz konusu olabilirse de 2003 yılında şirketin söz konusu apellerin ödenmemesi dolayısıyla herhangi bir zararının bulunmadığı, böylece davalı «yönetim kurulu» üye ve denetçilerin şahsi ve mali sorumluluklarının mevcut olmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Davacı şirket bir «anonim şirket» olup, TTK’nun 269. maddesi uyarınca borçlarından dolayı yalnız mamelekiyle sorumlu bulunup, ortakların sorumluluğu ise «taahhüt» etmiş oldukları sermaye payları ile sınırlıdır.
Borçlarından dolayı üçüncü kişilere karşı olan sorumluluğu mal varlığı ile sınırlı bulunan «anonim şirketlerin» bu nedenle de sermayelerinin 3. kişiler için bir «teminat» ve şirketin mali gücünün ölçüsü yönünden de önemli bir gösterge niteliğinde olması nedeniyle şirket sermayesinin ödenmiş olması 3. kişilerin haklarını da etkileyen bir husustur.
Benzer bu karardaBorçlarından dolayı üçüncü kişilere karşı olan sorumluluğu «malvarlığı» ile sınırlı bulunan «anonim şirketlerin» bu nedenle de sermayelerinin «üçüncü kişiler» için bir «teminat» ve şirketin mali gücünün ölçüsü yönünden de önemli bir gösterge niteliğinde olması nedeniyle şirket sermayesinin ödenmiş olması, üçüncü kişilerin haklarını da etkileyen bir husustur.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davalı «yönetim kurulu» üyelerinin sermaye borcu ve usulsüz para aktarımı toplamı 534.750 TL'yi tazminle yükümlü bulundukları, denetçilerin ise esasen Uzan grubu şirket çalışanları olması ve mevcut deliller çerçevesinde davranışlarının olağan davranış kapsamında değerlendirilmesi nedeniyle bir sorumluluklarının bulunmadığı gerekçesiyle davalılar K..
2- Ancak dava, davacı «anonim şirketin» eski yönetim ve denetim kurulu üyeleri bulunan davalılar aleyhine açılmış olan sorumluluk davasıdır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:el koyma · malvarlığına ilişkin dava · üçüncü kişi · ıslah · vekalet ücreti · avans faizi
Benzer bu karardaE.. hakkındaki davanın kısmen kabulüne, 534.750 TL’nin 10.000 TL’sine dava, bakiyesine 20.07.2007 «ıslah» tarihinden itibaren «avans faizi» işletilerek bu davalılardan müteselsilen tahsiline, diğer davalılar yönünden yerinde görülmeyen davanın reddine karar verilmiştir.
Borçlarından dolayı üçüncü kişilere karşı olan sorumluluğu «malvarlığı» ile sınırlı bulunan «anonim şirketlerin» bu nedenle de sermayelerinin «üçüncü kişiler» için bir «teminat» ve şirketin mali gücünün ölçüsü yönünden de önemli bir gösterge niteliğinde olması nedeniyle şirket sermayesinin ödenmiş olması, üçüncü kişilerin haklarını da etkileyen bir husustur.
Bu durum karşısında mahkemece, davalı denetim kurulu üyelerinin de sermaye «koyma» borcunu yerine getirmeyen dava dışı ortakların bu fiillerine karşı gerekli yasal yollara başvurmadıklarından ve denetim görevlerini yerine getirmediklerinden, anıl …
Ö.. vekilinin mahkemece hükmedilen «vekalet ücretine» ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
-
Yöneticinin Sorumluluğu Nedeniyle Tazminat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/5051 E. 2013/5837 K.
Ortak:şirket zararı · anonim şirket · taahhütname · teminat
İncelediğiniz kararda… mına göre; şirket ana sözleşmesinde şirket sermayesinin 1/4 ünün tescil tarihinden itibaren en geç üç ay içerisinde kalanının ise 01.11.2003 tarihinde ödeneceğinin, «sermaye taahhüt» borçlarının yönetim kurulunun alacağı kararlar dairesinde ve tüm ortakların yazılı olurları alınmak suretiyle belirtilen tarihten önce istenebileceği belirtilmek suretiyle usul ve yöntemlerin düzenlendiği, yönetim kurulunun TTK nın 406. maddesine istinaden bir apel çağrısı yapma yükümlülüğünün bulunmadığı, ortakların taahhüt ettikleri sermaye borcunu «muaccel» olduğu halde ödememeleri dolayısıyla şirket yönetim kurulunun bu alacağın tahsili için herhangi bir girişimde bulunmayarak «şirketi zarara» uğratması dolayısıyla TTK nın 336. maddesine istinaden sorumluluğu söz konusu olabilirse de 2003 yılında şirketin söz konusu apellerin ödenmemesi dolayısıyla herhangi bir zararının bulunmadığı, böylece davalı «yönetim kurulu» üye ve denetçilerin şahsi ve mali sorumluluklarının mevcut olmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Davacı şirket bir «anonim şirket» olup, TTK’nun 269. maddesi uyarınca borçlarından dolayı yalnız mamelekiyle sorumlu bulunup, ortakların sorumluluğu ise «taahhüt» etmiş oldukları sermaye payları ile sınırlıdır.
Borçlarından dolayı üçüncü kişilere karşı olan sorumluluğu mal varlığı ile sınırlı bulunan «anonim şirketlerin» bu nedenle de sermayelerinin 3. kişiler için bir «teminat» ve şirketin mali gücünün ölçüsü yönünden de önemli bir gösterge niteliğinde olması nedeniyle şirket sermayesinin ödenmiş olması 3. kişilerin haklarını da etkileyen bir husustur.
Benzer bu karardaMahkemece iddia, savunma ve tüm kanıtlara göre, dava konusu tazminat talebine dayanak olarak gösterilen ....11.2006 tarihli denetim kurulu raporunda belirtilen «kasa açığı» ile ilgili dayanak olarak sunulan kasa sayım tutanağı dikkate alındığında ....02.2004 tarihi itibariyle saptanan 1.115,87 TL tutarındaki kasa açığınını «şirket zararı» olarak kabulü gerektiği, Standart Elektrik Sanayi A.Ş.'ye dayanaksız yapıldığı belirtilen ....100 TL'lik ödemenin «kesin» zarar oluştuğunun dosya kapsamına göre ileri sürülemeyeceği, sermaye borcunun ödenmeyen 1/4'ü olan 250.000,00 TL'nin talebine ilişkin olarak ise, böyle bir zararın oluşması için tahsilinin olanaksız hale gelmesi gerektiği, «pay sahipliği» devam ettiği sürece sermaye «koyma» «taahhüdünden» ... borcun «zamanaşımına» uğramayacağı, zamanaşımı süresi olsa bile 5 yıllık sürenin ... tarafından el konulduğu zamanda dolmadığı, davacı şirketin yönetimi ve kontrolünün ...'ye geçişinin …
Davacı «anonim şirket», ...’nun 269. maddesi uyarınca borçlarından dolayı yalnız mamelekiyle sorumlu bulunup, ortakların sorumluluğu ise «taahhüt» etmiş oldukları sermaye payları ile sınırlıdır.
Borçlarından dolayı üçüncü kişilere karşı olan sorumluluğu mal varlığı ile sınırlı bulunan «anonim şirketlerin» bu nedenle de sermayelerinin .... kişiler için bir «teminat» ve şirketin mali gücünün ölçüsü yönünden de önemli bir gösterge niteliğinde olması nedeniyle şirket sermayesinin ödenmiş olması .... kişilerin haklarını da etkileyen bir husustur.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kasa açığı · el koyma · pay sahipliği · dava sebebi · vekalet ücreti · zamanaşımı · ibraz · kesin hüküm
Benzer bu karardaMahkemece iddia, savunma ve tüm kanıtlara göre, dava konusu tazminat talebine dayanak olarak gösterilen ....11.2006 tarihli denetim kurulu raporunda belirtilen «kasa açığı» ile ilgili dayanak olarak sunulan kasa sayım tutanağı dikkate alındığında ....02.2004 tarihi itibariyle saptanan 1.115,87 TL tutarındaki kasa açığınını «şirket zararı» olarak kabulü gerektiği, Standart Elektrik Sanayi A.Ş.'ye dayanaksız yapıldığı belirtilen ....100 TL'lik ödemenin «kesin» zarar oluştuğunun dosya kapsamına göre ileri sürülemeyeceği, sermaye borcunun ödenmeyen 1/4'ü olan 250.000,00 TL'nin talebine ilişkin olarak ise, böyle bir zararın oluşması için tahsilinin olanaksız hale gelmesi gerektiği, «pay sahipliği» devam ettiği sürece sermaye «koyma» «taahhüdünden» ... borcun «zamanaşımına» uğramayacağı, zamanaşımı süresi olsa bile 5 yıllık sürenin ... tarafından el konulduğu zamanda dolmadığı, davacı şirketin yönetimi ve kontrolünün ...'ye geçişinin …
Ayrıca, grup şirketi Standart Elektrik Sanayi A.Ş.'ye aktarılan ....100 TL paranın tahsiline yönelik olarak, mahkemece adı geçen şirketin acze düştüğü ve alacak tutarının borç ödemeden aciz belgesine bağlandığına ilişkin herhangi belge «ibraz» edilmediği dolayısıyla «kesin» zarar oluştuğunun dosya kapsamına göre ileri sürülemeyeceği gerekçesiyle talep reddedilmiştir.
Bu sebeple mahkemece dava dışı şirkete aktarılan bu miktarın aktarılma «sebebi» ve dayanağı araştırılarak oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde reddi doğru görülmemiştir. ...- Bozma sebep ve şekline göre, kanuni halef sıfatıyla kararı temyiz eden ... vekilinin «vekalet ücretine» yönelik temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
407. maddesi ve devamında yer alan sermaye borcunun ifasını sağlayabilecek hukuki imkanlarının kullanılması olanağının mevcut bulunduğu, dolayısıyla davacı şirketin fiilen bu anlamda zararının olmadığı gerekçesiyle, 1.115,87 TL «kasa açığı» bedelinin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2010/6010 E. , 2012/7866 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 05.11.2008 tarih ve 2007/548-2008/580 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, şirket olağan genel kurul toplantısında 12.06.2007 tarihli denetim kurulu raporları içeriğine istinaden şirketi zarara sokan eski yönetim ve denetim kurulu üyeleri olan davalılar hakkında mali sorumluluk davası açılmasına ve bunun için şirket denetim kuruluna yetki verilmesine karar verildiğini, şirket ana sözleşmesinde esas sermayenin ortaklar tarafından 1/4 ünün tescil tarihinden itibaren en geç üç ay içerisinde kalanının ise 01.11.2003 tarihinde ödenmesi gerekirken halen 375.000 TL sermaye ödemesinin yapılmadığını, yönetim kurulu üyelerinin apel ödemesi için ortaklara gerekli çağrıları zamanında yapmayarak şirketi zarara uğrattıklarını, denetim kurulunun da gerekli uyarıları yapmadığını ileri sürerek, 10.000 TL nin zararın meydana geldiği tarihten itibaren avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalılar ve vekilleri, davanın reddini istemişlerdir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; şirket ana sözleşmesinde şirket sermayesinin 1/4 ünün tescil tarihinden itibaren en geç üç ay içerisinde kalanının ise 01.11.2003 tarihinde ödeneceğinin, sermaye taahhüt borçlarının yönetim kurulunun alacağı kararlar dairesinde ve tüm ortakların yazılı olurları alınmak suretiyle belirtilen tarihten önce istenebileceği belirtilmek suretiyle usul ve yöntemlerin düzenlendiği, yönetim kurulunun TTK nın 406. maddesine istinaden bir apel çağrısı yapma yükümlülüğünün bulunmadığı, ortakların taahhüt ettikleri sermaye borcunu muaccel olduğu halde ödememeleri dolayısıyla şirket yönetim kurulunun bu alacağın tahsili için herhangi bir girişimde bulunmayarak şirketi zarara uğratması dolayısıyla TTK nın 336.
maddesine istinaden sorumluluğu söz konusu olabilirse de 2003 yılında şirketin söz konusu apellerin ödenmemesi dolayısıyla herhangi bir zararının bulunmadığı, böylece davalı yönetim kurulu üye ve denetçilerin şahsi ve mali sorumluluklarının mevcut olmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, apel ödemelerinin yerine getirilmemesi sebebiyle uğranılan zararın yönetim ve denetim kurulu üyelerinden tahsili istemine ilişkindir.
Davacı şirket bir anonim şirket olup, TTK’nun 269. maddesi uyarınca borçlarından dolayı yalnız mamelekiyle sorumlu bulunup, ortakların sorumluluğu ise taahhüt etmiş oldukları sermaye payları ile sınırlıdır. Yine anılan Kanun’un 140. maddesinde her ortağın usulüne uygun tanzim ve imza edilmiş şirket mukavelesiyle koymayı taahhüt ettiği sermayeden dolayı şirkete karşı borçlu olduğu düzenlenmiştir. Anılan maddeler ile ortakların sermaye borçlarını yerine getirme zorunluluğuna ve sermaye borçlarının ortaklardan tahsili usulüne ilişkin olarak çeşitli maddelerdeki (TTK’nun 405 ve devamı maddeleri gibi) düzenlemeler göz önüne alındığında, ortaklar şirkete karşı sermaye borcunu ödemekle yükümlü olup, bu yükümlülüklerine uymamaları halinde şirkete tazminat isteme hakkı da tanınmıştır.
Borçlarından dolayı üçüncü kişilere karşı olan sorumluluğu mal varlığı ile sınırlı bulunan anonim şirketlerin bu nedenle de sermayelerinin 3. kişiler için bir teminat ve şirketin mali gücünün ölçüsü yönünden de önemli bir gösterge niteliğinde olması nedeniyle şirket sermayesinin ödenmiş olması 3. kişilerin haklarını da etkileyen bir husustur. Öte yandan, bir şirketin devamını sürdürebilmesi ve ticari faaliyette bulunabilmesi için paraya ihtiyacı olduğundan ortakların şirkete karşı olan sermaye borçlarını yerine getirmemelerinin şirketi mutlak şekilde zarara uğrattığının kabulü gerekir. Bu itibarla, ortaklar yönünden şirkete karşı sermaye borcunu ödeme yükümlülüğü mevcut olduğu gibi bu tutarların tahsil edilmemesinde kusursuz olduklarını kanıtlayamamaları halinde yönetim ve denetim kurulu üyeleri de bundan dolayı sorumlu bulunmaktadır.
O halde mahkemece, davacının yönetim ve denetim kurulu üyeleri olan davalılara yönelik iddialarının yukarıda açıklanan yasal hükümler uyarınca incelenerek davalıların meydana gelen zarardaki sorumluluklarının tayin ve tespiti ile sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yasal olmayan yazılı şekildeki gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 16/05/2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1058735200 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz