6102TTK Türk Ticaret Kanunu

Dürüstlük kuralına aykırılık

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2012/11248 E. 2013/14690 K. ·

BozulduKesinlik belirsiz

★ Emsal

Mahkemenin nitelemesi: Ticari şirketler

Usul tespitleri

Zamanaşımı
10 yıllık

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
dürüstlük kuralına aykırılık bilirkişi ücreti organik bağ ortaklık sözleşmesi ceza zamanaşımı malvarlığına ilişkin dava ticari defter ve kayıtlar ara karar ikrar zamanaşımı def'i iş bölümü dürüstlük kuralı dolandırıcılık def'i ihbar ortaklık ilişkisi bilirkişi incelemesi haksız fiil kâr payı ticari defter ıslah taahhütname dava sebebi zamanaşımı ibraz kesin hüküm e-defter i̇i̇k 72/son

Atıf yapılan mevzuat: İİK · BK — BK 60 · HMK — HMK 187 · HUMK — HUMK 235HUMK 238HUMK 275 · TTK

Gerekçe

Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).

Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davalı ... hakkında Bakırköy 8. Ağır Ceza Mahkemesi' nde açılan nitelikli dolandırıcılık suçuna ilişkin yargılamada suç tarihi olarak 1998 - 1999 - 2000 yılları gösterildiği, buna göre davacının parasını yatırdığını iddia ettiği yurt dışındaki dava dışı şirketten paraların bu tarihlerde davalı şirkete aktarıldığı, devam eden eylemler nedeniyle paranın aktarıldığı en son gün olarak 2000 yılının son günü olarak kabul edilmesi gerektiği, buna göre bu tarihten davanın açıldığı, 24.12.2008 tarihine kadar BK.nun 60. maddesinde düzenlenen 10 yıllık zamanaşımı süresinin geçmediği, davacıların paraların davalılara aktarıldığını, dava tarihinden önce öğrendiğine dair dosya içerisinde herhangi bir delil bulunmadığı, bu nedenle bir yıllık zamanaşımı süresinin dolmadığı, davacılar tarafından açılan ilk dava ile ilgili zamanaşımı itirazının yerinde olmadığı, davacıların ıslah ettiği bölüme ilişkin zamanaşımı itirazının incelenmesinde ise paraların aktarıldığı tarih, dava tarihi ve ıslah tarihi göz önüne alındığında BK. nun 60. maddesinde belirtilen 1 yıllık ve 10 yıllık zamanaşımı sürelerinin ıslah edilen bölüm için dolduğu, bu nedenle davalı tarafın ıslah edilen bölüme ilişkin zamanaşımı itirazının yerinde olduğu, davacı taraf verilen süre ve kesin sürelere rağmen bilirkişi ücretini yatırmadığından dolayı bilirkişi incelemesi yaptırılamadığı, davacıların yurt dışındaki şirketten alacaklı olup olmadığı, yabancı şirketler ile davalı şirketin ilişkisi, yabancı şirketten davalı şirkete para aktarılıp aktarılamadığı, yabancı şirketin davalı şirkete bağımlı olup olmadığı, davacıların sessiz ortak olup olmadığı, ortaklık ilişkisi ve davalıların varsa davacı alacağından sorumlu olup olmadıkları hususlarının davalının ticari defter ve belgeleri ile dosya üzerinde TTK ve HMK hükümleri gereğince bilirkişi incelemesi yaptırılarak açığa kavuşacağı, bilirkişi incelemesi yapılmadan davacıların talebi ile ilgili durumun ortaya çıkmayacağı, başka bir dosyada alınan bilirkişi raporuna istinaden karar verilemeyeceği, buna göre davacıların davalılardan talep edebileceği alacağı olup olmadığı var ise ne miktarda olduğu hususunun mevcut duruma göre kanıtlayamadığı, bu nedenle asıl dava ile ilgili talebin ispatlanamadığı, gerekçesiyle, asıl davada zamanaşımı süresi dolmadığından zamanaşımı itirazının reddine, asıl davanın ispatlanamadığından reddine, ıslah ile artırılan kısım için zamanaşımı süresi dolduğundan zamanaşımı itirazının kabulü ile, bu bölümün zamanaşımı nedeniyle reddine, karar verilmiştir.

Kararı, davacılar vekili temyiz etmiştir.

1- Dava, davalıların var olduğu ileri sürülen haksız ve hukuka aykırı fiilleri sonucu davadışı yabancı şirkete yatırılan paranın davalılardan tahsiline ilişkin bir tazminat davasıdır.

Mahkemece, verilen kesin önele karşın bilirkişi ücretinin yatırılmaması nedeniyle yukarda yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiştir. Ancak, gerek anılan oturumda ve gerekse de bir önceki oturumda alınan ara kararlarında, davacının Jetpa International Marketing and Trading AG’den alacaklı olup olmadığı, davalılar ile anılan şirket arasındaki ilişkinin mahiyeti, bu şirketten davalılara para akışı olup olmadığı, yine bu şirketin davalılara bağımlı olup olmadığı ve nihayet aynı borçtan davalıların sorumlu olup olmayacakları hususlarında bilirkişi incelemesi yaptırılması öngörülmüş ise de, her şeyden önce davacının yabancı şirketten alacaklı olup olmadığının davalı şirkete ait ticari defter ve kayıtlar üzerinden incelenmesi davanın çözümüne elverişli nitelik taşımamaktadır. Bu durumda, söz konusu ara kararının bu yönüyle “nafile” bir incelemeye matuf olduğu açıktır. Mahkemece taraflar arasında bu konuda bir uyuşmazlık bulunduğu kanısına varılması halinde, bu hususun davacı yanın aslını ibraz ettiği ortaklık sözleşmesi üzerinden ve gerektiği takdirde yabancı adli makamlardan yardım istenmek suretiyle sorulup saptanması, bu husustaki uyuşmazlığın öncelikle bu yöntemle izalesi gerekirken bu konuda sözü edilen biçimde ara kararı verilmiş olması doğru olmamıştır.

Öte yandan, davalılar ile davadışı Jetpa AG arasında bir ortaklık ilişkisi olduğu, gerek davalı şirketin ve gerekse de davadışı Jetpa AG şirketinin tek yetkilisinin davalı gerçek kişi olduğu konusu dosya kapsamı ile belirgin olduğu gibi davalı yanın da kabülündedir. Keza, yine davalı yanın savunma dilekçelerinde de kabul ve ikrar olunduğu üzere anılan davadışı şirket ile davalı şirket arasında bir para akışının varlığı tartışmasızdır. Ayrıca, Dairemize de intikal eden dava dosyaları ile davacı yan vekilince dosyaya ibraz edilmiş bulunulan emsal dava dosyalarında alınan bilirkişi raporlarında da bu hususlarda açık saptamalara yer verildiği ortadadır. Yine, henüz kesinleşmemiş olmakla birlikte, davalı gerçek kişi hakkında dolandırıcılık suçundan açılan ceza davasında da aynı yönde saptamalar yapıldığı ortadadır. Bu durumda, belirtilen hususların da HUMK’nın 238. maddesi anlamında bilinen ve hatta maruf olgular olduğunun kabulü gerekirken bu hususlarda da bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmesi yerinde olmamıştır.

Son olarak, HUMK’nın 275. maddesinde, hakimin genel ve hukuki bilgisi ile çözümleyebileceği hususlarda bilirkişi incelemesi yaptırılamayacağı hükme bağlanmıştır. Mahkemenin kararına dayanak teşkil eden ara kararında “borçtan davalıların sorumlu olup olmadıkları” konusunda da bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiş olması, söz konusu kanun hükmüne aykırı olduğu gibi, hakimin, tarafların ibraz edecekleri tüm delilleri toplayıp serbestçe değerlendirdikten sonra vicdani kanaati ile karar vermesi biçiminde özetlenebilecek yasal ve yargısal prensibe de açıkca ters düşmektedir.

Tüm bu yasal ve gerektirici nedenler çerçevesinde, mahkemece bilirkişi incelemesi yönünde verilen ara kararının usul ve yasaya aykırı olmasından ötürü, söz konusu ara kararına uyulmamasının davacı yan aleyhine usuli sonuç doğurması söz konusu değildir. Bu nedenle, davacı vekilinin temyiz itirazının kabulüyle yerel mahkeme kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

2- Mahkemece ıslah ile artırılan miktarın da zamanaşamına uğradığı gerekçesiyle davanın bu kısmının da zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.

Mahkemece uyuşmazlığın haksız fiilden kaynaklandığı ve davalı tarafın 818 sayılı BK'nun 60. maddesi uyarınca zamanaşımı def'inde bulunduğu, olayda haksız fiil tarihlerine göre anılan maddede öngörülen 1 yıllık ve 10 yıllık zamanaşımı sürelerinin dolduğu gibi, ceza zamanaşımı süresinin de ıslahla artırılan miktar bakımından gerçekleştiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Her ne kadar davacı taraf davalıların sorumluluğu bakımından haksız fiil iddiası dışında başka hukuki sebebler de ileri sürmüş ise de; aşağıda ayrıntılı olarak izah edileceği üzere davacı taraf yurt dışında kurulu bulunan Jetpa AG'ye para yatırdığını ve bu paraların Türkiye'de davalılara aktarıldığını ve davalılar tarafından kullanıldığını, yurt dışında kurulu şirketin tek ortağı ve yöneticisinin Fadıl Akgündüz olduğunu, davalı şirketin hakim ortağının

da anılan davalı olduğunu ileri sürmüş bulunduğundan davalı tarafın zamanaşımı def'inin mahkemenin de kabulünde olduğu üzere haksız fiil hükümleri uyarınca değerlendirilmesi gerekir. Ancak, davada gerçekten de zamanaşımı sürelerinin gerçekleşip gerçekleşmediğinin incelenmesinden önce, davacı tarafın iddialarının ileri sürülüş şekli bakımından üzerinde durulması gereken öncelikli husus, davada zamanaşımı def'inin ileri sürülmesinin dürüstlük kurallarına aykırı olup olmadığı hususudur. Her ne kadar bir borçlunun borcunun zamanaşımına uğradığını ileri sürmesi, bu yolla borcunu ödemekten kaçınması tüm çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi Türk hukuku bakımından da kanunen kendisine tanınan bir hak ve zamanaşımı def'inin ileri sürülmesi tek başına borçlunun dürüstlüğe aykırı bir davranışı olarak kabul edilemez ise de bazı hallerde zamanaşımı def'inin ileri sürülmesi dürüstlükle bağdaşmayabilir.( K.Oğuzman, T.Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler 2009, s.482) zamanaşımı def'inin ileri sürülmesinin hangi hallerde dürüstlük kuralına aykırı bulunduğu hususunda normatif bir düzenleme bulunmadığından bu hususun varid olup olmadığının her somut uyuşmazlığın özellikleri nazara alınarak değerlendirilmesi gerekir. Bilimsel ve yargısal içtihatlarda davacının dava açmaması için oyalanması durumu dürüstlük kuralına aykırılık olarak kabul edilmektedir (age,s. 482 vd.) Somut uyuşmazlıkta taraflar arasında çekişmesiz olduğu üzere yurt dışında çalışan davacıdan "JETPA" ibarelerinin büyük puntolarla "ınternational marketing and tradıng AG" ibarelerinin küçük harflerle yazıldığı "Ortaklık Sözleşmesi" başlıklı belge karşılığında para tahsil edilmiş olup, dosya içerisinde bulunan belgenin içeriğinden ise şirketin yani yurt dışında kurulu şirketin otomotiv, inşaat, tekstil, turizm, medya, ilaç ve hizmet sektörlerinde faaliyet gösteren yabancı bir holdingin ortağı olduğu (ki bahsi geçen Holdingin davalı ... olduğu da çekişmesizdir.), yatırılan tutarın yabancı holdingdeki ortaklıktan kaynaklanan yükümlülüğe karşı kullanılacağı, yatırımcının kâr ve zarara ortak olacağı, sessiz ortağın 60 aylık fesh-i ihbar müddetine riayet etmek suretiyle akdi feshedebileceği ve payına düşen meblağın yabancı holdingden isteneceği ve taraflarına ulaştığında davacı ortağa ödeneceği, kâr payı paylaşımında ortağın hissesinin %80 olacağının taahhüt edildiği anlaşılmaktadır. Yine davada çekişmesiz olduğu üzere yurt dışında kurulu şirketin tek ortağı ve yöneticisi davalılardan Fadıl Akgündüz olup, dava tarihi itibariyle anılan şirketin herhangi bir malvarlığı ve ödeme gücü mevcut değildir. Yine davalı tarafın kabulünde olduğu ve ortaklık sözleşmesinde yazılı olduğu üzere toplanan paralar da Türkiye'ye gönderilmiş bulunmaktadır. Davadaki zamanaşımı def'inin ileri sürülmesinin dürüslük kuralına aykırı bulunup bulunmadığının değerlendirilmesinde bu olguların göz önünde bulundurulması gerekeceği tabiidir. Bu noktada nazara alınması gereken bir başka husus da (HUMK'nın 235 ve HMK'nın 187/2 nci maddesi uyarınca herkesce bilinmesi nedeniyle çekişmesiz olan) davalılardan Fadıl Akgündüz'ün diğer davalı ... vasıtasıyla Türkiye'de çok büyük yatırımlar yapacağı yönünde reklamlar yapması ve yatırımcılarına önemli ölçüde kâr vereceği taahhüdünde bulunması hususudur. Davacı taraf da davada bu nedenle yurt dışındaki şirkete para verdiği iddiasındadır. Yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere davalı taraf davada bir yandan; davacının organik bağ içinde olduğu ve davalı ...'ün yöneticisi ve tek ortağı bulunduğu şirketin ortağı olduğunu ve hakkın o şirkete karşı kullanılması gerektiğini savunurken, diğer yandan;

imzaladığı sözleşmeyle 60 aylık sürede bir hak ileri sürmesinin mümkün bulunmadığına inandırılıp, güven telkin edilen ve yurt dışında yatırdığı parasını alamayacağının anlaşılması üzerine işbu davayı açtığı ileri sürülen davacıya karşı paranın yatırılış tarihine göre zamanaşımı süresinin dolduğunu belirterek zamanaşımı def'inin ileri sürülmesinin dürüstlük kuralı ile bağdaşır bir tutum olmadığının kabulü gerekir.

Bu itibarla, mahkemece davalı tarafın yerinde bulunmayan zamanaşımı def'inin reddiyle uyuşmazlığın esasına girilmek gerekirken, anılan hususlar gözden kaçırılarak ıslah edilen bölümün zamanaşımı yönünden reddine karar verilmesi doğru olmamış, kararın davacı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

Benzer Kararlar

Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.

  • Menfi tespit

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/11245 E. 2013/14687 K.

    Ortak: · zamanaşımı 10 yıllık

    Sonuç: 🔶 iki emsal

  • Dürüstlük kuralına aykırılık

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/11246 E. 2013/14686 K.

    Ortak: · zamanaşımı 10 yıllık

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

  • Tazminat

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/15761 E. 2013/14688 K.

    Ortak: · zamanaşımı 10 yıllık

    Sonuç: 🔶 iki emsal

5 benzer karar daha
  • Alacak

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/11231 E. 2013/14685 K.

    Ortak: · zamanaşımı 10 yıllık

    Sonuç: 🔶 iki emsal

  • Sözleşmenin İptali

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/11230 E. 2013/10079 K.

    Ortak: · zamanaşımı 10 yıllık

    Sonuç: 🔶 iki emsal

  • Tazminat

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/11247 E. 2013/14689 K.

    Ortak: · zamanaşımı 10 yıllık

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

  • Menfi tespit

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/3147 E. 2013/3026 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

  • Bilirkişi ücreti

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/3146 E. 2013/3399 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

11. Hukuk Dairesi         2012/11248 E.  ,  2013/14690 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ TİCARET MAHKEMESİ

Taraflar arasında görülen davada Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 09/05/2012 tarih ve 2011/600-2012/280 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakim... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacılar vekili, müvekkilinin yurt dışında çalışmak için gurbetçi olarak giden ve zor koşullarda biriktirdiği kazancının hem ülkesinde değerlendirilmesi hem de istediği zaman geri alabileceği karlı bir yatırıma dönüştürmek için davalılara makbuz karşılığında 25.564 EURO yatırdığını, paranın tahsili anında ve sonrasında defalarca bizzat davalı şirket temsilcileri tarafından paranın her istediği an geri alabileceği ve yüksek oranda kar verileceği taahhüdünde bulunulduğunu, davalıların müvekkili ile birlikte aynı yöntemle binlerce gurbetçiden nakit para topladığını, müvekkillerinin 2004 yılında ihtiyacı nedeniyle ödediği parasının şifai olarak talep ettiğini, ancak her defasında sonraki bir tarihte ödeneceği sözü verildiğini, ancak ödeme yapılmadığını, davalıların sermaye piyasası kuruluna herhangi bir başvuru yapmadan halka arz izni almadan kanunlara aykırı olarak müvekkillerinden para tahsil ettiklerini, bu faaliyetlerini geçerli bir hisse senedi satımı yapılmış gibi göstermeye çalıştıklarını, müvekkilinden alınan paralar Jetpa AG adına alınmış olsa da davalı ...

yararına kullanıldığını, davalı ...'ün paravan olarak kullandığı davalı şirket ile birlikte müvekkilinin zararından TTK'nın 336. maddesi gereğince sorumlu olduğunu, ileri sürerek fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydı ile davalılara verilen 25.564 EURO alacağının karşılığı 51.128 TL'den şimdilik 6.500 TL kısmının ödendiği tarihten itibaren işleyecek ticaret faizi ile birlikte davalılardan tahsilini, geçerli bir ortaklık ilişkisinin bulunmadığının tespiti ile yatırım ilişkisinin hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiş, 11.04.2012 tarihli ıslah dilekçesi ile talep edilen miktarı 44.628 TL arttırarak toplam 51.128 TL'nin tahsilini istemiştir.

Davalılar vekili, husumetin Jetpa İnternational Marketing and Trading AG.’ye yöneltilmesi gerektiğini, davanın zamanaşımına uğradığını, müvekkilleri ile davacı arasında bir ilişkinin bulunmadığını, davacının yurt dışındaki şirkete ortak olması halinde ise davacının kâr ve zarar ortaklığına bilerek katıldığını savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davalı ... hakkında Bakırköy 8. Ağır Ceza Mahkemesi' nde açılan nitelikli dolandırıcılık suçuna ilişkin yargılamada suç tarihi olarak 1998 - 1999 - 2000 yılları gösterildiği, buna göre davacının parasını yatırdığını iddia ettiği yurt dışındaki dava dışı şirketten paraların bu tarihlerde davalı şirkete aktarıldığı, devam eden eylemler nedeniyle paranın aktarıldığı en son gün olarak 2000 yılının son günü olarak kabul edilmesi gerektiği, buna göre bu tarihten davanın açıldığı, 24.12.2008 tarihine kadar BK.nun 60. maddesinde düzenlenen 10 yıllık zamanaşımı süresinin geçmediği, davacıların paraların davalılara aktarıldığını, dava tarihinden önce öğrendiğine dair dosya içerisinde herhangi bir delil bulunmadığı, bu nedenle bir yıllık zamanaşımı süresinin dolmadığı, davacılar tarafından açılan ilk dava ile ilgili zamanaşımı itirazının yerinde olmadığı, davacıların ıslah ettiği bölüme ilişkin zamanaşımı itirazının incelenmesinde ise paraların aktarıldığı tarih, dava tarihi ve ıslah tarihi göz önüne alındığında BK.

nun 60. maddesinde belirtilen 1 yıllık ve 10 yıllık zamanaşımı sürelerinin ıslah edilen bölüm için dolduğu, bu nedenle davalı tarafın ıslah edilen bölüme ilişkin zamanaşımı itirazının yerinde olduğu, davacı taraf verilen süre ve kesin sürelere rağmen bilirkişi ücretini yatırmadığından dolayı bilirkişi incelemesi yaptırılamadığı, davacıların yurt dışındaki şirketten alacaklı olup olmadığı, yabancı şirketler ile davalı şirketin ilişkisi, yabancı şirketten davalı şirkete para aktarılıp aktarılamadığı, yabancı şirketin davalı şirkete bağımlı olup olmadığı, davacıların sessiz ortak olup olmadığı, ortaklık ilişkisi ve davalıların varsa davacı alacağından sorumlu olup olmadıkları hususlarının davalının ticari defter ve belgeleri ile dosya üzerinde TTK ve HMK hükümleri gereğince bilirkişi incelemesi yaptırılarak açığa kavuşacağı, bilirkişi incelemesi yapılmadan davacıların talebi ile ilgili durumun ortaya çıkmayacağı, başka bir dosyada alınan bilirkişi raporuna istinaden karar verilemeyeceği, buna göre davacıların davalılardan talep edebileceği alacağı olup olmadığı var ise ne miktarda olduğu hususunun mevcut duruma göre kanıtlayamadığı, bu nedenle asıl dava ile ilgili talebin ispatlanamadığı, gerekçesiyle, asıl davada zamanaşımı süresi dolmadığından zamanaşımı itirazının reddine, asıl davanın ispatlanamadığından reddine, ıslah ile artırılan kısım için zamanaşımı süresi dolduğundan zamanaşımı itirazının kabulü ile, bu bölümün zamanaşımı nedeniyle reddine, karar verilmiştir.

Kararı, davacılar vekili temyiz etmiştir.

1- Dava, davalıların var olduğu ileri sürülen haksız ve hukuka aykırı fiilleri sonucu davadışı yabancı şirkete yatırılan paranın davalılardan tahsiline ilişkin bir tazminat davasıdır.

Mahkemece, verilen kesin önele karşın bilirkişi ücretinin yatırılmaması nedeniyle yukarda yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiştir. Ancak, gerek anılan oturumda ve gerekse de bir önceki oturumda alınan ara kararlarında, davacının Jetpa International Marketing and Trading AG’den alacaklı olup olmadığı, davalılar ile anılan şirket arasındaki ilişkinin mahiyeti, bu şirketten davalılara para akışı olup olmadığı, yine bu şirketin davalılara bağımlı olup olmadığı ve nihayet aynı borçtan davalıların sorumlu olup olmayacakları hususlarında bilirkişi incelemesi yaptırılması öngörülmüş ise de, her şeyden önce davacının yabancı şirketten alacaklı olup olmadığının davalı şirkete ait ticari defter ve kayıtlar üzerinden incelenmesi davanın çözümüne elverişli nitelik taşımamaktadır.

Bu durumda, söz konusu ara kararının bu yönüyle “nafile” bir incelemeye matuf olduğu açıktır. Mahkemece taraflar arasında bu konuda bir uyuşmazlık bulunduğu kanısına varılması halinde, bu hususun davacı yanın aslını ibraz ettiği ortaklık sözleşmesi üzerinden ve gerektiği takdirde yabancı adli makamlardan yardım istenmek suretiyle sorulup saptanması, bu husustaki uyuşmazlığın öncelikle bu yöntemle izalesi gerekirken bu konuda sözü edilen biçimde ara kararı verilmiş olması doğru olmamıştır.

Öte yandan, davalılar ile davadışı Jetpa AG arasında bir ortaklık ilişkisi olduğu, gerek davalı şirketin ve gerekse de davadışı Jetpa AG şirketinin tek yetkilisinin davalı gerçek kişi olduğu konusu dosya kapsamı ile belirgin olduğu gibi davalı yanın da kabülündedir. Keza, yine davalı yanın savunma dilekçelerinde de kabul ve ikrar olunduğu üzere anılan davadışı şirket ile davalı şirket arasında bir para akışının varlığı tartışmasızdır. Ayrıca, Dairemize de intikal eden dava dosyaları ile davacı yan vekilince dosyaya ibraz edilmiş bulunulan emsal dava dosyalarında alınan bilirkişi raporlarında da bu hususlarda açık saptamalara yer verildiği ortadadır. Yine, henüz kesinleşmemiş olmakla birlikte, davalı gerçek kişi hakkında dolandırıcılık suçundan açılan ceza davasında da aynı yönde saptamalar yapıldığı ortadadır.

Bu durumda, belirtilen hususların da HUMK’nın 238. maddesi anlamında bilinen ve hatta maruf olgular olduğunun kabulü gerekirken bu hususlarda da bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmesi yerinde olmamıştır.

Son olarak, HUMK’nın 275. maddesinde, hakimin genel ve hukuki bilgisi ile çözümleyebileceği hususlarda bilirkişi incelemesi yaptırılamayacağı hükme bağlanmıştır. Mahkemenin kararına dayanak teşkil eden ara kararında “borçtan davalıların sorumlu olup olmadıkları” konusunda da bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiş olması, söz konusu kanun hükmüne aykırı olduğu gibi, hakimin, tarafların ibraz edecekleri tüm delilleri toplayıp serbestçe değerlendirdikten sonra vicdani kanaati ile karar vermesi biçiminde özetlenebilecek yasal ve yargısal prensibe de açıkca ters düşmektedir.

Tüm bu yasal ve gerektirici nedenler çerçevesinde, mahkemece bilirkişi incelemesi yönünde verilen ara kararının usul ve yasaya aykırı olmasından ötürü, söz konusu ara kararına uyulmamasının davacı yan aleyhine usuli sonuç doğurması söz konusu değildir. Bu nedenle, davacı vekilinin temyiz itirazının kabulüyle yerel mahkeme kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

2- Mahkemece ıslah ile artırılan miktarın da zamanaşamına uğradığı gerekçesiyle davanın bu kısmının da zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.

Mahkemece uyuşmazlığın haksız fiilden kaynaklandığı ve davalı tarafın 818 sayılı BK'nun 60. maddesi uyarınca zamanaşımı def'inde bulunduğu, olayda haksız fiil tarihlerine göre anılan maddede öngörülen 1 yıllık ve 10 yıllık zamanaşımı sürelerinin dolduğu gibi, ceza zamanaşımı süresinin de ıslahla artırılan miktar bakımından gerçekleştiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Her ne kadar davacı taraf davalıların sorumluluğu bakımından haksız fiil iddiası dışında başka hukuki sebebler de ileri sürmüş ise de; aşağıda ayrıntılı olarak izah edileceği üzere davacı taraf yurt dışında kurulu bulunan Jetpa AG'ye para yatırdığını ve bu paraların Türkiye'de davalılara aktarıldığını ve davalılar tarafından kullanıldığını, yurt dışında kurulu şirketin tek ortağı ve yöneticisinin Fadıl Akgündüz olduğunu, davalı şirketin hakim ortağının

da anılan davalı olduğunu ileri sürmüş bulunduğundan davalı tarafın zamanaşımı def'inin mahkemenin de kabulünde olduğu üzere haksız fiil hükümleri uyarınca değerlendirilmesi gerekir. Ancak, davada gerçekten de zamanaşımı sürelerinin gerçekleşip gerçekleşmediğinin incelenmesinden önce, davacı tarafın iddialarının ileri sürülüş şekli bakımından üzerinde durulması gereken öncelikli husus, davada zamanaşımı def'inin ileri sürülmesinin dürüstlük kurallarına aykırı olup olmadığı hususudur. Her ne kadar bir borçlunun borcunun zamanaşımına uğradığını ileri sürmesi, bu yolla borcunu ödemekten kaçınması tüm çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi Türk hukuku bakımından da kanunen kendisine tanınan bir hak ve zamanaşımı def'inin ileri sürülmesi tek başına borçlunun dürüstlüğe aykırı bir davranışı olarak kabul edilemez ise de bazı hallerde zamanaşımı def'inin ileri sürülmesi dürüstlükle bağdaşmayabilir.( K.Oğuzman, T.Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler 2009, s.482) zamanaşımı def'inin ileri sürülmesinin hangi hallerde dürüstlük kuralına aykırı bulunduğu hususunda normatif bir düzenleme bulunmadığından bu hususun varid olup olmadığının her somut uyuşmazlığın özellikleri nazara alınarak değerlendirilmesi gerekir.

Bilimsel ve yargısal içtihatlarda davacının dava açmaması için oyalanması durumu dürüstlük kuralına aykırılık olarak kabul edilmektedir (age,s. 482 vd.) Somut uyuşmazlıkta taraflar arasında çekişmesiz olduğu üzere yurt dışında çalışan davacıdan "JETPA" ibarelerinin büyük puntolarla "ınternational marketing and tradıng AG" ibarelerinin küçük harflerle yazıldığı "Ortaklık Sözleşmesi" başlıklı belge karşılığında para tahsil edilmiş olup, dosya içerisinde bulunan belgenin içeriğinden ise şirketin yani yurt dışında kurulu şirketin otomotiv, inşaat, tekstil, turizm, medya, ilaç ve hizmet sektörlerinde faaliyet gösteren yabancı bir holdingin ortağı olduğu (ki bahsi geçen Holdingin davalı ... olduğu da çekişmesizdir.), yatırılan tutarın yabancı holdingdeki ortaklıktan kaynaklanan yükümlülüğe karşı kullanılacağı, yatırımcının kâr ve zarara ortak olacağı, sessiz ortağın 60 aylık fesh-i ihbar müddetine riayet etmek suretiyle akdi feshedebileceği ve payına düşen meblağın yabancı holdingden isteneceği ve taraflarına ulaştığında davacı ortağa ödeneceği, kâr payı paylaşımında ortağın hissesinin %80 olacağının taahhüt edildiği anlaşılmaktadır.

Yine davada çekişmesiz olduğu üzere yurt dışında kurulu şirketin tek ortağı ve yöneticisi davalılardan Fadıl Akgündüz olup, dava tarihi itibariyle anılan şirketin herhangi bir malvarlığı ve ödeme gücü mevcut değildir. Yine davalı tarafın kabulünde olduğu ve ortaklık sözleşmesinde yazılı olduğu üzere toplanan paralar da Türkiye'ye gönderilmiş bulunmaktadır. Davadaki zamanaşımı def'inin ileri sürülmesinin dürüslük kuralına aykırı bulunup bulunmadığının değerlendirilmesinde bu olguların göz önünde bulundurulması gerekeceği tabiidir. Bu noktada nazara alınması gereken bir başka husus da (HUMK'nın 235 ve HMK'nın 187/2 nci maddesi uyarınca herkesce bilinmesi nedeniyle çekişmesiz olan) davalılardan Fadıl Akgündüz'ün diğer davalı ...

vasıtasıyla Türkiye'de çok büyük yatırımlar yapacağı yönünde reklamlar yapması ve yatırımcılarına önemli ölçüde kâr vereceği taahhüdünde bulunması hususudur. Davacı taraf da davada bu nedenle yurt dışındaki şirkete para verdiği iddiasındadır. Yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere davalı taraf davada bir yandan; davacının organik bağ içinde olduğu ve davalı ...'ün yöneticisi ve tek ortağı bulunduğu şirketin ortağı olduğunu ve hakkın o şirkete karşı kullanılması gerektiğini savunurken, diğer yandan;

imzaladığı sözleşmeyle 60 aylık sürede bir hak ileri sürmesinin mümkün bulunmadığına inandırılıp, güven telkin edilen ve yurt dışında yatırdığı parasını alamayacağının anlaşılması üzerine işbu davayı açtığı ileri sürülen davacıya karşı paranın yatırılış tarihine göre zamanaşımı süresinin dolduğunu belirterek zamanaşımı def'inin ileri sürülmesinin dürüstlük kuralı ile bağdaşır bir tutum olmadığının kabulü gerekir.

Bu itibarla, mahkemece davalı tarafın yerinde bulunmayan zamanaşımı def'inin reddiyle uyuşmazlığın esasına girilmek gerekirken, anılan hususlar gözden kaçırılarak ıslah edilen bölümün zamanaşımı yönünden reddine karar verilmesi doğru olmamış, kararın davacı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ

Yukarıda (1) ve (2) nolu bentlerde açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödedikleri temyiz peşin harcın istekleri halinde temyiz edenlere iadesine, 12.07.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1043552900 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.