6102TTK Türk Ticaret Kanunu

Bilirkişi ücreti

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2012/3146 E. 2013/3399 K. ·

BozulduKesinlik belirsiz

★ Emsal

Mahkemenin nitelemesi:

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
bilirkişi ücreti ortaklık sözleşmesi ticari defter ve kayıtlar ara karar ikrar kesin süre dolandırıcılık ortaklık ilişkisi bilirkişi incelemesi ticari defter ibraz kesin hüküm e-defter i̇i̇k 72/son

Atıf yapılan mevzuat: HUMK — HUMK 238HUMK 275

Gerekçe

Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).

Mahkemece iddia, savunma ve tüm kanıtlara göre, davacıya kesin süre verilmesine rağmen bilirkişi ücretini yatırmadığı, dosyadaki mevcut bilgi ve belgelerle de davacının davasını kanıtlayamadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

Dava, davalıların var olduğu ileri sürülen haksız ve hukuka aykırı fiilleri sonucu davadışı yabancı şirkete yatırılan paranın davalılardan tahsiline ilişkin bir tazminat davasıdır.

Mahkemece, ....2010 tarihli oturumda verilen kesin önele karşın bilirkişi ücretinin yatırılmaması nedeniyle yukarda yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiştir. Ancak, gerek anılan oturumda ve gerekse de bir önceki oturumda alınan ara kararlarında, davacının ... International Marketing and Trading ...’den alacaklı olup olmadığı, davalılar ile anılan şirket arasındaki ilişkinin mahiyeti, bu şirketten davalılara para akışı olup olmadığı, yine bu şirketin davalılara bağımlı olup olmadığı ve nihayet aynı borçtan davalıların sorumlu olup olmayacakları hususlarında bilirkişi incelemesi yaptırılması öngörülmüş ise de, her şeyden önce davacının yabancı şirketten alacaklı olup olmadığının davalı şirkete ait ticari defter ve kayıtlar üzerinden incelenmesi davanın çözümüne elverişli nitelik taşımamaktadır. Bu durumda, söz konusu ara kararının bu yönüyle “nafile” bir incelemeye matuf olduğu açıktır. Mahkemece taraflar arasında bu konuda bir uyuşmazlık bulunduğu kanısına varılması halinde, bu hususun davacı yanın suretini ibraz ettiği ortaklık sözleşmesinin aslının ibrazı

için davacı yana kesin önel verilerek, sunulduğu ve gerektiği takdirde bu belge üzerinden yabancı adli makamlardan yardım istenmek suretiyle keyfiyetin sorulup saptanması, bu husustaki uyuşmazlığın öncelikle bu yöntemle izalesi gerekirken bu konuda sözü edilen biçimde ara kararı verilmiş olması doğru olmamıştır.

Öte yandan, davalılar ile davadışı ... ... arasında bir ortaklık ilişkisi olduğu, gerek davalı şirketin ve gerekse de davadışı ... ... şirketinin tek yetkilisinin davalı gerçek kişi olduğu konusu dosya kapsamı ile belirgin olduğu gibi davalı yanın da kabülündedir. Keza, yine davalı yanın savunma dilekçelerinde de kabul ve ikrar olunduğu üzere anılan davadışı şirket ile davalı şirket arasında bir para akışının varlığı tartışmasızdır. Ayrıca, Dairemize de intikal eden dava dosyaları ile davacı yan vekilince dosyaya ibraz edilmiş bulunulan emsal dava dosyalarında alınan bilirkişi raporlarında da bu hususlarda açık saptamalara yer verildiği ortadadır. Yine, henüz kesinleşmemiş olmakla birlikte, davalı gerçek kişi hakkında dolandırıcılık suçundan açılan ceza davasında da aynı yönde saptamalar yapıldığı ortadadır. Bu durumda, belirtilen hususların da HUMK’nun 238. maddesi anlamında bilinen ve hatta maruf olgular olduğunun kabulü gerekirken bu hususlarda da bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmesi yerinde olmamıştır.

Son olarak, HUMK’nun 275. maddesinde, hakimin genel ve hukuki bilgisi ile çözümleyebileceği hususlarda bilirkişi incelemesi yaptırılamayacağı hükme bağlanmıştır. Mahkemenin kararına dayanak teşkil eden ara kararında “borçtan davalıların sorumlu olup olmadıkları” konusunda da bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiş olması, söz konusu kanun hükmüne aykırı olduğu gibi, hakimin, tarafların ibraz edecekleri tüm delilleri toplayıp serbestçe değerlendirdikten sonra vicdani kanaati ile karar vermesi biçiminde özetlenebilecek yasal ve yargısal prensibe de açıkça ters düşmektedir.

Tüm bu yasal ve gerektirici nedenler çerçevesinde, mahkemece bilirkişi incelemesi yönünde verilen ara kararının usul ve yasaya aykırı olmasından ötürü, söz konusu ara kararına uyulmamasının ya da bu çerçevede bilirkişi incelemesi yaptırılmasının istenmemesinin davacı yan aleyhine usuli sonuç doğurması söz konusu değildir. Bu nedenle, davacı vekilinin temyiz itirazının kabulüyle yerel mahkeme kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

Benzer Kararlar

Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.

  • Menfi Tespit

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/3243 E. 2013/3307 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

  • Menfi tespit

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/3147 E. 2013/3026 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

  • Banka Teminat Mektubunun İadesi

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/2464 E. 2013/2699 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

5 benzer karar daha
  • Sözleşmenin İptali

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/3229 E. 2013/3549 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

  • Tazminat

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/3176 E. 2013/20284 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

  • Alacak

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/4320 E. 2014/1578 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

  • Dürüstlük kuralına aykırılık

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/11246 E. 2013/14686 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

  • Alacak

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/11231 E. 2013/14685 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

11. Hukuk Dairesi         2012/3146 E.  ,  2013/3399 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ TİCARET MAHKEMESİ

Taraflar arasında görülen davada ...

5. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 27/.../2011 tarih ve 2011/512-2011/727 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacı vekili, müvekkilinin ... dışında yaşadığını, davalı şirket temsilcileri tarafından müvekkiline parasını istediği an geri alabileceği ve yüksek oranda kâr verileceği taahhüdünde bulunulduğu, bu nedenle biriktirdiği kazancını davalılara makbuz karşılığında 34.767 EURO yatırdığını, ihtiyacı nedeniyle parasını talep ettiğini ancak ödenmediğini, davalıların Sermaye Piyasası Kanununa aykırı olarak aracılık faaliyetinde bulunduklarını ileri sürerek, 34.767 EURO alacağın karşılığı 69.534 TL'nin şimdilik 6.500 TL'nin tahsilini, müvekkilinin davalı şirketlerle kurulmuş geçerli bir ortaklık ilişkisinin bulunmadığının tespitini, kurulan yatırım ilişkisinin hükümsüzlüğünü talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, davacı ile müvekkilleri arasında ticari ya da hukuki ilişki bulunmadığını, davacının şirkete para yatırıp yatırmadığının bilinmediğini savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece iddia, savunma ve tüm kanıtlara göre, davacıya kesin süre verilmesine rağmen bilirkişi ücretini yatırmadığı, dosyadaki mevcut bilgi ve belgelerle de davacının davasını kanıtlayamadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

Dava, davalıların var olduğu ileri sürülen haksız ve hukuka aykırı fiilleri sonucu davadışı yabancı şirkete yatırılan paranın davalılardan tahsiline ilişkin bir tazminat davasıdır.

Mahkemece, ....2010 tarihli oturumda verilen kesin önele karşın bilirkişi ücretinin yatırılmaması nedeniyle yukarda yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiştir. Ancak, gerek anılan oturumda ve gerekse de bir önceki oturumda alınan ara kararlarında, davacının ... International Marketing and Trading ...’den alacaklı olup olmadığı, davalılar ile anılan şirket arasındaki ilişkinin mahiyeti, bu şirketten davalılara para akışı olup olmadığı, yine bu şirketin davalılara bağımlı olup olmadığı ve nihayet aynı borçtan davalıların sorumlu olup olmayacakları hususlarında bilirkişi incelemesi yaptırılması öngörülmüş ise de, her şeyden önce davacının yabancı şirketten alacaklı olup olmadığının davalı şirkete ait ticari defter ve kayıtlar üzerinden incelenmesi davanın çözümüne elverişli nitelik taşımamaktadır.

Bu durumda, söz konusu ara kararının bu yönüyle “nafile” bir incelemeye matuf olduğu açıktır. Mahkemece taraflar arasında bu konuda bir uyuşmazlık bulunduğu kanısına varılması halinde, bu hususun davacı yanın suretini ibraz ettiği ortaklık sözleşmesinin aslının ibrazı

için davacı yana kesin önel verilerek, sunulduğu ve gerektiği takdirde bu belge üzerinden yabancı adli makamlardan yardım istenmek suretiyle keyfiyetin sorulup saptanması, bu husustaki uyuşmazlığın öncelikle bu yöntemle izalesi gerekirken bu konuda sözü edilen biçimde ara kararı verilmiş olması doğru olmamıştır.

Öte yandan, davalılar ile davadışı ... ... arasında bir ortaklık ilişkisi olduğu, gerek davalı şirketin ve gerekse de davadışı ... ... şirketinin tek yetkilisinin davalı gerçek kişi olduğu konusu dosya kapsamı ile belirgin olduğu gibi davalı yanın da kabülündedir. Keza, yine davalı yanın savunma dilekçelerinde de kabul ve ikrar olunduğu üzere anılan davadışı şirket ile davalı şirket arasında bir para akışının varlığı tartışmasızdır. Ayrıca, Dairemize de intikal eden dava dosyaları ile davacı yan vekilince dosyaya ibraz edilmiş bulunulan emsal dava dosyalarında alınan bilirkişi raporlarında da bu hususlarda açık saptamalara yer verildiği ortadadır. Yine, henüz kesinleşmemiş olmakla birlikte, davalı gerçek kişi hakkında dolandırıcılık suçundan açılan ceza davasında da aynı yönde saptamalar yapıldığı ortadadır.

Bu durumda, belirtilen hususların da HUMK’nun 238. maddesi anlamında bilinen ve hatta maruf olgular olduğunun kabulü gerekirken bu hususlarda da bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmesi yerinde olmamıştır.

Son olarak, HUMK’nun 275. maddesinde, hakimin genel ve hukuki bilgisi ile çözümleyebileceği hususlarda bilirkişi incelemesi yaptırılamayacağı hükme bağlanmıştır. Mahkemenin kararına dayanak teşkil eden ara kararında “borçtan davalıların sorumlu olup olmadıkları” konusunda da bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiş olması, söz konusu kanun hükmüne aykırı olduğu gibi, hakimin, tarafların ibraz edecekleri tüm delilleri toplayıp serbestçe değerlendirdikten sonra vicdani kanaati ile karar vermesi biçiminde özetlenebilecek yasal ve yargısal prensibe de açıkça ters düşmektedir.

Tüm bu yasal ve gerektirici nedenler çerçevesinde, mahkemece bilirkişi incelemesi yönünde verilen ara kararının usul ve yasaya aykırı olmasından ötürü, söz konusu ara kararına uyulmamasının ya da bu çerçevede bilirkişi incelemesi yaptırılmasının istenmemesinin davacı yan aleyhine usuli sonuç doğurması söz konusu değildir. Bu nedenle, davacı vekilinin temyiz itirazının kabulüyle yerel mahkeme kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ

Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle yerel mahkeme kararının BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, .../02/2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/487524800 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.