Tazminat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2012/15761 E. 2013/14688 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Zamanaşımı
- 10 yıllık
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
dürüstlük kuralına aykırılık↗ organik bağ↗ ortaklık sözleşmesi↗ ceza zamanaşımı↗ malvarlığına ilişkin dava↗ zamanaşımı def'i↗ dürüstlük kuralı↗ def'i↗ ihbar↗ haksız fiil↗ kâr payı↗ taahhütname↗ dava sebebi↗ zamanaşımı↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece iddia,savunma ve tüm dosya kapsamına göre; davacı tarafından yatırıldığı belirtilen ödemelerin 1999 yılında yapıldığı, BK 60. maddesinde öngörülen 1 ve 10 yıllık zamanaşımı sürelerinin aynı zamanda ceza zamanaşımı itibariyle de davanın açıldığı tarihte dolduğu gerekçesiyle davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, tazminat istemine ilişkin olup, mahkemece uyuşmazlığın haksız fiilden kaynaklandığı ve davalı tarafın 818s. BK'nun 60. maddesi uyarınca zamanaşımı def'inde bulunduğu, olayda paranın yatırılış tarihine göre anılan maddede öngörülen 1 yıllık ve 10 yıllık zamanaşımı sürelerinin dolduğu gibi, ceza zamanaşımı süresinin de gerek kısmi davada talep edilen ve gerekse de ıslahla artırılan miktar bakımından gerçekleştiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Her ne kadar davacı taraf davalıların sorumluluğu bakımından haksız fiil iddiası dışında başka hukuki sebebler de ileri sürmüş ise de; aşağıda ayrıntılı olarak izah edileceği üzere davacı taraf yurt dışında kurulu bulunan Jetpa AG'ye para yatırdığını ve bu paraların Türkiye'de davalılara aktarıldığını ve davalılar tarafından kullanıldığını, yurt dışında kurulu şirketin tek ortağı ve yöneticisinin Fadıl Akgündüz olduğunu, davalı şirketin hakim ortağının da anılan davalı olduğunu ileri sürmüş bulunduğundan davalı tarafın zamanaşımı def'inin mahkemenin de kabulünde olduğu üzere haksız fiil hükümleri uyarınca değerlendirilmesi gerekir. Ancak, davada gerçekten de zamanaşımı sürelerinin gerçekleşip gerçekleşmediğinin incelenmesinden önce, davacı tarafın iddialarının ileri sürülüş şekli bakımından üzerinde durulması gereken öncelikli husus, davada zamanaşımı def'inin ileri sürülmesinin dürüstlük kurallarına aykırı olup olmadığı hususudur. Her ne kadar bir borçlunun borcunun zamanaşımına uğradığını ileri sürmesi, bu yolla borcunu ödemekten kaçınması tüm çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi Türk hukuku bakımından da kanunen kendisine tanınan bir hak ve zamanaşımı def'inin ileri sürülmesi tek başına borçlunun dürüstlüğe aykırı bir davranışı olarak kabul edilemez ise de bazı hallerde zamanaşımı def'inin ileri sürülmesi dürüstlükle bağdaşmayabilir.( K.Oğuzman, T.Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler 2009, s. 482) Zamanaşımı def'inin ileri sürülmesinin hangi hallerde dürüstlük kuralına aykırı bulunduğu hususunda normatif bir düzenleme bulunmadığından bu hususun varid olup olmadığının her somut uyuşmazlığın özellikleri nazara alınarak değerlendirilmesi gerekir.
Bilimsel ve yargısal içtihatlarda davacının dava açmaması için oyalanması durumu dürüstlük kuralına aykırılık olarak kabul edilmektedir. (age,s. 482 vd.) Somut uyuşmazlıkta taraflar arasında çekişmesiz olduğu üzere yurt dışında çalışan davacıdan "JETPA" ibarelerinin büyük puntolarla "ınternational marketing and tradıng AG" ibarelerinin küçük harflerle yazıldığı "Ortaklık Sözleşmesi" başlıklı belge karşılığında para tahsil edilmiş olup, dosya içerisinde bulunan belgenin içeriğinden ise firmanın yani yurt dışında kurulu firmanın otomotiv, inşaat, tekstil, turizm, medya, ilaç ve hizmet sektörlerinde faaliyet gösteren yabancı bir holdingin ortağı olduğu (ki bahsi geçen Holdingin davalı ... olduğu da çekişmesizdir.), yatırılan tutarın yabancı holdingdeki ortaklıktan kaynaklanan yükümlülüğe karşı kullanılacağı, yatırımcının kâr ve zarara ortak olacağı, sessiz ortağın 60 aylık fesh-i ihbar müddetine riayet etmek suretiyle akdi feshedebileceği ve payına düşen meblağın yabancı holdingden isteneceği ve taraflarına ulaştığında davacı ortağa ödeneceği, kâr payı paylaşımında ortağın hissesinin %80 olacağının taahhüt edildiği anlaşılmaktadır. Yine davada çekişmesiz olduğu üzere yurt dışında kurulu şirketin tek ortağı ve yöneticisi davalılardan Fadıl Akgündüz olup, dava tarihi itibariyle anılan şirketin herhangi bir malvarlığı ve ödeme gücü mevcut değildir. Yine davalı tarafın kabulünde olduğu ve ortaklık sözleşmesinde yazılı olduğu üzere toplanan paralar da Türkiye'ye gönderilmiş bulunmaktadır. Davadaki zamanaşımı def'inin ileri sürülmesinin dürüslük kuralına aykırı bulunup bulunmadığının değerlendirilmesinde bu olguların göz önünde bulundurulması gerekeceği tabiidir. Bu noktada nazara alınması gereken bir başka husus da (HUMK'nun 235 ve HMK'nun 187/2 nci maddesi uyarınca herkesce bilinmesi nedeniyle çekişmesiz olan) davalılardan Fadıl Akgündüz'ün diğer davalı ... vasıtasıyla Türkiye'de çok büyük yatırımlar yapacağı yönünde reklamlar yapması ve yatırımcılarına önemli ölçüde kâr vereceği taahhüdünde bulunması hususudur. Davacı taraf da davada bu nedenle yurt dışındaki şirkete para verdiği iddiasındadır. Yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere davalı taraf davada bir yandan davacının organik bağ içinde olduğu ve davalı ...'ün yöneticisi ve tek ortağı bulunduğu şirketin ortağı olduğunu ve hakkın o şirkete karşı kullanılması gerektiğini savunurken, diğer yandan; imzaladığı sözleşmeyle 60 aylık sürede bir hak ileri sürmesinin mümkün bulunmadığına inandırılıp, güven telkin edilen ve yurt dışında yatırdığı parasını alamayacağının anlaşılması üzerine işbu davayı açtığı ileri sürülen davacıya karşı paranın yatırılış tarihine göre zamanaşımı süresinin dolduğunu belirterek zamanaşımı def'inin ileri sürülmesinin dürüstlük kuralı ile bağdaşır bir tutum olmadığının kabulü gerekir.
Bu itibarla, mahkemece davalı tarafın yerinde bulunmayan zamanaşımı def'inin reddiyle uyuşmazlığın esasına girilmek gerekirken, anılan hususlar gözden kaçırılarak davanın zamanaşımı yönünden reddine karar verilmesi doğru olmamış, kararın davacı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/11247 E. 2013/14689 K.
Ortak:dürüstlük kuralına aykırılık · organik bağ · ortaklık sözleşmesi · ceza zamanaşımı · malvarlığına ilişkin dava · dürüstlük kuralı · ihbar · haksız fiil · zamanaşımı 10 yıllık · Tazminat
İncelediğiniz karardaBilimsel ve yargısal içtihatlarda davacının dava açmaması için oyalanması durumu «dürüstlük kuralına aykırılık» olarak kabul edilmektedir. (age,s.
Yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere davalı taraf davada bir yandan davacının «organik bağ» içinde olduğu ve davalı ...'ün yöneticisi ve tek ortağı bulunduğu şirketin ortağı olduğunu ve hakkın o şirkete karşı kullanılması gerektiğini savunurken, diğer yandan; imzaladığı sözleşmeyle 60 aylık sürede bir hak ileri sürmesinin mümkün bulunmadığına inandırılıp, güven telkin edilen ve yurt dışında yatırdığı parasını alamayacağının anlaşılması üzerine işbu davayı açtığı ileri sürülen davacıya karşı paranın yatırılış tarihine göre «zamanaşımı» süresinin dolduğunu belirterek «zamanaşımı def»'inin ileri sürülmesinin «dürüstlük kuralı» ile bağdaşır bir tutum olmadığının kabulü gerekir.
Mahkemece iddia,savunma ve tüm dosya kapsamına göre; davacı tarafından yatırıldığı belirtilen ödemelerin 1999 yılında yapıldığı, BK 60. maddesinde öngörülen 1 ve 10 yıllık «zamanaşımı» sürelerinin aynı zamanda «ceza zamanaşımı» itibariyle de davanın açıldığı tarihte dolduğu gerekçesiyle davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaBilimsel ve yargısal içtihatlarda davacının dava açmaması için oyalanması durumu «dürüstlük kuralına aykırılık» olarak kabul edilmektedir. (age,s.
Yukanda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere davalı taraf davada bir yandan, davacının «organik bağ» içinde olduğu ve davalı ...'ün yöneticisi ve tek ortağı bulunduğu şirketin ortağı olduğunu ve hakkın o şirkete karşı kullanılması gerektiğini savunurken, diğer yandan; imzaladığı sözleşmeyle 60 aylık sürede bir hak ileri sürmesinin mümkün bulunmadığına inandırılıp, güven telkin edilen ve yurt dışında yatırdığı parasını alamayacağının anlaşılması üzerine işbu davayı açtığı ileri sürülen davacıya karşı paranın yatınlış tarihine göre «zamanaşımı» süresinin dolduğunu belirterek «zamanaşımı definin» ileri sürülmesinin «dürüstlük kuralı» ile bağdaşır bir tutum olmadığının kabulü gerekir.
BK'nun 60. maddesi uyarınca «zamanaşımı» definde bulunduğu, olayda paranın yatınlış tarihine göre anılan maddede öngörülen 1 yıllık ve 10 yıllık zamanaşımı sürelerinin dolduğu gibi, «ceza zamanaşımı» süresinin de gerek kısmi davada talep edilen ve gerekse de ıslahla artırılan miktar bakımından gerçekleştiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:zamanaşımı defi · dolandırıcılık · ıslah · i̇i̇k 72/son
Benzer bu karardaFadıl Akgündüz hakkındaki davanın «zamanaşımı» nedeniyle ortadan kaldırılmasına karar verildiği ve bu kararın kesinleştiği, Bakırköy 8 Ağır Ceza Mahkemesinin kararında suç tarihi olarak 1998,1999,2000 yılları gösterildiği, buna göre davacıların murisinin parasını yatırdığı yurt dışındaki dava dışı şirketten paraların bu tarihlerde davalı şirkete aktarıldığı, devam eden eylemler nedeniyle paranın aktarıldığı en «son» gün olarak 2000 yılının son günü olarak kabul edilmesi gerektiği, davacıların paraların davalılara aktarıldığını dava tarihinden önce öğrendiğine dair dosya içerisinde herhangi bir delil bulunmadığı bu nedenle bir yıllık zamanaşımı süresinin dolmadığı, ancak paraların aktarıldığı iddia edilen tarihten davanın açıldığı, 17.02.2011 tarihine kadar ve davanın «ıslah» edildiği 11.04.2012 tarihine kadar Borçlar Kanunu'nun 60.maddesinde düzenlenen 10 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu, bu nedenle davalı tarafın zamanaşımı itirazı …
Mahkemece, davalı ... hakkında Bakırköy 8.Ağır Ceza Mahkemesi'nde açılan nitelikli «dolandırıcılık» suçuna ilişkin yargılama sonucunda mahkemece verilen 16.11.2006 tarih ve 2002/614 esas ve 2006/359 karar sayılı kararı ile davalı ...'ün zincirleme olarak nitelikli dolandırıcılık suçundan dolayı mahkumiyetine karar verildiği, bu kararın Yargıtay 11.
Her ne kadar davacı taraf davalıların sorumluluğu bakımından «haksız fiil» iddiası dışında başka hukuki «sebebler» de ileri sürmüş ise de; aşağıda ayrıntılı olarak izah edileceği üzere davacı taraf yurt dışınada kurulu bulunan Jetpa AG'ye para yatırdığım ve bu paraların Türkiye'de davalılara aktarıldığını ve davalılar tarafından kullanıldığını, yurt dışında kurulu şirketin tek ortağı ve yöneticisinin Fadıl Akgündüz olduğunu, davalı şirketin hakim ortağının da anılan davalı olduğunu ileri sürmüş bulunduğundan davalı tarafın «zamanaşımı definin» mahkemenin de kabulünde olduğu üzere haksız fiil hükümleri uyarınca değerlendirilmesi gerekir.
Ancak, davada gerçekten de «zamanaşımı» sürelerinin gerçekleşip gerçekleşmediğinin incelenmesinden önce, davacı tarafin iddialarının ileri sürülüş şekli bakımından üzerinde durulması gereken öncelikli husus, davada «zamanaşımı definin» ileri sürülmesinin «dürüstlük kurallarına» aykın olup olmadığı hususudur.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/11248 E. 2013/14690 K.
Ortak:dürüstlük kuralına aykırılık · organik bağ · ortaklık sözleşmesi · ceza zamanaşımı · malvarlığına ilişkin dava · zamanaşımı def'i · dürüstlük kuralı · def'i · zamanaşımı 10 yıllık
İncelediğiniz karardaYukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere davalı taraf davada bir yandan davacının «organik bağ» içinde olduğu ve davalı ...'ün yöneticisi ve tek ortağı bulunduğu şirketin ortağı olduğunu ve hakkın o şirkete karşı kullanılması gerektiğini savunurken, diğer yandan; imzaladığı sözleşmeyle 60 aylık sürede bir hak ileri sürmesinin mümkün bulunmadığına inandırılıp, güven telkin edilen ve yurt dışında yatırdığı parasını alamayacağının anlaşılması üzerine işbu davayı açtığı ileri sürülen davacıya karşı paranın yatırılış tarihine göre «zamanaşımı» süresinin dolduğunu belirterek «zamanaşımı def»'inin ileri sürülmesinin «dürüstlük kuralı» ile bağdaşır bir tutum olmadığının kabulü gerekir.
BK'nun 60. maddesi uyarınca «zamanaşımı def»'inde bulunduğu, olayda paranın yatırılış tarihine göre anılan maddede öngörülen 1 yıllık ve 10 yıllık zamanaşımı sürelerinin dolduğu gibi, «ceza zamanaşımı» süresinin de gerek kısmi davada talep edilen ve gerekse de ıslahla artırılan miktar bakımından gerçekleştiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Ancak, davada gerçekten de «zamanaşımı» sürelerinin gerçekleşip gerçekleşmediğinin incelenmesinden önce, davacı tarafın iddialarının ileri sürülüş şekli bakımından üzerinde durulması gereken öncelikli husus, davada «zamanaşımı def»'inin ileri sürülmesinin «dürüstlük kurallarına» aykırı olup olmadığı hususudur.
Benzer bu karardaMahkemece uyuşmazlığın haksız fiilden kaynaklandığı ve davalı tarafın 818 sayılı BK'nun 60. maddesi uyarınca «zamanaşımı def»'inde bulunduğu, olayda «haksız fiil» tarihlerine göre anılan maddede öngörülen 1 yıllık ve 10 yıllık zamanaşımı sürelerinin dolduğu gibi, «ceza zamanaşımı» süresinin de ıslahla artırılan miktar bakımından gerçekleştiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Ancak, davada gerçekten de «zamanaşımı» sürelerinin gerçekleşip gerçekleşmediğinin incelenmesinden önce, davacı tarafın iddialarının ileri sürülüş şekli bakımından üzerinde durulması gereken öncelikli husus, davada «zamanaşımı def»'inin ileri sürülmesinin «dürüstlük kurallarına» aykırı olup olmadığı hususudur.
Her ne kadar bir borçlunun borcunun «zamanaşımına» uğradığını ileri sürmesi, bu yolla borcunu ödemekten kaçınması tüm çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi Türk hukuku bakımından da kanunen kendisine tanınan bir hak ve «zamanaşımı def»'inin ileri sürülmesi tek başına borçlunun dürüstlüğe aykırı bir davranışı olarak kabul edilemez ise de bazı hallerde zamanaşımı def'inin ileri sürülmesi dürüstlükle bağdaşmayabilir.( K.Oğuzman, T.Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler 2009, s.482) zamanaşımı def'inin ileri sürülmesinin hangi hallerde «dürüstlük kuralına» aykırı bulunduğu hususunda normatif bir düzenleme bulunmadığından bu hususun varid olup olmadığının her somut uyuşmazlığın özellikleri nazara alınarak değerlendiri …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:bilirkişi ücreti · ara karar · ikrar · iş bölümü · dolandırıcılık · ortaklık ilişkisi · bilirkişi incelemesi · ticari defter
Benzer bu karardaAğır Ceza Mahkemesi' nde açılan nitelikli «dolandırıcılık» suçuna ilişkin yargılamada suç tarihi olarak 1998 - 1999 - 2000 yılları gösterildiği, buna göre davacının parasını yatırdığını iddia ettiği yurt dışındaki dava dışı şirketten paraların bu tarihlerde davalı şirkete aktarıldığı, devam eden eylemler nedeniyle paranın aktarıldığı en «son» gün olarak 2000 yılının son günü olarak kabul edilmesi gerektiği, buna göre bu tarihten davanın açıldığı, 24.12.2008 tarihine kadar BK.nun 60. maddesinde düzenlenen 10 yıllık «zamanaşımı» süresinin geçmediği, davacıların paraların davalılara aktarıldığını, dava tarihinden önce öğrendiğine dair dosya içerisinde herhangi bir delil bulunmadığı, bu nedenle bir yıllık zamanaşımı süresinin dolmadığı, davacılar tarafından açılan ilk dava ile ilgili zamanaşımı itirazının yerinde olmadığı, davacıların «ıslah» ettiği «bölüme» ilişkin zamanaşımı itirazının incelenmesinde ise paraların aktarıldığı tarih, dava tarihi ve ıslah tarihi göz önüne alındığında BK. nun 60. maddesinde belirtilen 1 yıllık ve 10 yıllık zamanaşımı sürelerinin ıslah edilen bölüm için dolduğu, bu nedenle davalı tarafın ıslah edilen bölüme ilişkin zamanaşımı itirazının yerinde olduğu, davacı taraf verilen süre ve «kesin» sürelere rağmen «bilirkişi ücretini» yatırmadığından dolayı «bilirkişi incelemesi» yaptırılamadığı, davacıların yurt dışındaki şirketten alacaklı olup olmadığı, yabancı şirketler ile davalı şirketin ilişkisi, yabancı şirketten davalı şirkete para aktarılıp aktarılamadığı, yabancı şirketin davalı şirkete bağımlı olup olmadığı, davacıların sessiz ortak olup olmadığı, «ortaklık ilişkisi» ve davalıların varsa davacı alacağından sorumlu olup olmadıkları hususlarının davalının «ticari defter» ve belgeleri ile dosya üzerinde TTK ve HMK hükümleri gereğince bilirkişi incelemesi yaptırılarak açığa kavuşacağı, bilirkişi incelemesi yapılmadan davacıların tale …
Ancak, gerek anılan oturumda ve gerekse de bir önceki oturumda alınan «ara» kararlarında, davacının Jetpa International Marketing and Trading AG’den alacaklı olup olmadığı, davalılar ile anılan şirket arasındaki ilişkinin mahiyeti, bu şirketten davalılara para akışı olup olmadığı, yine bu şirketin davalılara bağımlı olup olmadığı ve nihayet aynı borçtan davalıların sorumlu olup olmayacakları hususlarında «bilirkişi incelemesi» yaptırılması öngörülmüş ise de, her şeyden önce davacının yabancı şirketten alacaklı olup olmadığının davalı şirkete ait «ticari defter» ve kayıtlar üzerinden incelenmesi davanın çözümüne elverişli nitelik taşımamaktadır.
Mahkemenin kararına dayanak teşkil eden «ara» kararında “borçtan davalıların sorumlu olup olmadıkları” konusunda da «bilirkişi incelemesi» yaptırılmasına karar verilmiş olması, söz konusu kanun hükmüne aykırı olduğu gibi, hakimin, tarafların «ibraz» edecekleri tüm delilleri toplayıp serbestçe değerlendirdikten sonra vicdani kanaati ile karar vermesi biçiminde özetlenebilecek yasal ve yargısal prensibe de açıkca ters düşmektedir.
Tüm bu yasal ve gerektirici nedenler çerçevesinde, mahkemece «bilirkişi incelemesi» yönünde verilen «ara» kararının usul ve yasaya aykırı olmasından ötürü, söz konusu ara kararına uyulmamasının davacı yan aleyhine usuli sonuç doğurması söz konusu değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/11245 E. 2013/14687 K.
Ortak:dürüstlük kuralına aykırılık · organik bağ · ortaklık sözleşmesi · ceza zamanaşımı · malvarlığına ilişkin dava · zamanaşımı def'i · dürüstlük kuralı · def'i · zamanaşımı 10 yıllık
İncelediğiniz karardaYukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere davalı taraf davada bir yandan davacının «organik bağ» içinde olduğu ve davalı ...'ün yöneticisi ve tek ortağı bulunduğu şirketin ortağı olduğunu ve hakkın o şirkete karşı kullanılması gerektiğini savunurken, diğer yandan; imzaladığı sözleşmeyle 60 aylık sürede bir hak ileri sürmesinin mümkün bulunmadığına inandırılıp, güven telkin edilen ve yurt dışında yatırdığı parasını alamayacağının anlaşılması üzerine işbu davayı açtığı ileri sürülen davacıya karşı paranın yatırılış tarihine göre «zamanaşımı» süresinin dolduğunu belirterek «zamanaşımı def»'inin ileri sürülmesinin «dürüstlük kuralı» ile bağdaşır bir tutum olmadığının kabulü gerekir.
BK'nun 60. maddesi uyarınca «zamanaşımı def»'inde bulunduğu, olayda paranın yatırılış tarihine göre anılan maddede öngörülen 1 yıllık ve 10 yıllık zamanaşımı sürelerinin dolduğu gibi, «ceza zamanaşımı» süresinin de gerek kısmi davada talep edilen ve gerekse de ıslahla artırılan miktar bakımından gerçekleştiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Ancak, davada gerçekten de «zamanaşımı» sürelerinin gerçekleşip gerçekleşmediğinin incelenmesinden önce, davacı tarafın iddialarının ileri sürülüş şekli bakımından üzerinde durulması gereken öncelikli husus, davada «zamanaşımı def»'inin ileri sürülmesinin «dürüstlük kurallarına» aykırı olup olmadığı hususudur.
Benzer bu karardaBK'nın 60. maddesi uyarınca «zamanaşımı def»'inde bulunduğu, olayda «haksız fiil» tarihlerine göre anılan maddede öngörülen 1 yıllık ve 10 yıllık zamanaşımı sürelerinin dolduğu gibi, «ceza zamanaşımı» süresinin de ıslahla artırılan miktar bakımından gerçekleştiği gerekçesiyle bu husutaki istemin de zamanaşımı yönünden reddine karar verilmiştir.
Ancak, davada gerçekten de «zamanaşımı» sürelerinin gerçekleşip gerçekleşmediğinin incelenmesinden önce, davacı tarafın iddialarının ileri sürülüş şekli bakımından üzerinde durulması gereken öncelikli husus, davada «zamanaşımı def»'inin ileri sürülmesinin «dürüstlük kurallarına» aykırı olup olmadığı hususudur.
Davadaki «zamanaşımı def»'inin ileri sürülmesinin «dürüstlük kuralına» aykırı bulunup bulunmadığının değerlendirilmesinde bu olguların göz önünde bulundurulması gerekeceği tabiidir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:bilirkişi ücreti · ara karar · ikrar · iş bölümü · dolandırıcılık · ortaklık ilişkisi · bilirkişi incelemesi · ticari defter
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, paraların aktarıldığı tarih, dava tarihi ve «ıslah» tarihi göz önüne alındığında Borçlar Kanunu'nun 60. maddesinde belirtilen 1 yıllık ve 10 yıllık «zamanaşımı» sürelerinin ıslah edilen «bölüm» için dolduğu, bu nedenle davalı tarafın ıslah edilen bölüme ilişkin zamanaşımı itirazının yerinde olduğu, davacı verilen süre ve «kesin» sürelere rağmen «bilirkişi ücretini» yatırmadığından «bilirkişi incelemesi» yaptırılamadığı, davacının yurt dışındaki şirketten alacaklı olup olmadığı, yabancı şirketler ile davalı şirketin ilişkisi, yabancı şirketten davalı şirkete para aktarılıp aktarılamadığı, yabancı şirketin davalı şirkete bağımlı olup olmadığı, davacının sessiz ortak olup olmadığı, «ortaklık ilişkisi» ve davalıların varsa davacı alacağından sorumlu olup olmadıkları hususlarının davalı şirketin «ticari defter» ve belgeleri ile dosya üzerinde TTK ve HMK hükümleri gereğince bilirkişi incelemesi yaptırılarak açığa kavuşacağı, bilirkişi incelemesi yapılmadan davacının talebi …
Ancak, gerek anılan oturumda ve gerekse de bir önceki oturumda alınan «ara» kararlarında, davacının Jetpa International Marketing and Trading A.G’den alacaklı olup olmadığı, davalılar ile anılan şirket arasındaki ilişkinin mahiyeti, bu şirketten davalılara para akışı olup olmadığı, yine bu şirketin davalılara bağımlı olup olmadığı ve nihayet aynı borçtan davalıların sorumlu olup olmayacakları hususlarında «bilirkişi incelemesi» yaptırılması öngörülmüş ise de, her şeyden önce davacının yabancı şirketten alacaklı olup olmadığının davalı şirkete ait «ticari defter» ve kayıtlar üzerinden incelenmesi davanın çözümüne elverişli nitelik taşımamaktadır.
Mahkemenin kararına dayanak teşkil eden «ara» kararında “borçtan davalıların sorumlu olup olmadıkları” konusunda da «bilirkişi incelemesi» yaptırılmasına karar verilmiş olması, söz konusu kanun hükmüne aykırı olduğu gibi, hakimin, tarafların «ibraz» edecekleri tüm delilleri toplayıp serbestçe değerlendirdikten sonra vicdani kanaati ile karar vermesi biçiminde özetlenebilecek yasal ve yargısal prensibe de açıkca ters düşmektedir.
Tüm bu yasal ve gerektirici nedenler çerçevesinde, mahkemece «bilirkişi incelemesi» yönünde verilen «ara» kararının usul ve yasaya aykırı olmasından ötürü, söz konusu ara kararına uyulmamasının davacı yan aleyhine usuli sonuç doğurması söz konusu değildir.
3 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/4717 E. 2014/7735 K.
Ortak:dürüstlük kuralına aykırılık · organik bağ · ortaklık sözleşmesi · malvarlığına ilişkin dava · zamanaşımı def'i · dürüstlük kuralı · def'i · ihbar · zamanaşımı 10 yıllık · Tazminat
İncelediğiniz karardaYukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere davalı taraf davada bir yandan davacının «organik bağ» içinde olduğu ve davalı ...'ün yöneticisi ve tek ortağı bulunduğu şirketin ortağı olduğunu ve hakkın o şirkete karşı kullanılması gerektiğini savunurken, diğer yandan; imzaladığı sözleşmeyle 60 aylık sürede bir hak ileri sürmesinin mümkün bulunmadığına inandırılıp, güven telkin edilen ve yurt dışında yatırdığı parasını alamayacağının anlaşılması üzerine işbu davayı açtığı ileri sürülen davacıya karşı paranın yatırılış tarihine göre «zamanaşımı» süresinin dolduğunu belirterek «zamanaşımı def»'inin ileri sürülmesinin «dürüstlük kuralı» ile bağdaşır bir tutum olmadığının kabulü gerekir.
Ancak, davada gerçekten de «zamanaşımı» sürelerinin gerçekleşip gerçekleşmediğinin incelenmesinden önce, davacı tarafın iddialarının ileri sürülüş şekli bakımından üzerinde durulması gereken öncelikli husus, davada «zamanaşımı def»'inin ileri sürülmesinin «dürüstlük kurallarına» aykırı olup olmadığı hususudur.
BK'nun 60. maddesi uyarınca «zamanaşımı def»'inde bulunduğu, olayda paranın yatırılış tarihine göre anılan maddede öngörülen 1 yıllık ve 10 yıllık zamanaşımı sürelerinin dolduğu gibi, «ceza zamanaşımı» süresinin de gerek kısmi davada talep edilen ve gerekse de ıslahla artırılan miktar bakımından gerçekleştiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaAncak, davada gerçekten de «zamanaşımı» sürelerinin gerçekleşip gerçekleşmediğinin incelenmesinden önce, davacı tarafın iddialarının ileri sürülüş şekli bakımından üzerinde durulması gereken öncelikli husus, davada «zamanaşımı def»'inin ileri sürülmesinin «dürüstlük kurallarına» aykırı olup olmadığı hususudur.
… telkin edilen ve yurt dışında yatırdığı parasını alamayacağının anlaşılması üzerine işbu davayı açtığı ileri sürülen davacıya karşı paranın yatırılış tarihine göre «zamanaşımı» süresinin dolduğunu belirterek «zamanaşımı def»'inin ileri sürülmesinin «dürüstlük kuralı» ile bağdaşır bir tutum olmadığının kabulü gerekir.
A. olduğunu, davalı şirketin hakim ortağının da anılan davalı olduğunu ileri sürmüş bulunduğundan davalı tarafın «zamanaşımı def»'inin «haksız fiil» hükümleri uyarınca değerlendirilmesi gerekir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:temerrüt
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamı uyarınca davacının sessiz ortak sıfatı ile ödemiş olduğu paralara ilişkin makbuzlar, «ortaklık sözleşmesi» tarihlerinin 2000 yılına ait olduğu, davadan önce davalıların «temerrüde» düşürülmediği ve «zamanaşımını» kesen herhangi bir işlemin de bulunmadığı gerekçesiyle davanın zamanaşımı «sebebi» ile reddine karar verilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/4274 E. 2013/20194 K.
Ortak:dürüstlük kuralına aykırılık · organik bağ · ortaklık sözleşmesi · malvarlığına ilişkin dava · zamanaşımı def'i · dürüstlük kuralı · def'i · ihbar · zamanaşımı 10 yıllık · Tazminat
İncelediğiniz karardaYukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere davalı taraf davada bir yandan davacının «organik bağ» içinde olduğu ve davalı ...'ün yöneticisi ve tek ortağı bulunduğu şirketin ortağı olduğunu ve hakkın o şirkete karşı kullanılması gerektiğini savunurken, diğer yandan; imzaladığı sözleşmeyle 60 aylık sürede bir hak ileri sürmesinin mümkün bulunmadığına inandırılıp, güven telkin edilen ve yurt dışında yatırdığı parasını alamayacağının anlaşılması üzerine işbu davayı açtığı ileri sürülen davacıya karşı paranın yatırılış tarihine göre «zamanaşımı» süresinin dolduğunu belirterek «zamanaşımı def»'inin ileri sürülmesinin «dürüstlük kuralı» ile bağdaşır bir tutum olmadığının kabulü gerekir.
Ancak, davada gerçekten de «zamanaşımı» sürelerinin gerçekleşip gerçekleşmediğinin incelenmesinden önce, davacı tarafın iddialarının ileri sürülüş şekli bakımından üzerinde durulması gereken öncelikli husus, davada «zamanaşımı def»'inin ileri sürülmesinin «dürüstlük kurallarına» aykırı olup olmadığı hususudur.
BK'nun 60. maddesi uyarınca «zamanaşımı def»'inde bulunduğu, olayda paranın yatırılış tarihine göre anılan maddede öngörülen 1 yıllık ve 10 yıllık zamanaşımı sürelerinin dolduğu gibi, «ceza zamanaşımı» süresinin de gerek kısmi davada talep edilen ve gerekse de ıslahla artırılan miktar bakımından gerçekleştiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaYukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere davalı taraf davada bir yandan davacının «organik bağ» içinde olduğu ve davalı ...'ün yöneticisi ve tek ortağı bulunduğu şirketin ortağı olduğunu ve hakkın o şirkete karşı kullanılması gerektiğini savunurken, diğer yandan; imzaladığı sözleşmeyle 12 aylık sürede bir hak ileri sürmesinin mümkün bulunmadığına inandırılıp, güven telkin edilen ve yurt dışında yatırdığı parasını alamayacağının anlaşılması üzerine işbu davayı açtığı ileri sürülen davacıya karşı paranın yatırılış tarihine göre «zamanaşımı» süresinin dolduğunu belirterek «zamanaşımı def»'inin ileri sürülmesinin «dürüstlük kuralı» ile bağdaşır bir tutum olmadığının kabulü gerekir.
Ancak, davada gerçekten de «zamanaşımı» sürelerinin gerçekleşip gerçekleşmediğinin incelenmesinden önce, davacı tarafın iddialarının ileri sürülüş şekli bakımından üzerinde durulması gereken öncelikli husus, davada «zamanaşımı def»'inin ileri sürülmesinin «dürüstlük kurallarına» aykırı olup olmadığı hususudur.
AG'ye para yatırdığını ve bu paraların Türkiye'de davalılara aktarıldığını ve davalılar tarafından kullanıldığını, yurt dışında kurulu şirketin tek ortağı ve yöneticisinin... olduğunu, davalı şirketin hakim ortağının da anılan davalı olduğunu ileri sürmüş bulunduğundan davalı tarafın «zamanaşımı def»'inin «haksız fiil» hükümleri uyarınca değerlendirilmesi gerekir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:temerrüt
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacının sessiz ortak sıfatı ile ödemiş olduğu paralara ilişkin olarak sunduğu banka dekontları ve «ortaklık sözleşmesinin» birlikte değerlendirilmesinde gerek ortaklık sözleşmesinin yapıldığı, gerek katılım paylarının ödenmiş olduğu, gerekse dava dışı ortaklara söz konusu paraların aktarıldığının iddia edildiği tarihler göz önüne alındığında davadan önce davalı tarafın «temerrüde» düşürülmediği ve «zamanaşımını» kesen herhangi bir işlemin bulunulmadığı, 10 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir. .../... -2- K …
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/11246 E. 2013/14686 K.
Ortak:dürüstlük kuralına aykırılık · organik bağ · ortaklık sözleşmesi · ceza zamanaşımı · malvarlığına ilişkin dava · zamanaşımı def'i · dürüstlük kuralı · def'i · zamanaşımı 10 yıllık
İncelediğiniz karardaYukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere davalı taraf davada bir yandan davacının «organik bağ» içinde olduğu ve davalı ...'ün yöneticisi ve tek ortağı bulunduğu şirketin ortağı olduğunu ve hakkın o şirkete karşı kullanılması gerektiğini savunurken, diğer yandan; imzaladığı sözleşmeyle 60 aylık sürede bir hak ileri sürmesinin mümkün bulunmadığına inandırılıp, güven telkin edilen ve yurt dışında yatırdığı parasını alamayacağının anlaşılması üzerine işbu davayı açtığı ileri sürülen davacıya karşı paranın yatırılış tarihine göre «zamanaşımı» süresinin dolduğunu belirterek «zamanaşımı def»'inin ileri sürülmesinin «dürüstlük kuralı» ile bağdaşır bir tutum olmadığının kabulü gerekir.
BK'nun 60. maddesi uyarınca «zamanaşımı def»'inde bulunduğu, olayda paranın yatırılış tarihine göre anılan maddede öngörülen 1 yıllık ve 10 yıllık zamanaşımı sürelerinin dolduğu gibi, «ceza zamanaşımı» süresinin de gerek kısmi davada talep edilen ve gerekse de ıslahla artırılan miktar bakımından gerçekleştiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Ancak, davada gerçekten de «zamanaşımı» sürelerinin gerçekleşip gerçekleşmediğinin incelenmesinden önce, davacı tarafın iddialarının ileri sürülüş şekli bakımından üzerinde durulması gereken öncelikli husus, davada «zamanaşımı def»'inin ileri sürülmesinin «dürüstlük kurallarına» aykırı olup olmadığı hususudur.
Benzer bu karardaMahkemece uyuşmazlığın haksız fiilden kaynaklandığı ve davalı tarafın 818 sayılı BK'nın 60. maddesi uyarınca «zamanaşımı def»'inde bulunduğu, olayda «haksız fiil» tarihlerine göre anılan maddede öngörülen 1 yıllık ve 10 yıllık zamanaşımı sürelerinin dolduğu gibi, «ceza zamanaşımı» süresinin de ıslahla artırılan miktar bakımından gerçekleştiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Ancak, davada gerçekten de «zamanaşımı» sürelerinin gerçekleşip gerçekleşmediğinin incelenmesinden önce, davacı tarafın iddialarının ileri sürülüş şekli bakımından üzerinde durulması gereken öncelikli husus, davada «zamanaşımı def»'inin ileri sürülmesinin «dürüstlük kurallarına» aykırı olup olmadığı hususudur.
482) «zamanaşımı def»'inin ileri sürülmesinin hangi hallerde «dürüstlük kuralına» aykırı bulunduğu hususunda normatif bir düzenleme bulunmadığından bu hususun varid olup olmadığının her somut uyuşmazlığın özellikleri nazara alınarak değerlendirilmesi gerekir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:bilirkişi ücreti · ara karar · ikrar · muacceliyet · iş bölümü · dolandırıcılık · ortaklık ilişkisi · bilirkişi incelemesi
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamı uyarınca fazla hak saklı tutulmuş olsa bile kısmi davada «zamanaşımının» sadece dava konusu edilen miktar için kesileceği, saklı tutulan miktar için işlemeye devam edeceği, paraların aktarıldığı tarih, dava tarihi ve «ıslah» tarihi uyarınca Borçlar Kanunu'nun 60. maddesinde belirtilen 1 yıllık ve 10 yıllık zamanaşımı sürelerinin ıslah edilen «bölüm» için dolduğu gerekçesiyle bu bölüme ilişkin davanın zamanaşımı nedeniyle reddine, davacının ortak olduğu yurt dışındaki şirketten alacaklı olup .ığı var ise ne miktarda alacaklı olduğunun tespiti ile «muaccel» olup olmadığı, yabancı şirket ile davalılar arasındaki ilişkinin incelenerek yabancı şirkete ait gelirlerin davalılara aktarılıp aktarılmadığı, yabancı şirketin davalılara bağımlı olup olmadığı ve davalıların aynı borçtan dolayı sorumlu olup olmadıkları hususunda «bilirkişi incelemesine» karar verildiği, verilen süre ve «kesin» sürelere rağmen davacı tarafın «bilirkişi ücretlerini» yatırmadığı, başka bir dosyada alınan bilirkişi raporuna istinaden karar verilemeyeceği, her davanın kendine özgü durumlarının bulunduğu, buna göre davacının daval …
Ancak, gerek anılan oturumda ve gerekse de bir önceki oturumda alınan «ara» kararlarında, davacının Jetpa International Marketing and Trading AG’den alacaklı olup olmadığı, davalılar ile anılan şirket arasındaki ilişkinin mahiyeti, bu şirketten davalılara para akışı olup olmadığı, yine bu şirketin davalılara bağımlı olup olmadığı ve nihayet aynı borçtan davalıların sorumlu olup olmayacakları hususlarında «bilirkişi incelemesi» yaptırılması öngörülmüş ise de, her şeyden önce davacının yabancı şirketten alacaklı olup olmadığının davalı şirkete ait «ticari defter» ve kayıtlar üzerinden incelenmesi davanın çözümüne elverişli nitelik taşımamaktadır.
Mahkemenin kararına dayanak teşkil eden «ara» kararında “borçtan davalıların sorumlu olup olmadıkları” konusunda da «bilirkişi incelemesi» yaptırılmasına karar verilmiş olması, söz konusu kanun hükmüne aykırı olduğu gibi, hakimin, tarafların «ibraz» edecekleri tüm delilleri toplayıp serbestçe değerlendirdikten sonra vicdani kanaati ile karar vermesi biçiminde özetlenebilecek yasal ve yargısal prensibe de açıkca ters düşmektedir.
Tüm bu yasal ve gerektirici nedenler çerçevesinde, mahkemece «bilirkişi incelemesi» yönünde verilen «ara» kararının usul ve yasaya aykırı olmasından ötürü, söz konusu ara kararına uyulmamasının davacı yan aleyhine usuli sonuç doğurması söz konusu değildir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2012/15761 E. , 2013/14688 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 12/07/2012 tarih ve 2011/102-2012/474 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin, davalıların parasını her istediği an geri alabileceği ve yüksek oranda kar verileceği taahhüdünde bulunması sebebiyle iki makbuz karşılığında 40.000-DM yatırdığını, 2006 yılında ihtiyacı nedeniyle ödediği parasını şifahi olarak talep eden müvekkilinin her defasında sonraki bir tarihte ödeneceği sözü verilmesine rağmen paranın geri ödenmediğini, davalıların yasal mevzuata aykırı olarak para tahsil ettiklerini ve faaliyetlerini de geçerli bir hisse senedi satımı yapılmış gibi göstermeye çalıştıklarını, davalıların yurtdışında kurulan şirketlerinin para toplamak için kurulduğunu ve tüm paraların Türkiye'deki şirkete aktarılacağı ve iade anında da sorumluluğun esas olarak Holding'de olacağını söyleyerek paravan olarak kurulan AG uzantılı şirkete kaydettiğini, taraflar arasında yapılan sözleşmenin hukuki olarak unsurları itibariyle ortaklık değil bir borç yada kredi anlaşması niteliğinde olduğunu, sözleşmenin esaslı unsuru olan paraların istendiğinde iadesi şartının olmadığının müvekkili tarafından bilinseydi sözleşmenin imzalanmayacak olması sebebiyle sözleşmenin geçerli olmadığını her ne kadar müvekkilinden alınan paraların Jetpa AG adına alınmış olsada şirketin müvekkiline gönderdiği yazıların içeriği, şirketlerin ortakları ve yönetim kurulunun aynı olması, toplanan paraların Türkiye'ye aktarılmış olması ve Jetpa Holding yararına kullanılmış olması dolayısıyla Jetpa Holding AŞ ve diğer davalı ...'ün müvekkiline karşı birlikte sorumlu olduklarını, öte yandan M.
Fadıl Akgündüz'ün TTK 336 maddesi gereğince de sorumluluğunun bulunduğunu belirterek davalılara verilen 40.000-DM karşığılı 44.210,00 TL'nin fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 8.000,00 TL'lik kısmının ödendiği tarih itibariyle işleyecek ticari faizi ile birlikte müvekkiline ödenmesini, bu doğrultuda müvekkilinin davalı şirketlerle kurulmuş geçerli bir ortaklık ilişkisinin bulunmadığının tespitini, TTK, SPK, Bankalar Kanunu ve diğer mevzuata aykırı şekilde kurulan yatırım ilişkisinin hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili;davacının dava dışı Jetpa AG'ye sessiz ortak olduğu ve bu şirkete para verdiğinin iddia edilmesi sebebiyle, davacı ile müvekkilleri arasında hiçbir ticari yada hukuki ilişki veya para alışverişi bulunmadığını, dolayısıyla huzurdaki davanın müvekkillerine yöneltilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacının para verdiğini iddia ettiği dava dışı şirketin müvekkili şirketten bağımsız tüzel kişiliği olan bir şirket olduğunu, davacının dava dışı Jetpa AG şirketine vermiş olduğunu iddia ettiği parayı geri alamadığı gerekçesiyle sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca verdiği paranın iadesi için huzurdaki davayı açtığını, BK 66. maddesine göre, sebepsiz zenginleşmeye dayalı talepler için 1 yıllık zamanaşımı süresinin sözkonusu olduğunu ve davanın zamanaşımına uğradığını, sessiz ortak olan davalının karara iştirak hakkı bulunduğu gibi zarara da katlanma ve ortak olma zaruretinin bulunduğunu, davacının iddiasının aksine hileli veya muvazaalı bir yol kullanılmadığını, ortaklıkların kurulduğu yıllara ilişkin olan bilançolar incelendiğinde şirketlerin ticari faaliyet içinde olan ve sürekli kar eden şirket olduğunu, paravan şirket olmadığını, savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece iddia,savunma ve tüm dosya kapsamına göre; davacı tarafından yatırıldığı belirtilen ödemelerin 1999 yılında yapıldığı, BK 60. maddesinde öngörülen 1 ve 10 yıllık zamanaşımı sürelerinin aynı zamanda ceza zamanaşımı itibariyle de davanın açıldığı tarihte dolduğu gerekçesiyle davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, tazminat istemine ilişkin olup, mahkemece uyuşmazlığın haksız fiilden kaynaklandığı ve davalı tarafın 818s. BK'nun 60. maddesi uyarınca zamanaşımı def'inde bulunduğu, olayda paranın yatırılış tarihine göre anılan maddede öngörülen 1 yıllık ve 10 yıllık zamanaşımı sürelerinin dolduğu gibi, ceza zamanaşımı süresinin de gerek kısmi davada talep edilen ve gerekse de ıslahla artırılan miktar bakımından gerçekleştiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Her ne kadar davacı taraf davalıların sorumluluğu bakımından haksız fiil iddiası dışında başka hukuki sebebler de ileri sürmüş ise de; aşağıda ayrıntılı olarak izah edileceği üzere davacı taraf yurt dışında kurulu bulunan Jetpa AG'ye para yatırdığını ve bu paraların Türkiye'de davalılara aktarıldığını ve davalılar tarafından kullanıldığını, yurt dışında kurulu şirketin tek ortağı ve yöneticisinin Fadıl Akgündüz olduğunu, davalı şirketin hakim ortağının da anılan davalı olduğunu ileri sürmüş bulunduğundan davalı tarafın zamanaşımı def'inin mahkemenin de kabulünde olduğu üzere haksız fiil hükümleri uyarınca değerlendirilmesi gerekir. Ancak, davada gerçekten de zamanaşımı sürelerinin gerçekleşip gerçekleşmediğinin incelenmesinden önce, davacı tarafın iddialarının ileri sürülüş şekli bakımından üzerinde durulması gereken öncelikli husus, davada zamanaşımı def'inin ileri sürülmesinin dürüstlük kurallarına aykırı olup olmadığı hususudur.
Her ne kadar bir borçlunun borcunun zamanaşımına uğradığını ileri sürmesi, bu yolla borcunu ödemekten kaçınması tüm çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi Türk hukuku bakımından da kanunen kendisine tanınan bir hak ve zamanaşımı def'inin ileri sürülmesi tek başına borçlunun dürüstlüğe aykırı bir davranışı olarak kabul edilemez ise de bazı hallerde zamanaşımı def'inin ileri sürülmesi dürüstlükle bağdaşmayabilir.( K.Oğuzman, T.Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler 2009, s. 482) Zamanaşımı def'inin ileri sürülmesinin hangi hallerde dürüstlük kuralına aykırı bulunduğu hususunda normatif bir düzenleme bulunmadığından bu hususun varid olup olmadığının her somut uyuşmazlığın özellikleri nazara alınarak değerlendirilmesi gerekir.
Bilimsel ve yargısal içtihatlarda davacının dava açmaması için oyalanması durumu dürüstlük kuralına aykırılık olarak kabul edilmektedir. (age,s. 482 vd.) Somut uyuşmazlıkta taraflar arasında çekişmesiz olduğu üzere yurt dışında çalışan davacıdan "JETPA" ibarelerinin büyük puntolarla "ınternational marketing and tradıng AG" ibarelerinin küçük harflerle yazıldığı "Ortaklık Sözleşmesi" başlıklı belge karşılığında para tahsil edilmiş olup, dosya içerisinde bulunan belgenin içeriğinden ise firmanın yani yurt dışında kurulu firmanın otomotiv, inşaat, tekstil, turizm, medya, ilaç ve hizmet sektörlerinde faaliyet gösteren yabancı bir holdingin ortağı olduğu (ki bahsi geçen Holdingin davalı ... olduğu da çekişmesizdir.), yatırılan tutarın yabancı holdingdeki ortaklıktan kaynaklanan yükümlülüğe karşı kullanılacağı, yatırımcının kâr ve zarara ortak olacağı, sessiz ortağın 60 aylık fesh-i ihbar müddetine riayet etmek suretiyle akdi feshedebileceği ve payına düşen meblağın yabancı holdingden isteneceği ve taraflarına ulaştığında davacı ortağa ödeneceği, kâr payı paylaşımında ortağın hissesinin %80 olacağının taahhüt edildiği anlaşılmaktadır.
Yine davada çekişmesiz olduğu üzere yurt dışında kurulu şirketin tek ortağı ve yöneticisi davalılardan Fadıl Akgündüz olup, dava tarihi itibariyle anılan şirketin herhangi bir malvarlığı ve ödeme gücü mevcut değildir. Yine davalı tarafın kabulünde olduğu ve ortaklık sözleşmesinde yazılı olduğu üzere toplanan paralar da Türkiye'ye gönderilmiş bulunmaktadır. Davadaki zamanaşımı def'inin ileri sürülmesinin dürüslük kuralına aykırı bulunup bulunmadığının değerlendirilmesinde bu olguların göz önünde bulundurulması gerekeceği tabiidir. Bu noktada nazara alınması gereken bir başka husus da (HUMK'nun 235 ve HMK'nun 187/2 nci maddesi uyarınca herkesce bilinmesi nedeniyle çekişmesiz olan) davalılardan Fadıl Akgündüz'ün diğer davalı ...
vasıtasıyla Türkiye'de çok büyük yatırımlar yapacağı yönünde reklamlar yapması ve yatırımcılarına önemli ölçüde kâr vereceği taahhüdünde bulunması hususudur. Davacı taraf da davada bu nedenle yurt dışındaki şirkete para verdiği iddiasındadır. Yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere davalı taraf davada bir yandan davacının organik bağ içinde olduğu ve davalı ...'ün yöneticisi ve tek ortağı bulunduğu şirketin ortağı olduğunu ve hakkın o şirkete karşı kullanılması gerektiğini savunurken, diğer yandan; imzaladığı sözleşmeyle 60 aylık sürede bir hak ileri sürmesinin mümkün bulunmadığına inandırılıp, güven telkin edilen ve yurt dışında yatırdığı parasını alamayacağının anlaşılması üzerine işbu davayı açtığı ileri sürülen davacıya karşı paranın yatırılış tarihine göre zamanaşımı süresinin dolduğunu belirterek zamanaşımı def'inin ileri sürülmesinin dürüstlük kuralı ile bağdaşır bir tutum olmadığının kabulü gerekir.
Bu itibarla, mahkemece davalı tarafın yerinde bulunmayan zamanaşımı def'inin reddiyle uyuşmazlığın esasına girilmek gerekirken, anılan hususlar gözden kaçırılarak davanın zamanaşımı yönünden reddine karar verilmesi doğru olmamış, kararın davacı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 12/07/2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1043548800 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz