İtirazın iptali
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2013/4040 E. 2014/11049 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
kâr payı hakkı↗ kurucu intifa senedi↗ amortisman↗ tevzi↗ yedek akçe↗ sözleşme serbestisi↗ intifa hakkı↗ kâr payı dağıtımı↗ esas sözleşme↗ tefrik↗ bilirkişi raporuna itiraz↗ pay sahipliği↗ kar payı↗ sermaye artırımı↗ bedelsizlik↗ reeskont faizi↗ icra takibine itiraz↗ muvafakat↗ uyuşmazlık konusu↗ anonim şirket↗ kâr dağıtımı↗ temerrüt faizi↗ ortaklık ilişkisi↗ bilirkişi incelemesi↗ kâr payı↗ asıl alacak↗ icra inkar tazminatı↗ inkar tazminatı↗ eksik inceleme↗ dahili dava↗ temerrüt↗ i̇i̇k 72/son↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davacının kurucu pay sahibi olduğu, kurucu pay sahibinin şirketin alacaklısı durumunda bulunduğu, hukuki temelinin TTK'nın 298. maddesinde düzenlendiği, anılan Kanun'un 466. maddesinin kârın tevzii ile ilgili olduğu, ikinci fıkranın 3 numaralı bendi ve üçüncü fıkra hükümleri, gayesi esas itibariyle başka işletmelere iştirakten ibaret olan “Holding” şirketleri hakkında cari olmadığı, davalı şirketin ana sözleşmesinde kurucuları arasında ister (A) ister (B) grubu olsun, holdingin yıllık kazancından TTK'nın 466. maddesinde yazılı yedek akçe ile pay sahipleri için ödenmiş sermayelerinin %5'i oranında 1. tertip temettü hissesi ayrıldıktan sonra kalanın 1/10'unu kurucu hisselerine tahsis edileceğinin hükme bağlandığı, ana sözleşmenin 36. maddesinde karın dağıtım şeklinin düzenlendiği, zamanının 37. maddesinde belirlendiği, davalının 20.11.1998 tarihli genel kurulunda kurucu kâr payı dağıtıldığı sermaye artırımından evvelki kâr dağıtımlarına teşmil edilmemek, ana sözleşmenin ve %10 oranındaki kurucu kâr payı miktarının
Değiştirilmesi hükmünde olmamak, sadece kurucu kâr payının oranlanacağı sermaye miktarını belirlemek amacına yönelik olarak ve anılan yasal düzenlemelere uygun, şirketin en fazla lehine ve en düşük sermaye miktarına oranlama yapılarak bundan böyle kurucu intifa hakkı sahiplerine ödenecek kurucu kâr payının belirtilen hususlar çerçevesinde sınırlandırılmasına, yine en son 1993 yılında kurucu intifa hakkı (senedi) sahiplerine, kâr payı ödemesi yapılmış olduğu nazara alınarak ana sözleşmenin tadili mahiyetinde olmamak ve bundan önceki kâr payı dağıtımı işlemlerine teşmil edilmemek suretiyle bundan böyle kâr payı dağıtımı işlemlerinde kurucu intifa sahiplerine yapılacak kâr payı ödemelerinin, genel kurulun 1993 yılındaki kâr dağıtım kararı tarihindeki sermaye olan 300 milyar TL'ye göre elde edilen oran göz önünde tutularak sınırlandırılmasına, diğer bir deyişle herhangi bir kâr payı dağıtımı işlemi yapıldığı takdirde, dağıtılacak safi kârın 1993 yılındaki 300 milyar TL sermayenin dağıtım tarihindeki sermayeye oranlanması suretiyle hesaplanacak miktarından kurucu intifa senedi sahiplerine ana sözleşmedeki oran ve esaslara göre tahsis edilmesine karar verildiği, 1998-1999-2002-2003-2005-2006 ve 2007 yıllarında genel kurullarda kârın dağıtılmasına dair bir karar alınmadığı, kurucu senet sahiplerine kâr payı verilmediği, anılan yıllara ait kârın fevkalade yedeklere ayrıldığı, kurucu intifa senedi sahiplerinin kâr payı dağıtım koşulları gerçekleştiği halde şirketçe bu tür pay sahiplerine sözleşmesel haklarının kasıtlı olarak zedelenmesi halinde gerek şirkete gerekse yöneticilerin kişisel sorumluluklarına dayanarak bunlar aleyhine genel hükümlerden doğan dâvâ haklarını kullanabilecekleri, davalının holding olduğu, ana sözleşmesinin 36/2a maddesinde “tevzi edilecek temettülere göre TTK'nın 466/3 maddesine uygun ayrılması icap eden ihtiyat tefrik olunur.” hükmünün bulunduğu, anılan hükmün, holding şirketleri için cari olmadığı, ana sözleşmesinin 36/2a maddesinin, TTK'nın 466 maddesinin 2. fıkrasının 3 bendi ile çeliştiği, 2. tertip fevkalade yedek ayırmaması gereken davalı şirketin, kârını dağıtmayarak fevkalade ihtiyatlara almasının kurucu hisse (intifa) senedi sahipleri ile şirket arasında oluşmuş bulunan akdi ilişkiyi zedelediği, faaliyet alanının başka şirketlerin sermayesine iştirak etmek ve hisse senetlerini elinde tutmak, bu hisse senetlerinin alıp satarak, kâr elde etmek, iştirak ettiği şirketlerin kârlarına payları oranında iştirak etmek olduğu, anılan şirketlerinin genel karakteri gereği, iştirak hisselerini alıp satmaları faaliyet konuları ile ilgili olduğu cihetle, iştirak hisselerinin satışından doğan kârın reel ve dağıtılabilir bir kâr bulunduğu, keza iştiraklerden alınan kâr paylarının da reel ve dağıtılabilir kâr mahiyetinde olduğu, faaliyet alanına giriyorsa, ticari amaçla taşınmaz alıp satmış ise, alım fiatı ile satış fiatı arasındaki müspet farkın da, şirketin dönem kârına dahil edilmesi gerektiği, ayrıca amortismana konu iktisadi kıymetin elden çıkartılması halinde, satış bedelinin üzerine amortismanlar eklenmek suretiyle bulunan değerden iktisap değeri, (yeniden değerleme yapılmış ise bu işlem sonunda bulunan kıymet) düşüldükten sonra bir artı değer oluşuyor ise bunun da reel kâr olarak kabul edileceği, davacının kurucu pay sahibinin şirketin alacaklısı durumunda bulunduğu, bu alacak hakkına muvafakati bulunmadan genel kurul kararı ile sınırlama getirilemeyeceği, takibinde haklı bulunduğu anlaşıldığından lehine inkar tazminatı hükmedildiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davalıdan 1.768.340,12 TL alacaklı olduğunun tespiti ile davalının icra takip dosyasına yaptığı vaki itirazın iptaline, davacının asıl alacak kısmı olan 1.263.622,78 TL ye takip tarihinden itibaren reeskont faiz oranları üzerinden işlemiş temerrüt faizi uygulanmasına, %20 icra inkar tazminatı olan 353.668,02 TL'nin ayrıca tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamları dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Dava, davalı şirketin kurucu intifa pay sahibi olan davacının dağıtılmadığını ileri sürdüğü kar payının tahsili için yapılan icra takibine itirazın iptaline ilişkindir.
Davacının, davalı şirkete ait 10 adet kurucu intifa senedi sahibi olduğu hususu uyuşmazlık konusu değildir. Dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6762 sayılı Kanun'un 298. maddesinde hukuki temelini bulan kurucu intifa senetleri, ortaklık kuruluşunda emeği geçenlere veya bunların dışındaki kişilere atıfet olarak bedelsiz çıkıralan senet türüdür. Anılan senet sahiplerine aynı Kanunun 466. maddesi hükmüne göre kardan pay verilir. Gerek Dairemizin kararlılık kazanan içtihatları (Bkz. 11.05.2001 tarih, 2001/3163 Esas-2001/4878 Karar, 04.05.2010 tarih, 2008/9248 Esas-2010/4881 Karar sayılı ilamları) gerekse doktrinde (Bk. Poroy-Tekinalp-Çamoğlu.; Ortaklıklar ve Kooperatif Hukuku, Güncelleştirilmiş 10. Tıpkı Basım, s.676 ve devamı) benimsendiği üzere, kurucular ve bunların halefleri ile anonim şirket arasında ilişki, bir ortaklık ilişkisi olmayıp, Borçlar Kanunu'nda tanımlanmamış, ancak aynı kanun kapsamında akit serbestisi ilkesi çerçevesinde yapılmış kendine özgü bir sözleşme niteliğindedir.
Davacı, davalı anonim şirketin kurucu pay sahibi olduğunu, kurucu hisse senetleri sahibine %10 kar payı ödeneceği yönündeki ana sözleşmesine uyulmadığını, karın sermaye sahibi ortakların sermayesine ilave edildiğini ileri sürmüş, mahkemece yazılı gerekçe ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Ancak, hüküm doğru değerlendirmeler içermediği gibi, temel alınan bilirkişi raporu da karar vermeye elverişli değildir. Davacının hüküm altına alınan kar payları, davalının sahip olduğu iştirak hisselerinin satışından elde edilen tutara göre hesaplanmıştır. Ancak, Dairemizin 05.02.2010 tarih, 2008/4682 Esas-2010/1316 Karar sayılı ve 04.05.2010 tarih, 2008/9248 Esas-2010/4881 Karar sayılı ilamlarında da kabul edildiği üzere, davalı şirketin sahibi olduğu iştirak hisseleri satışından elde edilen tutar, şirketin ticari faaliyeti sonucu elde edilen 'safi kar' kapsamına girmemektedir. 6762 sayılı TTK'nın 298. maddesinde belirlenen ticari etkinlik sonucu elde edilen kazanç tanımlaması arasında yer almamaktadır.
Bu durum karşısında, davacı kurucu pay sahibinin bu şekilde oluşan kardan pay isteyemeyeceğinin dikkate alınmadan hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
3-Ayrıca, davalı şirketin 'Holding' vasfı dikkate alınarak ve somut olaya uygulanması gereken TTK'nın 466/3. maddesinin 'Holding' niteliğindeki anonim şirketlerde uygulanmayacağı gerekçesiyle anılan esas sözleşme hükmünün kanuna aykırı bulunduğu, davalının fevkalade yedek ayırmasının yanlış olduğu kabul edilmiştir. Ancak, yukarıda açıklandığı üzere, kurucu intifa pay senedi sahibi veya bunların halefleri ile şirket arasındaki ilişki, sermaye sahibi ortak ile şirket arasındaki ilişkiden ayrı, sözleşme serbestisi kapsamında değerlendirilen kendine özgü bir akit olduğundan, ana sözleşmenin 36. maddesinin TTK'nın 466. maddesine aykırı olduğu hususu, davacıyı etkilemeyecektir. Başka bir anlatımla, ana sözleşmede yazılı koşullar çerçevesinde davacı ile davalı arasında akdi bir ilişki mevcut olup, ana sözleşmenin ilgili hükmü davacıyı bağlayacaktır. Ayrıca, her ticaret ortaklığı gibi anonim ortaklığın nihai amacı kar elde edip ortaklarına dağıtmaktır. Bu amaç, anasözleşmelerde yer almaz çeşitli kanunlardaki kişi birliklerini ayıran, “müşterek gaye” kıstasından ve “ortaklık” kavramından doğar. Başka bir deyişle “anonim şirket kanunen yasak olmayan her türlü iktisadi maksat ve konular için kurulur” (TTK’nın 271) ve kâr elde etmek ve paylaştırmak nihai amacını elde etmek hedefine yönelir ve bu yolda çaba harcar. Ortaklığın bütün organları bu nihai amaca uygun kararlar almak zorundadır. Şirketin nihai amacının kar elde edip ortaklara dağıtması esas olmakla birlikte anasözleşmeye konulacak hükümler yanında kanunda gösterilen nedenler bu genel ilkenin istisnalarını oluşturmaktadır. Bu istisnaların en önemlisi ve uygulamada da sıkça görülüp dava konusu uyuşmazlığa da konu olan TTK’nın 469/2. maddesindeki düzenlemedir. Anılan düzenleme gereğince şirketin devamlı inkişafı ve mümkün mertebe istikrarlı kâr dağıtımını temin bakımından anasözleşmede zikredilenlerden başka yedek akçeler ayrılmasına şirket genel kurulunca karar verilebilir. Kâr payı hakkı ile bu hakkın istisnasını oluşturan TTK’nın 469/2. fıkrası arasındaki hassas dengenin kurulması zorunludur.
Dairemizin 05.02.2010 tarih ve 2008/4682 Esas, 2010/1316 Karar sayılı ilamında da açıklandığı üzere, kurucu intifa senedi sahibini de ilgilendiren bir husus daha vardır ki, o da şirketin varlığı, gelişmesi ve dolayısıyla ileride istikrarlı kâr dağıtılmasını temindir. Bu itibarla, şayet kârın yedek akçeye ayrılmaması halinde anılan hususlar tehlikeye düşer ise bundan kurucular da etkileneceğinden şirketin, kârın yedek akçe olarak ayrılmasının ortaklığın devamlı gelişimi için gerekli olduğunu davalının kanıtlaması halinde, kurucu intifa senedi sahipleri şirketten bir talepte bulunamayacaktır.
O halde, davalı vekilinin, kârın yedek akçeye ayrılmasına yönelik aldığı kararların şirketin devamlı gelişimi için uygun ve yararlı olduğu, davacının bu yönüyle talep hakkının bulunmadığı yönündeki bilirkişi raporuna itirazı üzerinde durulup, ek rapor alınması veya yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılması gerekirken, yazılı şekilde eksik incelemeye dayalı hüküm kurulması da kabul şekli bakımından doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
4-Davacı vekili, dava dilekçesinde istediği kar payını talep ettiği yıllara göre açıklamış ve 2002 yılının 2. sermaye artışıyla ilgili talebi aşılarak yazılı şekilde hüküm kurulması da yine kabul şekli bakımından doğru olmamış, kararın bu yönüyle de bozulması gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2008/9248 E. 2010/4881 K.
Ortak:kâr payı hakkı · kurucu intifa senedi · yedek akçe · kâr payı dağıtımı · kar payı · anonim şirket · kâr dağıtımı · kâr payı
İncelediğiniz kararda… da cari olmadığı, davalı şirketin ana sözleşmesinde kurucuları arasında ister (A) ister (B) grubu olsun, holdingin yıllık kazancından TTK'nın 466. maddesinde yazılı «yedek akçe» ile «pay sahipleri» için ödenmiş sermayelerinin %5'i oranında 1. tertip temettü hissesi ayrıldıktan sonra kalanın 1/10'unu kurucu hisselerine tahsis edileceğinin hükme bağlandığı, ana sözleşmenin 36. maddesinde karın «dağıtım» şeklinin düzenlendiği, zamanının 37. maddesinde belirlendiği, davalının 20.11.1998 tarihli genel kurulunda kurucu kâr «payı dağıtıldığı» «sermaye artırımından» evvelki kâr dağıtımlarına teşmil edilmemek, ana sözleşmenin ve %10 oranındaki kurucu kâr payı miktarının Değiştirilmesi hükmünde olmamak, sadece kurucu kâr payının oranlanacağı sermaye miktarını belirlemek amacına yönelik olarak ve anılan yasal düzenlemelere uygun, şirketin en fazla lehine ve en düşük sermaye miktarına oranlama yapılarak bundan böyle kurucu «intifa hakkı» sahiplerine ödenecek kurucu kâr payının belirtilen hususlar çerçevesinde sınırlandırılmasına, yine en «son» 1993 yılında kurucu intifa hakkı (senedi) sahiplerine, kâr payı ödemesi yapılmış olduğu nazara alınarak ana sözleşmenin tadili mahiyetinde olmamak ve bundan önceki kâr payı dağıtımı işlemlerine teşmil edilmemek suretiyle bundan böyle kâr payı dağıtımı işlemlerinde kurucu intifa sahiplerine yapılacak kâr payı ödemelerinin, genel kurulun 1993 yılındaki kâr dağıtım kararı tarihindeki sermaye olan 300 milyar TL'ye göre elde edilen oran göz önünde tutularak sınırlandırılmasına, diğer bir deyişle herhangi bir kâr payı dağıtımı işlemi yapıldığı takdirde, dağıtılacak safi kârın 1993 yılındaki 300 milyar TL sermayenin dağıtım tarihindeki sermayeye oranlanması suretiyle hesaplanacak miktarından «kurucu intifa senedi» sahiplerine ana sözleşmedeki oran ve esaslara göre tahsis edilmesine karar verildiği, 1998-1999-2002-2003-2005-2006 ve 2007 yıllarında genel kurullarda kârın dağıtılmasına dair bir karar alınmadığı, kurucu senet sahiplerine kâr payı verilmediği, anılan yıllara ait kârın fevkalade yedeklere ayrıldığı, kurucu intifa senedi sahiplerinin kâr payı dağıtım koşulları gerçekleştiği halde şirketçe bu tür pay sahiplerine sözleşmesel haklarının kasıtlı olarak zedelenmesi halinde gerek şirkete gerekse yöneticilerin kişisel sorumluluklarına dayanarak bunlar aleyhine genel hükümlerden doğan dâvâ haklarını kullanabilecekleri, davalının holding olduğu, ana sözleşmesinin 36/2a maddesinde “«tevzi» edilecek temettülere göre TTK'nın 466/3 maddesine uygun ayrılması icap eden ihtiyat «tefrik» olunur.” hükmünün bulunduğu, anılan hükmün, holding şirketleri için cari olmadığı, ana sözleşmesinin 36/2a maddesinin, TTK'nın 466 maddesinin 2. fıkrasının 3 bendi ile çeliştiği, 2. tertip fevkalade yedek ayırmaması gereken davalı şirketin, kârını dağıtmayarak fevkalade ihtiyatlara almasının kurucu hisse (intifa) senedi sahipleri ile şirket arasında oluşmuş bulunan akdi ilişkiyi zedelediği, faaliyet alanının başka şirketlerin sermayesine iştirak etmek ve hisse senetlerini elinde tutmak, bu hisse senetlerinin alıp satarak, kâr elde etmek, iştirak ettiği şirketlerin kârlarına payları oranında iştirak etmek olduğu, anılan şirketlerinin genel karakteri gereği, iştirak hisselerini alıp satmaları faaliyet konuları ile ilgili olduğu cihetle, iştirak hisselerinin satışından doğan kârın reel ve dağıtılabilir bir kâr bulunduğu, keza iştiraklerden alınan kâr paylarının da reel ve dağıtılabilir kâr mahiyetinde olduğu, faaliyet alanına giriyorsa, ticari amaçla taşınmaz alıp satmış ise, alım fiatı ile satış fiatı arasındaki müspet farkın da, şirketin dönem kârına «dahil» edilmesi gerektiği, ayrıca «amortismana» konu iktisadi kıymetin elden çıkartılması halinde, satış bedelinin üzerine amortismanlar eklenmek suretiyle bulunan değerden iktisap değeri, (yeniden değerleme yapılmış ise bu işlem sonunda bulunan kıymet) düşüldükten sonra bir artı değer oluşuyor ise bunun da reel kâr olarak kabul edileceği, davacının kurucu pay sahibinin şirketin alacaklısı durumunda bulunduğu, bu alacak hakkına «muvafakati» bulunmadan genel kurul kararı ile sınırlama getirilemeyeceği, takibinde haklı bulunduğu anlaşıldığından lehine «inkar tazminatı» hükmedildiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davalıdan 1.768.340,12 TL alacaklı olduğunun tespiti ile davalının icra takip dosyasına yaptığı vaki itirazın iptaline, davacının «asıl alacak» kısmı olan 1.263.622,78 TL ye takip tarihinden itibaren «reeskont faiz» oranları üzerinden işlemiş «temerrüt faizi» uygulanmasına, %20 «icra inkar tazminatı» olan 353.668,02 TL'nin ayrıca tahsiline karar verilmiştir.
2-Dava, davalı şirketin kurucu intifa pay sahibi olan davacının «dağıtılmadığını» ileri sürdüğü «kar payının» tahsili için yapılan «icra takibine itirazın» iptaline ilişkindir.
Davacı, davalı «anonim şirketin» kurucu pay sahibi olduğunu, kurucu hisse senetleri sahibine %10 «kar payı» ödeneceği yönündeki ana sözleşmesine uyulmadığını, karın sermaye sahibi ortakların sermayesine ilave edildiğini ileri sürmüş, mahkemece yazılı gerekçe ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Benzer bu kararda2-Kârın yedek akçelere ayrılmasına ve ortaklara «dağıtılmamasına» ilişkin davalı uygulamasının kâr «payı» haklarını ihlal ettiğine dayanan davacıların «kurucu intifa senedi» sahibi sıfatına dayalı «kar payı» isteminin de reddine yönelik temyize gelince; Her ticaret ortaklığı gibi anonim ortaklığın nihai amacı kar elde edip ortaklarına dağıtmaktır.
Mahkemece, dosya kapsamına ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, dava sırasında davacıların hisse senetlerini davalıya vermesi üzerine davalının «ilmühaberleri» davacılara verdiği ve muarazanın kalmadığı, «muarazanın giderilmesi» ve hisse senetlerinin tespiti istemlerinin konusuz kaldığı, davanın açılmasına davalının sebebiyet vermediği, davaya kâr «payı dağıtılmamasına» ilişkin kararları aleyhine dava açmadıkları, genel kurul tutanaklarında kâr payı dağıtımına ilişkin karar alınmadığı, şirket kârlarının anasözleşmenin 36/«son» maddesi uyarınca fevkalâde ihtiyatlara alınmasına karar verildiği, sermayeye ilave edilmediği, sermaye artışının TTK'nun 298. maddesi anlamında hasıl olacak kazançtan değil, iştirak hisseleri satışı veya maddi duran varlıkların yeniden değerleme, değer artış fonundan karşılandığı, bu nedenle kurucu hisseler için kâr payı istenemeyeceği, kâr dağıtım kararı bulunmadığından ortaklığa bağlı kâr payı alacaklarının da doğmadığı, fevkalâde ihtiyatlara ayırmanın gizli kâr dağıtımı olmadığı gerekçesiyle, kâr payına yönelik davanın reddine, diğer istemler hakkında karar «verilmesine yer olmadığına» karar verilmiştir.
Davalı şirketin anasözleşmesinin 36. maddesinin 1/«son» maddesi gereğince 1 temettü ve diğer sözleşmesel ve kanuni yedekler ayrıldıktan sonra kalan safi kârın 2. maddenin d bendi gereğince ikinci tertip temettü «payı» olarak «dağıtılacağı» belirtilmiş, son fıkra ile de genel kurulun ekseriyeti ile kâr «payının dağıtılmayıp» olağanüstü yedeklere ayrılabileceği benimsenmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:ilmühaber · muarazanın giderilmesi · genel kurul kararının iptali · hisse senedi · karar verilmesine yer olmadığına
Benzer bu karardaMahkemece, dosya kapsamına ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, dava sırasında davacıların hisse senetlerini davalıya vermesi üzerine davalının «ilmühaberleri» davacılara verdiği ve muarazanın kalmadığı, «muarazanın giderilmesi» ve hisse senetlerinin tespiti istemlerinin konusuz kaldığı, davanın açılmasına davalının sebebiyet vermediği, davaya kâr «payı dağıtılmamasına» ilişkin kararları aleyhine dava açmadıkları, genel kurul tutanaklarında kâr payı dağıtımına ilişkin karar alınmadığı, şirket kârlarının anasözleşmenin 36/«son» maddesi uyarınca fevkalâde ihtiyatlara alınmasına karar verildiği, sermayeye ilave edilmediği, sermaye artışının TTK'nun 298. maddesi anlamında hasıl olacak kazançtan değil, iştirak hisseleri satışı veya maddi duran varlıkların yeniden değerleme, değer artış fonundan karşılandığı, bu nedenle kurucu hisseler için kâr payı istenemeyeceği, kâr dağıtım kararı bulunmadığından ortaklığa bağlı kâr payı alacaklarının da doğmadığı, fevkalâde ihtiyatlara ayırmanın gizli kâr dağıtımı olmadığı gerekçesiyle, kâr payına yönelik davanın reddine, diğer istemler hakkında karar «verilmesine yer olmadığına» karar verilmiştir.
Mahkeme kararında, davacıların «genel kurul kararlarının iptalini» dava etmemiş olmalarına ilişkin gerekçe, davacıların «hisse senedi» sahibi sıfatına dayalı olarak kâr «payı» isteyemeyeceklerine ilişkin varılan sonucun gerekçesi olarak kullanılmış olup,«kurucu intifa senedi» sahibi sıfatları için dayanılan bir gerekçe değildir.
1-Davacılar, 1993-2002 yılları arasında, «hisse senedi» ve ayrıca «kurucu intifa senedi» sahibi olmak üzere iki sıfatla kâr «payı» istemiştir.
Bu genel kurullarda, kârın yedek akçelere ayrılmasına, kârın ortaklara «dağıtılmamasına» karar verilmiş olup, bu kararların iptali için dava açmayan davacılar, «hisse senedi» sahibi sıfatına dayalı kâr «payı» isteyemezler.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2008/4682 E. 2010/1316 K.
Ortak:yedek akçe · sermaye artırımı · kâr dağıtımı · dahili dava
İncelediğiniz kararda… da cari olmadığı, davalı şirketin ana sözleşmesinde kurucuları arasında ister (A) ister (B) grubu olsun, holdingin yıllık kazancından TTK'nın 466. maddesinde yazılı «yedek akçe» ile «pay sahipleri» için ödenmiş sermayelerinin %5'i oranında 1. tertip temettü hissesi ayrıldıktan sonra kalanın 1/10'unu kurucu hisselerine tahsis edileceğinin hükme bağlandığı, ana sözleşmenin 36. maddesinde karın «dağıtım» şeklinin düzenlendiği, zamanının 37. maddesinde belirlendiği, davalının 20.11.1998 tarihli genel kurulunda kurucu kâr «payı dağıtıldığı» «sermaye artırımından» evvelki kâr dağıtımlarına teşmil edilmemek, ana sözleşmenin ve %10 oranındaki kurucu kâr payı miktarının Değiştirilmesi hükmünde olmamak, sadece kurucu kâr payının oranlanacağı sermaye miktarını belirlemek amacına yönelik olarak ve anılan yasal düzenlemelere uygun, şirketin en fazla lehine ve en düşük sermaye miktarına oranlama yapılarak bundan böyle kurucu «intifa hakkı» sahiplerine ödenecek kurucu kâr payının belirtilen hususlar çerçevesinde sınırlandırılmasına, yine en «son» 1993 yılında kurucu intifa hakkı (senedi) sahiplerine, kâr payı ödemesi yapılmış olduğu nazara alınarak ana sözleşmenin tadili mahiyetinde olmamak ve bundan önceki kâr payı dağıtımı işlemlerine teşmil edilmemek suretiyle bundan böyle kâr payı dağıtımı işlemlerinde kurucu intifa sahiplerine yapılacak kâr payı ödemelerinin, genel kurulun 1993 yılındaki kâr dağıtım kararı tarihindeki sermaye olan 300 milyar TL'ye göre elde edilen oran göz önünde tutularak sınırlandırılmasına, diğer bir deyişle herhangi bir kâr payı dağıtımı işlemi yapıldığı takdirde, dağıtılacak safi kârın 1993 yılındaki 300 milyar TL sermayenin dağıtım tarihindeki sermayeye oranlanması suretiyle hesaplanacak miktarından «kurucu intifa senedi» sahiplerine ana sözleşmedeki oran ve esaslara göre tahsis edilmesine karar verildiği, 1998-1999-2002-2003-2005-2006 ve 2007 yıllarında genel kurullarda kârın dağıtılmasına dair bir karar alınmadığı, kurucu senet sahiplerine kâr payı verilmediği, anılan yıllara ait kârın fevkalade yedeklere ayrıldığı, kurucu intifa senedi sahiplerinin kâr payı dağıtım koşulları gerçekleştiği halde şirketçe bu tür pay sahiplerine sözleşmesel haklarının kasıtlı olarak zedelenmesi halinde gerek şirkete gerekse yöneticilerin kişisel sorumluluklarına dayanarak bunlar aleyhine genel hükümlerden doğan dâvâ haklarını kullanabilecekleri, davalının holding olduğu, ana sözleşmesinin 36/2a maddesinde “«tevzi» edilecek temettülere göre TTK'nın 466/3 maddesine uygun ayrılması icap eden ihtiyat «tefrik» olunur.” hükmünün bulunduğu, anılan hükmün, holding şirketleri için cari olmadığı, ana sözleşmesinin 36/2a maddesinin, TTK'nın 466 maddesinin 2. fıkrasının 3 bendi ile çeliştiği, 2. tertip fevkalade yedek ayırmaması gereken davalı şirketin, kârını dağıtmayarak fevkalade ihtiyatlara almasının kurucu hisse (intifa) senedi sahipleri ile şirket arasında oluşmuş bulunan akdi ilişkiyi zedelediği, faaliyet alanının başka şirketlerin sermayesine iştirak etmek ve hisse senetlerini elinde tutmak, bu hisse senetlerinin alıp satarak, kâr elde etmek, iştirak ettiği şirketlerin kârlarına payları oranında iştirak etmek olduğu, anılan şirketlerinin genel karakteri gereği, iştirak hisselerini alıp satmaları faaliyet konuları ile ilgili olduğu cihetle, iştirak hisselerinin satışından doğan kârın reel ve dağıtılabilir bir kâr bulunduğu, keza iştiraklerden alınan kâr paylarının da reel ve dağıtılabilir kâr mahiyetinde olduğu, faaliyet alanına giriyorsa, ticari amaçla taşınmaz alıp satmış ise, alım fiatı ile satış fiatı arasındaki müspet farkın da, şirketin dönem kârına «dahil» edilmesi gerektiği, ayrıca «amortismana» konu iktisadi kıymetin elden çıkartılması halinde, satış bedelinin üzerine amortismanlar eklenmek suretiyle bulunan değerden iktisap değeri, (yeniden değerleme yapılmış ise bu işlem sonunda bulunan kıymet) düşüldükten sonra bir artı değer oluşuyor ise bunun da reel kâr olarak kabul edileceği, davacının kurucu pay sahibinin şirketin alacaklısı durumunda bulunduğu, bu alacak hakkına «muvafakati» bulunmadan genel kurul kararı ile sınırlama getirilemeyeceği, takibinde haklı bulunduğu anlaşıldığından lehine «inkar tazminatı» hükmedildiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davalıdan 1.768.340,12 TL alacaklı olduğunun tespiti ile davalının icra takip dosyasına yaptığı vaki itirazın iptaline, davacının «asıl alacak» kısmı olan 1.263.622,78 TL ye takip tarihinden itibaren «reeskont faiz» oranları üzerinden işlemiş «temerrüt faizi» uygulanmasına, %20 «icra inkar tazminatı» olan 353.668,02 TL'nin ayrıca tahsiline karar verilmiştir.
Anılan düzenleme gereğince şirketin devamlı inkişafı ve mümkün mertebe istikrarlı kâr «dağıtımını» temin bakımından anasözleşmede zikredilenlerden başka «yedek akçeler» ayrılmasına şirket genel kurulunca karar verilebilir.
2-Dava, davalı şirketin kurucu intifa pay sahibi olan davacının «dağıtılmadığını» ileri sürdüğü «kar payının» tahsili için yapılan «icra takibine itirazın» iptaline ilişkindir.
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacının davalı şirketin kârın «dağıtılmamasına» dair 24.3.1998 tarihli «genel kurul kararının iptalini» talep etmediği, davalı şirketin emisyon «priminin» TTK.nun 466. maddesi gereği kanuni yedeklere ayrılacağı, iç «kaynaklardan sermaye artırımına» yol açan iştirak hisselerinin satışından elde edilen kazancın ticari kâr anlamında kabul edilemeyeceği ve TTK.nun 298. maddesinde öngörülen kazanç kavramına «dahil» olmadığı, davalı şirketin 1997 yılı itibariyle fevkalade ihtiyatlara ayrıldığı kısım içinde genel kurulun kârın dağıtılmaması kararının iptali söz konusu edilmediğ …
2-Ancak, davacı taraf davada ticari etkinlik sonucu elde edilen 1997 yılı kârının da «dağıtılmayarak» fevkalede ihtiyatlara ayrılmasına karar verildiğini belirterek, bu tutara yönelik de tahsili talebinde bulunmuştur.
… dan genel kurul kararı veya tek taraflı anasözleşme değişikliği ile kurucu veya haleflerinin haklarının ortadan kaldırılması mümkün olmadığından genel kurulca kârın «dağıtılmaması» yönünde karar alınması ve bu «genel kurul kararının iptali» hususunda dava açılmaması bu açıdan neticeye müessir değildir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:iç kaynaklardan sermaye artırımı · genel kurul kararının iptali · ek prim
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacının davalı şirketin kârın «dağıtılmamasına» dair 24.3.1998 tarihli «genel kurul kararının iptalini» talep etmediği, davalı şirketin emisyon «priminin» TTK.nun 466. maddesi gereği kanuni yedeklere ayrılacağı, iç «kaynaklardan sermaye artırımına» yol açan iştirak hisselerinin satışından elde edilen kazancın ticari kâr anlamında kabul edilemeyeceği ve TTK.nun 298. maddesinde öngörülen kazanç kavramına «dahil» olmadığı, davalı şirketin 1997 yılı itibariyle fevkalade ihtiyatlara ayrıldığı kısım içinde genel kurulun kârın dağıtılmaması kararının iptali söz konusu edilmediğ …
… dan genel kurul kararı veya tek taraflı anasözleşme değişikliği ile kurucu veya haleflerinin haklarının ortadan kaldırılması mümkün olmadığından genel kurulca kârın «dağıtılmaması» yönünde karar alınması ve bu «genel kurul kararının iptali» hususunda dava açılmaması bu açıdan neticeye müessir değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/14895 E. 2015/3855 K.
Ortak:kurucu intifa senedi · intifa hakkı · kâr payı dağıtımı · reeskont faizi · muvafakat · kâr dağıtımı · temerrüt faizi · kâr payı · İtirazın iptali
İncelediğiniz kararda… da cari olmadığı, davalı şirketin ana sözleşmesinde kurucuları arasında ister (A) ister (B) grubu olsun, holdingin yıllık kazancından TTK'nın 466. maddesinde yazılı «yedek akçe» ile «pay sahipleri» için ödenmiş sermayelerinin %5'i oranında 1. tertip temettü hissesi ayrıldıktan sonra kalanın 1/10'unu kurucu hisselerine tahsis edileceğinin hükme bağlandığı, ana sözleşmenin 36. maddesinde karın «dağıtım» şeklinin düzenlendiği, zamanının 37. maddesinde belirlendiği, davalının 20.11.1998 tarihli genel kurulunda kurucu kâr «payı dağıtıldığı» «sermaye artırımından» evvelki kâr dağıtımlarına teşmil edilmemek, ana sözleşmenin ve %10 oranındaki kurucu kâr payı miktarının Değiştirilmesi hükmünde olmamak, sadece kurucu kâr payının oranlanacağı sermaye miktarını belirlemek amacına yönelik olarak ve anılan yasal düzenlemelere uygun, şirketin en fazla lehine ve en düşük sermaye miktarına oranlama yapılarak bundan böyle kurucu «intifa hakkı» sahiplerine ödenecek kurucu kâr payının belirtilen hususlar çerçevesinde sınırlandırılmasına, yine en «son» 1993 yılında kurucu intifa hakkı (senedi) sahiplerine, kâr payı ödemesi yapılmış olduğu nazara alınarak ana sözleşmenin tadili mahiyetinde olmamak ve bundan önceki kâr payı dağıtımı işlemlerine teşmil edilmemek suretiyle bundan böyle kâr payı dağıtımı işlemlerinde kurucu intifa sahiplerine yapılacak kâr payı ödemelerinin, genel kurulun 1993 yılındaki kâr dağıtım kararı tarihindeki sermaye olan 300 milyar TL'ye göre elde edilen oran göz önünde tutularak sınırlandırılmasına, diğer bir deyişle herhangi bir kâr payı dağıtımı işlemi yapıldığı takdirde, dağıtılacak safi kârın 1993 yılındaki 300 milyar TL sermayenin dağıtım tarihindeki sermayeye oranlanması suretiyle hesaplanacak miktarından «kurucu intifa senedi» sahiplerine ana sözleşmedeki oran ve esaslara göre tahsis edilmesine karar verildiği, 1998-1999-2002-2003-2005-2006 ve 2007 yıllarında genel kurullarda kârın dağıtılmasına dair bir karar alınmadığı, kurucu senet sahiplerine kâr payı verilmediği, anılan yıllara ait kârın fevkalade yedeklere ayrıldığı, kurucu intifa senedi sahiplerinin kâr payı dağıtım koşulları gerçekleştiği halde şirketçe bu tür pay sahiplerine sözleşmesel haklarının kasıtlı olarak zedelenmesi halinde gerek şirkete gerekse yöneticilerin kişisel sorumluluklarına dayanarak bunlar aleyhine genel hükümlerden doğan dâvâ haklarını kullanabilecekleri, davalının holding olduğu, ana sözleşmesinin 36/2a maddesinde “«tevzi» edilecek temettülere göre TTK'nın 466/3 maddesine uygun ayrılması icap eden ihtiyat «tefrik» olunur.” hükmünün bulunduğu, anılan hükmün, holding şirketleri için cari olmadığı, ana sözleşmesinin 36/2a maddesinin, TTK'nın 466 maddesinin 2. fıkrasının 3 bendi ile çeliştiği, 2. tertip fevkalade yedek ayırmaması gereken davalı şirketin, kârını dağıtmayarak fevkalade ihtiyatlara almasının kurucu hisse (intifa) senedi sahipleri ile şirket arasında oluşmuş bulunan akdi ilişkiyi zedelediği, faaliyet alanının başka şirketlerin sermayesine iştirak etmek ve hisse senetlerini elinde tutmak, bu hisse senetlerinin alıp satarak, kâr elde etmek, iştirak ettiği şirketlerin kârlarına payları oranında iştirak etmek olduğu, anılan şirketlerinin genel karakteri gereği, iştirak hisselerini alıp satmaları faaliyet konuları ile ilgili olduğu cihetle, iştirak hisselerinin satışından doğan kârın reel ve dağıtılabilir bir kâr bulunduğu, keza iştiraklerden alınan kâr paylarının da reel ve dağıtılabilir kâr mahiyetinde olduğu, faaliyet alanına giriyorsa, ticari amaçla taşınmaz alıp satmış ise, alım fiatı ile satış fiatı arasındaki müspet farkın da, şirketin dönem kârına «dahil» edilmesi gerektiği, ayrıca «amortismana» konu iktisadi kıymetin elden çıkartılması halinde, satış bedelinin üzerine amortismanlar eklenmek suretiyle bulunan değerden iktisap değeri, (yeniden değerleme yapılmış ise bu işlem sonunda bulunan kıymet) düşüldükten sonra bir artı değer oluşuyor ise bunun da reel kâr olarak kabul edileceği, davacının kurucu pay sahibinin şirketin alacaklısı durumunda bulunduğu, bu alacak hakkına «muvafakati» bulunmadan genel kurul kararı ile sınırlama getirilemeyeceği, takibinde haklı bulunduğu anlaşıldığından lehine «inkar tazminatı» hükmedildiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davalıdan 1.768.340,12 TL alacaklı olduğunun tespiti ile davalının icra takip dosyasına yaptığı vaki itirazın iptaline, davacının «asıl alacak» kısmı olan 1.263.622,78 TL ye takip tarihinden itibaren «reeskont faiz» oranları üzerinden işlemiş «temerrüt faizi» uygulanmasına, %20 «icra inkar tazminatı» olan 353.668,02 TL'nin ayrıca tahsiline karar verilmiştir.
2-Dava, davalı şirketin kurucu intifa pay sahibi olan davacının «dağıtılmadığını» ileri sürdüğü «kar payının» tahsili için yapılan «icra takibine itirazın» iptaline ilişkindir.
Dairemizin 05.02.2010 tarih ve 2008/4682 Esas, 2010/1316 Karar sayılı ilamında da açıklandığı üzere, «kurucu intifa senedi» sahibini de ilgilendiren bir husus daha vardır ki, o da şirketin varlığı, gelişmesi ve dolayısıyla ileride istikrarlı kâr «dağıtılmasını» temindir.
Benzer bu karardaMahkemece, en «son» 1993 yılında kurucu «intifa hakkı» (senedi) sahiplerine, kâr «payı» ödemesi yapılmış olduğu nazara alınarak ana sözleşmenin tadili mahiyetinde olmamak ve bundan önceki kâr «payı dağıtımı» işlemlerine teşmil edilmemek suretiyle bundan böyle kâr payı dağıtımı işlemlerinde kurucu intifa sahiplerine yapılacak kâr payı ödemelerinin, genel kurulun 1993 yılındaki kâr dağıtım kararı tarihindeki sermaye olan 300 milyar TL'ye göre elde edilen oran göz önünde tutularak sınırlandırılmasına, diğer bir deyişle herhangi bir kâr payı dağıtımı işlemi yapıldığı takdirde, dağıtılacak safi kârın 1993 yılındaki 300 milyar TL sermayenin dağıtım tarihindeki sermayeye oranlanması suretiyle hesaplanacak miktarından «kurucu intifa senedi» sahiplerine ana sözleşmedeki oran ve esaslara göre tahsis edilmesine karar verildiği, 1998-1999-2002-2003-2005-2006 ve 2007 yıllarında genel kurullarda kârın dağıtılmasına dair bir karar alınmadığı, kurucu senet sahiplerine kâr payı verilmediği, davacının kurucu pay sahibinin şirketin alacaklısı durumunda bulunduğu, bu alacak hakkına «muvafakati» bulunmadan genel kurul kararı ile sınırlama getirilemeyeceği, takibinde haklı bulunduğu anlaşıldığından lehine «inkar tazminatı» hükmedildiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davalıdan 1.768.340,12 TL alacaklı olduğunun tespiti ile davalının icra takip dosyasına yaptığı vaki itirazın iptaline, davacının «asıl alacak» kısmı olan 1.263.622,78 TL ye takip tarihinden itibaren «reeskont faiz» oranları üzerinden işlemiş «temerrüt faizi» uygulanmasına, %20 «icra inkar tazminatı» olan 353.668,02 TL'nin ayrıca tahsiline dair verilen karar davalı vekili tarafından temyizi üzerine Dairemizin 10/06/2014 tarihli kararı ile bozulmuştur.
Sonuç: 🔶 iki emsal
3 benzer karar daha
-
Kurucu pay senedi sahibi genel kurul iptali olmadan kâr payı isteyebilir
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2008/4676 E. 2010/1315 K.
Ortak:kâr payı
İncelediğiniz kararda… da cari olmadığı, davalı şirketin ana sözleşmesinde kurucuları arasında ister (A) ister (B) grubu olsun, holdingin yıllık kazancından TTK'nın 466. maddesinde yazılı «yedek akçe» ile «pay sahipleri» için ödenmiş sermayelerinin %5'i oranında 1. tertip temettü hissesi ayrıldıktan sonra kalanın 1/10'unu kurucu hisselerine tahsis edileceğinin hükme bağlandığı, ana sözleşmenin 36. maddesinde karın «dağıtım» şeklinin düzenlendiği, zamanının 37. maddesinde belirlendiği, davalının 20.11.1998 tarihli genel kurulunda kurucu kâr «payı dağıtıldığı» «sermaye artırımından» evvelki kâr dağıtımlarına teşmil edilmemek, ana sözleşmenin ve %10 oranındaki kurucu kâr payı miktarının Değiştirilmesi hükmünde olmamak, sadece kurucu kâr payının oranlanacağı sermaye miktarını belirlemek amacına yönelik olarak ve anılan yasal düzenlemelere uygun, şirketin en fazla lehine ve en düşük sermaye miktarına oranlama yapılarak bundan böyle kurucu «intifa hakkı» sahiplerine ödenecek kurucu kâr payının belirtilen hususlar çerçevesinde sınırlandırılmasına, yine en «son» 1993 yılında kurucu intifa hakkı (senedi) sahiplerine, kâr payı ödemesi yapılmış olduğu nazara alınarak ana sözleşmenin tadili mahiyetinde olmamak ve bundan önceki kâr payı dağıtımı işlemlerine teşmil edilmemek suretiyle bundan böyle kâr payı dağıtımı işlemlerinde kurucu intifa sahiplerine yapılacak kâr payı ödemelerinin, genel kurulun 1993 yılındaki kâr dağıtım kararı tarihindeki sermaye olan 300 milyar TL'ye göre elde edilen oran göz önünde tutularak sınırlandırılmasına, diğer bir deyişle herhangi bir kâr payı dağıtımı işlemi yapıldığı takdirde, dağıtılacak safi kârın 1993 yılındaki 300 milyar TL sermayenin dağıtım tarihindeki sermayeye oranlanması suretiyle hesaplanacak miktarından «kurucu intifa senedi» sahiplerine ana sözleşmedeki oran ve esaslara göre tahsis edilmesine karar verildiği, 1998-1999-2002-2003-2005-2006 ve 2007 yıllarında genel kurullarda kârın dağıtılmasına dair bir karar alınmadığı, kurucu senet sahiplerine kâr payı verilmediği, anılan yıllara ait kârın fevkalade yedeklere ayrıldığı, kurucu intifa senedi sahiplerinin kâr payı dağıtım koşulları gerçekleştiği halde şirketçe bu tür pay sahiplerine sözleşmesel haklarının kasıtlı olarak zedelenmesi halinde gerek şirkete gerekse yöneticilerin kişisel sorumluluklarına dayanarak bunlar aleyhine genel hükümlerden doğan dâvâ haklarını kullanabilecekleri, davalının holding olduğu, ana sözleşmesinin 36/2a maddesinde “«tevzi» edilecek temettülere göre TTK'nın 466/3 maddesine uygun ayrılması icap eden ihtiyat «tefrik» olunur.” hükmünün bulunduğu, anılan hükmün, holding şirketleri için cari olmadığı, ana sözleşmesinin 36/2a maddesinin, TTK'nın 466 maddesinin 2. fıkrasının 3 bendi ile çeliştiği, 2. tertip fevkalade yedek ayırmaması gereken davalı şirketin, kârını dağıtmayarak fevkalade ihtiyatlara almasının kurucu hisse (intifa) senedi sahipleri ile şirket arasında oluşmuş bulunan akdi ilişkiyi zedelediği, faaliyet alanının başka şirketlerin sermayesine iştirak etmek ve hisse senetlerini elinde tutmak, bu hisse senetlerinin alıp satarak, kâr elde etmek, iştirak ettiği şirketlerin kârlarına payları oranında iştirak etmek olduğu, anılan şirketlerinin genel karakteri gereği, iştirak hisselerini alıp satmaları faaliyet konuları ile ilgili olduğu cihetle, iştirak hisselerinin satışından doğan kârın reel ve dağıtılabilir bir kâr bulunduğu, keza iştiraklerden alınan kâr paylarının da reel ve dağıtılabilir kâr mahiyetinde olduğu, faaliyet alanına giriyorsa, ticari amaçla taşınmaz alıp satmış ise, alım fiatı ile satış fiatı arasındaki müspet farkın da, şirketin dönem kârına «dahil» edilmesi gerektiği, ayrıca «amortismana» konu iktisadi kıymetin elden çıkartılması halinde, satış bedelinin üzerine amortismanlar eklenmek suretiyle bulunan değerden iktisap değeri, (yeniden değerleme yapılmış ise bu işlem sonunda bulunan kıymet) düşüldükten sonra bir artı değer oluşuyor ise bunun da reel kâr olarak kabul edileceği, davacının kurucu pay sahibinin şirketin alacaklısı durumunda bulunduğu, bu alacak hakkına «muvafakati» bulunmadan genel kurul kararı ile sınırlama getirilemeyeceği, takibinde haklı bulunduğu anlaşıldığından lehine «inkar tazminatı» hükmedildiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davalıdan 1.768.340,12 TL alacaklı olduğunun tespiti ile davalının icra takip dosyasına yaptığı vaki itirazın iptaline, davacının «asıl alacak» kısmı olan 1.263.622,78 TL ye takip tarihinden itibaren «reeskont faiz» oranları üzerinden işlemiş «temerrüt faizi» uygulanmasına, %20 «icra inkar tazminatı» olan 353.668,02 TL'nin ayrıca tahsiline karar verilmiştir.
2-Dava, davalı şirketin kurucu intifa pay sahibi olan davacının «dağıtılmadığını» ileri sürdüğü «kar payının» tahsili için yapılan «icra takibine itirazın» iptaline ilişkindir.
Davacı, davalı «anonim şirketin» kurucu pay sahibi olduğunu, kurucu hisse senetleri sahibine %10 «kar payı» ödeneceği yönündeki ana sözleşmesine uyulmadığını, karın sermaye sahibi ortakların sermayesine ilave edildiğini ileri sürmüş, mahkemece yazılı gerekçe ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Benzer bu karardaBu itibarla, mahkemece yukarıda (1) nolu bentte açıklandığı üzere kurucu pay senedi sahibi davacının 1998 yılı kâr «payı» ile ilgili olarak genel kurul «iptal davası» açmaya gerek olmadan koşulları oluştuğunda anasözleşme uyarınca ödenmesi gereken kâr payından hissesine düşen tutarı isteyebileceği nazara alınarak, şirketin kârı …
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:genel kurul kararının iptali · hukuki yarar
Benzer bu karardaAsıl davaya konu edilen tutarın emisyon «primi» ve iştirak hisselerinin satışı ile ilgili olmayıp, şirkete ait taşınmazın satışı ile ilgili olması ve Dairemiz'in emsal nitelikte kararlarında (06.04.2001 T, 2001/431 E, 2001/2884 K) belirtildiği üzere sözleşmesel hak sahibi kurucu pay senedi sahiplerinin «genel kurul kararı iptal» edilmeden sözleşmeden kaynaklanan haklarını istemelerinin mümkün bulunması ve ayrıca «iptal davası» açmakta «hukuki yararlarının» bulunmaması nedeniyle mahkemenin asıl davayı ret gerekçeleri yerinde değil ise de, asıl davada istenen tutarın davalı şirketin ticari etkinliği neticesi oluşan kaz …
Mahkemece, davacının davalı şirketin kârın «dağıtılmamasına» dair 24.3.1998 tarihli «genel kurul kararının iptalini» talep etmediği, davalı şirketin emisyon «priminin» TTK.nun 466. maddesi gereği kanuni yedeklere ayrılacağı, iç «kaynaklardan sermaye artırımına» yol açan iştirak hisselerinin satışından elde edilen kazancın ticari kâr anlamında kabul edilemeyeceği ve TTK.nun 298. maddesinde öngörülen kazanç kavramına «dahil» olmadığı, genel kurulun kârın dağıtılmaması kararının iptali söz konusu edilmediği ve genel kurul kararının kesinleşmiş olması sebebiyle davacının sahibi bulunduğu …
Mahkemece ise, yukarıda belirtildiği üzere davaya konu edilen emisyon «primi» ve iştirak hisselerinin satışından doğan kazancın TTK' nun 298 nci maddesi kapsamında kazanç kavramına girmediği ve kârın «dağıtılmamasına» ilişkin «genel kurul kararının iptali» hususunda dava açılmadığı şeklindeki hususları hem asıl hem de birleşen davanın reddine gerekçe yapmıştır.
-
Kurucu intifa senedi sahibi iptal davası açmadan kâr payı alacağı isteyebilir
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/6057 E. 2015/13567 K.
Ortak:kurucu intifa senedi · yedek akçe
İncelediğiniz kararda… da cari olmadığı, davalı şirketin ana sözleşmesinde kurucuları arasında ister (A) ister (B) grubu olsun, holdingin yıllık kazancından TTK'nın 466. maddesinde yazılı «yedek akçe» ile «pay sahipleri» için ödenmiş sermayelerinin %5'i oranında 1. tertip temettü hissesi ayrıldıktan sonra kalanın 1/10'unu kurucu hisselerine tahsis edileceğinin hükme bağlandığı, ana sözleşmenin 36. maddesinde karın «dağıtım» şeklinin düzenlendiği, zamanının 37. maddesinde belirlendiği, davalının 20.11.1998 tarihli genel kurulunda kurucu kâr «payı dağıtıldığı» «sermaye artırımından» evvelki kâr dağıtımlarına teşmil edilmemek, ana sözleşmenin ve %10 oranındaki kurucu kâr payı miktarının Değiştirilmesi hükmünde olmamak, sadece kurucu kâr payının oranlanacağı sermaye miktarını belirlemek amacına yönelik olarak ve anılan yasal düzenlemelere uygun, şirketin en fazla lehine ve en düşük sermaye miktarına oranlama yapılarak bundan böyle kurucu «intifa hakkı» sahiplerine ödenecek kurucu kâr payının belirtilen hususlar çerçevesinde sınırlandırılmasına, yine en «son» 1993 yılında kurucu intifa hakkı (senedi) sahiplerine, kâr payı ödemesi yapılmış olduğu nazara alınarak ana sözleşmenin tadili mahiyetinde olmamak ve bundan önceki kâr payı dağıtımı işlemlerine teşmil edilmemek suretiyle bundan böyle kâr payı dağıtımı işlemlerinde kurucu intifa sahiplerine yapılacak kâr payı ödemelerinin, genel kurulun 1993 yılındaki kâr dağıtım kararı tarihindeki sermaye olan 300 milyar TL'ye göre elde edilen oran göz önünde tutularak sınırlandırılmasına, diğer bir deyişle herhangi bir kâr payı dağıtımı işlemi yapıldığı takdirde, dağıtılacak safi kârın 1993 yılındaki 300 milyar TL sermayenin dağıtım tarihindeki sermayeye oranlanması suretiyle hesaplanacak miktarından «kurucu intifa senedi» sahiplerine ana sözleşmedeki oran ve esaslara göre tahsis edilmesine karar verildiği, 1998-1999-2002-2003-2005-2006 ve 2007 yıllarında genel kurullarda kârın dağıtılmasına dair bir karar alınmadığı, kurucu senet sahiplerine kâr payı verilmediği, anılan yıllara ait kârın fevkalade yedeklere ayrıldığı, kurucu intifa senedi sahiplerinin kâr payı dağıtım koşulları gerçekleştiği halde şirketçe bu tür pay sahiplerine sözleşmesel haklarının kasıtlı olarak zedelenmesi halinde gerek şirkete gerekse yöneticilerin kişisel sorumluluklarına dayanarak bunlar aleyhine genel hükümlerden doğan dâvâ haklarını kullanabilecekleri, davalının holding olduğu, ana sözleşmesinin 36/2a maddesinde “«tevzi» edilecek temettülere göre TTK'nın 466/3 maddesine uygun ayrılması icap eden ihtiyat «tefrik» olunur.” hükmünün bulunduğu, anılan hükmün, holding şirketleri için cari olmadığı, ana sözleşmesinin 36/2a maddesinin, TTK'nın 466 maddesinin 2. fıkrasının 3 bendi ile çeliştiği, 2. tertip fevkalade yedek ayırmaması gereken davalı şirketin, kârını dağıtmayarak fevkalade ihtiyatlara almasının kurucu hisse (intifa) senedi sahipleri ile şirket arasında oluşmuş bulunan akdi ilişkiyi zedelediği, faaliyet alanının başka şirketlerin sermayesine iştirak etmek ve hisse senetlerini elinde tutmak, bu hisse senetlerinin alıp satarak, kâr elde etmek, iştirak ettiği şirketlerin kârlarına payları oranında iştirak etmek olduğu, anılan şirketlerinin genel karakteri gereği, iştirak hisselerini alıp satmaları faaliyet konuları ile ilgili olduğu cihetle, iştirak hisselerinin satışından doğan kârın reel ve dağıtılabilir bir kâr bulunduğu, keza iştiraklerden alınan kâr paylarının da reel ve dağıtılabilir kâr mahiyetinde olduğu, faaliyet alanına giriyorsa, ticari amaçla taşınmaz alıp satmış ise, alım fiatı ile satış fiatı arasındaki müspet farkın da, şirketin dönem kârına «dahil» edilmesi gerektiği, ayrıca «amortismana» konu iktisadi kıymetin elden çıkartılması halinde, satış bedelinin üzerine amortismanlar eklenmek suretiyle bulunan değerden iktisap değeri, (yeniden değerleme yapılmış ise bu işlem sonunda bulunan kıymet) düşüldükten sonra bir artı değer oluşuyor ise bunun da reel kâr olarak kabul edileceği, davacının kurucu pay sahibinin şirketin alacaklısı durumunda bulunduğu, bu alacak hakkına «muvafakati» bulunmadan genel kurul kararı ile sınırlama getirilemeyeceği, takibinde haklı bulunduğu anlaşıldığından lehine «inkar tazminatı» hükmedildiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davalıdan 1.768.340,12 TL alacaklı olduğunun tespiti ile davalının icra takip dosyasına yaptığı vaki itirazın iptaline, davacının «asıl alacak» kısmı olan 1.263.622,78 TL ye takip tarihinden itibaren «reeskont faiz» oranları üzerinden işlemiş «temerrüt faizi» uygulanmasına, %20 «icra inkar tazminatı» olan 353.668,02 TL'nin ayrıca tahsiline karar verilmiştir.
Bu itibarla, şayet kârın «yedek akçeye» ayrılmaması halinde anılan hususlar tehlikeye düşer ise bundan kurucular da etkileneceğinden şirketin, kârın yedek akçe olarak ayrılmasının ortaklığın devamlı gelişimi için gerekli olduğunu davalının kanıtlaması halinde, «kurucu intifa senedi» sahipleri şirketten bir talepte bulunamayacaktır.
Davacının, davalı şirkete ait 10 adet «kurucu intifa senedi» sahibi olduğu hususu «uyuşmazlık konusu» değildir.
Benzer bu karardaHer ne kadar davacı kurucu ortak olması nedeniyle «kar dağıtılmamasına» dair «genel kurul kararının iptali» yönünde dava açmaksızın bu davayı açabilir ise de, Dairemizin yerleşmiş kararları gereğince (2008/4682 Esas 2010/1316 Karar, 2013/4040 Esas 2014/11049 Karar sayılı kararları) şirketin varlığı, gelişmesi ve dolayısıyla ileride istikrarlı kar dağıtımının sağlanması «kurucu intifa senedi» sahiplerini de ilgilendirdiğinden karın «yedek akçeye» ayrılmaması halinde anılan hususlar tehlikeye düşer ise, davalının karın yedek akçe olarak ayrılmasının şirketin devamı ve gelişimi için gerekli olduğunu kanıtlama …
Mahkemece, 2005 ve 2006 yıllarına ait «kar payının» ana sözleşme 36. maddesine aykırı biçimde «iyiniyet» ve dürüstlük kaidelerine aykırı olarak olağanüstü «yedek akçeye» ayırılarak «dağıtılmadığı», 2007 yılı kar payı değerlerinin yedek akçeye ayrılmasının BK 19 ve 20 ile uyumlu olduğu gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne, 2005 yılı için 24.915 TL , 2006 yılı için 30.375 TL kar payı, 2005 yılı için «işlemiş faiz» 15.925 TL, 2006 yılı için işlemiş faiz 11.214 TL, alacağın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:yasal faiz
Benzer bu karardaBu durumda davacı talebinin «yasal faiz» olarak anlaşılması ve buna göre hesaplama yapılması gerekmektedir.
-
İtirazın iptali | İcra inkar tazminatı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/6255 E. 2016/2831 K.
Ortak:kurucu intifa senedi · kar payı · kâr dağıtımı · kâr payı
İncelediğiniz kararda… da cari olmadığı, davalı şirketin ana sözleşmesinde kurucuları arasında ister (A) ister (B) grubu olsun, holdingin yıllık kazancından TTK'nın 466. maddesinde yazılı «yedek akçe» ile «pay sahipleri» için ödenmiş sermayelerinin %5'i oranında 1. tertip temettü hissesi ayrıldıktan sonra kalanın 1/10'unu kurucu hisselerine tahsis edileceğinin hükme bağlandığı, ana sözleşmenin 36. maddesinde karın «dağıtım» şeklinin düzenlendiği, zamanının 37. maddesinde belirlendiği, davalının 20.11.1998 tarihli genel kurulunda kurucu kâr «payı dağıtıldığı» «sermaye artırımından» evvelki kâr dağıtımlarına teşmil edilmemek, ana sözleşmenin ve %10 oranındaki kurucu kâr payı miktarının Değiştirilmesi hükmünde olmamak, sadece kurucu kâr payının oranlanacağı sermaye miktarını belirlemek amacına yönelik olarak ve anılan yasal düzenlemelere uygun, şirketin en fazla lehine ve en düşük sermaye miktarına oranlama yapılarak bundan böyle kurucu «intifa hakkı» sahiplerine ödenecek kurucu kâr payının belirtilen hususlar çerçevesinde sınırlandırılmasına, yine en «son» 1993 yılında kurucu intifa hakkı (senedi) sahiplerine, kâr payı ödemesi yapılmış olduğu nazara alınarak ana sözleşmenin tadili mahiyetinde olmamak ve bundan önceki kâr payı dağıtımı işlemlerine teşmil edilmemek suretiyle bundan böyle kâr payı dağıtımı işlemlerinde kurucu intifa sahiplerine yapılacak kâr payı ödemelerinin, genel kurulun 1993 yılındaki kâr dağıtım kararı tarihindeki sermaye olan 300 milyar TL'ye göre elde edilen oran göz önünde tutularak sınırlandırılmasına, diğer bir deyişle herhangi bir kâr payı dağıtımı işlemi yapıldığı takdirde, dağıtılacak safi kârın 1993 yılındaki 300 milyar TL sermayenin dağıtım tarihindeki sermayeye oranlanması suretiyle hesaplanacak miktarından «kurucu intifa senedi» sahiplerine ana sözleşmedeki oran ve esaslara göre tahsis edilmesine karar verildiği, 1998-1999-2002-2003-2005-2006 ve 2007 yıllarında genel kurullarda kârın dağıtılmasına dair bir karar alınmadığı, kurucu senet sahiplerine kâr payı verilmediği, anılan yıllara ait kârın fevkalade yedeklere ayrıldığı, kurucu intifa senedi sahiplerinin kâr payı dağıtım koşulları gerçekleştiği halde şirketçe bu tür pay sahiplerine sözleşmesel haklarının kasıtlı olarak zedelenmesi halinde gerek şirkete gerekse yöneticilerin kişisel sorumluluklarına dayanarak bunlar aleyhine genel hükümlerden doğan dâvâ haklarını kullanabilecekleri, davalının holding olduğu, ana sözleşmesinin 36/2a maddesinde “«tevzi» edilecek temettülere göre TTK'nın 466/3 maddesine uygun ayrılması icap eden ihtiyat «tefrik» olunur.” hükmünün bulunduğu, anılan hükmün, holding şirketleri için cari olmadığı, ana sözleşmesinin 36/2a maddesinin, TTK'nın 466 maddesinin 2. fıkrasının 3 bendi ile çeliştiği, 2. tertip fevkalade yedek ayırmaması gereken davalı şirketin, kârını dağıtmayarak fevkalade ihtiyatlara almasının kurucu hisse (intifa) senedi sahipleri ile şirket arasında oluşmuş bulunan akdi ilişkiyi zedelediği, faaliyet alanının başka şirketlerin sermayesine iştirak etmek ve hisse senetlerini elinde tutmak, bu hisse senetlerinin alıp satarak, kâr elde etmek, iştirak ettiği şirketlerin kârlarına payları oranında iştirak etmek olduğu, anılan şirketlerinin genel karakteri gereği, iştirak hisselerini alıp satmaları faaliyet konuları ile ilgili olduğu cihetle, iştirak hisselerinin satışından doğan kârın reel ve dağıtılabilir bir kâr bulunduğu, keza iştiraklerden alınan kâr paylarının da reel ve dağıtılabilir kâr mahiyetinde olduğu, faaliyet alanına giriyorsa, ticari amaçla taşınmaz alıp satmış ise, alım fiatı ile satış fiatı arasındaki müspet farkın da, şirketin dönem kârına «dahil» edilmesi gerektiği, ayrıca «amortismana» konu iktisadi kıymetin elden çıkartılması halinde, satış bedelinin üzerine amortismanlar eklenmek suretiyle bulunan değerden iktisap değeri, (yeniden değerleme yapılmış ise bu işlem sonunda bulunan kıymet) düşüldükten sonra bir artı değer oluşuyor ise bunun da reel kâr olarak kabul edileceği, davacının kurucu pay sahibinin şirketin alacaklısı durumunda bulunduğu, bu alacak hakkına «muvafakati» bulunmadan genel kurul kararı ile sınırlama getirilemeyeceği, takibinde haklı bulunduğu anlaşıldığından lehine «inkar tazminatı» hükmedildiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davalıdan 1.768.340,12 TL alacaklı olduğunun tespiti ile davalının icra takip dosyasına yaptığı vaki itirazın iptaline, davacının «asıl alacak» kısmı olan 1.263.622,78 TL ye takip tarihinden itibaren «reeskont faiz» oranları üzerinden işlemiş «temerrüt faizi» uygulanmasına, %20 «icra inkar tazminatı» olan 353.668,02 TL'nin ayrıca tahsiline karar verilmiştir.
2-Dava, davalı şirketin kurucu intifa pay sahibi olan davacının «dağıtılmadığını» ileri sürdüğü «kar payının» tahsili için yapılan «icra takibine itirazın» iptaline ilişkindir.
Davacı, davalı «anonim şirketin» kurucu pay sahibi olduğunu, kurucu hisse senetleri sahibine %10 «kar payı» ödeneceği yönündeki ana sözleşmesine uyulmadığını, karın sermaye sahibi ortakların sermayesine ilave edildiğini ileri sürmüş, mahkemece yazılı gerekçe ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Benzer bu kararda2- Dava, «kurucu intifa senedi» «kar payı» ödemesinden kaynaklanan itirazın iptali istemine ilişkin olup, mahkemece ... ve 6.
İcra dosyasında 2006-2008 dönemine ait «kar payı» talebinde bulunduğu, aynı kalem istemlere ilişkin olarak daha önceden «kesin» hüküm verildiği,...
İcra dosyasında talep edilen 2010 yılı «kar payı alacağının» 21,21 TL, ...İcra dosyasında talep edilen 2011 yılı kar payı alacağının 22,23 TL olduğu, bu miktarların da ödendiği gerekçesiyle,...
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kar payı alacağı · kâr payı alacağı · delillerin toplanmaması · iş bölümü · kesin hüküm
Benzer bu karardaİcra dosyasında talep edilen 2010 yılı «kar payı alacağının» 21,21 TL, ...İcra dosyasında talep edilen 2011 yılı kar payı alacağının 22,23 TL olduğu, bu miktarların da ödendiği gerekçesiyle,...
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davalı şirketin 27.03.1992 tarihli genel kurulunda anasözleşmenin 58. maddesinin değiştirildiği, safi kardan kalan bakiyenin sermayenin 200.000 TL'lik «bölümü» ile sınırlı olmak üzere % 5'inin kurucu hesselere «dağıtılmasına» karar verildiği, davacının itirazın iptaline konu....
İcra dosyasında 2006-2008 dönemine ait «kar payı» talebinde bulunduğu, aynı kalem istemlere ilişkin olarak daha önceden «kesin» hüküm verildiği,...
İcra dosyası bakımından «kesin» hüküm nedeniyle itirazın iptali davasının reddine, diğer icra dosyaları yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2013/4040 E. , 2014/11049 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ İSTANBUL 31. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ 14/11/2012
NUMARASI 2011/33-2012/242
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 31. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 14/11/2012 tarih ve 2011/33-2012/242 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 10/06/2014 günü hazır bulunan davacı vekili Av. S.. B.. ile davalı vekili Av. A.. Ş..dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin davalı şirketin 10 adet kurucu pay sahibi olduğunu, her yıl ödenmesi gereken %10 kar payını ayırmayıp, sermaye sahibi ortakların sermayelerine ilave ettiğini, TTK ve anasözleşme hükümlerini ihlal ettiğini, 1998-2007 yıllarını kapsayan kar payının tahsili için yapılan icra takibinin itirazla durduğunu ileri sürerek, itirazın iptaline, takibin devamına ve inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, 1998 yılı kâr payı istemiyle ilgili olarak açılan davanın reddine karar verildiğini, henüz kesinleşmediğini, derdestlik itirazında bulunduklarını, ana sözleşmesinin 36/son maddesi uyarınca kâr payı dağıtılmasına karar verilmeyerek, kârın tamamının olağanüstü yedek akçeye ayrılmasında bir usulsüzlük olmadığını, yeniden değerleme değer artış fonu, iştiraklerden gelen YDDAF gibi şirketin ticari kazancı ile ilgisi olmayan ve yasal hükümler gereğince oluşturulan düzenleyici mahiyetteki hesaplarda yer alan kârlar ve fonların TTK'nın 298. maddesi kapsamında kalan karlardan bulunmadığını, bunlardan kâr payı istemenin mümkün olmadığını, normal ticari karlar bulunmadığını, müvekkil şirketin 23.10.1998 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında “Kâr payı dağıtılmasına karar verildiği takdirde, dağıtılacak safi kârın, en son kâr dağıtılan 1993 yılındaki 300 milyar TL sermayenin dağıtım tarihindeki sermayeye oranlanması suretiyle hesaplanacak miktarların kurucu senetlere kâr payı dağıtılacağına karar verildiğini ve kurucu senetlerle ilgili kâr payı dağıtımının sınırlandırıldığını, inkar tazminatı koşullarının bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davacının kurucu pay sahibi olduğu, kurucu pay sahibinin şirketin alacaklısı durumunda bulunduğu, hukuki temelinin TTK'nın 298. maddesinde düzenlendiği, anılan Kanun'un 466. maddesinin kârın tevzii ile ilgili olduğu, ikinci fıkranın 3 numaralı bendi ve üçüncü fıkra hükümleri, gayesi esas itibariyle başka işletmelere iştirakten ibaret olan “Holding” şirketleri hakkında cari olmadığı, davalı şirketin ana sözleşmesinde kurucuları arasında ister (A) ister (B) grubu olsun, holdingin yıllık kazancından TTK'nın 466. maddesinde yazılı yedek akçe ile pay sahipleri için ödenmiş sermayelerinin %5'i oranında 1. tertip temettü hissesi ayrıldıktan sonra kalanın 1/10'unu kurucu hisselerine tahsis edileceğinin hükme bağlandığı, ana sözleşmenin 36.
maddesinde karın dağıtım şeklinin düzenlendiği, zamanının 37. maddesinde belirlendiği, davalının 20.11.1998 tarihli genel kurulunda kurucu kâr payı dağıtıldığı sermaye artırımından evvelki kâr dağıtımlarına teşmil edilmemek, ana sözleşmenin ve %10 oranındaki kurucu kâr payı miktarının
Değiştirilmesi hükmünde olmamak, sadece kurucu kâr payının oranlanacağı sermaye miktarını belirlemek amacına yönelik olarak ve anılan yasal düzenlemelere uygun, şirketin en fazla lehine ve en düşük sermaye miktarına oranlama yapılarak bundan böyle kurucu intifa hakkı sahiplerine ödenecek kurucu kâr payının belirtilen hususlar çerçevesinde sınırlandırılmasına, yine en son 1993 yılında kurucu intifa hakkı (senedi) sahiplerine, kâr payı ödemesi yapılmış olduğu nazara alınarak ana sözleşmenin tadili mahiyetinde olmamak ve bundan önceki kâr payı dağıtımı işlemlerine teşmil edilmemek suretiyle bundan böyle kâr payı dağıtımı işlemlerinde kurucu intifa sahiplerine yapılacak kâr payı ödemelerinin, genel kurulun 1993 yılındaki kâr dağıtım kararı tarihindeki sermaye olan 300 milyar TL'ye göre elde edilen oran göz önünde tutularak sınırlandırılmasına, diğer bir deyişle herhangi bir kâr payı dağıtımı işlemi yapıldığı takdirde, dağıtılacak safi kârın 1993 yılındaki 300 milyar TL sermayenin dağıtım tarihindeki sermayeye oranlanması suretiyle hesaplanacak miktarından kurucu intifa senedi sahiplerine ana sözleşmedeki oran ve esaslara göre tahsis edilmesine karar verildiği, 1998-1999-2002-2003-2005-2006 ve 2007 yıllarında genel kurullarda kârın dağıtılmasına dair bir karar alınmadığı, kurucu senet sahiplerine kâr payı verilmediği, anılan yıllara ait kârın fevkalade yedeklere ayrıldığı, kurucu intifa senedi sahiplerinin kâr payı dağıtım koşulları gerçekleştiği halde şirketçe bu tür pay sahiplerine sözleşmesel haklarının kasıtlı olarak zedelenmesi halinde gerek şirkete gerekse yöneticilerin kişisel sorumluluklarına dayanarak bunlar aleyhine genel hükümlerden doğan dâvâ haklarını kullanabilecekleri, davalının holding olduğu, ana sözleşmesinin 36/2a maddesinde “tevzi edilecek temettülere göre TTK'nın 466/3 maddesine uygun ayrılması icap eden ihtiyat tefrik olunur.” hükmünün bulunduğu, anılan hükmün, holding şirketleri için cari olmadığı, ana sözleşmesinin 36/2a maddesinin, TTK'nın 466 maddesinin 2.
fıkrasının 3 bendi ile çeliştiği, 2. tertip fevkalade yedek ayırmaması gereken davalı şirketin, kârını dağıtmayarak fevkalade ihtiyatlara almasının kurucu hisse (intifa) senedi sahipleri ile şirket arasında oluşmuş bulunan akdi ilişkiyi zedelediği, faaliyet alanının başka şirketlerin sermayesine iştirak etmek ve hisse senetlerini elinde tutmak, bu hisse senetlerinin alıp satarak, kâr elde etmek, iştirak ettiği şirketlerin kârlarına payları oranında iştirak etmek olduğu, anılan şirketlerinin genel karakteri gereği, iştirak hisselerini alıp satmaları faaliyet konuları ile ilgili olduğu cihetle, iştirak hisselerinin satışından doğan kârın reel ve dağıtılabilir bir kâr bulunduğu, keza iştiraklerden alınan kâr paylarının da reel ve dağıtılabilir kâr mahiyetinde olduğu, faaliyet alanına giriyorsa, ticari amaçla taşınmaz alıp satmış ise, alım fiatı ile satış fiatı arasındaki müspet farkın da, şirketin dönem kârına dahil edilmesi gerektiği, ayrıca amortismana konu iktisadi kıymetin elden çıkartılması halinde, satış bedelinin üzerine amortismanlar eklenmek suretiyle bulunan değerden iktisap değeri, (yeniden değerleme yapılmış ise bu işlem sonunda bulunan kıymet) düşüldükten sonra bir artı değer oluşuyor ise bunun da reel kâr olarak kabul edileceği, davacının kurucu pay sahibinin şirketin alacaklısı durumunda bulunduğu, bu alacak hakkına muvafakati bulunmadan genel kurul kararı ile sınırlama getirilemeyeceği, takibinde haklı bulunduğu anlaşıldığından lehine inkar tazminatı hükmedildiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davalıdan 1.768.340,12 TL alacaklı olduğunun tespiti ile davalının icra takip dosyasına yaptığı vaki itirazın iptaline, davacının asıl alacak kısmı olan 1.263.622,78 TL ye takip tarihinden itibaren reeskont faiz oranları üzerinden işlemiş temerrüt faizi uygulanmasına, %20 icra inkar tazminatı olan 353.668,02 TL'nin ayrıca tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamları dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Dava, davalı şirketin kurucu intifa pay sahibi olan davacının dağıtılmadığını ileri sürdüğü kar payının tahsili için yapılan icra takibine itirazın iptaline ilişkindir.
Davacının, davalı şirkete ait 10 adet kurucu intifa senedi sahibi olduğu hususu uyuşmazlık konusu değildir. Dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6762 sayılı Kanun'un 298. maddesinde hukuki temelini bulan kurucu intifa senetleri, ortaklık kuruluşunda emeği geçenlere veya bunların dışındaki kişilere atıfet olarak bedelsiz çıkıralan senet türüdür. Anılan senet sahiplerine aynı Kanunun 466. maddesi hükmüne göre kardan pay verilir. Gerek Dairemizin kararlılık kazanan içtihatları (Bkz.
11. 05.2001 tarih, 2001/3163 Esas-2001/4878 Karar, 04.05.2010 tarih, 2008/9248 Esas-2010/4881 Karar sayılı ilamları) gerekse doktrinde (Bk. Poroy-Tekinalp-Çamoğlu.; Ortaklıklar ve Kooperatif Hukuku, Güncelleştirilmiş 10. Tıpkı Basım, s.676 ve devamı) benimsendiği üzere, kurucular ve bunların halefleri ile anonim şirket arasında ilişki, bir ortaklık ilişkisi olmayıp, Borçlar Kanunu'nda tanımlanmamış, ancak aynı kanun kapsamında akit serbestisi ilkesi çerçevesinde yapılmış kendine özgü bir sözleşme niteliğindedir.
Davacı, davalı anonim şirketin kurucu pay sahibi olduğunu, kurucu hisse senetleri sahibine %10 kar payı ödeneceği yönündeki ana sözleşmesine uyulmadığını, karın sermaye sahibi ortakların sermayesine ilave edildiğini ileri sürmüş, mahkemece yazılı gerekçe ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Ancak, hüküm doğru değerlendirmeler içermediği gibi, temel alınan bilirkişi raporu da karar vermeye elverişli değildir. Davacının hüküm altına alınan kar payları, davalının sahip olduğu iştirak hisselerinin satışından elde edilen tutara göre hesaplanmıştır. Ancak, Dairemizin 05.02.2010 tarih, 2008/4682 Esas-2010/1316 Karar sayılı ve 04.05.2010 tarih, 2008/9248 Esas-2010/4881 Karar sayılı ilamlarında da kabul edildiği üzere, davalı şirketin sahibi olduğu iştirak hisseleri satışından elde edilen tutar, şirketin ticari faaliyeti sonucu elde edilen 'safi kar' kapsamına girmemektedir.
6762 sayılı TTK'nın 298. maddesinde belirlenen ticari etkinlik sonucu elde edilen kazanç tanımlaması arasında yer almamaktadır.
Bu durum karşısında, davacı kurucu pay sahibinin bu şekilde oluşan kardan pay isteyemeyeceğinin dikkate alınmadan hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
3-Ayrıca, davalı şirketin 'Holding' vasfı dikkate alınarak ve somut olaya uygulanması gereken TTK'nın 466/3. maddesinin 'Holding' niteliğindeki anonim şirketlerde uygulanmayacağı gerekçesiyle anılan esas sözleşme hükmünün kanuna aykırı bulunduğu, davalının fevkalade yedek ayırmasının yanlış olduğu kabul edilmiştir. Ancak, yukarıda açıklandığı üzere, kurucu intifa pay senedi sahibi veya bunların halefleri ile şirket arasındaki ilişki, sermaye sahibi ortak ile şirket arasındaki ilişkiden ayrı, sözleşme serbestisi kapsamında değerlendirilen kendine özgü bir akit olduğundan, ana sözleşmenin 36. maddesinin TTK'nın 466. maddesine aykırı olduğu hususu, davacıyı etkilemeyecektir. Başka bir anlatımla, ana sözleşmede yazılı koşullar çerçevesinde davacı ile davalı arasında akdi bir ilişki mevcut olup, ana sözleşmenin ilgili hükmü davacıyı bağlayacaktır.
Ayrıca, her ticaret ortaklığı gibi anonim ortaklığın nihai amacı kar elde edip ortaklarına dağıtmaktır. Bu amaç, anasözleşmelerde yer almaz çeşitli kanunlardaki kişi birliklerini ayıran, “müşterek gaye” kıstasından ve “ortaklık” kavramından doğar. Başka bir deyişle “anonim şirket kanunen yasak olmayan her türlü iktisadi maksat ve konular için kurulur” (TTK’nın 271) ve kâr elde etmek ve paylaştırmak nihai amacını elde etmek hedefine yönelir ve bu yolda çaba harcar. Ortaklığın bütün organları bu nihai amaca uygun kararlar almak zorundadır. Şirketin nihai amacının kar elde edip ortaklara dağıtması esas olmakla birlikte anasözleşmeye konulacak hükümler yanında kanunda gösterilen nedenler bu genel ilkenin istisnalarını oluşturmaktadır.
Bu istisnaların en önemlisi ve uygulamada da sıkça görülüp dava konusu uyuşmazlığa da konu olan TTK’nın 469/2. maddesindeki düzenlemedir. Anılan düzenleme gereğince şirketin devamlı inkişafı ve mümkün mertebe istikrarlı kâr dağıtımını temin bakımından anasözleşmede zikredilenlerden başka yedek akçeler ayrılmasına şirket genel kurulunca karar verilebilir. Kâr payı hakkı ile bu hakkın istisnasını oluşturan TTK’nın 469/2. fıkrası arasındaki hassas dengenin kurulması zorunludur.
Dairemizin 05.02.2010 tarih ve 2008/4682 Esas, 2010/1316 Karar sayılı ilamında da açıklandığı üzere, kurucu intifa senedi sahibini de ilgilendiren bir husus daha vardır ki, o da şirketin varlığı, gelişmesi ve dolayısıyla ileride istikrarlı kâr dağıtılmasını temindir. Bu itibarla, şayet kârın yedek akçeye ayrılmaması halinde anılan hususlar tehlikeye düşer ise bundan kurucular da etkileneceğinden şirketin, kârın yedek akçe olarak ayrılmasının ortaklığın devamlı gelişimi için gerekli olduğunu davalının kanıtlaması halinde, kurucu intifa senedi sahipleri şirketten bir talepte bulunamayacaktır.
O halde, davalı vekilinin, kârın yedek akçeye ayrılmasına yönelik aldığı kararların şirketin devamlı gelişimi için uygun ve yararlı olduğu, davacının bu yönüyle talep hakkının bulunmadığı yönündeki bilirkişi raporuna itirazı üzerinde durulup, ek rapor alınması veya yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılması gerekirken, yazılı şekilde eksik incelemeye dayalı hüküm kurulması da kabul şekli bakımından doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
4-Davacı vekili, dava dilekçesinde istediği kar payını talep ettiği yıllara göre açıklamış ve 2002 yılının 2. sermaye artışıyla ilgili talebi aşılarak yazılı şekilde hüküm kurulması da yine kabul şekli bakımından doğru olmamış, kararın bu yönüyle de bozulması gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, (2), (3) ve (4) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, takdir olunan 1.100,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak, davalıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davalıya iadesine, 10/06/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/102072000 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz