İtirazın iptali
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2014/14895 E. 2015/3855 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
kurucu intifa senedi↗ intifa hakkı↗ kâr payı dağıtımı↗ reeskont faizi↗ muvafakat↗ kâr dağıtımı↗ temerrüt faizi↗ kâr payı↗ asıl alacak↗ icra inkar tazminatı↗ inkar tazminatı↗ temerrüt↗ i̇i̇k 72/son↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, en son 1993 yılında kurucu intifa hakkı (senedi) sahiplerine, kâr payı ödemesi yapılmış olduğu nazara alınarak ana sözleşmenin tadili mahiyetinde olmamak ve bundan önceki kâr payı dağıtımı işlemlerine teşmil edilmemek suretiyle bundan böyle kâr payı dağıtımı işlemlerinde kurucu intifa sahiplerine yapılacak kâr payı ödemelerinin, genel kurulun 1993 yılındaki kâr dağıtım kararı tarihindeki sermaye olan 300 milyar TL'ye göre elde edilen oran göz önünde tutularak sınırlandırılmasına, diğer bir deyişle herhangi bir kâr payı dağıtımı işlemi yapıldığı takdirde, dağıtılacak safi kârın 1993 yılındaki 300 milyar TL sermayenin dağıtım tarihindeki sermayeye oranlanması suretiyle hesaplanacak miktarından kurucu intifa senedi sahiplerine ana sözleşmedeki oran ve esaslara göre tahsis edilmesine karar verildiği, 1998-1999-2002-2003-2005-2006 ve 2007 yıllarında genel kurullarda kârın dağıtılmasına dair bir karar alınmadığı, kurucu senet sahiplerine kâr payı verilmediği, davacının kurucu pay sahibinin şirketin alacaklısı durumunda bulunduğu, bu alacak hakkına muvafakati bulunmadan genel kurul kararı ile sınırlama getirilemeyeceği, takibinde haklı bulunduğu anlaşıldığından lehine inkar tazminatı hükmedildiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davalıdan 1.768.340,12 TL alacaklı olduğunun tespiti ile davalının icra takip dosyasına yaptığı vaki itirazın iptaline, davacının asıl alacak kısmı olan 1.263.622,78 TL ye takip tarihinden itibaren reeskont faiz oranları üzerinden işlemiş temerrüt faizi uygulanmasına, %20 icra inkar tazminatı olan 353.668,02 TL'nin ayrıca tahsiline dair verilen karar davalı vekili tarafından temyizi üzerine Dairemizin 10/06/2014 tarihli kararı ile bozulmuştur.
Davacı vekili karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere göre, davacı vekilinin HUMK’nın 440. maddesinde sayılan hallerden hiçbirini ihtiva etmeyen karar düzeltme isteğinin reddi gerekir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/4040 E. 2014/11049 K.
Ortak:kurucu intifa senedi · intifa hakkı · kâr payı dağıtımı · reeskont faizi · muvafakat · kâr dağıtımı · temerrüt faizi · kâr payı · İtirazın iptali
İncelediğiniz karardaMahkemece, en «son» 1993 yılında kurucu «intifa hakkı» (senedi) sahiplerine, kâr «payı» ödemesi yapılmış olduğu nazara alınarak ana sözleşmenin tadili mahiyetinde olmamak ve bundan önceki kâr «payı dağıtımı» işlemlerine teşmil edilmemek suretiyle bundan böyle kâr payı dağıtımı işlemlerinde kurucu intifa sahiplerine yapılacak kâr payı ödemelerinin, genel kurulun 1993 yılındaki kâr dağıtım kararı tarihindeki sermaye olan 300 milyar TL'ye göre elde edilen oran göz önünde tutularak sınırlandırılmasına, diğer bir deyişle herhangi bir kâr payı dağıtımı işlemi yapıldığı takdirde, dağıtılacak safi kârın 1993 yılındaki 300 milyar TL sermayenin dağıtım tarihindeki sermayeye oranlanması suretiyle hesaplanacak miktarından «kurucu intifa senedi» sahiplerine ana sözleşmedeki oran ve esaslara göre tahsis edilmesine karar verildiği, 1998-1999-2002-2003-2005-2006 ve 2007 yıllarında genel kurullarda kârın dağıtılmasına dair bir karar alınmadığı, kurucu senet sahiplerine kâr payı verilmediği, davacının kurucu pay sahibinin şirketin alacaklısı durumunda bulunduğu, bu alacak hakkına «muvafakati» bulunmadan genel kurul kararı ile sınırlama getirilemeyeceği, takibinde haklı bulunduğu anlaşıldığından lehine «inkar tazminatı» hükmedildiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davalıdan 1.768.340,12 TL alacaklı olduğunun tespiti ile davalının icra takip dosyasına yaptığı vaki itirazın iptaline, davacının «asıl alacak» kısmı olan 1.263.622,78 TL ye takip tarihinden itibaren «reeskont faiz» oranları üzerinden işlemiş «temerrüt faizi» uygulanmasına, %20 «icra inkar tazminatı» olan 353.668,02 TL'nin ayrıca tahsiline dair verilen karar davalı vekili tarafından temyizi üzerine Dairemizin 10/06/2014 tarihli kararı ile bozulmuştur.
Benzer bu kararda… da cari olmadığı, davalı şirketin ana sözleşmesinde kurucuları arasında ister (A) ister (B) grubu olsun, holdingin yıllık kazancından TTK'nın 466. maddesinde yazılı «yedek akçe» ile «pay sahipleri» için ödenmiş sermayelerinin %5'i oranında 1. tertip temettü hissesi ayrıldıktan sonra kalanın 1/10'unu kurucu hisselerine tahsis edileceğinin hükme bağlandığı, ana sözleşmenin 36. maddesinde karın «dağıtım» şeklinin düzenlendiği, zamanının 37. maddesinde belirlendiği, davalının 20.11.1998 tarihli genel kurulunda kurucu kâr «payı dağıtıldığı» «sermaye artırımından» evvelki kâr dağıtımlarına teşmil edilmemek, ana sözleşmenin ve %10 oranındaki kurucu kâr payı miktarının Değiştirilmesi hükmünde olmamak, sadece kurucu kâr payının oranlanacağı sermaye miktarını belirlemek amacına yönelik olarak ve anılan yasal düzenlemelere uygun, şirketin en fazla lehine ve en düşük sermaye miktarına oranlama yapılarak bundan böyle kurucu «intifa hakkı» sahiplerine ödenecek kurucu kâr payının belirtilen hususlar çerçevesinde sınırlandırılmasına, yine en «son» 1993 yılında kurucu intifa hakkı (senedi) sahiplerine, kâr payı ödemesi yapılmış olduğu nazara alınarak ana sözleşmenin tadili mahiyetinde olmamak ve bundan önceki kâr payı dağıtımı işlemlerine teşmil edilmemek suretiyle bundan böyle kâr payı dağıtımı işlemlerinde kurucu intifa sahiplerine yapılacak kâr payı ödemelerinin, genel kurulun 1993 yılındaki kâr dağıtım kararı tarihindeki sermaye olan 300 milyar TL'ye göre elde edilen oran göz önünde tutularak sınırlandırılmasına, diğer bir deyişle herhangi bir kâr payı dağıtımı işlemi yapıldığı takdirde, dağıtılacak safi kârın 1993 yılındaki 300 milyar TL sermayenin dağıtım tarihindeki sermayeye oranlanması suretiyle hesaplanacak miktarından «kurucu intifa senedi» sahiplerine ana sözleşmedeki oran ve esaslara göre tahsis edilmesine karar verildiği, 1998-1999-2002-2003-2005-2006 ve 2007 yıllarında genel kurullarda kârın dağıtılmasına dair bir karar alınmadığı, kurucu senet sahiplerine kâr payı verilmediği, anılan yıllara ait kârın fevkalade yedeklere ayrıldığı, kurucu intifa senedi sahiplerinin kâr payı dağıtım koşulları gerçekleştiği halde şirketçe bu tür pay sahiplerine sözleşmesel haklarının kasıtlı olarak zedelenmesi halinde gerek şirkete gerekse yöneticilerin kişisel sorumluluklarına dayanarak bunlar aleyhine genel hükümlerden doğan dâvâ haklarını kullanabilecekleri, davalının holding olduğu, ana sözleşmesinin 36/2a maddesinde “«tevzi» edilecek temettülere göre TTK'nın 466/3 maddesine uygun ayrılması icap eden ihtiyat «tefrik» olunur.” hükmünün bulunduğu, anılan hükmün, holding şirketleri için cari olmadığı, ana sözleşmesinin 36/2a maddesinin, TTK'nın 466 maddesinin 2. fıkrasının 3 bendi ile çeliştiği, 2. tertip fevkalade yedek ayırmaması gereken davalı şirketin, kârını dağıtmayarak fevkalade ihtiyatlara almasının kurucu hisse (intifa) senedi sahipleri ile şirket arasında oluşmuş bulunan akdi ilişkiyi zedelediği, faaliyet alanının başka şirketlerin sermayesine iştirak etmek ve hisse senetlerini elinde tutmak, bu hisse senetlerinin alıp satarak, kâr elde etmek, iştirak ettiği şirketlerin kârlarına payları oranında iştirak etmek olduğu, anılan şirketlerinin genel karakteri gereği, iştirak hisselerini alıp satmaları faaliyet konuları ile ilgili olduğu cihetle, iştirak hisselerinin satışından doğan kârın reel ve dağıtılabilir bir kâr bulunduğu, keza iştiraklerden alınan kâr paylarının da reel ve dağıtılabilir kâr mahiyetinde olduğu, faaliyet alanına giriyorsa, ticari amaçla taşınmaz alıp satmış ise, alım fiatı ile satış fiatı arasındaki müspet farkın da, şirketin dönem kârına «dahil» edilmesi gerektiği, ayrıca «amortismana» konu iktisadi kıymetin elden çıkartılması halinde, satış bedelinin üzerine amortismanlar eklenmek suretiyle bulunan değerden iktisap değeri, (yeniden değerleme yapılmış ise bu işlem sonunda bulunan kıymet) düşüldükten sonra bir artı değer oluşuyor ise bunun da reel kâr olarak kabul edileceği, davacının kurucu pay sahibinin şirketin alacaklısı durumunda bulunduğu, bu alacak hakkına «muvafakati» bulunmadan genel kurul kararı ile sınırlama getirilemeyeceği, takibinde haklı bulunduğu anlaşıldığından lehine «inkar tazminatı» hükmedildiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davalıdan 1.768.340,12 TL alacaklı olduğunun tespiti ile davalının icra takip dosyasına yaptığı vaki itirazın iptaline, davacının «asıl alacak» kısmı olan 1.263.622,78 TL ye takip tarihinden itibaren «reeskont faiz» oranları üzerinden işlemiş «temerrüt faizi» uygulanmasına, %20 «icra inkar tazminatı» olan 353.668,02 TL'nin ayrıca tahsiline karar verilmiştir.
2-Dava, davalı şirketin kurucu intifa pay sahibi olan davacının «dağıtılmadığını» ileri sürdüğü «kar payının» tahsili için yapılan «icra takibine itirazın» iptaline ilişkindir.
Dairemizin 05.02.2010 tarih ve 2008/4682 Esas, 2010/1316 Karar sayılı ilamında da açıklandığı üzere, «kurucu intifa senedi» sahibini de ilgilendiren bir husus daha vardır ki, o da şirketin varlığı, gelişmesi ve dolayısıyla ileride istikrarlı kâr «dağıtılmasını» temindir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kâr payı hakkı · amortisman · tevzi · yedek akçe · sözleşme serbestisi · esas sözleşme · tefrik · bilirkişi raporuna itiraz
Benzer bu kararda… da cari olmadığı, davalı şirketin ana sözleşmesinde kurucuları arasında ister (A) ister (B) grubu olsun, holdingin yıllık kazancından TTK'nın 466. maddesinde yazılı «yedek akçe» ile «pay sahipleri» için ödenmiş sermayelerinin %5'i oranında 1. tertip temettü hissesi ayrıldıktan sonra kalanın 1/10'unu kurucu hisselerine tahsis edileceğinin hükme bağlandığı, ana sözleşmenin 36. maddesinde karın «dağıtım» şeklinin düzenlendiği, zamanının 37. maddesinde belirlendiği, davalının 20.11.1998 tarihli genel kurulunda kurucu kâr «payı dağıtıldığı» «sermaye artırımından» evvelki kâr dağıtımlarına teşmil edilmemek, ana sözleşmenin ve %10 oranındaki kurucu kâr payı miktarının Değiştirilmesi hükmünde olmamak, sadece kurucu kâr payının oranlanacağı sermaye miktarını belirlemek amacına yönelik olarak ve anılan yasal düzenlemelere uygun, şirketin en fazla lehine ve en düşük sermaye miktarına oranlama yapılarak bundan böyle kurucu «intifa hakkı» sahiplerine ödenecek kurucu kâr payının belirtilen hususlar çerçevesinde sınırlandırılmasına, yine en «son» 1993 yılında kurucu intifa hakkı (senedi) sahiplerine, kâr payı ödemesi yapılmış olduğu nazara alınarak ana sözleşmenin tadili mahiyetinde olmamak ve bundan önceki kâr payı dağıtımı işlemlerine teşmil edilmemek suretiyle bundan böyle kâr payı dağıtımı işlemlerinde kurucu intifa sahiplerine yapılacak kâr payı ödemelerinin, genel kurulun 1993 yılındaki kâr dağıtım kararı tarihindeki sermaye olan 300 milyar TL'ye göre elde edilen oran göz önünde tutularak sınırlandırılmasına, diğer bir deyişle herhangi bir kâr payı dağıtımı işlemi yapıldığı takdirde, dağıtılacak safi kârın 1993 yılındaki 300 milyar TL sermayenin dağıtım tarihindeki sermayeye oranlanması suretiyle hesaplanacak miktarından «kurucu intifa senedi» sahiplerine ana sözleşmedeki oran ve esaslara göre tahsis edilmesine karar verildiği, 1998-1999-2002-2003-2005-2006 ve 2007 yıllarında genel kurullarda kârın dağıtılmasına dair bir karar alınmadığı, kurucu senet sahiplerine kâr payı verilmediği, anılan yıllara ait kârın fevkalade yedeklere ayrıldığı, kurucu intifa senedi sahiplerinin kâr payı dağıtım koşulları gerçekleştiği halde şirketçe bu tür pay sahiplerine sözleşmesel haklarının kasıtlı olarak zedelenmesi halinde gerek şirkete gerekse yöneticilerin kişisel sorumluluklarına dayanarak bunlar aleyhine genel hükümlerden doğan dâvâ haklarını kullanabilecekleri, davalının holding olduğu, ana sözleşmesinin 36/2a maddesinde “«tevzi» edilecek temettülere göre TTK'nın 466/3 maddesine uygun ayrılması icap eden ihtiyat «tefrik» olunur.” hükmünün bulunduğu, anılan hükmün, holding şirketleri için cari olmadığı, ana sözleşmesinin 36/2a maddesinin, TTK'nın 466 maddesinin 2. fıkrasının 3 bendi ile çeliştiği, 2. tertip fevkalade yedek ayırmaması gereken davalı şirketin, kârını dağıtmayarak fevkalade ihtiyatlara almasının kurucu hisse (intifa) senedi sahipleri ile şirket arasında oluşmuş bulunan akdi ilişkiyi zedelediği, faaliyet alanının başka şirketlerin sermayesine iştirak etmek ve hisse senetlerini elinde tutmak, bu hisse senetlerinin alıp satarak, kâr elde etmek, iştirak ettiği şirketlerin kârlarına payları oranında iştirak etmek olduğu, anılan şirketlerinin genel karakteri gereği, iştirak hisselerini alıp satmaları faaliyet konuları ile ilgili olduğu cihetle, iştirak hisselerinin satışından doğan kârın reel ve dağıtılabilir bir kâr bulunduğu, keza iştiraklerden alınan kâr paylarının da reel ve dağıtılabilir kâr mahiyetinde olduğu, faaliyet alanına giriyorsa, ticari amaçla taşınmaz alıp satmış ise, alım fiatı ile satış fiatı arasındaki müspet farkın da, şirketin dönem kârına «dahil» edilmesi gerektiği, ayrıca «amortismana» konu iktisadi kıymetin elden çıkartılması halinde, satış bedelinin üzerine amortismanlar eklenmek suretiyle bulunan değerden iktisap değeri, (yeniden değerleme yapılmış ise bu işlem sonunda bulunan kıymet) düşüldükten sonra bir artı değer oluşuyor ise bunun da reel kâr olarak kabul edileceği, davacının kurucu pay sahibinin şirketin alacaklısı durumunda bulunduğu, bu alacak hakkına «muvafakati» bulunmadan genel kurul kararı ile sınırlama getirilemeyeceği, takibinde haklı bulunduğu anlaşıldığından lehine «inkar tazminatı» hükmedildiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davalıdan 1.768.340,12 TL alacaklı olduğunun tespiti ile davalının icra takip dosyasına yaptığı vaki itirazın iptaline, davacının «asıl alacak» kısmı olan 1.263.622,78 TL ye takip tarihinden itibaren «reeskont faiz» oranları üzerinden işlemiş «temerrüt faizi» uygulanmasına, %20 «icra inkar tazminatı» olan 353.668,02 TL'nin ayrıca tahsiline karar verilmiştir.
O halde, davalı vekilinin, kârın «yedek akçeye» ayrılmasına yönelik aldığı kararların şirketin devamlı gelişimi için uygun ve yararlı olduğu, davacının bu yönüyle talep hakkının bulunmadığı yönündeki «bilirkişi raporuna itirazı» üzerinde durulup, ek rapor alınması veya yeniden «bilirkişi incelemesi» yaptırılması gerekirken, yazılı şekilde «eksik incelemeye» dayalı hüküm kurulması da kabul şekli bakımından doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
3-Ayrıca, davalı şirketin 'Holding' vasfı dikkate alınarak ve somut olaya uygulanması gereken TTK'nın 466/3. maddesinin 'Holding' niteliğindeki «anonim şirketlerde» uygulanmayacağı gerekçesiyle anılan «esas sözleşme» hükmünün kanuna aykırı bulunduğu, davalının fevkalade yedek ayırmasının yanlış olduğu kabul edilmiştir.
Ancak, yukarıda açıklandığı üzere, kurucu intifa pay senedi sahibi veya bunların halefleri ile şirket arasındaki ilişki, sermaye sahibi ortak ile şirket arasındaki ilişkiden ayrı, «sözleşme serbestisi» kapsamında değerlendirilen kendine özgü bir akit olduğundan, ana sözleşmenin 36. maddesinin TTK'nın 466. maddesine aykırı olduğu hususu, davacıyı etkilemeyecektir.
-
İtirazın iptali | İcra inkar tazminatı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/6255 E. 2016/2831 K.
Ortak:kurucu intifa senedi · kâr dağıtımı · kâr payı
İncelediğiniz karardaMahkemece, en «son» 1993 yılında kurucu «intifa hakkı» (senedi) sahiplerine, kâr «payı» ödemesi yapılmış olduğu nazara alınarak ana sözleşmenin tadili mahiyetinde olmamak ve bundan önceki kâr «payı dağıtımı» işlemlerine teşmil edilmemek suretiyle bundan böyle kâr payı dağıtımı işlemlerinde kurucu intifa sahiplerine yapılacak kâr payı ödemelerinin, genel kurulun 1993 yılındaki kâr dağıtım kararı tarihindeki sermaye olan 300 milyar TL'ye göre elde edilen oran göz önünde tutularak sınırlandırılmasına, diğer bir deyişle herhangi bir kâr payı dağıtımı işlemi yapıldığı takdirde, dağıtılacak safi kârın 1993 yılındaki 300 milyar TL sermayenin dağıtım tarihindeki sermayeye oranlanması suretiyle hesaplanacak miktarından «kurucu intifa senedi» sahiplerine ana sözleşmedeki oran ve esaslara göre tahsis edilmesine karar verildiği, 1998-1999-2002-2003-2005-2006 ve 2007 yıllarında genel kurullarda kârın dağıtılmasına dair bir karar alınmadığı, kurucu senet sahiplerine kâr payı verilmediği, davacının kurucu pay sahibinin şirketin alacaklısı durumunda bulunduğu, bu alacak hakkına «muvafakati» bulunmadan genel kurul kararı ile sınırlama getirilemeyeceği, takibinde haklı bulunduğu anlaşıldığından lehine «inkar tazminatı» hükmedildiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davalıdan 1.768.340,12 TL alacaklı olduğunun tespiti ile davalının icra takip dosyasına yaptığı vaki itirazın iptaline, davacının «asıl alacak» kısmı olan 1.263.622,78 TL ye takip tarihinden itibaren «reeskont faiz» oranları üzerinden işlemiş «temerrüt faizi» uygulanmasına, %20 «icra inkar tazminatı» olan 353.668,02 TL'nin ayrıca tahsiline dair verilen karar davalı vekili tarafından temyizi üzerine Dairemizin 10/06/2014 tarihli kararı ile bozulmuştur.
Benzer bu kararda2- Dava, «kurucu intifa senedi» «kar payı» ödemesinden kaynaklanan itirazın iptali istemine ilişkin olup, mahkemece ... ve 6.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davalı şirketin 27.03.1992 tarihli genel kurulunda anasözleşmenin 58. maddesinin değiştirildiği, safi kardan kalan bakiyenin sermayenin 200.000 TL'lik «bölümü» ile sınırlı olmak üzere % 5'inin kurucu hesselere «dağıtılmasına» karar verildiği, davacının itirazın iptaline konu....
İcra dosyasında 2006-2008 dönemine ait «kar payı» talebinde bulunduğu, aynı kalem istemlere ilişkin olarak daha önceden «kesin» hüküm verildiği,...
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kar payı alacağı · kâr payı alacağı · delillerin toplanmaması · kar payı · iş bölümü · kesin hüküm
Benzer bu karardaİcra dosyasında talep edilen 2010 yılı «kar payı alacağının» 21,21 TL, ...İcra dosyasında talep edilen 2011 yılı kar payı alacağının 22,23 TL olduğu, bu miktarların da ödendiği gerekçesiyle,...
İcra dosyasında 2006-2008 dönemine ait «kar payı» talebinde bulunduğu, aynı kalem istemlere ilişkin olarak daha önceden «kesin» hüküm verildiği,...
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davalı şirketin 27.03.1992 tarihli genel kurulunda anasözleşmenin 58. maddesinin değiştirildiği, safi kardan kalan bakiyenin sermayenin 200.000 TL'lik «bölümü» ile sınırlı olmak üzere % 5'inin kurucu hesselere «dağıtılmasına» karar verildiği, davacının itirazın iptaline konu....
İcra dosyası bakımından «kesin» hüküm nedeniyle itirazın iptali davasının reddine, diğer icra dosyaları yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2014/14895 E. , 2015/3855 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada İstanbul (Kapatılan) 31. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 14/11/2012 gün ve 2011/33-2012/242 sayılı kararı bozan Daire’nin 10/06/2014 gün ve 2013/4040-2014/11049 sayılı kararı aleyhinde davacı vekili tarafından karar düzeltilmesi isteğinde bulunulmuş ve karar düzeltme dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya için düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin davalı şirketin 10 adet kurucu pay sahibi olduğunu, her yıl ödenmesi gereken %10 kar payını ayırmayıp, sermaye sahibi ortakların sermayelerine ilave ettiğini, TTK ve anasözleşme hükümlerini ihlal ettiğini, 1998-2007 yıllarını kapsayan kar payının tahsili için yapılan icra takibinin itirazla durduğunu ileri sürerek, itirazın iptaline, takibin devamına ve inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkil şirketin 23.10.1998 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında “Kâr payı dağıtılmasına karar verildiği takdirde, dağıtılacak safi kârın, en son kâr dağıtılan 1993 yılındaki 300 milyar TL sermayenin dağıtım tarihindeki sermayeye oranlanması suretiyle hesaplanacak miktarların kurucu senetlere kâr payı dağıtılacağına karar verildiğini ve kurucu senetlerle ilgili kâr payı dağıtımının sınırlandırıldığını, inkar tazminatı koşullarının bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, en son 1993 yılında kurucu intifa hakkı (senedi) sahiplerine, kâr payı ödemesi yapılmış olduğu nazara alınarak ana sözleşmenin tadili mahiyetinde olmamak ve bundan önceki kâr payı dağıtımı işlemlerine teşmil edilmemek suretiyle bundan böyle kâr payı dağıtımı işlemlerinde kurucu intifa sahiplerine yapılacak kâr payı ödemelerinin, genel kurulun 1993 yılındaki kâr dağıtım kararı tarihindeki sermaye olan 300 milyar TL'ye göre elde edilen oran göz önünde tutularak sınırlandırılmasına, diğer bir deyişle herhangi bir kâr payı dağıtımı işlemi yapıldığı takdirde, dağıtılacak safi kârın 1993 yılındaki 300 milyar TL sermayenin dağıtım tarihindeki sermayeye oranlanması suretiyle hesaplanacak miktarından kurucu intifa senedi sahiplerine ana sözleşmedeki oran ve esaslara göre tahsis edilmesine karar verildiği, 1998-1999-2002-2003-2005-2006 ve 2007 yıllarında genel kurullarda kârın dağıtılmasına dair bir karar alınmadığı, kurucu senet sahiplerine kâr payı verilmediği, davacının kurucu pay sahibinin şirketin alacaklısı durumunda bulunduğu, bu alacak hakkına muvafakati bulunmadan genel kurul kararı ile sınırlama getirilemeyeceği, takibinde haklı bulunduğu anlaşıldığından lehine inkar tazminatı hükmedildiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davalıdan 1.768.340,12 TL alacaklı olduğunun tespiti ile davalının icra takip dosyasına yaptığı vaki itirazın iptaline, davacının asıl alacak kısmı olan 1.263.622,78 TL ye takip tarihinden itibaren reeskont faiz oranları üzerinden işlemiş temerrüt faizi uygulanmasına, %20 icra inkar tazminatı olan 353.668,02 TL'nin ayrıca tahsiline dair verilen karar davalı vekili tarafından temyizi üzerine Dairemizin 10/06/2014 tarihli kararı ile bozulmuştur.
Davacı vekili karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere göre, davacı vekilinin HUMK’nın 440. maddesinde sayılan hallerden hiçbirini ihtiva etmeyen karar düzeltme isteğinin reddi gerekir.
SONUÇ
Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacı vekilinin karar düzeltme isteğinin HUMK’nın 442. maddesi gereğince REDDİNE, aşağıda yazılı bakiye 05,20 TL karar düzeltme harcının ve 3506 sayılı Yasa ile değiştirilen HUMK'nın 442/3. maddesi hükmü uyarınca takdiren 251,00 TL para cezasının karar düzeltilmesini isteyenden alınarak hazineye gelir kaydedilmesine, 19.03.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/170667300 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz