Kurucu pay senedi sahibi genel kurul iptali olmadan kâr payı isteyebilir
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2008/4676 E. 2010/1315 K. · · İlk derece: 2.Ticaret Mahkemesi
Kısmen onandı, kısmen bozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Gerekçe özeti
Sözleşmesel hak sahibi kurucu pay/intifa senedi sahibi, genel kurulun kâr dağıtmama kararını iptal ettirmeden ana sözleşme uyarınca doğan kâr payını isteyebilir (iptal davası açmakta hukuki yararı yoktur). Ancak kurucu pay kâr payı şirketin ticari faaliyetinden doğan kazanç üzerinden hesaplanır; şirkete ait taşınmazın satışından elde edilen tutar bu kapsamda değildir. Kârı dağıtmayıp fevkalade ihtiyata ayırmanın ekonomik gerekliliği uzman bilirkişilerce denetlenir.
Ele alınan sorunlar
Kurucu pay senedi sahibinin şirkete ait taşınmaz satışından doğan tutardan kâr payı istemi → ret
İddia: Davacı, ana sözleşme uyarınca kurucu pay senedine düşen kâr payının, genel kurul kararının iptaline gerek olmaksızın sözleşmesel hak olarak ödenmesi gerektiğini ileri sürmüştür.
Gerekçe: Sözleşmesel hak sahibi kurucu pay senedi sahipleri, genel kurul kararı iptal edilmeden sözleşmeden kaynaklanan haklarını isteyebilir ve iptal davası açmakta hukuki yararları da bulunmaz; bu nedenle mahkemenin asıl davayı 'genel kurul kararının iptali talep edilmediği' gerekçesiyle reddetmesi yerinde değildir. Ancak asıl davada istenen tutar, şirketin ticari etkinliği neticesinde oluşan bir kazanç olmayıp şirkete ait taşınmazın satışından elde edilen tutardır; bu tutar kurucu pay kâr payının hesabına esas alınamaz. Bu sebeple asıl davanın reddi sonucu itibariyle doğrudur; gerekçe değiştirilerek onanır.
Gerekçe kaynağı: düzeltme
Kârın dağıtılmayıp fevkalade ihtiyata ayrılması halinde kurucu pay senedi sahibinin kâr payı istemi (birleşen dava) → kabul
İddia: Davacı, 1998 yılı kârının dağıtılmayıp fevkalade ihtiyatlara ayrıldığını, ana sözleşme uyarınca kurucu payına düşen tutarın ödenmesi gerektiğini ileri sürmüştür.
Gerekçe: Kurucu pay senedi sahibi davacı, 1998 yılı kâr payı için genel kurul iptal davası açmasına gerek olmadan, koşulları oluştuğunda ana sözleşme uyarınca ödenmesi gereken kâr payından hissesine düşen tutarı isteyebilir. Bu nedenle, şirketin kârı dağıtmayarak fevkalade ihtiyatlara ayırmasının ekonomik gerekliliği bulunup bulunmadığı uzman bilirkişiler aracılığıyla incelettirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yerinde bulunmayan gerekçelerle birleşen davanın da reddi doğru değildir.
Gerekçe kaynağı: özgün
Emsal değeri
Kurucu pay senedi sahibinin genel kurul iptali olmadan sözleşmesel kâr payı isteyebileceği; ancak taşınmaz satış tutarının kurucu pay kâr payı hesabına dahil olmadığı yönünde emsal değeri taşır.
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
kurucu pay senedi↗ kâr payı↗ sözleşmesel hak↗ genel kurul kararının iptali↗ hukuki yarar↗ fevkalade ihtiyat↗
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2008/4682 E. 2010/1316 K.
Ortak:genel kurul kararının iptali
İncelediğiniz karardaMahkemece, davacının davalı şirketin kârın «dağıtılmamasına» dair 24.3.1998 tarihli «genel kurul kararının iptalini» talep etmediği, davalı şirketin emisyon «priminin» TTK.nun 466. maddesi gereği kanuni yedeklere ayrılacağı, iç «kaynaklardan sermaye artırımına» yol açan iştirak hisselerinin satışından elde edilen kazancın ticari kâr anlamında kabul edilemeyeceği ve TTK.nun 298. maddesinde öngörülen kazanç kavramına «dahil» olmadığı, genel kurulun kârın dağıtılmaması kararının iptali söz konusu edilmediği ve genel kurul kararının kesinleşmiş olması sebebiyle davacının sahibi bulunduğu …
Mahkemece ise, yukarıda belirtildiği üzere davaya konu edilen emisyon «primi» ve iştirak hisselerinin satışından doğan kazancın TTK' nun 298 nci maddesi kapsamında kazanç kavramına girmediği ve kârın «dağıtılmamasına» ilişkin «genel kurul kararının iptali» hususunda dava açılmadığı şeklindeki hususları hem asıl hem de birleşen davanın reddine gerekçe yapmıştır.
Asıl davaya konu edilen tutarın emisyon «primi» ve iştirak hisselerinin satışı ile ilgili olmayıp, şirkete ait taşınmazın satışı ile ilgili olması ve Dairemiz'in emsal nitelikte kararlarında (06.04.2001 T, 2001/431 E, 2001/2884 K) belirtildiği üzere sözleşmesel hak sahibi kurucu pay senedi sahiplerinin «genel kurul kararı iptal» edilmeden sözleşmeden kaynaklanan haklarını istemelerinin mümkün bulunması ve ayrıca «iptal davası» açmakta «hukuki yararlarının» bulunmaması nedeniyle mahkemenin asıl davayı ret gerekçeleri yerinde değil ise de, asıl davada istenen tutarın davalı şirketin ticari etkinliği neticesi oluşan kaz …
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacının davalı şirketin kârın «dağıtılmamasına» dair 24.3.1998 tarihli «genel kurul kararının iptalini» talep etmediği, davalı şirketin emisyon «priminin» TTK.nun 466. maddesi gereği kanuni yedeklere ayrılacağı, iç «kaynaklardan sermaye artırımına» yol açan iştirak hisselerinin satışından elde edilen kazancın ticari kâr anlamında kabul edilemeyeceği ve TTK.nun 298. maddesinde öngörülen kazanç kavramına «dahil» olmadığı, davalı şirketin 1997 yılı itibariyle fevkalade ihtiyatlara ayrıldığı kısım içinde genel kurulun kârın dağıtılmaması kararının iptali söz konusu edilmediğ …
… dan genel kurul kararı veya tek taraflı anasözleşme değişikliği ile kurucu veya haleflerinin haklarının ortadan kaldırılması mümkün olmadığından genel kurulca kârın «dağıtılmaması» yönünde karar alınması ve bu «genel kurul kararının iptali» hususunda dava açılmaması bu açıdan neticeye müessir değildir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:iç kaynaklardan sermaye artırımı · yedek akçe · sermaye artırımı · ek prim · kâr dağıtımı · dahili dava
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacının davalı şirketin kârın «dağıtılmamasına» dair 24.3.1998 tarihli «genel kurul kararının iptalini» talep etmediği, davalı şirketin emisyon «priminin» TTK.nun 466. maddesi gereği kanuni yedeklere ayrılacağı, iç «kaynaklardan sermaye artırımına» yol açan iştirak hisselerinin satışından elde edilen kazancın ticari kâr anlamında kabul edilemeyeceği ve TTK.nun 298. maddesinde öngörülen kazanç kavramına «dahil» olmadığı, davalı şirketin 1997 yılı itibariyle fevkalade ihtiyatlara ayrıldığı kısım içinde genel kurulun kârın dağıtılmaması kararının iptali söz konusu edilmediğ …
2-Ancak, davacı taraf davada ticari etkinlik sonucu elde edilen 1997 yılı kârının da «dağıtılmayarak» fevkalede ihtiyatlara ayrılmasına karar verildiğini belirterek, bu tutara yönelik de tahsili talebinde bulunmuştur.
… dan genel kurul kararı veya tek taraflı anasözleşme değişikliği ile kurucu veya haleflerinin haklarının ortadan kaldırılması mümkün olmadığından genel kurulca kârın «dağıtılmaması» yönünde karar alınması ve bu «genel kurul kararının iptali» hususunda dava açılmaması bu açıdan neticeye müessir değildir.
Ancak, kurucu pay sahiplerini de ilgilendiren bir husus daha vardır ki o da şirketin varlığı, gelişmesi ve dolayısıyla ileride istikrarlı kâr «dağıtılmasını» temindir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/4040 E. 2014/11049 K.
Ortak:kâr payı
İncelediğiniz karardaBu itibarla, mahkemece yukarıda (1) nolu bentte açıklandığı üzere kurucu pay senedi sahibi davacının 1998 yılı kâr «payı» ile ilgili olarak genel kurul «iptal davası» açmaya gerek olmadan koşulları oluştuğunda anasözleşme uyarınca ödenmesi gereken kâr payından hissesine düşen tutarı isteyebileceği nazara alınarak, şirketin kârı …
Benzer bu kararda… da cari olmadığı, davalı şirketin ana sözleşmesinde kurucuları arasında ister (A) ister (B) grubu olsun, holdingin yıllık kazancından TTK'nın 466. maddesinde yazılı «yedek akçe» ile «pay sahipleri» için ödenmiş sermayelerinin %5'i oranında 1. tertip temettü hissesi ayrıldıktan sonra kalanın 1/10'unu kurucu hisselerine tahsis edileceğinin hükme bağlandığı, ana sözleşmenin 36. maddesinde karın «dağıtım» şeklinin düzenlendiği, zamanının 37. maddesinde belirlendiği, davalının 20.11.1998 tarihli genel kurulunda kurucu kâr «payı dağıtıldığı» «sermaye artırımından» evvelki kâr dağıtımlarına teşmil edilmemek, ana sözleşmenin ve %10 oranındaki kurucu kâr payı miktarının Değiştirilmesi hükmünde olmamak, sadece kurucu kâr payının oranlanacağı sermaye miktarını belirlemek amacına yönelik olarak ve anılan yasal düzenlemelere uygun, şirketin en fazla lehine ve en düşük sermaye miktarına oranlama yapılarak bundan böyle kurucu «intifa hakkı» sahiplerine ödenecek kurucu kâr payının belirtilen hususlar çerçevesinde sınırlandırılmasına, yine en «son» 1993 yılında kurucu intifa hakkı (senedi) sahiplerine, kâr payı ödemesi yapılmış olduğu nazara alınarak ana sözleşmenin tadili mahiyetinde olmamak ve bundan önceki kâr payı dağıtımı işlemlerine teşmil edilmemek suretiyle bundan böyle kâr payı dağıtımı işlemlerinde kurucu intifa sahiplerine yapılacak kâr payı ödemelerinin, genel kurulun 1993 yılındaki kâr dağıtım kararı tarihindeki sermaye olan 300 milyar TL'ye göre elde edilen oran göz önünde tutularak sınırlandırılmasına, diğer bir deyişle herhangi bir kâr payı dağıtımı işlemi yapıldığı takdirde, dağıtılacak safi kârın 1993 yılındaki 300 milyar TL sermayenin dağıtım tarihindeki sermayeye oranlanması suretiyle hesaplanacak miktarından «kurucu intifa senedi» sahiplerine ana sözleşmedeki oran ve esaslara göre tahsis edilmesine karar verildiği, 1998-1999-2002-2003-2005-2006 ve 2007 yıllarında genel kurullarda kârın dağıtılmasına dair bir karar alınmadığı, kurucu senet sahiplerine kâr payı verilmediği, anılan yıllara ait kârın fevkalade yedeklere ayrıldığı, kurucu intifa senedi sahiplerinin kâr payı dağıtım koşulları gerçekleştiği halde şirketçe bu tür pay sahiplerine sözleşmesel haklarının kasıtlı olarak zedelenmesi halinde gerek şirkete gerekse yöneticilerin kişisel sorumluluklarına dayanarak bunlar aleyhine genel hükümlerden doğan dâvâ haklarını kullanabilecekleri, davalının holding olduğu, ana sözleşmesinin 36/2a maddesinde “«tevzi» edilecek temettülere göre TTK'nın 466/3 maddesine uygun ayrılması icap eden ihtiyat «tefrik» olunur.” hükmünün bulunduğu, anılan hükmün, holding şirketleri için cari olmadığı, ana sözleşmesinin 36/2a maddesinin, TTK'nın 466 maddesinin 2. fıkrasının 3 bendi ile çeliştiği, 2. tertip fevkalade yedek ayırmaması gereken davalı şirketin, kârını dağıtmayarak fevkalade ihtiyatlara almasının kurucu hisse (intifa) senedi sahipleri ile şirket arasında oluşmuş bulunan akdi ilişkiyi zedelediği, faaliyet alanının başka şirketlerin sermayesine iştirak etmek ve hisse senetlerini elinde tutmak, bu hisse senetlerinin alıp satarak, kâr elde etmek, iştirak ettiği şirketlerin kârlarına payları oranında iştirak etmek olduğu, anılan şirketlerinin genel karakteri gereği, iştirak hisselerini alıp satmaları faaliyet konuları ile ilgili olduğu cihetle, iştirak hisselerinin satışından doğan kârın reel ve dağıtılabilir bir kâr bulunduğu, keza iştiraklerden alınan kâr paylarının da reel ve dağıtılabilir kâr mahiyetinde olduğu, faaliyet alanına giriyorsa, ticari amaçla taşınmaz alıp satmış ise, alım fiatı ile satış fiatı arasındaki müspet farkın da, şirketin dönem kârına «dahil» edilmesi gerektiği, ayrıca «amortismana» konu iktisadi kıymetin elden çıkartılması halinde, satış bedelinin üzerine amortismanlar eklenmek suretiyle bulunan değerden iktisap değeri, (yeniden değerleme yapılmış ise bu işlem sonunda bulunan kıymet) düşüldükten sonra bir artı değer oluşuyor ise bunun da reel kâr olarak kabul edileceği, davacının kurucu pay sahibinin şirketin alacaklısı durumunda bulunduğu, bu alacak hakkına «muvafakati» bulunmadan genel kurul kararı ile sınırlama getirilemeyeceği, takibinde haklı bulunduğu anlaşıldığından lehine «inkar tazminatı» hükmedildiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davalıdan 1.768.340,12 TL alacaklı olduğunun tespiti ile davalının icra takip dosyasına yaptığı vaki itirazın iptaline, davacının «asıl alacak» kısmı olan 1.263.622,78 TL ye takip tarihinden itibaren «reeskont faiz» oranları üzerinden işlemiş «temerrüt faizi» uygulanmasına, %20 «icra inkar tazminatı» olan 353.668,02 TL'nin ayrıca tahsiline karar verilmiştir.
2-Dava, davalı şirketin kurucu intifa pay sahibi olan davacının «dağıtılmadığını» ileri sürdüğü «kar payının» tahsili için yapılan «icra takibine itirazın» iptaline ilişkindir.
Davacı, davalı «anonim şirketin» kurucu pay sahibi olduğunu, kurucu hisse senetleri sahibine %10 «kar payı» ödeneceği yönündeki ana sözleşmesine uyulmadığını, karın sermaye sahibi ortakların sermayesine ilave edildiğini ileri sürmüş, mahkemece yazılı gerekçe ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:kâr payı hakkı · kurucu intifa senedi · amortisman · tevzi · yedek akçe · sözleşme serbestisi · intifa hakkı · kâr payı dağıtımı
Benzer bu kararda… da cari olmadığı, davalı şirketin ana sözleşmesinde kurucuları arasında ister (A) ister (B) grubu olsun, holdingin yıllık kazancından TTK'nın 466. maddesinde yazılı «yedek akçe» ile «pay sahipleri» için ödenmiş sermayelerinin %5'i oranında 1. tertip temettü hissesi ayrıldıktan sonra kalanın 1/10'unu kurucu hisselerine tahsis edileceğinin hükme bağlandığı, ana sözleşmenin 36. maddesinde karın «dağıtım» şeklinin düzenlendiği, zamanının 37. maddesinde belirlendiği, davalının 20.11.1998 tarihli genel kurulunda kurucu kâr «payı dağıtıldığı» «sermaye artırımından» evvelki kâr dağıtımlarına teşmil edilmemek, ana sözleşmenin ve %10 oranındaki kurucu kâr payı miktarının Değiştirilmesi hükmünde olmamak, sadece kurucu kâr payının oranlanacağı sermaye miktarını belirlemek amacına yönelik olarak ve anılan yasal düzenlemelere uygun, şirketin en fazla lehine ve en düşük sermaye miktarına oranlama yapılarak bundan böyle kurucu «intifa hakkı» sahiplerine ödenecek kurucu kâr payının belirtilen hususlar çerçevesinde sınırlandırılmasına, yine en «son» 1993 yılında kurucu intifa hakkı (senedi) sahiplerine, kâr payı ödemesi yapılmış olduğu nazara alınarak ana sözleşmenin tadili mahiyetinde olmamak ve bundan önceki kâr payı dağıtımı işlemlerine teşmil edilmemek suretiyle bundan böyle kâr payı dağıtımı işlemlerinde kurucu intifa sahiplerine yapılacak kâr payı ödemelerinin, genel kurulun 1993 yılındaki kâr dağıtım kararı tarihindeki sermaye olan 300 milyar TL'ye göre elde edilen oran göz önünde tutularak sınırlandırılmasına, diğer bir deyişle herhangi bir kâr payı dağıtımı işlemi yapıldığı takdirde, dağıtılacak safi kârın 1993 yılındaki 300 milyar TL sermayenin dağıtım tarihindeki sermayeye oranlanması suretiyle hesaplanacak miktarından «kurucu intifa senedi» sahiplerine ana sözleşmedeki oran ve esaslara göre tahsis edilmesine karar verildiği, 1998-1999-2002-2003-2005-2006 ve 2007 yıllarında genel kurullarda kârın dağıtılmasına dair bir karar alınmadığı, kurucu senet sahiplerine kâr payı verilmediği, anılan yıllara ait kârın fevkalade yedeklere ayrıldığı, kurucu intifa senedi sahiplerinin kâr payı dağıtım koşulları gerçekleştiği halde şirketçe bu tür pay sahiplerine sözleşmesel haklarının kasıtlı olarak zedelenmesi halinde gerek şirkete gerekse yöneticilerin kişisel sorumluluklarına dayanarak bunlar aleyhine genel hükümlerden doğan dâvâ haklarını kullanabilecekleri, davalının holding olduğu, ana sözleşmesinin 36/2a maddesinde “«tevzi» edilecek temettülere göre TTK'nın 466/3 maddesine uygun ayrılması icap eden ihtiyat «tefrik» olunur.” hükmünün bulunduğu, anılan hükmün, holding şirketleri için cari olmadığı, ana sözleşmesinin 36/2a maddesinin, TTK'nın 466 maddesinin 2. fıkrasının 3 bendi ile çeliştiği, 2. tertip fevkalade yedek ayırmaması gereken davalı şirketin, kârını dağıtmayarak fevkalade ihtiyatlara almasının kurucu hisse (intifa) senedi sahipleri ile şirket arasında oluşmuş bulunan akdi ilişkiyi zedelediği, faaliyet alanının başka şirketlerin sermayesine iştirak etmek ve hisse senetlerini elinde tutmak, bu hisse senetlerinin alıp satarak, kâr elde etmek, iştirak ettiği şirketlerin kârlarına payları oranında iştirak etmek olduğu, anılan şirketlerinin genel karakteri gereği, iştirak hisselerini alıp satmaları faaliyet konuları ile ilgili olduğu cihetle, iştirak hisselerinin satışından doğan kârın reel ve dağıtılabilir bir kâr bulunduğu, keza iştiraklerden alınan kâr paylarının da reel ve dağıtılabilir kâr mahiyetinde olduğu, faaliyet alanına giriyorsa, ticari amaçla taşınmaz alıp satmış ise, alım fiatı ile satış fiatı arasındaki müspet farkın da, şirketin dönem kârına «dahil» edilmesi gerektiği, ayrıca «amortismana» konu iktisadi kıymetin elden çıkartılması halinde, satış bedelinin üzerine amortismanlar eklenmek suretiyle bulunan değerden iktisap değeri, (yeniden değerleme yapılmış ise bu işlem sonunda bulunan kıymet) düşüldükten sonra bir artı değer oluşuyor ise bunun da reel kâr olarak kabul edileceği, davacının kurucu pay sahibinin şirketin alacaklısı durumunda bulunduğu, bu alacak hakkına «muvafakati» bulunmadan genel kurul kararı ile sınırlama getirilemeyeceği, takibinde haklı bulunduğu anlaşıldığından lehine «inkar tazminatı» hükmedildiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davalıdan 1.768.340,12 TL alacaklı olduğunun tespiti ile davalının icra takip dosyasına yaptığı vaki itirazın iptaline, davacının «asıl alacak» kısmı olan 1.263.622,78 TL ye takip tarihinden itibaren «reeskont faiz» oranları üzerinden işlemiş «temerrüt faizi» uygulanmasına, %20 «icra inkar tazminatı» olan 353.668,02 TL'nin ayrıca tahsiline karar verilmiştir.
Bu itibarla, şayet kârın «yedek akçeye» ayrılmaması halinde anılan hususlar tehlikeye düşer ise bundan kurucular da etkileneceğinden şirketin, kârın yedek akçe olarak ayrılmasının ortaklığın devamlı gelişimi için gerekli olduğunu davalının kanıtlaması halinde, «kurucu intifa senedi» sahipleri şirketten bir talepte bulunamayacaktır.
Davacının, davalı şirkete ait 10 adet «kurucu intifa senedi» sahibi olduğu hususu «uyuşmazlık konusu» değildir.
Ancak, yukarıda açıklandığı üzere, kurucu intifa pay senedi sahibi veya bunların halefleri ile şirket arasındaki ilişki, sermaye sahibi ortak ile şirket arasındaki ilişkiden ayrı, «sözleşme serbestisi» kapsamında değerlendirilen kendine özgü bir akit olduğundan, ana sözleşmenin 36. maddesinin TTK'nın 466. maddesine aykırı olduğu hususu, davacıyı etkilemeyecektir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2008/9248 E. 2010/4881 K.
Ortak:genel kurul kararının iptali · kâr payı
İncelediğiniz karardaMahkemece, davacının davalı şirketin kârın «dağıtılmamasına» dair 24.3.1998 tarihli «genel kurul kararının iptalini» talep etmediği, davalı şirketin emisyon «priminin» TTK.nun 466. maddesi gereği kanuni yedeklere ayrılacağı, iç «kaynaklardan sermaye artırımına» yol açan iştirak hisselerinin satışından elde edilen kazancın ticari kâr anlamında kabul edilemeyeceği ve TTK.nun 298. maddesinde öngörülen kazanç kavramına «dahil» olmadığı, genel kurulun kârın dağıtılmaması kararının iptali söz konusu edilmediği ve genel kurul kararının kesinleşmiş olması sebebiyle davacının sahibi bulunduğu …
Mahkemece ise, yukarıda belirtildiği üzere davaya konu edilen emisyon «primi» ve iştirak hisselerinin satışından doğan kazancın TTK' nun 298 nci maddesi kapsamında kazanç kavramına girmediği ve kârın «dağıtılmamasına» ilişkin «genel kurul kararının iptali» hususunda dava açılmadığı şeklindeki hususları hem asıl hem de birleşen davanın reddine gerekçe yapmıştır.
Asıl davaya konu edilen tutarın emisyon «primi» ve iştirak hisselerinin satışı ile ilgili olmayıp, şirkete ait taşınmazın satışı ile ilgili olması ve Dairemiz'in emsal nitelikte kararlarında (06.04.2001 T, 2001/431 E, 2001/2884 K) belirtildiği üzere sözleşmesel hak sahibi kurucu pay senedi sahiplerinin «genel kurul kararı iptal» edilmeden sözleşmeden kaynaklanan haklarını istemelerinin mümkün bulunması ve ayrıca «iptal davası» açmakta «hukuki yararlarının» bulunmaması nedeniyle mahkemenin asıl davayı ret gerekçeleri yerinde değil ise de, asıl davada istenen tutarın davalı şirketin ticari etkinliği neticesi oluşan kaz …
Benzer bu karardaMahkeme kararında, davacıların «genel kurul kararlarının iptalini» dava etmemiş olmalarına ilişkin gerekçe, davacıların «hisse senedi» sahibi sıfatına dayalı olarak kâr «payı» isteyemeyeceklerine ilişkin varılan sonucun gerekçesi olarak kullanılmış olup,«kurucu intifa senedi» sahibi sıfatları için dayanılan bir gerekçe değildir.
Mahkemece, dosya kapsamına ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, dava sırasında davacıların hisse senetlerini davalıya vermesi üzerine davalının «ilmühaberleri» davacılara verdiği ve muarazanın kalmadığı, «muarazanın giderilmesi» ve hisse senetlerinin tespiti istemlerinin konusuz kaldığı, davanın açılmasına davalının sebebiyet vermediği, davaya kâr «payı dağıtılmamasına» ilişkin kararları aleyhine dava açmadıkları, genel kurul tutanaklarında kâr payı dağıtımına ilişkin karar alınmadığı, şirket kârlarının anasözleşmenin 36/«son» maddesi uyarınca fevkalâde ihtiyatlara alınmasına karar verildiği, sermayeye ilave edilmediği, sermaye artışının TTK'nun 298. maddesi anlamında hasıl olacak kazançtan değil, iştirak hisseleri satışı veya maddi duran varlıkların yeniden değerleme, değer artış fonundan karşılandığı, bu nedenle kurucu hisseler için kâr payı istenemeyeceği, kâr dağıtım kararı bulunmadığından ortaklığa bağlı kâr payı alacaklarının da doğmadığı, fevkalâde ihtiyatlara ayırmanın gizli kâr dağıtımı olmadığı gerekçesiyle, kâr payına yönelik davanın reddine, diğer istemler hakkında karar «verilmesine yer olmadığına» karar verilmiştir.
1-Davacılar, 1993-2002 yılları arasında, «hisse senedi» ve ayrıca «kurucu intifa senedi» sahibi olmak üzere iki sıfatla kâr «payı» istemiştir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:kâr payı hakkı · kurucu intifa senedi · ilmühaber · yedek akçe · muarazanın giderilmesi · kâr payı dağıtımı · kar payı · hisse senedi
Benzer bu karardaMahkemece, dosya kapsamına ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, dava sırasında davacıların hisse senetlerini davalıya vermesi üzerine davalının «ilmühaberleri» davacılara verdiği ve muarazanın kalmadığı, «muarazanın giderilmesi» ve hisse senetlerinin tespiti istemlerinin konusuz kaldığı, davanın açılmasına davalının sebebiyet vermediği, davaya kâr «payı dağıtılmamasına» ilişkin kararları aleyhine dava açmadıkları, genel kurul tutanaklarında kâr payı dağıtımına ilişkin karar alınmadığı, şirket kârlarının anasözleşmenin 36/«son» maddesi uyarınca fevkalâde ihtiyatlara alınmasına karar verildiği, sermayeye ilave edilmediği, sermaye artışının TTK'nun 298. maddesi anlamında hasıl olacak kazançtan değil, iştirak hisseleri satışı veya maddi duran varlıkların yeniden değerleme, değer artış fonundan karşılandığı, bu nedenle kurucu hisseler için kâr payı istenemeyeceği, kâr dağıtım kararı bulunmadığından ortaklığa bağlı kâr payı alacaklarının da doğmadığı, fevkalâde ihtiyatlara ayırmanın gizli kâr dağıtımı olmadığı gerekçesiyle, kâr payına yönelik davanın reddine, diğer istemler hakkında karar «verilmesine yer olmadığına» karar verilmiştir.
1-Davacılar, 1993-2002 yılları arasında, «hisse senedi» ve ayrıca «kurucu intifa senedi» sahibi olmak üzere iki sıfatla kâr «payı» istemiştir.
Mahkeme kararında, davacıların «genel kurul kararlarının iptalini» dava etmemiş olmalarına ilişkin gerekçe, davacıların «hisse senedi» sahibi sıfatına dayalı olarak kâr «payı» isteyemeyeceklerine ilişkin varılan sonucun gerekçesi olarak kullanılmış olup,«kurucu intifa senedi» sahibi sıfatları için dayanılan bir gerekçe değildir.
2-Kârın yedek akçelere ayrılmasına ve ortaklara «dağıtılmamasına» ilişkin davalı uygulamasının kâr «payı» haklarını ihlal ettiğine dayanan davacıların «kurucu intifa senedi» sahibi sıfatına dayalı «kar payı» isteminin de reddine yönelik temyize gelince; Her ticaret ortaklığı gibi anonim ortaklığın nihai amacı kar elde edip ortaklarına dağıtmaktır.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2008/4676 E. , 2010/1315 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasında görülen davada Adana Asliye 2.Ticaret Mahkemesi’nce verilen 08.05.2002 tarih ve 1998/2328 - 2002/472 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak davacı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 26.01.2010 gününde davacı avukatı ...ile davalı avukatı ...gelip, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı, davalı şirketin anasözleşmesinin 12. ve 36. maddelerine istinaden kuruluşunda kurucu ortaklarına dağıtılabilir karlardan %10’nu vermek üzere 2000 adet kurucu hissesi çıkardığını, kendisinin de 10 adet kurucu hisse sahibi olduğunu, davalının 1998 yılı içinde sahibi bulunduğu gayrimenkulü satarak safi 4.705.490.000.000 TL. kâr sağladığını, şirket anasözleşmesinin 36.maddesinin 2. bendinin (b) fıkrası uyarınca kurucu hisse senetlerine verilmesi gereken kâr payını ayırmadan kârın tamamının 20.11.1998 tarihinde yapılan genel kurul toplantısında aldığı karar ile sermayesine ilave etmek suretiyle dolaylı olarak sermaye sahibi ortaklara dağıttığını, oysa kârdan önce kurucu hisse payını ayırıp, kalanını sermaye sahibi ortaklara dağıtması veya fevkalede ihtiyatlara alması gerektiğini, davalı şirketin 1991 yılı sonuna kadar kurucu hisseler payının dağıtıldığını, 1991 yılından 1997 yılına kadar 7 yıl süre ile kârını ihtiyatlara aldığını, sonra ihtiyatların sermayesine ilave suretiyle dolaylı olarak ortaklara dağıtıldığını, kuruculara hiç kârdan pay verilmediğini, kurucu pay sahiplerinin alacaklı üçüncü kişi olduklarından genel kurul kararına da ihtiyaç bulunmadığını ileri sürerek,davalı şirketin 1998 yılında şirket bilançosu aktifinde bulunan gayrimenkul satışından doğan kârdan sahibi bulunduğu 10 adet kurucu hisse senedine ödenmesi gereken 2.352.475.000 TL.
kâr payı ve işleyecek faizin reeskont faizi ile davalı şirketten tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
İşbu dava dosyası ile birleşen Adana Asliye Ticaret Mahkemesinin 1999/661-2002/45 sayılı dava dosyasında ise, davalı şirketin 1998 kârından hissesine düşen 2.797.956.250 TL. kâr payı ve işleyen faizinin faizi ile tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili, 20.11.1998 tarihli genel kurulun iptali için açılan davanın derdest olduğunu, kâr dağıtımına genel kurulun karar vermesi gerektiğini, esasen şirketin 1972 yılında kurulmuş olup aradan 26 yıl geçtiğini, kurucu paylara süresiz kâr payı verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, kuruculara ilk kuruluş esas sermayesi ile sınırlı olarak kâr payının verilebileceğini, davacının müvekkili şirketin 1972 tarihinden 1998 yılına kadar görevli ve sorumlu murakıbı ve mali konularda baş danışmanı olduğunu, şirketin 1997 yılı genel kuruluna katılıp olumlu oy verdiğini savunarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, davacının davalı şirketin kârın dağıtılmamasına dair 24.3.1998 tarihli genel kurul kararının iptalini talep etmediği, davalı şirketin emisyon priminin TTK.nun 466. maddesi gereği kanuni yedeklere ayrılacağı, iç kaynaklardan sermaye artırımına yol açan iştirak hisselerinin satışından elde edilen kazancın ticari kâr anlamında kabul edilemeyeceği ve TTK.nun 298. maddesinde öngörülen kazanç kavramına dahil olmadığı, genel kurulun kârın dağıtılmaması kararının iptali söz konusu edilmediği ve genel kurul kararının kesinleşmiş olması sebebiyle davacının sahibi bulunduğu kurucu senetlerin kâr payını talep edemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1-Davacı taraf asıl davada davalı şirketin 20.11.1998 tarihinde yaptığı olağanüstü genel kurul toplantısında 1998 yılı içinde sattığı gayrımenkul satışından elde ettiği safi 4.705.490.000.000 TL kârın sermayeye ilave suretiyle dolaylı olarak sermaye sahibi ortaklara kâr dağıttığını, bu tutarın % 10' unun kurucu pay senedi sahiplerine ödenmesi gerektiğini ileri sürerek, (2.352.475.000) TL'nin tahsili talebinde bulunmuştur.
Mahkemece ise, yukarıda belirtildiği üzere davaya konu edilen emisyon primi ve iştirak hisselerinin satışından doğan kazancın TTK' nun 298 nci maddesi kapsamında kazanç kavramına girmediği ve kârın dağıtılmamasına ilişkin genel kurul kararının iptali hususunda dava açılmadığı şeklindeki hususları hem asıl hem de birleşen davanın reddine gerekçe yapmıştır.
Asıl davaya konu edilen tutarın emisyon primi ve iştirak hisselerinin satışı ile ilgili olmayıp, şirkete ait taşınmazın satışı ile ilgili olması ve Dairemiz'in emsal nitelikte kararlarında (06.04.2001 T, 2001/431 E, 2001/2884 K) belirtildiği üzere sözleşmesel hak sahibi kurucu pay senedi sahiplerinin genel kurul kararı iptal edilmeden sözleşmeden kaynaklanan haklarını istemelerinin mümkün bulunması ve ayrıca iptal davası açmakta hukuki yararlarının bulunmaması nedeniyle mahkemenin asıl davayı ret gerekçeleri yerinde değil ise de, asıl davada istenen tutarın davalı şirketin ticari etkinliği neticesi oluşan kazanç olmayıp, şirkete ait taşınmazın satışından elde edilen tutar olması sebebiyle mahkemece asıl davanın reddine ilişkin karar sonucu itibariyle doğru bulunduğundan davacı vekilinin asıl davaya ilişkin temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Birleşen dava yönünden yapılan incelemeye gelince; Dava dilekçesinde de açıkça belirtildiği üzere davacı taraf davalı şirketin 06.04.1999 tarihinde yapılan genel kurul toplantısında 1998 yılı kârının dağıtılmayarak fevkalade ihtiyatlara ayrılmasına karar verildiğini ileri sürerek, dağıtılmamasına karar verilen kârdan anasözleşme uyarınca kendisine verilmesi gereken tutarın tahsilini dava etmiştir. Yukarıda da açıklandığı üzere davacı tarafın iştirak hissesi ve emisyon primi ile ilgili bir talebi söz konusu değildir.
Bu itibarla, mahkemece yukarıda (1) nolu bentte açıklandığı üzere kurucu pay senedi sahibi davacının 1998 yılı kâr payı ile ilgili olarak genel kurul iptal davası açmaya gerek olmadan koşulları oluştuğunda anasözleşme uyarınca ödenmesi gereken kâr payından hissesine düşen tutarı isteyebileceği nazara alınarak, şirketin kârı dağıtmayarak fevkalede ihtiyatlara ayırmasının ekonomik gerekliğinin bulunup bulunmadığı uzman bilirkişiler aracılığı ile incelettirilerek neticesine göre bir karar vermek gerekirken, anılan hususlar nazara alınmadan ve yerinde bulunmayan gerekçelerle birleşen davanın da reddine karar verilmesi doğru olmamış, hükmün bu nedenle davacı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddiyle asıl davaya ilişkin kararın değiştirilen gerekçeye göre ONANMASINA, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle birleşen dava ile ilgili kararın davacı yararına BOZULMASINA, 750,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 05.02.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1009079600 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz