Kâr payı hakkı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2008/9248 E. 2010/4881 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
kâr payı hakkı↗ kurucu intifa senedi↗ ilmühaber↗ yedek akçe↗ muarazanın giderilmesi↗ kâr payı dağıtımı↗ kar payı↗ genel kurul kararının iptali↗ hisse senedi↗ anonim şirket↗ kâr dağıtımı↗ kâr payı↗ karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi↗ karar verilmesine yer olmadığına↗ i̇i̇k 72/son↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, dosya kapsamına ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, dava sırasında davacıların hisse senetlerini davalıya vermesi üzerine davalının ilmühaberleri davacılara verdiği ve muarazanın kalmadığı, muarazanın giderilmesi ve hisse senetlerinin tespiti istemlerinin konusuz kaldığı, davanın açılmasına davalının sebebiyet vermediği, davaya kâr payı dağıtılmamasına ilişkin kararları aleyhine dava açmadıkları, genel kurul tutanaklarında kâr payı dağıtımına ilişkin karar alınmadığı, şirket kârlarının anasözleşmenin 36/son maddesi uyarınca fevkalâde ihtiyatlara alınmasına karar verildiği, sermayeye ilave edilmediği, sermaye artışının TTK'nun 298. maddesi anlamında hasıl olacak kazançtan değil, iştirak hisseleri satışı veya maddi duran varlıkların yeniden değerleme, değer artış fonundan karşılandığı, bu nedenle kurucu hisseler için kâr payı istenemeyeceği, kâr dağıtım kararı bulunmadığından ortaklığa bağlı kâr payı alacaklarının da doğmadığı, fevkalâde ihtiyatlara ayırmanın gizli kâr dağıtımı olmadığı gerekçesiyle, kâr payına yönelik davanın reddine, diğer istemler hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
Kararı, davacılar vekili temyiz etmiştir.
1-Davacılar, 1993-2002 yılları arasında, hisse senedi ve ayrıca kurucu intifa senedi sahibi olmak üzere iki sıfatla kâr payı istemiştir. Bu genel kurullarda, kârın yedek akçelere ayrılmasına, kârın ortaklara dağıtılmamasına karar verilmiş olup, bu kararların iptali için dava açmayan davacılar, hisse senedi sahibi sıfatına dayalı kâr payı isteyemezler. Dairemiz'in 21.12.2006 Esas 2005/10060, Karar 2006/13738 sayılı ilamı, davalı şirketin 2004 yılı genel kurulunda, kârın yedek akçelere ayrılmasına ve ortaklara dağıtılmamasına ilişkin alınan kararın iptali istemine ilişkin olup, işbu dava konusu genel kurul kararlarının iptalini istememiş olan davacıların anılan ilama dayanmaları doğru değildir.
Öte yandan, Dairemizin emsal nitelikteki kararları (2001/3163 Esas, 2001/4878 Karar) ve doktirinde de benimsendiği üzere (Bkz.Poroy/Tekinalp/Çamoğlu, Ortaklıklar ve Kooperatif Hukuku, Güncelleştirilmiş 10 ncu Tıpkı Basım, s.676 vd.) kurucular ve bunların halefleri ile ortaklık arasındaki ilişki ortaklık bağı içermeyen bir sözleşme ilişkisi olduğundan genel kurul kararı veya tek taraflı anasözleşme değişikliği ile kurucu veya haleflerinin haklarının ortadan kaldırılması mümkün olmadığından genel kurulca kârın dağıtılmaması yönünde karar alınması ve bu genel kurul kararının iptali hususunda dava açılmaması bu açıdan neticeye müessir değildir. Zira, sözleşmenin taraflarından birinin alacağı tek taraflı bir kararla diğer tarafın haklarını ortadan kaldırması mümkün değildir. Mahkeme kararında, davacıların genel kurul kararlarının iptalini dava etmemiş olmalarına ilişkin gerekçe, davacıların hisse senedi sahibi sıfatına dayalı olarak kâr payı isteyemeyeceklerine ilişkin varılan sonucun gerekçesi olarak kullanılmış olup,kurucu intifa senedi sahibi sıfatları için dayanılan bir gerekçe değildir. Esasen hükme esas bilirkişi raporunda da bu ayrım yapılmıştır.
Diğer yandan, davalı şirketin sahibi olduğu iştirak hisseleri satışından, maddi duran varlıkların yeniden değerlemesinden, değer artış fonundan karşılanarak elde edilen tutarın şirketin ticari etkinliği sonucu elde edilen "safi kâr" olarak kabul edilmesinin mümkün bulunmamasına, bu şekilde doğan kazancın kurucu intifa senedi sahiplerinin dayanağı olan TTK'nun 298. maddesi kapsamında ticari etkinlik sonucu elde edilen kazanç kavramına girmemesine ve TTK'nun 385. maddesinin paydaş olanlar ile ilgili olmasına göre, kurucu intifa senedi sahipleri olan davacılar, somut olayda da bu şekilde oluşan kârı isteyemezler.
Bu açıklamalara ve dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre,davacılar vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Kârın yedek akçelere ayrılmasına ve ortaklara dağıtılmamasına ilişkin davalı uygulamasının kâr payı haklarını ihlal ettiğine dayanan davacıların kurucu intifa senedi sahibi sıfatına dayalı kar payı isteminin de reddine yönelik temyize gelince; Her ticaret ortaklığı gibi anonim ortaklığın nihai amacı kar elde edip ortaklarına dağıtmaktır. Bu amaç, anasözleşmelerde yer almaz çeşitli kanunlardaki kişi birliklerini ayıran, “müşterek gaye” kıstasından ve “ortaklık” kavramından doğar. Başka bir deyişle “anonim şirket kanunen yasak olmayan her türlü iktisadi maksat ve konular için kurulur” (TTK’nun 271) ve kâr elde etmek ve paylaştırmak nihai amacını elde etmek hedefine yönelir ve bu yolda çaba harcar. Ortaklığın bütün organları bu nihai amaca uygun kararlar almak zorundadır. Şirketin nihai amacının kar elde edip ortaklara dağıtması esas olmakla birlikte anasözleşmeye konulacak hükümler yanında kanunda gösterilen nedenler bu genel ilkenin istisnalarını oluşturmaktadır. Bu istisnaların en önemlisi ve uygulamada da sıkça görülüp dava konusu uyuşmazlığa da konu olan TTK’nun 469/2. maddesindeki düzenlemedir. Anılan düzenleme gereğince şirketin devamlı inkişafı ve mümkün mertebe istikrarlı kâr dağıtımını temin bakımından anasözleşmede zikredilenlerden başka yedek akçeler ayrılmasına şirket genel kurulunca karar verilebilir. Kâr payı hakkı ile bu hakkın istisnasını oluşturan TTK’nun 469/2. fıkrası arasındaki hassas dengenin kurulması zorunludur. Davalı şirketin anasözleşmesinin 36. maddesinin 1/son maddesi gereğince 1 temettü ve diğer sözleşmesel ve kanuni yedekler ayrıldıktan sonra kalan safi kârın 2. maddenin d bendi gereğince ikinci tertip temettü payı olarak dağıtılacağı belirtilmiş, son fıkra ile de genel kurulun ekseriyeti ile kâr payının dağıtılmayıp olağanüstü yedeklere ayrılabileceği benimsenmiştir. Anasözleşmenin 36/son maddesine dayanılarak oluşan karın tamamının olağanüstü yedeğe ayrılmasına karar verilmiştir.
Dairemiz'in 05.02.2010 tarih ve Esas 2008/4682, Karar 2010/1316 sayılı ilamında da açıklandığı üzere, kurucu intifa senedi sahibini de ilgilendiren bir husus daha vardır ki, o da şirketin varlığı, gelişmesi ve dolayısıyla ileride istikrarlı kâr dağıtılmasını temindir. Bu itibarla, şayet kârın yedek akçeye ayrılmaması halinde anılan hususlar tehlikeye düşer ise bundan kurucular da etkileneceğinden şirketin, kârın yedek akçe olarak ayrılmasının ortaklığın devamlı gelişimi için gerekli olduğunu davalının kanıtlaması halinde, kurucu intifa senedi sahipleri şirketten bir talepte bulunamayacaktır.
Bu itibarla, mahkemece davalı şirketin dava konusu genel kurul toplantılarında kârın yedek akçeye ayrılmasına yönelik aldığı kararların şirketin devamlı gelişimi için uygun ve yararlı olup olmadığı konusunda ek rapor alınması ya da yeni bir bilirkişi kurulunda rapor alınması, davacıların kurucu intifa senedi sahibi sıfatına dayalı kâr payı istemlerinin buna göre değerlendirilmesi gerekirken, bu hususta inceleme içermeyen ve ticari etkinlik sonucu elde edilen "safi kâr" olarak nitelendirilemeyen sermaye artışına dayalı kârın istenemeyeceği gerekçesinin, kârın yedek akçe olarak ayrılmasına ilişkin genel kurul kararının ve uygulamasının kendilerini bağlamayacağını ileri süren davacıların,bu olguya da dayalı olan kâr payı istemlerinin reddine gerekçe yapılmasına dayalı bilirkişi görüşüne itibar edilmesi sonucu yazılı gerekçe ile bu husustaki istemin de reddine karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2008/4682 E. 2010/1316 K.
Ortak:yedek akçe · genel kurul kararının iptali · kâr dağıtımı
İncelediğiniz karardaDairemiz'in 21.12.2006 Esas 2005/10060, Karar 2006/13738 sayılı ilamı, davalı şirketin 2004 yılı genel kurulunda, kârın yedek akçelere ayrılmasına ve ortaklara «dağıtılmamasına» ilişkin alınan kararın iptali istemine ilişkin olup, işbu dava konusu «genel kurul kararlarının iptalini» istememiş olan davacıların anılan ilama dayanmaları doğru değildir.
… dan genel kurul kararı veya tek taraflı anasözleşme değişikliği ile kurucu veya haleflerinin haklarının ortadan kaldırılması mümkün olmadığından genel kurulca kârın «dağıtılmaması» yönünde karar alınması ve bu «genel kurul kararının iptali» hususunda dava açılmaması bu açıdan neticeye müessir değildir.
Anılan düzenleme gereğince şirketin devamlı inkişafı ve mümkün mertebe istikrarlı kâr «dağıtımını» temin bakımından anasözleşmede zikredilenlerden başka «yedek akçeler» ayrılmasına şirket genel kurulunca karar verilebilir.
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacının davalı şirketin kârın «dağıtılmamasına» dair 24.3.1998 tarihli «genel kurul kararının iptalini» talep etmediği, davalı şirketin emisyon «priminin» TTK.nun 466. maddesi gereği kanuni yedeklere ayrılacağı, iç «kaynaklardan sermaye artırımına» yol açan iştirak hisselerinin satışından elde edilen kazancın ticari kâr anlamında kabul edilemeyeceği ve TTK.nun 298. maddesinde öngörülen kazanç kavramına «dahil» olmadığı, davalı şirketin 1997 yılı itibariyle fevkalade ihtiyatlara ayrıldığı kısım içinde genel kurulun kârın dağıtılmaması kararının iptali söz konusu edilmediğ …
… dan genel kurul kararı veya tek taraflı anasözleşme değişikliği ile kurucu veya haleflerinin haklarının ortadan kaldırılması mümkün olmadığından genel kurulca kârın «dağıtılmaması» yönünde karar alınması ve bu «genel kurul kararının iptali» hususunda dava açılmaması bu açıdan neticeye müessir değildir.
2-Ancak, davacı taraf davada ticari etkinlik sonucu elde edilen 1997 yılı kârının da «dağıtılmayarak» fevkalede ihtiyatlara ayrılmasına karar verildiğini belirterek, bu tutara yönelik de tahsili talebinde bulunmuştur.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:iç kaynaklardan sermaye artırımı · sermaye artırımı · ek prim · dahili dava
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacının davalı şirketin kârın «dağıtılmamasına» dair 24.3.1998 tarihli «genel kurul kararının iptalini» talep etmediği, davalı şirketin emisyon «priminin» TTK.nun 466. maddesi gereği kanuni yedeklere ayrılacağı, iç «kaynaklardan sermaye artırımına» yol açan iştirak hisselerinin satışından elde edilen kazancın ticari kâr anlamında kabul edilemeyeceği ve TTK.nun 298. maddesinde öngörülen kazanç kavramına «dahil» olmadığı, davalı şirketin 1997 yılı itibariyle fevkalade ihtiyatlara ayrıldığı kısım içinde genel kurulun kârın dağıtılmaması kararının iptali söz konusu edilmediğ …
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/4040 E. 2014/11049 K.
Ortak:kâr payı hakkı · kurucu intifa senedi · yedek akçe · kâr payı dağıtımı · kar payı · anonim şirket · kâr dağıtımı · kâr payı
İncelediğiniz kararda2-Kârın yedek akçelere ayrılmasına ve ortaklara «dağıtılmamasına» ilişkin davalı uygulamasının kâr «payı» haklarını ihlal ettiğine dayanan davacıların «kurucu intifa senedi» sahibi sıfatına dayalı «kar payı» isteminin de reddine yönelik temyize gelince; Her ticaret ortaklığı gibi anonim ortaklığın nihai amacı kar elde edip ortaklarına dağıtmaktır.
Mahkemece, dosya kapsamına ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, dava sırasında davacıların hisse senetlerini davalıya vermesi üzerine davalının «ilmühaberleri» davacılara verdiği ve muarazanın kalmadığı, «muarazanın giderilmesi» ve hisse senetlerinin tespiti istemlerinin konusuz kaldığı, davanın açılmasına davalının sebebiyet vermediği, davaya kâr «payı dağıtılmamasına» ilişkin kararları aleyhine dava açmadıkları, genel kurul tutanaklarında kâr payı dağıtımına ilişkin karar alınmadığı, şirket kârlarının anasözleşmenin 36/«son» maddesi uyarınca fevkalâde ihtiyatlara alınmasına karar verildiği, sermayeye ilave edilmediği, sermaye artışının TTK'nun 298. maddesi anlamında hasıl olacak kazançtan değil, iştirak hisseleri satışı veya maddi duran varlıkların yeniden değerleme, değer artış fonundan karşılandığı, bu nedenle kurucu hisseler için kâr payı istenemeyeceği, kâr dağıtım kararı bulunmadığından ortaklığa bağlı kâr payı alacaklarının da doğmadığı, fevkalâde ihtiyatlara ayırmanın gizli kâr dağıtımı olmadığı gerekçesiyle, kâr payına yönelik davanın reddine, diğer istemler hakkında karar «verilmesine yer olmadığına» karar verilmiştir.
Davalı şirketin anasözleşmesinin 36. maddesinin 1/«son» maddesi gereğince 1 temettü ve diğer sözleşmesel ve kanuni yedekler ayrıldıktan sonra kalan safi kârın 2. maddenin d bendi gereğince ikinci tertip temettü «payı» olarak «dağıtılacağı» belirtilmiş, son fıkra ile de genel kurulun ekseriyeti ile kâr «payının dağıtılmayıp» olağanüstü yedeklere ayrılabileceği benimsenmiştir.
Benzer bu kararda… da cari olmadığı, davalı şirketin ana sözleşmesinde kurucuları arasında ister (A) ister (B) grubu olsun, holdingin yıllık kazancından TTK'nın 466. maddesinde yazılı «yedek akçe» ile «pay sahipleri» için ödenmiş sermayelerinin %5'i oranında 1. tertip temettü hissesi ayrıldıktan sonra kalanın 1/10'unu kurucu hisselerine tahsis edileceğinin hükme bağlandığı, ana sözleşmenin 36. maddesinde karın «dağıtım» şeklinin düzenlendiği, zamanının 37. maddesinde belirlendiği, davalının 20.11.1998 tarihli genel kurulunda kurucu kâr «payı dağıtıldığı» «sermaye artırımından» evvelki kâr dağıtımlarına teşmil edilmemek, ana sözleşmenin ve %10 oranındaki kurucu kâr payı miktarının Değiştirilmesi hükmünde olmamak, sadece kurucu kâr payının oranlanacağı sermaye miktarını belirlemek amacına yönelik olarak ve anılan yasal düzenlemelere uygun, şirketin en fazla lehine ve en düşük sermaye miktarına oranlama yapılarak bundan böyle kurucu «intifa hakkı» sahiplerine ödenecek kurucu kâr payının belirtilen hususlar çerçevesinde sınırlandırılmasına, yine en «son» 1993 yılında kurucu intifa hakkı (senedi) sahiplerine, kâr payı ödemesi yapılmış olduğu nazara alınarak ana sözleşmenin tadili mahiyetinde olmamak ve bundan önceki kâr payı dağıtımı işlemlerine teşmil edilmemek suretiyle bundan böyle kâr payı dağıtımı işlemlerinde kurucu intifa sahiplerine yapılacak kâr payı ödemelerinin, genel kurulun 1993 yılındaki kâr dağıtım kararı tarihindeki sermaye olan 300 milyar TL'ye göre elde edilen oran göz önünde tutularak sınırlandırılmasına, diğer bir deyişle herhangi bir kâr payı dağıtımı işlemi yapıldığı takdirde, dağıtılacak safi kârın 1993 yılındaki 300 milyar TL sermayenin dağıtım tarihindeki sermayeye oranlanması suretiyle hesaplanacak miktarından «kurucu intifa senedi» sahiplerine ana sözleşmedeki oran ve esaslara göre tahsis edilmesine karar verildiği, 1998-1999-2002-2003-2005-2006 ve 2007 yıllarında genel kurullarda kârın dağıtılmasına dair bir karar alınmadığı, kurucu senet sahiplerine kâr payı verilmediği, anılan yıllara ait kârın fevkalade yedeklere ayrıldığı, kurucu intifa senedi sahiplerinin kâr payı dağıtım koşulları gerçekleştiği halde şirketçe bu tür pay sahiplerine sözleşmesel haklarının kasıtlı olarak zedelenmesi halinde gerek şirkete gerekse yöneticilerin kişisel sorumluluklarına dayanarak bunlar aleyhine genel hükümlerden doğan dâvâ haklarını kullanabilecekleri, davalının holding olduğu, ana sözleşmesinin 36/2a maddesinde “«tevzi» edilecek temettülere göre TTK'nın 466/3 maddesine uygun ayrılması icap eden ihtiyat «tefrik» olunur.” hükmünün bulunduğu, anılan hükmün, holding şirketleri için cari olmadığı, ana sözleşmesinin 36/2a maddesinin, TTK'nın 466 maddesinin 2. fıkrasının 3 bendi ile çeliştiği, 2. tertip fevkalade yedek ayırmaması gereken davalı şirketin, kârını dağıtmayarak fevkalade ihtiyatlara almasının kurucu hisse (intifa) senedi sahipleri ile şirket arasında oluşmuş bulunan akdi ilişkiyi zedelediği, faaliyet alanının başka şirketlerin sermayesine iştirak etmek ve hisse senetlerini elinde tutmak, bu hisse senetlerinin alıp satarak, kâr elde etmek, iştirak ettiği şirketlerin kârlarına payları oranında iştirak etmek olduğu, anılan şirketlerinin genel karakteri gereği, iştirak hisselerini alıp satmaları faaliyet konuları ile ilgili olduğu cihetle, iştirak hisselerinin satışından doğan kârın reel ve dağıtılabilir bir kâr bulunduğu, keza iştiraklerden alınan kâr paylarının da reel ve dağıtılabilir kâr mahiyetinde olduğu, faaliyet alanına giriyorsa, ticari amaçla taşınmaz alıp satmış ise, alım fiatı ile satış fiatı arasındaki müspet farkın da, şirketin dönem kârına «dahil» edilmesi gerektiği, ayrıca «amortismana» konu iktisadi kıymetin elden çıkartılması halinde, satış bedelinin üzerine amortismanlar eklenmek suretiyle bulunan değerden iktisap değeri, (yeniden değerleme yapılmış ise bu işlem sonunda bulunan kıymet) düşüldükten sonra bir artı değer oluşuyor ise bunun da reel kâr olarak kabul edileceği, davacının kurucu pay sahibinin şirketin alacaklısı durumunda bulunduğu, bu alacak hakkına «muvafakati» bulunmadan genel kurul kararı ile sınırlama getirilemeyeceği, takibinde haklı bulunduğu anlaşıldığından lehine «inkar tazminatı» hükmedildiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davalıdan 1.768.340,12 TL alacaklı olduğunun tespiti ile davalının icra takip dosyasına yaptığı vaki itirazın iptaline, davacının «asıl alacak» kısmı olan 1.263.622,78 TL ye takip tarihinden itibaren «reeskont faiz» oranları üzerinden işlemiş «temerrüt faizi» uygulanmasına, %20 «icra inkar tazminatı» olan 353.668,02 TL'nin ayrıca tahsiline karar verilmiştir.
2-Dava, davalı şirketin kurucu intifa pay sahibi olan davacının «dağıtılmadığını» ileri sürdüğü «kar payının» tahsili için yapılan «icra takibine itirazın» iptaline ilişkindir.
Davacı, davalı «anonim şirketin» kurucu pay sahibi olduğunu, kurucu hisse senetleri sahibine %10 «kar payı» ödeneceği yönündeki ana sözleşmesine uyulmadığını, karın sermaye sahibi ortakların sermayesine ilave edildiğini ileri sürmüş, mahkemece yazılı gerekçe ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:amortisman · tevzi · sözleşme serbestisi · intifa hakkı · esas sözleşme · tefrik · bilirkişi raporuna itiraz · pay sahipliği
Benzer bu kararda… da cari olmadığı, davalı şirketin ana sözleşmesinde kurucuları arasında ister (A) ister (B) grubu olsun, holdingin yıllık kazancından TTK'nın 466. maddesinde yazılı «yedek akçe» ile «pay sahipleri» için ödenmiş sermayelerinin %5'i oranında 1. tertip temettü hissesi ayrıldıktan sonra kalanın 1/10'unu kurucu hisselerine tahsis edileceğinin hükme bağlandığı, ana sözleşmenin 36. maddesinde karın «dağıtım» şeklinin düzenlendiği, zamanının 37. maddesinde belirlendiği, davalının 20.11.1998 tarihli genel kurulunda kurucu kâr «payı dağıtıldığı» «sermaye artırımından» evvelki kâr dağıtımlarına teşmil edilmemek, ana sözleşmenin ve %10 oranındaki kurucu kâr payı miktarının Değiştirilmesi hükmünde olmamak, sadece kurucu kâr payının oranlanacağı sermaye miktarını belirlemek amacına yönelik olarak ve anılan yasal düzenlemelere uygun, şirketin en fazla lehine ve en düşük sermaye miktarına oranlama yapılarak bundan böyle kurucu «intifa hakkı» sahiplerine ödenecek kurucu kâr payının belirtilen hususlar çerçevesinde sınırlandırılmasına, yine en «son» 1993 yılında kurucu intifa hakkı (senedi) sahiplerine, kâr payı ödemesi yapılmış olduğu nazara alınarak ana sözleşmenin tadili mahiyetinde olmamak ve bundan önceki kâr payı dağıtımı işlemlerine teşmil edilmemek suretiyle bundan böyle kâr payı dağıtımı işlemlerinde kurucu intifa sahiplerine yapılacak kâr payı ödemelerinin, genel kurulun 1993 yılındaki kâr dağıtım kararı tarihindeki sermaye olan 300 milyar TL'ye göre elde edilen oran göz önünde tutularak sınırlandırılmasına, diğer bir deyişle herhangi bir kâr payı dağıtımı işlemi yapıldığı takdirde, dağıtılacak safi kârın 1993 yılındaki 300 milyar TL sermayenin dağıtım tarihindeki sermayeye oranlanması suretiyle hesaplanacak miktarından «kurucu intifa senedi» sahiplerine ana sözleşmedeki oran ve esaslara göre tahsis edilmesine karar verildiği, 1998-1999-2002-2003-2005-2006 ve 2007 yıllarında genel kurullarda kârın dağıtılmasına dair bir karar alınmadığı, kurucu senet sahiplerine kâr payı verilmediği, anılan yıllara ait kârın fevkalade yedeklere ayrıldığı, kurucu intifa senedi sahiplerinin kâr payı dağıtım koşulları gerçekleştiği halde şirketçe bu tür pay sahiplerine sözleşmesel haklarının kasıtlı olarak zedelenmesi halinde gerek şirkete gerekse yöneticilerin kişisel sorumluluklarına dayanarak bunlar aleyhine genel hükümlerden doğan dâvâ haklarını kullanabilecekleri, davalının holding olduğu, ana sözleşmesinin 36/2a maddesinde “«tevzi» edilecek temettülere göre TTK'nın 466/3 maddesine uygun ayrılması icap eden ihtiyat «tefrik» olunur.” hükmünün bulunduğu, anılan hükmün, holding şirketleri için cari olmadığı, ana sözleşmesinin 36/2a maddesinin, TTK'nın 466 maddesinin 2. fıkrasının 3 bendi ile çeliştiği, 2. tertip fevkalade yedek ayırmaması gereken davalı şirketin, kârını dağıtmayarak fevkalade ihtiyatlara almasının kurucu hisse (intifa) senedi sahipleri ile şirket arasında oluşmuş bulunan akdi ilişkiyi zedelediği, faaliyet alanının başka şirketlerin sermayesine iştirak etmek ve hisse senetlerini elinde tutmak, bu hisse senetlerinin alıp satarak, kâr elde etmek, iştirak ettiği şirketlerin kârlarına payları oranında iştirak etmek olduğu, anılan şirketlerinin genel karakteri gereği, iştirak hisselerini alıp satmaları faaliyet konuları ile ilgili olduğu cihetle, iştirak hisselerinin satışından doğan kârın reel ve dağıtılabilir bir kâr bulunduğu, keza iştiraklerden alınan kâr paylarının da reel ve dağıtılabilir kâr mahiyetinde olduğu, faaliyet alanına giriyorsa, ticari amaçla taşınmaz alıp satmış ise, alım fiatı ile satış fiatı arasındaki müspet farkın da, şirketin dönem kârına «dahil» edilmesi gerektiği, ayrıca «amortismana» konu iktisadi kıymetin elden çıkartılması halinde, satış bedelinin üzerine amortismanlar eklenmek suretiyle bulunan değerden iktisap değeri, (yeniden değerleme yapılmış ise bu işlem sonunda bulunan kıymet) düşüldükten sonra bir artı değer oluşuyor ise bunun da reel kâr olarak kabul edileceği, davacının kurucu pay sahibinin şirketin alacaklısı durumunda bulunduğu, bu alacak hakkına «muvafakati» bulunmadan genel kurul kararı ile sınırlama getirilemeyeceği, takibinde haklı bulunduğu anlaşıldığından lehine «inkar tazminatı» hükmedildiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davalıdan 1.768.340,12 TL alacaklı olduğunun tespiti ile davalının icra takip dosyasına yaptığı vaki itirazın iptaline, davacının «asıl alacak» kısmı olan 1.263.622,78 TL ye takip tarihinden itibaren «reeskont faiz» oranları üzerinden işlemiş «temerrüt faizi» uygulanmasına, %20 «icra inkar tazminatı» olan 353.668,02 TL'nin ayrıca tahsiline karar verilmiştir.
3-Ayrıca, davalı şirketin 'Holding' vasfı dikkate alınarak ve somut olaya uygulanması gereken TTK'nın 466/3. maddesinin 'Holding' niteliğindeki «anonim şirketlerde» uygulanmayacağı gerekçesiyle anılan «esas sözleşme» hükmünün kanuna aykırı bulunduğu, davalının fevkalade yedek ayırmasının yanlış olduğu kabul edilmiştir.
Ancak, yukarıda açıklandığı üzere, kurucu intifa pay senedi sahibi veya bunların halefleri ile şirket arasındaki ilişki, sermaye sahibi ortak ile şirket arasındaki ilişkiden ayrı, «sözleşme serbestisi» kapsamında değerlendirilen kendine özgü bir akit olduğundan, ana sözleşmenin 36. maddesinin TTK'nın 466. maddesine aykırı olduğu hususu, davacıyı etkilemeyecektir.
O halde, davalı vekilinin, kârın «yedek akçeye» ayrılmasına yönelik aldığı kararların şirketin devamlı gelişimi için uygun ve yararlı olduğu, davacının bu yönüyle talep hakkının bulunmadığı yönündeki «bilirkişi raporuna itirazı» üzerinde durulup, ek rapor alınması veya yeniden «bilirkişi incelemesi» yaptırılması gerekirken, yazılı şekilde «eksik incelemeye» dayalı hüküm kurulması da kabul şekli bakımından doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
-
Kârın tamamının yedek akçeye ayrılmasında ihlal bulunmadığını ispat yükü davalıdadır
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/13234 E. 2014/3514 K.
Ortak:kâr payı hakkı
İncelediğiniz karardaKâr «payı hakkı» ile bu hakkın istisnasını oluşturan TTK’nun 469/2. fıkrası arasındaki hassas dengenin kurulması zorunludur.
Benzer bu kararda6762 sayılı TTK’nın 385. maddesinde düzenlenen «müktesep hak» olan «kar payı hakkı» ile bu hakkın istisnasını oluşturan anılan Yasa’nın 469/2. fıkrası arasındaki hassas dengenin kurulması zorunludur.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:müktesep hak
Benzer bu kararda6762 sayılı TTK’nın 385. maddesinde düzenlenen «müktesep hak» olan «kar payı hakkı» ile bu hakkın istisnasını oluşturan anılan Yasa’nın 469/2. fıkrası arasındaki hassas dengenin kurulması zorunludur.
Bu itibarla, mahkemece, kâr «payının» nispi «müktesep hak» olduğu ve Mülga TTK’nın 469/2. maddesinin TTK’nın 385. maddeyi bertaraf eden bir hüküm olmayıp, gerektiğinde uygulanması mümkün istisnai bir nitelik taşıdığı, pay sahibinin yeterli oranda kâr payı üzerinde müktesep hakkı bulunduğu, dolayısı ile istisnai hakların sakınılarak kullanılması gerektiği ilkesi çerçevesinde «kar payının dağıtılmamasına» ilişkin genel kurul kararının «iyiniyetli» olmadığının kabulü ile alınan kararın iptaline karar verilmesi gerekirken, «eksik incelemeye» dayalı yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
2 benzer karar daha
-
Kâr dağıtmama kararının objektif iyi niyet denetimi ve bilirkişi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2008/5458 E. 2010/1570 K.
Ortak:kâr dağıtımı · yedek akçe · genel kurul kararının iptali
İncelediğiniz karardaDairemiz'in 21.12.2006 Esas 2005/10060, Karar 2006/13738 sayılı ilamı, davalı şirketin 2004 yılı genel kurulunda, kârın yedek akçelere ayrılmasına ve ortaklara «dağıtılmamasına» ilişkin alınan kararın iptali istemine ilişkin olup, işbu dava konusu «genel kurul kararlarının iptalini» istememiş olan davacıların anılan ilama dayanmaları doğru değildir.
… dan genel kurul kararı veya tek taraflı anasözleşme değişikliği ile kurucu veya haleflerinin haklarının ortadan kaldırılması mümkün olmadığından genel kurulca kârın «dağıtılmaması» yönünde karar alınması ve bu «genel kurul kararının iptali» hususunda dava açılmaması bu açıdan neticeye müessir değildir.
Anılan düzenleme gereğince şirketin devamlı inkişafı ve mümkün mertebe istikrarlı kâr «dağıtımını» temin bakımından anasözleşmede zikredilenlerden başka «yedek akçeler» ayrılmasına şirket genel kurulunca karar verilebilir.
Benzer bu karardaTTK'nun 469/2 hükmünce bakiye kârın gerek bulunması halinde «dağıtılmayıp», «yedek akçeye» ayrılması mümkün bulunmaktadır.
İptal talep edilen 26.05.2006 tarihli genel kurulda gündemin 6.maddesi olarak yönetim kurulunun kâr «dağıtım» teklifi okunmuş ve yapılan oylama sonucunda "2005 yılı safi kârından % 10 ihtiyat akçesi ayrıldıktan sonra % 5 I.temettü olarak 5.391,86 TL ve kalan 91.661,56 YTL'den 46.000 YTL'nin 15.06.2006 tarihine kadar dağıtılması" yönünde görüş belirtilmiş ve yönetim kurulunun kâr dağıtım teklifi kabul edilmiştir.
İptali talep edilen genel kurul kararında bu yönde bir gerekçeye rastlanamadığı gibi, yargılama sırasında alınan bilirkişi raporunda, şirketin nakit ihtiyacının her an olmasının muhtemel olduğu gibi şirket kayıtlarına dayanmayan ve somut bir içerik taşımayan gerekçelerle yönetim kurulunun kâr «payı dağıtımına» ilişkin kararının kabulünde bir usulsüzlük bulunmadığı belirtilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:bilirkişi incelemesi
Benzer bu karardaMahkemece, şirket kayıtları üzerinde yaptırılacak «bilirkişi incelemesi» ile yönetim kurulunun teklifinin yerinde olup olmadığı araştırılarak, kâr «dağıtımına» dair gündemin 6.maddesinde alınan kararın «objektif iyi niyet kurallarına» aykırı olup olmadığının değerlendirilmesi gerekirken, «denetime elverişli» olmayan bilirkişi raporu ile yetinilerek, gündemin 6.maddesinde alınan karar ile ilgili yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bu nedenle davacı y …
-
Kârın tamamının yedek akçeye ayrılmasında ihlal edilmediğini ispat yükü şirkette
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/994 E. 2015/5904 K.
Ortak:kâr payı
İncelediğiniz karardaMahkemece, dosya kapsamına ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, dava sırasında davacıların hisse senetlerini davalıya vermesi üzerine davalının «ilmühaberleri» davacılara verdiği ve muarazanın kalmadığı, «muarazanın giderilmesi» ve hisse senetlerinin tespiti istemlerinin konusuz kaldığı, davanın açılmasına davalının sebebiyet vermediği, davaya kâr «payı dağıtılmamasına» ilişkin kararları aleyhine dava açmadıkları, genel kurul tutanaklarında kâr payı dağıtımına ilişkin karar alınmadığı, şirket kârlarının anasözleşmenin 36/«son» maddesi uyarınca fevkalâde ihtiyatlara alınmasına karar verildiği, sermayeye ilave edilmediği, sermaye artışının TTK'nun 298. maddesi anlamında hasıl olacak kazançtan değil, iştirak hisseleri satışı veya maddi duran varlıkların yeniden değerleme, değer artış fonundan karşılandığı, bu nedenle kurucu hisseler için kâr payı istenemeyeceği, kâr dağıtım kararı bulunmadığından ortaklığa bağlı kâr payı alacaklarının da doğmadığı, fevkalâde ihtiyatlara ayırmanın gizli kâr dağıtımı olmadığı gerekçesiyle, kâr payına yönelik davanın reddine, diğer istemler hakkında karar «verilmesine yer olmadığına» karar verilmiştir.
1-Davacılar, 1993-2002 yılları arasında, «hisse senedi» ve ayrıca «kurucu intifa senedi» sahibi olmak üzere iki sıfatla kâr «payı» istemiştir.
Bu genel kurullarda, kârın yedek akçelere ayrılmasına, kârın ortaklara «dağıtılmamasına» karar verilmiş olup, bu kararların iptali için dava açmayan davacılar, «hisse senedi» sahibi sıfatına dayalı kâr «payı» isteyemezler.
Benzer bu karardaDava, alınan bu kararın, ortakların müktesep haklarından olan «kar payı» alma hakkının ihlali niteliğinde olduğu iddiasına dayanılarak «genel kurul kararının iptali» istemine ilişkindir.
Mahkemece yaptırılan «bilirkişi incelemesinde» davalı şirketin 2010 yılında net karının 246.838,95 TL TL, olduğu, kısa vadeli borçlarının ise 52.976,02 TL olduğu, geçmiş yıllarda da «kar payı dağıtılmadığı», sürekli «yedek akçe» biriktirildiği ve şirketin özvarlığının 2010 yılında 17.104.502,70 TL olduğu, yedek akçelerin en kritik dönemlerde bile kullanılmadığı ve şirketin istikrarlı bir şekilde kar elde ettiği belirlenmiştir.
İşte, şirketin kâr elde etmek ve dağıtmak nihai amacından doğan «kar payı», bir vazgeçilmez haktır. (6762 sayılı TTK’nın 385. maddesi) (Poroy/Tekinalp/Çamoğlu-Ortaklıklar ve Koop.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2008/9248 E. , 2010/4881 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 4.Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 11.03.2008 tarih ve 2003/1303 - 2008/103 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak davacılar vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 04.05.2010 gününde davacılar avukatı ... ile davalı avukatı ... gelip, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkillerinin davalı şirketin kurucu intifa senetlerine ve ayrıca A grubu hamilinine, B grubu hamiline ve nama yazılı hisse senetlerine sahip ortaklarından olduğunu, 09.10.2001 tarihine kadar yapılan sermaye artışlarına müvekkillerinin iştirak ettiğini, davalının sermaye artışları dikkate alınarak çıkarılmış hisse senetlerini veya ilmühaberlerini teslim etmediğini, esas sözleşmenin 36. Maddesinin kurucu hisselere tahsis edilecek kâr payını % 10 olarak belirlediğini, davalının 1992 yılından beri kurucu hisselere tahsis edilmesi gereken kâr paylarını ödemediğini, hakim ortağın küçük ortakları mağdur etmek amacıyla ve hakkını kötüye kullanarak şirket kârını tümüyle fevkalâde ihtiyatlara ayırdığını, bu tasarrufların yok hükmünde olduğunu ileri sürerek, 1992 yılından bu yana genel kurullarda alınan sermaye arttırım kararları doğrultusunda davacıların hisse senetlerine isabet eden bedelli-bedelsiz hisse senetlerinin tespitini, mahkeme kasasına depo edebilecekleri davacı hisse senetlerinin davalıya verilmesi ve tespit edilecek yeni hisse senetlerinin veya ilmühaberlerin davacılara teslimi yönünde davalı ile olan muarazanın giderilmesini 1992 yılından bu yana dağıtılmayan kârdan kurucu kâr paylarına karşılık genel bölümden şimdilik 500 milyar TL'nın faiziyle ayrı tahsilini, ortak sıfatıyla davacıların, hisse senetlerine isabet eden kâr paylarından da şimdilik 500 milyar TL'nın faiziyle tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davadan geriye doğru 21.10.1998 tarihine kadar olan talepler dışında kalanların 5 yıllık zamanaşımına uğradığını, davacıların ellerinde bulunan hisse senetleri ile şirkete başvurmaları halinde sermaye artırımı sonucu oluşan hisse senetlerinin ve ilmühaberlerin verileceği davacılara bildirildiği halde davacıların başvuru yapmadan dava açtıklarını, ne tespiti gereken bir hisse senedi ve ne de giderilmesi gereken bir muaraza bulunmadığını, sermaye artışlarının ekonomik zorunluluklar nedeniyle yapıldığını, 0000,3 gibi cüz'i pay sahip davacıların haklarını ihlal amacıyla artış yapıldığının ileri sürülemeyeceğini, davacıların sermaye artışı ile ilgili genel kurul kararlarına karşı süresi içinde dava açmadıklarını, davacıların rüçhan haklarını kullanmadığını, kâr dağıtılmadığın- dan kurucu senetler için de kâr payı isteyemeyeceklerini, gizli ihtiyatlar açığa çıkarılarak artışlar yapıldığını, gizli ya da açık bir kâr dağıtımı bulunmadığını, anasözleşmenin 36/son maddesi uyarınca genel kurulun kâr paylarını ihtiyatlara alınmasını kararlaştırabileceğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, dosya kapsamına ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, dava sırasında davacıların hisse senetlerini davalıya vermesi üzerine davalının ilmühaberleri davacılara verdiği ve muarazanın kalmadığı, muarazanın giderilmesi ve hisse senetlerinin tespiti istemlerinin konusuz kaldığı, davanın açılmasına davalının sebebiyet vermediği, davaya kâr payı dağıtılmamasına ilişkin kararları aleyhine dava açmadıkları, genel kurul tutanaklarında kâr payı dağıtımına ilişkin karar alınmadığı, şirket kârlarının anasözleşmenin 36/son maddesi uyarınca fevkalâde ihtiyatlara alınmasına karar verildiği, sermayeye ilave edilmediği, sermaye artışının TTK'nun 298. maddesi anlamında hasıl olacak kazançtan değil, iştirak hisseleri satışı veya maddi duran varlıkların yeniden değerleme, değer artış fonundan karşılandığı, bu nedenle kurucu hisseler için kâr payı istenemeyeceği, kâr dağıtım kararı bulunmadığından ortaklığa bağlı kâr payı alacaklarının da doğmadığı, fevkalâde ihtiyatlara ayırmanın gizli kâr dağıtımı olmadığı gerekçesiyle, kâr payına yönelik davanın reddine, diğer istemler hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
Kararı, davacılar vekili temyiz etmiştir.
1-Davacılar, 1993-2002 yılları arasında, hisse senedi ve ayrıca kurucu intifa senedi sahibi olmak üzere iki sıfatla kâr payı istemiştir. Bu genel kurullarda, kârın yedek akçelere ayrılmasına, kârın ortaklara dağıtılmamasına karar verilmiş olup, bu kararların iptali için dava açmayan davacılar, hisse senedi sahibi sıfatına dayalı kâr payı isteyemezler. Dairemiz'in 21.12.2006 Esas 2005/10060, Karar 2006/13738 sayılı ilamı, davalı şirketin 2004 yılı genel kurulunda, kârın yedek akçelere ayrılmasına ve ortaklara dağıtılmamasına ilişkin alınan kararın iptali istemine ilişkin olup, işbu dava konusu genel kurul kararlarının iptalini istememiş olan davacıların anılan ilama dayanmaları doğru değildir.
Öte yandan, Dairemizin emsal nitelikteki kararları (2001/3163 Esas, 2001/4878 Karar) ve doktirinde de benimsendiği üzere (Bkz.Poroy/Tekinalp/Çamoğlu, Ortaklıklar ve Kooperatif Hukuku, Güncelleştirilmiş 10 ncu Tıpkı Basım, s.676 vd.) kurucular ve bunların halefleri ile ortaklık arasındaki ilişki ortaklık bağı içermeyen bir sözleşme ilişkisi olduğundan genel kurul kararı veya tek taraflı anasözleşme değişikliği ile kurucu veya haleflerinin haklarının ortadan kaldırılması mümkün olmadığından genel kurulca kârın dağıtılmaması yönünde karar alınması ve bu genel kurul kararının iptali hususunda dava açılmaması bu açıdan neticeye müessir değildir. Zira, sözleşmenin taraflarından birinin alacağı tek taraflı bir kararla diğer tarafın haklarını ortadan kaldırması mümkün değildir.
Mahkeme kararında, davacıların genel kurul kararlarının iptalini dava etmemiş olmalarına ilişkin gerekçe, davacıların hisse senedi sahibi sıfatına dayalı olarak kâr payı isteyemeyeceklerine ilişkin varılan sonucun gerekçesi olarak kullanılmış olup,kurucu intifa senedi sahibi sıfatları için dayanılan bir gerekçe değildir. Esasen hükme esas bilirkişi raporunda da bu ayrım yapılmıştır.
Diğer yandan, davalı şirketin sahibi olduğu iştirak hisseleri satışından, maddi duran varlıkların yeniden değerlemesinden, değer artış fonundan karşılanarak elde edilen tutarın şirketin ticari etkinliği sonucu elde edilen "safi kâr" olarak kabul edilmesinin mümkün bulunmamasına, bu şekilde doğan kazancın kurucu intifa senedi sahiplerinin dayanağı olan TTK'nun 298. maddesi kapsamında ticari etkinlik sonucu elde edilen kazanç kavramına girmemesine ve TTK'nun 385. maddesinin paydaş olanlar ile ilgili olmasına göre, kurucu intifa senedi sahipleri olan davacılar, somut olayda da bu şekilde oluşan kârı isteyemezler.
Bu açıklamalara ve dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre,davacılar vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Kârın yedek akçelere ayrılmasına ve ortaklara dağıtılmamasına ilişkin davalı uygulamasının kâr payı haklarını ihlal ettiğine dayanan davacıların kurucu intifa senedi sahibi sıfatına dayalı kar payı isteminin de reddine yönelik temyize gelince; Her ticaret ortaklığı gibi anonim ortaklığın nihai amacı kar elde edip ortaklarına dağıtmaktır. Bu amaç, anasözleşmelerde yer almaz çeşitli kanunlardaki kişi birliklerini ayıran, “müşterek gaye” kıstasından ve “ortaklık” kavramından doğar. Başka bir deyişle “anonim şirket kanunen yasak olmayan her türlü iktisadi maksat ve konular için kurulur” (TTK’nun 271) ve kâr elde etmek ve paylaştırmak nihai amacını elde etmek hedefine yönelir ve bu yolda çaba harcar.
Ortaklığın bütün organları bu nihai amaca uygun kararlar almak zorundadır. Şirketin nihai amacının kar elde edip ortaklara dağıtması esas olmakla birlikte anasözleşmeye konulacak hükümler yanında kanunda gösterilen nedenler bu genel ilkenin istisnalarını oluşturmaktadır. Bu istisnaların en önemlisi ve uygulamada da sıkça görülüp dava konusu uyuşmazlığa da konu olan TTK’nun 469/2. maddesindeki düzenlemedir. Anılan düzenleme gereğince şirketin devamlı inkişafı ve mümkün mertebe istikrarlı kâr dağıtımını temin bakımından anasözleşmede zikredilenlerden başka yedek akçeler ayrılmasına şirket genel kurulunca karar verilebilir. Kâr payı hakkı ile bu hakkın istisnasını oluşturan TTK’nun 469/2. fıkrası arasındaki hassas dengenin kurulması zorunludur.
Davalı şirketin anasözleşmesinin 36. maddesinin 1/son maddesi gereğince 1 temettü ve diğer sözleşmesel ve kanuni yedekler ayrıldıktan sonra kalan safi kârın 2. maddenin d bendi gereğince ikinci tertip temettü payı olarak dağıtılacağı belirtilmiş, son fıkra ile de genel kurulun ekseriyeti ile kâr payının dağıtılmayıp olağanüstü yedeklere ayrılabileceği benimsenmiştir. Anasözleşmenin 36/son maddesine dayanılarak oluşan karın tamamının olağanüstü yedeğe ayrılmasına karar verilmiştir.
Dairemiz'in 05.02.2010 tarih ve Esas 2008/4682, Karar 2010/1316 sayılı ilamında da açıklandığı üzere, kurucu intifa senedi sahibini de ilgilendiren bir husus daha vardır ki, o da şirketin varlığı, gelişmesi ve dolayısıyla ileride istikrarlı kâr dağıtılmasını temindir. Bu itibarla, şayet kârın yedek akçeye ayrılmaması halinde anılan hususlar tehlikeye düşer ise bundan kurucular da etkileneceğinden şirketin, kârın yedek akçe olarak ayrılmasının ortaklığın devamlı gelişimi için gerekli olduğunu davalının kanıtlaması halinde, kurucu intifa senedi sahipleri şirketten bir talepte bulunamayacaktır.
Bu itibarla, mahkemece davalı şirketin dava konusu genel kurul toplantılarında kârın yedek akçeye ayrılmasına yönelik aldığı kararların şirketin devamlı gelişimi için uygun ve yararlı olup olmadığı konusunda ek rapor alınması ya da yeni bir bilirkişi kurulunda rapor alınması, davacıların kurucu intifa senedi sahibi sıfatına dayalı kâr payı istemlerinin buna göre değerlendirilmesi gerekirken, bu hususta inceleme içermeyen ve ticari etkinlik sonucu elde edilen "safi kâr" olarak nitelendirilemeyen sermaye artışına dayalı kârın istenemeyeceği gerekçesinin, kârın yedek akçe olarak ayrılmasına ilişkin genel kurul kararının ve uygulamasının kendilerini bağlamayacağını ileri süren davacıların,bu olguya da dayalı olan kâr payı istemlerinin reddine gerekçe yapılmasına dayalı bilirkişi görüşüne itibar edilmesi sonucu yazılı gerekçe ile bu husustaki istemin de reddine karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davacılar vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle, diğer temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacılar yararına BOZULMASINA, takdir olunan 750,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 04.05.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1018759800 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz