Kar Payı Alacağı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2008/4682 E. 2010/1316 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
iç kaynaklardan sermaye artırımı↗ yedek akçe↗ sermaye artırımı↗ genel kurul kararının iptali↗ ek prim↗ kâr dağıtımı↗ dahili dava↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacının davalı şirketin kârın dağıtılmamasına dair 24.3.1998 tarihli genel kurul kararının iptalini talep etmediği, davalı şirketin emisyon priminin TTK.nun 466. maddesi gereği kanuni yedeklere ayrılacağı, iç kaynaklardan sermaye artırımına yol açan iştirak hisselerinin satışından elde edilen kazancın ticari kâr anlamında kabul edilemeyeceği ve TTK.nun 298. maddesinde öngörülen kazanç kavramına dahil olmadığı, davalı şirketin 1997 yılı itibariyle fevkalade ihtiyatlara ayrıldığı kısım içinde genel kurulun kârın dağıtılmaması kararının iptali söz konusu edilmediği ve genel kurul kararının kesinleşmiş olması sebebiyle davacının sahibi bulunduğu kurucu senetlerin kâr payını talep edemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve davalı şirketin sahibi olduğu iştirak hisseleri satışından elde edilen tutarın şirketin ticari etkinliği sonucu elde edilen "safi kâr" olarak kabul edilmesinin mümkün bulunmamasına göre davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Ancak, davacı taraf davada ticari etkinlik sonucu elde edilen 1997 yılı kârının da dağıtılmayarak fevkalede ihtiyatlara ayrılmasına karar verildiğini belirterek, bu tutara yönelik de tahsili talebinde bulunmuştur.
Dairemizin emsal nitelikteki kararları (2001/3163 E, 2001/4878 K) ve doktirinde de benimsendiği üzere (Bkz.Poroy/Tekinalp/Çamoğlu, Ortaklıklar ve Kooperatif Hukuku, Güncelleştirilmiş 10 ncu Tıpkı Basım, s.676 vd.) kurucular ve bunların halefleri ile ortaklık arasındaki ilişki ortaklık bağı içermeyen bir sözleşme ilişkisi olduğundan genel kurul kararı veya tek taraflı anasözleşme değişikliği ile kurucu veya haleflerinin haklarının ortadan kaldırılması mümkün olmadığından genel kurulca kârın dağıtılmaması yönünde karar alınması ve bu genel kurul kararının iptali hususunda dava açılmaması bu açıdan neticeye müessir değildir. Zira, sözleşmenin taraflarından birinin alacağı tek taraflı bir kararla diğer tarafın haklarını ortadan kaldırması mümkün değildir.
Ancak, kurucu pay sahiplerini de ilgilendiren bir husus daha vardır ki o da şirketin varlığı, gelişmesi ve dolayısıyla ileride istikrarlı kâr dağıtılmasını temindir. Bu itibarla, şayet kârın yedek akçeye ayrılmaması halinde anılan hususlar tehlikeye düşer ise bundan kurucular da etkileneceğinden şirketin, kârın yedek akçe olarak ayrılmasının ortaklığın devamlı gelişimi için gerekli olduğunu kanıtlaması şartıyla kurucular da şirketten bir talepte bulunamayacaktır.
Bu itibarla, mahkemece davalı şirketin 24.03.1998 tarihli genel kurul toplantısında aldığı kararın şirketin devamlı gelişimi için uygun ve yararlı olup olmadığı, aralarında bu hususta uzman kişilerin de bulunduğu bir bilirkişi kurulu aracılığı ile incelettirilerek, davacının 1997 yılı kârına yönelik talebi buna göre değerlendirilmek gerekirken, yazılı gerekçelerle bu husustaki istemin de reddine karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2008/9248 E. 2010/4881 K.
Ortak:yedek akçe · genel kurul kararının iptali · kâr dağıtımı
İncelediğiniz karardaMahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacının davalı şirketin kârın «dağıtılmamasına» dair 24.3.1998 tarihli «genel kurul kararının iptalini» talep etmediği, davalı şirketin emisyon «priminin» TTK.nun 466. maddesi gereği kanuni yedeklere ayrılacağı, iç «kaynaklardan sermaye artırımına» yol açan iştirak hisselerinin satışından elde edilen kazancın ticari kâr anlamında kabul edilemeyeceği ve TTK.nun 298. maddesinde öngörülen kazanç kavramına «dahil» olmadığı, davalı şirketin 1997 yılı itibariyle fevkalade ihtiyatlara ayrıldığı kısım içinde genel kurulun kârın dağıtılmaması kararının iptali söz konusu edilmediğ …
… dan genel kurul kararı veya tek taraflı anasözleşme değişikliği ile kurucu veya haleflerinin haklarının ortadan kaldırılması mümkün olmadığından genel kurulca kârın «dağıtılmaması» yönünde karar alınması ve bu «genel kurul kararının iptali» hususunda dava açılmaması bu açıdan neticeye müessir değildir.
2-Ancak, davacı taraf davada ticari etkinlik sonucu elde edilen 1997 yılı kârının da «dağıtılmayarak» fevkalede ihtiyatlara ayrılmasına karar verildiğini belirterek, bu tutara yönelik de tahsili talebinde bulunmuştur.
Benzer bu karardaDairemiz'in 21.12.2006 Esas 2005/10060, Karar 2006/13738 sayılı ilamı, davalı şirketin 2004 yılı genel kurulunda, kârın yedek akçelere ayrılmasına ve ortaklara «dağıtılmamasına» ilişkin alınan kararın iptali istemine ilişkin olup, işbu dava konusu «genel kurul kararlarının iptalini» istememiş olan davacıların anılan ilama dayanmaları doğru değildir.
… dan genel kurul kararı veya tek taraflı anasözleşme değişikliği ile kurucu veya haleflerinin haklarının ortadan kaldırılması mümkün olmadığından genel kurulca kârın «dağıtılmaması» yönünde karar alınması ve bu «genel kurul kararının iptali» hususunda dava açılmaması bu açıdan neticeye müessir değildir.
Anılan düzenleme gereğince şirketin devamlı inkişafı ve mümkün mertebe istikrarlı kâr «dağıtımını» temin bakımından anasözleşmede zikredilenlerden başka «yedek akçeler» ayrılmasına şirket genel kurulunca karar verilebilir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kâr payı hakkı · kurucu intifa senedi · ilmühaber · muarazanın giderilmesi · kâr payı dağıtımı · kar payı · hisse senedi · anonim şirket
Benzer bu karardaMahkemece, dosya kapsamına ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, dava sırasında davacıların hisse senetlerini davalıya vermesi üzerine davalının «ilmühaberleri» davacılara verdiği ve muarazanın kalmadığı, «muarazanın giderilmesi» ve hisse senetlerinin tespiti istemlerinin konusuz kaldığı, davanın açılmasına davalının sebebiyet vermediği, davaya kâr «payı dağıtılmamasına» ilişkin kararları aleyhine dava açmadıkları, genel kurul tutanaklarında kâr payı dağıtımına ilişkin karar alınmadığı, şirket kârlarının anasözleşmenin 36/«son» maddesi uyarınca fevkalâde ihtiyatlara alınmasına karar verildiği, sermayeye ilave edilmediği, sermaye artışının TTK'nun 298. maddesi anlamında hasıl olacak kazançtan değil, iştirak hisseleri satışı veya maddi duran varlıkların yeniden değerleme, değer artış fonundan karşılandığı, bu nedenle kurucu hisseler için kâr payı istenemeyeceği, kâr dağıtım kararı bulunmadığından ortaklığa bağlı kâr payı alacaklarının da doğmadığı, fevkalâde ihtiyatlara ayırmanın gizli kâr dağıtımı olmadığı gerekçesiyle, kâr payına yönelik davanın reddine, diğer istemler hakkında karar «verilmesine yer olmadığına» karar verilmiştir.
1-Davacılar, 1993-2002 yılları arasında, «hisse senedi» ve ayrıca «kurucu intifa senedi» sahibi olmak üzere iki sıfatla kâr «payı» istemiştir.
Mahkeme kararında, davacıların «genel kurul kararlarının iptalini» dava etmemiş olmalarına ilişkin gerekçe, davacıların «hisse senedi» sahibi sıfatına dayalı olarak kâr «payı» isteyemeyeceklerine ilişkin varılan sonucun gerekçesi olarak kullanılmış olup,«kurucu intifa senedi» sahibi sıfatları için dayanılan bir gerekçe değildir.
2-Kârın yedek akçelere ayrılmasına ve ortaklara «dağıtılmamasına» ilişkin davalı uygulamasının kâr «payı» haklarını ihlal ettiğine dayanan davacıların «kurucu intifa senedi» sahibi sıfatına dayalı «kar payı» isteminin de reddine yönelik temyize gelince; Her ticaret ortaklığı gibi anonim ortaklığın nihai amacı kar elde edip ortaklarına dağıtmaktır.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/4040 E. 2014/11049 K.
Ortak:yedek akçe · sermaye artırımı · kâr dağıtımı · dahili dava
İncelediğiniz karardaMahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacının davalı şirketin kârın «dağıtılmamasına» dair 24.3.1998 tarihli «genel kurul kararının iptalini» talep etmediği, davalı şirketin emisyon «priminin» TTK.nun 466. maddesi gereği kanuni yedeklere ayrılacağı, iç «kaynaklardan sermaye artırımına» yol açan iştirak hisselerinin satışından elde edilen kazancın ticari kâr anlamında kabul edilemeyeceği ve TTK.nun 298. maddesinde öngörülen kazanç kavramına «dahil» olmadığı, davalı şirketin 1997 yılı itibariyle fevkalade ihtiyatlara ayrıldığı kısım içinde genel kurulun kârın dağıtılmaması kararının iptali söz konusu edilmediğ …
2-Ancak, davacı taraf davada ticari etkinlik sonucu elde edilen 1997 yılı kârının da «dağıtılmayarak» fevkalede ihtiyatlara ayrılmasına karar verildiğini belirterek, bu tutara yönelik de tahsili talebinde bulunmuştur.
… dan genel kurul kararı veya tek taraflı anasözleşme değişikliği ile kurucu veya haleflerinin haklarının ortadan kaldırılması mümkün olmadığından genel kurulca kârın «dağıtılmaması» yönünde karar alınması ve bu «genel kurul kararının iptali» hususunda dava açılmaması bu açıdan neticeye müessir değildir.
Benzer bu kararda… da cari olmadığı, davalı şirketin ana sözleşmesinde kurucuları arasında ister (A) ister (B) grubu olsun, holdingin yıllık kazancından TTK'nın 466. maddesinde yazılı «yedek akçe» ile «pay sahipleri» için ödenmiş sermayelerinin %5'i oranında 1. tertip temettü hissesi ayrıldıktan sonra kalanın 1/10'unu kurucu hisselerine tahsis edileceğinin hükme bağlandığı, ana sözleşmenin 36. maddesinde karın «dağıtım» şeklinin düzenlendiği, zamanının 37. maddesinde belirlendiği, davalının 20.11.1998 tarihli genel kurulunda kurucu kâr «payı dağıtıldığı» «sermaye artırımından» evvelki kâr dağıtımlarına teşmil edilmemek, ana sözleşmenin ve %10 oranındaki kurucu kâr payı miktarının Değiştirilmesi hükmünde olmamak, sadece kurucu kâr payının oranlanacağı sermaye miktarını belirlemek amacına yönelik olarak ve anılan yasal düzenlemelere uygun, şirketin en fazla lehine ve en düşük sermaye miktarına oranlama yapılarak bundan böyle kurucu «intifa hakkı» sahiplerine ödenecek kurucu kâr payının belirtilen hususlar çerçevesinde sınırlandırılmasına, yine en «son» 1993 yılında kurucu intifa hakkı (senedi) sahiplerine, kâr payı ödemesi yapılmış olduğu nazara alınarak ana sözleşmenin tadili mahiyetinde olmamak ve bundan önceki kâr payı dağıtımı işlemlerine teşmil edilmemek suretiyle bundan böyle kâr payı dağıtımı işlemlerinde kurucu intifa sahiplerine yapılacak kâr payı ödemelerinin, genel kurulun 1993 yılındaki kâr dağıtım kararı tarihindeki sermaye olan 300 milyar TL'ye göre elde edilen oran göz önünde tutularak sınırlandırılmasına, diğer bir deyişle herhangi bir kâr payı dağıtımı işlemi yapıldığı takdirde, dağıtılacak safi kârın 1993 yılındaki 300 milyar TL sermayenin dağıtım tarihindeki sermayeye oranlanması suretiyle hesaplanacak miktarından «kurucu intifa senedi» sahiplerine ana sözleşmedeki oran ve esaslara göre tahsis edilmesine karar verildiği, 1998-1999-2002-2003-2005-2006 ve 2007 yıllarında genel kurullarda kârın dağıtılmasına dair bir karar alınmadığı, kurucu senet sahiplerine kâr payı verilmediği, anılan yıllara ait kârın fevkalade yedeklere ayrıldığı, kurucu intifa senedi sahiplerinin kâr payı dağıtım koşulları gerçekleştiği halde şirketçe bu tür pay sahiplerine sözleşmesel haklarının kasıtlı olarak zedelenmesi halinde gerek şirkete gerekse yöneticilerin kişisel sorumluluklarına dayanarak bunlar aleyhine genel hükümlerden doğan dâvâ haklarını kullanabilecekleri, davalının holding olduğu, ana sözleşmesinin 36/2a maddesinde “«tevzi» edilecek temettülere göre TTK'nın 466/3 maddesine uygun ayrılması icap eden ihtiyat «tefrik» olunur.” hükmünün bulunduğu, anılan hükmün, holding şirketleri için cari olmadığı, ana sözleşmesinin 36/2a maddesinin, TTK'nın 466 maddesinin 2. fıkrasının 3 bendi ile çeliştiği, 2. tertip fevkalade yedek ayırmaması gereken davalı şirketin, kârını dağıtmayarak fevkalade ihtiyatlara almasının kurucu hisse (intifa) senedi sahipleri ile şirket arasında oluşmuş bulunan akdi ilişkiyi zedelediği, faaliyet alanının başka şirketlerin sermayesine iştirak etmek ve hisse senetlerini elinde tutmak, bu hisse senetlerinin alıp satarak, kâr elde etmek, iştirak ettiği şirketlerin kârlarına payları oranında iştirak etmek olduğu, anılan şirketlerinin genel karakteri gereği, iştirak hisselerini alıp satmaları faaliyet konuları ile ilgili olduğu cihetle, iştirak hisselerinin satışından doğan kârın reel ve dağıtılabilir bir kâr bulunduğu, keza iştiraklerden alınan kâr paylarının da reel ve dağıtılabilir kâr mahiyetinde olduğu, faaliyet alanına giriyorsa, ticari amaçla taşınmaz alıp satmış ise, alım fiatı ile satış fiatı arasındaki müspet farkın da, şirketin dönem kârına «dahil» edilmesi gerektiği, ayrıca «amortismana» konu iktisadi kıymetin elden çıkartılması halinde, satış bedelinin üzerine amortismanlar eklenmek suretiyle bulunan değerden iktisap değeri, (yeniden değerleme yapılmış ise bu işlem sonunda bulunan kıymet) düşüldükten sonra bir artı değer oluşuyor ise bunun da reel kâr olarak kabul edileceği, davacının kurucu pay sahibinin şirketin alacaklısı durumunda bulunduğu, bu alacak hakkına «muvafakati» bulunmadan genel kurul kararı ile sınırlama getirilemeyeceği, takibinde haklı bulunduğu anlaşıldığından lehine «inkar tazminatı» hükmedildiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davalıdan 1.768.340,12 TL alacaklı olduğunun tespiti ile davalının icra takip dosyasına yaptığı vaki itirazın iptaline, davacının «asıl alacak» kısmı olan 1.263.622,78 TL ye takip tarihinden itibaren «reeskont faiz» oranları üzerinden işlemiş «temerrüt faizi» uygulanmasına, %20 «icra inkar tazminatı» olan 353.668,02 TL'nin ayrıca tahsiline karar verilmiştir.
Anılan düzenleme gereğince şirketin devamlı inkişafı ve mümkün mertebe istikrarlı kâr «dağıtımını» temin bakımından anasözleşmede zikredilenlerden başka «yedek akçeler» ayrılmasına şirket genel kurulunca karar verilebilir.
2-Dava, davalı şirketin kurucu intifa pay sahibi olan davacının «dağıtılmadığını» ileri sürdüğü «kar payının» tahsili için yapılan «icra takibine itirazın» iptaline ilişkindir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kâr payı hakkı · kurucu intifa senedi · amortisman · tevzi · sözleşme serbestisi · intifa hakkı · kâr payı dağıtımı · esas sözleşme
Benzer bu kararda… da cari olmadığı, davalı şirketin ana sözleşmesinde kurucuları arasında ister (A) ister (B) grubu olsun, holdingin yıllık kazancından TTK'nın 466. maddesinde yazılı «yedek akçe» ile «pay sahipleri» için ödenmiş sermayelerinin %5'i oranında 1. tertip temettü hissesi ayrıldıktan sonra kalanın 1/10'unu kurucu hisselerine tahsis edileceğinin hükme bağlandığı, ana sözleşmenin 36. maddesinde karın «dağıtım» şeklinin düzenlendiği, zamanının 37. maddesinde belirlendiği, davalının 20.11.1998 tarihli genel kurulunda kurucu kâr «payı dağıtıldığı» «sermaye artırımından» evvelki kâr dağıtımlarına teşmil edilmemek, ana sözleşmenin ve %10 oranındaki kurucu kâr payı miktarının Değiştirilmesi hükmünde olmamak, sadece kurucu kâr payının oranlanacağı sermaye miktarını belirlemek amacına yönelik olarak ve anılan yasal düzenlemelere uygun, şirketin en fazla lehine ve en düşük sermaye miktarına oranlama yapılarak bundan böyle kurucu «intifa hakkı» sahiplerine ödenecek kurucu kâr payının belirtilen hususlar çerçevesinde sınırlandırılmasına, yine en «son» 1993 yılında kurucu intifa hakkı (senedi) sahiplerine, kâr payı ödemesi yapılmış olduğu nazara alınarak ana sözleşmenin tadili mahiyetinde olmamak ve bundan önceki kâr payı dağıtımı işlemlerine teşmil edilmemek suretiyle bundan böyle kâr payı dağıtımı işlemlerinde kurucu intifa sahiplerine yapılacak kâr payı ödemelerinin, genel kurulun 1993 yılındaki kâr dağıtım kararı tarihindeki sermaye olan 300 milyar TL'ye göre elde edilen oran göz önünde tutularak sınırlandırılmasına, diğer bir deyişle herhangi bir kâr payı dağıtımı işlemi yapıldığı takdirde, dağıtılacak safi kârın 1993 yılındaki 300 milyar TL sermayenin dağıtım tarihindeki sermayeye oranlanması suretiyle hesaplanacak miktarından «kurucu intifa senedi» sahiplerine ana sözleşmedeki oran ve esaslara göre tahsis edilmesine karar verildiği, 1998-1999-2002-2003-2005-2006 ve 2007 yıllarında genel kurullarda kârın dağıtılmasına dair bir karar alınmadığı, kurucu senet sahiplerine kâr payı verilmediği, anılan yıllara ait kârın fevkalade yedeklere ayrıldığı, kurucu intifa senedi sahiplerinin kâr payı dağıtım koşulları gerçekleştiği halde şirketçe bu tür pay sahiplerine sözleşmesel haklarının kasıtlı olarak zedelenmesi halinde gerek şirkete gerekse yöneticilerin kişisel sorumluluklarına dayanarak bunlar aleyhine genel hükümlerden doğan dâvâ haklarını kullanabilecekleri, davalının holding olduğu, ana sözleşmesinin 36/2a maddesinde “«tevzi» edilecek temettülere göre TTK'nın 466/3 maddesine uygun ayrılması icap eden ihtiyat «tefrik» olunur.” hükmünün bulunduğu, anılan hükmün, holding şirketleri için cari olmadığı, ana sözleşmesinin 36/2a maddesinin, TTK'nın 466 maddesinin 2. fıkrasının 3 bendi ile çeliştiği, 2. tertip fevkalade yedek ayırmaması gereken davalı şirketin, kârını dağıtmayarak fevkalade ihtiyatlara almasının kurucu hisse (intifa) senedi sahipleri ile şirket arasında oluşmuş bulunan akdi ilişkiyi zedelediği, faaliyet alanının başka şirketlerin sermayesine iştirak etmek ve hisse senetlerini elinde tutmak, bu hisse senetlerinin alıp satarak, kâr elde etmek, iştirak ettiği şirketlerin kârlarına payları oranında iştirak etmek olduğu, anılan şirketlerinin genel karakteri gereği, iştirak hisselerini alıp satmaları faaliyet konuları ile ilgili olduğu cihetle, iştirak hisselerinin satışından doğan kârın reel ve dağıtılabilir bir kâr bulunduğu, keza iştiraklerden alınan kâr paylarının da reel ve dağıtılabilir kâr mahiyetinde olduğu, faaliyet alanına giriyorsa, ticari amaçla taşınmaz alıp satmış ise, alım fiatı ile satış fiatı arasındaki müspet farkın da, şirketin dönem kârına «dahil» edilmesi gerektiği, ayrıca «amortismana» konu iktisadi kıymetin elden çıkartılması halinde, satış bedelinin üzerine amortismanlar eklenmek suretiyle bulunan değerden iktisap değeri, (yeniden değerleme yapılmış ise bu işlem sonunda bulunan kıymet) düşüldükten sonra bir artı değer oluşuyor ise bunun da reel kâr olarak kabul edileceği, davacının kurucu pay sahibinin şirketin alacaklısı durumunda bulunduğu, bu alacak hakkına «muvafakati» bulunmadan genel kurul kararı ile sınırlama getirilemeyeceği, takibinde haklı bulunduğu anlaşıldığından lehine «inkar tazminatı» hükmedildiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davalıdan 1.768.340,12 TL alacaklı olduğunun tespiti ile davalının icra takip dosyasına yaptığı vaki itirazın iptaline, davacının «asıl alacak» kısmı olan 1.263.622,78 TL ye takip tarihinden itibaren «reeskont faiz» oranları üzerinden işlemiş «temerrüt faizi» uygulanmasına, %20 «icra inkar tazminatı» olan 353.668,02 TL'nin ayrıca tahsiline karar verilmiştir.
Davacının, davalı şirkete ait 10 adet «kurucu intifa senedi» sahibi olduğu hususu «uyuşmazlık konusu» değildir.
3-Ayrıca, davalı şirketin 'Holding' vasfı dikkate alınarak ve somut olaya uygulanması gereken TTK'nın 466/3. maddesinin 'Holding' niteliğindeki «anonim şirketlerde» uygulanmayacağı gerekçesiyle anılan «esas sözleşme» hükmünün kanuna aykırı bulunduğu, davalının fevkalade yedek ayırmasının yanlış olduğu kabul edilmiştir.
Ancak, yukarıda açıklandığı üzere, kurucu intifa pay senedi sahibi veya bunların halefleri ile şirket arasındaki ilişki, sermaye sahibi ortak ile şirket arasındaki ilişkiden ayrı, «sözleşme serbestisi» kapsamında değerlendirilen kendine özgü bir akit olduğundan, ana sözleşmenin 36. maddesinin TTK'nın 466. maddesine aykırı olduğu hususu, davacıyı etkilemeyecektir.
-
Kurucu pay senedi sahibi genel kurul iptali olmadan kâr payı isteyebilir
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2008/4676 E. 2010/1315 K.
Ortak:genel kurul kararının iptali
İncelediğiniz karardaMahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacının davalı şirketin kârın «dağıtılmamasına» dair 24.3.1998 tarihli «genel kurul kararının iptalini» talep etmediği, davalı şirketin emisyon «priminin» TTK.nun 466. maddesi gereği kanuni yedeklere ayrılacağı, iç «kaynaklardan sermaye artırımına» yol açan iştirak hisselerinin satışından elde edilen kazancın ticari kâr anlamında kabul edilemeyeceği ve TTK.nun 298. maddesinde öngörülen kazanç kavramına «dahil» olmadığı, davalı şirketin 1997 yılı itibariyle fevkalade ihtiyatlara ayrıldığı kısım içinde genel kurulun kârın dağıtılmaması kararının iptali söz konusu edilmediğ …
… dan genel kurul kararı veya tek taraflı anasözleşme değişikliği ile kurucu veya haleflerinin haklarının ortadan kaldırılması mümkün olmadığından genel kurulca kârın «dağıtılmaması» yönünde karar alınması ve bu «genel kurul kararının iptali» hususunda dava açılmaması bu açıdan neticeye müessir değildir.
Benzer bu karardaMahkemece, davacının davalı şirketin kârın «dağıtılmamasına» dair 24.3.1998 tarihli «genel kurul kararının iptalini» talep etmediği, davalı şirketin emisyon «priminin» TTK.nun 466. maddesi gereği kanuni yedeklere ayrılacağı, iç «kaynaklardan sermaye artırımına» yol açan iştirak hisselerinin satışından elde edilen kazancın ticari kâr anlamında kabul edilemeyeceği ve TTK.nun 298. maddesinde öngörülen kazanç kavramına «dahil» olmadığı, genel kurulun kârın dağıtılmaması kararının iptali söz konusu edilmediği ve genel kurul kararının kesinleşmiş olması sebebiyle davacının sahibi bulunduğu …
Mahkemece ise, yukarıda belirtildiği üzere davaya konu edilen emisyon «primi» ve iştirak hisselerinin satışından doğan kazancın TTK' nun 298 nci maddesi kapsamında kazanç kavramına girmediği ve kârın «dağıtılmamasına» ilişkin «genel kurul kararının iptali» hususunda dava açılmadığı şeklindeki hususları hem asıl hem de birleşen davanın reddine gerekçe yapmıştır.
Asıl davaya konu edilen tutarın emisyon «primi» ve iştirak hisselerinin satışı ile ilgili olmayıp, şirkete ait taşınmazın satışı ile ilgili olması ve Dairemiz'in emsal nitelikte kararlarında (06.04.2001 T, 2001/431 E, 2001/2884 K) belirtildiği üzere sözleşmesel hak sahibi kurucu pay senedi sahiplerinin «genel kurul kararı iptal» edilmeden sözleşmeden kaynaklanan haklarını istemelerinin mümkün bulunması ve ayrıca «iptal davası» açmakta «hukuki yararlarının» bulunmaması nedeniyle mahkemenin asıl davayı ret gerekçeleri yerinde değil ise de, asıl davada istenen tutarın davalı şirketin ticari etkinliği neticesi oluşan kaz …
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:kâr payı · hukuki yarar
Benzer bu karardaAsıl davaya konu edilen tutarın emisyon «primi» ve iştirak hisselerinin satışı ile ilgili olmayıp, şirkete ait taşınmazın satışı ile ilgili olması ve Dairemiz'in emsal nitelikte kararlarında (06.04.2001 T, 2001/431 E, 2001/2884 K) belirtildiği üzere sözleşmesel hak sahibi kurucu pay senedi sahiplerinin «genel kurul kararı iptal» edilmeden sözleşmeden kaynaklanan haklarını istemelerinin mümkün bulunması ve ayrıca «iptal davası» açmakta «hukuki yararlarının» bulunmaması nedeniyle mahkemenin asıl davayı ret gerekçeleri yerinde değil ise de, asıl davada istenen tutarın davalı şirketin ticari etkinliği neticesi oluşan kaz …
Bu itibarla, mahkemece yukarıda (1) nolu bentte açıklandığı üzere kurucu pay senedi sahibi davacının 1998 yılı kâr «payı» ile ilgili olarak genel kurul «iptal davası» açmaya gerek olmadan koşulları oluştuğunda anasözleşme uyarınca ödenmesi gereken kâr payından hissesine düşen tutarı isteyebileceği nazara alınarak, şirketin kârı …
1 benzer karar daha
-
Kurucu intifa senedi sahibi iptal davası açmadan kâr payı alacağı isteyebilir
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/6057 E. 2015/13567 K.
Ortak:yedek akçe · Kar Payı Alacağı
İncelediğiniz karardaBu itibarla, şayet kârın «yedek akçeye» ayrılmaması halinde anılan hususlar tehlikeye düşer ise bundan kurucular da etkileneceğinden şirketin, kârın yedek akçe olarak ayrılmasının ortaklığın devamlı gelişimi için gerekli olduğunu kanıtlaması şartıyla kurucular da şirketten bir talepte bulunamayacaktır.
Benzer bu karardaMahkemece, 2005 ve 2006 yıllarına ait «kar payının» ana sözleşme 36. maddesine aykırı biçimde «iyiniyet» ve dürüstlük kaidelerine aykırı olarak olağanüstü «yedek akçeye» ayırılarak «dağıtılmadığı», 2007 yılı kar payı değerlerinin yedek akçeye ayrılmasının BK 19 ve 20 ile uyumlu olduğu gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne, 2005 yılı için 24.915 TL , 2006 yılı için 30.375 TL kar payı, 2005 yılı için «işlemiş faiz» 15.925 TL, 2006 yılı için işlemiş faiz 11.214 TL, alacağın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.
Her ne kadar davacı kurucu ortak olması nedeniyle «kar dağıtılmamasına» dair «genel kurul kararının iptali» yönünde dava açmaksızın bu davayı açabilir ise de, Dairemizin yerleşmiş kararları gereğince (2008/4682 Esas 2010/1316 Karar, 2013/4040 Esas 2014/11049 Karar sayılı kararları) şirketin varlığı, gelişmesi ve dolayısıyla ileride istikrarlı kar dağıtımının sağlanması «kurucu intifa senedi» sahiplerini de ilgilendirdiğinden karın «yedek akçeye» ayrılmaması halinde anılan hususlar tehlikeye düşer ise, davalının karın yedek akçe olarak ayrılmasının şirketin devamı ve gelişimi için gerekli olduğunu kanıtlama …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kurucu intifa senedi · yasal faiz
Benzer bu karardaHer ne kadar davacı kurucu ortak olması nedeniyle «kar dağıtılmamasına» dair «genel kurul kararının iptali» yönünde dava açmaksızın bu davayı açabilir ise de, Dairemizin yerleşmiş kararları gereğince (2008/4682 Esas 2010/1316 Karar, 2013/4040 Esas 2014/11049 Karar sayılı kararları) şirketin varlığı, gelişmesi ve dolayısıyla ileride istikrarlı kar dağıtımının sağlanması «kurucu intifa senedi» sahiplerini de ilgilendirdiğinden karın «yedek akçeye» ayrılmaması halinde anılan hususlar tehlikeye düşer ise, davalının karın yedek akçe olarak ayrılmasının şirketin devamı ve gelişimi için gerekli olduğunu kanıtlama …
Bu durumda davacı talebinin «yasal faiz» olarak anlaşılması ve buna göre hesaplama yapılması gerekmektedir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2008/4682 E. , 2010/1316 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasında görülen davada Adana Asliye 1.Ticaret Mahkemesi’nce verilen 13.02.2002 tarih ve 1998/1552-2002/43 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak davacı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 26.01.2010 gününde davacı avukatı ... ile davalı avukatı ... gelip, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... Biltekin tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı, davalı şirketin anasözleşmesinin 12. ve 36. maddelerine istinaden kuruluşunda kurucu ortaklarına dağıtılabilir karlardan %10’nu vermek üzere 2000 adet kurucu hissesi çıkardığını, kendisinin de 10 adet kurucu hisse sahibi olduğunu, davalının 1996 yılı faaliyet karı olan 3.316.080.005.544.TL.den şirket anasözleşmesinin 36.maddesinin 2. bendinin b. fıkrası uyarınca kurucu hisse senetlerine verilmesi gereken kar payını ayırmadan karın bir kısmını sermayeye ilave etmek suretiyle ayrı bir hesaba aldığını, bir kısmını da ileride sermaye sahibi ortaklarına dağıtmak veya sermayeye ilave etmek üzere kar yedekleri adı altında ayrı bir hesaba aldığını, oysa kârdan önce kurucu hisse payını ayırıp, kalanını sermaye sahibi ortaklara dağıtması veya fevkalede ihtiyatlara alması gerektiğini, davalı şirketin 1991 yılı sonuna kadar kurucu hisseler payının dağıtıldığını, 1991 yılından 1997 yılına kadar 7 yıl süre ile kârını ihtiyatlara aldığını sonra ihtiyatlarını sermayesine ilave suretiyle dolaylı olarak ortaklara dağıtıldığını, kuruculara hiç kârdan pay verilmediğini, kurucu pay sahiplerinin alacaklı üçüncü kişi olduklarından genel kurul kararına da ihtiyaç bulunmadığını ileri sürerek,davalı şirketin 1997 yılında şirket bilançosu aktifinde bulunan iştirak ettiği şirketlerin hissesini satışından ve diğer kârından sahibi bulunduğu 10 adet kurucu hisse senedine ödenmesi gereken 1.280.284.000 TL.sı kar payı ve 342.345.000 TL.
faizi ile toplam 1.622.629.000 TL.sının faizi ile tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacının müvekkili şirketin dava konusu dönemde görevli ve sorumlu murakıbı ve mali konularda baş danışmanı olduğunu, şirketin 1997 yılı genel kuruluna katılıp olumlu oy verdiğini, genel kurul kararının iptali için dava açmadığını, kesinleşen genel kurul kararı nedeniyle artık kâr dağıtımını talep edemeyeceğini, ayrıca kâr dağıtımına genel kurulun karar vermesi gerektiğini, esasen şirketin 1972 yılında kurulmuş olup aradan 26 yıl geçtiğini, kurucu paylara süresiz kâr payı verilmesinin hukuka aykırı olduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacının davalı şirketin kârın dağıtılmamasına dair 24.3.1998 tarihli genel kurul kararının iptalini talep etmediği, davalı şirketin emisyon priminin TTK.nun 466. maddesi gereği kanuni yedeklere ayrılacağı, iç kaynaklardan sermaye artırımına yol açan iştirak hisselerinin satışından elde edilen kazancın ticari kâr anlamında kabul edilemeyeceği ve TTK.nun 298. maddesinde öngörülen kazanç kavramına dahil olmadığı, davalı şirketin 1997 yılı itibariyle fevkalade ihtiyatlara ayrıldığı kısım içinde genel kurulun kârın dağıtılmaması kararının iptali söz konusu edilmediği ve genel kurul kararının kesinleşmiş olması sebebiyle davacının sahibi bulunduğu kurucu senetlerin kâr payını talep edemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve davalı şirketin sahibi olduğu iştirak hisseleri satışından elde edilen tutarın şirketin ticari etkinliği sonucu elde edilen "safi kâr" olarak kabul edilmesinin mümkün bulunmamasına göre davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Ancak, davacı taraf davada ticari etkinlik sonucu elde edilen 1997 yılı kârının da dağıtılmayarak fevkalede ihtiyatlara ayrılmasına karar verildiğini belirterek, bu tutara yönelik de tahsili talebinde bulunmuştur.
Dairemizin emsal nitelikteki kararları (2001/3163 E, 2001/4878 K) ve doktirinde de benimsendiği üzere (Bkz.Poroy/Tekinalp/Çamoğlu, Ortaklıklar ve Kooperatif Hukuku, Güncelleştirilmiş 10 ncu Tıpkı Basım, s.676 vd.) kurucular ve bunların halefleri ile ortaklık arasındaki ilişki ortaklık bağı içermeyen bir sözleşme ilişkisi olduğundan genel kurul kararı veya tek taraflı anasözleşme değişikliği ile kurucu veya haleflerinin haklarının ortadan kaldırılması mümkün olmadığından genel kurulca kârın dağıtılmaması yönünde karar alınması ve bu genel kurul kararının iptali hususunda dava açılmaması bu açıdan neticeye müessir değildir. Zira, sözleşmenin taraflarından birinin alacağı tek taraflı bir kararla diğer tarafın haklarını ortadan kaldırması mümkün değildir.
Ancak, kurucu pay sahiplerini de ilgilendiren bir husus daha vardır ki o da şirketin varlığı, gelişmesi ve dolayısıyla ileride istikrarlı kâr dağıtılmasını temindir. Bu itibarla, şayet kârın yedek akçeye ayrılmaması halinde anılan hususlar tehlikeye düşer ise bundan kurucular da etkileneceğinden şirketin, kârın yedek akçe olarak ayrılmasının ortaklığın devamlı gelişimi için gerekli olduğunu kanıtlaması şartıyla kurucular da şirketten bir talepte bulunamayacaktır.
Bu itibarla, mahkemece davalı şirketin 24.03.1998 tarihli genel kurul toplantısında aldığı kararın şirketin devamlı gelişimi için uygun ve yararlı olup olmadığı, aralarında bu hususta uzman kişilerin de bulunduğu bir bilirkişi kurulu aracılığı ile incelettirilerek, davacının 1997 yılı kârına yönelik talebi buna göre değerlendirilmek gerekirken, yazılı gerekçelerle bu husustaki istemin de reddine karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle kararın davacı yararına BOZULMASINA, takdir edilen 750,00 TL duruşma vekillik ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 05.02.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1009082400 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz