Kurucu intifa senedi sahibi iptal davası açmadan kâr payı alacağı isteyebilir
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2015/6057 E. 2015/13567 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Gerekçe özeti
Kurucu intifa senedi sahibi, kâr dağıtılmamasına ilişkin genel kurul kararının iptalini istemeden kâr payı alacağı davası açabilir; ancak şirketin varlığı ve gelişmesi ile ileride istikrarlı kâr dağıtımı kurucu intifa sahiplerini de ilgilendirdiğinden, karın yedek akçeye ayrılmasının şirketin devamı ve gelişimi için gerekli olduğu davalı şirketçe kanıtlanırsa kurucu intifa sahibi de talepte bulunamaz; bu husus uzman bilirkişi incelemesiyle araştırılmalıdır. Ayrıca talep aşılamaz; cinsi belirtilmeyen faiz talebi yasal faiz sayılır ve reddedilen kalemin gerekçesi gösterilmelidir.
Ele alınan sorunlar
Kurucu intifa senedi sahibinin kâr payı alacağı talebi ve karın yedek akçeye ayrılması → kabul
İddia: Davacı, davalı şirketin her yıl kârını ortaklara dağıtmayıp ihtiyatlara ayırdığını, kurucuların hisse paylarının ihtiyatlara ayrılamayacağını ileri sürerek kurucu kâr payı ve 1. kâr payı alacağının tahsilini istemiştir.
Gerekçe: Davacı kurucu ortak olması nedeniyle kâr dağıtılmamasına dair genel kurul kararının iptalini istemeksizin bu alacak davasını açabilir ise de, Dairenin yerleşik kararları gereğince şirketin varlığı, gelişmesi ve dolayısıyla ileride istikrarlı kâr dağıtımının sağlanması kurucu intifa senedi sahiplerini de ilgilendirdiğinden, karın yedek akçeye ayrılmaması halinde bu hususlar tehlikeye düşecekse, davalı, karın yedek akçeye ayrılmasının şirketin devamı ve gelişimi için gerekli olduğunu kanıtladığında kurucu intifa senedi sahibi de şirketten talepte bulunamaz. Somut olayda davalının bu yöndeki savunmaları bilirkişilerce yeterince irdelenmediğinden, dava konusu yıllar açısından şirket kayıtları incelenerek uzman bilirkişi heyetinden rapor alınıp öncelikle karın dağıtılması gerekip gerekmediği değerlendirilmeliyken, eksik incelemeyle hüküm kurulması doğru değildir.
Gerekçe kaynağı: özgün
1. kâr payı talebinin gerekçesiz reddi → kabul
Gerekçe: Bilirkişilerce 1. kâr payı yönünden hesaplama yapıldığı halde mahkemece istemin reddine karar verilmiş, ancak reddin hiçbir hukuki gerekçesi gösterilmemiştir. Mahkemece bu istek kalemi üzerinde de durularak, davacının 1. kâr payını ortaklık hakkına dayalı olarak talep edip etmediği, ortaklık hakkına dayalı ise kâr dağıtılmamasına ilişkin genel kurul kararlarının bu davaya etkisi de değerlendirilerek karar verilmeliyken, gerekçesiz olarak talebin reddi doğru değildir.
Gerekçe kaynağı: özgün
Taleple bağlılık ilkesinin aşılması ve faiz talebinin niteliği → kabul
Gerekçe: Davacı 2005 yılı için 24.519 TL kurucu kâr payı talep etmiş olmasına rağmen, mahkemece talep aşımı yaratacak şekilde 24.915 TL'ye hükmedilmesi doğru değildir. Ayrıca davacı yalnızca alacağın muaccel olduğu tarihten itibaren faiz talep edip temerrüt faizinin cinsini belirtmediğinden, talebin yasal faiz olarak anlaşılıp buna göre hesaplama yapılması gerekir; raporlar arasında faiz başlangıç tarihleri ve miktarları bakımından farklılık bulunduğundan bu farkın nedeni belirlenip gerekirse çelişkiyi giderecek rapor alınmalıdır.
Gerekçe kaynağı: özgün
Emsal değeri
Kurucu intifa senedi sahibinin, kâr dağıtmama kararının iptalini istemeden kâr payı alacağı davası açabileceği; ancak karın yedek akçeye ayrılmasının şirketin devamı ve gelişimi için gerekliliğini davalının kanıtlaması halinde talepte bulunamayacağı yönünden emsaldir.
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
kurucu intifa senedi↗ kâr payı alacağı↗ yedek akçe↗ istikrarlı kâr dağıtımı↗ taleple bağlılık ilkesi↗ yasal faiz↗
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Kârın ihtiyari kısmının yedek akçeye ayrılmasının afaki iyiniyet yönünden denetlenmesi zorunluluğu
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/9365 E. 2014/16936 K.
Ortak:yedek akçe
İncelediğiniz karardaMahkemece, 2005 ve 2006 yıllarına ait «kar payının» ana sözleşme 36. maddesine aykırı biçimde «iyiniyet» ve dürüstlük kaidelerine aykırı olarak olağanüstü «yedek akçeye» ayırılarak «dağıtılmadığı», 2007 yılı kar payı değerlerinin yedek akçeye ayrılmasının BK 19 ve 20 ile uyumlu olduğu gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne, 2005 yılı için 24.915 TL , 2006 yılı için 30.375 TL kar payı, 2005 yılı için «işlemiş faiz» 15.925 TL, 2006 yılı için işlemiş faiz 11.214 TL, alacağın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.
Her ne kadar davacı kurucu ortak olması nedeniyle «kar dağıtılmamasına» dair «genel kurul kararının iptali» yönünde dava açmaksızın bu davayı açabilir ise de, Dairemizin yerleşmiş kararları gereğince (2008/4682 Esas 2010/1316 Karar, 2013/4040 Esas 2014/11049 Karar sayılı kararları) şirketin varlığı, gelişmesi ve dolayısıyla ileride istikrarlı kar dağıtımının sağlanması «kurucu intifa senedi» sahiplerini de ilgilendirdiğinden karın «yedek akçeye» ayrılmaması halinde anılan hususlar tehlikeye düşer ise, davalının karın yedek akçe olarak ayrılmasının şirketin devamı ve gelişimi için gerekli olduğunu kanıtlama …
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; mahkeme kararı ile gündeme «yönetim kurulu» üye seçimine dair madde eklendiği, bu nedenle toplantı gündemine bağlılık ilkesinin uygulanmayacağı, Genel Kurulun yeni yönetim kurulu üyelerini seçebileceği, yeni yönetim kurulu üyelerinin seçimi ile de önceki yönetim kurulu üyelerinin görevinin sona ereceği, davacıların yönetim kurulu üyelerinin şirketteki A ve B grubu pay sahibi üyelerinden oluşması gerektiğine ilişkin iddialarının da «esas sözleşmedeki» 6. maddeye göre de imtiyazların kaldırılmış olması karşısında iddialarının yerinde olmadığı, ayrıca «kar payı dağıtımına» ilişkin 7. maddede 2010-2011-2012 yıllarına ait karların kanuni zorunluluklar dışındaki kalan kısmının «yedek akçede» tutulması hususunun oy çokluğuyla kabul edildiği, bu kararın da hukuka uygun olduğu gerekçesiyle davacının davalı şirketin 25.6.2013 tarihli genel kurul toplantı gündeminin 7 ve 9. maddelerinde alınan kararların iptaline ilişkin davasının Reddine, söz konusu kararların iptaline karar verilmediğinden davaya konu genel kurul «kararlarının yürütülmesinin geri bırakılmasına» ilişkin talebinin Reddine karar verilmiştir.
2- Dava, «anonim şirket» «olağan genel kurul kararlarının iptali» istemine ilişkin olup, davalı şirketin 25.06.2013 tarihli genel kurulunun 7. maddesinde " 2010,2011,2012 yıllarına ait karların kanuni zorunluluklar dışında kalan kısmının «yedek akçede» tutulması hususu" oyçokluğuyla kabul edilmiştir.
Bu oylamada red oyu kullanan ve «muhalefet şerhi» düşülmesini isteyen davacılar ise, karın «yedek akçede» tutulmasını kabul etmediklerini, %50sinin «dağıtılmasını» istediklerini beyan etmişlerdir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kâr payı dağıtımı
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; mahkeme kararı ile gündeme «yönetim kurulu» üye seçimine dair madde eklendiği, bu nedenle toplantı gündemine bağlılık ilkesinin uygulanmayacağı, Genel Kurulun yeni yönetim kurulu üyelerini seçebileceği, yeni yönetim kurulu üyelerinin seçimi ile de önceki yönetim kurulu üyelerinin görevinin sona ereceği, davacıların yönetim kurulu üyelerinin şirketteki A ve B grubu pay sahibi üyelerinden oluşması gerektiğine ilişkin iddialarının da «esas sözleşmedeki» 6. maddeye göre de imtiyazların kaldırılmış olması karşısında iddialarının yerinde olmadığı, ayrıca «kar payı dağıtımına» ilişkin 7. maddede 2010-2011-2012 yıllarına ait karların kanuni zorunluluklar dışındaki kalan kısmının «yedek akçede» tutulması hususunun oy çokluğuyla kabul edildiği, bu kararın da hukuka uygun olduğu gerekçesiyle davacının davalı şirketin 25.6.2013 tarihli genel kurul toplantı gündeminin 7 ve 9. maddelerinde alınan kararların iptaline ilişkin davasının Reddine, söz konusu kararların iptaline karar verilmediğinden davaya konu genel kurul «kararlarının yürütülmesinin geri bırakılmasına» ilişkin talebinin Reddine karar verilmiştir.
Mahkemece mecburi temettü dışında kalan kısım için «kar dağıtım» kararı alınmayarak «yedek akçeye» ayrılmasının yasaya, ana sözleşmeye ve «iyiniyet kurallarına» aykırı olup olmadığı, kar dağıtımının şirket sermayesinin düşmesi sonucunu doğurup doğurmayacağı, kanunda öngörülen %5 «kar payı» dışında kalan kısmın ortaklığın devamlı gelişmesi ve düzenli «kar payı dağıtılmasının» temini bakımından uygun ve yararlı olup olmadığı ve kalan kısmın yedek akçeye ayrılmasının afaki iyiniyet kurallarına uygun olup olmadığının «bilirkişi incelemesi» yaptırılarak değerlendirilmesi ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, genel kurul kararının yanlış yorumlanarak davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış …
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2008/9248 E. 2010/4881 K.
Ortak:kurucu intifa senedi · yedek akçe
İncelediğiniz karardaHer ne kadar davacı kurucu ortak olması nedeniyle «kar dağıtılmamasına» dair «genel kurul kararının iptali» yönünde dava açmaksızın bu davayı açabilir ise de, Dairemizin yerleşmiş kararları gereğince (2008/4682 Esas 2010/1316 Karar, 2013/4040 Esas 2014/11049 Karar sayılı kararları) şirketin varlığı, gelişmesi ve dolayısıyla ileride istikrarlı kar dağıtımının sağlanması «kurucu intifa senedi» sahiplerini de ilgilendirdiğinden karın «yedek akçeye» ayrılmaması halinde anılan hususlar tehlikeye düşer ise, davalının karın yedek akçe olarak ayrılmasının şirketin devamı ve gelişimi için gerekli olduğunu kanıtlama …
Mahkemece, 2005 ve 2006 yıllarına ait «kar payının» ana sözleşme 36. maddesine aykırı biçimde «iyiniyet» ve dürüstlük kaidelerine aykırı olarak olağanüstü «yedek akçeye» ayırılarak «dağıtılmadığı», 2007 yılı kar payı değerlerinin yedek akçeye ayrılmasının BK 19 ve 20 ile uyumlu olduğu gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne, 2005 yılı için 24.915 TL , 2006 yılı için 30.375 TL kar payı, 2005 yılı için «işlemiş faiz» 15.925 TL, 2006 yılı için işlemiş faiz 11.214 TL, alacağın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaBu itibarla, şayet kârın «yedek akçeye» ayrılmaması halinde anılan hususlar tehlikeye düşer ise bundan kurucular da etkileneceğinden şirketin, kârın yedek akçe olarak ayrılmasının ortaklığın devamlı gelişimi için gerekli olduğunu davalının kanıtlaması halinde, «kurucu intifa senedi» sahipleri şirketten bir talepte bulunamayacaktır.
Bu itibarla, mahkemece davalı şirketin dava konusu genel kurul toplantılarında kârın «yedek akçeye» ayrılmasına yönelik aldığı kararların şirketin devamlı gelişimi için uygun ve yararlı olup olmadığı konusunda ek rapor alınması ya da yeni bir bilirkişi kurulunda rapor alınması, davacıların «kurucu intifa senedi» sahibi sıfatına dayalı kâr «payı» istemlerinin buna göre değerlendirilmesi gerekirken, bu hususta inceleme içermeyen ve ticari etkinlik sonucu elde edilen "safi kâr" olarak nitelendirilemeyen serma …
1-Davacılar, 1993-2002 yılları arasında, «hisse senedi» ve ayrıca «kurucu intifa senedi» sahibi olmak üzere iki sıfatla kâr «payı» istemiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kâr payı hakkı · ilmühaber · muarazanın giderilmesi · kâr payı dağıtımı · kar payı · genel kurul kararının iptali · hisse senedi · anonim şirket
Benzer bu karardaMahkemece, dosya kapsamına ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, dava sırasında davacıların hisse senetlerini davalıya vermesi üzerine davalının «ilmühaberleri» davacılara verdiği ve muarazanın kalmadığı, «muarazanın giderilmesi» ve hisse senetlerinin tespiti istemlerinin konusuz kaldığı, davanın açılmasına davalının sebebiyet vermediği, davaya kâr «payı dağıtılmamasına» ilişkin kararları aleyhine dava açmadıkları, genel kurul tutanaklarında kâr payı dağıtımına ilişkin karar alınmadığı, şirket kârlarının anasözleşmenin 36/«son» maddesi uyarınca fevkalâde ihtiyatlara alınmasına karar verildiği, sermayeye ilave edilmediği, sermaye artışının TTK'nun 298. maddesi anlamında hasıl olacak kazançtan değil, iştirak hisseleri satışı veya maddi duran varlıkların yeniden değerleme, değer artış fonundan karşılandığı, bu nedenle kurucu hisseler için kâr payı istenemeyeceği, kâr dağıtım kararı bulunmadığından ortaklığa bağlı kâr payı alacaklarının da doğmadığı, fevkalâde ihtiyatlara ayırmanın gizli kâr dağıtımı olmadığı gerekçesiyle, kâr payına yönelik davanın reddine, diğer istemler hakkında karar «verilmesine yer olmadığına» karar verilmiştir.
Mahkeme kararında, davacıların «genel kurul kararlarının iptalini» dava etmemiş olmalarına ilişkin gerekçe, davacıların «hisse senedi» sahibi sıfatına dayalı olarak kâr «payı» isteyemeyeceklerine ilişkin varılan sonucun gerekçesi olarak kullanılmış olup,«kurucu intifa senedi» sahibi sıfatları için dayanılan bir gerekçe değildir.
1-Davacılar, 1993-2002 yılları arasında, «hisse senedi» ve ayrıca «kurucu intifa senedi» sahibi olmak üzere iki sıfatla kâr «payı» istemiştir.
Bu genel kurullarda, kârın yedek akçelere ayrılmasına, kârın ortaklara «dağıtılmamasına» karar verilmiş olup, bu kararların iptali için dava açmayan davacılar, «hisse senedi» sahibi sıfatına dayalı kâr «payı» isteyemezler.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/4040 E. 2014/11049 K.
Ortak:kurucu intifa senedi · yedek akçe
İncelediğiniz karardaHer ne kadar davacı kurucu ortak olması nedeniyle «kar dağıtılmamasına» dair «genel kurul kararının iptali» yönünde dava açmaksızın bu davayı açabilir ise de, Dairemizin yerleşmiş kararları gereğince (2008/4682 Esas 2010/1316 Karar, 2013/4040 Esas 2014/11049 Karar sayılı kararları) şirketin varlığı, gelişmesi ve dolayısıyla ileride istikrarlı kar dağıtımının sağlanması «kurucu intifa senedi» sahiplerini de ilgilendirdiğinden karın «yedek akçeye» ayrılmaması halinde anılan hususlar tehlikeye düşer ise, davalının karın yedek akçe olarak ayrılmasının şirketin devamı ve gelişimi için gerekli olduğunu kanıtlama …
Mahkemece, 2005 ve 2006 yıllarına ait «kar payının» ana sözleşme 36. maddesine aykırı biçimde «iyiniyet» ve dürüstlük kaidelerine aykırı olarak olağanüstü «yedek akçeye» ayırılarak «dağıtılmadığı», 2007 yılı kar payı değerlerinin yedek akçeye ayrılmasının BK 19 ve 20 ile uyumlu olduğu gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne, 2005 yılı için 24.915 TL , 2006 yılı için 30.375 TL kar payı, 2005 yılı için «işlemiş faiz» 15.925 TL, 2006 yılı için işlemiş faiz 11.214 TL, alacağın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.
Benzer bu kararda… da cari olmadığı, davalı şirketin ana sözleşmesinde kurucuları arasında ister (A) ister (B) grubu olsun, holdingin yıllık kazancından TTK'nın 466. maddesinde yazılı «yedek akçe» ile «pay sahipleri» için ödenmiş sermayelerinin %5'i oranında 1. tertip temettü hissesi ayrıldıktan sonra kalanın 1/10'unu kurucu hisselerine tahsis edileceğinin hükme bağlandığı, ana sözleşmenin 36. maddesinde karın «dağıtım» şeklinin düzenlendiği, zamanının 37. maddesinde belirlendiği, davalının 20.11.1998 tarihli genel kurulunda kurucu kâr «payı dağıtıldığı» «sermaye artırımından» evvelki kâr dağıtımlarına teşmil edilmemek, ana sözleşmenin ve %10 oranındaki kurucu kâr payı miktarının Değiştirilmesi hükmünde olmamak, sadece kurucu kâr payının oranlanacağı sermaye miktarını belirlemek amacına yönelik olarak ve anılan yasal düzenlemelere uygun, şirketin en fazla lehine ve en düşük sermaye miktarına oranlama yapılarak bundan böyle kurucu «intifa hakkı» sahiplerine ödenecek kurucu kâr payının belirtilen hususlar çerçevesinde sınırlandırılmasına, yine en «son» 1993 yılında kurucu intifa hakkı (senedi) sahiplerine, kâr payı ödemesi yapılmış olduğu nazara alınarak ana sözleşmenin tadili mahiyetinde olmamak ve bundan önceki kâr payı dağıtımı işlemlerine teşmil edilmemek suretiyle bundan böyle kâr payı dağıtımı işlemlerinde kurucu intifa sahiplerine yapılacak kâr payı ödemelerinin, genel kurulun 1993 yılındaki kâr dağıtım kararı tarihindeki sermaye olan 300 milyar TL'ye göre elde edilen oran göz önünde tutularak sınırlandırılmasına, diğer bir deyişle herhangi bir kâr payı dağıtımı işlemi yapıldığı takdirde, dağıtılacak safi kârın 1993 yılındaki 300 milyar TL sermayenin dağıtım tarihindeki sermayeye oranlanması suretiyle hesaplanacak miktarından «kurucu intifa senedi» sahiplerine ana sözleşmedeki oran ve esaslara göre tahsis edilmesine karar verildiği, 1998-1999-2002-2003-2005-2006 ve 2007 yıllarında genel kurullarda kârın dağıtılmasına dair bir karar alınmadığı, kurucu senet sahiplerine kâr payı verilmediği, anılan yıllara ait kârın fevkalade yedeklere ayrıldığı, kurucu intifa senedi sahiplerinin kâr payı dağıtım koşulları gerçekleştiği halde şirketçe bu tür pay sahiplerine sözleşmesel haklarının kasıtlı olarak zedelenmesi halinde gerek şirkete gerekse yöneticilerin kişisel sorumluluklarına dayanarak bunlar aleyhine genel hükümlerden doğan dâvâ haklarını kullanabilecekleri, davalının holding olduğu, ana sözleşmesinin 36/2a maddesinde “«tevzi» edilecek temettülere göre TTK'nın 466/3 maddesine uygun ayrılması icap eden ihtiyat «tefrik» olunur.” hükmünün bulunduğu, anılan hükmün, holding şirketleri için cari olmadığı, ana sözleşmesinin 36/2a maddesinin, TTK'nın 466 maddesinin 2. fıkrasının 3 bendi ile çeliştiği, 2. tertip fevkalade yedek ayırmaması gereken davalı şirketin, kârını dağıtmayarak fevkalade ihtiyatlara almasının kurucu hisse (intifa) senedi sahipleri ile şirket arasında oluşmuş bulunan akdi ilişkiyi zedelediği, faaliyet alanının başka şirketlerin sermayesine iştirak etmek ve hisse senetlerini elinde tutmak, bu hisse senetlerinin alıp satarak, kâr elde etmek, iştirak ettiği şirketlerin kârlarına payları oranında iştirak etmek olduğu, anılan şirketlerinin genel karakteri gereği, iştirak hisselerini alıp satmaları faaliyet konuları ile ilgili olduğu cihetle, iştirak hisselerinin satışından doğan kârın reel ve dağıtılabilir bir kâr bulunduğu, keza iştiraklerden alınan kâr paylarının da reel ve dağıtılabilir kâr mahiyetinde olduğu, faaliyet alanına giriyorsa, ticari amaçla taşınmaz alıp satmış ise, alım fiatı ile satış fiatı arasındaki müspet farkın da, şirketin dönem kârına «dahil» edilmesi gerektiği, ayrıca «amortismana» konu iktisadi kıymetin elden çıkartılması halinde, satış bedelinin üzerine amortismanlar eklenmek suretiyle bulunan değerden iktisap değeri, (yeniden değerleme yapılmış ise bu işlem sonunda bulunan kıymet) düşüldükten sonra bir artı değer oluşuyor ise bunun da reel kâr olarak kabul edileceği, davacının kurucu pay sahibinin şirketin alacaklısı durumunda bulunduğu, bu alacak hakkına «muvafakati» bulunmadan genel kurul kararı ile sınırlama getirilemeyeceği, takibinde haklı bulunduğu anlaşıldığından lehine «inkar tazminatı» hükmedildiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davalıdan 1.768.340,12 TL alacaklı olduğunun tespiti ile davalının icra takip dosyasına yaptığı vaki itirazın iptaline, davacının «asıl alacak» kısmı olan 1.263.622,78 TL ye takip tarihinden itibaren «reeskont faiz» oranları üzerinden işlemiş «temerrüt faizi» uygulanmasına, %20 «icra inkar tazminatı» olan 353.668,02 TL'nin ayrıca tahsiline karar verilmiştir.
Bu itibarla, şayet kârın «yedek akçeye» ayrılmaması halinde anılan hususlar tehlikeye düşer ise bundan kurucular da etkileneceğinden şirketin, kârın yedek akçe olarak ayrılmasının ortaklığın devamlı gelişimi için gerekli olduğunu davalının kanıtlaması halinde, «kurucu intifa senedi» sahipleri şirketten bir talepte bulunamayacaktır.
Davacının, davalı şirkete ait 10 adet «kurucu intifa senedi» sahibi olduğu hususu «uyuşmazlık konusu» değildir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kâr payı hakkı · amortisman · tevzi · sözleşme serbestisi · intifa hakkı · kâr payı dağıtımı · esas sözleşme · tefrik
Benzer bu kararda… da cari olmadığı, davalı şirketin ana sözleşmesinde kurucuları arasında ister (A) ister (B) grubu olsun, holdingin yıllık kazancından TTK'nın 466. maddesinde yazılı «yedek akçe» ile «pay sahipleri» için ödenmiş sermayelerinin %5'i oranında 1. tertip temettü hissesi ayrıldıktan sonra kalanın 1/10'unu kurucu hisselerine tahsis edileceğinin hükme bağlandığı, ana sözleşmenin 36. maddesinde karın «dağıtım» şeklinin düzenlendiği, zamanının 37. maddesinde belirlendiği, davalının 20.11.1998 tarihli genel kurulunda kurucu kâr «payı dağıtıldığı» «sermaye artırımından» evvelki kâr dağıtımlarına teşmil edilmemek, ana sözleşmenin ve %10 oranındaki kurucu kâr payı miktarının Değiştirilmesi hükmünde olmamak, sadece kurucu kâr payının oranlanacağı sermaye miktarını belirlemek amacına yönelik olarak ve anılan yasal düzenlemelere uygun, şirketin en fazla lehine ve en düşük sermaye miktarına oranlama yapılarak bundan böyle kurucu «intifa hakkı» sahiplerine ödenecek kurucu kâr payının belirtilen hususlar çerçevesinde sınırlandırılmasına, yine en «son» 1993 yılında kurucu intifa hakkı (senedi) sahiplerine, kâr payı ödemesi yapılmış olduğu nazara alınarak ana sözleşmenin tadili mahiyetinde olmamak ve bundan önceki kâr payı dağıtımı işlemlerine teşmil edilmemek suretiyle bundan böyle kâr payı dağıtımı işlemlerinde kurucu intifa sahiplerine yapılacak kâr payı ödemelerinin, genel kurulun 1993 yılındaki kâr dağıtım kararı tarihindeki sermaye olan 300 milyar TL'ye göre elde edilen oran göz önünde tutularak sınırlandırılmasına, diğer bir deyişle herhangi bir kâr payı dağıtımı işlemi yapıldığı takdirde, dağıtılacak safi kârın 1993 yılındaki 300 milyar TL sermayenin dağıtım tarihindeki sermayeye oranlanması suretiyle hesaplanacak miktarından «kurucu intifa senedi» sahiplerine ana sözleşmedeki oran ve esaslara göre tahsis edilmesine karar verildiği, 1998-1999-2002-2003-2005-2006 ve 2007 yıllarında genel kurullarda kârın dağıtılmasına dair bir karar alınmadığı, kurucu senet sahiplerine kâr payı verilmediği, anılan yıllara ait kârın fevkalade yedeklere ayrıldığı, kurucu intifa senedi sahiplerinin kâr payı dağıtım koşulları gerçekleştiği halde şirketçe bu tür pay sahiplerine sözleşmesel haklarının kasıtlı olarak zedelenmesi halinde gerek şirkete gerekse yöneticilerin kişisel sorumluluklarına dayanarak bunlar aleyhine genel hükümlerden doğan dâvâ haklarını kullanabilecekleri, davalının holding olduğu, ana sözleşmesinin 36/2a maddesinde “«tevzi» edilecek temettülere göre TTK'nın 466/3 maddesine uygun ayrılması icap eden ihtiyat «tefrik» olunur.” hükmünün bulunduğu, anılan hükmün, holding şirketleri için cari olmadığı, ana sözleşmesinin 36/2a maddesinin, TTK'nın 466 maddesinin 2. fıkrasının 3 bendi ile çeliştiği, 2. tertip fevkalade yedek ayırmaması gereken davalı şirketin, kârını dağıtmayarak fevkalade ihtiyatlara almasının kurucu hisse (intifa) senedi sahipleri ile şirket arasında oluşmuş bulunan akdi ilişkiyi zedelediği, faaliyet alanının başka şirketlerin sermayesine iştirak etmek ve hisse senetlerini elinde tutmak, bu hisse senetlerinin alıp satarak, kâr elde etmek, iştirak ettiği şirketlerin kârlarına payları oranında iştirak etmek olduğu, anılan şirketlerinin genel karakteri gereği, iştirak hisselerini alıp satmaları faaliyet konuları ile ilgili olduğu cihetle, iştirak hisselerinin satışından doğan kârın reel ve dağıtılabilir bir kâr bulunduğu, keza iştiraklerden alınan kâr paylarının da reel ve dağıtılabilir kâr mahiyetinde olduğu, faaliyet alanına giriyorsa, ticari amaçla taşınmaz alıp satmış ise, alım fiatı ile satış fiatı arasındaki müspet farkın da, şirketin dönem kârına «dahil» edilmesi gerektiği, ayrıca «amortismana» konu iktisadi kıymetin elden çıkartılması halinde, satış bedelinin üzerine amortismanlar eklenmek suretiyle bulunan değerden iktisap değeri, (yeniden değerleme yapılmış ise bu işlem sonunda bulunan kıymet) düşüldükten sonra bir artı değer oluşuyor ise bunun da reel kâr olarak kabul edileceği, davacının kurucu pay sahibinin şirketin alacaklısı durumunda bulunduğu, bu alacak hakkına «muvafakati» bulunmadan genel kurul kararı ile sınırlama getirilemeyeceği, takibinde haklı bulunduğu anlaşıldığından lehine «inkar tazminatı» hükmedildiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davalıdan 1.768.340,12 TL alacaklı olduğunun tespiti ile davalının icra takip dosyasına yaptığı vaki itirazın iptaline, davacının «asıl alacak» kısmı olan 1.263.622,78 TL ye takip tarihinden itibaren «reeskont faiz» oranları üzerinden işlemiş «temerrüt faizi» uygulanmasına, %20 «icra inkar tazminatı» olan 353.668,02 TL'nin ayrıca tahsiline karar verilmiştir.
3-Ayrıca, davalı şirketin 'Holding' vasfı dikkate alınarak ve somut olaya uygulanması gereken TTK'nın 466/3. maddesinin 'Holding' niteliğindeki «anonim şirketlerde» uygulanmayacağı gerekçesiyle anılan «esas sözleşme» hükmünün kanuna aykırı bulunduğu, davalının fevkalade yedek ayırmasının yanlış olduğu kabul edilmiştir.
Ancak, yukarıda açıklandığı üzere, kurucu intifa pay senedi sahibi veya bunların halefleri ile şirket arasındaki ilişki, sermaye sahibi ortak ile şirket arasındaki ilişkiden ayrı, «sözleşme serbestisi» kapsamında değerlendirilen kendine özgü bir akit olduğundan, ana sözleşmenin 36. maddesinin TTK'nın 466. maddesine aykırı olduğu hususu, davacıyı etkilemeyecektir.
Kâr «payı hakkı» ile bu hakkın istisnasını oluşturan TTK’nın 469/2. fıkrası arasındaki hassas dengenin kurulması zorunludur.
1 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2019/1713 E. 2021/1385 K.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:olağanüstü genel kurul · kâr dağıtımı
Benzer bu karardaMahkemece iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davanın kısmen kabulü ile davalı şirketin 28.03.2014 tarihinde yapılan 2013 yılı «olağan genel kurul» toplantısında alınan karın % 20'sinin «dağıtılmasına» ilişkin 15. gündem maddesinde alınan kararın iptaline, fazlaya ilişkin taleplerinin reddine dair verilen kararın taraf vekillerince temyizi üzerine karar Dairemizce bozulmuştur.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2015/6057 E. , 2015/13567 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ .... ... ... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ 10/07/2014
NUMARASI 2011/300-2014/190
Taraflar arasında görülen davada ... ... ... Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 10/07/2014 tarih ve 2011/300-2014/190 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin davalı şirketin kurucu ortağı olduğunu, davalı şirketin her yıl karının bilinçli olarak ortaklara dağıtılmayarak tamamını ihtiyatlara ayırdığını, kurucuların hisse paylarının ihtiyatlara ayrılamayacağını ileri sürerek, 2005 yılı için 24.519 TL kurucu kar payı, 971 TL 1.ci kar payı, 2006 yılı için 30.376 TL kurucu kar payı, 1.183 TL 1.ci kar payı, 2007 yılı için 26.323 TL kurucu kar payı, 1.025 TL 1.ci kar payı olmak üzere toplam 84.799 TL'nin genel kurulda kesinleşme tarihinden itibaren faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı vekili, anonim ortaklıklarda kar payı dağıtımının genel kurulun yetkisinde olduğunu, genel kurul toplantısında kar payı dağıtılmasına dair karar alınmadıkça karın dağıtılmasının mahkemeden talep edilemeyeceğini, 2005, 2006 ve 2007 yıllarına ait karın dağıtılmayarak ileride yapılacak olan yatırımların finansmanı olarak kullanılmasına karar verildiğini, .... Grubu ile TMSF arasında 01.10.2007 ve 15.05.2009 tarihlerinde imzalanan protokoller gereğince müvekkili şirketin diğer .... Grubu ile birlikte milyonlarca USD borç altına girdiğini; kamuya borçlu olan müvekkili şirketin kar payı dağıtmasının düşünülemeyeceğini savunarak davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece, 2005 ve 2006 yıllarına ait kar payının ana sözleşme 36. maddesine aykırı biçimde iyiniyet ve dürüstlük kaidelerine aykırı olarak olağanüstü yedek akçeye ayırılarak dağıtılmadığı, 2007 yılı kar payı değerlerinin yedek akçeye ayrılmasının BK 19 ve 20 ile uyumlu olduğu gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne, 2005 yılı için 24.915 TL , 2006 yılı için 30.375 TL kar payı, 2005 yılı için işlemiş faiz 15.925 TL, 2006 yılı için işlemiş faiz 11.214 TL, alacağın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.
Kararı taraf vekilleri temyiz etmiştir.
(1) Dava, davalı şirkette kurucu intifa pay sahibi olan davacının kar payının tahsili talebi ile açmış olduğu alacak davası olup, davalı dava konusu olan 2005, 2006, 2007 yılı karının dağıtılmamasına dair karar alındığını, şirketin devamı ve nihai amacının sağlanması için karın dağıtılmadığını savunmuştur. Her ne kadar davacı kurucu ortak olması nedeniyle kar dağıtılmamasına dair genel kurul kararının iptali yönünde dava açmaksızın bu davayı açabilir ise de, Dairemizin yerleşmiş kararları gereğince (2008/4682 Esas 2010/1316 Karar, 2013/4040 Esas 2014/11049 Karar sayılı kararları) şirketin varlığı, gelişmesi ve dolayısıyla ileride istikrarlı kar dağıtımının sağlanması kurucu intifa senedi sahiplerini de ilgilendirdiğinden karın yedek akçeye ayrılmaması halinde anılan hususlar tehlikeye düşer ise, davalının karın yedek akçe olarak ayrılmasının şirketin devamı ve gelişimi için gerekli olduğunu kanıtlaması halinde kurucu intifa senedi sahipleri de şirketten talepte bulunamayacaktır.
O halde, davalı şirketin genel kurullarında alınan kar dağıtılmamasına ilişkin kararın şirketin devamlı gelişimi için uygun ve yararlı olduğu yönünde davalının savunmaları bilirkişilerce yeterince irdelenmediğinden dava konusu olan 2005, 2006, 2007 yılları açısından şirket kayıtları incelenmek suretiyle aralarında uzman bilirkişinin de bulunduğu bir heyetten rapor alınarak evvelemirde karın dağıtılması gerekip gerekmediğinin değerlendirilmesi ve oluşacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, taraf vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün taraflar yararına bozulması gerekmiştir.
(2) Kabule göre, davacı ayrıca dava dilekçesinde 1. kar payı alacak talebinde de bulunmuş olup, bilirkişilerce de bu yönde hesaplama yapılmış fakat mahkemece istemin reddine karar verilmiş ise de, karar yerinde talebin reddine dair hiçbir hukuki gerekçeye yer verilmemiştir.
Mahkemece davacının talep ettiği bu istek kalemi üzerinde de durularak, davacının kurucu pay sahipliği davasında 1. kar payını ortaklık hakkına dayalı olarak talep edip etmediği, talebi ortaklık hakkına dayalı ise karın dağıtılmaması yönünde alınan genel kurul kararlarının işbu davaya etkisi üzerinde de durulmak suretiyle bir karar oluşturmak gerekirken, gerekçesiz olarak talebin reddi doğru görülmemiş, hükmün temyiz eden davacı yararına bozulması gerekmiştir.
(3) Davacı vekili dava dilekçesinde 2005 yılı için 24.519 TL kurucu kar payı talep etmiş olmasına rağmen, mahkemece talep aşımı yaratacak şekilde 24.915 TL'ye hükmedilmesi de doğru görülmemiş, davalı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile hükmün temyiz eden davalı yararına bozulması gerekmiştir.
(4) Ayrıca davacı dava dilekçesinde sadece alacağın muaccel olduğu tarihten itibaren faiz talebinde bulunmuş olup, temerrüt faizinin cinsini belirtmemiştir. Bu durumda davacı talebinin yasal faiz olarak anlaşılması ve buna göre hesaplama yapılması gerekmektedir. Ayrıca her iki rapor arasında faiz başlangıç tarihleri ve hesaplanan faiz miktarı arasında da farklılık olduğu halde bu farklılığın neden kaynaklandığı belirlenip, gerekirse çelişkiyi giderecek şekilde rapor alınması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu şekilde karar verilmesi de doğru görülmemiş, hükmün temyiz eden taraflar yararına bozulması gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarida (1) ve (4) nolu bentlerde açıklanan nedenlerle taraflar vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün taraflar yararına BOZULMASINA, (2) nolu bentte açıklanan nedenle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, (3) nolu bentte açıklanan nedenle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davalı yararına BOZULMASINA, ödedikleri temyiz peşin harcın istekleri halinde temyiz edenlere iadesine, 16/12/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/158759300 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz