Kesin kabul
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2013/11447 E. 2014/13904 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
kesin kabul↗ yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu↗ bildirim yükümlülüğü↗ adli yardım talebi↗ esas sözleşme↗ adli yardım↗ illiyet bağı↗ müteselsil sorumluluk↗ sözleşmeye aykırılık↗ uyuşmazlık konusu↗ bilirkişi incelemesi↗ yönetim kurulu kararı↗ yasal faiz↗ kusur↗ eksik inceleme↗ kesin hüküm↗ i̇i̇k 72/son↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda benimsenen bilirkişi raporuna göre, TTK'nın 337. maddesi gereğince yeni seçilen veya tayin olunan idare meclisi azalarının, seleflerinin belli olan yolsuz muamelelerini murakıplara bildirmeye mecbur oldukları, aksi halde seleflerinin mesuliyetlerine iştirak edeceklerinin hükme bağlandığı, yönetim kurulu üyelerinin TTK'ya istinaden sorumluluklarına hükmedilebilmesi için, kanuna veya esas sözleşmeye aykırılık, kusur, zarar ve illiyet bağı koşullarının varlığı gerektiği, genel olarak yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğunun TTK 320. ve TTK 336. maddelerine göre belirlendiği, TTK 336. maddesinde sayılan hallerde banka yönetim kurulu üyeleri gerek bankaya, gerek münferit pay sahiplerine ve banka alacaklılarına karşı müteselsil sorumluluklarının bulunduğu, sorumluluk açısından müdürlerin de yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğunu düzenleyen hükümlere tabi olduğu, davalı L.. T..'ın 01.04.1998-16.01.2001 arası tarihlerde genel müdür yardımcısı olduktan sonra da B.. A.Ş. yönetim kurulu üyesi/genel müdürü olduğu, davalının kendisinden önceki yönetim kurulu üyelerinin hukuka aykırı işlem ve eylemlerini bilebilecek durumda olması ve yönetim kurulu üyesi olduktan sonra da TTK'nın 337. maddesine göre kendisine yüklediği kendisinden önceki döneme ilişkin yolsuzlukları denetçilere bildirme yükümlülüğü altında bulunduğu, bu yükümlülüğün ihlalininde TTK'nın 337. maddesi gereği sorumluluğun doğmasına neden olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, 37.649.000,00 TL'nin 09.07.2001 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1-Davalı vekili temyiz dilekçesiyle birlikte adli yardım talebinde bulunmuş olup, temyiz dilekçesine eklediği bilgi ve belgeler incelenmesi sonrasında 6100 sayılı HMK'nın 334. maddesi koşullarının oluştuğu anlaşıldığından mümeyyiz davalı vekilinin adli yardım talebinin kesin olarak kabulü ile temyiz incelemesine geçilmesine karar vermek gerekmiştir.
2- Dava, davacıya devir edilen bankanın önceki dönemde yöneticiliğini yapmış olan davalının zarara neden olduğu iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkindir.
Davalının, davacıya devir edilen bankanın 01.04.1998-16.01.2001 tarihleri arasında genel müdür yardımcısı, 17.01.2001-10.07.2001 tarihleri arasında yönetim kurulu üyesi ve genel müdür olarak görev yaptığı hususu uyuşmazlık konusu değildir. Davalının, davacıya devir edilen bankanın zararına neden olan karara ve işlemlere katılmamasına rağmen daha sonra yönetimde görev aldığı, işlemlerden haberdar olduğu, somut olaya uygulanması gereken 6762 sayılı TTK'nın 337. maddesi uyarınca, kendisine yüklenen, kendisinden önce meydana gelen usulsüzlükleri denetçilere bildirmemek yükümlülüğünü ihlal etttiği gerekçesiyle yazılı şekilde sorumlu olduğu yönünde karar verilmiştir. Ancak, görev nedeniyle bozma kararı sonrasında, davalının sorumluluğunu tespit bakımından yaptırılan bilirkişi incelemelerinde aralarında hukukçu akademisyen ve bankacıların bulunduğu ilk iki raporda davalının sorumluluğu olmadığı yönünde görüş bildirilmiş, iki bankacı ve bir hukukçunun olduğu son bilirkişi raporunda ise davalının meydana gelen zarardan sorumlu olduğu açıklanmıştır. Mahkemece, raporlar arasındaki çelişki giderilmediği gibi, ilk iki rapora neden itibar edilmediği karar yerinde açıklanmadan, genel ifadelerle davalının sorumlu olduğu yönünde karar verilmiştir. Ayrıca, davacı bankadaki açık pozisyon politikası kararında imzası bulunan yöneticiler hakkındaki davanın akıbeti de araştırılmamıştır.
Bu durum karşısında, davalı dışındaki yöneticiler aleyhlerine açılan davanının akıbeti araştırılıp, davalı vekilinin üçüncü rapora yönelik esaslı itirazları ile bu raporun ilk iki raporla da çelişkili olduğu dikkate alınıp, yeniden uzman bilirkişi kurulu oluşturulup, önceden alınan raporları da tartışan, tarafların iddia ve savunmalarını karşılayan, denetime açık şekilde yeniden rapor alınması, tüm kanıtların birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde eksik incelemeye dayalı hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/2626 E. 2015/11938 K.
Ortak:yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu · bildirim yükümlülüğü · müteselsil sorumluluk · yönetim kurulu kararı · yasal faiz
İncelediğiniz kararda… eleflerinin belli olan yolsuz muamelelerini murakıplara bildirmeye mecbur oldukları, aksi halde seleflerinin mesuliyetlerine iştirak edeceklerinin hükme bağlandığı, «yönetim kurulu» üyelerinin TTK'ya istinaden sorumluluklarına hükmedilebilmesi için, kanuna veya «esas sözleşmeye aykırılık», «kusur», zarar ve «illiyet bağı» koşullarının varlığı gerektiği, genel olarak «yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğunun» TTK 320. ve TTK 336. maddelerine göre belirlendiği, TTK 336. maddesinde sayılan hallerde banka yönetim kurulu üyeleri gerek bankaya, gerek münferit pay sahiplerine ve banka alacaklılarına karşı «müteselsil sorumluluklarının» bulunduğu, sorumluluk açısından müdürlerin de yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğunu düzenleyen hükümlere tabi olduğu, davalı L..
A.Ş. «yönetim kurulu» üyesi/genel müdürü olduğu, davalının kendisinden önceki yönetim kurulu üyelerinin hukuka aykırı işlem ve eylemlerini bilebilecek durumda olması ve yönetim kurulu üyesi olduktan sonra da TTK'nın 337. maddesine göre kendisine yüklediği kendisinden önceki döneme ilişkin yolsuzlukları denetçilere «bildirme yükümlülüğü» altında bulunduğu, bu yükümlülüğün ihlalininde TTK'nın 337. maddesi gereği sorumluluğun doğmasına neden olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, 37.649.000,00 TL'nin 09.07.2001 tarihinden itibaren işleyecek «yasal faizi» ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Davalının, davacıya devir edilen bankanın 01.04.1998-16.01.2001 tarihleri arasında genel müdür yardımcısı, 17.01.2001-10.07.2001 tarihleri arasında «yönetim kurulu» üyesi ve genel müdür olarak görev yaptığı hususu «uyuşmazlık konusu» değildir.
Benzer bu kararda… murakıplara bildirmeye mecbur oldukları, aksi halde seleflerinin mesuliyetlerine iştirak edeceklerinin hükme bağlandığı, TTK 336. maddesinde sayılan hallerde banka «yönetim kurulu» üyeleri gerek bankaya, gerek münferit pay sahiplerine ve banka alacaklılarına karşı «müteselsil sorumluluklarının» bulunduğu, sorumluluk açısından müdürlerin de «yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğunu» düzenleyen hükümlere tabi olduğu, davalı L..
A.Ş. «yönetim kurulu» üyesi/genel müdürü olduğu, davalının kendisinden önceki yönetim kurulu üyelerinin hukuka aykırı işlem ve eylemlerini bilebilecek durumda olması ve yönetim kurulu üyesi olduktan sonra da TTK'nın 337. maddesine göre kendisine yüklediği kendisinden önceki döneme ilişkin yolsuzlukları denetçilere «bildirme yükümlülüğü» altında bulunduğu, bu yükümlülüğün ihlalinindeTTK'nın 337. maddesi gereği sorumluluğun doğmasına neden olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, 37.649.000,00 TL'nin 09.07.2001 tarihinden itibaren işleyecek «yasal faizi» ile birlikte davalıdan tahsiline dair verilen karar davalı vekili tarafından temyizi üzerine Dairemiz'in 16.09.2014 tarihli kararı ile bozulmuştur.
Sonuç: 🔶 iki emsal
-
Yönetici sorumluluğundan kaynaklanan tazminat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2019/4542 E. 2020/2885 K.
Ortak:müteselsil sorumluluk · yönetim kurulu kararı · kusur
İncelediğiniz kararda… eleflerinin belli olan yolsuz muamelelerini murakıplara bildirmeye mecbur oldukları, aksi halde seleflerinin mesuliyetlerine iştirak edeceklerinin hükme bağlandığı, «yönetim kurulu» üyelerinin TTK'ya istinaden sorumluluklarına hükmedilebilmesi için, kanuna veya «esas sözleşmeye aykırılık», «kusur», zarar ve «illiyet bağı» koşullarının varlığı gerektiği, genel olarak «yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğunun» TTK 320. ve TTK 336. maddelerine göre belirlendiği, TTK 336. maddesinde sayılan hallerde banka yönetim kurulu üyeleri gerek bankaya, gerek münferit pay sahiplerine ve banka alacaklılarına karşı «müteselsil sorumluluklarının» bulunduğu, sorumluluk açısından müdürlerin de yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğunu düzenleyen hükümlere tabi olduğu, davalı L..
A.Ş. «yönetim kurulu» üyesi/genel müdürü olduğu, davalının kendisinden önceki yönetim kurulu üyelerinin hukuka aykırı işlem ve eylemlerini bilebilecek durumda olması ve yönetim kurulu üyesi olduktan sonra da TTK'nın 337. maddesine göre kendisine yüklediği kendisinden önceki döneme ilişkin yolsuzlukları denetçilere «bildirme yükümlülüğü» altında bulunduğu, bu yükümlülüğün ihlalininde TTK'nın 337. maddesi gereği sorumluluğun doğmasına neden olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, 37.649.000,00 TL'nin 09.07.2001 tarihinden itibaren işleyecek «yasal faizi» ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Davalının, davacıya devir edilen bankanın 01.04.1998-16.01.2001 tarihleri arasında genel müdür yardımcısı, 17.01.2001-10.07.2001 tarihleri arasında «yönetim kurulu» üyesi ve genel müdür olarak görev yaptığı hususu «uyuşmazlık konusu» değildir.
Benzer bu karardaBaşka bir deyişle, Türk Ticaret Kanunu «yönetim kurulu» üyeleri için «ispat yükü» ters çevrilmiş «kusur» esasına dayanan bir sorumluluk öngörmüş ve yönetim kurulu üyeleri aleyhine «kusur karinesi» kabul etmiştir.
TTK’nın 338. maddesinde, «yönetim kurulu» üyelerinin «kusur» ve sorumluluklarının bulunmadığını ispat edemedikleri takdirde zarardan sorumlu oldukları düzenlenmiştir.
Mahkemece, alınan bilirkişi raporu doğrultusunda, davalıların, davacı şirkette oluşan zarar tarihinde «yönetim kurulu» üyesi olarak görev yapmadıkları, «şirket zararının» oluştuğu tarihten sonraki tarihlerde göreve geldikleri, dolayısıyla oluşan zararlardan TTK hükümleri gereğince sorumlu tutulamayacakları gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:anonim şirket yöneticisinin sorumluluğu · kusur karinesi · şirket yöneticisinin sorumluluğu · yönetici sorumluluğu · şirket zararı · denetime elverişlilik · ispat yükü · anonim şirket
Benzer bu karardaDava, «anonim şirket yöneticilerinin sorumluluğuna» dayalı tazminat istemine ilişkindir.
Başka bir deyişle, Türk Ticaret Kanunu «yönetim kurulu» üyeleri için «ispat yükü» ters çevrilmiş «kusur» esasına dayanan bir sorumluluk öngörmüş ve yönetim kurulu üyeleri aleyhine «kusur karinesi» kabul etmiştir.
Mahkemece, alınan bilirkişi raporu doğrultusunda, davalıların, davacı şirkette oluşan zarar tarihinde «yönetim kurulu» üyesi olarak görev yapmadıkları, «şirket zararının» oluştuğu tarihten sonraki tarihlerde göreve geldikleri, dolayısıyla oluşan zararlardan TTK hükümleri gereğince sorumlu tutulamayacakları gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
TTK’nın 337. maddesi çerçevesinde herhangi bir değerlendirme yapılmaksızın, yetersiz ve «denetime elverişsiz» bilirkişi raporuna dayalı olarak karar verilmesi doğru olmamış ve davacı yararına bozmayı gerektirmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/3106 E. 2014/20298 K.
Ortak:yönetim kurulu kararı · i̇i̇k 72/son
İncelediğiniz kararda… eleflerinin belli olan yolsuz muamelelerini murakıplara bildirmeye mecbur oldukları, aksi halde seleflerinin mesuliyetlerine iştirak edeceklerinin hükme bağlandığı, «yönetim kurulu» üyelerinin TTK'ya istinaden sorumluluklarına hükmedilebilmesi için, kanuna veya «esas sözleşmeye aykırılık», «kusur», zarar ve «illiyet bağı» koşullarının varlığı gerektiği, genel olarak «yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğunun» TTK 320. ve TTK 336. maddelerine göre belirlendiği, TTK 336. maddesinde sayılan hallerde banka yönetim kurulu üyeleri gerek bankaya, gerek münferit pay sahiplerine ve banka alacaklılarına karşı «müteselsil sorumluluklarının» bulunduğu, sorumluluk açısından müdürlerin de yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğunu düzenleyen hükümlere tabi olduğu, davalı L..
A.Ş. «yönetim kurulu» üyesi/genel müdürü olduğu, davalının kendisinden önceki yönetim kurulu üyelerinin hukuka aykırı işlem ve eylemlerini bilebilecek durumda olması ve yönetim kurulu üyesi olduktan sonra da TTK'nın 337. maddesine göre kendisine yüklediği kendisinden önceki döneme ilişkin yolsuzlukları denetçilere «bildirme yükümlülüğü» altında bulunduğu, bu yükümlülüğün ihlalininde TTK'nın 337. maddesi gereği sorumluluğun doğmasına neden olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, 37.649.000,00 TL'nin 09.07.2001 tarihinden itibaren işleyecek «yasal faizi» ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Davalının, davacıya devir edilen bankanın 01.04.1998-16.01.2001 tarihleri arasında genel müdür yardımcısı, 17.01.2001-10.07.2001 tarihleri arasında «yönetim kurulu» üyesi ve genel müdür olarak görev yaptığı hususu «uyuşmazlık konusu» değildir.
Benzer bu kararda… da kullanılan kredilerin geri dönüşünün olmadığı iddia edilmekle, zararın meydana geldiği en geç 2000 tarihinden davanın açıldığı 23.01.2007 tarihine kadar 5 yıllık «zamanaşımı» süresinin dolmuş olduğu, davanın zamanaşımı süresi içerisinde açıldığının kabulü halinde dahi ...ve dava konusu alacak hesaplarının ilgili bulunduğu firmalara ait sunulan kayıt ve belgeler bazında söz konusu alacakların tamamen değersiz batık hale geldiğinin kanıtlanamadığı, TTK'nun 337. maddesinde yolsuzluğu öğrendiği halde bunu bildirmeyen «yönetim kurulu» üyesinin selefinin sorumluluğuna katılacağı öngörülmüş olmakla yeni seçilen veya atanan yönetim kurulu üyesine bir yolsuzluğun vaki olup olmadığını inceleme yükümlülüğü getirilmeyip, açık olan ortaklık işlerinin yürütülmesi sırasında öğrenilmesi gereken yolsuzluklar bakımından bir sorumluluk getirilmiş olduğundan somut olayda ...nin grup şirketlerine kredi aktarmış olmasının bu kredilerin kullanıldığının da mizan hesaplarından görülmesi nedeni ile şirket kayıtlarında görülen bu işlemlerin yolsuzluk olarak nitelendirilerek davalı yönetim kurulu üyeleri yönünden TTK 337 maddesi kapsamında sorumluluk koşulunun gerçekleştiğinin kabulünün mümkün görülmediği, davacı tarafça 2001, 2002 ve 2003 dönemlerine ilişkin ibraların bilançonun gerçeği yansıtmaması nedeni ile «geçersiz» olduğu iddia edilmiş ise de denetçi raporuna esas olan kredilerin mizan hesaplarında görülmesi nedeni ile bilançonun gerçeği yansıtmadığı hususu ispatlanmadıkça da …
2- Ancak, 5411 sayılı Kanun'un 133/«son» maddesinde, bu madde kapsamında açılan veya açılacak davalar ile kanuni halef sıfatıyla takip edilen davalarda, lehine hükmedilen taraf için «vekalet ücretinin» maktu olarak belirleneceğinin düzenlenmesi karşısında mahkemece, davalılar yararına «maktu vekalet ücretine» hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde «nispi vekalet ücretine» hükmedilmesi doğru olmayıp, kararın bu nedenle davacı yararına bozulması gerekirse de yapılan yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğin …
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:nispi vekalet ücreti · maktu vekalet ücreti · geçersizlik · vekalet ücreti · zamanaşımı
Benzer bu kararda2- Ancak, 5411 sayılı Kanun'un 133/«son» maddesinde, bu madde kapsamında açılan veya açılacak davalar ile kanuni halef sıfatıyla takip edilen davalarda, lehine hükmedilen taraf için «vekalet ücretinin» maktu olarak belirleneceğinin düzenlenmesi karşısında mahkemece, davalılar yararına «maktu vekalet ücretine» hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde «nispi vekalet ücretine» hükmedilmesi doğru olmayıp, kararın bu nedenle davacı yararına bozulması gerekirse de yapılan yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğin …
… da kullanılan kredilerin geri dönüşünün olmadığı iddia edilmekle, zararın meydana geldiği en geç 2000 tarihinden davanın açıldığı 23.01.2007 tarihine kadar 5 yıllık «zamanaşımı» süresinin dolmuş olduğu, davanın zamanaşımı süresi içerisinde açıldığının kabulü halinde dahi ...ve dava konusu alacak hesaplarının ilgili bulunduğu firmalara ait sunulan kayıt ve belgeler bazında söz konusu alacakların tamamen değersiz batık hale geldiğinin kanıtlanamadığı, TTK'nun 337. maddesinde yolsuzluğu öğrendiği halde bunu bildirmeyen «yönetim kurulu» üyesinin selefinin sorumluluğuna katılacağı öngörülmüş olmakla yeni seçilen veya atanan yönetim kurulu üyesine bir yolsuzluğun vaki olup olmadığını inceleme yükümlülüğü getirilmeyip, açık olan ortaklık işlerinin yürütülmesi sırasında öğrenilmesi gereken yolsuzluklar bakımından bir sorumluluk getirilmiş olduğundan somut olayda ...nin grup şirketlerine kredi aktarmış olmasının bu kredilerin kullanıldığının da mizan hesaplarından görülmesi nedeni ile şirket kayıtlarında görülen bu işlemlerin yolsuzluk olarak nitelendirilerek davalı yönetim kurulu üyeleri yönünden TTK 337 maddesi kapsamında sorumluluk koşulunun gerçekleştiğinin kabulünün mümkün görülmediği, davacı tarafça 2001, 2002 ve 2003 dönemlerine ilişkin ibraların bilançonun gerçeği yansıtmaması nedeni ile «geçersiz» olduğu iddia edilmiş ise de denetçi raporuna esas olan kredilerin mizan hesaplarında görülmesi nedeni ile bilançonun gerçeği yansıtmadığı hususu ispatlanmadıkça da …
… n, aynı Kanunun 309. maddesi uyarınca her halde davalıların zararı doğuran kendi eylemlerinin vuku tarihinden itibaren dava tarihi itibariyle 5 yıl geçmekle davanın «zamanaşımına» uğramış olmasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2 benzer karar daha
-
Yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/10749 E. 2014/1136 K.
Ortak:yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu · müteselsil sorumluluk · yönetim kurulu kararı · i̇i̇k 72/son
İncelediğiniz kararda… eleflerinin belli olan yolsuz muamelelerini murakıplara bildirmeye mecbur oldukları, aksi halde seleflerinin mesuliyetlerine iştirak edeceklerinin hükme bağlandığı, «yönetim kurulu» üyelerinin TTK'ya istinaden sorumluluklarına hükmedilebilmesi için, kanuna veya «esas sözleşmeye aykırılık», «kusur», zarar ve «illiyet bağı» koşullarının varlığı gerektiği, genel olarak «yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğunun» TTK 320. ve TTK 336. maddelerine göre belirlendiği, TTK 336. maddesinde sayılan hallerde banka yönetim kurulu üyeleri gerek bankaya, gerek münferit pay sahiplerine ve banka alacaklılarına karşı «müteselsil sorumluluklarının» bulunduğu, sorumluluk açısından müdürlerin de yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğunu düzenleyen hükümlere tabi olduğu, davalı L..
A.Ş. «yönetim kurulu» üyesi/genel müdürü olduğu, davalının kendisinden önceki yönetim kurulu üyelerinin hukuka aykırı işlem ve eylemlerini bilebilecek durumda olması ve yönetim kurulu üyesi olduktan sonra da TTK'nın 337. maddesine göre kendisine yüklediği kendisinden önceki döneme ilişkin yolsuzlukları denetçilere «bildirme yükümlülüğü» altında bulunduğu, bu yükümlülüğün ihlalininde TTK'nın 337. maddesi gereği sorumluluğun doğmasına neden olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, 37.649.000,00 TL'nin 09.07.2001 tarihinden itibaren işleyecek «yasal faizi» ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Davalının, davacıya devir edilen bankanın 01.04.1998-16.01.2001 tarihleri arasında genel müdür yardımcısı, 17.01.2001-10.07.2001 tarihleri arasında «yönetim kurulu» üyesi ve genel müdür olarak görev yaptığı hususu «uyuşmazlık konusu» değildir.
Benzer bu kararda… irmeyen üyenin selefinin sorumluluğuna katılacağının hükme bağlandığı, ancak zarar 1995-2000 devresinde verilen kredilerden kaynaklanmış olup bu dönemde görev yapan «yönetim kurulu» üyeleri ve denetim kurulu üyeleri açısından TTK'nın 309. maddesinde öngörülen zararın ve zararın öğrenilmesinden itibaren başlayan 2 yıllık gerekse fiilin gerçekleşmesinden itibaren başlayan 5 yıllık «zamanaşımı» sürelerinin dolmuş bulunduğu, zarara bizzat sebebiyet veren ve 1995-2000 tarihleri arasında görev yapan yönetim kurulu üyeleri açısından dava zamanaşımına uğramış olup bu üyelerin sorumluluğuna gidilmesinin mümkün olmadığı, esas sorumlular açısından davanın zamanaşımına uğraması halinde TTK'nın 337/«son» cümle gereği bunların borcuna katılan «yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğunun» da sona ereceği gerekçesiyle, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Bu davada «zamanaşımı» nedeniyle zarara asıl sebebiyet veren «yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğuna» gidemeyen davacı, TTK 337. maddeye istinaden selef konumundaki yeni yönetim kurulu üyelerinden zararın giderimini talep etmektedir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, açılan davada 2001-2003 yılları arasında görev yapan «yönetim kurulu» üyelerinin kendilerinden önceki yönetim kurulu üyelerinin yolsuzluklarını denetçilere bildirmeyerek TTK md.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:zamanaşımı başlangıcı · zamanaşımı defi · def'i · anonim şirket · zamanaşımı
Benzer bu karardaMahkemece, yolsuzlukların 1995-2000 yılları arasında gerçekleştiğinin iddia edildiği ve bu tarihten davanın açıldığı 23/11/2006 tarihine kadar «zamanaşımı» süresinin dolduğu kabul edilerek dava reddedilmiş ise de, davalılar 2003 yılında görev yaptıklarından ve TTK'nın 337. maddesine göre görevlerini ihmal ettikleri öne sürüldüğünden «zamanaşımı başlangıcının» mahkemece 1995-2000 tarihi olduğunun kabulü doğru olmadığı gibi, zamanaşımı, niteliği itibariyle «def»'i mahiyetinde olup, bu def'iyi ileri sürmeyen davalılar hakkındaki davanın da zamanaşımı nedeniyle reddi doğru değildir.
Dava, «anonim şirket» yönetim ve denetim kurulu üyelerinin sorumluluklarına ilişkin olup, mahkemece bir kısım davalıların «zamanaşımı» definde bulunmaları üzerine tüm davalılar yönünden davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Bu durumda, mahkemece davalıların TTK'nın 337. maddesi gereğince görevlerini ihmal nedeniyle haklarında dava açıldığı gözetilerek «zamanaşımı definin» değerlendirilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün davacı yararına bozulması gerekmiştir.
… irmeyen üyenin selefinin sorumluluğuna katılacağının hükme bağlandığı, ancak zarar 1995-2000 devresinde verilen kredilerden kaynaklanmış olup bu dönemde görev yapan «yönetim kurulu» üyeleri ve denetim kurulu üyeleri açısından TTK'nın 309. maddesinde öngörülen zararın ve zararın öğrenilmesinden itibaren başlayan 2 yıllık gerekse fiilin gerçekleşmesinden itibaren başlayan 5 yıllık «zamanaşımı» sürelerinin dolmuş bulunduğu, zarara bizzat sebebiyet veren ve 1995-2000 tarihleri arasında görev yapan yönetim kurulu üyeleri açısından dava zamanaşımına uğramış olup bu üyelerin sorumluluğuna gidilmesinin mümkün olmadığı, esas sorumlular açısından davanın zamanaşımına uğraması halinde TTK'nın 337/«son» cümle gereği bunların borcuna katılan «yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğunun» da sona ereceği gerekçesiyle, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/5978 E. 2013/22195 K.
Ortak:yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu · müteselsil sorumluluk · yönetim kurulu kararı · kusur · i̇i̇k 72/son
İncelediğiniz kararda… eleflerinin belli olan yolsuz muamelelerini murakıplara bildirmeye mecbur oldukları, aksi halde seleflerinin mesuliyetlerine iştirak edeceklerinin hükme bağlandığı, «yönetim kurulu» üyelerinin TTK'ya istinaden sorumluluklarına hükmedilebilmesi için, kanuna veya «esas sözleşmeye aykırılık», «kusur», zarar ve «illiyet bağı» koşullarının varlığı gerektiği, genel olarak «yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğunun» TTK 320. ve TTK 336. maddelerine göre belirlendiği, TTK 336. maddesinde sayılan hallerde banka yönetim kurulu üyeleri gerek bankaya, gerek münferit pay sahiplerine ve banka alacaklılarına karşı «müteselsil sorumluluklarının» bulunduğu, sorumluluk açısından müdürlerin de yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğunu düzenleyen hükümlere tabi olduğu, davalı L..
A.Ş. «yönetim kurulu» üyesi/genel müdürü olduğu, davalının kendisinden önceki yönetim kurulu üyelerinin hukuka aykırı işlem ve eylemlerini bilebilecek durumda olması ve yönetim kurulu üyesi olduktan sonra da TTK'nın 337. maddesine göre kendisine yüklediği kendisinden önceki döneme ilişkin yolsuzlukları denetçilere «bildirme yükümlülüğü» altında bulunduğu, bu yükümlülüğün ihlalininde TTK'nın 337. maddesi gereği sorumluluğun doğmasına neden olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, 37.649.000,00 TL'nin 09.07.2001 tarihinden itibaren işleyecek «yasal faizi» ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Davalının, davacıya devir edilen bankanın 01.04.1998-16.01.2001 tarihleri arasında genel müdür yardımcısı, 17.01.2001-10.07.2001 tarihleri arasında «yönetim kurulu» üyesi ve genel müdür olarak görev yaptığı hususu «uyuşmazlık konusu» değildir.
Benzer bu karardaTTK'nın 336/1. maddesi uyarınca, «yönetim kurulu» üyeleri şirkete karşı, hisse senetleri bedellerine mahsuben «pay sahipleri» tarafından vukubulan ödemelerin doğru olmaması halinde «müteselsilen sorumludurlar».
Yine aynı Yasa'nın 338. maddesine göre, yukarıdaki maddeler uyarınca «müteselsil sorumluluğu» mucip olan muamelelerde bir «kusuru» olmadığını ispat eden aza, mesul olmaz.
Bu iddianın sübut bulması halinde anılan alacağın tahsili için gerekli takibin yapılmaması nedeniyle, bu bedelin şirket açısından zarara dönüşeceği ve «yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğunu» gerektireceği konusunda bir tereddüt yaşanmamalıdır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kasa açığı · tahsilat makbuzu · sorumluluktan kurtulma · pay sahipliği · mahsup · anonim şirket · kâr payı
Benzer bu karardaZira davacı iddiasına göre 50.000 TL «kasa açığı», davacı şirketin toplam 50.000 TL tutarındaki kurucu ortaklar sermaye «payı» borçlarının, «mahsup» fişleri ve ekindeki «tahsilat makbuzları» ile tahsil edilmiş gibi gösterilmesine rağmen, fiilen tahsil edilmemesi nedeniyle oluşmuştur.
Sonuç olarak mahkemece, toplam 50.000 TL. tutarındaki sermaye «payı» borcunun, tahsil edilmiş gibi gösterildiği halde fiilen tahsil edilmediğinin, diğer bir deyişle zararın varlığının, davacı tarafça kanıtlanması halinde, davalı «yönetim kurulu» üyelerinin, ancak bu zarardan sorumlu olmadıklarını, diğer bir deyişle kusursuz olduklarını ispatlamakla «sorumluluktan kurtulabilecekleri» kabul edilerek, taraflar arasındaki uyuşmazlığın, yukarıda açıklanan şekilde incelenip değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı ge …
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, her ne kadar davacı şirket tarafından dava nedeni olarak 50.000 TL «kasa açığı» belgesi gösterilmişse de bu belgenin apel borçlarının ödenmediği halde ödenmiş gibi gösterilmesi iddiasına dayandırılmış olduğu, TTK'nın 336. maddesi kapsamında yönetim ve denetim kurulu üyelerinin şahsen sorumluluğu cihetine işbu davada gidilemeyeceği, çünkü apel borcunun şirket hissedarlarından gerçekte tahsil edilmediği halde kayden tahsilat gösterilmesinde dayandırılan 01.07.1999-20.03.2002 tarihlerinde davalı «yönetim kurulu» üyelerinin ve denetçilerin görevde olmadıkları, ayrıca denetçilerin bu görevi kabul ettiklerine dair bilgi ve belgenin de sunulmadığı ve yine apel borcunu ödemesi …
2- Ancak dava, davacı «anonim şirketin» eski yönetim ve denetim kurulu üyeleri ile icra kurulu başkanı olan davalılar aleyhine açılmış bulunan sorumluluk davasıdır.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2013/11447 E. , 2014/13904 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ İSTANBUL 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ 06/11/2012
NUMARASI 2010/256-2012/241
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 0611.2012 tarih ve 2010/256-2012/241 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 16.09.2014 günü hazır bulunan davacı vekili Av. C. K.ile davalı vekilleri Av. Y. V.ile Av. M. G. dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi .tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, asıl davada tefrik edilen bu davada, müvekkili tarafından el konulan B. A.Ş'nin açık pozisyonunu sağlamak amacıyla İrlanda'da A. Financial Services PLC Şirketi'nin kurulduğunu, büyük ortağının anılan banka olduğunu, bu şirkete depo kredi açılması için banka yönetim kurulunun 03.03.2000 tarihinde karar aldığını, kaynağın Altima üzerinden başka bir grup şirketi olan Regional’a kaydırılması amacıyla alınan kararda Bayındırbank’ı temsilen yönetici sıfatı ile davalının yer aldığını, aynı dönemde Bayındırbank’ta da genel müdür ve genel müdür yardımcısı olarak görev yaptığını, davalının imzası ile gerçekleşen işlemler neticesinde Bayındırbank’ın pozisyon zararının kamufle edildiği, bu nedenle banka zararının 37.649.000,00 TL olduğunu, bu miktardan davalının TTK'nın 336 ve 337.
maddelere göre mali sorumluluğu bulunduğu gerekçesiyle, anılan miktarın davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin 01.04.1998 ile 16.01.2001 tarihleri arasında bankada kredilerden sorumlu genel müdür yardımcısı olarak çalıştığını, kredinin verildiği dönemde yönetim kurulu üyesi olmadığı için TTK'nın 337. maddesine göre hakkında sorumluluk davası açılmaması gerektiğini, kasıt veya ihmali olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda benimsenen bilirkişi raporuna göre, TTK'nın 337. maddesi gereğince yeni seçilen veya tayin olunan idare meclisi azalarının, seleflerinin belli olan yolsuz muamelelerini murakıplara bildirmeye mecbur oldukları, aksi halde seleflerinin mesuliyetlerine iştirak edeceklerinin hükme bağlandığı, yönetim kurulu üyelerinin TTK'ya istinaden sorumluluklarına hükmedilebilmesi için, kanuna veya esas sözleşmeye aykırılık, kusur, zarar ve illiyet bağı koşullarının varlığı gerektiği, genel olarak yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğunun TTK 320. ve TTK 336. maddelerine göre belirlendiği, TTK 336. maddesinde sayılan hallerde banka yönetim kurulu üyeleri gerek bankaya, gerek münferit pay sahiplerine ve banka alacaklılarına karşı müteselsil sorumluluklarının bulunduğu, sorumluluk açısından müdürlerin de yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğunu düzenleyen hükümlere tabi olduğu, davalı L..
T..'ın 01.04.1998-16.01.2001 arası tarihlerde genel müdür yardımcısı olduktan sonra da B.. A.Ş. yönetim kurulu üyesi/genel müdürü olduğu, davalının kendisinden önceki yönetim kurulu üyelerinin hukuka aykırı işlem ve eylemlerini bilebilecek durumda olması ve yönetim kurulu üyesi olduktan sonra da TTK'nın 337. maddesine göre kendisine yüklediği kendisinden önceki döneme ilişkin yolsuzlukları denetçilere bildirme yükümlülüğü altında bulunduğu, bu yükümlülüğün ihlalininde TTK'nın 337. maddesi gereği sorumluluğun doğmasına neden olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, 37.649.000,00 TL'nin 09.07.2001 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1-Davalı vekili temyiz dilekçesiyle birlikte adli yardım talebinde bulunmuş olup, temyiz dilekçesine eklediği bilgi ve belgeler incelenmesi sonrasında 6100 sayılı HMK'nın 334. maddesi koşullarının oluştuğu anlaşıldığından mümeyyiz davalı vekilinin adli yardım talebinin kesin olarak kabulü ile temyiz incelemesine geçilmesine karar vermek gerekmiştir.
2- Dava, davacıya devir edilen bankanın önceki dönemde yöneticiliğini yapmış olan davalının zarara neden olduğu iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkindir.
Davalının, davacıya devir edilen bankanın 01.04.1998-16.01.2001 tarihleri arasında genel müdür yardımcısı, 17.01.2001-10.07.2001 tarihleri arasında yönetim kurulu üyesi ve genel müdür olarak görev yaptığı hususu uyuşmazlık konusu değildir. Davalının, davacıya devir edilen bankanın zararına neden olan karara ve işlemlere katılmamasına rağmen daha sonra yönetimde görev aldığı, işlemlerden haberdar olduğu, somut olaya uygulanması gereken 6762 sayılı TTK'nın 337. maddesi uyarınca, kendisine yüklenen, kendisinden önce meydana gelen usulsüzlükleri denetçilere bildirmemek yükümlülüğünü ihlal etttiği gerekçesiyle yazılı şekilde sorumlu olduğu yönünde karar verilmiştir. Ancak, görev nedeniyle bozma kararı sonrasında, davalının sorumluluğunu tespit bakımından yaptırılan bilirkişi incelemelerinde aralarında hukukçu akademisyen ve bankacıların bulunduğu ilk iki raporda davalının sorumluluğu olmadığı yönünde görüş bildirilmiş, iki bankacı ve bir hukukçunun olduğu son bilirkişi raporunda ise davalının meydana gelen zarardan sorumlu olduğu açıklanmıştır.
Mahkemece, raporlar arasındaki çelişki giderilmediği gibi, ilk iki rapora neden itibar edilmediği karar yerinde açıklanmadan, genel ifadelerle davalının sorumlu olduğu yönünde karar verilmiştir. Ayrıca, davacı bankadaki açık pozisyon politikası kararında imzası bulunan yöneticiler hakkındaki davanın akıbeti de araştırılmamıştır.
Bu durum karşısında, davalı dışındaki yöneticiler aleyhlerine açılan davanının akıbeti araştırılıp, davalı vekilinin üçüncü rapora yönelik esaslı itirazları ile bu raporun ilk iki raporla da çelişkili olduğu dikkate alınıp, yeniden uzman bilirkişi kurulu oluşturulup, önceden alınan raporları da tartışan, tarafların iddia ve savunmalarını karşılayan, denetime açık şekilde yeniden rapor alınması, tüm kanıtların birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde eksik incelemeye dayalı hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin adli yardım talebinin kesin olarak kabulüne, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, takdir olunan 1.100,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 16.09.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/102031700 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz