Kasa açığı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2012/5978 E. 2013/22195 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
kasa açığı↗ yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu↗ tahsilat makbuzu↗ yönetici sorumluluğu↗ sorumluluktan kurtulma↗ pay sahipliği↗ müteselsil sorumluluk↗ tmsf↗ mahsup↗ anonim şirket↗ kâr payı↗ yönetim kurulu kararı↗ kusur↗ i̇i̇k 72/son↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, her ne kadar davacı şirket tarafından dava nedeni olarak 50.000 TL kasa açığı belgesi gösterilmişse de bu belgenin apel borçlarının ödenmediği halde ödenmiş gibi gösterilmesi iddiasına dayandırılmış olduğu, TTK'nın 336. maddesi kapsamında yönetim ve denetim kurulu üyelerinin şahsen sorumluluğu cihetine işbu davada gidilemeyeceği, çünkü apel borcunun şirket hissedarlarından gerçekte tahsil edilmediği halde kayden tahsilat gösterilmesinde dayandırılan 01.07.1999-20.03.2002 tarihlerinde davalı yönetim kurulu üyelerinin ve denetçilerin görevde olmadıkları, ayrıca denetçilerin bu görevi kabul ettiklerine dair bilgi ve belgenin de sunulmadığı ve yine apel borcunu ödemesi gereken kurucu hissedarlar hakkında davacı şirketin hiçbir kanuni takibe geçmediği, şayet geçmiş ise takipte tahsil edemediği ve aciz belgesi aldığı yolunda bir belgeyi de sunamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı (kanuni halef sıfatıyla TMSF) vekili temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve davalı denetim kurulu üyeleri ile icra kurulu başkanı hakkındaki davanın reddedilmesinde bir isabetsizliğin olmamasına göre, davacı (kanuni halef sıfatıyla TMSF) vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Ancak dava, davacı anonim şirketin eski yönetim ve denetim kurulu üyeleri ile icra kurulu başkanı olan davalılar aleyhine açılmış bulunan sorumluluk davasıdır.
TTK'nın 336/1. maddesi uyarınca, yönetim kurulu üyeleri şirkete karşı, hisse senetleri bedellerine mahsuben pay sahipleri tarafından vukubulan ödemelerin doğru olmaması halinde müteselsilen sorumludurlar. Aynı Yasa'nın 337. maddesi uyarınca, yeni seçilen veya tayin olunan idare meclisi azaları, seleflerinin belli olan yolsuz muamelelerini murakıplara bildirmeye mecburdurlar. Aksi halde seleflerinin mesuliyetlerine iştirak ederler. Yine aynı Yasa'nın 338. maddesine göre, yukarıdaki maddeler uyarınca müteselsil sorumluluğu mucip olan muamelelerde bir kusuru olmadığını ispat eden aza, mesul olmaz.
Somut uyuşmazlıkta da mahkemece kurulan hükmün gerekçe kısmında belirtildiği üzere, her ne kadar davacı tarafından dava nedeni olarak kasa açığı belgesi gösterilmişse de, gerçekte apel borçlarının ödenmediği halde ödenmiş gibi gösterilmesi iddiasına dayanılmıştır. Zira davacı iddiasına göre 50.000 TL kasa açığı, davacı şirketin toplam 50.000 TL tutarındaki kurucu ortaklar sermaye payı borçlarının, mahsup fişleri ve ekindeki tahsilat makbuzları ile tahsil edilmiş gibi gösterilmesine rağmen, fiilen tahsil edilmemesi nedeniyle oluşmuştur. Mahkemece kurulan hüküm, davalılar tarafından gerekçe yönünden temyiz de edilmemiştir.
Bu iddianın sübut bulması halinde anılan alacağın tahsili için gerekli takibin yapılmaması nedeniyle, bu bedelin şirket açısından zarara dönüşeceği ve yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğunu gerektireceği konusunda bir tereddüt yaşanmamalıdır. Her ne kadar davalı yönetim kurulu üyeleri 19.11.2002 tarihinde göreve getirilmişlerse de anılan apel ödemesinin ikinci ve son taksiti 20.03.2002 tarihinde ödenecektir. Dolayısıyla 2002 yılı bilançosunun incelenmesinden davalı yöneticiler de sorumlu olduğu gibi yukarıda değinilen TTK'nın 337. maddesi uyarınca davalı yöneticiler, bu usulsüzlüğün denetçilere bildirilmemesi nedeniyle de ayrıca sorumludurlar. Yine mahkemece belirtildiğinin aksine, apel borcunun kurucu hissedarlardan tahsili için davacı şirketçe takibe geçilmemiş ve aciz belgesi alınmamış olması, zararın oluşmasına engel teşkil etmez.
Sonuç olarak mahkemece, toplam 50.000 TL. tutarındaki sermaye payı borcunun, tahsil edilmiş gibi gösterildiği halde fiilen tahsil edilmediğinin, diğer bir deyişle zararın varlığının, davacı tarafça kanıtlanması halinde, davalı yönetim kurulu üyelerinin, ancak bu zarardan sorumlu olmadıklarını, diğer bir deyişle kusursuz olduklarını ispatlamakla sorumluluktan kurtulabilecekleri kabul edilerek, taraflar arasındaki uyuşmazlığın, yukarıda açıklanan şekilde incelenip değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/7187 E. 2016/6792 K.
Ortak:kasa açığı · müteselsil sorumluluk · kâr payı · yönetim kurulu kararı · kusur
İncelediğiniz karardaMahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, her ne kadar davacı şirket tarafından dava nedeni olarak 50.000 TL «kasa açığı» belgesi gösterilmişse de bu belgenin apel borçlarının ödenmediği halde ödenmiş gibi gösterilmesi iddiasına dayandırılmış olduğu, TTK'nın 336. maddesi kapsamında yönetim ve denetim kurulu üyelerinin şahsen sorumluluğu cihetine işbu davada gidilemeyeceği, çünkü apel borcunun şirket hissedarlarından gerçekte tahsil edilmediği halde kayden tahsilat gösterilmesinde dayandırılan 01.07.1999-20.03.2002 tarihlerinde davalı «yönetim kurulu» üyelerinin ve denetçilerin görevde olmadıkları, ayrıca denetçilerin bu görevi kabul ettiklerine dair bilgi ve belgenin de sunulmadığı ve yine apel borcunu ödemesi …
TTK'nın 336/1. maddesi uyarınca, «yönetim kurulu» üyeleri şirkete karşı, hisse senetleri bedellerine mahsuben «pay sahipleri» tarafından vukubulan ödemelerin doğru olmaması halinde «müteselsilen sorumludurlar».
Yine aynı Yasa'nın 338. maddesine göre, yukarıdaki maddeler uyarınca «müteselsil sorumluluğu» mucip olan muamelelerde bir «kusuru» olmadığını ispat eden aza, mesul olmaz.
Benzer bu kararda… hasebeleştirildiği, ne 13.02.2004 tarihinde ne de 31.08.2004 tarihinde fiilen kasa sayımı yapıldığına ilişkin bir belgenin de dava dosyasına sunulmadığı, bu durumda «kasa açığının» doğmasına davalıların sebebiyet verdiği yolundaki davacı şirket iddialarının ispat edilemediği, davacının sermaye payını ödeme yükümüne uygun davranmayan şirket ortaklarına karşı giriştiği icra takiplerinin semeresiz kaldığına dair "«aciz vesikalarını»" «ibraz» etmesi, buna bağlı olarak ve ancak bu hususun ikmali kaydıyla, TTK'nın 340. ve 307 hükümleri de gözetilerek; şirket «yönetim kurulu» üyelerinin "gerek kanun gerek esas mukavelenin kendilerine yüklediği sair vazifelerin kasten veya ihmal neticesi olarak yapılmaması" gerekçesine dayalı olarak ve diğer maddi ve usulü koşullar da araştırılmak suretiyle davalılardan talepte bulunabileceği gerekçesi ile asıl davada davalılar ..., ... ve ...’a karşı açılan davanın reddine, davalı ...’a karşı açılan davada, davalı ...’ın «sermaye taahhüt» borcu nedeni ile birleşen davada karar verildiği, yeniden sermaye taahhüdü nedeni ile bir karar «verilmesine yer olmadığına», davalı ...'ın yönetim kurulu üyesi olması nedeni ile herhangi bir sorumluluğu olmaması nedeni ile bu konudaki talebin reddine, davalı ... hakkında açılan davanın kısmen kabul, kısmen reddi ile aynı zamanda şirket ortağı olması sebebiyle 3.300,00 TL sermaye taahhüt borcu ve 19.04.2005 tarihine kadar «işlemiş faiz» olan 5.993,72 TL olmak üzere toplam 9.293,72 TL'nin asıl alacağa dava tarihinden itibaren değişen oranlarda «reeskont faizi» ile birlikte davalı ...’dan tahsiline, davalı ... hakkında açılan davanın kısmen kabul, kısmen reddi ile aynı zamanda şirket ortağı olması sebebiyle 300,00 TL serm …
Kural olarak, «yönetim kurulu» üyeleri şirket adına yaptıkları işlemlerden dolayı kişisel olarak sorumlu tutulamazlarsa da, öğretideki baskın görüşe göre, TTK’nın 336. maddesinde belirtilen hallerde ortaklığa ve ortaklık alacaklılarına karşı kusursuz olduklarını ispat etmedikçe tüm yöneticiler oluşan zarardan «müteselsilen sorumlu» olurlar.
Kanunu «yönetim kurulu» üyeleri için «ispat yükü» ters çevrilmiş «kusur» esasına dayanan bir sorumluluk öngörmüş ve yönetim kurulu üyeleri aleyhine «kusur karinesi» kabul etmiştir (Gönen Eriş, Ticari İşletme ve Şirketler, s:1941, 1942, 1999).
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:feragate yetki · kusur karinesi · kimlik tespiti · sermaye taahhüdü · tazmin talebi · aciz vesikası · tahsilde tekerrür olmaması · tahsilde tekerrür
Benzer bu kararda… hasebeleştirildiği, ne 13.02.2004 tarihinde ne de 31.08.2004 tarihinde fiilen kasa sayımı yapıldığına ilişkin bir belgenin de dava dosyasına sunulmadığı, bu durumda «kasa açığının» doğmasına davalıların sebebiyet verdiği yolundaki davacı şirket iddialarının ispat edilemediği, davacının sermaye payını ödeme yükümüne uygun davranmayan şirket ortaklarına karşı giriştiği icra takiplerinin semeresiz kaldığına dair "«aciz vesikalarını»" «ibraz» etmesi, buna bağlı olarak ve ancak bu hususun ikmali kaydıyla, TTK'nın 340. ve 307 hükümleri de gözetilerek; şirket «yönetim kurulu» üyelerinin "gerek kanun gerek esas mukavelenin kendilerine yüklediği sair vazifelerin kasten veya ihmal neticesi olarak yapılmaması" gerekçesine dayalı olarak ve diğer maddi ve usulü koşullar da araştırılmak suretiyle davalılardan talepte bulunabileceği gerekçesi ile asıl davada davalılar ..., ... ve ...’a karşı açılan davanın reddine, davalı ...’a karşı açılan davada, davalı ...’ın «sermaye taahhüt» borcu nedeni ile birleşen davada karar verildiği, yeniden sermaye taahhüdü nedeni ile bir karar «verilmesine yer olmadığına», davalı ...'ın yönetim kurulu üyesi olması nedeni ile herhangi bir sorumluluğu olmaması nedeni ile bu konudaki talebin reddine, davalı ... hakkında açılan davanın kısmen kabul, kısmen reddi ile aynı zamanda şirket ortağı olması sebebiyle 3.300,00 TL sermaye taahhüt borcu ve 19.04.2005 tarihine kadar «işlemiş faiz» olan 5.993,72 TL olmak üzere toplam 9.293,72 TL'nin asıl alacağa dava tarihinden itibaren değişen oranlarda «reeskont faizi» ile birlikte davalı ...’dan tahsiline, davalı ... hakkında açılan davanın kısmen kabul, kısmen reddi ile aynı zamanda şirket ortağı olması sebebiyle 300,00 TL serm …
1) Mahkemece verilen karar davacı tarafça temyiz edilmiş ise de, 10/07/2015 «havale» tarihli dilekçe ile davalılardan ... hakkındaki temyiz isteminden «feragat» edildiği ve dilekçe ekinde bulunan «kimlik tespiti» uyarınca dilekçenin kararı temyiz eden davacı vekili tarafından verildiği, davacı vekilinin vekaletnamesinde HMK'nın 74. maddesine uygun şekilde temyizden «feragata yetki» verildiği anlaşılmıştır.
Zamanında tahsil edilmeyen apel borcu, şirket için zarar oluşturduğundan «tahsilde tekerrür olmamak» üzere şirket, kusursuzluklarını kanıtlayamaması halinde, bunu davalılardan isteyebilir.
2) Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin şirket «kasa açığı» sebebiyle oluşan zarar «tazmini talebinin» reddine yönelik temyiz itirazları yerinde değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2016/482 E. 2017/4067 K.
Ortak:kasa açığı · müteselsil sorumluluk · yönetim kurulu kararı · kusur
İncelediğiniz karardaMahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, her ne kadar davacı şirket tarafından dava nedeni olarak 50.000 TL «kasa açığı» belgesi gösterilmişse de bu belgenin apel borçlarının ödenmediği halde ödenmiş gibi gösterilmesi iddiasına dayandırılmış olduğu, TTK'nın 336. maddesi kapsamında yönetim ve denetim kurulu üyelerinin şahsen sorumluluğu cihetine işbu davada gidilemeyeceği, çünkü apel borcunun şirket hissedarlarından gerçekte tahsil edilmediği halde kayden tahsilat gösterilmesinde dayandırılan 01.07.1999-20.03.2002 tarihlerinde davalı «yönetim kurulu» üyelerinin ve denetçilerin görevde olmadıkları, ayrıca denetçilerin bu görevi kabul ettiklerine dair bilgi ve belgenin de sunulmadığı ve yine apel borcunu ödemesi …
TTK'nın 336/1. maddesi uyarınca, «yönetim kurulu» üyeleri şirkete karşı, hisse senetleri bedellerine mahsuben «pay sahipleri» tarafından vukubulan ödemelerin doğru olmaması halinde «müteselsilen sorumludurlar».
Yine aynı Yasa'nın 338. maddesine göre, yukarıdaki maddeler uyarınca «müteselsil sorumluluğu» mucip olan muamelelerde bir «kusuru» olmadığını ispat eden aza, mesul olmaz.
Benzer bu karardaMahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; kasa alacağı ve buna ilişkin «munzam zarar» tespit edilmediği, şirketin ödenmemiş sermayesi ve dolayısıyla apel borcunun bulunduğu, şirket «yönetim kurulu» başkanı sıfatı ile her tür işlem ve eylemden «münhasır» ve «müteselsilen sorumlu» olan yönetim kurulu başkanı Kemal Uzan'ın apel borcunun ödenmemesi ve şirket kaynağının diğer şirkete aktarımı sureti ile oluşan zarardan sorumlu olduğu, diğer davalıların zarardan dolayı sorumluluğunun tespit edilemediği gerekçesiyle davanın kısmen kabul kısmen reddi ile davalı ... yönünden davanın kabulü ile, 122.500,00.-TL alacağın zararın meydana geldiği tarihten itibaren işliyecek «avans faizi» ile birlikte davalı ...'dan alınarak davacıya verilmesine, davalı ... ,...,..., ... «tereke» alacağına yönelik olarak davanın reddine, ... «mirasçıları» yönünden «pasif husumet» nedeni ile davanın reddine karar verilmiştir.
Ancak, kural olarak, «yönetim kurulu» üyeleri şirket adına yaptıkları işlemlerden dolayı kişisel olarak sorumlu tutulamazlarsa da, öğretideki baskın görüşe göre, TTK’nın 336. maddesinde belirtilen hallerde ortaklığa ve ortaklık alacaklılarına karşı kusursuz olduklarını ispat etmedikçe tüm yöneticiler oluşan zarardan «müteselsilen sorumlu» olurlar.
Başka bir deyişle, Türk Ticaret Kanunu «yönetim kurulu» üyeleri için «ispat yükü» ters çevrilmiş «kusur» esasına dayanan bir sorumluluk öngörmüş ve yönetim kurulu üyeleri aleyhine «kusur karinesi» kabul etmiştir (Gönen Eriş, Ticari İşletme ve Şirketler, s:1941, 1942, 1999).
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kusur karinesi · tereke · munzam zarar · münhasırlık · şirket zararı · mirasçılık · denetime elverişlilik · tasfiye memuru
Benzer bu karardaMahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; kasa alacağı ve buna ilişkin «munzam zarar» tespit edilmediği, şirketin ödenmemiş sermayesi ve dolayısıyla apel borcunun bulunduğu, şirket «yönetim kurulu» başkanı sıfatı ile her tür işlem ve eylemden «münhasır» ve «müteselsilen sorumlu» olan yönetim kurulu başkanı Kemal Uzan'ın apel borcunun ödenmemesi ve şirket kaynağının diğer şirkete aktarımı sureti ile oluşan zarardan sorumlu olduğu, diğer davalıların zarardan dolayı sorumluluğunun tespit edilemediği gerekçesiyle davanın kısmen kabul kısmen reddi ile davalı ... yönünden davanın kabulü ile, 122.500,00.-TL alacağın zararın meydana geldiği tarihten itibaren işliyecek «avans faizi» ile birlikte davalı ...'dan alınarak davacıya verilmesine, davalı ... ,...,..., ... «tereke» alacağına yönelik olarak davanın reddine, ... «mirasçıları» yönünden «pasif husumet» nedeni ile davanın reddine karar verilmiştir.
3- Öte yandan, mahkemece, aleyhine hüküm kurulan ... yönünden kararın gerekçesinde, «yönetim kurulu» başkanı sıfatı ile her türlü işlem ve eylemden «münhasıran» ve «müteselsilen sorumlu» olan davalının apel borcunun ödenmemesi ve şirket kaynağının diğer grup şirketine aktarılması suretiyle «şirketi zarara» uğratmış olduğunun tespit edildiği açıklandıktan sonra hakkında yalnızca 122.500 TL apel borcu miktarınca hüküm kurulması da doğru olmamış, gerekçe ile hüküm fıkrası arasında doğan çelişkinin giderilmesi ve ...'ın sorumlu olduğu zarar kalemleri ve gerekçeleri «denetime elverişli» şekilde açıklanarak karar verilmesi gerektiğinden, hükmün bozulması gerekmiştir.
Somut olayda, mahkemece yalnızca davalı ... yönünden hüküm kurulmuş, ancak «şirketin zararına» yol açan eylemlerde yönetim ve denetim kurulu üyesi olan diğer davalıların da sorumlu olup olmadıkları yönünde «denetime elverişli» değerlendirmeler yapılmamış olup, davalıların hangi hukuki gerekçelerle işbu davaya konuya zarardan sorumlu olmadıkları kararın gerekçesinde açıklanmamıştır.
Terekesi «tasfiye memuru» vekilinin ve davalı ... vekilinin tüm, davacı vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde değildir.
-
Yönetim kurulu kararının iptali | Denetim kurulu kararının iptali | Alacak
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2019/715 E. 2019/4705 K.
Ortak:kasa açığı · anonim şirket · i̇i̇k 72/son
İncelediğiniz karardaMahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, her ne kadar davacı şirket tarafından dava nedeni olarak 50.000 TL «kasa açığı» belgesi gösterilmişse de bu belgenin apel borçlarının ödenmediği halde ödenmiş gibi gösterilmesi iddiasına dayandırılmış olduğu, TTK'nın 336. maddesi kapsamında yönetim ve denetim kurulu üyelerinin şahsen sorumluluğu cihetine işbu davada gidilemeyeceği, çünkü apel borcunun şirket hissedarlarından gerçekte tahsil edilmediği halde kayden tahsilat gösterilmesinde dayandırılan 01.07.1999-20.03.2002 tarihlerinde davalı «yönetim kurulu» üyelerinin ve denetçilerin görevde olmadıkları, ayrıca denetçilerin bu görevi kabul ettiklerine dair bilgi ve belgenin de sunulmadığı ve yine apel borcunu ödemesi …
2- Ancak dava, davacı «anonim şirketin» eski yönetim ve denetim kurulu üyeleri ile icra kurulu başkanı olan davalılar aleyhine açılmış bulunan sorumluluk davasıdır.
Somut uyuşmazlıkta da mahkemece kurulan hükmün gerekçe kısmında belirtildiği üzere, her ne kadar davacı tarafından dava nedeni olarak «kasa açığı» belgesi gösterilmişse de, gerçekte apel borçlarının ödenmediği halde ödenmiş gibi gösterilmesi iddiasına dayanılmıştır.
Benzer bu karardaMahkeme gerekçesi, davacının iddiası ve dosya kapsamı ile örtüşmemekte olup, yazılı gerekçeyle davanın reddi doğru değil ise de; davacı tarafça «kasa açığının» ne zaman, ne şekilde ve hangi tutarda olduğuna dair verilerin sunulamadığı, tek taraflı tanzim edilen teftiş kurulu ve denetim kurulu raporları ile kasa açığının varlığına kanaat edilemeyeceği, kasa açığının bizzat el «koyma» tarihinde mevcut olup olmadığının belli olmadığı gözetildiğinde, red kararı sonucu itibariyle doğru olup, davacı ... vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. (2) Davacı ... vekilinin «vekalet ücretine» yönelik temyiz itirazlarına gelince, 5411 sayılı Kanun'un 133/«son» maddesi, bu madde kapsamında açılan veya açılacak davalar ile kanuni halef sıfatıyla takip edilen davalarda, lehine hükmedilen taraf için vekalet ücretinin maktu olarak belirleneceği hükmünü haiz olup, mahkemece, davalılar yararına «maktu vekalet ücretine» hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde «nispi vekalet ücretine» hükmedilmesi doğru olmamış ve kararın bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiş ise de yapılan yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirme …
Kararı davacı vekili temyiz etmiştir. (1) Dava, «anonim şirket» yönetim ve denetim kurulu üyelerinin şirkete verdiği zararlardan sorumlu tutulması istemine ilişkindir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:sermaye taahhüdü · el koyma · nispi vekalet ücreti · işlemden kaldırma · maktu vekalet ücreti · davanın açılmamış sayılması · şirket zararı · açılmamış sayılma
Benzer bu karardaMahkemece, apel ödemesinin yapılmadığı gerekçesiyle huzurdaki dava açılmışsa da, apel ödemesinin yapılmamasından doğan zararın el «koyma» hali itibariyle tespit edilemediği ve el koyma tarihi itibariyle «şirket zararının» doğduğunun net bir şekilde kanıtlanamadığı, kaldı ki incelemeye tabi tutulan «defter» kayıtlarına göre, ...nin şirket ortaklarının «sermaye taahhüt» borçlarının yasal süresi içerisinde ödendiği, apel ödemelerin şirketin işletme giderleri ile işletme borçlarına ödendiği, kaldı ki 13/02/2004 tarihi itibariyle yani ... tarafından yönetim ve denetime el konulduğu tarih itibariyle kasada daha az miktarda nakit ya da «çek» bulunduğu ya da hiçbir kasa mevcudunun olmadığı yolunda ilgili ve yetkililerce düzenlenmiş sayım tutanağının da bulunmadığı, davacı tarafın iddia ettiği gibi apel ödemelerinin fiktif yapılmasından kaynaklı bir zararın da tespit edilemediği gerekçesi ile davalılar ... ve... yönünden dosya «işlemden kaldırılmış» olmakla bu davalılar yönünden «davanın açılmamış sayılmasına», diğer davalılar yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
Mahkeme gerekçesi, davacının iddiası ve dosya kapsamı ile örtüşmemekte olup, yazılı gerekçeyle davanın reddi doğru değil ise de; davacı tarafça «kasa açığının» ne zaman, ne şekilde ve hangi tutarda olduğuna dair verilerin sunulamadığı, tek taraflı tanzim edilen teftiş kurulu ve denetim kurulu raporları ile kasa açığının varlığına kanaat edilemeyeceği, kasa açığının bizzat el «koyma» tarihinde mevcut olup olmadığının belli olmadığı gözetildiğinde, red kararı sonucu itibariyle doğru olup, davacı ... vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. (2) Davacı ... vekilinin «vekalet ücretine» yönelik temyiz itirazlarına gelince, 5411 sayılı Kanun'un 133/«son» maddesi, bu madde kapsamında açılan veya açılacak davalar ile kanuni halef sıfatıyla takip edilen davalarda, lehine hükmedilen taraf için vekalet ücretinin maktu olarak belirleneceği hükmünü haiz olup, mahkemece, davalılar yararına «maktu vekalet ücretine» hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde «nispi vekalet ücretine» hükmedilmesi doğru olmamış ve kararın bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiş ise de yapılan yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirme …
… rın davalılardan tahsilini talep etmiş; ancak mahkemece davaya konu zararın şirkete yapılması gereken apel ödemelerinin yapılmamasından kaynaklandığı, bu zararın el «koyma» hali itibariyle tespit edilemediği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2012/5978 E. , 2013/22195 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada ...5. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 09.06.2010 tarih ve 2007/138-2010/343 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacı (kanuni halef sıfatıyla TMSF) vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 03.12.2013 gününde davacı (kanuni halef sıfatıyla TMSF) vekilinin duruşmadan vazgeçme dilekçesi dikkate alınarak dosyanın duruşmasız yapılmasına karar verildikten, temyiz dilekçesinin de süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karar bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili şirketin kasa hesabında 50.000 TL nakit para gözüktüğü halde fiilen bu paranın olmadığını, 01.01.2002-13.02.2004 tarihleri arasında görev yapan davalı yönetim kurulu üyeleri ve denetçilerin bu bedelden müteselsilen sorumlu olduklarını ileri sürerek, şimdilik 10.000,00 TL'nin davalılardan tahsilini talep ve dava etmiş, 03.01.2008 tarihli ıslah dilekçesi ile tazminat talebini 50.000 TL'na yükseltilmiştir.
Davalılar ... ile ... savunmada bulunmamış; diğer davalılar vekilleri, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, her ne kadar davacı şirket tarafından dava nedeni olarak 50.000 TL kasa açığı belgesi gösterilmişse de bu belgenin apel borçlarının ödenmediği halde ödenmiş gibi gösterilmesi iddiasına dayandırılmış olduğu, TTK'nın 336. maddesi kapsamında yönetim ve denetim kurulu üyelerinin şahsen sorumluluğu cihetine işbu davada gidilemeyeceği, çünkü apel borcunun şirket hissedarlarından gerçekte tahsil edilmediği halde kayden tahsilat gösterilmesinde dayandırılan 01.07.1999-20.03.2002 tarihlerinde davalı yönetim kurulu üyelerinin ve denetçilerin görevde olmadıkları, ayrıca denetçilerin bu görevi kabul ettiklerine dair bilgi ve belgenin de sunulmadığı ve yine apel borcunu ödemesi gereken kurucu hissedarlar hakkında davacı şirketin hiçbir kanuni takibe geçmediği, şayet geçmiş ise takipte tahsil edemediği ve aciz belgesi aldığı yolunda bir belgeyi de sunamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı (kanuni halef sıfatıyla TMSF) vekili temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve davalı denetim kurulu üyeleri ile icra kurulu başkanı hakkındaki davanın reddedilmesinde bir isabetsizliğin olmamasına göre, davacı (kanuni halef sıfatıyla TMSF) vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Ancak dava, davacı anonim şirketin eski yönetim ve denetim kurulu üyeleri ile icra kurulu başkanı olan davalılar aleyhine açılmış bulunan sorumluluk davasıdır.
TTK'nın 336/1. maddesi uyarınca, yönetim kurulu üyeleri şirkete karşı, hisse senetleri bedellerine mahsuben pay sahipleri tarafından vukubulan ödemelerin doğru olmaması halinde müteselsilen sorumludurlar. Aynı Yasa'nın 337. maddesi uyarınca, yeni seçilen veya tayin olunan idare meclisi azaları, seleflerinin belli olan yolsuz muamelelerini murakıplara bildirmeye mecburdurlar. Aksi halde seleflerinin mesuliyetlerine iştirak ederler. Yine aynı Yasa'nın 338. maddesine göre, yukarıdaki maddeler uyarınca müteselsil sorumluluğu mucip olan muamelelerde bir kusuru olmadığını ispat eden aza, mesul olmaz.
Somut uyuşmazlıkta da mahkemece kurulan hükmün gerekçe kısmında belirtildiği üzere, her ne kadar davacı tarafından dava nedeni olarak kasa açığı belgesi gösterilmişse de, gerçekte apel borçlarının ödenmediği halde ödenmiş gibi gösterilmesi iddiasına dayanılmıştır. Zira davacı iddiasına göre 50.000 TL kasa açığı, davacı şirketin toplam 50.000 TL tutarındaki kurucu ortaklar sermaye payı borçlarının, mahsup fişleri ve ekindeki tahsilat makbuzları ile tahsil edilmiş gibi gösterilmesine rağmen, fiilen tahsil edilmemesi nedeniyle oluşmuştur. Mahkemece kurulan hüküm, davalılar tarafından gerekçe yönünden temyiz de edilmemiştir.
Bu iddianın sübut bulması halinde anılan alacağın tahsili için gerekli takibin yapılmaması nedeniyle, bu bedelin şirket açısından zarara dönüşeceği ve yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğunu gerektireceği konusunda bir tereddüt yaşanmamalıdır. Her ne kadar davalı yönetim kurulu üyeleri 19.11.2002 tarihinde göreve getirilmişlerse de anılan apel ödemesinin ikinci ve son taksiti 20.03.2002 tarihinde ödenecektir. Dolayısıyla 2002 yılı bilançosunun incelenmesinden davalı yöneticiler de sorumlu olduğu gibi yukarıda değinilen TTK'nın 337. maddesi uyarınca davalı yöneticiler, bu usulsüzlüğün denetçilere bildirilmemesi nedeniyle de ayrıca sorumludurlar. Yine mahkemece belirtildiğinin aksine, apel borcunun kurucu hissedarlardan tahsili için davacı şirketçe takibe geçilmemiş ve aciz belgesi alınmamış olması, zararın oluşmasına engel teşkil etmez.
Sonuç olarak mahkemece, toplam 50.000 TL. tutarındaki sermaye payı borcunun, tahsil edilmiş gibi gösterildiği halde fiilen tahsil edilmediğinin, diğer bir deyişle zararın varlığının, davacı tarafça kanıtlanması halinde, davalı yönetim kurulu üyelerinin, ancak bu zarardan sorumlu olmadıklarını, diğer bir deyişle kusursuz olduklarını ispatlamakla sorumluluktan kurtulabilecekleri kabul edilerek, taraflar arasındaki uyuşmazlığın, yukarıda açıklanan şekilde incelenip değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı (kanuni halef sıfatıyla TMSF) vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı (kanuni halef sıfatıyla TMSF) vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, takdir olunan 990,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, 05.12.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/568017700 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz