6102TTK Türk Ticaret Kanunu

Kasa açığı

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2012/5978 E. 2013/22195 K. ·

BozulduKesinlik belirsiz

★ Emsal

Mahkemenin nitelemesi: Ticari şirketler

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
kasa açığı yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu tahsilat makbuzu yönetici sorumluluğu sorumluluktan kurtulma pay sahipliği müteselsil sorumluluk tmsf mahsup anonim şirket kâr payı yönetim kurulu kararı kusur i̇i̇k 72/son

Atıf yapılan mevzuat: İİK · TTK — TTK 336TTK 337

Gerekçe

Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).

Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, her ne kadar davacı şirket tarafından dava nedeni olarak 50.000 TL kasa açığı belgesi gösterilmişse de bu belgenin apel borçlarının ödenmediği halde ödenmiş gibi gösterilmesi iddiasına dayandırılmış olduğu, TTK'nın 336. maddesi kapsamında yönetim ve denetim kurulu üyelerinin şahsen sorumluluğu cihetine işbu davada gidilemeyeceği, çünkü apel borcunun şirket hissedarlarından gerçekte tahsil edilmediği halde kayden tahsilat gösterilmesinde dayandırılan 01.07.1999-20.03.2002 tarihlerinde davalı yönetim kurulu üyelerinin ve denetçilerin görevde olmadıkları, ayrıca denetçilerin bu görevi kabul ettiklerine dair bilgi ve belgenin de sunulmadığı ve yine apel borcunu ödemesi gereken kurucu hissedarlar hakkında davacı şirketin hiçbir kanuni takibe geçmediği, şayet geçmiş ise takipte tahsil edemediği ve aciz belgesi aldığı yolunda bir belgeyi de sunamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacı (kanuni halef sıfatıyla TMSF) vekili temyiz etmiştir.

1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve davalı denetim kurulu üyeleri ile icra kurulu başkanı hakkındaki davanın reddedilmesinde bir isabetsizliğin olmamasına göre, davacı (kanuni halef sıfatıyla TMSF) vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.

2- Ancak dava, davacı anonim şirketin eski yönetim ve denetim kurulu üyeleri ile icra kurulu başkanı olan davalılar aleyhine açılmış bulunan sorumluluk davasıdır.

TTK'nın 336/1. maddesi uyarınca, yönetim kurulu üyeleri şirkete karşı, hisse senetleri bedellerine mahsuben pay sahipleri tarafından vukubulan ödemelerin doğru olmaması halinde müteselsilen sorumludurlar. Aynı Yasa'nın 337. maddesi uyarınca, yeni seçilen veya tayin olunan idare meclisi azaları, seleflerinin belli olan yolsuz muamelelerini murakıplara bildirmeye mecburdurlar. Aksi halde seleflerinin mesuliyetlerine iştirak ederler. Yine aynı Yasa'nın 338. maddesine göre, yukarıdaki maddeler uyarınca müteselsil sorumluluğu mucip olan muamelelerde bir kusuru olmadığını ispat eden aza, mesul olmaz.

Somut uyuşmazlıkta da mahkemece kurulan hükmün gerekçe kısmında belirtildiği üzere, her ne kadar davacı tarafından dava nedeni olarak kasa açığı belgesi gösterilmişse de, gerçekte apel borçlarının ödenmediği halde ödenmiş gibi gösterilmesi iddiasına dayanılmıştır. Zira davacı iddiasına göre 50.000 TL kasa açığı, davacı şirketin toplam 50.000 TL tutarındaki kurucu ortaklar sermaye payı borçlarının, mahsup fişleri ve ekindeki tahsilat makbuzları ile tahsil edilmiş gibi gösterilmesine rağmen, fiilen tahsil edilmemesi nedeniyle oluşmuştur. Mahkemece kurulan hüküm, davalılar tarafından gerekçe yönünden temyiz de edilmemiştir.

Bu iddianın sübut bulması halinde anılan alacağın tahsili için gerekli takibin yapılmaması nedeniyle, bu bedelin şirket açısından zarara dönüşeceği ve yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğunu gerektireceği konusunda bir tereddüt yaşanmamalıdır. Her ne kadar davalı yönetim kurulu üyeleri 19.11.2002 tarihinde göreve getirilmişlerse de anılan apel ödemesinin ikinci ve son taksiti 20.03.2002 tarihinde ödenecektir. Dolayısıyla 2002 yılı bilançosunun incelenmesinden davalı yöneticiler de sorumlu olduğu gibi yukarıda değinilen TTK'nın 337. maddesi uyarınca davalı yöneticiler, bu usulsüzlüğün denetçilere bildirilmemesi nedeniyle de ayrıca sorumludurlar. Yine mahkemece belirtildiğinin aksine, apel borcunun kurucu hissedarlardan tahsili için davacı şirketçe takibe geçilmemiş ve aciz belgesi alınmamış olması, zararın oluşmasına engel teşkil etmez.

Sonuç olarak mahkemece, toplam 50.000 TL. tutarındaki sermaye payı borcunun, tahsil edilmiş gibi gösterildiği halde fiilen tahsil edilmediğinin, diğer bir deyişle zararın varlığının, davacı tarafça kanıtlanması halinde, davalı yönetim kurulu üyelerinin, ancak bu zarardan sorumlu olmadıklarını, diğer bir deyişle kusursuz olduklarını ispatlamakla sorumluluktan kurtulabilecekleri kabul edilerek, taraflar arasındaki uyuşmazlığın, yukarıda açıklanan şekilde incelenip değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir.

Benzer Kararlar

Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.

  • Feragate yetki

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/7187 E. 2016/6792 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

  • Kusur karinesi

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2016/482 E. 2017/4067 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

  • Yönetim kurulu kararının iptali | Denetim kurulu kararının iptali | Alacak

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2019/715 E. 2019/4705 K.

    Ortak:

    Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal

    Farklı:

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

11. Hukuk Dairesi         2012/5978 E.  ,  2013/22195 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ TİCARET MAHKEMESİ

Taraflar arasında görülen davada ...5. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 09.06.2010 tarih ve 2007/138-2010/343 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacı (kanuni halef sıfatıyla TMSF) vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 03.12.2013 gününde davacı (kanuni halef sıfatıyla TMSF) vekilinin duruşmadan vazgeçme dilekçesi dikkate alınarak dosyanın duruşmasız yapılmasına karar verildikten, temyiz dilekçesinin de süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karar bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacı vekili, müvekkili şirketin kasa hesabında 50.000 TL nakit para gözüktüğü halde fiilen bu paranın olmadığını, 01.01.2002-13.02.2004 tarihleri arasında görev yapan davalı yönetim kurulu üyeleri ve denetçilerin bu bedelden müteselsilen sorumlu olduklarını ileri sürerek, şimdilik 10.000,00 TL'nin davalılardan tahsilini talep ve dava etmiş, 03.01.2008 tarihli ıslah dilekçesi ile tazminat talebini 50.000 TL'na yükseltilmiştir.

Davalılar ... ile ... savunmada bulunmamış; diğer davalılar vekilleri, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, her ne kadar davacı şirket tarafından dava nedeni olarak 50.000 TL kasa açığı belgesi gösterilmişse de bu belgenin apel borçlarının ödenmediği halde ödenmiş gibi gösterilmesi iddiasına dayandırılmış olduğu, TTK'nın 336. maddesi kapsamında yönetim ve denetim kurulu üyelerinin şahsen sorumluluğu cihetine işbu davada gidilemeyeceği, çünkü apel borcunun şirket hissedarlarından gerçekte tahsil edilmediği halde kayden tahsilat gösterilmesinde dayandırılan 01.07.1999-20.03.2002 tarihlerinde davalı yönetim kurulu üyelerinin ve denetçilerin görevde olmadıkları, ayrıca denetçilerin bu görevi kabul ettiklerine dair bilgi ve belgenin de sunulmadığı ve yine apel borcunu ödemesi gereken kurucu hissedarlar hakkında davacı şirketin hiçbir kanuni takibe geçmediği, şayet geçmiş ise takipte tahsil edemediği ve aciz belgesi aldığı yolunda bir belgeyi de sunamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacı (kanuni halef sıfatıyla TMSF) vekili temyiz etmiştir.

1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve davalı denetim kurulu üyeleri ile icra kurulu başkanı hakkındaki davanın reddedilmesinde bir isabetsizliğin olmamasına göre, davacı (kanuni halef sıfatıyla TMSF) vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.

2- Ancak dava, davacı anonim şirketin eski yönetim ve denetim kurulu üyeleri ile icra kurulu başkanı olan davalılar aleyhine açılmış bulunan sorumluluk davasıdır.

TTK'nın 336/1. maddesi uyarınca, yönetim kurulu üyeleri şirkete karşı, hisse senetleri bedellerine mahsuben pay sahipleri tarafından vukubulan ödemelerin doğru olmaması halinde müteselsilen sorumludurlar. Aynı Yasa'nın 337. maddesi uyarınca, yeni seçilen veya tayin olunan idare meclisi azaları, seleflerinin belli olan yolsuz muamelelerini murakıplara bildirmeye mecburdurlar. Aksi halde seleflerinin mesuliyetlerine iştirak ederler. Yine aynı Yasa'nın 338. maddesine göre, yukarıdaki maddeler uyarınca müteselsil sorumluluğu mucip olan muamelelerde bir kusuru olmadığını ispat eden aza, mesul olmaz.

Somut uyuşmazlıkta da mahkemece kurulan hükmün gerekçe kısmında belirtildiği üzere, her ne kadar davacı tarafından dava nedeni olarak kasa açığı belgesi gösterilmişse de, gerçekte apel borçlarının ödenmediği halde ödenmiş gibi gösterilmesi iddiasına dayanılmıştır. Zira davacı iddiasına göre 50.000 TL kasa açığı, davacı şirketin toplam 50.000 TL tutarındaki kurucu ortaklar sermaye payı borçlarının, mahsup fişleri ve ekindeki tahsilat makbuzları ile tahsil edilmiş gibi gösterilmesine rağmen, fiilen tahsil edilmemesi nedeniyle oluşmuştur. Mahkemece kurulan hüküm, davalılar tarafından gerekçe yönünden temyiz de edilmemiştir.

Bu iddianın sübut bulması halinde anılan alacağın tahsili için gerekli takibin yapılmaması nedeniyle, bu bedelin şirket açısından zarara dönüşeceği ve yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğunu gerektireceği konusunda bir tereddüt yaşanmamalıdır. Her ne kadar davalı yönetim kurulu üyeleri 19.11.2002 tarihinde göreve getirilmişlerse de anılan apel ödemesinin ikinci ve son taksiti 20.03.2002 tarihinde ödenecektir. Dolayısıyla 2002 yılı bilançosunun incelenmesinden davalı yöneticiler de sorumlu olduğu gibi yukarıda değinilen TTK'nın 337. maddesi uyarınca davalı yöneticiler, bu usulsüzlüğün denetçilere bildirilmemesi nedeniyle de ayrıca sorumludurlar. Yine mahkemece belirtildiğinin aksine, apel borcunun kurucu hissedarlardan tahsili için davacı şirketçe takibe geçilmemiş ve aciz belgesi alınmamış olması, zararın oluşmasına engel teşkil etmez.

Sonuç olarak mahkemece, toplam 50.000 TL. tutarındaki sermaye payı borcunun, tahsil edilmiş gibi gösterildiği halde fiilen tahsil edilmediğinin, diğer bir deyişle zararın varlığının, davacı tarafça kanıtlanması halinde, davalı yönetim kurulu üyelerinin, ancak bu zarardan sorumlu olmadıklarını, diğer bir deyişle kusursuz olduklarını ispatlamakla sorumluluktan kurtulabilecekleri kabul edilerek, taraflar arasındaki uyuşmazlığın, yukarıda açıklanan şekilde incelenip değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir.

SONUÇ

Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı (kanuni halef sıfatıyla TMSF) vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı (kanuni halef sıfatıyla TMSF) vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, takdir olunan 990,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, 05.12.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/568017700 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.