İtirazın iptali
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2022/5206 E. 2024/1472 K. ·
Kısmen onandı, kısmen bozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Dava şartı
- dava şartı
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
bağlantısız bileşik ikrar↗ vasıflı ikrar↗ avans ödemesi↗ ödeme taahhüdü↗ maktu vekâlet ücreti↗ katılma yoluyla istinaf↗ takibin durdurulması↗ delil değerlendirmesi↗ yemin deliline dayanma↗ organik bağ↗ yemin teklifi↗ icra inkâr tazminatı↗ yemin delili↗ borcun üstlenilmesi↗ ihbar olunan↗ kötüniyet tazminatı↗ vekâlet ücreti↗ yemin↗ ikrar↗ tazminat davası↗ üçüncü kişi↗ kötü niyet tazminatı↗ ispat yükü↗ işlemiş faiz↗ kötü niyet↗ ihbar↗ ticari defter↗ havale↗ esastan ret↗ iflas↗ taahhütname↗ kötüniyet↗ icra inkar tazminatı↗ taşıyan↗ inkar tazminatı↗ ilk derece kararının kaldırılması↗ maddi tazminat↗ yükleten (shipper)↗ avans faizi↗ temerrüt↗ ibraz↗ kesin hüküm↗ istinaf yoluna başvurulabilirlik↗ husumet↗ e-defter↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
İLK DERECE MAHKEMESİ :İstanbul Anadolu 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI :2020/379 E.,2021/461 K.
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü.
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin, davalının ... Akaretler Şubesindeki hesabına avans olarak 460.000,00 TL havale ettiğini, defalarca talep edilmesine rağmen avans olarak yatırılan paranın iade edilmediğini, alacağın tahsili amacıyla icra takibi başlattığını, davalının itirazın üzerine takibin durdurulduğunu belirterek anılan icra dosyasında davalının itirazının iptaline, takibin devamına ve alacağın %20'si oranındaki icra inkâr tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; taraflar arasında davacının iddia ettiği şekilde hiçbir ticari ilişkinin bulunmadığını, dava konusu bedelin müvekkilince borç olarak dava dışı ...'ye (Marina A.Ş.) verildiğini, bu borç karşılığında adı geçen firmadan senet alındığını, senedin işleme konu edilmediğini, dava dışı Marine A.Ş'nin borcunu davacı tarafından müvekkiline banka yolu ile ödendiğini, davacının sonradan işbu davaya konu bedeli haksız olarak icra takibiyle istediğini, havale işleminin esasen borcun üstlenilmesi niteliğinde olup davacı ile dava dışı Marina A.Ş arasında gelişen ve bu dava ve icra takibiyle müvekkiline yöneltilen husumetin müvekkilini bağlamayacağını, davacının avans ödemesine teşkil eden ticari ilişkiyi açıklamadığını, nitekim taraflar arasında hiçbir ticari ilişki olmadığını belirterek haksız davanın reddini ve alacağın %20'si oranındaki icra inkâr tazminatının davacıdan tahsiline karar verilmesini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İstanbul 1.Asliye Ticaret Mahkemesinin 17.11.2016 tarih, 2014/191 E., 2016/808 K. sayılı kararıyla, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanun'un 555 ... maddesinde düzenlenen havalenin hukuki nitelikçe bir ödeme vasıtası olduğu, yani, havalenin mevcut bir borcun ödenmesi amacıyla yapıldığı hususunda mevcut bir yasal karinenin mevcut olduğunu, aksini iddia edenin bunu ispatla yükümlü olduğunun kabul edildiğini, davacı tarafın taraflar arasındaki ticari ilişki çerçevesinde davalı hesabına 460.000,00 TL avans ödemesi yaptığını iddia ettiği, davalının da bu bedeli aldığını kabul ederek 3 üncü kişiden olan alacağının ödenmesi amacıyla kendisine havale yapıldığını belirtmiş olmakla, davalı tarafın bedeli aldığına ilişkin ikrarı ve havale bedelini alma nedeni olarak ileri sürdüğü vakıalar birlikte değerlendirildiğinde, bu ikrarın bağlantısız birleşik ikrar niteliğinde olduğu, davalının havalenin alınma nedeni olarak dayandığı vakıa 3 üncü kişiden olan alacağın ödenmesi şeklinde olup ikrar edilen vakıa ile ikrara eklenen vakıa arasında hiçbir bağlantının bulunmadığını, bu nedenle ispat yükünün davalı tarafa ait olduğunu, borcu üstlendiği iddia edilen davacı ile borçlu dava dışı Marina A.Ş ve alacaklı davalı arasında borcun nakdedildiğine ilişkin uygun irade beyanlarının bulunduğuna dair bir belgenin veya sözleşmenin olması gerektiği ancak davalı tarafından bu yönde herhangi bir belge veya sözleşmenin ibraz edilemediği, davalı ya da dava dışı Marina A.Ş tarafından bir kısım belgeler sunulmuş ise de, bu belgelerin borcun nakdi sözleşmesinin gerçekleştiği veya davacının 3 üncü kişinin davalıya olan borcunun ödeme taahhüdünde bulunduğunu ispata yeterli bulunmadığı, davacının 2011 yılına ilişkin ticari defterlerinin usulüne uygun tutulmadığı ancak 2012 ve 2013 yılı ticari defterlerinin usulüne uygun tutulup lehine delil teşkil ettiği ve 2012-2013 yılı ticari defterlerinde cari hesapta davalıdan 460.000,00 TL alacaklı olduğunun görüldüğü, davalının da, tarafların ticari defterlerine dayandığı ancak mahkememizce HMK. 219, 222. maddesindeki meşruhatı taşıyan defter ibrazına ilişkin davete rağmen ticari defterlerini sunmadığı ve bu durumda defterlerini ibraz etmekten kaçınmış sayıldığı, delil dilekçesinde ''ve sair delil'' dayanıldığı belirtildiğinden bunun yemini de kapsadığı, davalıya yemin hakkının hatırlatılmış olduğunu, ancak davalı tarafın yemin teklif etmeyeceğini beyan ettiği gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne, itirazının 460.000,00 TL için iptaline, işlemiş faiz talebinin reddine, bu alacağa takip tarihinden itibaren yıllık %13,75 oranını geçmeyecek şekilde değişen oranlarda avans faizinin uygulanmasına, davacı lehine %20 icra inkar tazminatına hükmedilmesine, davalının tazminat talebinin koşulları oluşmadığından reddine karar verilmiştir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16.Hukuk Dairesinin 18.10.2019 tarih, 2017/2701 E., 2019/2197 K. Sayılı kararı ile; 6098 sayılı Kanunun 555 ... vd. maddelerinde düzenlenmiş olan havalenin hukuksal nitelikçe, bir ödeme vasıtası olduğu, diğer bir anlatımla, havalenin, mevcut bir borcun ödenmesi amacıyla yapıldığı yolunda yasal karinenin mevcut olduğunu, bu yasal karinenin tersini (havalenin borcun ödenmesinden başka bir amaçla yapıldığını) ileri süren havalecinin bu iddiasını kanıtlamakla yükümlü olduğunu, vasıflı ikrarda; vakıa kabul edilmekle birlikte, onun farklı bir hukuki vasıfta olduğunun ileri sürülmesi durumunda, vasıflı ikrardan söz edilmesi gerektiğini, öğretide vasıflı ikrarın bölünemeyeceğinin benimsendiğini, o halde, somut olayda davalının savunmasının vasıflı ikrar (gerekçeli inkâr) niteliğinde olduğunu ve bu ikrarın bölünemeyeceği, çünkü, vasıflı ikrarda kanıtlama yükümlülüğü, ikrar eden tarafa (davalıya) değil, vakıayı ileri süren tarafa (davacıya) ait olduğu. somut uyuşmazlıkta; davalı davaya konu paranın kendilerine gönderildiğini (maddi vakıayı) ikrar ettiği, ancak, bunların davacı tarafından ileri sürülen nedenle (avans olarak) değil, başka bir nedenle (üçüncü kişiye ait bir borcun ödenmesi amacıyla) gönderildiğini savunmak suretiyle, vakıanın hukuksal niteliğinin ileri sürülenden farklı olduğunu bildirdiği, bu durumda, davacı tarafın, davaya konu havalenin avans olarak gönderildiği yolundaki iddiasını kanıtlamakla yükümlü olduğunu, buna bağlı olarak, davalı tarafın borç ilişkisini kanıtlama yükümlülüğü bulunmadığını, (Aynı yönde Yargıtay 3.HD'nin 2017/14178E, 2019/3264 K., 11/04/2019 tarihli kararı; Yargıtay 11.HD'nin 2012/9255 E., 2013/11522 K., 03.06.2013 Tarihli kararı), o halde, mahkemece; ispat yükünün davacıda olduğu ve savunmaya göre davalıya geçmediği, davacının iddiasını yazılı delillerle ispatlayamadığı dikkate alınarak davacı, dava dilekçesinde açıkça yemin deliline dayanmış olmakla yemin deliline başvurup başvurmayacağı hususunda beyanı alınması ve yemin delilinin değerlendirilmesi sureti ile karar verilmesi gerektiği gerekçesi ile davalı vekilinin istinaf isteminin kabulü ile ilk derece mahkemesinin kaldırılmasına, yargılamaya devam olunmak üzere, dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine kesin olarak karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, davacının dava dilekçesinde açıkça yemin deliline dayanmış olmakla yemin teklif etme hakkının hatırlatıldığı, davacı vekili tarafından sunulan yemin metninin davalıya tebliğ edildiği, davalının 24.06.2021 tarihli duruşmada yemini eda ettiği, davacı tarafından, davaya konu havalenin avans olarak gönderildiği iddiasının ispat edilemediği gerekçesi ile davanın reddine, şartları oluşmadığından davalının kötüniyet tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ispat yükünün müvekkile düşmediğini, ispat yükü kendisine düşmeyen tarafın yemin teklif etmesi ve yeminin icrasının davanın esasına etkisinin bulunmadığını, bu nedenle davada edilen yeminin hiçbir hükmünün bulunmadığını, davalının havale yoluyla ödeme yapıldığını kabul ettiğini, ancak bu ödemenin üçüncü kişinin borcunun üstlenilmesi nedeniyle yapıldığını iddia ettiğini, davalının bu beyanının bağlantısız bileşik ikrar niteliğinde olduğunu, istinaf ve mahkeme tarafından vasıflı ikrar yönündeki hukuki nitelemenin hatalı olduğunu, bağlantısız bileşik ikrarın özelliği gereğince, yapılan ödemenin başka bir borç nedeniyle yapıldığının davalı tarafından kanıtlanması gerektiğini, ispat yükünün davalıda olduğunu, Yargıtay'ın emsal olarak gösterilen kararlarında ''davacı ile üçüncü kişi arasında organik bağ olduğu durumda savunmanın vasıflı ikrar olarak değerlendirileceği'' hususunun kabul edildiğini, somut olayda müvekkil ile üçüncü kişi durumundaki şirket ile aralarında organik bağ bulunmadığından, ikrarın bağlantısız bileşik ikrar olarak değerlendirilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme yapıldığını, ayrıca, maddi tazminatlarda davanın reddi halinde maktu vekâlet ücreti takdiri gerekirken mahkemece nispi vekâlet ücretine hükmedilmesinin de hatalı olduğu gerekçesi ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması istenmiştir.
2.Davalı vekili katılma yoluyla istinaf dilekçesinde özetle; mahkemenin davanın reddine dair kararı yerinde olmakla birlikte, takip ve dava açmakta kötü niyetli olan davacı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmemesinin usule aykırı olduğunu, davacının ödeme tarihi ile takip başlattığı tarih arasında iki yıllık süre olduğunu, avans olarak ödeme yaptığını iddia etmesine rağmen kendilerine bu konuda hiçbir bildirimde bulunulmadığını, davacının temerrüt olmamasına rağmen faiz isteminin de kötüniyetli olduğunu gösterdiğini belirterek İlk Derece Mahkemesinin kötü niyet tazminatının reddine dair kararının kaldırılarak talepleri gibi karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile ilk derece mahkemesi tarafından Daire kararına uygun olarak davacıya yemin teklif etme hakkının hatırlatıldığı, davacının yemin teklif ettiği, davalının da yemini eda etmiş olduğu, davacı tarafından davaya konu havalenin avans olarak gönderildiği iddiasının ispat edilemediği, dolayısıyla davanın reddine dair ilk derece mahkemesi kararı yerinde olduğu, somut olayın özellikleri dikkate alındığında kötü niyet tazminatı şartlarının da bulunmadığı gerekçesi ile tarafların istinaf istemlerinin esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde belirtilen hususlar aynen tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir.
2.Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde belirtilen hususlar aynen tekrar ederek kötü niyet tazminatının reddine dair kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davalı tarafa avans olarak verildiği iddia edilen bedelin iadesini teminen yapılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 ... maddeleri.
2. 2004 sayılı İcra İflas Kanunun 67 nci maddesi.
3.6098 sayılı Türk Borçlar Kanun'un 555 ... maddesi.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 ... maddesinde yer ... sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup taraf vekillerince temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2021/1204 E. 2022/3104 K.
Ortak:vasıflı ikrar · avans ödemesi · ikrar · ispat yükü · ticari defter · e-defter · İtirazın iptali
İncelediğiniz kararda… nu, aksini iddia edenin bunu ispatla yükümlü olduğunun kabul edildiğini, davacı tarafın taraflar arasındaki ticari ilişki çerçevesinde davalı hesabına 460.000,00 TL «avans ödemesi» yaptığını iddia ettiği, davalının da bu bedeli aldığını kabul ederek 3 üncü kişiden olan alacağının ödenmesi amacıyla kendisine «havale» yapıldığını belirtmiş olmakla, davalı tarafın bedeli aldığına ilişkin «ikrarı» ve havale bedelini alma nedeni olarak ileri sürdüğü vakıalar birlikte değerlendirildiğinde, bu ikrarın bağlantısız birleşik ikrar niteliğinde olduğu, davalının havalenin alınma nedeni olarak dayandığı vakıa 3 üncü kişiden olan alacağın ödenmesi şeklinde olup ikrar edilen vakıa ile ikrara eklenen vakıa arasında hiçbir bağlantının bulunmadığını, bu nedenle «ispat yükünün» davalı tarafa ait olduğunu, «borcu üstlendiği» iddia edilen davacı ile borçlu dava dışı Marina A.Ş ve alacaklı davalı arasında borcun nakdedildiğine ilişkin uygun irade beyanlarının bulunduğuna dair bir belgenin veya sözleşmenin olması gerektiği ancak davalı tarafından bu yönde herhangi bir belge veya sözleşmenin «ibraz» edilemediği, davalı ya da dava dışı Marina A.Ş tarafından bir kısım belgeler sunulmuş ise de, bu belgelerin borcun nakdi sözleşmesinin gerçekleştiği veya davacının 3 üncü kişinin davalıya olan borcunun «ödeme taahhüdünde» bulunduğunu ispata yeterli bulunmadığı, davacının 2011 yılına ilişkin «ticari defterlerinin» usulüne uygun tutulmadığı ancak 2012 ve 2013 yılı ticari defterlerinin usulüne uygun tutulup lehine delil teşkil ettiği ve 2012-2013 yılı ticari defterlerinde cari …
… lduğunu, bu yasal karinenin tersini (havalenin borcun ödenmesinden başka bir amaçla yapıldığını) ileri süren havalecinin bu iddiasını kanıtlamakla yükümlü olduğunu, «vasıflı ikrarda»; vakıa kabul edilmekle birlikte, onun farklı bir hukuki vasıfta olduğunun ileri sürülmesi durumunda, vasıflı ikrardan söz edilmesi gerektiğini, öğretide vasıflı ikrarın bölünemeyeceğinin benimsendiğini, o halde, somut olayda davalının savunmasının vasıflı ikrar (gerekçeli inkâr) niteliğinde olduğunu ve bu ikrarın bölünemeyeceği, çünkü, vasıflı ikrarda kanıtlama yükümlülüğü, ikrar eden tarafa (davalıya) değil, vakıayı ileri süren tarafa (davacıya) ait olduğu. somut uyuşmazlıkta; davalı davaya konu paranın kendilerine gönderildiğini (maddi vakıayı) ikrar ettiği, ancak, bunların davacı tarafından ileri sürülen nedenle (avans olarak) değil, başka bir nedenle («üçüncü kişiye» ait bir borcun ödenmesi amacıyla) gönderildiğini savunmak suretiyle, vakıanın hukuksal niteliğinin ileri sürülenden farklı olduğunu bildirdiği, bu durumda, davacı tarafın, davaya konu havalenin avans olarak gönderildiği yolundaki iddiasını kanıtlamakla yükümlü olduğunu, buna bağlı olarak, davalı tarafın borç ilişkisini kanıtlama yükümlülüğü bulunmadığını, (Aynı yönde Yargıtay 3.HD'nin 2017/14178E, 2019/3264 K., 11/04/2019 tarihli kararı; Yargıtay 11.HD'nin 2012/9255 E., 2013/11522 K., 03.06.2013 Tarihli kararı), o halde, mahkemece; «ispat yükünün» davacıda olduğu ve savunmaya göre davalıya geçmediği, davacının iddiasını yazılı delillerle ispatlayamadığı dikkate alınarak davacı, dava dilekçesinde açıkça «yemin deliline dayanmış» olmakla yemin deliline başvurup başvurmayacağı hususunda beyanı alınması ve yemin «delilinin değerlendirilmesi» sureti ile karar verilmesi gerektiği gerekçesi ile davalı vekilinin istinaf isteminin kabulü ile ilk derece mahkemesinin kaldırılmasına, yargılamaya devam olunmak üzere, dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine «kesin» olarak karar verilmiştir.
İstinaf Sebepleri 1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; «ispat yükünün» müvekkile düşmediğini, ispat yükü kendisine düşmeyen tarafın «yemin teklif» etmesi ve yeminin icrasının davanın esasına etkisinin bulunmadığını, bu nedenle davada edilen yeminin hiçbir hükmünün bulunmadığını, davalının «havale» yoluyla ödeme yapıldığını kabul ettiğini, ancak bu ödemenin «üçüncü kişinin» borcunun üstlenilmesi nedeniyle yapıldığını iddia ettiğini, davalının bu beyanının «bağlantısız bileşik ikrar» niteliğinde olduğunu, istinaf ve mahkeme tarafından «vasıflı ikrar» yönündeki hukuki nitelemenin hatalı olduğunu, bağlantısız bileşik ikrarın özelliği gereğince, yapılan ödemenin başka bir borç nedeniyle yapıldığının davalı tarafından kanıtlanması gerektiğini, ispat yükünün davalıda olduğunu, Yargıtay'ın emsal olarak gösterilen kararlarında ''davacı ile üçüncü kişi arasında «organik bağ» olduğu durumda savunmanın vasıflı ikrar olarak değerlendirileceği'' hususunun kabul edildiğini, somut olayda müvekkil ile üçüncü kişi durumundaki şirket ile aralarında organik bağ bulunmadığından, ikrarın bağlantısız bileşik ikrar olarak değerlendirilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme yapıldığını, ayrıca, «maddi tazminatlarda davanın» reddi halinde maktu vekâlet ücreti takdiri gerekirken mahkemece nispi vekâlet ücretine hükmedilmesinin de hatalı olduğu gerekçesi ile İlk Derece Mahkemesi kararını …
Benzer bu kararda… rın kesinleştiği; asıl dava yönünden, davacının havalenin avans olarak gönderildiğini iddia ettiği, havalenin, mevcut bir borcun ödenmesi amacıyla yapıldığı yolunda «yasal karine» olduğu, aksini ileri süren havalecinin kanıtlamakla yükümlü olduğu, somut uyuşmazlıkta, davalının davaya konu paranın kendilerine gönderildiğini (maddi vakıayı) «ikrar» ettiği, ancak bunların davacı tarafından ileri sürülen nedenle (avans olarak) değil, başka bir nedenle (malın «teslimi» nedeniyle borcun ödenmesi amacıyla) gönderildiğini savunmak suretiyle vakıanın hukuksal niteliğinin ileri sürülenden farklı olduğunu bildirdiği, dolayısıyla davalının savunmasının «vasıflı ikrar» (gerekçeli inkâr) niteliğinde olup ikrar bölünemeyeceği, zira vasıflı ikrarda kanıtlama yükümlülüğünün, ikrar eden tarafa (davalıya) değil, vakıayı ileri süren tarafa (davacıya) ait olduğu, bu durumda, davacının davaya konu havalenin avans olarak gönderildiği iddiasını kanıtlamakla yükümlü olduğu, davalının borç ilişkisini kanıtlama yükümlülüğünün bulunmadığı, davacı tarafın «ticari defterlerinde» borcun kayıtlı olmasının alacağın varlığını tek başına ispata elverişli olmadığı, davacının ödemenin avans niteliğinde olduğuna dair «yazılı delil» sunmadığı, yapılan havalenin, avans olduğuna ilişkin iddiasını ispat edemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bozma ilamına uyularak yapılan yargılamada, her iki tarafın «ticari defterlerinde» de davacının 93.609,00 TL’lik mal aldığı davalının da bu miktarda mal sattığı kayıtlı olup 6100 sayılı HMK’nın 222/4. maddesi uyarınca, «ticari defterlerdeki kayıtlar» sahipleri «aleyhine delil» teşkil ettiğinden iddia ettiği gibi daha fazla bedelde mal sattığını ve «teslim» ettiğini «ispat yükü» davalı tarafa geçmiş olup bilirkişi raporunda da ifade olunduğu üzere ayrıca davalının davacıdan toplam 115.000,00 TL ödeme aldığını da «ikrar» etmesine göre aradaki fark kadar itirazın iptaline karar verilmesi gerekirken hatalı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış hükmün bu nedenle bo …
TBK 207/2 maddesinde ifade olunan "«birlikte ifa" kuralı» uyarınca «avans ödemesi» yaptığını kanıtlama yükümlüğünün davacıya ait olduğu, mahkemece «ispat yükünün» tayininde hataya düşüldüğünden söz edilmiştir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:birlikte ifa kuralı · birlikte ifa · yasal karine · aleyhe delil · karine · ticari defter ve kayıtlar · yazılı delil · ifa
Benzer bu kararda… rın kesinleştiği; asıl dava yönünden, davacının havalenin avans olarak gönderildiğini iddia ettiği, havalenin, mevcut bir borcun ödenmesi amacıyla yapıldığı yolunda «yasal karine» olduğu, aksini ileri süren havalecinin kanıtlamakla yükümlü olduğu, somut uyuşmazlıkta, davalının davaya konu paranın kendilerine gönderildiğini (maddi vakıayı) «ikrar» ettiği, ancak bunların davacı tarafından ileri sürülen nedenle (avans olarak) değil, başka bir nedenle (malın «teslimi» nedeniyle borcun ödenmesi amacıyla) gönderildiğini savunmak suretiyle vakıanın hukuksal niteliğinin ileri sürülenden farklı olduğunu bildirdiği, dolayısıyla davalının savunmasının «vasıflı ikrar» (gerekçeli inkâr) niteliğinde olup ikrar bölünemeyeceği, zira vasıflı ikrarda kanıtlama yükümlülüğünün, ikrar eden tarafa (davalıya) değil, vakıayı ileri süren tarafa (davacıya) ait olduğu, bu durumda, davacının davaya konu havalenin avans olarak gönderildiği iddiasını kanıtlamakla yükümlü olduğu, davalının borç ilişkisini kanıtlama yükümlülüğünün bulunmadığı, davacı tarafın «ticari defterlerinde» borcun kayıtlı olmasının alacağın varlığını tek başına ispata elverişli olmadığı, davacının ödemenin avans niteliğinde olduğuna dair «yazılı delil» sunmadığı, yapılan havalenin, avans olduğuna ilişkin iddiasını ispat edemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
TBK 207/2 maddesinde ifade olunan "«birlikte ifa" kuralı» uyarınca «avans ödemesi» yaptığını kanıtlama yükümlüğünün davacıya ait olduğu, mahkemece «ispat yükünün» tayininde hataya düşüldüğünden söz edilmiştir.
Bozma ilamına uyularak yapılan yargılamada, her iki tarafın «ticari defterlerinde» de davacının 93.609,00 TL’lik mal aldığı davalının da bu miktarda mal sattığı kayıtlı olup 6100 sayılı HMK’nın 222/4. maddesi uyarınca, «ticari defterlerdeki kayıtlar» sahipleri «aleyhine delil» teşkil ettiğinden iddia ettiği gibi daha fazla bedelde mal sattığını ve «teslim» ettiğini «ispat yükü» davalı tarafa geçmiş olup bilirkişi raporunda da ifade olunduğu üzere ayrıca davalının davacıdan toplam 115.000,00 TL ödeme aldığını da «ikrar» etmesine göre aradaki fark kadar itirazın iptaline karar verilmesi gerekirken hatalı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış hükmün bu nedenle bo …
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/6671 E. 2014/12073 K.
Ortak:vasıflı ikrar · ikrar · ispat yükü · havale · icra inkar tazminatı · inkar tazminatı · kesin hüküm
İncelediğiniz kararda… lduğunu, bu yasal karinenin tersini (havalenin borcun ödenmesinden başka bir amaçla yapıldığını) ileri süren havalecinin bu iddiasını kanıtlamakla yükümlü olduğunu, «vasıflı ikrarda»; vakıa kabul edilmekle birlikte, onun farklı bir hukuki vasıfta olduğunun ileri sürülmesi durumunda, vasıflı ikrardan söz edilmesi gerektiğini, öğretide vasıflı ikrarın bölünemeyeceğinin benimsendiğini, o halde, somut olayda davalının savunmasının vasıflı ikrar (gerekçeli inkâr) niteliğinde olduğunu ve bu ikrarın bölünemeyeceği, çünkü, vasıflı ikrarda kanıtlama yükümlülüğü, ikrar eden tarafa (davalıya) değil, vakıayı ileri süren tarafa (davacıya) ait olduğu. somut uyuşmazlıkta; davalı davaya konu paranın kendilerine gönderildiğini (maddi vakıayı) ikrar ettiği, ancak, bunların davacı tarafından ileri sürülen nedenle (avans olarak) değil, başka bir nedenle («üçüncü kişiye» ait bir borcun ödenmesi amacıyla) gönderildiğini savunmak suretiyle, vakıanın hukuksal niteliğinin ileri sürülenden farklı olduğunu bildirdiği, bu durumda, davacı tarafın, davaya konu havalenin avans olarak gönderildiği yolundaki iddiasını kanıtlamakla yükümlü olduğunu, buna bağlı olarak, davalı tarafın borç ilişkisini kanıtlama yükümlülüğü bulunmadığını, (Aynı yönde Yargıtay 3.HD'nin 2017/14178E, 2019/3264 K., 11/04/2019 tarihli kararı; Yargıtay 11.HD'nin 2012/9255 E., 2013/11522 K., 03.06.2013 Tarihli kararı), o halde, mahkemece; «ispat yükünün» davacıda olduğu ve savunmaya göre davalıya geçmediği, davacının iddiasını yazılı delillerle ispatlayamadığı dikkate alınarak davacı, dava dilekçesinde açıkça «yemin deliline dayanmış» olmakla yemin deliline başvurup başvurmayacağı hususunda beyanı alınması ve yemin «delilinin değerlendirilmesi» sureti ile karar verilmesi gerektiği gerekçesi ile davalı vekilinin istinaf isteminin kabulü ile ilk derece mahkemesinin kaldırılmasına, yargılamaya devam olunmak üzere, dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine «kesin» olarak karar verilmiştir.
İstinaf Sebepleri 1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; «ispat yükünün» müvekkile düşmediğini, ispat yükü kendisine düşmeyen tarafın «yemin teklif» etmesi ve yeminin icrasının davanın esasına etkisinin bulunmadığını, bu nedenle davada edilen yeminin hiçbir hükmünün bulunmadığını, davalının «havale» yoluyla ödeme yapıldığını kabul ettiğini, ancak bu ödemenin «üçüncü kişinin» borcunun üstlenilmesi nedeniyle yapıldığını iddia ettiğini, davalının bu beyanının «bağlantısız bileşik ikrar» niteliğinde olduğunu, istinaf ve mahkeme tarafından «vasıflı ikrar» yönündeki hukuki nitelemenin hatalı olduğunu, bağlantısız bileşik ikrarın özelliği gereğince, yapılan ödemenin başka bir borç nedeniyle yapıldığının davalı tarafından kanıtlanması gerektiğini, ispat yükünün davalıda olduğunu, Yargıtay'ın emsal olarak gösterilen kararlarında ''davacı ile üçüncü kişi arasında «organik bağ» olduğu durumda savunmanın vasıflı ikrar olarak değerlendirileceği'' hususunun kabul edildiğini, somut olayda müvekkil ile üçüncü kişi durumundaki şirket ile aralarında organik bağ bulunmadığından, ikrarın bağlantısız bileşik ikrar olarak değerlendirilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme yapıldığını, ayrıca, «maddi tazminatlarda davanın» reddi halinde maktu vekâlet ücreti takdiri gerekirken mahkemece nispi vekâlet ücretine hükmedilmesinin de hatalı olduğu gerekçesi ile İlk Derece Mahkemesi kararını …
… nu, aksini iddia edenin bunu ispatla yükümlü olduğunun kabul edildiğini, davacı tarafın taraflar arasındaki ticari ilişki çerçevesinde davalı hesabına 460.000,00 TL «avans ödemesi» yaptığını iddia ettiği, davalının da bu bedeli aldığını kabul ederek 3 üncü kişiden olan alacağının ödenmesi amacıyla kendisine «havale» yapıldığını belirtmiş olmakla, davalı tarafın bedeli aldığına ilişkin «ikrarı» ve havale bedelini alma nedeni olarak ileri sürdüğü vakıalar birlikte değerlendirildiğinde, bu ikrarın bağlantısız birleşik ikrar niteliğinde olduğu, davalının havalenin alınma nedeni olarak dayandığı vakıa 3 üncü kişiden olan alacağın ödenmesi şeklinde olup ikrar edilen vakıa ile ikrara eklenen vakıa arasında hiçbir bağlantının bulunmadığını, bu nedenle «ispat yükünün» davalı tarafa ait olduğunu, «borcu üstlendiği» iddia edilen davacı ile borçlu dava dışı Marina A.Ş ve alacaklı davalı arasında borcun nakdedildiğine ilişkin uygun irade beyanlarının bulunduğuna dair bir belgenin veya sözleşmenin olması gerektiği ancak davalı tarafından bu yönde herhangi bir belge veya sözleşmenin «ibraz» edilemediği, davalı ya da dava dışı Marina A.Ş tarafından bir kısım belgeler sunulmuş ise de, bu belgelerin borcun nakdi sözleşmesinin gerçekleştiği veya davacının 3 üncü kişinin davalıya olan borcunun «ödeme taahhüdünde» bulunduğunu ispata yeterli bulunmadığı, davacının 2011 yılına ilişkin «ticari defterlerinin» usulüne uygun tutulmadığı ancak 2012 ve 2013 yılı ticari defterlerinin usulüne uygun tutulup lehine delil teşkil ettiği ve 2012-2013 yılı ticari defterlerinde cari …
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, davalının davacının «havale» yolu ile kendisine gönderdiği dava konusu edilen 50.000 TL'yi daha önce davacıya borç olarak verdiğini «kesin» delille ispatlayamadığı gerekçesiyle; davanın kabulüne, davalının «icra takibine itirazının» iptaline, takibin devamına, asıl alacağın % 20'si oranında «icra inkar tazminatının» davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
Yani, «vasıflı ikrarda» «ispat yükü», vakıayı ileri süren tarafta olup, o vakıayı vasıflı olarak ikrar eden tarafta değildir. (Baki Kuru, 2001, Hukuk Muhakemeleri Usulü, Cilt 2, Sayfa 2052 vd.) Öte yandan, yine Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2004/4-362 Esas, 2004/347 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere; «havale», hukuksal nitelik itibariyle bir ödeme vasıtasıdır.
Somut olaya baktığımızda, davalının kabulünün «vasıflı ikrar» olduğu, davacının ileri sürdüğü paranın gönderilmesi vakıasının davalı tarafından ikrar edildiği; fakat davacının iddia ettiği gibi bu paranın şirket ihtiyacına ilişkin olarak gönderildiği ve davalı tarafından şirket hesabına geçirilmediğinin inkar edildiği, bu çeşit ikrarın bölünemeyeceği nazara alınarak, davada «ispat yükünün» davacıda olduğu kabul edilmelidir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:yasal karine · limited şirket müdürü · aleyhe delil · karine · şirket müdürü · icra takibine itiraz · limited şirket
Benzer bu kararda1- Dava, davacının ortağı olduğu «limited şirketin müdürü» davalının şirket ihtiyacı için gönderilen parayı şirket hesabına geçirmemesi sebebiyle oluştuğu ileri sürülen alacağın tahsili amacıyla girişilen «icra takibine itirazın» iptali istemine ilişkindir.
Eş söyleyişle, havalenin, mevcut bir borcun ödenmesi amacıyla yapıldığı yolunda «yasal karine» mevcut olup, bu yasal karinenin aksini yani havalenin borcun ödenmesinden başka bir amaçla yapıldığını iddia edenin ispatlaması gerekir.
Mahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, davalının davacının «havale» yolu ile kendisine gönderdiği dava konusu edilen 50.000 TL'yi daha önce davacıya borç olarak verdiğini «kesin» delille ispatlayamadığı gerekçesiyle; davanın kabulüne, davalının «icra takibine itirazının» iptaline, takibin devamına, asıl alacağın % 20'si oranında «icra inkar tazminatının» davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
Davacı, «şirket müdürü» olan davalının şirketin ihtiyacı bulunduğunu belirtmesi üzerine her biri 25.000 TL tutarında iki ayrı gönderinin şirketin nakit ihtiyaçlarına binaen davalının banka hesabına «havale» edildiğini iddia etmiş, davalı ise dava konusu edilen toplam 50.000,00 TL'nin daha önce davalı tarafından davacıya verilen borcun ödemesi olduğunu savunmuştur.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/4506 E. 2021/6795 K.
Ortak:bağlantısız bileşik ikrar · vasıflı ikrar · ikrar · ispat yükü · kötü niyet · havale · icra inkar tazminatı · inkar tazminatı
İncelediğiniz karardaİstinaf Sebepleri 1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; «ispat yükünün» müvekkile düşmediğini, ispat yükü kendisine düşmeyen tarafın «yemin teklif» etmesi ve yeminin icrasının davanın esasına etkisinin bulunmadığını, bu nedenle davada edilen yeminin hiçbir hükmünün bulunmadığını, davalının «havale» yoluyla ödeme yapıldığını kabul ettiğini, ancak bu ödemenin «üçüncü kişinin» borcunun üstlenilmesi nedeniyle yapıldığını iddia ettiğini, davalının bu beyanının «bağlantısız bileşik ikrar» niteliğinde olduğunu, istinaf ve mahkeme tarafından «vasıflı ikrar» yönündeki hukuki nitelemenin hatalı olduğunu, bağlantısız bileşik ikrarın özelliği gereğince, yapılan ödemenin başka bir borç nedeniyle yapıldığının davalı tarafından kanıtlanması gerektiğini, ispat yükünün davalıda olduğunu, Yargıtay'ın emsal olarak gösterilen kararlarında ''davacı ile üçüncü kişi arasında «organik bağ» olduğu durumda savunmanın vasıflı ikrar olarak değerlendirileceği'' hususunun kabul edildiğini, somut olayda müvekkil ile üçüncü kişi durumundaki şirket ile aralarında organik bağ bulunmadığından, ikrarın bağlantısız bileşik ikrar olarak değerlendirilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme yapıldığını, ayrıca, «maddi tazminatlarda davanın» reddi halinde maktu vekâlet ücreti takdiri gerekirken mahkemece nispi vekâlet ücretine hükmedilmesinin de hatalı olduğu gerekçesi ile İlk Derece Mahkemesi kararını …
… nu, aksini iddia edenin bunu ispatla yükümlü olduğunun kabul edildiğini, davacı tarafın taraflar arasındaki ticari ilişki çerçevesinde davalı hesabına 460.000,00 TL «avans ödemesi» yaptığını iddia ettiği, davalının da bu bedeli aldığını kabul ederek 3 üncü kişiden olan alacağının ödenmesi amacıyla kendisine «havale» yapıldığını belirtmiş olmakla, davalı tarafın bedeli aldığına ilişkin «ikrarı» ve havale bedelini alma nedeni olarak ileri sürdüğü vakıalar birlikte değerlendirildiğinde, bu ikrarın bağlantısız birleşik ikrar niteliğinde olduğu, davalının havalenin alınma nedeni olarak dayandığı vakıa 3 üncü kişiden olan alacağın ödenmesi şeklinde olup ikrar edilen vakıa ile ikrara eklenen vakıa arasında hiçbir bağlantının bulunmadığını, bu nedenle «ispat yükünün» davalı tarafa ait olduğunu, «borcu üstlendiği» iddia edilen davacı ile borçlu dava dışı Marina A.Ş ve alacaklı davalı arasında borcun nakdedildiğine ilişkin uygun irade beyanlarının bulunduğuna dair bir belgenin veya sözleşmenin olması gerektiği ancak davalı tarafından bu yönde herhangi bir belge veya sözleşmenin «ibraz» edilemediği, davalı ya da dava dışı Marina A.Ş tarafından bir kısım belgeler sunulmuş ise de, bu belgelerin borcun nakdi sözleşmesinin gerçekleştiği veya davacının 3 üncü kişinin davalıya olan borcunun «ödeme taahhüdünde» bulunduğunu ispata yeterli bulunmadığı, davacının 2011 yılına ilişkin «ticari defterlerinin» usulüne uygun tutulmadığı ancak 2012 ve 2013 yılı ticari defterlerinin usulüne uygun tutulup lehine delil teşkil ettiği ve 2012-2013 yılı ticari defterlerinde cari …
… lduğunu, bu yasal karinenin tersini (havalenin borcun ödenmesinden başka bir amaçla yapıldığını) ileri süren havalecinin bu iddiasını kanıtlamakla yükümlü olduğunu, «vasıflı ikrarda»; vakıa kabul edilmekle birlikte, onun farklı bir hukuki vasıfta olduğunun ileri sürülmesi durumunda, vasıflı ikrardan söz edilmesi gerektiğini, öğretide vasıflı ikrarın bölünemeyeceğinin benimsendiğini, o halde, somut olayda davalının savunmasının vasıflı ikrar (gerekçeli inkâr) niteliğinde olduğunu ve bu ikrarın bölünemeyeceği, çünkü, vasıflı ikrarda kanıtlama yükümlülüğü, ikrar eden tarafa (davalıya) değil, vakıayı ileri süren tarafa (davacıya) ait olduğu. somut uyuşmazlıkta; davalı davaya konu paranın kendilerine gönderildiğini (maddi vakıayı) ikrar ettiği, ancak, bunların davacı tarafından ileri sürülen nedenle (avans olarak) değil, başka bir nedenle («üçüncü kişiye» ait bir borcun ödenmesi amacıyla) gönderildiğini savunmak suretiyle, vakıanın hukuksal niteliğinin ileri sürülenden farklı olduğunu bildirdiği, bu durumda, davacı tarafın, davaya konu havalenin avans olarak gönderildiği yolundaki iddiasını kanıtlamakla yükümlü olduğunu, buna bağlı olarak, davalı tarafın borç ilişkisini kanıtlama yükümlülüğü bulunmadığını, (Aynı yönde Yargıtay 3.HD'nin 2017/14178E, 2019/3264 K., 11/04/2019 tarihli kararı; Yargıtay 11.HD'nin 2012/9255 E., 2013/11522 K., 03.06.2013 Tarihli kararı), o halde, mahkemece; «ispat yükünün» davacıda olduğu ve savunmaya göre davalıya geçmediği, davacının iddiasını yazılı delillerle ispatlayamadığı dikkate alınarak davacı, dava dilekçesinde açıkça «yemin deliline dayanmış» olmakla yemin deliline başvurup başvurmayacağı hususunda beyanı alınması ve yemin «delilinin değerlendirilmesi» sureti ile karar verilmesi gerektiği gerekçesi ile davalı vekilinin istinaf isteminin kabulü ile ilk derece mahkemesinin kaldırılmasına, yargılamaya devam olunmak üzere, dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine «kesin» olarak karar verilmiştir.
Benzer bu karardaBölge Adliye Mahkemesince, davalının savunmasının "bağlantısız birleşik «ikrar»" niteliğinde olduğu ve bu durumda «ispat yükünün» davalıda bulunduğu, davalının davacı tarafın davalı şirket hesabına göndermiş olduğu «havale» işlemine konu para karşılığı, dava dışı ...
Şti.'den «çek» «teslim» aldığı hususunu kanıtlayamadığı, davalı «ispat külfetini» yerine getirmediğinden, davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği, mahkemece yazılı şekilde «ispat yükü» ters çevrilmek suretiyle davacı tarafa yüklenerek davanın reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olduğundan davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile mahkeme kararının HMK 353/1-b-3. maddesi uyarınca kaldırılarak, davanın kabulü ile Malatya İcra Dairesi'nin 2016/75578 Esas sayılı icra dosyasının takip sayılı dosyasında davalının itirazının 150.200,00 TL’lik miktar yönünden iptali ile takibin bu miktar üzerinden devamına, davacının «icra inkar tazminatı» talebinin alacak bilinebilir olduğundan kabulü ile hüküm altına alınan 150.200,00 TL'nin %20'si oranında hesaplanan 30.040,00 TL icra inkar tazminatının davalıdan …
Mahkemece «ispat yükünün» davacıda olduğu kabul edilerek ispatlanamayan davanın reddine karar verilmiş, davacı vekilinin «istinaf yoluna başvurması» üzerine bölge adliye mahkemesince davalı savunmasının «bağlantısız bileşik ikrar» niteliğinde olması nedeniyle ispat yükünün davalıda olduğu gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılmış, davalı yanın savunmasını ispat edemediğinden bahisle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:karine · ispat külfeti · icra takibine itiraz · çek · dava sebebi · dahili dava · teslim
Benzer bu karardaŞti.'den «çek» «teslim» aldığı hususunu kanıtlayamadığı, davalı «ispat külfetini» yerine getirmediğinden, davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği, mahkemece yazılı şekilde «ispat yükü» ters çevrilmek suretiyle davacı tarafa yüklenerek davanın reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olduğundan davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile mahkeme kararının HMK 353/1-b-3. maddesi uyarınca kaldırılarak, davanın kabulü ile Malatya İcra Dairesi'nin 2016/75578 Esas sayılı icra dosyasının takip sayılı dosyasında davalının itirazının 150.200,00 TL’lik miktar yönünden iptali ile takibin bu miktar üzerinden devamına, davacının «icra inkar tazminatı» talebinin alacak bilinebilir olduğundan kabulü ile hüküm altına alınan 150.200,00 TL'nin %20'si oranında hesaplanan 30.040,00 TL icra inkar tazminatının davalıdan …
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, itirazın iptali davasında takip talepnamesinde dayanılan borç ve borcun «sebebi» ile bağlı olunduğu, «ispat yükünün» davayı açan alacaklıda olduğu, alacaklının alacağını ispatla yükümlü olduğunu, davacının takip talebinden farklı bir sebebe dayalı olarak itirazın iptali davasını açmakla itirazın iptali davasının yasalarda düzenlenen amacıyla bağdaşmayan bir talepte bulunduğu, taraflar arasında herhangi bir ticari ilişkinin bulunmadığı, gönderilen havalelerin hangi ticari ilişkiye dayalı olarak gönderildiğinin tespit edilemediği, havalenin bir borcun ödenmesine «karine» teşkil ettiği gerekçesiyle ispatlanamayan davanın reddine, davacının «kötü niyeti» kanıtlanamadığından davacı aleyhine tazminata hükmedilmesine yer olmadığına karar verilmiş, hükme karşı davacı vekili tarafından «istinaf yoluna başvurulmuştur».
Dava, satım ilişkisine dayalı avans olarak gönderildiği ileri sürülen paranın, «teslimat» gerçekleşmemesi nedeniyle iadesi nedeni gösterilerek başlatılan «icra takibine itirazın» iptali istemine ilişkindir.
Davacı yan, dava dilekçesinde davalı ile buğday ürününe dair «dahili» işleme izin belgesi alımı konusunda anlaşmaya varıldığını ancak belgenin «teslim» edilmediğini ileri sürerek gönderilen paranın iadesi için başlatılan takibe itirazın iptalini talep etmiş, davalı ise gönderilen paranın dahili işleme belgesiyle ilgisi bulunmadığını, müvekkilince 3. kişiye satılan buğday bedelinin ödemesine ilişkin olduğunu savunmuştur.
3 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2021/5332 E. 2022/9312 K.
Ortak:bağlantısız bileşik ikrar · ikrar · üçüncü kişi · havale · kesin hüküm
İncelediğiniz karardaİstinaf Sebepleri 1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; «ispat yükünün» müvekkile düşmediğini, ispat yükü kendisine düşmeyen tarafın «yemin teklif» etmesi ve yeminin icrasının davanın esasına etkisinin bulunmadığını, bu nedenle davada edilen yeminin hiçbir hükmünün bulunmadığını, davalının «havale» yoluyla ödeme yapıldığını kabul ettiğini, ancak bu ödemenin «üçüncü kişinin» borcunun üstlenilmesi nedeniyle yapıldığını iddia ettiğini, davalının bu beyanının «bağlantısız bileşik ikrar» niteliğinde olduğunu, istinaf ve mahkeme tarafından «vasıflı ikrar» yönündeki hukuki nitelemenin hatalı olduğunu, bağlantısız bileşik ikrarın özelliği gereğince, yapılan ödemenin başka bir borç nedeniyle yapıldığının davalı tarafından kanıtlanması gerektiğini, ispat yükünün davalıda olduğunu, Yargıtay'ın emsal olarak gösterilen kararlarında ''davacı ile üçüncü kişi arasında «organik bağ» olduğu durumda savunmanın vasıflı ikrar olarak değerlendirileceği'' hususunun kabul edildiğini, somut olayda müvekkil ile üçüncü kişi durumundaki şirket ile aralarında organik bağ bulunmadığından, ikrarın bağlantısız bileşik ikrar olarak değerlendirilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme yapıldığını, ayrıca, «maddi tazminatlarda davanın» reddi halinde maktu vekâlet ücreti takdiri gerekirken mahkemece nispi vekâlet ücretine hükmedilmesinin de hatalı olduğu gerekçesi ile İlk Derece Mahkemesi kararını …
… lduğunu, bu yasal karinenin tersini (havalenin borcun ödenmesinden başka bir amaçla yapıldığını) ileri süren havalecinin bu iddiasını kanıtlamakla yükümlü olduğunu, «vasıflı ikrarda»; vakıa kabul edilmekle birlikte, onun farklı bir hukuki vasıfta olduğunun ileri sürülmesi durumunda, vasıflı ikrardan söz edilmesi gerektiğini, öğretide vasıflı ikrarın bölünemeyeceğinin benimsendiğini, o halde, somut olayda davalının savunmasının vasıflı ikrar (gerekçeli inkâr) niteliğinde olduğunu ve bu ikrarın bölünemeyeceği, çünkü, vasıflı ikrarda kanıtlama yükümlülüğü, ikrar eden tarafa (davalıya) değil, vakıayı ileri süren tarafa (davacıya) ait olduğu. somut uyuşmazlıkta; davalı davaya konu paranın kendilerine gönderildiğini (maddi vakıayı) ikrar ettiği, ancak, bunların davacı tarafından ileri sürülen nedenle (avans olarak) değil, başka bir nedenle («üçüncü kişiye» ait bir borcun ödenmesi amacıyla) gönderildiğini savunmak suretiyle, vakıanın hukuksal niteliğinin ileri sürülenden farklı olduğunu bildirdiği, bu durumda, davacı tarafın, davaya konu havalenin avans olarak gönderildiği yolundaki iddiasını kanıtlamakla yükümlü olduğunu, buna bağlı olarak, davalı tarafın borç ilişkisini kanıtlama yükümlülüğü bulunmadığını, (Aynı yönde Yargıtay 3.HD'nin 2017/14178E, 2019/3264 K., 11/04/2019 tarihli kararı; Yargıtay 11.HD'nin 2012/9255 E., 2013/11522 K., 03.06.2013 Tarihli kararı), o halde, mahkemece; «ispat yükünün» davacıda olduğu ve savunmaya göre davalıya geçmediği, davacının iddiasını yazılı delillerle ispatlayamadığı dikkate alınarak davacı, dava dilekçesinde açıkça «yemin deliline dayanmış» olmakla yemin deliline başvurup başvurmayacağı hususunda beyanı alınması ve yemin «delilinin değerlendirilmesi» sureti ile karar verilmesi gerektiği gerekçesi ile davalı vekilinin istinaf isteminin kabulü ile ilk derece mahkemesinin kaldırılmasına, yargılamaya devam olunmak üzere, dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine «kesin» olarak karar verilmiştir.
… nu, aksini iddia edenin bunu ispatla yükümlü olduğunun kabul edildiğini, davacı tarafın taraflar arasındaki ticari ilişki çerçevesinde davalı hesabına 460.000,00 TL «avans ödemesi» yaptığını iddia ettiği, davalının da bu bedeli aldığını kabul ederek 3 üncü kişiden olan alacağının ödenmesi amacıyla kendisine «havale» yapıldığını belirtmiş olmakla, davalı tarafın bedeli aldığına ilişkin «ikrarı» ve havale bedelini alma nedeni olarak ileri sürdüğü vakıalar birlikte değerlendirildiğinde, bu ikrarın bağlantısız birleşik ikrar niteliğinde olduğu, davalının havalenin alınma nedeni olarak dayandığı vakıa 3 üncü kişiden olan alacağın ödenmesi şeklinde olup ikrar edilen vakıa ile ikrara eklenen vakıa arasında hiçbir bağlantının bulunmadığını, bu nedenle «ispat yükünün» davalı tarafa ait olduğunu, «borcu üstlendiği» iddia edilen davacı ile borçlu dava dışı Marina A.Ş ve alacaklı davalı arasında borcun nakdedildiğine ilişkin uygun irade beyanlarının bulunduğuna dair bir belgenin veya sözleşmenin olması gerektiği ancak davalı tarafından bu yönde herhangi bir belge veya sözleşmenin «ibraz» edilemediği, davalı ya da dava dışı Marina A.Ş tarafından bir kısım belgeler sunulmuş ise de, bu belgelerin borcun nakdi sözleşmesinin gerçekleştiği veya davacının 3 üncü kişinin davalıya olan borcunun «ödeme taahhüdünde» bulunduğunu ispata yeterli bulunmadığı, davacının 2011 yılına ilişkin «ticari defterlerinin» usulüne uygun tutulmadığı ancak 2012 ve 2013 yılı ticari defterlerinin usulüne uygun tutulup lehine delil teşkil ettiği ve 2012-2013 yılı ticari defterlerinde cari …
Benzer bu karardaBu durumda, davalının paranın alındığına dair «ikrarı» «bağlantısız bileşik ikrar» olup, davalı ikrarı yanında ayrı bir vakıa ileri sürdüğünden, bu vakıayı «ispat külfeti» kendisine düşecek olmasına göre, davalıya savunması ile ilgili delilleri sorulup hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, ispat külfetinin tayininde hataya düşülerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
İlk derece mahkemesince, iddia, savunma, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre; yeminin eda edilmesi üzerine, artık ortada «uyuşmazlık konusu» olan vakıa «kesin» delille kanıtlanmış olduğundan ve buna göre davacı davasını ispat edemediğinden, davanın reddine karar verilmiştir.
Türk Borçlar Kanunu m.555 ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olan «havale», hukuki nitelik itibariyle bir ödeme vasıtasıdır.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:yasal karine · karine · ispat külfeti · istinaf incelemesi · uyuşmazlık konusu
Benzer bu karardaBir başka ifade ile, havalenin mevcut bir borcun ödenmesi amacıyla yapıldığına dair «yasal karine» mevcuttur.
İlk derece mahkemesince, iddia, savunma, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre; yeminin eda edilmesi üzerine, artık ortada «uyuşmazlık konusu» olan vakıa «kesin» delille kanıtlanmış olduğundan ve buna göre davacı davasını ispat edemediğinden, davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince, tüm dosya kapsamına göre yapılan «istinaf incelemesi» davacının iddiasını ispat edemediğinin anlaşılması karşısında, mahkemece; davanın reddine karar verilmesinde isabetsizlik görülmediğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bu durumda, davalının paranın alındığına dair «ikrarı» «bağlantısız bileşik ikrar» olup, davalı ikrarı yanında ayrı bir vakıa ileri sürdüğünden, bu vakıayı «ispat külfeti» kendisine düşecek olmasına göre, davalıya savunması ile ilgili delilleri sorulup hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, ispat külfetinin tayininde hataya düşülerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2016/1898 E. 2016/9296 K.
Ortak:vasıflı ikrar · avans ödemesi · ikrar · ticari defter · kesin hüküm · e-defter
İncelediğiniz kararda… nu, aksini iddia edenin bunu ispatla yükümlü olduğunun kabul edildiğini, davacı tarafın taraflar arasındaki ticari ilişki çerçevesinde davalı hesabına 460.000,00 TL «avans ödemesi» yaptığını iddia ettiği, davalının da bu bedeli aldığını kabul ederek 3 üncü kişiden olan alacağının ödenmesi amacıyla kendisine «havale» yapıldığını belirtmiş olmakla, davalı tarafın bedeli aldığına ilişkin «ikrarı» ve havale bedelini alma nedeni olarak ileri sürdüğü vakıalar birlikte değerlendirildiğinde, bu ikrarın bağlantısız birleşik ikrar niteliğinde olduğu, davalının havalenin alınma nedeni olarak dayandığı vakıa 3 üncü kişiden olan alacağın ödenmesi şeklinde olup ikrar edilen vakıa ile ikrara eklenen vakıa arasında hiçbir bağlantının bulunmadığını, bu nedenle «ispat yükünün» davalı tarafa ait olduğunu, «borcu üstlendiği» iddia edilen davacı ile borçlu dava dışı Marina A.Ş ve alacaklı davalı arasında borcun nakdedildiğine ilişkin uygun irade beyanlarının bulunduğuna dair bir belgenin veya sözleşmenin olması gerektiği ancak davalı tarafından bu yönde herhangi bir belge veya sözleşmenin «ibraz» edilemediği, davalı ya da dava dışı Marina A.Ş tarafından bir kısım belgeler sunulmuş ise de, bu belgelerin borcun nakdi sözleşmesinin gerçekleştiği veya davacının 3 üncü kişinin davalıya olan borcunun «ödeme taahhüdünde» bulunduğunu ispata yeterli bulunmadığı, davacının 2011 yılına ilişkin «ticari defterlerinin» usulüne uygun tutulmadığı ancak 2012 ve 2013 yılı ticari defterlerinin usulüne uygun tutulup lehine delil teşkil ettiği ve 2012-2013 yılı ticari defterlerinde cari …
… lduğunu, bu yasal karinenin tersini (havalenin borcun ödenmesinden başka bir amaçla yapıldığını) ileri süren havalecinin bu iddiasını kanıtlamakla yükümlü olduğunu, «vasıflı ikrarda»; vakıa kabul edilmekle birlikte, onun farklı bir hukuki vasıfta olduğunun ileri sürülmesi durumunda, vasıflı ikrardan söz edilmesi gerektiğini, öğretide vasıflı ikrarın bölünemeyeceğinin benimsendiğini, o halde, somut olayda davalının savunmasının vasıflı ikrar (gerekçeli inkâr) niteliğinde olduğunu ve bu ikrarın bölünemeyeceği, çünkü, vasıflı ikrarda kanıtlama yükümlülüğü, ikrar eden tarafa (davalıya) değil, vakıayı ileri süren tarafa (davacıya) ait olduğu. somut uyuşmazlıkta; davalı davaya konu paranın kendilerine gönderildiğini (maddi vakıayı) ikrar ettiği, ancak, bunların davacı tarafından ileri sürülen nedenle (avans olarak) değil, başka bir nedenle («üçüncü kişiye» ait bir borcun ödenmesi amacıyla) gönderildiğini savunmak suretiyle, vakıanın hukuksal niteliğinin ileri sürülenden farklı olduğunu bildirdiği, bu durumda, davacı tarafın, davaya konu havalenin avans olarak gönderildiği yolundaki iddiasını kanıtlamakla yükümlü olduğunu, buna bağlı olarak, davalı tarafın borç ilişkisini kanıtlama yükümlülüğü bulunmadığını, (Aynı yönde Yargıtay 3.HD'nin 2017/14178E, 2019/3264 K., 11/04/2019 tarihli kararı; Yargıtay 11.HD'nin 2012/9255 E., 2013/11522 K., 03.06.2013 Tarihli kararı), o halde, mahkemece; «ispat yükünün» davacıda olduğu ve savunmaya göre davalıya geçmediği, davacının iddiasını yazılı delillerle ispatlayamadığı dikkate alınarak davacı, dava dilekçesinde açıkça «yemin deliline dayanmış» olmakla yemin deliline başvurup başvurmayacağı hususunda beyanı alınması ve yemin «delilinin değerlendirilmesi» sureti ile karar verilmesi gerektiği gerekçesi ile davalı vekilinin istinaf isteminin kabulü ile ilk derece mahkemesinin kaldırılmasına, yargılamaya devam olunmak üzere, dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine «kesin» olarak karar verilmiştir.
219, 222. maddesindeki meşruhatı «taşıyan» «defter» «ibrazına» ilişkin davete rağmen «ticari defterlerini» sunmadığı ve bu durumda defterlerini ibraz etmekten kaçınmış sayıldığı, delil dilekçesinde ''ve sair delil'' dayanıldığı belirtildiğinden bunun «yemini» de kapsadığı, davalıya yemin hakkının hatırlatılmış olduğunu, ancak davalı tarafın «yemin teklif» etmeyeceğini beyan ettiği gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne, itirazının 460.000,00 TL için iptaline, «işlemiş faiz» talebinin reddine, bu alacağa takip tarihinden itibaren yıllık %13,75 oranını geçmeyecek şekilde değişen oranlarda «avans faizinin» uygulanmasına, davacı lehine %20 «icra inkar tazminatına» hükmedilmesine, davalının tazminat talebinin koşulları oluşmadığından reddine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamına göre; taraflar arasında ticari ilişkinin bulunduğu, davacı «ticari defterlerinde» dava konusu çekin işlendiği ve davalıya ödeme olarak kaydedildiği, bu ödemenin «avans ödemesi» olduğu ve davalının aktifine giren dava konusu «çek» karşılığında düzenlenen «fatura» ve mal «tesliminin» bulunmadığı, anılan çekin her iki tarafın ticari defterlerinden alacak «sebebi» olarak gösterilmediği, davacı ticari defterlerinde davalıdan 20.719,42 TL alacak «kaydı» bulunduğu, bu durumda davacının davalıya borcu olmayan bir tutarı ödediği ve davalının «sebepsiz zenginleşme» ile çek miktarı kadar davacıya borçlu olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile 15.000,00 TL’nin çekin tahsil edildiği tarihinden itibaren işleyecek değişen oranlarda «reeskont faizi» ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Davalının bu savunması «vasıflı ikrar» niteliğinde olup, hukukumuzda vasıflı ikrarın bölünemeyeceği, yani vasıflı ikrarın ikrar eden «aleyhine delil» teşkil etmeyeceği, bilakis o vakıayı ileri sürenin ispat etmesi gerektiği kabul edilmektedir.
Öte yandan, «çek» bir ödeme aracı olup, dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6762 sayılı TTK’nın 692. maddesi ve 818 sayılı BK’nın 457. maddesi gereğince, çeklerin mevcut bir borcun ödenmesi amacıyla verildiği yolundaki «yasal karine» karşısında, bu yasal karinenin aksini yani çekin borcun ödenmesinden başka bir amaçla verildiğini iddia eden tarafın bunu «kesin» delillerle ispatlaması gerekmektedir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:yasal karine · aleyhe delil · delillerin toplanmaması · karine · ispat külfeti · reeskont faizi · satım sözleşmesi · ifa
Benzer bu karardaDava, «satım sözleşmesi» gereğince avans olarak verildiği ve ödendiği iddia edilen çekin, sözleşmenin «ifa» edilmemesi nedeniyle bedelinin tahsili istemine ilişkindir.
Davacı taraf, «satım sözleşmesi» gereğince verilen dava konusu çekin davalı tarafından tahsil edildiğini, ancak satım sözleşmesinin «ifa» edilmediğini ileri sürmüş, davalı ise, çekin davacı şirket yetkilisinin şahsi borcu için verildiğini savunmuştur.
Öte yandan, «çek» bir ödeme aracı olup, dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6762 sayılı TTK’nın 692. maddesi ve 818 sayılı BK’nın 457. maddesi gereğince, çeklerin mevcut bir borcun ödenmesi amacıyla verildiği yolundaki «yasal karine» karşısında, bu yasal karinenin aksini yani çekin borcun ödenmesinden başka bir amaçla verildiğini iddia eden tarafın bunu «kesin» delillerle ispatlaması gerekmektedir.
Bu durumda, mahkemece, «ispat külfetinin» davacı üzerinde olduğunun kabulü ile çekin bir ödeme aracı olduğu, hükme esas alınan bilirkişi raporlarında tespit edilen hususların yukarıda belirtilen karinenin aksini ispata yeterli olmadığı gözetilerek, buna ilişkin «delillerin toplanması» ve oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, «eksik incelemeye» dayalı yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.
-
İtirazın iptali | İcra inkar tazminatı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2008/13951 E. 2010/9727 K.
Ortak:bağlantısız bileşik ikrar · vasıflı ikrar · ikrar · ispat yükü · icra inkar tazminatı · inkar tazminatı
İncelediğiniz karardaİstinaf Sebepleri 1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; «ispat yükünün» müvekkile düşmediğini, ispat yükü kendisine düşmeyen tarafın «yemin teklif» etmesi ve yeminin icrasının davanın esasına etkisinin bulunmadığını, bu nedenle davada edilen yeminin hiçbir hükmünün bulunmadığını, davalının «havale» yoluyla ödeme yapıldığını kabul ettiğini, ancak bu ödemenin «üçüncü kişinin» borcunun üstlenilmesi nedeniyle yapıldığını iddia ettiğini, davalının bu beyanının «bağlantısız bileşik ikrar» niteliğinde olduğunu, istinaf ve mahkeme tarafından «vasıflı ikrar» yönündeki hukuki nitelemenin hatalı olduğunu, bağlantısız bileşik ikrarın özelliği gereğince, yapılan ödemenin başka bir borç nedeniyle yapıldığının davalı tarafından kanıtlanması gerektiğini, ispat yükünün davalıda olduğunu, Yargıtay'ın emsal olarak gösterilen kararlarında ''davacı ile üçüncü kişi arasında «organik bağ» olduğu durumda savunmanın vasıflı ikrar olarak değerlendirileceği'' hususunun kabul edildiğini, somut olayda müvekkil ile üçüncü kişi durumundaki şirket ile aralarında organik bağ bulunmadığından, ikrarın bağlantısız bileşik ikrar olarak değerlendirilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme yapıldığını, ayrıca, «maddi tazminatlarda davanın» reddi halinde maktu vekâlet ücreti takdiri gerekirken mahkemece nispi vekâlet ücretine hükmedilmesinin de hatalı olduğu gerekçesi ile İlk Derece Mahkemesi kararını …
… lduğunu, bu yasal karinenin tersini (havalenin borcun ödenmesinden başka bir amaçla yapıldığını) ileri süren havalecinin bu iddiasını kanıtlamakla yükümlü olduğunu, «vasıflı ikrarda»; vakıa kabul edilmekle birlikte, onun farklı bir hukuki vasıfta olduğunun ileri sürülmesi durumunda, vasıflı ikrardan söz edilmesi gerektiğini, öğretide vasıflı ikrarın bölünemeyeceğinin benimsendiğini, o halde, somut olayda davalının savunmasının vasıflı ikrar (gerekçeli inkâr) niteliğinde olduğunu ve bu ikrarın bölünemeyeceği, çünkü, vasıflı ikrarda kanıtlama yükümlülüğü, ikrar eden tarafa (davalıya) değil, vakıayı ileri süren tarafa (davacıya) ait olduğu. somut uyuşmazlıkta; davalı davaya konu paranın kendilerine gönderildiğini (maddi vakıayı) ikrar ettiği, ancak, bunların davacı tarafından ileri sürülen nedenle (avans olarak) değil, başka bir nedenle («üçüncü kişiye» ait bir borcun ödenmesi amacıyla) gönderildiğini savunmak suretiyle, vakıanın hukuksal niteliğinin ileri sürülenden farklı olduğunu bildirdiği, bu durumda, davacı tarafın, davaya konu havalenin avans olarak gönderildiği yolundaki iddiasını kanıtlamakla yükümlü olduğunu, buna bağlı olarak, davalı tarafın borç ilişkisini kanıtlama yükümlülüğü bulunmadığını, (Aynı yönde Yargıtay 3.HD'nin 2017/14178E, 2019/3264 K., 11/04/2019 tarihli kararı; Yargıtay 11.HD'nin 2012/9255 E., 2013/11522 K., 03.06.2013 Tarihli kararı), o halde, mahkemece; «ispat yükünün» davacıda olduğu ve savunmaya göre davalıya geçmediği, davacının iddiasını yazılı delillerle ispatlayamadığı dikkate alınarak davacı, dava dilekçesinde açıkça «yemin deliline dayanmış» olmakla yemin deliline başvurup başvurmayacağı hususunda beyanı alınması ve yemin «delilinin değerlendirilmesi» sureti ile karar verilmesi gerektiği gerekçesi ile davalı vekilinin istinaf isteminin kabulü ile ilk derece mahkemesinin kaldırılmasına, yargılamaya devam olunmak üzere, dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine «kesin» olarak karar verilmiştir.
… nu, aksini iddia edenin bunu ispatla yükümlü olduğunun kabul edildiğini, davacı tarafın taraflar arasındaki ticari ilişki çerçevesinde davalı hesabına 460.000,00 TL «avans ödemesi» yaptığını iddia ettiği, davalının da bu bedeli aldığını kabul ederek 3 üncü kişiden olan alacağının ödenmesi amacıyla kendisine «havale» yapıldığını belirtmiş olmakla, davalı tarafın bedeli aldığına ilişkin «ikrarı» ve havale bedelini alma nedeni olarak ileri sürdüğü vakıalar birlikte değerlendirildiğinde, bu ikrarın bağlantısız birleşik ikrar niteliğinde olduğu, davalının havalenin alınma nedeni olarak dayandığı vakıa 3 üncü kişiden olan alacağın ödenmesi şeklinde olup ikrar edilen vakıa ile ikrara eklenen vakıa arasında hiçbir bağlantının bulunmadığını, bu nedenle «ispat yükünün» davalı tarafa ait olduğunu, «borcu üstlendiği» iddia edilen davacı ile borçlu dava dışı Marina A.Ş ve alacaklı davalı arasında borcun nakdedildiğine ilişkin uygun irade beyanlarının bulunduğuna dair bir belgenin veya sözleşmenin olması gerektiği ancak davalı tarafından bu yönde herhangi bir belge veya sözleşmenin «ibraz» edilemediği, davalı ya da dava dışı Marina A.Ş tarafından bir kısım belgeler sunulmuş ise de, bu belgelerin borcun nakdi sözleşmesinin gerçekleştiği veya davacının 3 üncü kişinin davalıya olan borcunun «ödeme taahhüdünde» bulunduğunu ispata yeterli bulunmadığı, davacının 2011 yılına ilişkin «ticari defterlerinin» usulüne uygun tutulmadığı ancak 2012 ve 2013 yılı ticari defterlerinin usulüne uygun tutulup lehine delil teşkil ettiği ve 2012-2013 yılı ticari defterlerinde cari …
Benzer bu karardaYani «vasıflı ikrarda» «ispat yükü», vakıayı ileri süren tarafta olup, o vakıayı vasıflı ikrar eden tarafta değildir. (Prof.
… erekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davalının itirazının iptali ile asıl alacağın 08.06.2007 tarihinden itibaren yasal faiziyle tahsili için takibin devamına, % 40 «icra inkar tazminatının» davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Doktrinde davalının bu «ikrarına» “«bağlantılı bileşik ikrar»” denilmektedir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:kar payı alacağı · aleyhe delil · kâr payı alacağı · takas-mahsup · takas · kar payı · ifa · mahsup
Benzer bu karardaDavalı bu iddiaya karşı, “davacının tüm vergi borcunu ödediğinin doğru olduğu, ancak kendisinin de şirketten «kar payı alacağının» bulunduğu ve bu alacağının davacıya olan borcundan «takas-mahsup» edilmesi gerektiği” savunmasında bulunmuştur.
O halde somut uyuşmazlıkta şirket ortaklığı nedeniyle hissesine düşen vergi borcu yönünden «takas-mahsup» savunmasını, diğer bir deyişle kendisinin de şirketten «kar payı alacağının» bulunduğunu ispatlamak yükümlülüğü davalıya düşer.
Ancak davalının bu alacağının varlığını ispatlaması halinde dahi «kar payı alacağını» davacıdan değil, dava dışı şirketten istemesi gerekmektedir.
Dolayısıyla somut uyuşmazlıkta anılan «takas-mahsup» savunmasının davacıya karşı ileri sürülmesi mümkün değildir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2022/5206 E. , 2024/1472 K.
"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi
SAYISI 2021/2169 Esas, 2022/657 Karar
vekili Avukat ...
İHBAR OLUNAN Marina İstanbul Turizm İnş. A.Ş.
vekili Avukat ...
DAVA TARİHİ
HÜKÜM
Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ İstanbul Anadolu 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI 2020/379 E.,2021/461 K.
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü.
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin, davalının ... Akaretler Şubesindeki hesabına avans olarak 460.000,00 TL havale ettiğini, defalarca talep edilmesine rağmen avans olarak yatırılan paranın iade edilmediğini, alacağın tahsili amacıyla icra takibi başlattığını, davalının itirazın üzerine takibin durdurulduğunu belirterek anılan icra dosyasında davalının itirazının iptaline, takibin devamına ve alacağın %20'si oranındaki icra inkâr tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; taraflar arasında davacının iddia ettiği şekilde hiçbir ticari ilişkinin bulunmadığını, dava konusu bedelin müvekkilince borç olarak dava dışı ...'ye (Marina A.Ş.) verildiğini, bu borç karşılığında adı geçen firmadan senet alındığını, senedin işleme konu edilmediğini, dava dışı Marine A.Ş'nin borcunu davacı tarafından müvekkiline banka yolu ile ödendiğini, davacının sonradan işbu davaya konu bedeli haksız olarak icra takibiyle istediğini, havale işleminin esasen borcun üstlenilmesi niteliğinde olup davacı ile dava dışı Marina A.Ş arasında gelişen ve bu dava ve icra takibiyle müvekkiline yöneltilen husumetin müvekkilini bağlamayacağını, davacının avans ödemesine teşkil eden ticari ilişkiyi açıklamadığını, nitekim taraflar arasında hiçbir ticari ilişki olmadığını belirterek haksız davanın reddini ve alacağın %20'si oranındaki icra inkâr tazminatının davacıdan tahsiline karar verilmesini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İstanbul 1.Asliye Ticaret Mahkemesinin 17.11.2016 tarih, 2014/191 E., 2016/808 K. sayılı kararıyla, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanun'un 555 ... maddesinde düzenlenen havalenin hukuki nitelikçe bir ödeme vasıtası olduğu, yani, havalenin mevcut bir borcun ödenmesi amacıyla yapıldığı hususunda mevcut bir yasal karinenin mevcut olduğunu, aksini iddia edenin bunu ispatla yükümlü olduğunun kabul edildiğini, davacı tarafın taraflar arasındaki ticari ilişki çerçevesinde davalı hesabına 460.000,00 TL avans ödemesi yaptığını iddia ettiği, davalının da bu bedeli aldığını kabul ederek 3 üncü kişiden olan alacağının ödenmesi amacıyla kendisine havale yapıldığını belirtmiş olmakla, davalı tarafın bedeli aldığına ilişkin ikrarı ve havale bedelini alma nedeni olarak ileri sürdüğü vakıalar birlikte değerlendirildiğinde, bu ikrarın bağlantısız birleşik ikrar niteliğinde olduğu, davalının havalenin alınma nedeni olarak dayandığı vakıa 3 üncü kişiden olan alacağın ödenmesi şeklinde olup ikrar edilen vakıa ile ikrara eklenen vakıa arasında hiçbir bağlantının bulunmadığını, bu nedenle ispat yükünün davalı tarafa ait olduğunu, borcu üstlendiği iddia edilen davacı ile borçlu dava dışı Marina A.Ş ve alacaklı davalı arasında borcun nakdedildiğine ilişkin uygun irade beyanlarının bulunduğuna dair bir belgenin veya sözleşmenin olması gerektiği ancak davalı tarafından bu yönde herhangi bir belge veya sözleşmenin ibraz edilemediği, davalı ya da dava dışı Marina A.Ş tarafından bir kısım belgeler sunulmuş ise de, bu belgelerin borcun nakdi sözleşmesinin gerçekleştiği veya davacının 3 üncü kişinin davalıya olan borcunun ödeme taahhüdünde bulunduğunu ispata yeterli bulunmadığı, davacının 2011 yılına ilişkin ticari defterlerinin usulüne uygun tutulmadığı ancak 2012 ve 2013 yılı ticari defterlerinin usulüne uygun tutulup lehine delil teşkil ettiği ve 2012-2013 yılı ticari defterlerinde cari hesapta davalıdan 460.000,00 TL alacaklı olduğunun görüldüğü, davalının da, tarafların ticari defterlerine dayandığı ancak mahkememizce HMK.
219, 222. maddesindeki meşruhatı taşıyan defter ibrazına ilişkin davete rağmen ticari defterlerini sunmadığı ve bu durumda defterlerini ibraz etmekten kaçınmış sayıldığı, delil dilekçesinde ''ve sair delil'' dayanıldığı belirtildiğinden bunun yemini de kapsadığı, davalıya yemin hakkının hatırlatılmış olduğunu, ancak davalı tarafın yemin teklif etmeyeceğini beyan ettiği gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne, itirazının 460.000,00 TL için iptaline, işlemiş faiz talebinin reddine, bu alacağa takip tarihinden itibaren yıllık %13,75 oranını geçmeyecek şekilde değişen oranlarda avans faizinin uygulanmasına, davacı lehine %20 icra inkar tazminatına hükmedilmesine, davalının tazminat talebinin koşulları oluşmadığından reddine karar verilmiştir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16.Hukuk Dairesinin 18.10.2019 tarih, 2017/2701 E., 2019/2197 K. Sayılı kararı ile; 6098 sayılı Kanunun 555 ... vd. maddelerinde düzenlenmiş olan havalenin hukuksal nitelikçe, bir ödeme vasıtası olduğu, diğer bir anlatımla, havalenin, mevcut bir borcun ödenmesi amacıyla yapıldığı yolunda yasal karinenin mevcut olduğunu, bu yasal karinenin tersini (havalenin borcun ödenmesinden başka bir amaçla yapıldığını) ileri süren havalecinin bu iddiasını kanıtlamakla yükümlü olduğunu, vasıflı ikrarda; vakıa kabul edilmekle birlikte, onun farklı bir hukuki vasıfta olduğunun ileri sürülmesi durumunda, vasıflı ikrardan söz edilmesi gerektiğini, öğretide vasıflı ikrarın bölünemeyeceğinin benimsendiğini, o halde, somut olayda davalının savunmasının vasıflı ikrar (gerekçeli inkâr) niteliğinde olduğunu ve bu ikrarın bölünemeyeceği, çünkü, vasıflı ikrarda kanıtlama yükümlülüğü, ikrar eden tarafa (davalıya) değil, vakıayı ileri süren tarafa (davacıya) ait olduğu.
somut uyuşmazlıkta; davalı davaya konu paranın kendilerine gönderildiğini (maddi vakıayı) ikrar ettiği, ancak, bunların davacı tarafından ileri sürülen nedenle (avans olarak) değil, başka bir nedenle (üçüncü kişiye ait bir borcun ödenmesi amacıyla) gönderildiğini savunmak suretiyle, vakıanın hukuksal niteliğinin ileri sürülenden farklı olduğunu bildirdiği, bu durumda, davacı tarafın, davaya konu havalenin avans olarak gönderildiği yolundaki iddiasını kanıtlamakla yükümlü olduğunu, buna bağlı olarak, davalı tarafın borç ilişkisini kanıtlama yükümlülüğü bulunmadığını, (Aynı yönde Yargıtay 3.HD'nin 2017/14178E, 2019/3264 K., 11/04/2019 tarihli kararı; Yargıtay 11.HD'nin 2012/9255 E., 2013/11522 K., 03.06.2013 Tarihli kararı), o halde, mahkemece;
ispat yükünün davacıda olduğu ve savunmaya göre davalıya geçmediği, davacının iddiasını yazılı delillerle ispatlayamadığı dikkate alınarak davacı, dava dilekçesinde açıkça yemin deliline dayanmış olmakla yemin deliline başvurup başvurmayacağı hususunda beyanı alınması ve yemin delilinin değerlendirilmesi sureti ile karar verilmesi gerektiği gerekçesi ile davalı vekilinin istinaf isteminin kabulü ile ilk derece mahkemesinin kaldırılmasına, yargılamaya devam olunmak üzere, dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine kesin olarak karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, davacının dava dilekçesinde açıkça yemin deliline dayanmış olmakla yemin teklif etme hakkının hatırlatıldığı, davacı vekili tarafından sunulan yemin metninin davalıya tebliğ edildiği, davalının 24.06.2021 tarihli duruşmada yemini eda ettiği, davacı tarafından, davaya konu havalenin avans olarak gönderildiği iddiasının ispat edilemediği gerekçesi ile davanın reddine, şartları oluşmadığından davalının kötüniyet tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ispat yükünün müvekkile düşmediğini, ispat yükü kendisine düşmeyen tarafın yemin teklif etmesi ve yeminin icrasının davanın esasına etkisinin bulunmadığını, bu nedenle davada edilen yeminin hiçbir hükmünün bulunmadığını, davalının havale yoluyla ödeme yapıldığını kabul ettiğini, ancak bu ödemenin üçüncü kişinin borcunun üstlenilmesi nedeniyle yapıldığını iddia ettiğini, davalının bu beyanının bağlantısız bileşik ikrar niteliğinde olduğunu, istinaf ve mahkeme tarafından vasıflı ikrar yönündeki hukuki nitelemenin hatalı olduğunu, bağlantısız bileşik ikrarın özelliği gereğince, yapılan ödemenin başka bir borç nedeniyle yapıldığının davalı tarafından kanıtlanması gerektiğini, ispat yükünün davalıda olduğunu, Yargıtay'ın emsal olarak gösterilen kararlarında ''davacı ile üçüncü kişi arasında organik bağ olduğu durumda savunmanın vasıflı ikrar olarak değerlendirileceği'' hususunun kabul edildiğini, somut olayda müvekkil ile üçüncü kişi durumundaki şirket ile aralarında organik bağ bulunmadığından, ikrarın bağlantısız bileşik ikrar olarak değerlendirilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme yapıldığını, ayrıca, maddi tazminatlarda davanın reddi halinde maktu vekâlet ücreti takdiri gerekirken mahkemece nispi vekâlet ücretine hükmedilmesinin de hatalı olduğu gerekçesi ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması istenmiştir.
2.Davalı vekili katılma yoluyla istinaf dilekçesinde özetle; mahkemenin davanın reddine dair kararı yerinde olmakla birlikte, takip ve dava açmakta kötü niyetli olan davacı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmemesinin usule aykırı olduğunu, davacının ödeme tarihi ile takip başlattığı tarih arasında iki yıllık süre olduğunu, avans olarak ödeme yaptığını iddia etmesine rağmen kendilerine bu konuda hiçbir bildirimde bulunulmadığını, davacının temerrüt olmamasına rağmen faiz isteminin de kötüniyetli olduğunu gösterdiğini belirterek İlk Derece Mahkemesinin kötü niyet tazminatının reddine dair kararının kaldırılarak talepleri gibi karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile ilk derece mahkemesi tarafından Daire kararına uygun olarak davacıya yemin teklif etme hakkının hatırlatıldığı, davacının yemin teklif ettiği, davalının da yemini eda etmiş olduğu, davacı tarafından davaya konu havalenin avans olarak gönderildiği iddiasının ispat edilemediği, dolayısıyla davanın reddine dair ilk derece mahkemesi kararı yerinde olduğu, somut olayın özellikleri dikkate alındığında kötü niyet tazminatı şartlarının da bulunmadığı gerekçesi ile tarafların istinaf istemlerinin esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde belirtilen hususlar aynen tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir.
2.Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde belirtilen hususlar aynen tekrar ederek kötü niyet tazminatının reddine dair kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davalı tarafa avans olarak verildiği iddia edilen bedelin iadesini teminen yapılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 ... maddeleri.
2. 2004 sayılı İcra İflas Kanunun 67 nci maddesi.
3.6098 sayılı Türk Borçlar Kanun'un 555 ... maddesi.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 ... maddesinde yer ... sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup taraf vekillerince temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 ... maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edenlere yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
26.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1020276000 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz