Alacak
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2013/11454 E. 2014/1235 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Zamanaşımı
- 10 yıl
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
genel zamanaşımı↗ bankacılık işlemleri↗ güven kurumu↗ kıymetli evrak↗ 818 sayılı borçlar kanunu↗ tbk 99↗ havale↗ cy/cy kaydı↗ zamanaşımı↗ e-defter↗ i̇i̇k 72/son↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece yapılan yargılama sonunda iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, dava konusu havalenin 09.04.1982 tarihinde, dava tarihinden yaklaşık 30 yıl önce davalı bankaya gönderildiğine dair TCMB'nin defter kaydının sunulduğu, bunun dışındaki kayıt ve belgelere ulaşılamadığı, havale bildiriminin 16.03.1982 tarihinde davacının kocasına tebliğ edildiğine ilişkin kaydın gönderildiği, bankaların kayıtları ve mevduatları saklama süresinin 10 yıl olduğu, 6098 sayılı TBK'nın 146.maddesi ve mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 125. maddesine göre genel dava zamanaşımı süresi olan 10 yılın dolduğu, alacağın zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, davalı bankaya gönderilen davacıya ait paranın davalıdan tahsili istemine ilişkindir. Davacı adına Alman Sigorta Kurumu tarafından gönderilen 8.523,10 DM tutarındaki paranın Merkez Bankası tarafından davalı bankanın Kayseri Şubesi'ne devredilmesinden sonra, bu şube tarafından da 09.04.1982 tarihinde davalı bankanın Yozgat Şubesi'ne devredildiği anlaşılmıştır. Mahkemece, uyuşmazlığın havale sözleşmesinden kaynaklandığı kabul edilerek 10 yıllık genel dava zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.
Davaya konu alacak, davalı bankaya gönderilen havaleden kaynaklanmaktadır. Davalı herhangi bir gerçek ya da tüzel kişi olmayıp, hükümet tarafından kendisine verilen imtiyaza dayalı olarak faaliyette bulunan ve bir güven kurumu olan banka olup, kendisine tevdi olunan para, kıymetli evrak ve diğer değerleri gerek saklamak gerek verimli bir şekilde değerlendirmek gerekse talep halinde bunları hak sahiplerine faizi, getirisi ve kazancıyla birlikte iade etmek konusunda yasal yükümlülük altındadır. Bankaların hak sahiplerinin para ve para ile ölçülebilir değerleri üzerindeki bu derece geniş ve önemli tasarruf yetkileri nedeniyle bu konulardaki hak ve sorumluluklarının salt genel hükümlere göre tayini yeterli görülmediğinden bu alanda özel bir düzenlemeye gidilerek bankaların yapısı ve bankacılık işlemleri konusunda özel hükümler getiren ve öncelikle uygulanması gereken kanunlar çıkarılmış olup, somut olayda da davanın açıldığı tarihte 5411 sayılı Bankacılık Kanunu yürürlükte bulunmaktadır. Anılan Kanun’un “Zamanaşımı”na ilişkin 62. maddesinde bankalar nezdindeki mevduat, katılım fonu, emanet ve alacaklardan hak sahibinin en son talebi, işlemi, herhangi bir yazılı talimatı tarihinden başlayarak on yıl içinde aranmayanların zamanaşımına tabi olduğu belirtilmiştir. Davaya konu paranın davalı bankaya devredilmiş olduğu konusunda taraflar arasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Bu durumda mahkemece öncelikle zamanaşımı süresinin başlangıç tarihinin anılan madde uyarınca tespit edilerek bu madde uyarınca tespit edilecek zamanaşımına esas başlangıç tarihinden itibaren işbu davanın 10 yıllık sürede açılıp açılmadığının araştırılarak sonucuna göre davaya konu alacağın zamanaşımına uğrayıp uğramadığının tespiti gerekirken olayda öncelikle uygulanması gereken özel hüküm niteliğindeki anılan 62. madde uyarınca bir inceleme ve değerlendirme yapılmadan yazılı şekilde genel hükümlere göre yapılan değerlendirme sonucu davanın zamanaşımına uğradığına karar verilerek davanın bu nedenle reddi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/15764 E. 2015/1228 K.
Ortak:bankacılık işlemleri · güven kurumu · kıymetli evrak · zamanaşımı · i̇i̇k 72/son · zamanaşımı 10 yıl · Alacak
İncelediğiniz karardaDavalı herhangi bir gerçek ya da tüzel kişi olmayıp, hükümet tarafından kendisine verilen imtiyaza dayalı olarak faaliyette bulunan ve bir «güven kurumu» olan banka olup, kendisine tevdi olunan para, «kıymetli evrak» ve diğer değerleri gerek saklamak gerek verimli bir şekilde değerlendirmek gerekse talep halinde bunları hak sahiplerine faizi, getirisi ve kazancıyla birlikte iade etmek konusunda yasal yükümlülük altındadır.
Anılan Kanun’un “Zamanaşımı”na ilişkin 62. maddesinde bankalar nezdindeki mevduat, katılım fonu, emanet ve alacaklardan hak sahibinin en «son» talebi, işlemi, herhangi bir yazılı talimatı tarihinden başlayarak on yıl içinde aranmayanların «zamanaşımına» tabi olduğu belirtilmiştir.
… a, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, dava konusu havalenin 09.04.1982 tarihinde, dava tarihinden yaklaşık 30 yıl önce davalı bankaya gönderildiğine dair TCMB'nin «defter» «kaydının» sunulduğu, bunun dışındaki kayıt ve belgelere ulaşılamadığı, «havale» bildiriminin 16.03.1982 tarihinde davacının kocasına tebliğ edildiğine ilişkin kaydın gönderildiği, bankaların kayıtları ve mevduatları saklama süresinin 10 yıl olduğu, 6098 sayılı TBK'nın 146.maddesi ve mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 125. maddesine göre genel dava «zamanaşımı» süresi olan 10 yılın dolduğu, alacağın zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaDavalı herhangi bir gerçek ya da tüzel kişi olmayıp, hükümet tarafından kendisine verilen imtiyaza dayalı olarak faaliyette bulunan ve bir «güven kurumu» olan banka olup, kendisine tevdi olunan para, «kıymetli evrak» ve diğer değerleri gerek saklamak gerek verimli bir şekilde değerlendirmek gerekse talep halinde bunları hak sahiplerine faizi, getirisi ve kazancıyla birlikte iade etmek konusunda yasal yükümlülük altındadır.
Anılan Kanun'un "Zamanaşımı”na ilişkin 62. maddesinde, bankalar nezdindeki mevduat, katılım fonu, emanet ve alacaklardan hak sahibinin en «son» talebi, işlemi, herhangi bir yazılı talimatı tarihinden başlayarak on yıl içinde aranmayanların «zamanaşımına» tabi olduğu belirtilmiştir.
… niyle bu konulardaki hak ve sorumluluklarının salt genel hükümlere göre tayini yeterli görülmediğinden bu alanda özel bir düzenlemeye gidilerek bankaların yapısı ve «bankacılık işlemleri» konusunda özel hükümler getiren ve öncelikle uygulanması gereken kanunlar çıkarılmış olup, somut olayda da davanın açıldığı tarihte 5411 sayılı Bankacılık Kanunu y …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:eksik inceleme
Benzer bu karardaBu nedenlerle dosya içinde bulunan ve mahkemece ödemeye dayanak olarak alınan belgelerin çevirisi yapılmadan ve davacı hesabından ödemenin yapılıp yapılmadığı tespit edilmeden «eksik inceleme» ile karar verilmesi doğru olmamış davacı yararına bozmayı gerektirmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/9939 E. 2012/1662 K.
Ortak:bankacılık işlemleri · güven kurumu · kıymetli evrak · havale · zamanaşımı · i̇i̇k 72/son · zamanaşımı 10 yıl · Alacak
İncelediğiniz kararda… a, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, dava konusu havalenin 09.04.1982 tarihinde, dava tarihinden yaklaşık 30 yıl önce davalı bankaya gönderildiğine dair TCMB'nin «defter» «kaydının» sunulduğu, bunun dışındaki kayıt ve belgelere ulaşılamadığı, «havale» bildiriminin 16.03.1982 tarihinde davacının kocasına tebliğ edildiğine ilişkin kaydın gönderildiği, bankaların kayıtları ve mevduatları saklama süresinin 10 yıl olduğu, 6098 sayılı TBK'nın 146.maddesi ve mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 125. maddesine göre genel dava «zamanaşımı» süresi olan 10 yılın dolduğu, alacağın zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Mahkemece, uyuşmazlığın «havale» sözleşmesinden kaynaklandığı kabul edilerek 10 yıllık genel dava «zamanaşımı» süresinin dolduğu gerekçesiyle zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.
Davalı herhangi bir gerçek ya da tüzel kişi olmayıp, hükümet tarafından kendisine verilen imtiyaza dayalı olarak faaliyette bulunan ve bir «güven kurumu» olan banka olup, kendisine tevdi olunan para, «kıymetli evrak» ve diğer değerleri gerek saklamak gerek verimli bir şekilde değerlendirmek gerekse talep halinde bunları hak sahiplerine faizi, getirisi ve kazancıyla birlikte iade etmek konusunda yasal yükümlülük altındadır.
Benzer bu kararda… niyle bu konulardaki hak ve sorumluluklarının salt genel hükümlere göre tayini yeterli görülmediğinden bu alanda özel bir düzenlemeye gidilerek bankaların yapısı ve «bankacılık işlemleri» konusunda özel hükümler getiren ve öncelikle uygulanması gereken kanunlar çıkarılmış olup, somut olayda da davanın açıldığı tarihte 5411 sayılı Bankacılık Kanunu yürürlükte bulunmaktadır.Anılan Kanun’un “Zamanaşımı”na ilişkin 62. maddesinde bankalar nezdindeki mevduat, katılım fonu, emanet ve alacaklardan hak sahibinin en «son» talebi, işlemi, herhangi bir yazılı talimatı tarihinden başlayarak on yıl içinde aranmayanların «zamanaşımına» tabi olduğu belirtilmiştir.Davaya konu paranın davalı bankaya devredilmiş olduğu konusunda taraflar arasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.Bu durumda mahkemece ön …
… Sigorta Kurumu tarafından gönderilen 10.197,61 DM tutarındaki paranın 13.08.1996 tarihli valör ile davalı bankaya devredildiği anlaşılmıştır.Mahkemece, uyuşmazlığın «havale» sözleşmesinden kaynaklandığı kabul edilerek dava konusu havalenin davalıya devredildiği 13.08.1996 tarihinden itibaren 10 yıllık «zamanaşımı» süresinin dolduğu, davanın zamanaşımı süresinden sonra açıldığı gerekçesiyle zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir. ..../....
… valeden kaynaklanmaktadır.Davalı herhangi bir gerçek ya da tüzel kişi olmayıp, hükümet tarafından kendisine verilen imtiyaza dayalı olarak faaliyette bulunan ve bir «güven kurumu» olan banka olup, kendisine tevdi olunan para, «kıymetli evrak» ve diğer değerleri gerek saklamak gerek verimli bir şekilde değerlendirmek gerekse talep halinde bunları hak sahiplerine faizi, getirisi ve kazancıyla birlikte iad …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:cevap süresi · zamanaşımı defi
Benzer bu kararda1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve «zamanaşımı definin» davalı tarafından mahkemece uzatılmış «cevap süresi» içinde yapıldığının anlaşılmasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, dava konusu havalenin davalıya 13.08.1996 valörtü olarak devredildiği, bu durumda 10 yıllık «zamanaşımı» süresinin 13.08.2006'da dolduğu, davanın zamanaşımı süresinin dolmasından sonra 27.04.2009 tarihinde açılmış olduğu, bu nedenle davalının «zamanaşımı definin» kabulü gerektiği belirtilerek, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/6507 E. 2015/8582 K.
Ortak:havale · cy/cy kaydı · zamanaşımı · i̇i̇k 72/son · zamanaşımı 10 yıl · Alacak
İncelediğiniz kararda… a, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, dava konusu havalenin 09.04.1982 tarihinde, dava tarihinden yaklaşık 30 yıl önce davalı bankaya gönderildiğine dair TCMB'nin «defter» «kaydının» sunulduğu, bunun dışındaki kayıt ve belgelere ulaşılamadığı, «havale» bildiriminin 16.03.1982 tarihinde davacının kocasına tebliğ edildiğine ilişkin kaydın gönderildiği, bankaların kayıtları ve mevduatları saklama süresinin 10 yıl olduğu, 6098 sayılı TBK'nın 146.maddesi ve mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 125. maddesine göre genel dava «zamanaşımı» süresi olan 10 yılın dolduğu, alacağın zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Mahkemece, uyuşmazlığın «havale» sözleşmesinden kaynaklandığı kabul edilerek 10 yıllık genel dava «zamanaşımı» süresinin dolduğu gerekçesiyle zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.
Anılan Kanun’un “Zamanaşımı”na ilişkin 62. maddesinde bankalar nezdindeki mevduat, katılım fonu, emanet ve alacaklardan hak sahibinin en «son» talebi, işlemi, herhangi bir yazılı talimatı tarihinden başlayarak on yıl içinde aranmayanların «zamanaşımına» tabi olduğu belirtilmiştir.
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, uyulan bozma ilamı ve tüm dosya kapsamına göre, Bankacılık Kanununun 62. maddesi hükmündeki düzenleme ve davacının en «son» başvuru tarihi gözetildiğinde davanın «zamanaşımına» uğramadığı, A.
Bankası'na «havale» yoluyla gönderdiği, M.
… ngi bir delil ve belge sunulamadığı, evrak saklama süresinin 10 yıl olması nedeniyle belgelerin imha edildiği ve bu nedenle söz konusu havaleye ilişkin herhangi bir «kayda» ulaşılamadığının belirtildiği, dava konusu havalenin davacıya ödenmek üzere davalı Banka şubesine gönderildiğinin sabit olduğu, bu paranın davacıya ödendiğinin de …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:temerrüt tarihi · mevduat hesabı · ek prim · avans faizi · temerrüt
Benzer bu kararda… u nedenle, somut olayda dava tarihinden önceye ilişkin faiz talebi ile ilgili olarak; davacının aksi yöndeki bir iddiasının bulunmadığı da gözetilip hesabın vadesiz «mevduat hesabı» olduğunun kabulüyle, «temerrüt tarihinin» tespit edilmesi, paranın davalı Bankaya yatırıldığı tarihten temerrüt tarihine kadar bankaca uygulanan vadesiz mevduat faizi, temerrüt tarihinden itibaren ise dava tarihine kadar mevduata uygulanan en yüksek faizi geçmemek üzere «avans faizinin» hesaplanması, ayrıca bu süre zarfında DM para biriminin Euro para birimine dönüştürülmesinin de nazara alınması gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamı …
… ahibine ödenmediği durumlarda, mevduatın bankadan talep edildiği tarihe kadar ilgili mevduat cinsine ilişkin davalı bankaca uygulanan faiz oranı üzerinden, bankanın «temerrüde» düştüğü tarihten itibaren ise «avans faizine» hükmetmek gerekir.
Bankası'nca da daha sonra davacıya yapılacak bu «prim» iadesini önce M.
2 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/614 E. 2013/18543 K.
Ortak:bankacılık işlemleri · güven kurumu · kıymetli evrak · havale · zamanaşımı · i̇i̇k 72/son · zamanaşımı 10 yıl · Alacak
İncelediğiniz kararda… a, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, dava konusu havalenin 09.04.1982 tarihinde, dava tarihinden yaklaşık 30 yıl önce davalı bankaya gönderildiğine dair TCMB'nin «defter» «kaydının» sunulduğu, bunun dışındaki kayıt ve belgelere ulaşılamadığı, «havale» bildiriminin 16.03.1982 tarihinde davacının kocasına tebliğ edildiğine ilişkin kaydın gönderildiği, bankaların kayıtları ve mevduatları saklama süresinin 10 yıl olduğu, 6098 sayılı TBK'nın 146.maddesi ve mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 125. maddesine göre genel dava «zamanaşımı» süresi olan 10 yılın dolduğu, alacağın zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Mahkemece, uyuşmazlığın «havale» sözleşmesinden kaynaklandığı kabul edilerek 10 yıllık genel dava «zamanaşımı» süresinin dolduğu gerekçesiyle zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.
Davalı herhangi bir gerçek ya da tüzel kişi olmayıp, hükümet tarafından kendisine verilen imtiyaza dayalı olarak faaliyette bulunan ve bir «güven kurumu» olan banka olup, kendisine tevdi olunan para, «kıymetli evrak» ve diğer değerleri gerek saklamak gerek verimli bir şekilde değerlendirmek gerekse talep halinde bunları hak sahiplerine faizi, getirisi ve kazancıyla birlikte iade etmek konusunda yasal yükümlülük altındadır.
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre; davacı, ıttıla tarihi olan 02.04.2009 tarihli dilekçe tarihinden itibaren «zamanaşımının» işlemeye başlayacağını iddia etmiş ise de, davacının ülkeye 1984 yılında dönmüş olduğuna ilişkin beyanı, aradan geçen 15 yıl boyunca davacının 24.620,83 DM'lik bir alacağının akibetini sormamasının hayatın olağan akışına uygun olmaması, davacı tarafın bu süre boyunca bankaya başvurduğuna ilişkin yazılı bir belgesinin bulunmadığı, dosya kapsamında davalı tarafça sunulan 12.12.1984 ve 27.12.1984 tarihli davacıya 24.600 DM karşılığı ödeme yapıldığına ilişkin tediye mektuplarının da değerlendirilmesi sonucunda davacının bu iddiasının kabul görmediği, davanın, «havale» sözleşmesinin yapıldığı 18.10.1984 tarihinden itibaren 10 yıl geçmekle zamanaşımına uğradığı, aksi kabul edilse dahi, üzerinde «bilirkişi incelemesi» yaptırılan ve dosyada aslı bulunan vadesiz mevduat kartında bulunan imzanın davacıya ait olup olmadığının tespit edilemediği ve davalının evrak «saklama yükümlülüğünün» 10 yılla sınırlı olması nedeni ile delil «ibrazı» zorunluluğunun ortadan kalktığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Mahkemece, uyuşmazlığın «havale» sözleşmesinden kaynaklandığı kabul edilerek dava konusu havalenin davalıya devredildiği 18.10.1984 tarihinden itibaren 10 yıllık «zamanaşımı» süresinin dolduğu, davanın zamanaşımı süresinden sonra açıldığı gerekçesine yer verilmiştir.
Davalı herhangi bir gerçek ya da tüzel kişi olmayıp, hükümet tarafından kendisine verilen imtiyaza dayalı olarak faaliyette bulunan ve bir «güven kurumu» olan banka olup, kendisine tevdi olunan para, «kıymetli evrak» ve diğer değerleri gerek saklamak gerek verimli bir şekilde değerlendirmek gerekse talep halinde bunları hak sahiplerine faizi, getirisi ve kazancıyla birlikte iade etmek konusunda yasal yükümlülük altındadır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:ödeme savunması · saklama yükümlülüğü · ispat külfeti · bilirkişi incelemesi · ibraz
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre; davacı, ıttıla tarihi olan 02.04.2009 tarihli dilekçe tarihinden itibaren «zamanaşımının» işlemeye başlayacağını iddia etmiş ise de, davacının ülkeye 1984 yılında dönmüş olduğuna ilişkin beyanı, aradan geçen 15 yıl boyunca davacının 24.620,83 DM'lik bir alacağının akibetini sormamasının hayatın olağan akışına uygun olmaması, davacı tarafın bu süre boyunca bankaya başvurduğuna ilişkin yazılı bir belgesinin bulunmadığı, dosya kapsamında davalı tarafça sunulan 12.12.1984 ve 27.12.1984 tarihli davacıya 24.600 DM karşılığı ödeme yapıldığına ilişkin tediye mektuplarının da değerlendirilmesi sonucunda davacının bu iddiasının kabul görmediği, davanın, «havale» sözleşmesinin yapıldığı 18.10.1984 tarihinden itibaren 10 yıl geçmekle zamanaşımına uğradığı, aksi kabul edilse dahi, üzerinde «bilirkişi incelemesi» yaptırılan ve dosyada aslı bulunan vadesiz mevduat kartında bulunan imzanın davacıya ait olup olmadığının tespit edilemediği ve davalının evrak «saklama yükümlülüğünün» 10 yılla sınırlı olması nedeni ile delil «ibrazı» zorunluluğunun ortadan kalktığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
İmza incelemesi yaptırılan belgelerdeki imzaların davacıya ait olup olmadığının belirlenememesi davalının ödeme yaptığı konusundaki savunmasını ispat ettiği anlamına gelmeyeceği gibi, davalının evrak «saklama yükümlülüğünün» 10 yılla sınırlı olması nedeniyle delil «ibrazı» zorunluluğunun ortadan kalktığı gerekçesi de yerinde değildir.
Ayrıca davalı banka dava konusu edilen bedeli davacıya ödediğini savunduğundan davacıya ödeme yaptığını «ispat külfeti» davalıda bulunmaktadır.
Bu suretle, davalının «ödeme savunmasına» ilişkin delilleri değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, hükmün davacı yararına bozulması gerekmiştir.
-
İhtiyati haciz kararının kaldırılması
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/17564 E. 2014/19314 K.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:ihtiyati hacze itiraz · i̇i̇k 265 · lehtar · ciro · ihtiyati haciz · keşideci · haciz · kötüniyet
Benzer bu karardaMahkemece, duruşmalı olarak yapılan incelemede, tedbir verilen «menfi tespit» davasında «ihtiyati haciz» talep edenin taraf olmadığı, menfi tespit davasının «keşideci» ile «lehtar» arasında görüldüğü, çekin «ciro» yoluyla ihtiyati haciz talep edene geçtiği, ihtiyati haciz talep edenin «kötüniyetli» olduğuna dair herhangi bir iddia ve delil bulunmadığı gerekçesiyle «ihtiyati hacze itirazın» reddine karar vermiştir.
1- Kambiyo senedine dayalı olarak «ihtiyati haciz» talebinin kabulüne karar verilmiş olup, borçlu vekilinin ihtiyati haciz kararına itirazı üzerine, duruşmalı olarak yapılan incelemede «ihtiyati hacze itirazın» reddine karar verilmiş, ancak ayrı bir gerekçeli karar yazılmamıştır.
İİK'nın «265». maddesi uyarınca, borçlu kendisi dinlenmeden verilmiş olan «ihtiyati haciz» kararına itiraz edilebilir.
Bu durumda, mahkemece, «ihtiyati haciz» kararına itirazın reddine dair karar verilmesi üzerine, HMK hükümleri uyarınca gerekçeli karar yazılmamış olduğundan kararın bozulması gerekmiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2013/11454 E. , 2014/1235 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ ANKARA 24. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ 18/10/2012
NUMARASI 2012/131-2012/447
Taraflar arasında görülen davada Ankara 24. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 18.10.2012 tarih ve 2012/131-2012/447 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin 1972-1979 tarihleri arasında Almanya'da işçi olarak çalıştığını, birikmiş sigorta primi olan 8.523,10 DM'nin 08.02.1982 tarihinde Alman Sigorta Kurumu kararıyla TCMB'ye havale yoluyla gönderdiğini, Merkez Bankası tarafından paranın önce davalı bankanın Kayseri Şubesi'ne, oradan da 09.04.1982 tarihinde bankanın Yozgat Şubesi'ne devredildiğinin anlaşıldığını, bugüne kadar davalı tarafça müvekkiline herhangi bir bildirim ve ödeme yapılmadığını belirterek paranın dava tarihi itibariyle karşılığı olan 10.050,00 TL'nin 09.04.1982 tarihinden itibaren işleyecek en yüksek banka mevduat faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, açılan davanın zamanaşımına uğradığını, bankanın kayıtları 10 yıl saklama yükümlülüğü bulunmakta olup, aradan 30 yıl geçmesi nedeniyle yapılan ödeme kayıtlarının ibraz edilmesinin mümkün olmadığını belirterek davanın reddini istemiştir.
Mahkemece yapılan yargılama sonunda iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, dava konusu havalenin 09.04.1982 tarihinde, dava tarihinden yaklaşık 30 yıl önce davalı bankaya gönderildiğine dair TCMB'nin defter kaydının sunulduğu, bunun dışındaki kayıt ve belgelere ulaşılamadığı, havale bildiriminin 16.03.1982 tarihinde davacının kocasına tebliğ edildiğine ilişkin kaydın gönderildiği, bankaların kayıtları ve mevduatları saklama süresinin 10 yıl olduğu, 6098 sayılı TBK'nın 146.maddesi ve mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 125. maddesine göre genel dava zamanaşımı süresi olan 10 yılın dolduğu, alacağın zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, davalı bankaya gönderilen davacıya ait paranın davalıdan tahsili istemine ilişkindir. Davacı adına Alman Sigorta Kurumu tarafından gönderilen 8.523,10 DM tutarındaki paranın Merkez Bankası tarafından davalı bankanın Kayseri Şubesi'ne devredilmesinden sonra, bu şube tarafından da 09.04.1982 tarihinde davalı bankanın Yozgat Şubesi'ne devredildiği anlaşılmıştır. Mahkemece, uyuşmazlığın havale sözleşmesinden kaynaklandığı kabul edilerek 10 yıllık genel dava zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.
Davaya konu alacak, davalı bankaya gönderilen havaleden kaynaklanmaktadır. Davalı herhangi bir gerçek ya da tüzel kişi olmayıp, hükümet tarafından kendisine verilen imtiyaza dayalı olarak faaliyette bulunan ve bir güven kurumu olan banka olup, kendisine tevdi olunan para, kıymetli evrak ve diğer değerleri gerek saklamak gerek verimli bir şekilde değerlendirmek gerekse talep halinde bunları hak sahiplerine faizi, getirisi ve kazancıyla birlikte iade etmek konusunda yasal yükümlülük altındadır. Bankaların hak sahiplerinin para ve para ile ölçülebilir değerleri üzerindeki bu derece geniş ve önemli tasarruf yetkileri nedeniyle bu konulardaki hak ve sorumluluklarının salt genel hükümlere göre tayini yeterli görülmediğinden bu alanda özel bir düzenlemeye gidilerek bankaların yapısı ve bankacılık işlemleri konusunda özel hükümler getiren ve öncelikle uygulanması gereken kanunlar çıkarılmış olup, somut olayda da davanın açıldığı tarihte 5411 sayılı Bankacılık Kanunu yürürlükte bulunmaktadır.
Anılan Kanun’un “Zamanaşımı”na ilişkin 62. maddesinde bankalar nezdindeki mevduat, katılım fonu, emanet ve alacaklardan hak sahibinin en son talebi, işlemi, herhangi bir yazılı talimatı tarihinden başlayarak on yıl içinde aranmayanların zamanaşımına tabi olduğu belirtilmiştir. Davaya konu paranın davalı bankaya devredilmiş olduğu konusunda taraflar arasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Bu durumda mahkemece öncelikle zamanaşımı süresinin başlangıç tarihinin anılan madde uyarınca tespit edilerek bu madde uyarınca tespit edilecek zamanaşımına esas başlangıç tarihinden itibaren işbu davanın 10 yıllık sürede açılıp açılmadığının araştırılarak sonucuna göre davaya konu alacağın zamanaşımına uğrayıp uğramadığının tespiti gerekirken olayda öncelikle uygulanması gereken özel hüküm niteliğindeki anılan 62.
madde uyarınca bir inceleme ve değerlendirme yapılmadan yazılı şekilde genel hükümlere göre yapılan değerlendirme sonucu davanın zamanaşımına uğradığına karar verilerek davanın bu nedenle reddi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarıdaki bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 21.01.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/102010900 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz