Alacak
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2013/614 E. 2013/18543 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
ödeme savunması↗ saklama yükümlülüğü↗ bankacılık işlemleri↗ güven kurumu↗ imza incelemesi↗ kıymetli evrak↗ ispat külfeti↗ bilirkişi incelemesi↗ havale↗ zamanaşımı↗ ibraz↗ i̇i̇k 72/son↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre; davacı, ıttıla tarihi olan 02.04.2009 tarihli dilekçe tarihinden itibaren zamanaşımının işlemeye başlayacağını iddia etmiş ise de, davacının ülkeye 1984 yılında dönmüş olduğuna ilişkin beyanı, aradan geçen 15 yıl boyunca davacının 24.620,83 DM'lik bir alacağının akibetini sormamasının hayatın olağan akışına uygun olmaması, davacı tarafın bu süre boyunca bankaya başvurduğuna ilişkin yazılı bir belgesinin bulunmadığı, dosya kapsamında davalı tarafça sunulan 12.12.1984 ve 27.12.1984 tarihli davacıya 24.600 DM karşılığı ödeme yapıldığına ilişkin tediye mektuplarının da değerlendirilmesi sonucunda davacının bu iddiasının kabul görmediği, davanın, havale sözleşmesinin yapıldığı 18.10.1984 tarihinden itibaren 10 yıl geçmekle zamanaşımına uğradığı, aksi kabul edilse dahi, üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılan ve dosyada aslı bulunan vadesiz mevduat kartında bulunan imzanın davacıya ait olup olmadığının tespit edilemediği ve davalının evrak saklama yükümlülüğünün 10 yılla sınırlı olması nedeni ile delil ibrazı zorunluluğunun ortadan kalktığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, davalı bankaya gönderilen davacıya ait paranın davalıdan tahsili istemine ilişkindir. Davacı adına Alman Sigorta Kurumu tarafından gönderilen 24.620,83 DM tutarındaki paranın 18.10.1984 tarihinde davalı bankaya devredildiği anlaşılmıştır. Mahkemece, uyuşmazlığın havale sözleşmesinden kaynaklandığı kabul edilerek dava konusu havalenin davalıya devredildiği 18.10.1984 tarihinden itibaren 10 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu, davanın zamanaşımı süresinden sonra açıldığı gerekçesine yer verilmiştir.
Davaya konu alacak, davalı bankaya gönderilen havaleden kaynaklanmaktadır. Davalı herhangi bir gerçek ya da tüzel kişi olmayıp, hükümet tarafından kendisine verilen imtiyaza dayalı olarak faaliyette bulunan ve bir güven kurumu olan banka olup, kendisine tevdi olunan para, kıymetli evrak ve diğer değerleri gerek saklamak gerek verimli bir şekilde değerlendirmek gerekse talep halinde bunları hak sahiplerine faizi, getirisi ve kazancıyla birlikte iade etmek konusunda yasal yükümlülük altındadır. Bankaların hak sahiplerinin para ve para ile ölçülebilir değerleri üzerindeki bu derece geniş ve önemli tasarruf yetkileri nedeniyle bu konulardaki hak ve sorumluluklarının salt genel hükümlere göre tayini yeterli görülmediğinden bu alanda özel bir düzenlemeye gidilerek bankaların yapısı ve bankacılık işlemleri konusunda özel hükümler getiren ve öncelikle uygulanması gereken kanunlar çıkarılmış olup, somut olayda da davanın açıldığı tarihte 5411 sayılı Bankacılık Kanunu yürürlükte bulunmaktadır. Anılan Kanun’un “Zamanaşımı”na ilişkin 62. maddesinde bankalar nezdindeki mevduat, katılım fonu, emanet ve alacaklardan hak sahibinin en son talebi, işlemi, herhangi bir yazılı talimatı tarihinden başlayarak on yıl içinde aranmayanların zamanaşımına tabi olduğu belirtilmiştir. Davaya konu paranın davalı bankaya devredilmiş olduğu konusunda taraflar arasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Dahası davalı tarafından paranın davacıya ödendiği savunulmaktadır. Bu durumda genel hükümlere göre yapılan değerlendirme sonucu davanın zamanaşımına uğradığına karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Ayrıca davalı banka dava konusu edilen bedeli davacıya ödediğini savunduğundan davacıya ödeme yaptığını ispat külfeti davalıda bulunmaktadır. İmza incelemesi yaptırılan belgelerdeki imzaların davacıya ait olup olmadığının belirlenememesi davalının ödeme yaptığı konusundaki savunmasını ispat ettiği anlamına gelmeyeceği gibi, davalının evrak saklama yükümlülüğünün 10 yılla sınırlı olması nedeniyle delil ibrazı zorunluluğunun ortadan kalktığı gerekçesi de yerinde değildir. Bu suretle, davalının ödeme savunmasına ilişkin delilleri değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, hükmün davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/13822 E. 2013/19858 K.
Ortak:zamanaşımı · zamanaşımı var
İncelediğiniz karardaMahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre; davacı, ıttıla tarihi olan 02.04.2009 tarihli dilekçe tarihinden itibaren «zamanaşımının» işlemeye başlayacağını iddia etmiş ise de, davacının ülkeye 1984 yılında dönmüş olduğuna ilişkin beyanı, aradan geçen 15 yıl boyunca davacının 24.620,83 DM'lik bir alacağının akibetini sormamasının hayatın olağan akışına uygun olmaması, davacı tarafın bu süre boyunca bankaya başvurduğuna ilişkin yazılı bir belgesinin bulunmadığı, dosya kapsamında davalı tarafça sunulan 12.12.1984 ve 27.12.1984 tarihli davacıya 24.600 DM karşılığı ödeme yapıldığına ilişkin tediye mektuplarının da değerlendirilmesi sonucunda davacının bu iddiasının kabul görmediği, davanın, «havale» sözleşmesinin yapıldığı 18.10.1984 tarihinden itibaren 10 yıl geçmekle zamanaşımına uğradığı, aksi kabul edilse dahi, üzerinde «bilirkişi incelemesi» yaptırılan ve dosyada aslı bulunan vadesiz mevduat kartında bulunan imzanın davacıya ait olup olmadığının tespit edilemediği ve davalının evrak «saklama yükümlülüğünün» 10 yılla sınırlı olması nedeni ile delil «ibrazı» zorunluluğunun ortadan kalktığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Mahkemece, uyuşmazlığın «havale» sözleşmesinden kaynaklandığı kabul edilerek dava konusu havalenin davalıya devredildiği 18.10.1984 tarihinden itibaren 10 yıllık «zamanaşımı» süresinin dolduğu, davanın zamanaşımı süresinden sonra açıldığı gerekçesine yer verilmiştir.
Anılan Kanun’un “Zamanaşımı”na ilişkin 62. maddesinde bankalar nezdindeki mevduat, katılım fonu, emanet ve alacaklardan hak sahibinin en «son» talebi, işlemi, herhangi bir yazılı talimatı tarihinden başlayarak on yıl içinde aranmayanların «zamanaşımına» tabi olduğu belirtilmiştir.
Benzer bu kararda… ın 28/12/1984 tarihi itibariyle paranın davalı bankaya gönderildiğini bildiği, bu durumda 26 yıl sonra dava açıldığı, TTK'nın 68/1 maddesi gereğince davalı bankanın «ticari defter» ve kayıtlarını 10 yıl süre ile saklamak zorunda olduğu, bu haliyle «zamanaşımı» süresinin dolduğu, gerekçesiyle davacının davasının zamanaşımı nedeniyle reddine dair verilen karar davacı vekili tarafından temyizi üzerine Dairemizin 06.05.2013 …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:ticari defter · e-defter
Benzer bu kararda… ın 28/12/1984 tarihi itibariyle paranın davalı bankaya gönderildiğini bildiği, bu durumda 26 yıl sonra dava açıldığı, TTK'nın 68/1 maddesi gereğince davalı bankanın «ticari defter» ve kayıtlarını 10 yıl süre ile saklamak zorunda olduğu, bu haliyle «zamanaşımı» süresinin dolduğu, gerekçesiyle davacının davasının zamanaşımı nedeniyle reddine dair verilen karar davacı vekili tarafından temyizi üzerine Dairemizin 06.05.2013 …
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/11454 E. 2014/1235 K.
Ortak:bankacılık işlemleri · güven kurumu · kıymetli evrak · havale · zamanaşımı · i̇i̇k 72/son · zamanaşımı var · Alacak
İncelediğiniz karardaMahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre; davacı, ıttıla tarihi olan 02.04.2009 tarihli dilekçe tarihinden itibaren «zamanaşımının» işlemeye başlayacağını iddia etmiş ise de, davacının ülkeye 1984 yılında dönmüş olduğuna ilişkin beyanı, aradan geçen 15 yıl boyunca davacının 24.620,83 DM'lik bir alacağının akibetini sormamasının hayatın olağan akışına uygun olmaması, davacı tarafın bu süre boyunca bankaya başvurduğuna ilişkin yazılı bir belgesinin bulunmadığı, dosya kapsamında davalı tarafça sunulan 12.12.1984 ve 27.12.1984 tarihli davacıya 24.600 DM karşılığı ödeme yapıldığına ilişkin tediye mektuplarının da değerlendirilmesi sonucunda davacının bu iddiasının kabul görmediği, davanın, «havale» sözleşmesinin yapıldığı 18.10.1984 tarihinden itibaren 10 yıl geçmekle zamanaşımına uğradığı, aksi kabul edilse dahi, üzerinde «bilirkişi incelemesi» yaptırılan ve dosyada aslı bulunan vadesiz mevduat kartında bulunan imzanın davacıya ait olup olmadığının tespit edilemediği ve davalının evrak «saklama yükümlülüğünün» 10 yılla sınırlı olması nedeni ile delil «ibrazı» zorunluluğunun ortadan kalktığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Mahkemece, uyuşmazlığın «havale» sözleşmesinden kaynaklandığı kabul edilerek dava konusu havalenin davalıya devredildiği 18.10.1984 tarihinden itibaren 10 yıllık «zamanaşımı» süresinin dolduğu, davanın zamanaşımı süresinden sonra açıldığı gerekçesine yer verilmiştir.
Davalı herhangi bir gerçek ya da tüzel kişi olmayıp, hükümet tarafından kendisine verilen imtiyaza dayalı olarak faaliyette bulunan ve bir «güven kurumu» olan banka olup, kendisine tevdi olunan para, «kıymetli evrak» ve diğer değerleri gerek saklamak gerek verimli bir şekilde değerlendirmek gerekse talep halinde bunları hak sahiplerine faizi, getirisi ve kazancıyla birlikte iade etmek konusunda yasal yükümlülük altındadır.
Benzer bu kararda… a, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, dava konusu havalenin 09.04.1982 tarihinde, dava tarihinden yaklaşık 30 yıl önce davalı bankaya gönderildiğine dair TCMB'nin «defter» «kaydının» sunulduğu, bunun dışındaki kayıt ve belgelere ulaşılamadığı, «havale» bildiriminin 16.03.1982 tarihinde davacının kocasına tebliğ edildiğine ilişkin kaydın gönderildiği, bankaların kayıtları ve mevduatları saklama süresinin 10 yıl olduğu, 6098 sayılı TBK'nın 146.maddesi ve mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 125. maddesine göre genel dava «zamanaşımı» süresi olan 10 yılın dolduğu, alacağın zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Mahkemece, uyuşmazlığın «havale» sözleşmesinden kaynaklandığı kabul edilerek 10 yıllık genel dava «zamanaşımı» süresinin dolduğu gerekçesiyle zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.
Davalı herhangi bir gerçek ya da tüzel kişi olmayıp, hükümet tarafından kendisine verilen imtiyaza dayalı olarak faaliyette bulunan ve bir «güven kurumu» olan banka olup, kendisine tevdi olunan para, «kıymetli evrak» ve diğer değerleri gerek saklamak gerek verimli bir şekilde değerlendirmek gerekse talep halinde bunları hak sahiplerine faizi, getirisi ve kazancıyla birlikte iade etmek konusunda yasal yükümlülük altındadır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:cy/cy kaydı · e-defter
Benzer bu kararda… a, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, dava konusu havalenin 09.04.1982 tarihinde, dava tarihinden yaklaşık 30 yıl önce davalı bankaya gönderildiğine dair TCMB'nin «defter» «kaydının» sunulduğu, bunun dışındaki kayıt ve belgelere ulaşılamadığı, «havale» bildiriminin 16.03.1982 tarihinde davacının kocasına tebliğ edildiğine ilişkin kaydın gönderildiği, bankaların kayıtları ve mevduatları saklama süresinin 10 yıl olduğu, 6098 sayılı TBK'nın 146.maddesi ve mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 125. maddesine göre genel dava «zamanaşımı» süresi olan 10 yılın dolduğu, alacağın zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/15764 E. 2015/1228 K.
Ortak:bankacılık işlemleri · güven kurumu · kıymetli evrak · zamanaşımı · i̇i̇k 72/son · zamanaşımı var · Alacak
İncelediğiniz karardaDavalı herhangi bir gerçek ya da tüzel kişi olmayıp, hükümet tarafından kendisine verilen imtiyaza dayalı olarak faaliyette bulunan ve bir «güven kurumu» olan banka olup, kendisine tevdi olunan para, «kıymetli evrak» ve diğer değerleri gerek saklamak gerek verimli bir şekilde değerlendirmek gerekse talep halinde bunları hak sahiplerine faizi, getirisi ve kazancıyla birlikte iade etmek konusunda yasal yükümlülük altındadır.
Anılan Kanun’un “Zamanaşımı”na ilişkin 62. maddesinde bankalar nezdindeki mevduat, katılım fonu, emanet ve alacaklardan hak sahibinin en «son» talebi, işlemi, herhangi bir yazılı talimatı tarihinden başlayarak on yıl içinde aranmayanların «zamanaşımına» tabi olduğu belirtilmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre; davacı, ıttıla tarihi olan 02.04.2009 tarihli dilekçe tarihinden itibaren «zamanaşımının» işlemeye başlayacağını iddia etmiş ise de, davacının ülkeye 1984 yılında dönmüş olduğuna ilişkin beyanı, aradan geçen 15 yıl boyunca davacının 24.620,83 DM'lik bir alacağının akibetini sormamasının hayatın olağan akışına uygun olmaması, davacı tarafın bu süre boyunca bankaya başvurduğuna ilişkin yazılı bir belgesinin bulunmadığı, dosya kapsamında davalı tarafça sunulan 12.12.1984 ve 27.12.1984 tarihli davacıya 24.600 DM karşılığı ödeme yapıldığına ilişkin tediye mektuplarının da değerlendirilmesi sonucunda davacının bu iddiasının kabul görmediği, davanın, «havale» sözleşmesinin yapıldığı 18.10.1984 tarihinden itibaren 10 yıl geçmekle zamanaşımına uğradığı, aksi kabul edilse dahi, üzerinde «bilirkişi incelemesi» yaptırılan ve dosyada aslı bulunan vadesiz mevduat kartında bulunan imzanın davacıya ait olup olmadığının tespit edilemediği ve davalının evrak «saklama yükümlülüğünün» 10 yılla sınırlı olması nedeni ile delil «ibrazı» zorunluluğunun ortadan kalktığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaDavalı herhangi bir gerçek ya da tüzel kişi olmayıp, hükümet tarafından kendisine verilen imtiyaza dayalı olarak faaliyette bulunan ve bir «güven kurumu» olan banka olup, kendisine tevdi olunan para, «kıymetli evrak» ve diğer değerleri gerek saklamak gerek verimli bir şekilde değerlendirmek gerekse talep halinde bunları hak sahiplerine faizi, getirisi ve kazancıyla birlikte iade etmek konusunda yasal yükümlülük altındadır.
Anılan Kanun'un "Zamanaşımı”na ilişkin 62. maddesinde, bankalar nezdindeki mevduat, katılım fonu, emanet ve alacaklardan hak sahibinin en «son» talebi, işlemi, herhangi bir yazılı talimatı tarihinden başlayarak on yıl içinde aranmayanların «zamanaşımına» tabi olduğu belirtilmiştir.
… niyle bu konulardaki hak ve sorumluluklarının salt genel hükümlere göre tayini yeterli görülmediğinden bu alanda özel bir düzenlemeye gidilerek bankaların yapısı ve «bankacılık işlemleri» konusunda özel hükümler getiren ve öncelikle uygulanması gereken kanunlar çıkarılmış olup, somut olayda da davanın açıldığı tarihte 5411 sayılı Bankacılık Kanunu y …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:eksik inceleme
Benzer bu karardaBu nedenlerle dosya içinde bulunan ve mahkemece ödemeye dayanak olarak alınan belgelerin çevirisi yapılmadan ve davacı hesabından ödemenin yapılıp yapılmadığı tespit edilmeden «eksik inceleme» ile karar verilmesi doğru olmamış davacı yararına bozmayı gerektirmiştir.
1 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/9939 E. 2012/1662 K.
Ortak:bankacılık işlemleri · güven kurumu · kıymetli evrak · havale · zamanaşımı · i̇i̇k 72/son · zamanaşımı var · Alacak
İncelediğiniz karardaMahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre; davacı, ıttıla tarihi olan 02.04.2009 tarihli dilekçe tarihinden itibaren «zamanaşımının» işlemeye başlayacağını iddia etmiş ise de, davacının ülkeye 1984 yılında dönmüş olduğuna ilişkin beyanı, aradan geçen 15 yıl boyunca davacının 24.620,83 DM'lik bir alacağının akibetini sormamasının hayatın olağan akışına uygun olmaması, davacı tarafın bu süre boyunca bankaya başvurduğuna ilişkin yazılı bir belgesinin bulunmadığı, dosya kapsamında davalı tarafça sunulan 12.12.1984 ve 27.12.1984 tarihli davacıya 24.600 DM karşılığı ödeme yapıldığına ilişkin tediye mektuplarının da değerlendirilmesi sonucunda davacının bu iddiasının kabul görmediği, davanın, «havale» sözleşmesinin yapıldığı 18.10.1984 tarihinden itibaren 10 yıl geçmekle zamanaşımına uğradığı, aksi kabul edilse dahi, üzerinde «bilirkişi incelemesi» yaptırılan ve dosyada aslı bulunan vadesiz mevduat kartında bulunan imzanın davacıya ait olup olmadığının tespit edilemediği ve davalının evrak «saklama yükümlülüğünün» 10 yılla sınırlı olması nedeni ile delil «ibrazı» zorunluluğunun ortadan kalktığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Mahkemece, uyuşmazlığın «havale» sözleşmesinden kaynaklandığı kabul edilerek dava konusu havalenin davalıya devredildiği 18.10.1984 tarihinden itibaren 10 yıllık «zamanaşımı» süresinin dolduğu, davanın zamanaşımı süresinden sonra açıldığı gerekçesine yer verilmiştir.
Davalı herhangi bir gerçek ya da tüzel kişi olmayıp, hükümet tarafından kendisine verilen imtiyaza dayalı olarak faaliyette bulunan ve bir «güven kurumu» olan banka olup, kendisine tevdi olunan para, «kıymetli evrak» ve diğer değerleri gerek saklamak gerek verimli bir şekilde değerlendirmek gerekse talep halinde bunları hak sahiplerine faizi, getirisi ve kazancıyla birlikte iade etmek konusunda yasal yükümlülük altındadır.
Benzer bu kararda… niyle bu konulardaki hak ve sorumluluklarının salt genel hükümlere göre tayini yeterli görülmediğinden bu alanda özel bir düzenlemeye gidilerek bankaların yapısı ve «bankacılık işlemleri» konusunda özel hükümler getiren ve öncelikle uygulanması gereken kanunlar çıkarılmış olup, somut olayda da davanın açıldığı tarihte 5411 sayılı Bankacılık Kanunu yürürlükte bulunmaktadır.Anılan Kanun’un “Zamanaşımı”na ilişkin 62. maddesinde bankalar nezdindeki mevduat, katılım fonu, emanet ve alacaklardan hak sahibinin en «son» talebi, işlemi, herhangi bir yazılı talimatı tarihinden başlayarak on yıl içinde aranmayanların «zamanaşımına» tabi olduğu belirtilmiştir.Davaya konu paranın davalı bankaya devredilmiş olduğu konusunda taraflar arasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.Bu durumda mahkemece ön …
… Sigorta Kurumu tarafından gönderilen 10.197,61 DM tutarındaki paranın 13.08.1996 tarihli valör ile davalı bankaya devredildiği anlaşılmıştır.Mahkemece, uyuşmazlığın «havale» sözleşmesinden kaynaklandığı kabul edilerek dava konusu havalenin davalıya devredildiği 13.08.1996 tarihinden itibaren 10 yıllık «zamanaşımı» süresinin dolduğu, davanın zamanaşımı süresinden sonra açıldığı gerekçesiyle zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir. ..../....
… valeden kaynaklanmaktadır.Davalı herhangi bir gerçek ya da tüzel kişi olmayıp, hükümet tarafından kendisine verilen imtiyaza dayalı olarak faaliyette bulunan ve bir «güven kurumu» olan banka olup, kendisine tevdi olunan para, «kıymetli evrak» ve diğer değerleri gerek saklamak gerek verimli bir şekilde değerlendirmek gerekse talep halinde bunları hak sahiplerine faizi, getirisi ve kazancıyla birlikte iad …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:cevap süresi · zamanaşımı defi
Benzer bu kararda1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve «zamanaşımı definin» davalı tarafından mahkemece uzatılmış «cevap süresi» içinde yapıldığının anlaşılmasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, dava konusu havalenin davalıya 13.08.1996 valörtü olarak devredildiği, bu durumda 10 yıllık «zamanaşımı» süresinin 13.08.2006'da dolduğu, davanın zamanaşımı süresinin dolmasından sonra 27.04.2009 tarihinde açılmış olduğu, bu nedenle davalının «zamanaşımı definin» kabulü gerektiği belirtilerek, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2013/614 E. , 2013/18543 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada Uluborlu (Kapatılan) Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 07.06.2012 tarih ve 2009/35-2012/25 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davacının Türkiye'ye dönüşünden önce yurt dışı sigorta şirketinden Almanya'da çalıştığı dönemde yatırdığı sigorta primlerinin iadesini talep ederek iade edilecek meblağın davalı bankadaki hesabına yatırılmasını istediğini, müvekkilinin Alman sigorta şirketine yaptığı başvuruya 02.04.2009 ve 27.05.2009 tarihlerinde verilen cevaplarda, 24.620,83 DM'nin 18.10.1984 tarihinde davacının hesabına yatırıldığının ve havalenin yapıldığına ilişkin ihtarnamenin 12.11.1984 tarihinde ilgilisine tebliğ edildiğinin bildirildiğini, ancak davacıya bir ödeme yapılmadığını, ödeme yapıldığına ilişkin evraklardaki imzaların müvekkiline ait olmadığını, davalı bankanın özen borcunu ihlal etmesi nedeni ile kusurlu olduğunu ileri sürerek, 24.620,83 DM'nin, ıslah dilekçesi ile ise 26.867,49 TL'nin temerrüt faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, işlemin üzerinden 10 yıldan uzun zaman geçmesi nedeni ile davanın zamanaşımına uğradığını, gelen havaleden davacının haberdar olduğunu ve davacıya ödeme yapıldığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre; davacı, ıttıla tarihi olan 02.04.2009 tarihli dilekçe tarihinden itibaren zamanaşımının işlemeye başlayacağını iddia etmiş ise de, davacının ülkeye 1984 yılında dönmüş olduğuna ilişkin beyanı, aradan geçen 15 yıl boyunca davacının 24.620,83 DM'lik bir alacağının akibetini sormamasının hayatın olağan akışına uygun olmaması, davacı tarafın bu süre boyunca bankaya başvurduğuna ilişkin yazılı bir belgesinin bulunmadığı, dosya kapsamında davalı tarafça sunulan 12.12.1984 ve 27.12.1984 tarihli davacıya 24.600 DM karşılığı ödeme yapıldığına ilişkin tediye mektuplarının da değerlendirilmesi sonucunda davacının bu iddiasının kabul görmediği, davanın, havale sözleşmesinin yapıldığı 18.10.1984 tarihinden itibaren 10 yıl geçmekle zamanaşımına uğradığı, aksi kabul edilse dahi, üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılan ve dosyada aslı bulunan vadesiz mevduat kartında bulunan imzanın davacıya ait olup olmadığının tespit edilemediği ve davalının evrak saklama yükümlülüğünün 10 yılla sınırlı olması nedeni ile delil ibrazı zorunluluğunun ortadan kalktığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, davalı bankaya gönderilen davacıya ait paranın davalıdan tahsili istemine ilişkindir. Davacı adına Alman Sigorta Kurumu tarafından gönderilen 24.620,83 DM tutarındaki paranın 18.10.1984 tarihinde davalı bankaya devredildiği anlaşılmıştır. Mahkemece, uyuşmazlığın havale sözleşmesinden kaynaklandığı kabul edilerek dava konusu havalenin davalıya devredildiği 18.10.1984 tarihinden itibaren 10 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu, davanın zamanaşımı süresinden sonra açıldığı gerekçesine yer verilmiştir.
Davaya konu alacak, davalı bankaya gönderilen havaleden kaynaklanmaktadır. Davalı herhangi bir gerçek ya da tüzel kişi olmayıp, hükümet tarafından kendisine verilen imtiyaza dayalı olarak faaliyette bulunan ve bir güven kurumu olan banka olup, kendisine tevdi olunan para, kıymetli evrak ve diğer değerleri gerek saklamak gerek verimli bir şekilde değerlendirmek gerekse talep halinde bunları hak sahiplerine faizi, getirisi ve kazancıyla birlikte iade etmek konusunda yasal yükümlülük altındadır. Bankaların hak sahiplerinin para ve para ile ölçülebilir değerleri üzerindeki bu derece geniş ve önemli tasarruf yetkileri nedeniyle bu konulardaki hak ve sorumluluklarının salt genel hükümlere göre tayini yeterli görülmediğinden bu alanda özel bir düzenlemeye gidilerek bankaların yapısı ve bankacılık işlemleri konusunda özel hükümler getiren ve öncelikle uygulanması gereken kanunlar çıkarılmış olup, somut olayda da davanın açıldığı tarihte 5411 sayılı Bankacılık Kanunu yürürlükte bulunmaktadır.
Anılan Kanun’un “Zamanaşımı”na ilişkin 62. maddesinde bankalar nezdindeki mevduat, katılım fonu, emanet ve alacaklardan hak sahibinin en son talebi, işlemi, herhangi bir yazılı talimatı tarihinden başlayarak on yıl içinde aranmayanların zamanaşımına tabi olduğu belirtilmiştir. Davaya konu paranın davalı bankaya devredilmiş olduğu konusunda taraflar arasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Dahası davalı tarafından paranın davacıya ödendiği savunulmaktadır. Bu durumda genel hükümlere göre yapılan değerlendirme sonucu davanın zamanaşımına uğradığına karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Ayrıca davalı banka dava konusu edilen bedeli davacıya ödediğini savunduğundan davacıya ödeme yaptığını ispat külfeti davalıda bulunmaktadır. İmza incelemesi yaptırılan belgelerdeki imzaların davacıya ait olup olmadığının belirlenememesi davalının ödeme yaptığı konusundaki savunmasını ispat ettiği anlamına gelmeyeceği gibi, davalının evrak saklama yükümlülüğünün 10 yılla sınırlı olması nedeniyle delil ibrazı zorunluluğunun ortadan kalktığı gerekçesi de yerinde değildir. Bu suretle, davalının ödeme savunmasına ilişkin delilleri değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, hükmün davacı yararına bozulması gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 23.10.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1039298500 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz