Alacak
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2014/15764 E. 2015/1228 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
bankacılık işlemleri↗ güven kurumu↗ kıymetli evrak↗ eksik inceleme↗ zamanaşımı↗ i̇i̇k 72/son↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Dava, davalı bankaya gönderilen davacıya ait paranın davalıdan tahsili istemine ilişkin olup, iki ayrı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiştir.
Davalı herhangi bir gerçek ya da tüzel kişi olmayıp, hükümet tarafından kendisine verilen imtiyaza dayalı olarak faaliyette bulunan ve bir güven kurumu olan banka olup, kendisine tevdi olunan para, kıymetli evrak ve diğer değerleri gerek saklamak gerek verimli bir şekilde değerlendirmek gerekse talep halinde bunları hak sahiplerine faizi, getirisi ve kazancıyla birlikte iade etmek konusunda yasal yükümlülük altındadır. Bankaların hak sahiplerinin para ve para ile ölçülebilir değerleri üzerindeki bu derece geniş ve önemli tasarruf yetkileri nedeniyle bu konulardaki hak ve sorumluluklarının salt genel hükümlere göre tayini yeterli görülmediğinden bu alanda özel bir düzenlemeye gidilerek bankaların yapısı ve bankacılık işlemleri konusunda özel hükümler getiren ve öncelikle uygulanması gereken kanunlar çıkarılmış olup, somut olayda da davanın açıldığı tarihte 5411 sayılı Bankacılık Kanunu yürürlükte bulunmaktadır. Anılan Kanun'un "Zamanaşımı”na ilişkin 62. maddesinde, bankalar nezdindeki mevduat, katılım fonu, emanet ve alacaklardan hak sahibinin en son talebi, işlemi, herhangi bir yazılı talimatı tarihinden başlayarak on yıl içinde aranmayanların zamanaşımına tabi olduğu belirtilmiştir. Davaya konu paranın davalı bankaya devredilmiş olduğu konusunda taraflar arasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Bu durumda mahkemece öncelikle zamanaşımı süresinin başlangıç tarihinin anılan madde uyarınca tespit edilerek bu madde uyarınca tespit edilecek zamanaşımına esas başlangıç tarihinden itibaren iş bu davanın 10 yıllık sürede açılıp açılmadığının araştırılarak sonucuna göre davaya konu alacağın zamanaşımına uğrayıp uğramadığının tespiti gerekirken olayda öncelikle uygulanması gereken özel hüküm niteliğindeki anılan 62. madde uyarınca bir inceleme ve değerlendirme yapılmadan yazılı şekilde genel hükümlere göre yapılan değerlendirme sonucu davanın zamanaşımına uğradığına karar verilerek davanın bu nedenle reddi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir.
2- Ödendiği kabul edilen alacağa ilişkin dosyada bulunan belgeler, yabancı dilde olup tercümesi yapılmamıştır. Faiz ödemesine ilişkin olarak sunulan belge de davacının eşine yapılan bir ödemedir ve o belgede dahi davacı tarafın imzası bulunmamaktadır. Anılan belge dışında başka bir belgeye de dosyada rastlanılmamıştır. Bu nedenlerle dosya içinde bulunan ve mahkemece ödemeye dayanak olarak alınan belgelerin çevirisi yapılmadan ve davacı hesabından ödemenin yapılıp yapılmadığı tespit edilmeden eksik inceleme ile karar verilmesi doğru olmamış davacı yararına bozmayı gerektirmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/11454 E. 2014/1235 K.
Ortak:bankacılık işlemleri · güven kurumu · kıymetli evrak · zamanaşımı · i̇i̇k 72/son · zamanaşımı var · Alacak
İncelediğiniz karardaDavalı herhangi bir gerçek ya da tüzel kişi olmayıp, hükümet tarafından kendisine verilen imtiyaza dayalı olarak faaliyette bulunan ve bir «güven kurumu» olan banka olup, kendisine tevdi olunan para, «kıymetli evrak» ve diğer değerleri gerek saklamak gerek verimli bir şekilde değerlendirmek gerekse talep halinde bunları hak sahiplerine faizi, getirisi ve kazancıyla birlikte iade etmek konusunda yasal yükümlülük altındadır.
Anılan Kanun'un "Zamanaşımı”na ilişkin 62. maddesinde, bankalar nezdindeki mevduat, katılım fonu, emanet ve alacaklardan hak sahibinin en «son» talebi, işlemi, herhangi bir yazılı talimatı tarihinden başlayarak on yıl içinde aranmayanların «zamanaşımına» tabi olduğu belirtilmiştir.
… niyle bu konulardaki hak ve sorumluluklarının salt genel hükümlere göre tayini yeterli görülmediğinden bu alanda özel bir düzenlemeye gidilerek bankaların yapısı ve «bankacılık işlemleri» konusunda özel hükümler getiren ve öncelikle uygulanması gereken kanunlar çıkarılmış olup, somut olayda da davanın açıldığı tarihte 5411 sayılı Bankacılık Kanunu y …
Benzer bu karardaDavalı herhangi bir gerçek ya da tüzel kişi olmayıp, hükümet tarafından kendisine verilen imtiyaza dayalı olarak faaliyette bulunan ve bir «güven kurumu» olan banka olup, kendisine tevdi olunan para, «kıymetli evrak» ve diğer değerleri gerek saklamak gerek verimli bir şekilde değerlendirmek gerekse talep halinde bunları hak sahiplerine faizi, getirisi ve kazancıyla birlikte iade etmek konusunda yasal yükümlülük altındadır.
Anılan Kanun’un “Zamanaşımı”na ilişkin 62. maddesinde bankalar nezdindeki mevduat, katılım fonu, emanet ve alacaklardan hak sahibinin en «son» talebi, işlemi, herhangi bir yazılı talimatı tarihinden başlayarak on yıl içinde aranmayanların «zamanaşımına» tabi olduğu belirtilmiştir.
… a, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, dava konusu havalenin 09.04.1982 tarihinde, dava tarihinden yaklaşık 30 yıl önce davalı bankaya gönderildiğine dair TCMB'nin «defter» «kaydının» sunulduğu, bunun dışındaki kayıt ve belgelere ulaşılamadığı, «havale» bildiriminin 16.03.1982 tarihinde davacının kocasına tebliğ edildiğine ilişkin kaydın gönderildiği, bankaların kayıtları ve mevduatları saklama süresinin 10 yıl olduğu, 6098 sayılı TBK'nın 146.maddesi ve mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 125. maddesine göre genel dava «zamanaşımı» süresi olan 10 yılın dolduğu, alacağın zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:havale · cy/cy kaydı · e-defter
Benzer bu kararda… a, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, dava konusu havalenin 09.04.1982 tarihinde, dava tarihinden yaklaşık 30 yıl önce davalı bankaya gönderildiğine dair TCMB'nin «defter» «kaydının» sunulduğu, bunun dışındaki kayıt ve belgelere ulaşılamadığı, «havale» bildiriminin 16.03.1982 tarihinde davacının kocasına tebliğ edildiğine ilişkin kaydın gönderildiği, bankaların kayıtları ve mevduatları saklama süresinin 10 yıl olduğu, 6098 sayılı TBK'nın 146.maddesi ve mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 125. maddesine göre genel dava «zamanaşımı» süresi olan 10 yılın dolduğu, alacağın zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Mahkemece, uyuşmazlığın «havale» sözleşmesinden kaynaklandığı kabul edilerek 10 yıllık genel dava «zamanaşımı» süresinin dolduğu gerekçesiyle zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/9939 E. 2012/1662 K.
Ortak:bankacılık işlemleri · güven kurumu · kıymetli evrak · zamanaşımı · i̇i̇k 72/son · zamanaşımı var · Alacak
İncelediğiniz karardaDavalı herhangi bir gerçek ya da tüzel kişi olmayıp, hükümet tarafından kendisine verilen imtiyaza dayalı olarak faaliyette bulunan ve bir «güven kurumu» olan banka olup, kendisine tevdi olunan para, «kıymetli evrak» ve diğer değerleri gerek saklamak gerek verimli bir şekilde değerlendirmek gerekse talep halinde bunları hak sahiplerine faizi, getirisi ve kazancıyla birlikte iade etmek konusunda yasal yükümlülük altındadır.
Anılan Kanun'un "Zamanaşımı”na ilişkin 62. maddesinde, bankalar nezdindeki mevduat, katılım fonu, emanet ve alacaklardan hak sahibinin en «son» talebi, işlemi, herhangi bir yazılı talimatı tarihinden başlayarak on yıl içinde aranmayanların «zamanaşımına» tabi olduğu belirtilmiştir.
… niyle bu konulardaki hak ve sorumluluklarının salt genel hükümlere göre tayini yeterli görülmediğinden bu alanda özel bir düzenlemeye gidilerek bankaların yapısı ve «bankacılık işlemleri» konusunda özel hükümler getiren ve öncelikle uygulanması gereken kanunlar çıkarılmış olup, somut olayda da davanın açıldığı tarihte 5411 sayılı Bankacılık Kanunu y …
Benzer bu kararda… niyle bu konulardaki hak ve sorumluluklarının salt genel hükümlere göre tayini yeterli görülmediğinden bu alanda özel bir düzenlemeye gidilerek bankaların yapısı ve «bankacılık işlemleri» konusunda özel hükümler getiren ve öncelikle uygulanması gereken kanunlar çıkarılmış olup, somut olayda da davanın açıldığı tarihte 5411 sayılı Bankacılık Kanunu yürürlükte bulunmaktadır.Anılan Kanun’un “Zamanaşımı”na ilişkin 62. maddesinde bankalar nezdindeki mevduat, katılım fonu, emanet ve alacaklardan hak sahibinin en «son» talebi, işlemi, herhangi bir yazılı talimatı tarihinden başlayarak on yıl içinde aranmayanların «zamanaşımına» tabi olduğu belirtilmiştir.Davaya konu paranın davalı bankaya devredilmiş olduğu konusunda taraflar arasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.Bu durumda mahkemece ön …
… valeden kaynaklanmaktadır.Davalı herhangi bir gerçek ya da tüzel kişi olmayıp, hükümet tarafından kendisine verilen imtiyaza dayalı olarak faaliyette bulunan ve bir «güven kurumu» olan banka olup, kendisine tevdi olunan para, «kıymetli evrak» ve diğer değerleri gerek saklamak gerek verimli bir şekilde değerlendirmek gerekse talep halinde bunları hak sahiplerine faizi, getirisi ve kazancıyla birlikte iad …
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, dava konusu havalenin davalıya 13.08.1996 valörtü olarak devredildiği, bu durumda 10 yıllık «zamanaşımı» süresinin 13.08.2006'da dolduğu, davanın zamanaşımı süresinin dolmasından sonra 27.04.2009 tarihinde açılmış olduğu, bu nedenle davalının «zamanaşımı definin» kabulü gerektiği belirtilerek, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:cevap süresi · zamanaşımı defi · havale
Benzer bu kararda1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve «zamanaşımı definin» davalı tarafından mahkemece uzatılmış «cevap süresi» içinde yapıldığının anlaşılmasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, dava konusu havalenin davalıya 13.08.1996 valörtü olarak devredildiği, bu durumda 10 yıllık «zamanaşımı» süresinin 13.08.2006'da dolduğu, davanın zamanaşımı süresinin dolmasından sonra 27.04.2009 tarihinde açılmış olduğu, bu nedenle davalının «zamanaşımı definin» kabulü gerektiği belirtilerek, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.
… Sigorta Kurumu tarafından gönderilen 10.197,61 DM tutarındaki paranın 13.08.1996 tarihli valör ile davalı bankaya devredildiği anlaşılmıştır.Mahkemece, uyuşmazlığın «havale» sözleşmesinden kaynaklandığı kabul edilerek dava konusu havalenin davalıya devredildiği 13.08.1996 tarihinden itibaren 10 yıllık «zamanaşımı» süresinin dolduğu, davanın zamanaşımı süresinden sonra açıldığı gerekçesiyle zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir. ..../....
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/614 E. 2013/18543 K.
Ortak:bankacılık işlemleri · güven kurumu · kıymetli evrak · zamanaşımı · i̇i̇k 72/son · zamanaşımı var · Alacak
İncelediğiniz karardaDavalı herhangi bir gerçek ya da tüzel kişi olmayıp, hükümet tarafından kendisine verilen imtiyaza dayalı olarak faaliyette bulunan ve bir «güven kurumu» olan banka olup, kendisine tevdi olunan para, «kıymetli evrak» ve diğer değerleri gerek saklamak gerek verimli bir şekilde değerlendirmek gerekse talep halinde bunları hak sahiplerine faizi, getirisi ve kazancıyla birlikte iade etmek konusunda yasal yükümlülük altındadır.
Anılan Kanun'un "Zamanaşımı”na ilişkin 62. maddesinde, bankalar nezdindeki mevduat, katılım fonu, emanet ve alacaklardan hak sahibinin en «son» talebi, işlemi, herhangi bir yazılı talimatı tarihinden başlayarak on yıl içinde aranmayanların «zamanaşımına» tabi olduğu belirtilmiştir.
… niyle bu konulardaki hak ve sorumluluklarının salt genel hükümlere göre tayini yeterli görülmediğinden bu alanda özel bir düzenlemeye gidilerek bankaların yapısı ve «bankacılık işlemleri» konusunda özel hükümler getiren ve öncelikle uygulanması gereken kanunlar çıkarılmış olup, somut olayda da davanın açıldığı tarihte 5411 sayılı Bankacılık Kanunu y …
Benzer bu karardaDavalı herhangi bir gerçek ya da tüzel kişi olmayıp, hükümet tarafından kendisine verilen imtiyaza dayalı olarak faaliyette bulunan ve bir «güven kurumu» olan banka olup, kendisine tevdi olunan para, «kıymetli evrak» ve diğer değerleri gerek saklamak gerek verimli bir şekilde değerlendirmek gerekse talep halinde bunları hak sahiplerine faizi, getirisi ve kazancıyla birlikte iade etmek konusunda yasal yükümlülük altındadır.
Anılan Kanun’un “Zamanaşımı”na ilişkin 62. maddesinde bankalar nezdindeki mevduat, katılım fonu, emanet ve alacaklardan hak sahibinin en «son» talebi, işlemi, herhangi bir yazılı talimatı tarihinden başlayarak on yıl içinde aranmayanların «zamanaşımına» tabi olduğu belirtilmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre; davacı, ıttıla tarihi olan 02.04.2009 tarihli dilekçe tarihinden itibaren «zamanaşımının» işlemeye başlayacağını iddia etmiş ise de, davacının ülkeye 1984 yılında dönmüş olduğuna ilişkin beyanı, aradan geçen 15 yıl boyunca davacının 24.620,83 DM'lik bir alacağının akibetini sormamasının hayatın olağan akışına uygun olmaması, davacı tarafın bu süre boyunca bankaya başvurduğuna ilişkin yazılı bir belgesinin bulunmadığı, dosya kapsamında davalı tarafça sunulan 12.12.1984 ve 27.12.1984 tarihli davacıya 24.600 DM karşılığı ödeme yapıldığına ilişkin tediye mektuplarının da değerlendirilmesi sonucunda davacının bu iddiasının kabul görmediği, davanın, «havale» sözleşmesinin yapıldığı 18.10.1984 tarihinden itibaren 10 yıl geçmekle zamanaşımına uğradığı, aksi kabul edilse dahi, üzerinde «bilirkişi incelemesi» yaptırılan ve dosyada aslı bulunan vadesiz mevduat kartında bulunan imzanın davacıya ait olup olmadığının tespit edilemediği ve davalının evrak «saklama yükümlülüğünün» 10 yılla sınırlı olması nedeni ile delil «ibrazı» zorunluluğunun ortadan kalktığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:ödeme savunması · saklama yükümlülüğü · ispat külfeti · bilirkişi incelemesi · havale · ibraz
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre; davacı, ıttıla tarihi olan 02.04.2009 tarihli dilekçe tarihinden itibaren «zamanaşımının» işlemeye başlayacağını iddia etmiş ise de, davacının ülkeye 1984 yılında dönmüş olduğuna ilişkin beyanı, aradan geçen 15 yıl boyunca davacının 24.620,83 DM'lik bir alacağının akibetini sormamasının hayatın olağan akışına uygun olmaması, davacı tarafın bu süre boyunca bankaya başvurduğuna ilişkin yazılı bir belgesinin bulunmadığı, dosya kapsamında davalı tarafça sunulan 12.12.1984 ve 27.12.1984 tarihli davacıya 24.600 DM karşılığı ödeme yapıldığına ilişkin tediye mektuplarının da değerlendirilmesi sonucunda davacının bu iddiasının kabul görmediği, davanın, «havale» sözleşmesinin yapıldığı 18.10.1984 tarihinden itibaren 10 yıl geçmekle zamanaşımına uğradığı, aksi kabul edilse dahi, üzerinde «bilirkişi incelemesi» yaptırılan ve dosyada aslı bulunan vadesiz mevduat kartında bulunan imzanın davacıya ait olup olmadığının tespit edilemediği ve davalının evrak «saklama yükümlülüğünün» 10 yılla sınırlı olması nedeni ile delil «ibrazı» zorunluluğunun ortadan kalktığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
İmza incelemesi yaptırılan belgelerdeki imzaların davacıya ait olup olmadığının belirlenememesi davalının ödeme yaptığı konusundaki savunmasını ispat ettiği anlamına gelmeyeceği gibi, davalının evrak «saklama yükümlülüğünün» 10 yılla sınırlı olması nedeniyle delil «ibrazı» zorunluluğunun ortadan kalktığı gerekçesi de yerinde değildir.
Mahkemece, uyuşmazlığın «havale» sözleşmesinden kaynaklandığı kabul edilerek dava konusu havalenin davalıya devredildiği 18.10.1984 tarihinden itibaren 10 yıllık «zamanaşımı» süresinin dolduğu, davanın zamanaşımı süresinden sonra açıldığı gerekçesine yer verilmiştir.
Ayrıca davalı banka dava konusu edilen bedeli davacıya ödediğini savunduğundan davacıya ödeme yaptığını «ispat külfeti» davalıda bulunmaktadır.
2 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/5868 E. 2013/8601 K.
Ortak:Alacak
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:takipsizlik kararı · ibraz
Benzer bu karardaMahkemece, davacının verilen süreye rağmen yazılı bir anlaşma, yazılı bir delil sunmadığı, yabancı dilde yazılmış bir kısım evrakın asıllarını ve onaylı tercümelerini «ibraz» etmediği, davacı tarafından davanın «takipsiz» bırakıldığı, davalının davayı takip ettiği, davacının iddiasını ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine dair tesis edilen karar, taraf vekillerinin temyizi üzerine, Dairemizce ilamda belirtilen nedenlerle bozulmuştur.
-
İtirazın iptali | İcra inkar tazminatı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2009/3380 E. 2010/9635 K.
Ortak:eksik inceleme
İncelediğiniz karardaBu nedenlerle dosya içinde bulunan ve mahkemece ödemeye dayanak olarak alınan belgelerin çevirisi yapılmadan ve davacı hesabından ödemenin yapılıp yapılmadığı tespit edilmeden «eksik inceleme» ile karar verilmesi doğru olmamış davacı yararına bozmayı gerektirmiştir.
Benzer bu karardaBu durumda mahkemece, davacı delil listesinde yer alan yabancı dilde tanzim edilen taşıma belgelerinin tamamının tercüme ettirilmesi ve sunulan kanıtların bir bütün olarak değerlendirilerek sonucuna göre davalının «taşıyan» olup olmadığının belirlenerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken,yazılı şekilde «eksik inceleme» ve yetersiz bilirkişi raporuna dayalı hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:asıl taşıyıcı · üst taşıyıcı · konşimento · rücuen tahsil · acentelik · icra takibine itiraz · taşıyıcı · taşıyan
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davalının «taşıyan» olmayıp «asıl taşıyıcının» «acentesi» olduğu ve «hasarının» taşıma esnasında oluştuğunun ispat edilmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Dava, taşıma «sigorta poliçesine» dayalı tazminatın «rücuen tahsili» için başlatılan «icra takibine itirazın» iptali istemine ilişkindir.
Oysa davaya konu taşımanın alt ve «üst taşıyıcılar» aracılığıyla yapıldığı yönündeki iddiaların doğruluğunun belirlenebilmesi için anılan belgelerin tamamının tercümesinin yaptırılması gerekmektedir.
Dosya içeriğinde ise dava konusu «konşimentoların» tercümesinin bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2014/15764 E. , 2015/1228 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 17/04/2014 tarih ve 2014/91-2014/154 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, 1970-1983 yılları arasında Almanya'da işçi olarak çalışan müvekkilinin 1984 yılında yurda kesin dönüş yaptığını, Almanya'da çalıştığı dönemde sigorta primleri ödenen müvekkilince, 60 yaşını doldurduğunda emekli olabileceği düşüncesiyle yurda döndükten sonra sigorta primlerinin akıbeti ile ilgilenilmediğini, 2012 Eylül ayı içerisinde müvekkilince sigorta primlerinin kendisine ödenmesi için yapılan başvuruda, ödemenin 10.06.1984 tarihinde ... Merkez Bankası'na yapıldığı bilgisinin verilmesi üzerine 31.05.2013 günlü dilekçesi ile kendisine ödeme yapılması istemiyle davalı bankaya talepte bulunulduğunu ancak, davalı tarafça bir ödemenin yapılmadığını ileri sürerek, 11.972,54 € (23.346.47 DM)'nin ...
SGK tarafından davalı bankaya ödeme tarihi olan 10.06.1984 tarihinden itibaren ticari temerrüt faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir
Davalı vekili, TTK'nın 68/1 maddesi uyarınca müvekkili bankanın ticari defter ve dayanaklarını 10 yıl saklamakla yükümlü bulunduğunu, davacının başvurusu sonucu .... Sigorta Kurumu’ndan gelen DEM 23.346,47'lık ödeme kararının 30.07.1984 tarihinde davacı tarafından teslim alındığını, yaklaşık 29 yıl sonra açılan somut davada her türlü talep hakkının zamanaşımına uğradığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece; iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davanın davacı tarafa yapılan havale tarihinden 29 yıl sonra açıldığı, davalı tarafından sunulan belgelerle dava konusu Alman Sigorta Kurumu tarafından davalı adına havale edilen miktarın davacıya ödendiğinin sabit olduğu gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1-Dava, davalı bankaya gönderilen davacıya ait paranın davalıdan tahsili istemine ilişkin olup, iki ayrı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiştir.
Davalı herhangi bir gerçek ya da tüzel kişi olmayıp, hükümet tarafından kendisine verilen imtiyaza dayalı olarak faaliyette bulunan ve bir güven kurumu olan banka olup, kendisine tevdi olunan para, kıymetli evrak ve diğer değerleri gerek saklamak gerek verimli bir şekilde değerlendirmek gerekse talep halinde bunları hak sahiplerine faizi, getirisi ve kazancıyla birlikte iade etmek konusunda yasal yükümlülük altındadır. Bankaların hak sahiplerinin para ve para ile ölçülebilir değerleri üzerindeki bu derece geniş ve önemli tasarruf yetkileri nedeniyle bu konulardaki hak ve sorumluluklarının salt genel hükümlere göre tayini yeterli görülmediğinden bu alanda özel bir düzenlemeye gidilerek bankaların yapısı ve bankacılık işlemleri konusunda özel hükümler getiren ve öncelikle uygulanması gereken kanunlar çıkarılmış olup, somut olayda da davanın açıldığı tarihte 5411 sayılı Bankacılık Kanunu yürürlükte bulunmaktadır.
Anılan Kanun'un "Zamanaşımı”na ilişkin 62. maddesinde, bankalar nezdindeki mevduat, katılım fonu, emanet ve alacaklardan hak sahibinin en son talebi, işlemi, herhangi bir yazılı talimatı tarihinden başlayarak on yıl içinde aranmayanların zamanaşımına tabi olduğu belirtilmiştir. Davaya konu paranın davalı bankaya devredilmiş olduğu konusunda taraflar arasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Bu durumda mahkemece öncelikle zamanaşımı süresinin başlangıç tarihinin anılan madde uyarınca tespit edilerek bu madde uyarınca tespit edilecek zamanaşımına esas başlangıç tarihinden itibaren iş bu davanın 10 yıllık sürede açılıp açılmadığının araştırılarak sonucuna göre davaya konu alacağın zamanaşımına uğrayıp uğramadığının tespiti gerekirken olayda öncelikle uygulanması gereken özel hüküm niteliğindeki anılan 62.
madde uyarınca bir inceleme ve değerlendirme yapılmadan yazılı şekilde genel hükümlere göre yapılan değerlendirme sonucu davanın zamanaşımına uğradığına karar verilerek davanın bu nedenle reddi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir.
2- Ödendiği kabul edilen alacağa ilişkin dosyada bulunan belgeler, yabancı dilde olup tercümesi yapılmamıştır. Faiz ödemesine ilişkin olarak sunulan belge de davacının eşine yapılan bir ödemedir ve o belgede dahi davacı tarafın imzası bulunmamaktadır. Anılan belge dışında başka bir belgeye de dosyada rastlanılmamıştır. Bu nedenlerle dosya içinde bulunan ve mahkemece ödemeye dayanak olarak alınan belgelerin çevirisi yapılmadan ve davacı hesabından ödemenin yapılıp yapılmadığı tespit edilmeden eksik inceleme ile karar verilmesi doğru olmamış davacı yararına bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) ve (2). bentlerde açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 04/02/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/167074100 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz