Anonim şirket yönetim kurulu
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2014/15228 E. 2014/18684 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
anonim şirket yönetim kurulu↗ istirdat davası↗ ortaklık sözleşmesi↗ pasif husumet ehliyeti↗ şahsi sorumluluk↗ kar payı↗ hile↗ husumet ehliyeti↗ pasif husumet yokluğu↗ hisse senedi↗ hisse devri↗ garantörlük↗ pasif husumet↗ tüzel kişilik↗ hak düşürücü süre↗ komisyon↗ husumet yokluğu↗ anonim şirket↗ taraf ehliyeti↗ istirdat↗ haksız fiil↗ kâr payı↗ ek tasfiye↗ yönetim kurulu kararı↗ taahhütname↗ kötüniyet↗ temsil↗ husumet↗ i̇i̇k 72/son↗
Usul tespitleri
- Hak düşürücü süre
- {'var': True, 'sure': None, 'kanun': None}
- Dava şartı
- dava şartı
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacının davalı ..[…]G'den almış olduğu 20/09/2000 tarihli hisse senedi ile bu şirketin ortağı olduğu, davacının davalı Y.. A..'de hissesinin bulunmadığı ancak davalı şirket ve yöneticilerinin davacının parasını yabancı şirkete vermesinde hukuka aykırı eylemlerinin olduğu iddia edilmiş ise de, davacının hileli davranışlarla aldatıldığını tespite elverişli somut deliller bulunmadığı, bir an için haksız fiilin ispatlandığı düşünülse bile sözleşmeye, haksız fiile ve hileye ilişkin zaman aşımı sürelerinin geçtiği, yine davalı Y.. A..'nin, davacının parasını yatırdığı . […]G. ile aynı çatı altında faaliyet gösteren bir şirket olup bağlantıları olduğu düşünülse bile 6103 sayılı Yasa'nın 2. maddesine göre davacının şirkete ortaklığını 20/09/2000 tarihinde hisse devri almak yoluyla kazandığı ve bu tarihte yürürlükte olan 6762 sayılı TTK'nın 405/2 maddesi uyarınca sermaye olarak şirkete verilenin istenemeyeceği, davalı şirketlerin tasfiye halinde bulunmadığı, bir sermaye şirketi olan anonim şirket yönetim kurulu başkanının şahsi sorumluluğunu gerektirir bir durum mevcut olmadığı gibi ortaklık sözleşmesinin kurulması sırasında davalı D.. U..'ın sözleşmeye etki eden, taraf iradelerini fesada uğratan herhangi bir eyleminin de ispatlanamadığından davalı D.. U.. yönünden pasif husumet ehliyeti yokluğunun söz konusu olduğu gerekçesiyle, davalı D.. U.. yönünden pasif husumet yokluğu nedeniyle, davalı şirket yönünden esastan davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Davacı, yüksek kar payı verilmek ve istenildiği zaman iade edilmek üzere kendilerinden para toplandığını, bu paraların davalı şirkete aktarıldığını, yurt dışı şirket ile davalı şirket arasında bağlantı bulunduğunu ileri sürerek işbu davayı açmış olup, mahkemece yukarıda açıklanan gerekçeyle davanın davalı şirket yönünden esastan, davalı D.. U.. yönünden pasif husumetten reddine karar verilmiştir.
Mahkemece, hükme esas alınan bilirkişi raporunda, davacının dava dışı .. […]G'den almış olduğu 20/09/2000 tarihli taahhütname ile anılan yabancı şirketin ortağı olduğu, davacının iddiasını dayandırdığı “.. […]G. Taahhütname” başlıklı belgenin verilmesine ve şirkete ortak edilirken davalıların ne gibi bir katkıda bulunduklarının ispat edilemediği, yabancı ülkede kurulu bir şirket için davacının yabancı şirkette ortaklığının bulunup bulunmadığının dosyadaki belgelerden tespit edilemeyeceği, davacının yabancı şirkete ortak olduğu kabul edilse dahi davalı şirket ortağı olduğuna dair bir tespitte bulunulamayacağı,..[…]G'nin ikraz sözleşmeleri karşılığında alacağını Türkiye'de mukim .. Grubu şirketlerinin hisselerini devralarak tahsil etmesinin ve Türkiye'de kurulu şirketlere iştirak etmesinin tek başına tüzel kişilik perdesinin bulunduğu ve davacının davalılar ile alacak ilişkisinin tespiti için yeterli olmadığı, hileye ilişkin iddiaların ise hak düşürücü süre nedeniyle dikkate alınamayacağı bildirilmiştir.
Ancak, dava aynı zamanda davacının davalı şirkete sermaye olarak verdiği paranın tahsili talebi olarak değerlendirilmiş ise de, davacı dava dilekçesinde davalı şirkete ortak olduğunu ileri sürmemiş, tersine, davalı şirket ile bu şirketin yöneticilerinin, yürürlükteki mevzuat hükümlerine aykırı bir biçimde kötüniyetli vaad ve garantilerle yurtdışında yaşayan pek çok kişinin dini duygularını sömürerek, yine davalı holding bünyesinde bulunan yabancı uyruklu bir şirketi aracı olarak kullanmak suretiyle topladıkları paraları iade etmeyip davalı holding ve bünyesindeki diğer grup şirketlerine aktardıklarını iddia ederek verilen paranın istirdadını istemiştir. Dava, iddianın bu biçimdeki ileri sürülüşü nazara alındığında, davalıların iddia olunan organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir alacak (istirdat) davası niteliğinde olmakla, mahkemece 1086 sayılı HUMK’nın 74 ve 75. maddelerine ve sonradan yürürlüğe giren HMK'nın 26. maddesine aykırı düşecek şekilde, davanın yanlış nitelenmesine dayalı olarak, davacının bildirmiş olduğu delillerin tamamı toplanmaksızın yetersiz araştırma ve soruşturma sonucunda davacının davalı şirketin ortağı olmadığı ve sözleşmeye, haksız fiile ve hileye ilişkin zaman aşımı sürelerinin geçtiği, davacının parasını yatırdığı . […]G'nin . Holding ile aynı çatı altında faaliyet gösterdiği ve bağlantılı oldukları düşünülse bile davacının şirket ortaklığını kazandığı 20/09/2000 tarihinde yürürlükte bulunan 6762 sayılı TTK'nın 405/2. maddesi uyarınca sermaye olarak şirkete verilenin istenemeyeceği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş olması doğru olmamıştır.
Bu itibarla, mahkemece, davanın yukarıda belirtilen şekilde nitelendirilerek, tarafların bu yolda gösterdikleri delillerin tümüyle toplanması, özellikle .. Grubu şirketleri ve yöneticileri tarafından hileli işlemlerle davacının zararına sebebiyet verildiği ve kendisine haksız fiilde bulunulduğu iddiasıyla bu davanın açıldığı gözetilerek davacının delil olarak dayandığı SPK, MASAK ve TBMM Araştırma Komisyonu raporları ve olay tarihinde yürürlükte bulunan 6762 sayılı TTK'nın 336/5, 321, 818 sayılı BK'nın 50 ve 51. maddeleri uyarınca bir değerlendirme yapılarak özellikle davalı D.. U..'ın hem paranın yatırıldığı yabancı şirketin hem de Türkiye'deki grup şirketlerinin yöneticisi olduğu nazara alınmak suretiyle haksız fiil olgusunun değerlendirilmesi, tarafların hukuki durumunun da davacının dayandığı tüm deliller toplandıktan sonra anılan yasa hükümleri uyarınca incelenip tartışılması, davacının yabancı uyruklu şirkete ortaklığının gerçekleşip gerçekleşmediği, söz konusu ortaklığın gerçek hak sahipliği doğuran niteliği bulunup bulunmadığı değerlendirilip, öncelikle davacı ve davalılar ile dava dışı yabancı şirket arasındaki hukuki ilişkinin netlikle belirlenmesi, davacının yabancı şirkete ortak olmadığı sonucuna ulaşması halinde, davacının parasının yabancı şirket veya Türk
Şirketlere verilmesi olgusunda davalı şirketler ve yöneticilerinin ne gibi bir rolü bulunduğunun, ileri sürülen kanıtlar çerçevesinde ve gerektiği takdirde davalı şirketler ve grup şirketlerinin kayıtları üzerinde aralarında şirketler hukuku ve sermaye piyasası konusunda uzmanların bulunduğu bilirkişi heyeti marifetiyle yaptırılacak kapsamlı bir inceleme suretiyle ele alınıp varsa sorumluluklarının saptanması, bu suretle davacının iradesinin ileri sürüldüğü gibi davalılarca fesada uğratılmak suretiyle haksız bir fiile maruz bırakılarak parasının alındığı ve iade edilmediği yolundaki iddiasının tatminkar bir biçimde araştırılarak sonucuna göre bir karar verilmek üzere yerel mahkeme kararının davacı lehine bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Öte yandan, olay tarihinde yürürlükte bulunan 6762 sayılı TTK'nın 336. maddesi uyarınca davalı D.. U.. hakkındaki davanın pasif husumet yokluğundan yazılı gerekçeyle reddi de doğru değildir. Zira, 6762 sayılı TTK'nın 336/5. maddesinde tarif edilen gerek kanunların gerekse sözleşmelerin kendisine yüklediği sair vazifelerin kasten ve ihmal neticesi yapılmaması, TTK'nın 321/son maddesinde de, temsile ve idareye salahiyetli olanların vazifelerini yaptıkları sırada işledikleri haksız fiillerden anonim şirketin sorumlu olacağı hükme bağlandığından davalı D.. U..'ın da davalı şirketlerin yönetim kurulu başkanı olarak gerek MK'nun 50. maddesi gerekse de TTK'nın 321/son maddesi uyarınca zarardan sorumlu tutulabileceği ve bu nedenle kendisine husumet yöneltilebileceği gözetilmeksizin bu davalı yönünden dahi pasif husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmesi doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Anonim şirket yönetim kurulu 🔁 aynen tekrar
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/15222 E. 2014/18679 K.
Ortak:anonim şirket yönetim kurulu · istirdat davası · ortaklık sözleşmesi · pasif husumet ehliyeti · şahsi sorumluluk · kar payı · hile · husumet ehliyeti · dava şartı · hak düşürücü süre
İncelediğiniz kararda… tında faaliyet gösteren bir şirket olup bağlantıları olduğu düşünülse bile 6103 sayılı Yasa'nın 2. maddesine göre davacının şirkete ortaklığını 20/09/2000 tarihinde «hisse devri» almak yoluyla kazandığı ve bu tarihte yürürlükte olan 6762 sayılı TTK'nın 405/2 maddesi uyarınca sermaye olarak şirkete verilenin istenemeyeceği, davalı şirketlerin «tasfiye» halinde bulunmadığı, bir sermaye şirketi olan «anonim şirket yönetim kurulu» başkanının «şahsi sorumluluğunu» gerektirir bir durum mevcut olmadığı gibi «ortaklık sözleşmesinin» kurulması sırasında davalı D..
U.. yönünden «pasif husumet ehliyeti» yokluğunun söz konusu olduğu gerekçesiyle, davalı D..
Dava, iddianın bu biçimdeki ileri sürülüşü nazara alındığında, davalıların iddia olunan organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir alacak («istirdat) davası» niteliğinde olmakla, mahkemece 1086 sayılı HUMK’nın 74 ve 75. maddelerine ve sonradan yürürlüğe giren HMK'nın 26. maddesine aykırı düşecek şekilde, davanın yanlış nitelenmesine dayalı olarak, davacının bildirmiş olduğu delillerin tamamı toplanmaksızın yetersiz araştırma ve soruşturma sonucunda davacının davalı şirketin ortağı olmadığı ve sözleşmeye, «haksız fiile» ve «hileye» ilişkin zaman aşımı sürelerinin geçtiği, davacının parasını yatırdığı .
Benzer bu kararda… tında faaliyet gösteren bir şirket olup bağlantıları olduğu düşünülse bile 6103 sayılı Yasa'nın 2. maddesine göre davacının şirkete ortaklığını 09/10/2001 tarihinde «hisse devri» almak yoluyla kazandığı ve bu tarihte yürürlükte olan 6762 sayılı TTK'nın 405/2 maddesi uyarınca sermaye olarak şirkete verilenin istenemeyeceği, davalı şirketlerin «tasfiye» halinde bulunmadığı, bir sermaye şirketi olan «anonim şirket yönetim kurulu» başkanının «şahsi sorumluluğunu» gerektirir bir durum mevcut olmadığı gibi «ortaklık sözleşmesinin» kurulması sırasında davalı D..
U.. yönünden «pasif husumet ehliyeti» yokluğunun söz konusu olduğu gerekçesiyle, davalı D..
Dava, iddianın bu biçimdeki ileri sürülüşü nazara alındığında, davalıların iddia olunan organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir alacak («istirdat) davası» niteliğinde olmakla, mahkemece 1086 sayılı HUMK’nın 74 ve 75. maddelerine ve sonradan yürürlüğe giren HMK'nın 26. maddesine aykırı düşecek şekilde, davanın yanlış nitelenmesine dayalı olarak, davacının bildirmiş olduğu delillerin tamamı toplanmaksızın yetersiz araştırma ve soruşturma sonucunda davacının davalı şirketin ortağı olmadığı ve sözleşmeye, «haksız fiile» ve «hileye» ilişkin zaman aşımı sürelerinin geçtiği, davacının parasını yatırdığı ..
Sonuç: 🔶 iki emsal
-
Anonim şirket yönetim kurulu 🔁 aynen tekrar
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/15242 E. 2014/18683 K.
Ortak:anonim şirket yönetim kurulu · istirdat davası · ortaklık sözleşmesi · pasif husumet ehliyeti · şahsi sorumluluk · kar payı · hile · husumet ehliyeti · dava şartı · hak düşürücü süre
İncelediğiniz kararda… tında faaliyet gösteren bir şirket olup bağlantıları olduğu düşünülse bile 6103 sayılı Yasa'nın 2. maddesine göre davacının şirkete ortaklığını 20/09/2000 tarihinde «hisse devri» almak yoluyla kazandığı ve bu tarihte yürürlükte olan 6762 sayılı TTK'nın 405/2 maddesi uyarınca sermaye olarak şirkete verilenin istenemeyeceği, davalı şirketlerin «tasfiye» halinde bulunmadığı, bir sermaye şirketi olan «anonim şirket yönetim kurulu» başkanının «şahsi sorumluluğunu» gerektirir bir durum mevcut olmadığı gibi «ortaklık sözleşmesinin» kurulması sırasında davalı D..
U.. yönünden «pasif husumet ehliyeti» yokluğunun söz konusu olduğu gerekçesiyle, davalı D..
Dava, iddianın bu biçimdeki ileri sürülüşü nazara alındığında, davalıların iddia olunan organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir alacak («istirdat) davası» niteliğinde olmakla, mahkemece 1086 sayılı HUMK’nın 74 ve 75. maddelerine ve sonradan yürürlüğe giren HMK'nın 26. maddesine aykırı düşecek şekilde, davanın yanlış nitelenmesine dayalı olarak, davacının bildirmiş olduğu delillerin tamamı toplanmaksızın yetersiz araştırma ve soruşturma sonucunda davacının davalı şirketin ortağı olmadığı ve sözleşmeye, «haksız fiile» ve «hileye» ilişkin zaman aşımı sürelerinin geçtiği, davacının parasını yatırdığı .
Benzer bu kararda… tında faaliyet gösteren bir şirket olup bağlantıları olduğu düşünülse bile 6103 sayılı Yasa'nın 2. maddesine göre davacının şirkete ortaklığını 21/12/2000 tarihinde «hisse devri» almak yoluyla kazandığı ve bu tarihte yürürlükte olan 6762 sayılı TTK'nın 405/2 maddesi uyarınca sermaye olarak şirkete verilenin istenemeyeceği, davalı şirketlerin «tasfiye» halinde bulunmadığı, bir sermaye şirketi olan «anonim şirket yönetim kurulu» başkanının «şahsi sorumluluğunu» gerektirir bir durum mevcut olmadığı gibi «ortaklık sözleşmesinin» kurulması sırasında davalı D..
U.. yönünden «pasif husumet ehliyeti» yokluğunun söz konusu olduğu gerekçesiyle, davalı D..
Dava, iddianın bu biçimdeki ileri sürülüşü nazara alındığında, davalıların iddia olunan organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir alacak («istirdat) davası» niteliğinde olmakla, mahkemece 1086 sayılı HUMK’nın 74 ve 75. maddelerine ve sonradan yürürlüğe giren HMK'nın 26. maddesine aykırı düşecek şekilde, davanın yanlış nitelenmesine dayalı olarak, davacının bildirmiş olduğu delillerin tamamı toplanmaksızın yetersiz araştırma ve soruşturma sonucunda davacının davalı şirketin ortağı olmadığı ve sözleşmeye, «haksız fiile» ve «hileye» ilişkin «zamanaşımı» sürelerinin geçtiği, davacının parasını yatırdığı Yimpaş group A.G'nin Yimpaş Holding ile aynı çatı altında faaliyet gösterdiği ve bağlantılı oldukları düşünülse b …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:zamanaşımı
Benzer bu karardaA..'de hissesinin bulunmadığı ancak davalı şirket ve yöneticilerinin davacının parasını yabancı şirkete vermesinde hukuka aykırı eylemlerinin olduğu iddia edilmiş ise de, davacının hileli davranışlarla aldatıldığını tespite elverişli somut deliller bulunmadığı, bir an için «haksız fiilin» ispatlandığı düşünülse bile sözleşmeye, haksız fiile ve «hileye» ilişkin «zamanaşımı» sürelerinin geçtiği, yine davalı Y..
Dava, iddianın bu biçimdeki ileri sürülüşü nazara alındığında, davalıların iddia olunan organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir alacak («istirdat) davası» niteliğinde olmakla, mahkemece 1086 sayılı HUMK’nın 74 ve 75. maddelerine ve sonradan yürürlüğe giren HMK'nın 26. maddesine aykırı düşecek şekilde, davanın yanlış nitelenmesine dayalı olarak, davacının bildirmiş olduğu delillerin tamamı toplanmaksızın yetersiz araştırma ve soruşturma sonucunda davacının davalı şirketin ortağı olmadığı ve sözleşmeye, «haksız fiile» ve «hileye» ilişkin «zamanaşımı» sürelerinin geçtiği, davacının parasını yatırdığı Yimpaş group A.G'nin Yimpaş Holding ile aynı çatı altında faaliyet gösterdiği ve bağlantılı oldukları düşünülse b …
-
Anonim şirket yönetim kurulu 🔁 aynen tekrar
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/15231 E. 2014/18681 K.
Ortak:anonim şirket yönetim kurulu · istirdat davası · ortaklık sözleşmesi · pasif husumet ehliyeti · şahsi sorumluluk · kar payı · hile · husumet ehliyeti · dava şartı · hak düşürücü süre
İncelediğiniz kararda… tında faaliyet gösteren bir şirket olup bağlantıları olduğu düşünülse bile 6103 sayılı Yasa'nın 2. maddesine göre davacının şirkete ortaklığını 20/09/2000 tarihinde «hisse devri» almak yoluyla kazandığı ve bu tarihte yürürlükte olan 6762 sayılı TTK'nın 405/2 maddesi uyarınca sermaye olarak şirkete verilenin istenemeyeceği, davalı şirketlerin «tasfiye» halinde bulunmadığı, bir sermaye şirketi olan «anonim şirket yönetim kurulu» başkanının «şahsi sorumluluğunu» gerektirir bir durum mevcut olmadığı gibi «ortaklık sözleşmesinin» kurulması sırasında davalı D..
U.. yönünden «pasif husumet ehliyeti» yokluğunun söz konusu olduğu gerekçesiyle, davalı D..
Dava, iddianın bu biçimdeki ileri sürülüşü nazara alındığında, davalıların iddia olunan organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir alacak («istirdat) davası» niteliğinde olmakla, mahkemece 1086 sayılı HUMK’nın 74 ve 75. maddelerine ve sonradan yürürlüğe giren HMK'nın 26. maddesine aykırı düşecek şekilde, davanın yanlış nitelenmesine dayalı olarak, davacının bildirmiş olduğu delillerin tamamı toplanmaksızın yetersiz araştırma ve soruşturma sonucunda davacının davalı şirketin ortağı olmadığı ve sözleşmeye, «haksız fiile» ve «hileye» ilişkin zaman aşımı sürelerinin geçtiği, davacının parasını yatırdığı .
Benzer bu kararda… ında faaliyet gösteren bir şirket olup bağlantıları olduğu düşünülse bile 6103 Sayılı Yasa' nın 2. maddesine göre davacının şirkete ortaklığını 12/12/2000 tarihinde «hisse devri» almak yoluyla kazandığı ve bu tarihte yürürlükte olan 6762 sayılı TTK'nun 405/2 maddesi uyarınca sermaye olarak şirkete verilenin istenemeyeceği, davalı şirketlerin «tasfiye» halinde bulunmadığı, bir sermaye şirketi olan «anonim şirket yönetim kurulu» başkanının «şahsi sorumluluğunu» gerektirir bir durum mevcut olmadığı gibi «ortaklık sözleşmesinin» kurulması sırasında davalı D..
U.. yönünden «pasif husumet ehliyeti» yokluğunun söz konusu olduğu gerekçesiyle, davalı D..
Dava, iddianın bu biçimdeki ileri sürülüşü nazara alındığında, davalıların iddia olunan organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir alacak («istirdat) davası» niteliğinde olmakla, mahkemece 1086 sayılı HUMK’nun 74 ve 75. maddelerine ve sonradan yürürlüğe giren HMK'nın 26. maddesine aykırı düşecek şekilde, davanın yanlış nitelenmesine dayalı olarak, davacının bildirmiş olduğu delillerin tamamı toplanmaksızın yetersiz araştırma ve soruşturma sonucunda davacının davalı şirketin ortağı olmadığı ve sözleşmeye, «haksız fiile» ve «hileye» ilişkin «zamanaşımı» sürelerinin geçtiği, davacının parasını yatırdığı Yimpaş group A.G. nin ..
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:zamanaşımı
Benzer bu karardaA..'de hissesinin bulunmadığı ancak davalı şirket ve yöneticilerinin davacının parasını yabancı şirkete vermesinde hukuka aykırı eylemlerinin olduğu iddia edilmiş ise de, davacının hileli davranışlarla aldatıldığını tespite elverişli somut deliller bulunmadığı, bir an için «haksız fiilin» ispatlandığı düşünülse bile sözleşmeye, haksız fiile ve «hileye» ilişkin «zamanaşımı» sürelerinin geçtiği, yine davalı Y..
Dava, iddianın bu biçimdeki ileri sürülüşü nazara alındığında, davalıların iddia olunan organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir alacak («istirdat) davası» niteliğinde olmakla, mahkemece 1086 sayılı HUMK’nun 74 ve 75. maddelerine ve sonradan yürürlüğe giren HMK'nın 26. maddesine aykırı düşecek şekilde, davanın yanlış nitelenmesine dayalı olarak, davacının bildirmiş olduğu delillerin tamamı toplanmaksızın yetersiz araştırma ve soruşturma sonucunda davacının davalı şirketin ortağı olmadığı ve sözleşmeye, «haksız fiile» ve «hileye» ilişkin «zamanaşımı» sürelerinin geçtiği, davacının parasını yatırdığı Yimpaş group A.G. nin ..
5 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/13833 E. 2014/19161 K.
Ortak:istirdat davası · husumet ehliyeti · garantörlük · pasif husumet · tüzel kişilik · taraf ehliyeti · istirdat · haksız fiil · dava şartı
İncelediğiniz karardaU.. yönünden «pasif husumet ehliyeti» yokluğunun söz konusu olduğu gerekçesiyle, davalı D..
Dava, iddianın bu biçimdeki ileri sürülüşü nazara alındığında, davalıların iddia olunan organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir alacak («istirdat) davası» niteliğinde olmakla, mahkemece 1086 sayılı HUMK’nın 74 ve 75. maddelerine ve sonradan yürürlüğe giren HMK'nın 26. maddesine aykırı düşecek şekilde, davanın yanlış nitelenmesine dayalı olarak, davacının bildirmiş olduğu delillerin tamamı toplanmaksızın yetersiz araştırma ve soruşturma sonucunda davacının davalı şirketin ortağı olmadığı ve sözleşmeye, «haksız fiile» ve «hileye» ilişkin zaman aşımı sürelerinin geçtiği, davacının parasını yatırdığı .
… lekçesinde davalı şirkete ortak olduğunu ileri sürmemiş, tersine, davalı şirket ile bu şirketin yöneticilerinin, yürürlükteki mevzuat hükümlerine aykırı bir biçimde «kötüniyetli» vaad ve «garantilerle» yurtdışında yaşayan pek çok kişinin dini duygularını sömürerek, yine davalı holding bünyesinde bulunan yabancı uyruklu bir şirketi aracı olarak kullanmak suretiyle topladıkları paraları iade etmeyip davalı holding ve bünyesindeki diğer grup şirketlerine aktardıklarını iddia ederek verilen paranın «istirdadını» istemiştir.
Benzer bu karardaDava, iddianın bu biçimdeki ileri sürülüşü nazara alındığında, davalıların iddia olunan organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir alacak («istirdat) davası» niteliğinde olmakla, mahkemece dava tarihinde yürürlükte olan HUMK’nın 74. ve 75. ve sonradan yürürlüğe giren HMK'nın 26. maddelerine aykırı düşecek şekilde, davanın yanlış nitelenmesine dayalı olarak, davacının bildirmiş olduğu delillerin hiçbiri toplanmaksızın, sunulan belgenin aslı dahi araştırılmaksızın, re’sen yapılan yetersiz araştırma ve soruşturma sonucunda davacının davalı şirketin ortağı olmadığı, «tüzel kişiliklerin» farklı bulunduğu gerekçesiyle, davanın «husumet» cihetinden reddine karar verilmiş olması doğru olmamıştır.
Holding A.Ş. 'nin «husumet ehliyetinin» bulunmadığı, davacının dava dışı ..
… ise de, davacı dava dilekçesinde davalı şirkete ortak olduğunu ileri sürmemiş, tersine, davalı şirket ve yöneticilerinin yürürlükteki mevzuat hükümlerine aykırı ve «kötüniyetli» vaad ve «garantilerle» davacı ve davacı gibi yurtdışında yaşayan pek çok kişiyi dini duygularını sömürerek, yine davalı holding bünyesinde bulunan yabancı uyruklu bir şirketi aracı olarak kullanmak suretiyle topladıkları paraları iade etmeyip davalı holding ve bünyesindeki diğer grup şirketlerine aktardıkları iddia olunarak verilen paranın «istirdadını» istemiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/15241 E. 2014/18682 K.
Ortak:anonim şirket yönetim kurulu · istirdat davası · ortaklık sözleşmesi · pasif husumet ehliyeti · şahsi sorumluluk · kar payı · hile · husumet ehliyeti · dava şartı · hak düşürücü süre
İncelediğiniz kararda… tında faaliyet gösteren bir şirket olup bağlantıları olduğu düşünülse bile 6103 sayılı Yasa'nın 2. maddesine göre davacının şirkete ortaklığını 20/09/2000 tarihinde «hisse devri» almak yoluyla kazandığı ve bu tarihte yürürlükte olan 6762 sayılı TTK'nın 405/2 maddesi uyarınca sermaye olarak şirkete verilenin istenemeyeceği, davalı şirketlerin «tasfiye» halinde bulunmadığı, bir sermaye şirketi olan «anonim şirket yönetim kurulu» başkanının «şahsi sorumluluğunu» gerektirir bir durum mevcut olmadığı gibi «ortaklık sözleşmesinin» kurulması sırasında davalı D..
U.. yönünden «pasif husumet ehliyeti» yokluğunun söz konusu olduğu gerekçesiyle, davalı D..
Dava, iddianın bu biçimdeki ileri sürülüşü nazara alındığında, davalıların iddia olunan organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir alacak («istirdat) davası» niteliğinde olmakla, mahkemece 1086 sayılı HUMK’nın 74 ve 75. maddelerine ve sonradan yürürlüğe giren HMK'nın 26. maddesine aykırı düşecek şekilde, davanın yanlış nitelenmesine dayalı olarak, davacının bildirmiş olduğu delillerin tamamı toplanmaksızın yetersiz araştırma ve soruşturma sonucunda davacının davalı şirketin ortağı olmadığı ve sözleşmeye, «haksız fiile» ve «hileye» ilişkin zaman aşımı sürelerinin geçtiği, davacının parasını yatırdığı .
Benzer bu kararda… ında faaliyet gösteren bir şirket olup bağlantıları olduğu düşünülse bile 6103 Sayılı Yasa' nın 2. maddesine göre davacının şirkete ortaklığını 09/02/2001 tarihinde «hisse devri» almak yoluyla kazandığı ve bu tarihte yürürlükte olan 6762 Sayılı TTK'nun 405/2 maddesi uyarınca sermaye olarak şirkete verilenin istenemeyeceği, davalı şirketlerin «tasfiye» halinde bulunmadığı, bir sermaye şirketi olan «anonim şirket yönetim kurulu» başkanının «şahsi sorumluluğunu» gerektirir bir durum mevcut olmadığı gibi «ortaklık sözleşmesinin» kurulması sırasında davalı D..
U.. yönünden «pasif husumet ehliyeti» yokluğunun söz konusu olduğu gerekçesiyle, davalı D..
Dava, iddianın bu biçimdeki ileri sürülüşü nazara alındığında, davalıların iddia olunan organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir alacak («istirdat) davası» niteliğinde olmakla, mahkemece 1086 sayılı HUMK’nun 74 ve 75. maddelerine ve sonradan yürürlüğe giren HMK'nın 26. maddesine aykırı düşecek şekilde, davanın yanlış nitelenmesine dayalı olarak, davacının bildirmiş olduğu delillerin tamamı toplanmaksızın yetersiz araştırma ve soruşturma sonucunda davacının davalı şirketin ortağı olmadığı ve sözleşmeye, «haksız fiile» ve «hileye» ilişkin «zamanaşımı» sürelerinin geçtiği, davacının parasını yatırdığı ..
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:zamanaşımı
Benzer bu karardaA..'de hissesinin bulunmadığı ancak davalı şirket ve yöneticilerinin davacının parasını yabancı şirkete vermesinde hukuka aykırı eylemlerinin olduğu iddia edilmiş ise de, davacının hileli davranışlarla aldatıldığını tespite elverişli somut deliller bulunmadığı, bir an için «haksız fiilin» ispatlandığı düşünülse bile sözleşmeye, haksız fiile ve «hileye» ilişkin «zamanaşımı» sürelerinin geçtiği, yine davalı Y..
Dava, iddianın bu biçimdeki ileri sürülüşü nazara alındığında, davalıların iddia olunan organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir alacak («istirdat) davası» niteliğinde olmakla, mahkemece 1086 sayılı HUMK’nun 74 ve 75. maddelerine ve sonradan yürürlüğe giren HMK'nın 26. maddesine aykırı düşecek şekilde, davanın yanlış nitelenmesine dayalı olarak, davacının bildirmiş olduğu delillerin tamamı toplanmaksızın yetersiz araştırma ve soruşturma sonucunda davacının davalı şirketin ortağı olmadığı ve sözleşmeye, «haksız fiile» ve «hileye» ilişkin «zamanaşımı» sürelerinin geçtiği, davacının parasını yatırdığı ..
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/15200 E. 2014/18680 K.
Ortak:anonim şirket yönetim kurulu · istirdat davası · ortaklık sözleşmesi · pasif husumet ehliyeti · şahsi sorumluluk · kar payı · hile · husumet ehliyeti · dava şartı · hak düşürücü süre
İncelediğiniz kararda… tında faaliyet gösteren bir şirket olup bağlantıları olduğu düşünülse bile 6103 sayılı Yasa'nın 2. maddesine göre davacının şirkete ortaklığını 20/09/2000 tarihinde «hisse devri» almak yoluyla kazandığı ve bu tarihte yürürlükte olan 6762 sayılı TTK'nın 405/2 maddesi uyarınca sermaye olarak şirkete verilenin istenemeyeceği, davalı şirketlerin «tasfiye» halinde bulunmadığı, bir sermaye şirketi olan «anonim şirket yönetim kurulu» başkanının «şahsi sorumluluğunu» gerektirir bir durum mevcut olmadığı gibi «ortaklık sözleşmesinin» kurulması sırasında davalı D..
U.. yönünden «pasif husumet ehliyeti» yokluğunun söz konusu olduğu gerekçesiyle, davalı D..
Dava, iddianın bu biçimdeki ileri sürülüşü nazara alındığında, davalıların iddia olunan organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir alacak («istirdat) davası» niteliğinde olmakla, mahkemece 1086 sayılı HUMK’nın 74 ve 75. maddelerine ve sonradan yürürlüğe giren HMK'nın 26. maddesine aykırı düşecek şekilde, davanın yanlış nitelenmesine dayalı olarak, davacının bildirmiş olduğu delillerin tamamı toplanmaksızın yetersiz araştırma ve soruşturma sonucunda davacının davalı şirketin ortağı olmadığı ve sözleşmeye, «haksız fiile» ve «hileye» ilişkin zaman aşımı sürelerinin geçtiği, davacının parasını yatırdığı .
Benzer bu kararda… ında faaliyet gösteren bir şirket olup bağlantıları olduğu düşünülse bile 6103 Sayılı Yasa' nın 2. maddesine göre davacının şirkete ortaklığını 09/02/2001 tarihinde «hisse devri» almak yoluyla kazandığı ve bu tarihte yürürlükte olan 6762 Sayılı TTK'nun 405/2 maddesi uyarınca sermaye olarak şirkete verilenin istenemeyeceği, davalı şirketlerin «tasfiye» halinde bulunmadığı, bir sermaye şirketi olan «anonim şirket yönetim kurulu» başkanının «şahsi sorumluluğunu» gerektirir bir durum mevcut olmadığı gibi «ortaklık sözleşmesinin» kurulması sırasında davalı D..
U.. yönünden «pasif husumet ehliyeti» yokluğunun söz konusu olduğu gerekçesiyle, davalı D..
Dava, iddianın bu biçimdeki ileri sürülüşü nazara alındığında, davalıların iddia olunan organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir alacak («istirdat) davası» niteliğinde olmakla, mahkemece 1086 sayılı HUMK’nun 74 ve 75. maddelerine ve sonradan yürürlüğe giren HMK'nın 26. maddesine aykırı düşecek şekilde, davanın yanlış nitelenmesine dayalı olarak, davacının bildirmiş olduğu delillerin tamamı toplanmaksızın yetersiz araştırma ve soruşturma sonucunda davacının davalı şirketin ortağı olmadığı ve sözleşmeye, «haksız fiile» ve «hileye» ilişkin «zamanaşımı» sürelerinin geçtiği, davacının parasını yatırdığı Yimpaş Werwaltungs Gmbh'nin Yimpaş Holding ile aynı çatı altında faaliyet gösterdiği ve bağlantılı oldukları düşü …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:zamanaşımı
Benzer bu karardaA...'de hissesinin bulunmadığı ancak davalı şirket ve yöneticilerinin davacının parasını yabancı şirkete vermesinde hukuka aykırı eylemlerinin olduğu iddia edilmiş ise de, davacının hileli davranışlarla aldatıldığını tespite elverişli somut deliller bulunmadığı, bir an için «haksız fiilin» ispatlandığı düşünülse bile sözleşmeye, haksız fiile ve «hileye» ilişkin «zamanaşımı» sürelerinin geçtiği, yine davalı Y..
Dava, iddianın bu biçimdeki ileri sürülüşü nazara alındığında, davalıların iddia olunan organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir alacak («istirdat) davası» niteliğinde olmakla, mahkemece 1086 sayılı HUMK’nun 74 ve 75. maddelerine ve sonradan yürürlüğe giren HMK'nın 26. maddesine aykırı düşecek şekilde, davanın yanlış nitelenmesine dayalı olarak, davacının bildirmiş olduğu delillerin tamamı toplanmaksızın yetersiz araştırma ve soruşturma sonucunda davacının davalı şirketin ortağı olmadığı ve sözleşmeye, «haksız fiile» ve «hileye» ilişkin «zamanaşımı» sürelerinin geçtiği, davacının parasını yatırdığı Yimpaş Werwaltungs Gmbh'nin Yimpaş Holding ile aynı çatı altında faaliyet gösterdiği ve bağlantılı oldukları düşü …
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/15237 E. 2014/18685 K.
Ortak:anonim şirket yönetim kurulu · istirdat davası · ortaklık sözleşmesi · şahsi sorumluluk · hile · husumet ehliyeti · garantörlük · tüzel kişilik · dava şartı · hak düşürücü süre
İncelediğiniz kararda… tında faaliyet gösteren bir şirket olup bağlantıları olduğu düşünülse bile 6103 sayılı Yasa'nın 2. maddesine göre davacının şirkete ortaklığını 20/09/2000 tarihinde «hisse devri» almak yoluyla kazandığı ve bu tarihte yürürlükte olan 6762 sayılı TTK'nın 405/2 maddesi uyarınca sermaye olarak şirkete verilenin istenemeyeceği, davalı şirketlerin «tasfiye» halinde bulunmadığı, bir sermaye şirketi olan «anonim şirket yönetim kurulu» başkanının «şahsi sorumluluğunu» gerektirir bir durum mevcut olmadığı gibi «ortaklık sözleşmesinin» kurulması sırasında davalı D..
Grubu şirketlerinin hisselerini devralarak tahsil etmesinin ve Türkiye'de kurulu şirketlere iştirak etmesinin tek başına «tüzel kişilik» perdesinin bulunduğu ve davacının davalılar ile alacak ilişkisinin tespiti için yeterli olmadığı, «hileye» ilişkin iddiaların ise «hak düşürücü süre» nedeniyle dikkate alınamayacağı bildirilmiştir.
Dava, iddianın bu biçimdeki ileri sürülüşü nazara alındığında, davalıların iddia olunan organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir alacak («istirdat) davası» niteliğinde olmakla, mahkemece 1086 sayılı HUMK’nın 74 ve 75. maddelerine ve sonradan yürürlüğe giren HMK'nın 26. maddesine aykırı düşecek şekilde, davanın yanlış nitelenmesine dayalı olarak, davacının bildirmiş olduğu delillerin tamamı toplanmaksızın yetersiz araştırma ve soruşturma sonucunda davacının davalı şirketin ortağı olmadığı ve sözleşmeye, «haksız fiile» ve «hileye» ilişkin zaman aşımı sürelerinin geçtiği, davacının parasını yatırdığı .
Benzer bu karardaU.. davalı olarak gösterilmiş ise de; davanın niteliği itibarıyla TTK hükümleri çerçevesinde bir sermaye şirketi olan «anonim şirket yönetim kurulu» başkanının «şahsi sorumluluğunu» gerektirir bir durum mevcut olmadığı gibi «ortaklık sözleşmesinin» kurulması sırasında adı geçen davalının sözleşmeye etki eden, taraf iradelerini fesada uğratan her hangi bir eyleminin de ispatlanamadığı, davalıların davacıyı yabancı şirkete ortak edilirken ne gibi bir katkısının olduğunun tespit edilemediği, sunulan belgelere göre davalıların sorumluluğunun ispat edilemediği, yabancı şirketin davalı şirkete «ikrar» sözleşmesi karşılığından alacağını Türkiye'deki mukim şirketlerin hisselerini devralarak tahsil etmesinin ve Türkiye'de kurulu şirketlere iştirak etmesinin tek başına «tüzel kişilik» perdesinin bulunduğu olarak kabul edilmeyeceği ve davacının davalılar ile alacak ilişkisinin olduğuna dair bir delil bulunmadığı, «hileye» ilişkin iddiaların da «zamanaşımı» süreleri geçmesi nedeniyle dikkate alınamayacağının anlaşıldığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Grubu şirketlerinin hisselerini devralarak tahsil etmesinin ve Türkiye'de kurulu şirketlere iştirak etmesinin tek başına «tüzel kişilik» perdesinin bulunduğu ve davacının davalılar ile alacak ilişkisinin tespiti için yeterli olmadığı, «hileye» ilişkin iddiaların ise «hak düşürücü süre» nedeniyle dikkate alınamayacağı bildirildiğinden yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiş ise de; bozma gerekleri tam olarak yerine getirilmeden karar tesi …
A... ile hisse devir ve kabul sözleşmesi bulunmadığı, her şirketin «tüzel kişiliği» ayrı olup «yönetim kurulu» üyeleri aynı olsa da şirketin ayrı tüzel kişiliği sebebiyle davalı Y..
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:ikrar · ortaklık ilişkisi · bilirkişi incelemesi · zamanaşımı · e-defter
Benzer bu karardaU.. davalı olarak gösterilmiş ise de; davanın niteliği itibarıyla TTK hükümleri çerçevesinde bir sermaye şirketi olan «anonim şirket yönetim kurulu» başkanının «şahsi sorumluluğunu» gerektirir bir durum mevcut olmadığı gibi «ortaklık sözleşmesinin» kurulması sırasında adı geçen davalının sözleşmeye etki eden, taraf iradelerini fesada uğratan her hangi bir eyleminin de ispatlanamadığı, davalıların davacıyı yabancı şirkete ortak edilirken ne gibi bir katkısının olduğunun tespit edilemediği, sunulan belgelere göre davalıların sorumluluğunun ispat edilemediği, yabancı şirketin davalı şirkete «ikrar» sözleşmesi karşılığından alacağını Türkiye'deki mukim şirketlerin hisselerini devralarak tahsil etmesinin ve Türkiye'de kurulu şirketlere iştirak etmesinin tek başına «tüzel kişilik» perdesinin bulunduğu olarak kabul edilmeyeceği ve davacının davalılar ile alacak ilişkisinin olduğuna dair bir delil bulunmadığı, «hileye» ilişkin iddiaların da «zamanaşımı» süreleri geçmesi nedeniyle dikkate alınamayacağının anlaşıldığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
A..' den hisse alarak para ödediğine ilişkin iddiasının yasal delillerle ispatlayamadığı ve buna ilişkin de herhangi bir delilde sunamadığı, davacı tarafın davalı şirketin «defter» ve kayıtlarına dayandığı, bilirkişilerce davalı şirketin defter ve kayıtlarında incelemeye göre alınan raporda davacının davalı Y..
Dava, geçerli şekilde «ortaklık ilişkisinin» kurulmadığının tespiti ve bu amaçla verilen paranın tahsili istemlerine ilişkin olup mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiştir.
Ancak, Dairemiz bozma ilamında, iddianın ileri sürülüş biçimi bakımından davanın, davalıların iddia olunan organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir alacak («istirdat) davası» olarak nitelendirilerek, davacının yabancı uyruklu şirket ortaklığının gerçekleşip gerçekleşmediğinin, söz konusu ortaklığın gerçek hak sahipliği doğuran niteliğinin bulunup bulunmadığının değerlendirilerek öncelikle davacı ve davalı arasındaki hukuki ilişkinin netlikle belirlenmesi, davacının yabancı şirkete ortak olmadığı gibi bir sonuca ulaşılması halinde davalı şirket ve yöneticilerinin ne gibi bir rolü bulunduğunun ileri sürülen kanıtlar çerçevesinde gerektiğinde davalı şirket ve grup şirketlerinin kayıtları üzerinde kapsamlı bir «bilirkişi incelemesi» yaptırılmak suretiyle ele alınarak sorumluluklarının saptanması gerektiğine işaret edilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/17769 E. 2015/1893 K.
Ortak:garantörlük · istirdat · haksız fiil · kâr payı · yönetim kurulu kararı · kötüniyet
İncelediğiniz kararda… lekçesinde davalı şirkete ortak olduğunu ileri sürmemiş, tersine, davalı şirket ile bu şirketin yöneticilerinin, yürürlükteki mevzuat hükümlerine aykırı bir biçimde «kötüniyetli» vaad ve «garantilerle» yurtdışında yaşayan pek çok kişinin dini duygularını sömürerek, yine davalı holding bünyesinde bulunan yabancı uyruklu bir şirketi aracı olarak kullanmak suretiyle topladıkları paraları iade etmeyip davalı holding ve bünyesindeki diğer grup şirketlerine aktardıklarını iddia ederek verilen paranın «istirdadını» istemiştir.
Dava, iddianın bu biçimdeki ileri sürülüşü nazara alındığında, davalıların iddia olunan organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir alacak («istirdat) davası» niteliğinde olmakla, mahkemece 1086 sayılı HUMK’nın 74 ve 75. maddelerine ve sonradan yürürlüğe giren HMK'nın 26. maddesine aykırı düşecek şekilde, davanın yanlış nitelenmesine dayalı olarak, davacının bildirmiş olduğu delillerin tamamı toplanmaksızın yetersiz araştırma ve soruşturma sonucunda davacının davalı şirketin ortağı olmadığı ve sözleşmeye, «haksız fiile» ve «hileye» ilişkin zaman aşımı sürelerinin geçtiği, davacının parasını yatırdığı .
A..'de hissesinin bulunmadığı ancak davalı şirket ve yöneticilerinin davacının parasını yabancı şirkete vermesinde hukuka aykırı eylemlerinin olduğu iddia edilmiş ise de, davacının hileli davranışlarla aldatıldığını tespite elverişli somut deliller bulunmadığı, bir an için «haksız fiilin» ispatlandığı düşünülse bile sözleşmeye, haksız fiile ve «hileye» ilişkin zaman aşımı sürelerinin geçtiği, yine davalı Y..
Benzer bu kararda… işse de, davacı dava dilekçesinde davalı şirkete ortak olduğunu ileri sürmemiş, tersine, davalı şirket ve yöneticilerinin yürürlükteki mevzuat hükümlerine aykırı ve «kötüniyetli» vaad ve «garantilerle» davacı ve davacı gibi yurtdışında yaşayan pek çok kişinin dini duygularını sömürerek, yine davalı holding bünyesinde bulunan yabancı uyruklu bir şirketi aracı olarak kullanmak suretiyle topladıkları paraları iade etmeyip davalı holding ve bünyesindeki diğer grup şirketlerine aktardıklarını iddia edip verdiği paranın «istirdadını» istemiştir.
… österdikleri delillerin tümüyle toplanması, bilhassa ... şirketleri ve yöneticileri tarafından hileli işlemlerle davacının zararına sebebiyet verildiği ve kendisine «haksız fiilde» bulunulduğu iddiasıyla bu davanın açıldığı gözetilerek davacının delil olarak dayandığı SPK, MASAK ve TBMM Araştırma Komisyonu raporları ve olay tarihinde yürürlükte bulunan 6762 sayılı TTK'nın 336/5, 321, 818 sayılı BK'nun 50 ve 51. maddeleri uyarınca bir değerlendirme yapılarak özellikle Dairemizden geçen emsal dosyalardan anlaşıldığı üzere davalı şirket «yönetim kurulu» başkanı ...'ın hem paranın yatırıldığı yabancı şirketin hem de Türkiye'deki grup şirketlerinin yöneticisi olduğu nazara alınmak suretiyle haksız fiil olgusunun değ …
… acının davalı şirkette geçerli bir ortaklığının olduğu ve TTK hükümlerine göre payını şirketten talep edemeyeceği, aksinin düşünülmesi halinde de davalılar hakkında «dolandırıcılık» veya başka bir eylem teşkil edebilecek olan «haksız fiil sorumluluğundan» dolayı yapılmış herhangi bir ceza soruşturması ve kovuşturmasının olmadığı ve haksız fiil teşkil edecek nitelikteki eylemlerin davacı tarafça yasal delillerle ispa …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:haksız fiil sorumluluğu · dolandırıcılık
Benzer bu kararda… acının davalı şirkette geçerli bir ortaklığının olduğu ve TTK hükümlerine göre payını şirketten talep edemeyeceği, aksinin düşünülmesi halinde de davalılar hakkında «dolandırıcılık» veya başka bir eylem teşkil edebilecek olan «haksız fiil sorumluluğundan» dolayı yapılmış herhangi bir ceza soruşturması ve kovuşturmasının olmadığı ve haksız fiil teşkil edecek nitelikteki eylemlerin davacı tarafça yasal delillerle ispa …
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2014/15228 E. , 2014/18684 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ YOZGAT 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
(TİCARET MAHKEMESİ SIFATIYLA)
TARİHİ 17/07/2014
NUMARASI 2013/451-2014/524
Taraflar arasında görülen davada Yozgat 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 17/07/2014 tarih ve 2013/451-2014/524 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalıların müvekkili tarafından para yatırılması durumunda istediği zaman tamamını geri alabileceğini ve yüksek faiz uygulaması olduğunu belirterek para tahsil edildiğini, bu hususun TBMM, MASAK ve SPK tarafından hazırlanan raporlarla defalarca ortaya konduğunu, müvekkilinden de bu garantilerle şirket temsilcileri tarafından belge ile para tahsil edildiğini, müvekkilinin defalarca istemesine rağmen parasını geri alamadığını, bu nedenle sorumlu davalılar hakkında dava açmak zorunda kaldığını, davalıların bu paranın iadesinden sorumlu olduklarını, davalılarca Borçlar Kanunu, TTK ve SPK mevzuatının ihlal edildiğini ileri sürerek, müvekkilinden tahsil edilen 17.000,00 CHF karşılığı 35.448,40 TL'nın faiziyle birlikte davalılardan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili, davacının müvekkili şirketlerde herhangi bir ortaklığının bulunmadığını, davacının yurt dışında mukim şirkete ortak olduğunu açıkça belirttiğini, bu nedenle davanın Türk Mahkemeleri'nin yargı yetkisinde bulunmadığını, müvekkili şirketlerin TTK'ya göre kurulmuş ve Sermaye Piyasası Kanunu kapsamında bulunan halka açık bir anonim şirket olduklarını, zamanaşımı süresinin dolduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacının davalı ..[…]G'den almış olduğu 20/09/2000 tarihli hisse senedi ile bu şirketin ortağı olduğu, davacının davalı Y.. A..'de hissesinin bulunmadığı ancak davalı şirket ve yöneticilerinin davacının parasını yabancı şirkete vermesinde hukuka aykırı eylemlerinin olduğu iddia edilmiş ise de, davacının hileli davranışlarla aldatıldığını tespite elverişli somut deliller bulunmadığı, bir an için haksız fiilin ispatlandığı düşünülse bile sözleşmeye, haksız fiile ve hileye ilişkin zaman aşımı sürelerinin geçtiği, yine davalı Y.. A..'nin, davacının parasını yatırdığı . […]G. ile aynı çatı altında faaliyet gösteren bir şirket olup bağlantıları olduğu düşünülse bile 6103 sayılı Yasa'nın 2.
maddesine göre davacının şirkete ortaklığını 20/09/2000 tarihinde hisse devri almak yoluyla kazandığı ve bu tarihte yürürlükte olan 6762 sayılı TTK'nın 405/2 maddesi uyarınca sermaye olarak şirkete verilenin istenemeyeceği, davalı şirketlerin tasfiye halinde bulunmadığı, bir sermaye şirketi olan anonim şirket yönetim kurulu başkanının şahsi sorumluluğunu gerektirir bir durum mevcut olmadığı gibi ortaklık sözleşmesinin kurulması sırasında davalı D.. U..'ın sözleşmeye etki eden, taraf iradelerini fesada uğratan herhangi bir eyleminin de ispatlanamadığından davalı D.. U.. yönünden pasif husumet ehliyeti yokluğunun söz konusu olduğu gerekçesiyle, davalı D.. U.. yönünden pasif husumet yokluğu nedeniyle, davalı şirket yönünden esastan davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Davacı, yüksek kar payı verilmek ve istenildiği zaman iade edilmek üzere kendilerinden para toplandığını, bu paraların davalı şirkete aktarıldığını, yurt dışı şirket ile davalı şirket arasında bağlantı bulunduğunu ileri sürerek işbu davayı açmış olup, mahkemece yukarıda açıklanan gerekçeyle davanın davalı şirket yönünden esastan, davalı D.. U.. yönünden pasif husumetten reddine karar verilmiştir.
Mahkemece, hükme esas alınan bilirkişi raporunda, davacının dava dışı .. […]G'den almış olduğu 20/09/2000 tarihli taahhütname ile anılan yabancı şirketin ortağı olduğu, davacının iddiasını dayandırdığı “.. […]G. Taahhütname” başlıklı belgenin verilmesine ve şirkete ortak edilirken davalıların ne gibi bir katkıda bulunduklarının ispat edilemediği, yabancı ülkede kurulu bir şirket için davacının yabancı şirkette ortaklığının bulunup bulunmadığının dosyadaki belgelerden tespit edilemeyeceği, davacının yabancı şirkete ortak olduğu kabul edilse dahi davalı şirket ortağı olduğuna dair bir tespitte bulunulamayacağı,..[…]G'nin ikraz sözleşmeleri karşılığında alacağını Türkiye'de mukim .. Grubu şirketlerinin hisselerini devralarak tahsil etmesinin ve Türkiye'de kurulu şirketlere iştirak etmesinin tek başına tüzel kişilik perdesinin bulunduğu ve davacının davalılar ile alacak ilişkisinin tespiti için yeterli olmadığı, hileye ilişkin iddiaların ise hak düşürücü süre nedeniyle dikkate alınamayacağı bildirilmiştir.
Ancak, dava aynı zamanda davacının davalı şirkete sermaye olarak verdiği paranın tahsili talebi olarak değerlendirilmiş ise de, davacı dava dilekçesinde davalı şirkete ortak olduğunu ileri sürmemiş, tersine, davalı şirket ile bu şirketin yöneticilerinin, yürürlükteki mevzuat hükümlerine aykırı bir biçimde kötüniyetli vaad ve garantilerle yurtdışında yaşayan pek çok kişinin dini duygularını sömürerek, yine davalı holding bünyesinde bulunan yabancı uyruklu bir şirketi aracı olarak kullanmak suretiyle topladıkları paraları iade etmeyip davalı holding ve bünyesindeki diğer grup şirketlerine aktardıklarını iddia ederek verilen paranın istirdadını istemiştir. Dava, iddianın bu biçimdeki ileri sürülüşü nazara alındığında, davalıların iddia olunan organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir alacak (istirdat) davası niteliğinde olmakla, mahkemece 1086 sayılı HUMK’nın 74 ve 75.
maddelerine ve sonradan yürürlüğe giren HMK'nın 26. maddesine aykırı düşecek şekilde, davanın yanlış nitelenmesine dayalı olarak, davacının bildirmiş olduğu delillerin tamamı toplanmaksızın yetersiz araştırma ve soruşturma sonucunda davacının davalı şirketin ortağı olmadığı ve sözleşmeye, haksız fiile ve hileye ilişkin zaman aşımı sürelerinin geçtiği, davacının parasını yatırdığı . […]G'nin . Holding ile aynı çatı altında faaliyet gösterdiği ve bağlantılı oldukları düşünülse bile davacının şirket ortaklığını kazandığı 20/09/2000 tarihinde yürürlükte bulunan 6762 sayılı TTK'nın 405/2. maddesi uyarınca sermaye olarak şirkete verilenin istenemeyeceği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş olması doğru olmamıştır.
Bu itibarla, mahkemece, davanın yukarıda belirtilen şekilde nitelendirilerek, tarafların bu yolda gösterdikleri delillerin tümüyle toplanması, özellikle .. Grubu şirketleri ve yöneticileri tarafından hileli işlemlerle davacının zararına sebebiyet verildiği ve kendisine haksız fiilde bulunulduğu iddiasıyla bu davanın açıldığı gözetilerek davacının delil olarak dayandığı SPK, MASAK ve TBMM Araştırma Komisyonu raporları ve olay tarihinde yürürlükte bulunan 6762 sayılı TTK'nın 336/5, 321, 818 sayılı BK'nın 50 ve 51. maddeleri uyarınca bir değerlendirme yapılarak özellikle davalı D.. U..'ın hem paranın yatırıldığı yabancı şirketin hem de Türkiye'deki grup şirketlerinin yöneticisi olduğu nazara alınmak suretiyle haksız fiil olgusunun değerlendirilmesi, tarafların hukuki durumunun da davacının dayandığı tüm deliller toplandıktan sonra anılan yasa hükümleri uyarınca incelenip tartışılması, davacının yabancı uyruklu şirkete ortaklığının gerçekleşip gerçekleşmediği, söz konusu ortaklığın gerçek hak sahipliği doğuran niteliği bulunup bulunmadığı değerlendirilip, öncelikle davacı ve davalılar ile dava dışı yabancı şirket arasındaki hukuki ilişkinin netlikle belirlenmesi, davacının yabancı şirkete ortak olmadığı sonucuna ulaşması halinde, davacının parasının yabancı şirket veya Türk
Şirketlere verilmesi olgusunda davalı şirketler ve yöneticilerinin ne gibi bir rolü bulunduğunun, ileri sürülen kanıtlar çerçevesinde ve gerektiği takdirde davalı şirketler ve grup şirketlerinin kayıtları üzerinde aralarında şirketler hukuku ve sermaye piyasası konusunda uzmanların bulunduğu bilirkişi heyeti marifetiyle yaptırılacak kapsamlı bir inceleme suretiyle ele alınıp varsa sorumluluklarının saptanması, bu suretle davacının iradesinin ileri sürüldüğü gibi davalılarca fesada uğratılmak suretiyle haksız bir fiile maruz bırakılarak parasının alındığı ve iade edilmediği yolundaki iddiasının tatminkar bir biçimde araştırılarak sonucuna göre bir karar verilmek üzere yerel mahkeme kararının davacı lehine bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Öte yandan, olay tarihinde yürürlükte bulunan 6762 sayılı TTK'nın 336. maddesi uyarınca davalı D.. U.. hakkındaki davanın pasif husumet yokluğundan yazılı gerekçeyle reddi de doğru değildir. Zira, 6762 sayılı TTK'nın 336/5. maddesinde tarif edilen gerek kanunların gerekse sözleşmelerin kendisine yüklediği sair vazifelerin kasten ve ihmal neticesi yapılmaması, TTK'nın 321/son maddesinde de, temsile ve idareye salahiyetli olanların vazifelerini yaptıkları sırada işledikleri haksız fiillerden anonim şirketin sorumlu olacağı hükme bağlandığından davalı D.. U..'ın da davalı şirketlerin yönetim kurulu başkanı olarak gerek MK'nun 50. maddesi gerekse de TTK'nın 321/son maddesi uyarınca zarardan sorumlu tutulabileceği ve bu nedenle kendisine husumet yöneltilebileceği gözetilmeksizin bu davalı yönünden dahi pasif husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmesi doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ
Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 01/12/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/101975000 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz