Anonim şirket yönetim kurulu
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2014/15237 E. 2014/18685 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
anonim şirket yönetim kurulu↗ istirdat davası↗ ortaklık sözleşmesi↗ şahsi sorumluluk↗ hile↗ husumet ehliyeti↗ ikrar↗ garantörlük↗ tüzel kişilik↗ hak düşürücü süre↗ komisyon↗ anonim şirket↗ taraf ehliyeti↗ istirdat↗ ortaklık ilişkisi↗ bilirkişi incelemesi↗ haksız fiil↗ yönetim kurulu kararı↗ taahhütname↗ kötüniyet↗ zamanaşımı↗ husumet↗ e-defter↗
Usul tespitleri
- Hak düşürücü süre
- {'var': True, 'sure': None, 'kanun': None}
- Dava şartı
- dava şartı
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, uyulan bozma ilamı, alınan bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacının davalı şirket olan Y.. A... ile hisse devir ve kabul sözleşmesi bulunmadığı, her şirketin tüzel kişiliği ayrı olup yönetim kurulu üyeleri aynı olsa da şirketin ayrı tüzel kişiliği sebebiyle davalı Y.. A..'nin husumet ehliyeti bulunmadığı, davacının davalı Y.. A..' den hisse alarak para ödediğine ilişkin iddiasının yasal delillerle ispatlayamadığı ve buna ilişkin de herhangi bir delilde sunamadığı, davacı tarafın davalı şirketin defter ve kayıtlarına dayandığı, bilirkişilerce davalı şirketin defter ve kayıtlarında incelemeye göre alınan raporda davacının davalı Y.. A...' de herhangi bir ortaklık ve hissesinin bulunmadığı, davacının dosyaya sunduğu hisse devir ve
kabul sözleşmesininde Verwaltungs GmbH'ye ait olduğu, her ne kadar dava dilekçesinde D.. U.. davalı olarak gösterilmiş ise de; davanın niteliği itibarıyla TTK hükümleri çerçevesinde bir sermaye şirketi olan anonim şirket yönetim kurulu başkanının şahsi sorumluluğunu gerektirir bir durum mevcut olmadığı gibi ortaklık sözleşmesinin kurulması sırasında adı geçen davalının sözleşmeye etki eden, taraf iradelerini fesada uğratan her hangi bir eyleminin de ispatlanamadığı, davalıların davacıyı yabancı şirkete ortak edilirken ne gibi bir katkısının olduğunun tespit edilemediği, sunulan belgelere göre davalıların sorumluluğunun ispat edilemediği, yabancı şirketin davalı şirkete ikrar sözleşmesi karşılığından alacağını Türkiye'deki mukim şirketlerin hisselerini devralarak tahsil etmesinin ve Türkiye'de kurulu şirketlere iştirak etmesinin tek başına tüzel kişilik perdesinin bulunduğu olarak kabul edilmeyeceği ve davacının davalılar ile alacak ilişkisinin olduğuna dair bir delil bulunmadığı, hileye ilişkin iddiaların da zamanaşımı süreleri geçmesi nedeniyle dikkate alınamayacağının anlaşıldığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, geçerli şekilde ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti ve bu amaçla verilen paranın tahsili istemlerine ilişkin olup mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiştir.
Ancak, Dairemiz bozma ilamında, iddianın ileri sürülüş biçimi bakımından davanın, davalıların iddia olunan organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir alacak (istirdat) davası olarak nitelendirilerek, davacının yabancı uyruklu şirket ortaklığının gerçekleşip gerçekleşmediğinin, söz konusu ortaklığın gerçek hak sahipliği doğuran niteliğinin bulunup bulunmadığının değerlendirilerek öncelikle davacı ve davalı arasındaki hukuki ilişkinin netlikle belirlenmesi, davacının yabancı şirkete ortak olmadığı gibi bir sonuca ulaşılması halinde davalı şirket ve yöneticilerinin ne gibi bir rolü bulunduğunun ileri sürülen kanıtlar çerçevesinde gerektiğinde davalı şirket ve grup şirketlerinin kayıtları üzerinde kapsamlı bir bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle ele alınarak sorumluluklarının saptanması gerektiğine işaret edilmiştir.
Mahkemece de bozma ilamı doğrultusunda bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiş, hükme esas alınan bilirkişi raporunda, davacının iddiasını dayandırdığı “. Werwaltungs GmbH Taahhütname” başlıklı belgenin verilmesine ve şirkete ortak edilirken davalıların ne gibi bir katkıda bulunduklarının ispat edilemediği, yabancı ülkede kurulu bir şirket için davacının yabancı şirkette ortaklığının bulunup bulunmadığının dosyadaki belgelerden tespit edilemeyeceği, davacının yabancı şirkete ortak olduğu kabul edilse dahi davalı şirket ortağı olduğuna dair bir tespitte bulunulamayacağı, .. Werwaltungs GmbH'nin ikraz sözleşmeleri karşılığında alacağını Türkiye'de mukim .. Grubu şirketlerinin hisselerini devralarak tahsil etmesinin ve Türkiye'de kurulu şirketlere iştirak etmesinin tek başına tüzel kişilik perdesinin bulunduğu ve davacının davalılar ile alacak ilişkisinin tespiti için yeterli olmadığı, hileye ilişkin iddiaların ise hak düşürücü süre nedeniyle dikkate alınamayacağı bildirildiğinden yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiş ise de; bozma gerekleri tam olarak yerine getirilmeden karar tesis edilmiştir. Zira, davacı dava dilekçesinde davalı şirkete ortak olduğunu ileri sürmemiş, tersine, davalı şirket ile bu şirketin yöneticilerinin, yürürlükteki mevzuat hükümlerine aykırı bir biçimde kötüniyetli vaat ve garantilerle yurtdışında yaşayan pek çok kişinin dini duygularını sömürerek, yine davalı holding bünyesinde bulunan yabancı uyruklu bir şirketi aracı olarak kullanmak suretiyle topladıkları paraları iade etmeyip davalı holding ve bünyesindeki diğer
grup şirketlerine aktardıklarını iddia ederek verilen paranın istirdadını istemiştir. Özellikle Grubu şirketleri ve yöneticileri tarafından hileli işlemlerle davacının zararına sebebiyet verildiği ve kendisine haksız fiilde bulunulduğu iddiasıyla bu davanın açıldığı gözetilerek davacının delil olarak dayandığı SPK, MASAK ve TBMM Araştırma Komisyonu raporları ve olay tarihinde yürürlükte bulunan 6762 sayılı TTK'nın 336/5, 321, 818 sayılı BK'nın 50 ve 51. maddeleri uyarınca bir değerlendirme yapılarak özellikle davalı D.. U..'ın hem paranın yatırıldığı yabancı şirketin hem de Türkiye'deki grup şirketlerinin yöneticisi olduğu nazara alınmak suretiyle haksız fiil olgusunun değerlendirilmesi, tarafların hukuki durumunun da davacının dayandığı tüm deliller toplandıktan sonra anılan yasa hükümleri uyarınca incelenip tartışılması, davacının yabancı uyruklu şirkete ortaklığının gerçekleşip gerçekleşmediği, söz konusu ortaklığın gerçek hak sahipliği doğuran niteliği bulunup bulunmadığı değerlendirilip, öncelikle davacı ve davalılar ile dava dışı yabancı şirket arasındaki hukuki ilişkinin netlikle belirlenmesi, davacının yabancı şirkete ortak olmadığı sonucuna ulaşması halinde, davacının parasının yabancı şirket veya Türk şirketlere verilmesi olgusunda davalı şirketler ve yöneticilerinin ne gibi bir rolü bulunduğunun, ileri sürülen kanıtlar çerçevesinde ve gerektiği takdirde davalı şirketler ve grup şirketlerinin kayıtları üzerinde aralarında şirketler hukuku ve sermaye piyasası konusunda uzmanların bulunduğu bilirkişi heyeti marifetiyle yaptırılacak kapsamlı bir inceleme suretiyle ele alınıp varsa sorumluluklarının saptanması, bu suretle davacının iradesinin ileri sürüldüğü gibi davalılarca fesada uğratılmak suretiyle haksız bir fiile maruz bırakılarak parasının alındığı ve iade edilmediği yolundaki iddiasının tatminkar bir biçimde araştırılarak sonucuna göre bir karar verilmek üzere yerel mahkeme kararının davacı lehine bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/15241 E. 2014/18682 K.
Ortak:anonim şirket yönetim kurulu · istirdat davası · ortaklık sözleşmesi · şahsi sorumluluk · hile · husumet ehliyeti · garantörlük · tüzel kişilik · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı var
İncelediğiniz karardaU.. davalı olarak gösterilmiş ise de; davanın niteliği itibarıyla TTK hükümleri çerçevesinde bir sermaye şirketi olan «anonim şirket yönetim kurulu» başkanının «şahsi sorumluluğunu» gerektirir bir durum mevcut olmadığı gibi «ortaklık sözleşmesinin» kurulması sırasında adı geçen davalının sözleşmeye etki eden, taraf iradelerini fesada uğratan her hangi bir eyleminin de ispatlanamadığı, davalıların davacıyı yabancı şirkete ortak edilirken ne gibi bir katkısının olduğunun tespit edilemediği, sunulan belgelere göre davalıların sorumluluğunun ispat edilemediği, yabancı şirketin davalı şirkete «ikrar» sözleşmesi karşılığından alacağını Türkiye'deki mukim şirketlerin hisselerini devralarak tahsil etmesinin ve Türkiye'de kurulu şirketlere iştirak etmesinin tek başına «tüzel kişilik» perdesinin bulunduğu olarak kabul edilmeyeceği ve davacının davalılar ile alacak ilişkisinin olduğuna dair bir delil bulunmadığı, «hileye» ilişkin iddiaların da «zamanaşımı» süreleri geçmesi nedeniyle dikkate alınamayacağının anlaşıldığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Grubu şirketlerinin hisselerini devralarak tahsil etmesinin ve Türkiye'de kurulu şirketlere iştirak etmesinin tek başına «tüzel kişilik» perdesinin bulunduğu ve davacının davalılar ile alacak ilişkisinin tespiti için yeterli olmadığı, «hileye» ilişkin iddiaların ise «hak düşürücü süre» nedeniyle dikkate alınamayacağı bildirildiğinden yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiş ise de; bozma gerekleri tam olarak yerine getirilmeden karar tesi …
A... ile hisse devir ve kabul sözleşmesi bulunmadığı, her şirketin «tüzel kişiliği» ayrı olup «yönetim kurulu» üyeleri aynı olsa da şirketin ayrı tüzel kişiliği sebebiyle davalı Y..
Benzer bu kararda… ında faaliyet gösteren bir şirket olup bağlantıları olduğu düşünülse bile 6103 Sayılı Yasa' nın 2. maddesine göre davacının şirkete ortaklığını 09/02/2001 tarihinde «hisse devri» almak yoluyla kazandığı ve bu tarihte yürürlükte olan 6762 Sayılı TTK'nun 405/2 maddesi uyarınca sermaye olarak şirkete verilenin istenemeyeceği, davalı şirketlerin «tasfiye» halinde bulunmadığı, bir sermaye şirketi olan «anonim şirket yönetim kurulu» başkanının «şahsi sorumluluğunu» gerektirir bir durum mevcut olmadığı gibi «ortaklık sözleşmesinin» kurulması sırasında davalı D..
Werwaltungs Gmbh'den almış olduğu 09/02/2001 tarihli «taahhütname» ile anılan yabancı şirketin ortağı olduğu, davacının iddiasını dayandırdığı “Yimpaş Werwaltungs Gmbh Taahhütname” başlıklı belgenin verilmesine ve şirkete ortak edilirken davalıların ne gibi bir katkıda bulunduklarının ispat edilemediği, yabancı ülkede kurulu bir şirket için davacının yabancı şirkette ortaklığının bulunup bulunmadığının dosyadaki belgelerden tespit edilemeyeceği, davacının yabancı şirkete ortak olduğu kabul edilse dahi davalı şirket ortağı olduğuna dair bir tespitte bulunulamayacağı, .Werwaltungs Gmbh'nin ikraz sözleşmeleri karşılığında alacağını Türkiye'de mukim ..Grubu şirketlerinin hisselerini devralarak tahsil etmesinin ve Türkiye'de kurulu şirketlere iştirak etmesinin tek başına «tüzel kişilik» perdesinin bulunduğu ve davacının davalılar ile alacak ilişkisinin tespiti için yeterli olmadığı, «hileye» ilişkin iddiaların ise «hak düşürücü süre» nedeniyle dikkate alınamayacağı bildirilmiştir.
Dava, iddianın bu biçimdeki ileri sürülüşü nazara alındığında, davalıların iddia olunan organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir alacak («istirdat) davası» niteliğinde olmakla, mahkemece 1086 sayılı HUMK’nun 74 ve 75. maddelerine ve sonradan yürürlüğe giren HMK'nın 26. maddesine aykırı düşecek şekilde, davanın yanlış nitelenmesine dayalı olarak, davacının bildirmiş olduğu delillerin tamamı toplanmaksızın yetersiz araştırma ve soruşturma sonucunda davacının davalı şirketin ortağı olmadığı ve sözleşmeye, «haksız fiile» ve «hileye» ilişkin «zamanaşımı» sürelerinin geçtiği, davacının parasını yatırdığı ..
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:pasif husumet ehliyeti · kar payı · pasif husumet yokluğu · hisse senedi · hisse devri · pasif husumet · husumet yokluğu · kâr payı
Benzer bu karardaU.. yönünden «pasif husumet yokluğu» nedeniyle, davalı şirket yönünden esastan davanın reddine karar verilmiştir.
U.. hakkındaki davanın «pasif husumet yokluğundan» yazılı gerekçeyle reddi de doğru değildir.
U..'ın da davalı şirketlerin «yönetim kurulu» başkanı olarak gerek MK'nun 50. maddesi gerekse de TTK'nun 321/«son» maddesi uyarınca zarardan sorumlu tutulabileceği ve bu nedenle kendisine «husumet» yöneltilebileceği gözetilmeksizin bu davalı yönünden dahi «pasif husumet yokluğu» nedeniyle davanın reddine karar verilmesi doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir.
U.. yönünden «pasif husumet ehliyeti» yokluğunun söz konusu olduğu gerekçesiyle, davalı D..
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/15200 E. 2014/18680 K.
Ortak:anonim şirket yönetim kurulu · istirdat davası · ortaklık sözleşmesi · şahsi sorumluluk · hile · husumet ehliyeti · garantörlük · tüzel kişilik · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı var
İncelediğiniz karardaU.. davalı olarak gösterilmiş ise de; davanın niteliği itibarıyla TTK hükümleri çerçevesinde bir sermaye şirketi olan «anonim şirket yönetim kurulu» başkanının «şahsi sorumluluğunu» gerektirir bir durum mevcut olmadığı gibi «ortaklık sözleşmesinin» kurulması sırasında adı geçen davalının sözleşmeye etki eden, taraf iradelerini fesada uğratan her hangi bir eyleminin de ispatlanamadığı, davalıların davacıyı yabancı şirkete ortak edilirken ne gibi bir katkısının olduğunun tespit edilemediği, sunulan belgelere göre davalıların sorumluluğunun ispat edilemediği, yabancı şirketin davalı şirkete «ikrar» sözleşmesi karşılığından alacağını Türkiye'deki mukim şirketlerin hisselerini devralarak tahsil etmesinin ve Türkiye'de kurulu şirketlere iştirak etmesinin tek başına «tüzel kişilik» perdesinin bulunduğu olarak kabul edilmeyeceği ve davacının davalılar ile alacak ilişkisinin olduğuna dair bir delil bulunmadığı, «hileye» ilişkin iddiaların da «zamanaşımı» süreleri geçmesi nedeniyle dikkate alınamayacağının anlaşıldığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Grubu şirketlerinin hisselerini devralarak tahsil etmesinin ve Türkiye'de kurulu şirketlere iştirak etmesinin tek başına «tüzel kişilik» perdesinin bulunduğu ve davacının davalılar ile alacak ilişkisinin tespiti için yeterli olmadığı, «hileye» ilişkin iddiaların ise «hak düşürücü süre» nedeniyle dikkate alınamayacağı bildirildiğinden yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiş ise de; bozma gerekleri tam olarak yerine getirilmeden karar tesi …
A... ile hisse devir ve kabul sözleşmesi bulunmadığı, her şirketin «tüzel kişiliği» ayrı olup «yönetim kurulu» üyeleri aynı olsa da şirketin ayrı tüzel kişiliği sebebiyle davalı Y..
Benzer bu kararda… ında faaliyet gösteren bir şirket olup bağlantıları olduğu düşünülse bile 6103 Sayılı Yasa' nın 2. maddesine göre davacının şirkete ortaklığını 09/02/2001 tarihinde «hisse devri» almak yoluyla kazandığı ve bu tarihte yürürlükte olan 6762 Sayılı TTK'nun 405/2 maddesi uyarınca sermaye olarak şirkete verilenin istenemeyeceği, davalı şirketlerin «tasfiye» halinde bulunmadığı, bir sermaye şirketi olan «anonim şirket yönetim kurulu» başkanının «şahsi sorumluluğunu» gerektirir bir durum mevcut olmadığı gibi «ortaklık sözleşmesinin» kurulması sırasında davalı D..
Grubu şirketlerinin hisselerini devralarak tahsil etmesinin ve Türkiye'de kurulu şirketlere iştirak etmesinin tek başına «tüzel kişilik» perdesinin bulunduğu ve davacının davalılar ile alacak ilişkisinin tespiti için yeterli olmadığı, «hileye» ilişkin iddiaların ise «hak düşürücü süre» nedeniyle dikkate alınamayacağı bildirilmiştir.
Dava, iddianın bu biçimdeki ileri sürülüşü nazara alındığında, davalıların iddia olunan organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir alacak («istirdat) davası» niteliğinde olmakla, mahkemece 1086 sayılı HUMK’nun 74 ve 75. maddelerine ve sonradan yürürlüğe giren HMK'nın 26. maddesine aykırı düşecek şekilde, davanın yanlış nitelenmesine dayalı olarak, davacının bildirmiş olduğu delillerin tamamı toplanmaksızın yetersiz araştırma ve soruşturma sonucunda davacının davalı şirketin ortağı olmadığı ve sözleşmeye, «haksız fiile» ve «hileye» ilişkin «zamanaşımı» sürelerinin geçtiği, davacının parasını yatırdığı Yimpaş Werwaltungs Gmbh'nin Yimpaş Holding ile aynı çatı altında faaliyet gösterdiği ve bağlantılı oldukları düşü …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:pasif husumet ehliyeti · kar payı · pasif husumet yokluğu · hisse senedi · hisse devri · pasif husumet · husumet yokluğu · kâr payı
Benzer bu karardaU.. yönünden «pasif husumet yokluğu» nedeniyle, davalı şirket yönünden esastan davanın reddine karar verilmiştir.
U.. hakkındaki davanın «pasif husumet yokluğundan» yazılı gerekçeyle reddi de doğru değildir.
U..'ın da davalı şirketlerin «yönetim kurulu» başkanı olarak gerek MK'nun 50. maddesi gerekse de TTK'nun 321/«son» maddesi uyarınca zarardan sorumlu tutulabileceği ve bu nedenle kendisine «husumet» yöneltilebileceği gözetilmeksizin bu davalı yönünden dahi «pasif husumet yokluğu» nedeniyle davanın reddine karar verilmesi doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir.
U.. yönünden «pasif husumet ehliyeti» yokluğunun söz konusu olduğu gerekçesiyle, davalı D..
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/17769 E. 2015/1893 K.
Ortak:garantörlük · istirdat · haksız fiil · yönetim kurulu kararı · kötüniyet
İncelediğiniz kararda… lekçesinde davalı şirkete ortak olduğunu ileri sürmemiş, tersine, davalı şirket ile bu şirketin yöneticilerinin, yürürlükteki mevzuat hükümlerine aykırı bir biçimde «kötüniyetli» vaat ve «garantilerle» yurtdışında yaşayan pek çok kişinin dini duygularını sömürerek, yine davalı holding bünyesinde bulunan yabancı uyruklu bir şirketi aracı olarak kullanmak suretiyle topladıkları paraları iade etmeyip davalı holding ve bünyesindeki diğer grup şirketlerine aktardıklarını iddia ederek verilen paranın «istirdadını» istemiştir.
A... ile hisse devir ve kabul sözleşmesi bulunmadığı, her şirketin «tüzel kişiliği» ayrı olup «yönetim kurulu» üyeleri aynı olsa da şirketin ayrı tüzel kişiliği sebebiyle davalı Y..
U.. davalı olarak gösterilmiş ise de; davanın niteliği itibarıyla TTK hükümleri çerçevesinde bir sermaye şirketi olan «anonim şirket yönetim kurulu» başkanının «şahsi sorumluluğunu» gerektirir bir durum mevcut olmadığı gibi «ortaklık sözleşmesinin» kurulması sırasında adı geçen davalının sözleşmeye etki eden, taraf iradelerini fesada uğratan her hangi bir eyleminin de ispatlanamadığı, davalıların davacıyı yabancı şirkete ortak edilirken ne gibi bir katkısının olduğunun tespit edilemediği, sunulan belgelere göre davalıların sorumluluğunun ispat edilemediği, yabancı şirketin davalı şirkete «ikrar» sözleşmesi karşılığından alacağını Türkiye'deki mukim şirketlerin hisselerini devralarak tahsil etmesinin ve Türkiye'de kurulu şirketlere iştirak etmesinin tek başına «tüzel kişilik» perdesinin bulunduğu olarak kabul edilmeyeceği ve davacının davalılar ile alacak ilişkisinin olduğuna dair bir delil bulunmadığı, «hileye» ilişkin iddiaların da «zamanaşımı» süreleri geçmesi nedeniyle dikkate alınamayacağının anlaşıldığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Benzer bu kararda… işse de, davacı dava dilekçesinde davalı şirkete ortak olduğunu ileri sürmemiş, tersine, davalı şirket ve yöneticilerinin yürürlükteki mevzuat hükümlerine aykırı ve «kötüniyetli» vaad ve «garantilerle» davacı ve davacı gibi yurtdışında yaşayan pek çok kişinin dini duygularını sömürerek, yine davalı holding bünyesinde bulunan yabancı uyruklu bir şirketi aracı olarak kullanmak suretiyle topladıkları paraları iade etmeyip davalı holding ve bünyesindeki diğer grup şirketlerine aktardıklarını iddia edip verdiği paranın «istirdadını» istemiştir.
… österdikleri delillerin tümüyle toplanması, bilhassa ... şirketleri ve yöneticileri tarafından hileli işlemlerle davacının zararına sebebiyet verildiği ve kendisine «haksız fiilde» bulunulduğu iddiasıyla bu davanın açıldığı gözetilerek davacının delil olarak dayandığı SPK, MASAK ve TBMM Araştırma Komisyonu raporları ve olay tarihinde yürürlükte bulunan 6762 sayılı TTK'nın 336/5, 321, 818 sayılı BK'nun 50 ve 51. maddeleri uyarınca bir değerlendirme yapılarak özellikle Dairemizden geçen emsal dosyalardan anlaşıldığı üzere davalı şirket «yönetim kurulu» başkanı ...'ın hem paranın yatırıldığı yabancı şirketin hem de Türkiye'deki grup şirketlerinin yöneticisi olduğu nazara alınmak suretiyle haksız fiil olgusunun değ …
… acının davalı şirkette geçerli bir ortaklığının olduğu ve TTK hükümlerine göre payını şirketten talep edemeyeceği, aksinin düşünülmesi halinde de davalılar hakkında «dolandırıcılık» veya başka bir eylem teşkil edebilecek olan «haksız fiil sorumluluğundan» dolayı yapılmış herhangi bir ceza soruşturması ve kovuşturmasının olmadığı ve haksız fiil teşkil edecek nitelikteki eylemlerin davacı tarafça yasal delillerle ispa …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:haksız fiil sorumluluğu · dolandırıcılık · kâr payı
Benzer bu kararda… acının davalı şirkette geçerli bir ortaklığının olduğu ve TTK hükümlerine göre payını şirketten talep edemeyeceği, aksinin düşünülmesi halinde de davalılar hakkında «dolandırıcılık» veya başka bir eylem teşkil edebilecek olan «haksız fiil sorumluluğundan» dolayı yapılmış herhangi bir ceza soruşturması ve kovuşturmasının olmadığı ve haksız fiil teşkil edecek nitelikteki eylemlerin davacı tarafça yasal delillerle ispa …
Davacı, yüksek kâr «payı» verilmek ve istenildiği zaman iade edilmek üzere kendilerinden para toplandığını, bu paraların davalı şirkete aktarıldığını, yurt dışı şirket ile davalı arasında bağlantı bulunduğunu ileri sürerek işbu davayı açmış olup, mahkemece yukarıda açıklanan gerekçeyle davanın reddine karar verilmiştir.
5 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/15228 E. 2014/18684 K.
Ortak:anonim şirket yönetim kurulu · istirdat davası · ortaklık sözleşmesi · şahsi sorumluluk · hile · husumet ehliyeti · garantörlük · tüzel kişilik · dava şartı · hak düşürücü süre
İncelediğiniz karardaU.. davalı olarak gösterilmiş ise de; davanın niteliği itibarıyla TTK hükümleri çerçevesinde bir sermaye şirketi olan «anonim şirket yönetim kurulu» başkanının «şahsi sorumluluğunu» gerektirir bir durum mevcut olmadığı gibi «ortaklık sözleşmesinin» kurulması sırasında adı geçen davalının sözleşmeye etki eden, taraf iradelerini fesada uğratan her hangi bir eyleminin de ispatlanamadığı, davalıların davacıyı yabancı şirkete ortak edilirken ne gibi bir katkısının olduğunun tespit edilemediği, sunulan belgelere göre davalıların sorumluluğunun ispat edilemediği, yabancı şirketin davalı şirkete «ikrar» sözleşmesi karşılığından alacağını Türkiye'deki mukim şirketlerin hisselerini devralarak tahsil etmesinin ve Türkiye'de kurulu şirketlere iştirak etmesinin tek başına «tüzel kişilik» perdesinin bulunduğu olarak kabul edilmeyeceği ve davacının davalılar ile alacak ilişkisinin olduğuna dair bir delil bulunmadığı, «hileye» ilişkin iddiaların da «zamanaşımı» süreleri geçmesi nedeniyle dikkate alınamayacağının anlaşıldığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Grubu şirketlerinin hisselerini devralarak tahsil etmesinin ve Türkiye'de kurulu şirketlere iştirak etmesinin tek başına «tüzel kişilik» perdesinin bulunduğu ve davacının davalılar ile alacak ilişkisinin tespiti için yeterli olmadığı, «hileye» ilişkin iddiaların ise «hak düşürücü süre» nedeniyle dikkate alınamayacağı bildirildiğinden yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiş ise de; bozma gerekleri tam olarak yerine getirilmeden karar tesi …
A... ile hisse devir ve kabul sözleşmesi bulunmadığı, her şirketin «tüzel kişiliği» ayrı olup «yönetim kurulu» üyeleri aynı olsa da şirketin ayrı tüzel kişiliği sebebiyle davalı Y..
Benzer bu kararda… tında faaliyet gösteren bir şirket olup bağlantıları olduğu düşünülse bile 6103 sayılı Yasa'nın 2. maddesine göre davacının şirkete ortaklığını 20/09/2000 tarihinde «hisse devri» almak yoluyla kazandığı ve bu tarihte yürürlükte olan 6762 sayılı TTK'nın 405/2 maddesi uyarınca sermaye olarak şirkete verilenin istenemeyeceği, davalı şirketlerin «tasfiye» halinde bulunmadığı, bir sermaye şirketi olan «anonim şirket yönetim kurulu» başkanının «şahsi sorumluluğunu» gerektirir bir durum mevcut olmadığı gibi «ortaklık sözleşmesinin» kurulması sırasında davalı D..
Grubu şirketlerinin hisselerini devralarak tahsil etmesinin ve Türkiye'de kurulu şirketlere iştirak etmesinin tek başına «tüzel kişilik» perdesinin bulunduğu ve davacının davalılar ile alacak ilişkisinin tespiti için yeterli olmadığı, «hileye» ilişkin iddiaların ise «hak düşürücü süre» nedeniyle dikkate alınamayacağı bildirilmiştir.
Dava, iddianın bu biçimdeki ileri sürülüşü nazara alındığında, davalıların iddia olunan organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir alacak («istirdat) davası» niteliğinde olmakla, mahkemece 1086 sayılı HUMK’nın 74 ve 75. maddelerine ve sonradan yürürlüğe giren HMK'nın 26. maddesine aykırı düşecek şekilde, davanın yanlış nitelenmesine dayalı olarak, davacının bildirmiş olduğu delillerin tamamı toplanmaksızın yetersiz araştırma ve soruşturma sonucunda davacının davalı şirketin ortağı olmadığı ve sözleşmeye, «haksız fiile» ve «hileye» ilişkin zaman aşımı sürelerinin geçtiği, davacının parasını yatırdığı .
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:pasif husumet ehliyeti · kar payı · pasif husumet yokluğu · hisse senedi · hisse devri · pasif husumet · husumet yokluğu · kâr payı
Benzer bu karardaU.. yönünden «pasif husumet yokluğu» nedeniyle, davalı şirket yönünden esastan davanın reddine karar verilmiştir.
U.. hakkındaki davanın «pasif husumet yokluğundan» yazılı gerekçeyle reddi de doğru değildir.
U..'ın da davalı şirketlerin «yönetim kurulu» başkanı olarak gerek MK'nun 50. maddesi gerekse de TTK'nın 321/«son» maddesi uyarınca zarardan sorumlu tutulabileceği ve bu nedenle kendisine «husumet» yöneltilebileceği gözetilmeksizin bu davalı yönünden dahi «pasif husumet yokluğu» nedeniyle davanın reddine karar verilmesi doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir.
U.. yönünden «pasif husumet ehliyeti» yokluğunun söz konusu olduğu gerekçesiyle, davalı D..
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/15222 E. 2014/18679 K.
Ortak:anonim şirket yönetim kurulu · istirdat davası · ortaklık sözleşmesi · şahsi sorumluluk · hile · husumet ehliyeti · garantörlük · tüzel kişilik · dava şartı · hak düşürücü süre
İncelediğiniz karardaU.. davalı olarak gösterilmiş ise de; davanın niteliği itibarıyla TTK hükümleri çerçevesinde bir sermaye şirketi olan «anonim şirket yönetim kurulu» başkanının «şahsi sorumluluğunu» gerektirir bir durum mevcut olmadığı gibi «ortaklık sözleşmesinin» kurulması sırasında adı geçen davalının sözleşmeye etki eden, taraf iradelerini fesada uğratan her hangi bir eyleminin de ispatlanamadığı, davalıların davacıyı yabancı şirkete ortak edilirken ne gibi bir katkısının olduğunun tespit edilemediği, sunulan belgelere göre davalıların sorumluluğunun ispat edilemediği, yabancı şirketin davalı şirkete «ikrar» sözleşmesi karşılığından alacağını Türkiye'deki mukim şirketlerin hisselerini devralarak tahsil etmesinin ve Türkiye'de kurulu şirketlere iştirak etmesinin tek başına «tüzel kişilik» perdesinin bulunduğu olarak kabul edilmeyeceği ve davacının davalılar ile alacak ilişkisinin olduğuna dair bir delil bulunmadığı, «hileye» ilişkin iddiaların da «zamanaşımı» süreleri geçmesi nedeniyle dikkate alınamayacağının anlaşıldığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Grubu şirketlerinin hisselerini devralarak tahsil etmesinin ve Türkiye'de kurulu şirketlere iştirak etmesinin tek başına «tüzel kişilik» perdesinin bulunduğu ve davacının davalılar ile alacak ilişkisinin tespiti için yeterli olmadığı, «hileye» ilişkin iddiaların ise «hak düşürücü süre» nedeniyle dikkate alınamayacağı bildirildiğinden yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiş ise de; bozma gerekleri tam olarak yerine getirilmeden karar tesi …
A... ile hisse devir ve kabul sözleşmesi bulunmadığı, her şirketin «tüzel kişiliği» ayrı olup «yönetim kurulu» üyeleri aynı olsa da şirketin ayrı tüzel kişiliği sebebiyle davalı Y..
Benzer bu kararda… tında faaliyet gösteren bir şirket olup bağlantıları olduğu düşünülse bile 6103 sayılı Yasa'nın 2. maddesine göre davacının şirkete ortaklığını 09/10/2001 tarihinde «hisse devri» almak yoluyla kazandığı ve bu tarihte yürürlükte olan 6762 sayılı TTK'nın 405/2 maddesi uyarınca sermaye olarak şirkete verilenin istenemeyeceği, davalı şirketlerin «tasfiye» halinde bulunmadığı, bir sermaye şirketi olan «anonim şirket yönetim kurulu» başkanının «şahsi sorumluluğunu» gerektirir bir durum mevcut olmadığı gibi «ortaklık sözleşmesinin» kurulması sırasında davalı D..
Grubu şirketlerinin hisselerini devralarak tahsil etmesinin ve Türkiye'de kurulu şirketlere iştirak etmesinin tek başına «tüzel kişilik» perdesinin bulunduğu ve davacının davalılar ile alacak ilişkisinin tespiti için yeterli olmadığı, «hileye» ilişkin iddiaların ise «hak düşürücü süre» nedeniyle dikkate alınamayacağı bildirilmiştir.
Dava, iddianın bu biçimdeki ileri sürülüşü nazara alındığında, davalıların iddia olunan organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir alacak («istirdat) davası» niteliğinde olmakla, mahkemece 1086 sayılı HUMK’nın 74 ve 75. maddelerine ve sonradan yürürlüğe giren HMK'nın 26. maddesine aykırı düşecek şekilde, davanın yanlış nitelenmesine dayalı olarak, davacının bildirmiş olduğu delillerin tamamı toplanmaksızın yetersiz araştırma ve soruşturma sonucunda davacının davalı şirketin ortağı olmadığı ve sözleşmeye, «haksız fiile» ve «hileye» ilişkin zaman aşımı sürelerinin geçtiği, davacının parasını yatırdığı ..
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:pasif husumet ehliyeti · kar payı · pasif husumet yokluğu · hisse senedi · hisse devri · pasif husumet · husumet yokluğu · kâr payı
Benzer bu karardaU.. yönünden «pasif husumet yokluğu» nedeniyle, davalı şirket yönünden esastan davanın reddine karar verilmiştir.
U.. hakkındaki davanın «pasif husumet yokluğundan» yazılı gerekçeyle reddi de doğru değildir.
U..'ın da davalı şirketlerin «yönetim kurulu» başkanı olarak gerek MK'nın 50. maddesi gerekse de TTK'nın 321/«son» maddesi uyarınca zarardan sorumlu tutulabileceği ve bu nedenle kendisine «husumet» yöneltilebileceği gözetilmeksizin bu davalı yönünden dahi «pasif husumet yokluğu» nedeniyle davanın reddine karar verilmesi doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir.
U.. yönünden «pasif husumet ehliyeti» yokluğunun söz konusu olduğu gerekçesiyle, davalı D..
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/15242 E. 2014/18683 K.
Ortak:anonim şirket yönetim kurulu · istirdat davası · ortaklık sözleşmesi · şahsi sorumluluk · hile · husumet ehliyeti · garantörlük · tüzel kişilik · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı var
İncelediğiniz karardaU.. davalı olarak gösterilmiş ise de; davanın niteliği itibarıyla TTK hükümleri çerçevesinde bir sermaye şirketi olan «anonim şirket yönetim kurulu» başkanının «şahsi sorumluluğunu» gerektirir bir durum mevcut olmadığı gibi «ortaklık sözleşmesinin» kurulması sırasında adı geçen davalının sözleşmeye etki eden, taraf iradelerini fesada uğratan her hangi bir eyleminin de ispatlanamadığı, davalıların davacıyı yabancı şirkete ortak edilirken ne gibi bir katkısının olduğunun tespit edilemediği, sunulan belgelere göre davalıların sorumluluğunun ispat edilemediği, yabancı şirketin davalı şirkete «ikrar» sözleşmesi karşılığından alacağını Türkiye'deki mukim şirketlerin hisselerini devralarak tahsil etmesinin ve Türkiye'de kurulu şirketlere iştirak etmesinin tek başına «tüzel kişilik» perdesinin bulunduğu olarak kabul edilmeyeceği ve davacının davalılar ile alacak ilişkisinin olduğuna dair bir delil bulunmadığı, «hileye» ilişkin iddiaların da «zamanaşımı» süreleri geçmesi nedeniyle dikkate alınamayacağının anlaşıldığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Grubu şirketlerinin hisselerini devralarak tahsil etmesinin ve Türkiye'de kurulu şirketlere iştirak etmesinin tek başına «tüzel kişilik» perdesinin bulunduğu ve davacının davalılar ile alacak ilişkisinin tespiti için yeterli olmadığı, «hileye» ilişkin iddiaların ise «hak düşürücü süre» nedeniyle dikkate alınamayacağı bildirildiğinden yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiş ise de; bozma gerekleri tam olarak yerine getirilmeden karar tesi …
A... ile hisse devir ve kabul sözleşmesi bulunmadığı, her şirketin «tüzel kişiliği» ayrı olup «yönetim kurulu» üyeleri aynı olsa da şirketin ayrı tüzel kişiliği sebebiyle davalı Y..
Benzer bu kararda… tında faaliyet gösteren bir şirket olup bağlantıları olduğu düşünülse bile 6103 sayılı Yasa'nın 2. maddesine göre davacının şirkete ortaklığını 21/12/2000 tarihinde «hisse devri» almak yoluyla kazandığı ve bu tarihte yürürlükte olan 6762 sayılı TTK'nın 405/2 maddesi uyarınca sermaye olarak şirkete verilenin istenemeyeceği, davalı şirketlerin «tasfiye» halinde bulunmadığı, bir sermaye şirketi olan «anonim şirket yönetim kurulu» başkanının «şahsi sorumluluğunu» gerektirir bir durum mevcut olmadığı gibi «ortaklık sözleşmesinin» kurulması sırasında davalı D..
Grubu şirketlerinin hisselerini devralarak tahsil etmesinin ve Türkiye'de kurulu şirketlere iştirak etmesinin tek başına «tüzel kişilik» perdesinin bulunduğu ve davacının davalılar ile alacak ilişkisinin tespiti için yeterli olmadığı, «hileye» ilişkin iddiaların ise «hak düşürücü süre» nedeniyle dikkate alınamayacağı bildirilmiştir.
Dava, iddianın bu biçimdeki ileri sürülüşü nazara alındığında, davalıların iddia olunan organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir alacak («istirdat) davası» niteliğinde olmakla, mahkemece 1086 sayılı HUMK’nın 74 ve 75. maddelerine ve sonradan yürürlüğe giren HMK'nın 26. maddesine aykırı düşecek şekilde, davanın yanlış nitelenmesine dayalı olarak, davacının bildirmiş olduğu delillerin tamamı toplanmaksızın yetersiz araştırma ve soruşturma sonucunda davacının davalı şirketin ortağı olmadığı ve sözleşmeye, «haksız fiile» ve «hileye» ilişkin «zamanaşımı» sürelerinin geçtiği, davacının parasını yatırdığı Yimpaş group A.G'nin Yimpaş Holding ile aynı çatı altında faaliyet gösterdiği ve bağlantılı oldukları düşünülse b …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:pasif husumet ehliyeti · kar payı · pasif husumet yokluğu · hisse senedi · hisse devri · pasif husumet · husumet yokluğu · kâr payı
Benzer bu karardaU.. yönünden «pasif husumet yokluğu» nedeniyle, davalı şirket yönünden esastan davanın reddine karar verilmiştir.
U.. hakkındaki davanın «pasif husumet yokluğundan» yazılı gerekçeyle reddi de doğru değildir.
U..'ın da davalı şirketlerin «yönetim kurulu» başkanı olarak gerek MK'nın 50. maddesi gerekse de TTK'nın 321/«son» maddesi uyarınca zarardan sorumlu tutulabileceği ve bu nedenle kendisine «husumet» yöneltilebileceği gözetilmeksizin bu davalı yönünden dahi «pasif husumet yokluğu» nedeniyle davanın reddine karar verilmesi doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir.
U.. yönünden «pasif husumet ehliyeti» yokluğunun söz konusu olduğu gerekçesiyle, davalı D..
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/15231 E. 2014/18681 K.
Ortak:anonim şirket yönetim kurulu · istirdat davası · ortaklık sözleşmesi · şahsi sorumluluk · hile · husumet ehliyeti · garantörlük · tüzel kişilik · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı var
İncelediğiniz karardaU.. davalı olarak gösterilmiş ise de; davanın niteliği itibarıyla TTK hükümleri çerçevesinde bir sermaye şirketi olan «anonim şirket yönetim kurulu» başkanının «şahsi sorumluluğunu» gerektirir bir durum mevcut olmadığı gibi «ortaklık sözleşmesinin» kurulması sırasında adı geçen davalının sözleşmeye etki eden, taraf iradelerini fesada uğratan her hangi bir eyleminin de ispatlanamadığı, davalıların davacıyı yabancı şirkete ortak edilirken ne gibi bir katkısının olduğunun tespit edilemediği, sunulan belgelere göre davalıların sorumluluğunun ispat edilemediği, yabancı şirketin davalı şirkete «ikrar» sözleşmesi karşılığından alacağını Türkiye'deki mukim şirketlerin hisselerini devralarak tahsil etmesinin ve Türkiye'de kurulu şirketlere iştirak etmesinin tek başına «tüzel kişilik» perdesinin bulunduğu olarak kabul edilmeyeceği ve davacının davalılar ile alacak ilişkisinin olduğuna dair bir delil bulunmadığı, «hileye» ilişkin iddiaların da «zamanaşımı» süreleri geçmesi nedeniyle dikkate alınamayacağının anlaşıldığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Grubu şirketlerinin hisselerini devralarak tahsil etmesinin ve Türkiye'de kurulu şirketlere iştirak etmesinin tek başına «tüzel kişilik» perdesinin bulunduğu ve davacının davalılar ile alacak ilişkisinin tespiti için yeterli olmadığı, «hileye» ilişkin iddiaların ise «hak düşürücü süre» nedeniyle dikkate alınamayacağı bildirildiğinden yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiş ise de; bozma gerekleri tam olarak yerine getirilmeden karar tesi …
A... ile hisse devir ve kabul sözleşmesi bulunmadığı, her şirketin «tüzel kişiliği» ayrı olup «yönetim kurulu» üyeleri aynı olsa da şirketin ayrı tüzel kişiliği sebebiyle davalı Y..
Benzer bu kararda… ında faaliyet gösteren bir şirket olup bağlantıları olduğu düşünülse bile 6103 Sayılı Yasa' nın 2. maddesine göre davacının şirkete ortaklığını 12/12/2000 tarihinde «hisse devri» almak yoluyla kazandığı ve bu tarihte yürürlükte olan 6762 sayılı TTK'nun 405/2 maddesi uyarınca sermaye olarak şirkete verilenin istenemeyeceği, davalı şirketlerin «tasfiye» halinde bulunmadığı, bir sermaye şirketi olan «anonim şirket yönetim kurulu» başkanının «şahsi sorumluluğunu» gerektirir bir durum mevcut olmadığı gibi «ortaklık sözleşmesinin» kurulması sırasında davalı D..
Grubu şirketlerinin hisselerini devralarak tahsil etmesinin ve Türkiye'de kurulu şirketlere iştirak etmesinin tek başına «tüzel kişilik» perdesinin bulunduğu ve davacının davalılar ile alacak ilişkisinin tespiti için yeterli olmadığı, «hileye» ilişkin iddiaların ise «hak düşürücü süre» nedeniyle dikkate alınamayacağı bildirilmiştir.
Dava, iddianın bu biçimdeki ileri sürülüşü nazara alındığında, davalıların iddia olunan organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir alacak («istirdat) davası» niteliğinde olmakla, mahkemece 1086 sayılı HUMK’nun 74 ve 75. maddelerine ve sonradan yürürlüğe giren HMK'nın 26. maddesine aykırı düşecek şekilde, davanın yanlış nitelenmesine dayalı olarak, davacının bildirmiş olduğu delillerin tamamı toplanmaksızın yetersiz araştırma ve soruşturma sonucunda davacının davalı şirketin ortağı olmadığı ve sözleşmeye, «haksız fiile» ve «hileye» ilişkin «zamanaşımı» sürelerinin geçtiği, davacının parasını yatırdığı Yimpaş group A.G. nin ..
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:pasif husumet ehliyeti · kar payı · pasif husumet yokluğu · hisse senedi · hisse devri · pasif husumet · husumet yokluğu · kâr payı
Benzer bu karardaU.. yönünden «pasif husumet yokluğu» nedeniyle, davalı şirket yönünden esastan davanın reddine karar verilmiştir.
U.. hakkındaki davanın «pasif husumet yokluğundan» yazılı gerekçeyle reddi de doğru değildir.
U..'ın da davalı şirketlerin «yönetim kurulu» başkanı olarak gerek MK'nun 50. maddesi gerekse de TTK'nun 321/«son» maddesi uyarınca zarardan sorumlu tutulabileceği ve bu nedenle kendisine «husumet» yöneltilebileceği gözetilmeksizin bu davalı yönünden dahi «pasif husumet yokluğu» nedeniyle davanın reddine karar verilmesi doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir.
U.. yönünden «pasif husumet ehliyeti» yokluğunun söz konusu olduğu gerekçesiyle, davalı D..
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/13833 E. 2014/19161 K.
Ortak:istirdat davası · husumet ehliyeti · garantörlük · tüzel kişilik · taraf ehliyeti · istirdat · haksız fiil · yönetim kurulu kararı · dava şartı
İncelediğiniz karardaA... ile hisse devir ve kabul sözleşmesi bulunmadığı, her şirketin «tüzel kişiliği» ayrı olup «yönetim kurulu» üyeleri aynı olsa da şirketin ayrı tüzel kişiliği sebebiyle davalı Y..
A..'nin «husumet ehliyeti» bulunmadığı, davacının davalı Y..
U.. davalı olarak gösterilmiş ise de; davanın niteliği itibarıyla TTK hükümleri çerçevesinde bir sermaye şirketi olan «anonim şirket yönetim kurulu» başkanının «şahsi sorumluluğunu» gerektirir bir durum mevcut olmadığı gibi «ortaklık sözleşmesinin» kurulması sırasında adı geçen davalının sözleşmeye etki eden, taraf iradelerini fesada uğratan her hangi bir eyleminin de ispatlanamadığı, davalıların davacıyı yabancı şirkete ortak edilirken ne gibi bir katkısının olduğunun tespit edilemediği, sunulan belgelere göre davalıların sorumluluğunun ispat edilemediği, yabancı şirketin davalı şirkete «ikrar» sözleşmesi karşılığından alacağını Türkiye'deki mukim şirketlerin hisselerini devralarak tahsil etmesinin ve Türkiye'de kurulu şirketlere iştirak etmesinin tek başına «tüzel kişilik» perdesinin bulunduğu olarak kabul edilmeyeceği ve davacının davalılar ile alacak ilişkisinin olduğuna dair bir delil bulunmadığı, «hileye» ilişkin iddiaların da «zamanaşımı» süreleri geçmesi nedeniyle dikkate alınamayacağının anlaşıldığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaDava, iddianın bu biçimdeki ileri sürülüşü nazara alındığında, davalıların iddia olunan organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir alacak («istirdat) davası» niteliğinde olmakla, mahkemece dava tarihinde yürürlükte olan HUMK’nın 74. ve 75. ve sonradan yürürlüğe giren HMK'nın 26. maddelerine aykırı düşecek şekilde, davanın yanlış nitelenmesine dayalı olarak, davacının bildirmiş olduğu delillerin hiçbiri toplanmaksızın, sunulan belgenin aslı dahi araştırılmaksızın, re’sen yapılan yetersiz araştırma ve soruşturma sonucunda davacının davalı şirketin ortağı olmadığı, «tüzel kişiliklerin» farklı bulunduğu gerekçesiyle, davanın «husumet» cihetinden reddine karar verilmiş olması doğru olmamıştır.
Holding A.Ş. ile hisse devir ve kabul sözleşmesi bulunmadığı, her şirketin «tüzel kişiliği» ayrı olup «yönetim kurulu» üyeleri aynı olsa da şirketin ayrı tüzel kişiliği sebebiyle davalı ..
Holding A.Ş. 'nin «husumet ehliyetinin» bulunmadığı, davacının dava dışı ..
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:pasif husumet · kâr payı
Benzer bu karardaDavacı, yüksek kâr «payı» verilmek ve istenildiği zaman iade edilmek üzere kendilerinden para toplandığını, bu paraların davalı şirkete aktarıldığını, yurt dışı şirket ile davalı arasında bağlantı bulunduğunu ileri sürerek işbu davayı açmış olup, mahkemece yukarıda açıklanan gerekçeyle davanın «pasif husumetten» reddine karar verilmiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2014/15237 E. , 2014/18685 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ YOZGAT 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ 17/07/2014
NUMARASI 2013/461-2014/525
Taraflar arasında görülen davada Yozgat 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce bozmaya uyularak verilen 17/07/2014 tarih ve 2013/461-2014/525 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, Yimpaş grubu tarafından her istendiği an geri ödeneceği ve yatırılan paralar karşılığı yüksek faiz verileceği garantisiyle binlerce kişiden para toplandığını, bu kapsamda müvekkilinden de “.. Werwaltungs GMBH Komanditer Ortak Anasözleşmesi” başlıklı belge ve tahsilat makbuzu karşılığında para alındığını, ancak müvekkilince istenmesine rağmen alınan paranın geri ödenmediğini, .. Verwaltungs GMBH'nin .. grubunun Almanya'da kurduğu şirketlerden olduğunu, bu şirket vasıtasıyla toplanan paraların Türkiye'ye aktarıldığını, anılan şirketin herhangi bir aktifinin bulunmadığını ve iflas ettiğini, davalı D.. U..'ın yurt dışında mukim şirketin yönetim kurulu başkanı olduğunu ve tüzel kişiliğin bir perde olarak kullanıldığını, SPK, Bankalar Kanunu ve TTK'ya aykırı olarak müvekkilinden tahsil edilen paranın davalılarca iadesinin gerektiğini ileri sürerek, yatırım ilişkisinin hükümsüzlüğüne, 25.564,59 Euro alacağın faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili, davacının müvekkili şirketin ortağı olmadığını, yurt dışında mukim şirkete para yatırıldığını açıkça belirtildiğini, bu durumda müvekkili şirkete husumet yöneltilemeyeceğini, TTK'nın 309. maddesindeki şartlar gerçekleşmediğinden müvekkili D.. U..'ın da herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, uyulan bozma ilamı, alınan bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacının davalı şirket olan Y.. A... ile hisse devir ve kabul sözleşmesi bulunmadığı, her şirketin tüzel kişiliği ayrı olup yönetim kurulu üyeleri aynı olsa da şirketin ayrı tüzel kişiliği sebebiyle davalı Y.. A..'nin husumet ehliyeti bulunmadığı, davacının davalı Y.. A..' den hisse alarak para ödediğine ilişkin iddiasının yasal delillerle ispatlayamadığı ve buna ilişkin de herhangi bir delilde sunamadığı, davacı tarafın davalı şirketin defter ve kayıtlarına dayandığı, bilirkişilerce davalı şirketin defter ve kayıtlarında incelemeye göre alınan raporda davacının davalı Y.. A...' de herhangi bir ortaklık ve hissesinin bulunmadığı, davacının dosyaya sunduğu hisse devir ve
kabul sözleşmesininde Verwaltungs GmbH'ye ait olduğu, her ne kadar dava dilekçesinde D.. U.. davalı olarak gösterilmiş ise de; davanın niteliği itibarıyla TTK hükümleri çerçevesinde bir sermaye şirketi olan anonim şirket yönetim kurulu başkanının şahsi sorumluluğunu gerektirir bir durum mevcut olmadığı gibi ortaklık sözleşmesinin kurulması sırasında adı geçen davalının sözleşmeye etki eden, taraf iradelerini fesada uğratan her hangi bir eyleminin de ispatlanamadığı, davalıların davacıyı yabancı şirkete ortak edilirken ne gibi bir katkısının olduğunun tespit edilemediği, sunulan belgelere göre davalıların sorumluluğunun ispat edilemediği, yabancı şirketin davalı şirkete ikrar sözleşmesi karşılığından alacağını Türkiye'deki mukim şirketlerin hisselerini devralarak tahsil etmesinin ve Türkiye'de kurulu şirketlere iştirak etmesinin tek başına tüzel kişilik perdesinin bulunduğu olarak kabul edilmeyeceği ve davacının davalılar ile alacak ilişkisinin olduğuna dair bir delil bulunmadığı, hileye ilişkin iddiaların da zamanaşımı süreleri geçmesi nedeniyle dikkate alınamayacağının anlaşıldığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, geçerli şekilde ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti ve bu amaçla verilen paranın tahsili istemlerine ilişkin olup mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiştir.
Ancak, Dairemiz bozma ilamında, iddianın ileri sürülüş biçimi bakımından davanın, davalıların iddia olunan organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir alacak (istirdat) davası olarak nitelendirilerek, davacının yabancı uyruklu şirket ortaklığının gerçekleşip gerçekleşmediğinin, söz konusu ortaklığın gerçek hak sahipliği doğuran niteliğinin bulunup bulunmadığının değerlendirilerek öncelikle davacı ve davalı arasındaki hukuki ilişkinin netlikle belirlenmesi, davacının yabancı şirkete ortak olmadığı gibi bir sonuca ulaşılması halinde davalı şirket ve yöneticilerinin ne gibi bir rolü bulunduğunun ileri sürülen kanıtlar çerçevesinde gerektiğinde davalı şirket ve grup şirketlerinin kayıtları üzerinde kapsamlı bir bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle ele alınarak sorumluluklarının saptanması gerektiğine işaret edilmiştir.
Mahkemece de bozma ilamı doğrultusunda bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiş, hükme esas alınan bilirkişi raporunda, davacının iddiasını dayandırdığı “. Werwaltungs GmbH Taahhütname” başlıklı belgenin verilmesine ve şirkete ortak edilirken davalıların ne gibi bir katkıda bulunduklarının ispat edilemediği, yabancı ülkede kurulu bir şirket için davacının yabancı şirkette ortaklığının bulunup bulunmadığının dosyadaki belgelerden tespit edilemeyeceği, davacının yabancı şirkete ortak olduğu kabul edilse dahi davalı şirket ortağı olduğuna dair bir tespitte bulunulamayacağı, .. Werwaltungs GmbH'nin ikraz sözleşmeleri karşılığında alacağını Türkiye'de mukim .. Grubu şirketlerinin hisselerini devralarak tahsil etmesinin ve Türkiye'de kurulu şirketlere iştirak etmesinin tek başına tüzel kişilik perdesinin bulunduğu ve davacının davalılar ile alacak ilişkisinin tespiti için yeterli olmadığı, hileye ilişkin iddiaların ise hak düşürücü süre nedeniyle dikkate alınamayacağı bildirildiğinden yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiş ise de;
bozma gerekleri tam olarak yerine getirilmeden karar tesis edilmiştir. Zira, davacı dava dilekçesinde davalı şirkete ortak olduğunu ileri sürmemiş, tersine, davalı şirket ile bu şirketin yöneticilerinin, yürürlükteki mevzuat hükümlerine aykırı bir biçimde kötüniyetli vaat ve garantilerle yurtdışında yaşayan pek çok kişinin dini duygularını sömürerek, yine davalı holding bünyesinde bulunan yabancı uyruklu bir şirketi aracı olarak kullanmak suretiyle topladıkları paraları iade etmeyip davalı holding ve bünyesindeki diğer
grup şirketlerine aktardıklarını iddia ederek verilen paranın istirdadını istemiştir. Özellikle Grubu şirketleri ve yöneticileri tarafından hileli işlemlerle davacının zararına sebebiyet verildiği ve kendisine haksız fiilde bulunulduğu iddiasıyla bu davanın açıldığı gözetilerek davacının delil olarak dayandığı SPK, MASAK ve TBMM Araştırma Komisyonu raporları ve olay tarihinde yürürlükte bulunan 6762 sayılı TTK'nın 336/5, 321, 818 sayılı BK'nın 50 ve 51. maddeleri uyarınca bir değerlendirme yapılarak özellikle davalı D.. U..'ın hem paranın yatırıldığı yabancı şirketin hem de Türkiye'deki grup şirketlerinin yöneticisi olduğu nazara alınmak suretiyle haksız fiil olgusunun değerlendirilmesi, tarafların hukuki durumunun da davacının dayandığı tüm deliller toplandıktan sonra anılan yasa hükümleri uyarınca incelenip tartışılması, davacının yabancı uyruklu şirkete ortaklığının gerçekleşip gerçekleşmediği, söz konusu ortaklığın gerçek hak sahipliği doğuran niteliği bulunup bulunmadığı değerlendirilip, öncelikle davacı ve davalılar ile dava dışı yabancı şirket arasındaki hukuki ilişkinin netlikle belirlenmesi, davacının yabancı şirkete ortak olmadığı sonucuna ulaşması halinde, davacının parasının yabancı şirket veya Türk şirketlere verilmesi olgusunda davalı şirketler ve yöneticilerinin ne gibi bir rolü bulunduğunun, ileri sürülen kanıtlar çerçevesinde ve gerektiği takdirde davalı şirketler ve grup şirketlerinin kayıtları üzerinde aralarında şirketler hukuku ve sermaye piyasası konusunda uzmanların bulunduğu bilirkişi heyeti marifetiyle yaptırılacak kapsamlı bir inceleme suretiyle ele alınıp varsa sorumluluklarının saptanması, bu suretle davacının iradesinin ileri sürüldüğü gibi davalılarca fesada uğratılmak suretiyle haksız bir fiile maruz bırakılarak parasının alındığı ve iade edilmediği yolundaki iddiasının tatminkar bir biçimde araştırılarak sonucuna göre bir karar verilmek üzere yerel mahkeme kararının davacı lehine bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 01.12.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/101975500 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz