Haksız fiil sorumluluğu
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2014/17769 E. 2015/1893 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
haksız fiil sorumluluğu↗ dolandırıcılık↗ garantörlük↗ komisyon↗ istirdat↗ haksız fiil↗ kâr payı↗ yönetim kurulu kararı↗ kötüniyet↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davacının davalı şirkette geçerli bir ortaklığının olduğu ve TTK hükümlerine göre payını şirketten talep edemeyeceği, aksinin düşünülmesi halinde de davalılar hakkında dolandırıcılık veya başka bir eylem teşkil edebilecek olan haksız fiil sorumluluğundan dolayı yapılmış herhangi bir ceza soruşturması ve kovuşturmasının olmadığı ve haksız fiil teşkil edecek nitelikteki eylemlerin davacı tarafça yasal delillerle ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Davacı, yüksek kâr payı verilmek ve istenildiği zaman iade edilmek üzere kendilerinden para toplandığını, bu paraların davalı şirkete aktarıldığını, yurt dışı şirket ile davalı arasında bağlantı bulunduğunu ileri sürerek işbu davayı açmış olup, mahkemece yukarıda açıklanan gerekçeyle davanın reddine karar verilmiştir. Mahkemece davacı, davalı şirketin ortağı olarak kabul edilmişse de, davacı dava dilekçesinde davalı şirkete ortak olduğunu ileri sürmemiş, tersine, davalı şirket ve yöneticilerinin yürürlükteki mevzuat hükümlerine aykırı ve kötüniyetli vaad ve garantilerle davacı ve davacı gibi yurtdışında yaşayan pek çok kişinin dini duygularını sömürerek, yine davalı holding bünyesinde bulunan yabancı uyruklu bir şirketi aracı olarak kullanmak suretiyle topladıkları paraları iade etmeyip davalı holding ve bünyesindeki diğer grup şirketlerine aktardıklarını iddia edip verdiği paranın istirdadını istemiştir.
Bu itibarla, mahkemece, davanın yukarıda belirtilen şekilde nitelendirilerek, tarafların bu yolda gösterdikleri delillerin tümüyle toplanması, bilhassa ... şirketleri ve yöneticileri tarafından hileli işlemlerle davacının zararına sebebiyet verildiği ve kendisine haksız fiilde bulunulduğu iddiasıyla bu davanın açıldığı gözetilerek davacının delil olarak dayandığı SPK, MASAK ve TBMM Araştırma Komisyonu raporları ve olay tarihinde yürürlükte bulunan 6762 sayılı TTK'nın 336/5, 321, 818 sayılı BK'nun 50 ve 51. maddeleri uyarınca bir değerlendirme yapılarak özellikle Dairemizden geçen emsal dosyalardan anlaşıldığı üzere davalı şirket yönetim kurulu başkanı ...'ın hem paranın yatırıldığı yabancı şirketin hem de Türkiye'deki grup şirketlerinin yöneticisi olduğu nazara alınmak suretiyle haksız fiil olgusunun değerlendirilmesi, tarafların hukuki durumunun da davacının dayandığı tüm deliller toplandıktan sonra anılan yasa hükümleri uyarınca incelenip tartışılması, davacının yabancı uyruklu şirkete ortaklığının gerçekleşip gerçekleşmediği, söz konusu ortaklığın gerçek hak sahipliği doğuran niteliği bulunup bulunmadığı değerlendirilip, öncelikle davacı ve davalılar ile dava dışı yabancı şirket arasındaki hukuki ilişkinin netlikle belirlenmesi, davacının yabancı şirkete ortak olmadığı sonucuna ulaşması halinde, davacının parasının yabancı şirket veya Türk şirketlere verilmesi olgusunda davalı şirketler ve yöneticilerinin ne gibi bir rolü bulunduğunun, ileri sürülen kanıtlar çerçevesinde ve gerektiği takdirde davalı şirketler ve grup şirketlerinin kayıtları üzerinde aralarında şirketler hukuku ve sermaye piyasası konusunda uzmanların bulunduğu bilirkişi heyeti marifetiyle yaptırılacak kapsamlı bir inceleme suretiyle ele alınıp varsa sorumluluklarının saptanması, bu suretle davacının iradesinin ileri sürüldüğü gibi davalılarca fesada uğratılmak suretiyle haksız bir fiile maruz bırakılarak parasının alındığı ve iade edilmediği yolundaki iddiasının tatminkar bir biçimde araştırılarak sonucuna göre bir karar verilmek üzere yerel mahkeme kararının davacı lehine bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/13833 E. 2014/19161 K.
Ortak:garantörlük · istirdat · haksız fiil · kâr payı · yönetim kurulu kararı · kötüniyet
İncelediğiniz kararda… işse de, davacı dava dilekçesinde davalı şirkete ortak olduğunu ileri sürmemiş, tersine, davalı şirket ve yöneticilerinin yürürlükteki mevzuat hükümlerine aykırı ve «kötüniyetli» vaad ve «garantilerle» davacı ve davacı gibi yurtdışında yaşayan pek çok kişinin dini duygularını sömürerek, yine davalı holding bünyesinde bulunan yabancı uyruklu bir şirketi aracı olarak kullanmak suretiyle topladıkları paraları iade etmeyip davalı holding ve bünyesindeki diğer grup şirketlerine aktardıklarını iddia edip verdiği paranın «istirdadını» istemiştir.
… österdikleri delillerin tümüyle toplanması, bilhassa ... şirketleri ve yöneticileri tarafından hileli işlemlerle davacının zararına sebebiyet verildiği ve kendisine «haksız fiilde» bulunulduğu iddiasıyla bu davanın açıldığı gözetilerek davacının delil olarak dayandığı SPK, MASAK ve TBMM Araştırma Komisyonu raporları ve olay tarihinde yürürlükte bulunan 6762 sayılı TTK'nın 336/5, 321, 818 sayılı BK'nun 50 ve 51. maddeleri uyarınca bir değerlendirme yapılarak özellikle Dairemizden geçen emsal dosyalardan anlaşıldığı üzere davalı şirket «yönetim kurulu» başkanı ...'ın hem paranın yatırıldığı yabancı şirketin hem de Türkiye'deki grup şirketlerinin yöneticisi olduğu nazara alınmak suretiyle haksız fiil olgusunun değ …
… acının davalı şirkette geçerli bir ortaklığının olduğu ve TTK hükümlerine göre payını şirketten talep edemeyeceği, aksinin düşünülmesi halinde de davalılar hakkında «dolandırıcılık» veya başka bir eylem teşkil edebilecek olan «haksız fiil sorumluluğundan» dolayı yapılmış herhangi bir ceza soruşturması ve kovuşturmasının olmadığı ve haksız fiil teşkil edecek nitelikteki eylemlerin davacı tarafça yasal delillerle ispa …
Benzer bu kararda… ise de, davacı dava dilekçesinde davalı şirkete ortak olduğunu ileri sürmemiş, tersine, davalı şirket ve yöneticilerinin yürürlükteki mevzuat hükümlerine aykırı ve «kötüniyetli» vaad ve «garantilerle» davacı ve davacı gibi yurtdışında yaşayan pek çok kişiyi dini duygularını sömürerek, yine davalı holding bünyesinde bulunan yabancı uyruklu bir şirketi aracı olarak kullanmak suretiyle topladıkları paraları iade etmeyip davalı holding ve bünyesindeki diğer grup şirketlerine aktardıkları iddia olunarak verilen paranın «istirdadını» istemiştir.
Grubu şirketleri ve yöneticileri tarafından hileli işlemlerle davacının zararına sebebiyet verildiği ve kendisine «haksız fiilde» bulunulduğu iddiasıyla bu davanın açıldığı gözetilerek davacının delil olarak dayandığı SPK, MASAK ve TBMM Araştırma Komisyonu raporları ve olay tarihinde yürürlükte bulunan 6762 Sayılı TTK'nın 336/5, 321, 818 Sayılı BK'nun 50 ve 51. maddeleri uyarınca bir değerlendirme yapılarak özellikle Dairemizden geçen emsal dosyalardan anlaşıldığı üzere davalı şirket «yönetim kurulu» başkanı D..
Holding A.Ş. ile hisse devir ve kabul sözleşmesi bulunmadığı, her şirketin «tüzel kişiliği» ayrı olup «yönetim kurulu» üyeleri aynı olsa da şirketin ayrı tüzel kişiliği sebebiyle davalı ..
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:istirdat davası · husumet ehliyeti · pasif husumet · tüzel kişilik · taraf ehliyeti · husumet
Benzer bu karardaHolding A.Ş. 'nin «husumet ehliyetinin» bulunmadığı, davacının dava dışı ..
Dava, iddianın bu biçimdeki ileri sürülüşü nazara alındığında, davalıların iddia olunan organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir alacak («istirdat) davası» niteliğinde olmakla, mahkemece dava tarihinde yürürlükte olan HUMK’nın 74. ve 75. ve sonradan yürürlüğe giren HMK'nın 26. maddelerine aykırı düşecek şekilde, davanın yanlış nitelenmesine dayalı olarak, davacının bildirmiş olduğu delillerin hiçbiri toplanmaksızın, sunulan belgenin aslı dahi araştırılmaksızın, re’sen yapılan yetersiz araştırma ve soruşturma sonucunda davacının davalı şirketin ortağı olmadığı, «tüzel kişiliklerin» farklı bulunduğu gerekçesiyle, davanın «husumet» cihetinden reddine karar verilmiş olması doğru olmamıştır.
Davacı, yüksek kâr «payı» verilmek ve istenildiği zaman iade edilmek üzere kendilerinden para toplandığını, bu paraların davalı şirkete aktarıldığını, yurt dışı şirket ile davalı arasında bağlantı bulunduğunu ileri sürerek işbu davayı açmış olup, mahkemece yukarıda açıklanan gerekçeyle davanın «pasif husumetten» reddine karar verilmiştir.
Holding A.Ş. ile hisse devir ve kabul sözleşmesi bulunmadığı, her şirketin «tüzel kişiliği» ayrı olup «yönetim kurulu» üyeleri aynı olsa da şirketin ayrı tüzel kişiliği sebebiyle davalı ..
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/4081 E. 2012/8368 K.
Ortak:garantörlük · istirdat · haksız fiil · yönetim kurulu kararı · kötüniyet
İncelediğiniz kararda… işse de, davacı dava dilekçesinde davalı şirkete ortak olduğunu ileri sürmemiş, tersine, davalı şirket ve yöneticilerinin yürürlükteki mevzuat hükümlerine aykırı ve «kötüniyetli» vaad ve «garantilerle» davacı ve davacı gibi yurtdışında yaşayan pek çok kişinin dini duygularını sömürerek, yine davalı holding bünyesinde bulunan yabancı uyruklu bir şirketi aracı olarak kullanmak suretiyle topladıkları paraları iade etmeyip davalı holding ve bünyesindeki diğer grup şirketlerine aktardıklarını iddia edip verdiği paranın «istirdadını» istemiştir.
… österdikleri delillerin tümüyle toplanması, bilhassa ... şirketleri ve yöneticileri tarafından hileli işlemlerle davacının zararına sebebiyet verildiği ve kendisine «haksız fiilde» bulunulduğu iddiasıyla bu davanın açıldığı gözetilerek davacının delil olarak dayandığı SPK, MASAK ve TBMM Araştırma Komisyonu raporları ve olay tarihinde yürürlükte bulunan 6762 sayılı TTK'nın 336/5, 321, 818 sayılı BK'nun 50 ve 51. maddeleri uyarınca bir değerlendirme yapılarak özellikle Dairemizden geçen emsal dosyalardan anlaşıldığı üzere davalı şirket «yönetim kurulu» başkanı ...'ın hem paranın yatırıldığı yabancı şirketin hem de Türkiye'deki grup şirketlerinin yöneticisi olduğu nazara alınmak suretiyle haksız fiil olgusunun değ …
… acının davalı şirkette geçerli bir ortaklığının olduğu ve TTK hükümlerine göre payını şirketten talep edemeyeceği, aksinin düşünülmesi halinde de davalılar hakkında «dolandırıcılık» veya başka bir eylem teşkil edebilecek olan «haksız fiil sorumluluğundan» dolayı yapılmış herhangi bir ceza soruşturması ve kovuşturmasının olmadığı ve haksız fiil teşkil edecek nitelikteki eylemlerin davacı tarafça yasal delillerle ispa …
Benzer bu kararda… de ve gerekse de replik beyanında davalı şirkete ortak olduğunu ileri sürmemiş, tersine, davalı şirket ve yöneticilerinin yürürlükteki mevzuat hükümlerine aykırı ve «kötüniyetli» vaad ve «garantilerle» davacı ve davacı gibi yurtdışında yaşayan pek çok kişiyi dini duygularını sömürerek, yine davalı ... bünyesinde bulunan yabancı uyruklu bir şirketi aracı olarak kullanmak suretiyle topladıkları paraları iade etmeyip davalı ... ve bünyesindeki diğer grup şirketlerine aktardıkları iddia olunarak verilen paranın «istirdadını» istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, TTK’nun 405/2. maddesi uyarınca pay sahiplerinin sermaye olarak şirkete verdiklerini geri isteyemeyecekleri, bu nedenle davacının isteminin yerinde olmadığı, davalı «yönetim kurulu» başkanının «şahsi sorumluluğunu» gerektirir bir durumun da bulunmadığı gerekçesiyle, şirketler hakkındaki davanın esastan, diğer davalı hakkındaki davanın «husumet» yönünden reddine karar verilmiştir.
Dava, iddianın bu biçimdeki ileri sürülüşü nazara alındığında, davalıların iddia olunan organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir alacak («istirdat) davası» niteliğinde olmakla, mahkemece HUMK’nun 74 ve 75. maddelerine aykırı düşecek şekilde, davanın yanlış nitelenmesine dayalı olarak, davacının bildirmiş olduğu delillerin hiçbiri toplanmaksızın, re’sen yapılan yetersiz araştırma ve soruşturma sonucunda davacının davalı şirket ortağı olduğu TTK’nun 405. maddesi uyarınca sermaye olarak verdiği paranın istirdadını talep edemeyeceği, gerçek kişi davalılar hakkında da şirket yöneticileri olmanın dışında bir sorumluluk nedenine dayanılmadığı gerekçesiyle, davanın «husumet» cihetinden reddine karar verilmiş olması doğru olmamıştır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:istirdat davası · şahsi sorumluluk · ortaklık ilişkisi · husumet
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, TTK’nun 405/2. maddesi uyarınca pay sahiplerinin sermaye olarak şirkete verdiklerini geri isteyemeyecekleri, bu nedenle davacının isteminin yerinde olmadığı, davalı «yönetim kurulu» başkanının «şahsi sorumluluğunu» gerektirir bir durumun da bulunmadığı gerekçesiyle, şirketler hakkındaki davanın esastan, diğer davalı hakkındaki davanın «husumet» yönünden reddine karar verilmiştir.
Dava, iddianın bu biçimdeki ileri sürülüşü nazara alındığında, davalıların iddia olunan organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir alacak («istirdat) davası» niteliğinde olmakla, mahkemece HUMK’nun 74 ve 75. maddelerine aykırı düşecek şekilde, davanın yanlış nitelenmesine dayalı olarak, davacının bildirmiş olduğu delillerin hiçbiri toplanmaksızın, re’sen yapılan yetersiz araştırma ve soruşturma sonucunda davacının davalı şirket ortağı olduğu TTK’nun 405. maddesi uyarınca sermaye olarak verdiği paranın istirdadını talep edemeyeceği, gerçek kişi davalılar hakkında da şirket yöneticileri olmanın dışında bir sorumluluk nedenine dayanılmadığı gerekçesiyle, davanın «husumet» cihetinden reddine karar verilmiş olması doğru olmamıştır.
Dava, geçerli şekilde «ortaklık ilişkisinin» kurulmadığının tespiti ve bu amaçla verilen paranın tahsili istemlerine ilişkindir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/4078 E. 2012/8367 K.
Ortak:garantörlük · istirdat · haksız fiil · yönetim kurulu kararı · kötüniyet
İncelediğiniz kararda… işse de, davacı dava dilekçesinde davalı şirkete ortak olduğunu ileri sürmemiş, tersine, davalı şirket ve yöneticilerinin yürürlükteki mevzuat hükümlerine aykırı ve «kötüniyetli» vaad ve «garantilerle» davacı ve davacı gibi yurtdışında yaşayan pek çok kişinin dini duygularını sömürerek, yine davalı holding bünyesinde bulunan yabancı uyruklu bir şirketi aracı olarak kullanmak suretiyle topladıkları paraları iade etmeyip davalı holding ve bünyesindeki diğer grup şirketlerine aktardıklarını iddia edip verdiği paranın «istirdadını» istemiştir.
… österdikleri delillerin tümüyle toplanması, bilhassa ... şirketleri ve yöneticileri tarafından hileli işlemlerle davacının zararına sebebiyet verildiği ve kendisine «haksız fiilde» bulunulduğu iddiasıyla bu davanın açıldığı gözetilerek davacının delil olarak dayandığı SPK, MASAK ve TBMM Araştırma Komisyonu raporları ve olay tarihinde yürürlükte bulunan 6762 sayılı TTK'nın 336/5, 321, 818 sayılı BK'nun 50 ve 51. maddeleri uyarınca bir değerlendirme yapılarak özellikle Dairemizden geçen emsal dosyalardan anlaşıldığı üzere davalı şirket «yönetim kurulu» başkanı ...'ın hem paranın yatırıldığı yabancı şirketin hem de Türkiye'deki grup şirketlerinin yöneticisi olduğu nazara alınmak suretiyle haksız fiil olgusunun değ …
… acının davalı şirkette geçerli bir ortaklığının olduğu ve TTK hükümlerine göre payını şirketten talep edemeyeceği, aksinin düşünülmesi halinde de davalılar hakkında «dolandırıcılık» veya başka bir eylem teşkil edebilecek olan «haksız fiil sorumluluğundan» dolayı yapılmış herhangi bir ceza soruşturması ve kovuşturmasının olmadığı ve haksız fiil teşkil edecek nitelikteki eylemlerin davacı tarafça yasal delillerle ispa …
Benzer bu kararda… de ve gerekse de replik beyanında davalı şirkete ortak olduğunu ileri sürmemiş, tersine, davalı şirket ve yöneticilerinin yürürlükteki mevzuat hükümlerine aykırı ve «kötüniyetli» vaad ve «garantilerle» davacı ve davacı gibi yurtdışında yaşayan pek çok kişiyi dini duygularını sömürerek, yine davalı ... bünyesinde bulunan yabancı uyruklu bir şirketi aracı olarak kullanmak suretiyle topladıkları paraları iade etmeyip davalı ... ve bünyesindeki diğer grup şirketlerine aktardıkları iddia olunarak verilen paranın «istirdadını» istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, TTK’nun 405/2. maddesi uyarınca pay sahiplerinin sermaye olarak şirkete verdiklerini geri isteyemeyecekleri, bu nedenle davacının isteminin yerinde olmadığı, davalı «yönetim kurulu» başkanının «şahsi sorumluluğunu» gerektirir bir durumun da bulunmadığı gerekçesiyle, şirketler hakkındaki davanın esastan, diğer davalı hakkındaki davanın «husumet» yönünden reddine karar verilmiştir.
Dava, iddianın bu biçimdeki ileri sürülüşü nazara alındığında, davalıların iddia olunan organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir alacak («istirdat) davası» niteliğinde olmakla, mahkemece HUMK’nun 74 ve 75. maddelerine aykırı düşecek şekilde, davanın yanlış nitelenmesine dayalı olarak, davacının bildirmiş olduğu delillerin hiçbiri toplanmaksızın, re’sen yapılan yetersiz araştırma ve soruşturma sonucunda davacının davalı şirket ortağı olduğu TTK’nun 405. maddesi uyarınca sermaye olarak verdiği paranın istirdadını talep edemeyeceği, gerçek kişi davalılar hakkında da şirket yöneticileri olmanın dışında bir sorumluluk nedenine dayanılmadığı gerekçesiyle, davanın «husumet» cihetinden reddine karar verilmiş olması doğru olmamıştır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:istirdat davası · şahsi sorumluluk · ortaklık ilişkisi · husumet
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, TTK’nun 405/2. maddesi uyarınca pay sahiplerinin sermaye olarak şirkete verdiklerini geri isteyemeyecekleri, bu nedenle davacının isteminin yerinde olmadığı, davalı «yönetim kurulu» başkanının «şahsi sorumluluğunu» gerektirir bir durumun da bulunmadığı gerekçesiyle, şirketler hakkındaki davanın esastan, diğer davalı hakkındaki davanın «husumet» yönünden reddine karar verilmiştir.
Dava, iddianın bu biçimdeki ileri sürülüşü nazara alındığında, davalıların iddia olunan organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir alacak («istirdat) davası» niteliğinde olmakla, mahkemece HUMK’nun 74 ve 75. maddelerine aykırı düşecek şekilde, davanın yanlış nitelenmesine dayalı olarak, davacının bildirmiş olduğu delillerin hiçbiri toplanmaksızın, re’sen yapılan yetersiz araştırma ve soruşturma sonucunda davacının davalı şirket ortağı olduğu TTK’nun 405. maddesi uyarınca sermaye olarak verdiği paranın istirdadını talep edemeyeceği, gerçek kişi davalılar hakkında da şirket yöneticileri olmanın dışında bir sorumluluk nedenine dayanılmadığı gerekçesiyle, davanın «husumet» cihetinden reddine karar verilmiş olması doğru olmamıştır.
Dava, geçerli şekilde «ortaklık ilişkisinin» kurulmadığının tespiti ve bu amaçla verilen paranın tahsili istemlerine ilişkindir.
5 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/4074 E. 2012/8366 K.
Ortak:garantörlük · istirdat · haksız fiil · yönetim kurulu kararı · kötüniyet
İncelediğiniz kararda… işse de, davacı dava dilekçesinde davalı şirkete ortak olduğunu ileri sürmemiş, tersine, davalı şirket ve yöneticilerinin yürürlükteki mevzuat hükümlerine aykırı ve «kötüniyetli» vaad ve «garantilerle» davacı ve davacı gibi yurtdışında yaşayan pek çok kişinin dini duygularını sömürerek, yine davalı holding bünyesinde bulunan yabancı uyruklu bir şirketi aracı olarak kullanmak suretiyle topladıkları paraları iade etmeyip davalı holding ve bünyesindeki diğer grup şirketlerine aktardıklarını iddia edip verdiği paranın «istirdadını» istemiştir.
… österdikleri delillerin tümüyle toplanması, bilhassa ... şirketleri ve yöneticileri tarafından hileli işlemlerle davacının zararına sebebiyet verildiği ve kendisine «haksız fiilde» bulunulduğu iddiasıyla bu davanın açıldığı gözetilerek davacının delil olarak dayandığı SPK, MASAK ve TBMM Araştırma Komisyonu raporları ve olay tarihinde yürürlükte bulunan 6762 sayılı TTK'nın 336/5, 321, 818 sayılı BK'nun 50 ve 51. maddeleri uyarınca bir değerlendirme yapılarak özellikle Dairemizden geçen emsal dosyalardan anlaşıldığı üzere davalı şirket «yönetim kurulu» başkanı ...'ın hem paranın yatırıldığı yabancı şirketin hem de Türkiye'deki grup şirketlerinin yöneticisi olduğu nazara alınmak suretiyle haksız fiil olgusunun değ …
… acının davalı şirkette geçerli bir ortaklığının olduğu ve TTK hükümlerine göre payını şirketten talep edemeyeceği, aksinin düşünülmesi halinde de davalılar hakkında «dolandırıcılık» veya başka bir eylem teşkil edebilecek olan «haksız fiil sorumluluğundan» dolayı yapılmış herhangi bir ceza soruşturması ve kovuşturmasının olmadığı ve haksız fiil teşkil edecek nitelikteki eylemlerin davacı tarafça yasal delillerle ispa …
Benzer bu kararda… de ve gerekse de replik beyanında davalı şirkete ortak olduğunu ileri sürmemiş, tersine, davalı şirket ve yöneticilerinin yürürlükteki mevzuat hükümlerine aykırı ve «kötüniyetli» vaad ve «garantilerle» davacı ve davacı gibi yurtdışında yaşayan pek çok kişiyi dini duygularını sömürerek, yine davalı ... bünyesinde bulunan yabancı uyruklu bir şirketi aracı olarak kullanmak suretiyle topladıkları paraları iade etmeyip davalı ... ve bünyesindeki diğer grup şirketlerine aktardıkları iddia olunarak verilen paranın «istirdadını» istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, TTK’nun 405/2. maddesi uyarınca pay sahiplerinin sermaye olarak şirkete verdiklerini geri isteyemeyecekleri, bu nedenle davacının isteminin yerinde olmadığı, davalı «yönetim kurulu» başkanının «şahsi sorumluluğunu» gerektirir bir durumun da bulunmadığı gerekçesiyle, şirketler hakkındaki davanın esastan, diğer davalı hakkındaki davanın «husumet» yönünden reddine karar verilmiştir.
Dava, iddianın bu biçimdeki ileri sürülüşü nazara alındığında, davalıların iddia olunan organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir alacak («istirdat) davası» niteliğinde olmakla, mahkemece HUMK’nun 74 ve 75. maddelerine aykırı düşecek şekilde, davanın yanlış nitelenmesine dayalı olarak, davacının bildirmiş olduğu delillerin hiçbiri toplanmaksızın, re’sen yapılan yetersiz araştırma ve soruşturma sonucunda davacının davalı şirket ortağı olduğu TTK’nun 405. maddesi uyarınca sermaye olarak verdiği paranın istirdadını talep edemeyeceği, gerçek kişi davalılar hakkında da şirket yöneticileri olmanın dışında bir sorumluluk nedenine dayanılmadığı gerekçesiyle, davanın «husumet» cihetinden reddine karar verilmiş olması doğru olmamıştır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:istirdat davası · şahsi sorumluluk · ortaklık ilişkisi · husumet
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, TTK’nun 405/2. maddesi uyarınca pay sahiplerinin sermaye olarak şirkete verdiklerini geri isteyemeyecekleri, bu nedenle davacının isteminin yerinde olmadığı, davalı «yönetim kurulu» başkanının «şahsi sorumluluğunu» gerektirir bir durumun da bulunmadığı gerekçesiyle, şirketler hakkındaki davanın esastan, diğer davalı hakkındaki davanın «husumet» yönünden reddine karar verilmiştir.
Dava, iddianın bu biçimdeki ileri sürülüşü nazara alındığında, davalıların iddia olunan organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir alacak («istirdat) davası» niteliğinde olmakla, mahkemece HUMK’nun 74 ve 75. maddelerine aykırı düşecek şekilde, davanın yanlış nitelenmesine dayalı olarak, davacının bildirmiş olduğu delillerin hiçbiri toplanmaksızın, re’sen yapılan yetersiz araştırma ve soruşturma sonucunda davacının davalı şirket ortağı olduğu TTK’nun 405. maddesi uyarınca sermaye olarak verdiği paranın istirdadını talep edemeyeceği, gerçek kişi davalılar hakkında da şirket yöneticileri olmanın dışında bir sorumluluk nedenine dayanılmadığı gerekçesiyle, davanın «husumet» cihetinden reddine karar verilmiş olması doğru olmamıştır.
Dava, geçerli şekilde «ortaklık ilişkisinin» kurulmadığının tespiti ve bu amaçla verilen paranın tahsili istemlerine ilişkindir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2009/6353 E. 2011/266 K.
Ortak:garantörlük · istirdat · haksız fiil · yönetim kurulu kararı · kötüniyet
İncelediğiniz kararda… işse de, davacı dava dilekçesinde davalı şirkete ortak olduğunu ileri sürmemiş, tersine, davalı şirket ve yöneticilerinin yürürlükteki mevzuat hükümlerine aykırı ve «kötüniyetli» vaad ve «garantilerle» davacı ve davacı gibi yurtdışında yaşayan pek çok kişinin dini duygularını sömürerek, yine davalı holding bünyesinde bulunan yabancı uyruklu bir şirketi aracı olarak kullanmak suretiyle topladıkları paraları iade etmeyip davalı holding ve bünyesindeki diğer grup şirketlerine aktardıklarını iddia edip verdiği paranın «istirdadını» istemiştir.
… österdikleri delillerin tümüyle toplanması, bilhassa ... şirketleri ve yöneticileri tarafından hileli işlemlerle davacının zararına sebebiyet verildiği ve kendisine «haksız fiilde» bulunulduğu iddiasıyla bu davanın açıldığı gözetilerek davacının delil olarak dayandığı SPK, MASAK ve TBMM Araştırma Komisyonu raporları ve olay tarihinde yürürlükte bulunan 6762 sayılı TTK'nın 336/5, 321, 818 sayılı BK'nun 50 ve 51. maddeleri uyarınca bir değerlendirme yapılarak özellikle Dairemizden geçen emsal dosyalardan anlaşıldığı üzere davalı şirket «yönetim kurulu» başkanı ...'ın hem paranın yatırıldığı yabancı şirketin hem de Türkiye'deki grup şirketlerinin yöneticisi olduğu nazara alınmak suretiyle haksız fiil olgusunun değ …
… acının davalı şirkette geçerli bir ortaklığının olduğu ve TTK hükümlerine göre payını şirketten talep edemeyeceği, aksinin düşünülmesi halinde de davalılar hakkında «dolandırıcılık» veya başka bir eylem teşkil edebilecek olan «haksız fiil sorumluluğundan» dolayı yapılmış herhangi bir ceza soruşturması ve kovuşturmasının olmadığı ve haksız fiil teşkil edecek nitelikteki eylemlerin davacı tarafça yasal delillerle ispa …
Benzer bu kararda… de ve gerekse de replik beyanında davalı şirkete ortak olduğunu ileri sürmemiş, tersine, davalı şirket ve yöneticilerinin yürürlükteki mevzuat hükümlerine aykırı ve «kötüniyetli» vaad ve «garantilerle» davacı ve davacı gibi yurtdışında yaşayan pek çok kişiyi dini duygularını sömürerek veya «güven ilişkisinden» yararlanarak, yine davalı ... bünyesinde bulunan yabancı uyruklu bir şirketi aracı olarak kullanmak suretiyle topladıkları paraları iade etmeyip davalı ... ve bünyesindeki diğer grup şirketlerine aktardıkları iddia olunarak verilen paranın «istirdadını» istemiştir.
Mahkemece iddia, savunma ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek, davacının, davalı ...Ş.'de hissesinin olmaması, diğer davalıların «anonim şirket yönetim kurulu» başkanı ve yönetim kurulu üyeleri olmaları ve «şahsi sorumluluklarını» gerektiren bir durum bulunmadığı gerekçesiyle davalılar hakkındaki davanın «husumetten» reddine karar verilmiştir.
Dava, iddianın bu biçimdeki ileri sürülüşü nazara alındığında, davalıların iddia olunan organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir alacak («istirdat) davası» niteliğinde olmakla, mahkemece HUMK’nun 74 ve 75. maddelerine aykırı düşecek şekilde, davanın yanlış nitelenmesine dayalı olarak, davacının bildirmiş olduğu delillerin hiçbiri toplanmaksızın, re’sen yapılan yetersiz araştırma ve soruşturma sonucunda davacının davalı şirketin ortağı olmadığı, ortak olsa bile TTK’nun 405. maddesi uyarınca sermaye olarak verdiği paranın istirdadını talep edemeyeceği, gerçek kişi davalılar hakkında da şirket yöneticileri olmanın dışında bir sorumluluk nedenine dayanılmadığı gerekçesiyle, davanın «husumet» cihetinden reddine karar verilmiş olması doğru olmamıştır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:güven ilişkisi · anonim şirket yönetim kurulu · istirdat davası · şahsi sorumluluk · anonim şirket · husumet
Benzer bu karardaMahkemece iddia, savunma ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek, davacının, davalı ...Ş.'de hissesinin olmaması, diğer davalıların «anonim şirket yönetim kurulu» başkanı ve yönetim kurulu üyeleri olmaları ve «şahsi sorumluluklarını» gerektiren bir durum bulunmadığı gerekçesiyle davalılar hakkındaki davanın «husumetten» reddine karar verilmiştir.
Dava, iddianın bu biçimdeki ileri sürülüşü nazara alındığında, davalıların iddia olunan organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir alacak («istirdat) davası» niteliğinde olmakla, mahkemece HUMK’nun 74 ve 75. maddelerine aykırı düşecek şekilde, davanın yanlış nitelenmesine dayalı olarak, davacının bildirmiş olduğu delillerin hiçbiri toplanmaksızın, re’sen yapılan yetersiz araştırma ve soruşturma sonucunda davacının davalı şirketin ortağı olmadığı, ortak olsa bile TTK’nun 405. maddesi uyarınca sermaye olarak verdiği paranın istirdadını talep edemeyeceği, gerçek kişi davalılar hakkında da şirket yöneticileri olmanın dışında bir sorumluluk nedenine dayanılmadığı gerekçesiyle, davanın «husumet» cihetinden reddine karar verilmiş olması doğru olmamıştır.
… de ve gerekse de replik beyanında davalı şirkete ortak olduğunu ileri sürmemiş, tersine, davalı şirket ve yöneticilerinin yürürlükteki mevzuat hükümlerine aykırı ve «kötüniyetli» vaad ve «garantilerle» davacı ve davacı gibi yurtdışında yaşayan pek çok kişiyi dini duygularını sömürerek veya «güven ilişkisinden» yararlanarak, yine davalı ... bünyesinde bulunan yabancı uyruklu bir şirketi aracı olarak kullanmak suretiyle topladıkları paraları iade etmeyip davalı ... ve bünyesindeki diğer grup şirketlerine aktardıkları iddia olunarak verilen paranın «istirdadını» istemiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2009/6303 E. 2010/13159 K.
Ortak:garantörlük · istirdat · haksız fiil · kötüniyet
İncelediğiniz kararda… işse de, davacı dava dilekçesinde davalı şirkete ortak olduğunu ileri sürmemiş, tersine, davalı şirket ve yöneticilerinin yürürlükteki mevzuat hükümlerine aykırı ve «kötüniyetli» vaad ve «garantilerle» davacı ve davacı gibi yurtdışında yaşayan pek çok kişinin dini duygularını sömürerek, yine davalı holding bünyesinde bulunan yabancı uyruklu bir şirketi aracı olarak kullanmak suretiyle topladıkları paraları iade etmeyip davalı holding ve bünyesindeki diğer grup şirketlerine aktardıklarını iddia edip verdiği paranın «istirdadını» istemiştir.
… acının davalı şirkette geçerli bir ortaklığının olduğu ve TTK hükümlerine göre payını şirketten talep edemeyeceği, aksinin düşünülmesi halinde de davalılar hakkında «dolandırıcılık» veya başka bir eylem teşkil edebilecek olan «haksız fiil sorumluluğundan» dolayı yapılmış herhangi bir ceza soruşturması ve kovuşturmasının olmadığı ve haksız fiil teşkil edecek nitelikteki eylemlerin davacı tarafça yasal delillerle ispa …
… österdikleri delillerin tümüyle toplanması, bilhassa ... şirketleri ve yöneticileri tarafından hileli işlemlerle davacının zararına sebebiyet verildiği ve kendisine «haksız fiilde» bulunulduğu iddiasıyla bu davanın açıldığı gözetilerek davacının delil olarak dayandığı SPK, MASAK ve TBMM Araştırma Komisyonu raporları ve olay tarihinde yürürlükte bulunan 6762 sayılı TTK'nın 336/5, 321, 818 sayılı BK'nun 50 ve 51. maddeleri uyarınca bir değerlendirme yapılarak özellikle Dairemizden geçen emsal dosyalardan anlaşıldığı üzere davalı şirket «yönetim kurulu» başkanı ...'ın hem paranın yatırıldığı yabancı şirketin hem de Türkiye'deki grup şirketlerinin yöneticisi olduğu nazara alınmak suretiyle haksız fiil olgusunun değ …
Benzer bu kararda… de ve gerekse de replik beyanında davalı şirkete ortak olduğunu ileri sürmemiş, tersine, davalı şirket ve yöneticilerinin yürürlükteki mevzuat hükümlerine aykırı ve «kötüniyetli» vaad ve «garantilerle» davacı ve davacı gibi yurtdışında yaşayan pek çok kişiyi dini duygularını sömürerek, yine davalı ... bünyesinde bulunan yabancı uyruklu bir şirketi aracı olarak kullanmak suretiyle topladıkları paraları iade etmeyip davalı ... ve bünyesindeki diğer grup şirketlerine aktardıkları iddia olunarak verilen paranın «istirdadını» istemiştir.
Dava, iddianın bu biçimdeki ileri sürülüşü nazara alındığında, davalıların iddia olunan organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir alacak («istirdat) davası» niteliğinde olmakla, mahkemece HUMK’nun 74 ve 75. maddelerine aykırı düşecek şekilde, davanın yanlış nitelenmesine dayalı olarak, davacının bildirmiş olduğu delillerin hiçbiri toplanmaksızın, paranın alınmasına ilişkin belgenin dahi «ibrazının» sağlanmaksızın, re’sen yapılan yetersiz araştırma ve soruşturma sonucunda davacının davalı şirket ortağı olmadığı, ortak olsa bile TTK’nun 405. maddesi uyarınca sermaye olarak verdiği paranın istirdadını talep edemeyeceği, gerçek kişi davalılar hakkında da şirket yöneticileri olmanın dışında bir sorumluluk nedenine dayanılmadığı gerekçesiyle, davanın «husumet» cihetinden reddine karar verilmiş olması doğru olmamıştır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:istirdat davası · ortaklık ilişkisi · ibraz · husumet
Benzer bu karardaDava, iddianın bu biçimdeki ileri sürülüşü nazara alındığında, davalıların iddia olunan organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir alacak («istirdat) davası» niteliğinde olmakla, mahkemece HUMK’nun 74 ve 75. maddelerine aykırı düşecek şekilde, davanın yanlış nitelenmesine dayalı olarak, davacının bildirmiş olduğu delillerin hiçbiri toplanmaksızın, paranın alınmasına ilişkin belgenin dahi «ibrazının» sağlanmaksızın, re’sen yapılan yetersiz araştırma ve soruşturma sonucunda davacının davalı şirket ortağı olmadığı, ortak olsa bile TTK’nun 405. maddesi uyarınca sermaye olarak verdiği paranın istirdadını talep edemeyeceği, gerçek kişi davalılar hakkında da şirket yöneticileri olmanın dışında bir sorumluluk nedenine dayanılmadığı gerekçesiyle, davanın «husumet» cihetinden reddine karar verilmiş olması doğru olmamıştır.
AŞ’ne ait şirket hissesinin bulunmadığı gerekçesiyle davalılar hakkında açılan davanın «husumet» yönünden reddine karar verilmiştir.
Dava, geçerli şekilde «ortaklık ilişkisinin» kurulmadığının tespiti ve bu amaçla verilen paranın tahsili istemlerine ilişkindir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2009/6362 E. 2010/13172 K.
Ortak:garantörlük · istirdat · haksız fiil · yönetim kurulu kararı · kötüniyet
İncelediğiniz kararda… işse de, davacı dava dilekçesinde davalı şirkete ortak olduğunu ileri sürmemiş, tersine, davalı şirket ve yöneticilerinin yürürlükteki mevzuat hükümlerine aykırı ve «kötüniyetli» vaad ve «garantilerle» davacı ve davacı gibi yurtdışında yaşayan pek çok kişinin dini duygularını sömürerek, yine davalı holding bünyesinde bulunan yabancı uyruklu bir şirketi aracı olarak kullanmak suretiyle topladıkları paraları iade etmeyip davalı holding ve bünyesindeki diğer grup şirketlerine aktardıklarını iddia edip verdiği paranın «istirdadını» istemiştir.
… österdikleri delillerin tümüyle toplanması, bilhassa ... şirketleri ve yöneticileri tarafından hileli işlemlerle davacının zararına sebebiyet verildiği ve kendisine «haksız fiilde» bulunulduğu iddiasıyla bu davanın açıldığı gözetilerek davacının delil olarak dayandığı SPK, MASAK ve TBMM Araştırma Komisyonu raporları ve olay tarihinde yürürlükte bulunan 6762 sayılı TTK'nın 336/5, 321, 818 sayılı BK'nun 50 ve 51. maddeleri uyarınca bir değerlendirme yapılarak özellikle Dairemizden geçen emsal dosyalardan anlaşıldığı üzere davalı şirket «yönetim kurulu» başkanı ...'ın hem paranın yatırıldığı yabancı şirketin hem de Türkiye'deki grup şirketlerinin yöneticisi olduğu nazara alınmak suretiyle haksız fiil olgusunun değ …
… acının davalı şirkette geçerli bir ortaklığının olduğu ve TTK hükümlerine göre payını şirketten talep edemeyeceği, aksinin düşünülmesi halinde de davalılar hakkında «dolandırıcılık» veya başka bir eylem teşkil edebilecek olan «haksız fiil sorumluluğundan» dolayı yapılmış herhangi bir ceza soruşturması ve kovuşturmasının olmadığı ve haksız fiil teşkil edecek nitelikteki eylemlerin davacı tarafça yasal delillerle ispa …
Benzer bu kararda… de ve gerekse de replik beyanında davalı şirkete ortak olduğunu ileri sürmemiş, tersine, davalı şirket ve yöneticilerinin yürürlükteki mevzuat hükümlerine aykırı ve «kötüniyetli» vaad ve «garantilerle» davacı ve davacı gibi yurtdışında yaşayan pek çok kişiyi dini duygularını sömürerek, yine davalı ... bünyesinde bulunan yabancı uyruklu bir şirketi aracı olarak kullanmak suretiyle topladıkları paraları iade etmeyip davalı ... ve bünyesindeki diğer grup şirketlerine aktardıkları iddia olunarak verilen paranın «istirdadını» istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacının davalı şirkette hissesinin bulunmadığı, davalı «yönetim kurulu» başkan ve üyelerinin de «şahsi sorumluluklarını» gerektirir bir durumun mevcut olmadığı gerekçesiyle, «husumet yokluğundan» davanın reddine karar verilmiştir.
Dava, iddianın bu biçimdeki ileri sürülüşü nazara alındığında, davalıların iddia olunan organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir alacak («istirdat) davası» niteliğinde olmakla, mahkemece HUMK’nun 74 ve 75. maddelerine aykırı düşecek şekilde, davanın yanlış nitelenmesine dayalı olarak, davacının bildirmiş olduğu delillerin hiçbiri toplanmaksızın, paranın alınmasına ilişkin belgenin dahi «ibrazının» sağlanmaksızın, re’sen yapılan yetersiz araştırma ve soruşturma sonucunda davacının davalı şirket ortağı olmadığı, ortak olsa bile TTK’nun 405. maddesi uyarınca sermaye olarak verdiği paranın istirdadını talep edemeyeceği, gerçek kişi davalılar hakkında da şirket yöneticileri olmanın dışında bir sorumluluk nedenine dayanılmadığı gerekçesiyle, davanın «husumet» cihetinden reddine karar verilmiş olması doğru olmamıştır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:istirdat davası · şahsi sorumluluk · husumet yokluğu · ortaklık ilişkisi · ibraz · husumet
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacının davalı şirkette hissesinin bulunmadığı, davalı «yönetim kurulu» başkan ve üyelerinin de «şahsi sorumluluklarını» gerektirir bir durumun mevcut olmadığı gerekçesiyle, «husumet yokluğundan» davanın reddine karar verilmiştir.
Dava, iddianın bu biçimdeki ileri sürülüşü nazara alındığında, davalıların iddia olunan organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir alacak («istirdat) davası» niteliğinde olmakla, mahkemece HUMK’nun 74 ve 75. maddelerine aykırı düşecek şekilde, davanın yanlış nitelenmesine dayalı olarak, davacının bildirmiş olduğu delillerin hiçbiri toplanmaksızın, paranın alınmasına ilişkin belgenin dahi «ibrazının» sağlanmaksızın, re’sen yapılan yetersiz araştırma ve soruşturma sonucunda davacının davalı şirket ortağı olmadığı, ortak olsa bile TTK’nun 405. maddesi uyarınca sermaye olarak verdiği paranın istirdadını talep edemeyeceği, gerçek kişi davalılar hakkında da şirket yöneticileri olmanın dışında bir sorumluluk nedenine dayanılmadığı gerekçesiyle, davanın «husumet» cihetinden reddine karar verilmiş olması doğru olmamıştır.
Dava, geçerli şekilde «ortaklık ilişkisinin» kurulmadığının tespiti ve bu amaçla verilen paranın tahsili istemlerine ilişkindir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2009/6321 E. 2010/13170 K.
Ortak:garantörlük · istirdat · haksız fiil · yönetim kurulu kararı · kötüniyet
İncelediğiniz kararda… işse de, davacı dava dilekçesinde davalı şirkete ortak olduğunu ileri sürmemiş, tersine, davalı şirket ve yöneticilerinin yürürlükteki mevzuat hükümlerine aykırı ve «kötüniyetli» vaad ve «garantilerle» davacı ve davacı gibi yurtdışında yaşayan pek çok kişinin dini duygularını sömürerek, yine davalı holding bünyesinde bulunan yabancı uyruklu bir şirketi aracı olarak kullanmak suretiyle topladıkları paraları iade etmeyip davalı holding ve bünyesindeki diğer grup şirketlerine aktardıklarını iddia edip verdiği paranın «istirdadını» istemiştir.
… österdikleri delillerin tümüyle toplanması, bilhassa ... şirketleri ve yöneticileri tarafından hileli işlemlerle davacının zararına sebebiyet verildiği ve kendisine «haksız fiilde» bulunulduğu iddiasıyla bu davanın açıldığı gözetilerek davacının delil olarak dayandığı SPK, MASAK ve TBMM Araştırma Komisyonu raporları ve olay tarihinde yürürlükte bulunan 6762 sayılı TTK'nın 336/5, 321, 818 sayılı BK'nun 50 ve 51. maddeleri uyarınca bir değerlendirme yapılarak özellikle Dairemizden geçen emsal dosyalardan anlaşıldığı üzere davalı şirket «yönetim kurulu» başkanı ...'ın hem paranın yatırıldığı yabancı şirketin hem de Türkiye'deki grup şirketlerinin yöneticisi olduğu nazara alınmak suretiyle haksız fiil olgusunun değ …
… acının davalı şirkette geçerli bir ortaklığının olduğu ve TTK hükümlerine göre payını şirketten talep edemeyeceği, aksinin düşünülmesi halinde de davalılar hakkında «dolandırıcılık» veya başka bir eylem teşkil edebilecek olan «haksız fiil sorumluluğundan» dolayı yapılmış herhangi bir ceza soruşturması ve kovuşturmasının olmadığı ve haksız fiil teşkil edecek nitelikteki eylemlerin davacı tarafça yasal delillerle ispa …
Benzer bu kararda… de ve gerekse de replik beyanında davalı şirkete ortak olduğunu ileri sürmemiş, tersine, davalı şirket ve yöneticilerinin yürürlükteki mevzuat hükümlerine aykırı ve «kötüniyetli» vaad ve «garantilerle» davacı ve davacı gibi yurtdışında yaşayan pek çok kişiyi dini duygularını sömürerek, yine davalı ... bünyesinde bulunan yabancı uyruklu bir şirketi aracı olarak kullanmak suretiyle topladıkları paraları iade etmeyip davalı ... ve bünyesindeki diğer grup şirketlerine aktardıkları iddia olunarak verilen paranın «istirdadını» istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacının davalı şirkette hissesinin bulunmadığı, davalı «yönetim kurulu» başkan ve üyelerinin de «şahsi sorumluluklarını» gerektirir bir durumun mevcut olmadığı gerekçesiyle, «husumet yokluğundan» davanın reddine karar verilmiştir.
Dava, iddianın bu biçimdeki ileri sürülüşü nazara alındığında, davalıların iddia olunan organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir alacak («istirdat) davası» niteliğinde olmakla, mahkemece HUMK’nun 74 ve 75. maddelerine aykırı düşecek şekilde, davanın yanlış nitelenmesine dayalı olarak, davacının bildirmiş olduğu delillerin hiçbiri toplanmaksızın, paranın alınmasına ilişkin belgenin dahi «ibrazının» sağlanmaksızın, re’sen yapılan yetersiz araştırma ve soruşturma sonucunda davacının davalı şirket ortağı olmadığı, ortak olsa bile TTK’nun 405. maddesi uyarınca sermaye olarak verdiği paranın istirdadını talep edemeyeceği, gerçek kişi davalılar hakkında da şirket yöneticileri olmanın dışında bir sorumluluk nedenine dayanılmadığı gerekçesiyle, davanın «husumet» cihetinden reddine karar verilmiş olması doğru olmamıştır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:istirdat davası · şahsi sorumluluk · husumet yokluğu · ortaklık ilişkisi · ibraz · husumet
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacının davalı şirkette hissesinin bulunmadığı, davalı «yönetim kurulu» başkan ve üyelerinin de «şahsi sorumluluklarını» gerektirir bir durumun mevcut olmadığı gerekçesiyle, «husumet yokluğundan» davanın reddine karar verilmiştir.
Dava, iddianın bu biçimdeki ileri sürülüşü nazara alındığında, davalıların iddia olunan organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir alacak («istirdat) davası» niteliğinde olmakla, mahkemece HUMK’nun 74 ve 75. maddelerine aykırı düşecek şekilde, davanın yanlış nitelenmesine dayalı olarak, davacının bildirmiş olduğu delillerin hiçbiri toplanmaksızın, paranın alınmasına ilişkin belgenin dahi «ibrazının» sağlanmaksızın, re’sen yapılan yetersiz araştırma ve soruşturma sonucunda davacının davalı şirket ortağı olmadığı, ortak olsa bile TTK’nun 405. maddesi uyarınca sermaye olarak verdiği paranın istirdadını talep edemeyeceği, gerçek kişi davalılar hakkında da şirket yöneticileri olmanın dışında bir sorumluluk nedenine dayanılmadığı gerekçesiyle, davanın «husumet» cihetinden reddine karar verilmiş olması doğru olmamıştır.
Dava, geçerli şekilde «ortaklık ilişkisinin» kurulmadığının tespiti ve bu amaçla verilen paranın tahsili istemlerine ilişkindir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2014/17769 E. , 2015/1893 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 18/09/2014 tarih ve 2013/127-2014/724 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin ...'ye 40.000 İsviçre Frangı ödeme yaptığını, parasını her istediği anda alabileceği garantisinin verildiğini, ancak bu güne kadar müvekkiline herhangi bir faiz ve para ödemesi yapılmadığını ileri sürerek, 40.000 İsviçre Frangı karşılığı 77.364,00 TL'nin faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili, davacının yurt dışındaki .... ortağı olduğunu, müvekkillerine husumet yöneltilemeyeceğini, zamanaşımı def'inde bulunduklarını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davacının davalı şirkette geçerli bir ortaklığının olduğu ve TTK hükümlerine göre payını şirketten talep edemeyeceği, aksinin düşünülmesi halinde de davalılar hakkında dolandırıcılık veya başka bir eylem teşkil edebilecek olan haksız fiil sorumluluğundan dolayı yapılmış herhangi bir ceza soruşturması ve kovuşturmasının olmadığı ve haksız fiil teşkil edecek nitelikteki eylemlerin davacı tarafça yasal delillerle ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Davacı, yüksek kâr payı verilmek ve istenildiği zaman iade edilmek üzere kendilerinden para toplandığını, bu paraların davalı şirkete aktarıldığını, yurt dışı şirket ile davalı arasında bağlantı bulunduğunu ileri sürerek işbu davayı açmış olup, mahkemece yukarıda açıklanan gerekçeyle davanın reddine karar verilmiştir. Mahkemece davacı, davalı şirketin ortağı olarak kabul edilmişse de, davacı dava dilekçesinde davalı şirkete ortak olduğunu ileri sürmemiş, tersine, davalı şirket ve yöneticilerinin yürürlükteki mevzuat hükümlerine aykırı ve kötüniyetli vaad ve garantilerle davacı ve davacı gibi yurtdışında yaşayan pek çok kişinin dini duygularını sömürerek, yine davalı holding bünyesinde bulunan yabancı uyruklu bir şirketi aracı olarak kullanmak suretiyle topladıkları paraları iade etmeyip davalı holding ve bünyesindeki diğer grup şirketlerine aktardıklarını iddia edip verdiği paranın istirdadını istemiştir.
Bu itibarla, mahkemece, davanın yukarıda belirtilen şekilde nitelendirilerek, tarafların bu yolda gösterdikleri delillerin tümüyle toplanması, bilhassa ... şirketleri ve yöneticileri tarafından hileli işlemlerle davacının zararına sebebiyet verildiği ve kendisine haksız fiilde bulunulduğu iddiasıyla bu davanın açıldığı gözetilerek davacının delil olarak dayandığı SPK, MASAK ve TBMM Araştırma Komisyonu raporları ve olay tarihinde yürürlükte bulunan 6762 sayılı TTK'nın 336/5, 321, 818 sayılı BK'nun 50 ve 51. maddeleri uyarınca bir değerlendirme yapılarak özellikle Dairemizden geçen emsal dosyalardan anlaşıldığı üzere davalı şirket yönetim kurulu başkanı ...'ın hem paranın yatırıldığı yabancı şirketin hem de Türkiye'deki grup şirketlerinin yöneticisi olduğu nazara alınmak suretiyle haksız fiil olgusunun değerlendirilmesi, tarafların hukuki durumunun da davacının dayandığı tüm deliller toplandıktan sonra anılan yasa hükümleri uyarınca incelenip tartışılması, davacının yabancı uyruklu şirkete ortaklığının gerçekleşip gerçekleşmediği, söz konusu ortaklığın gerçek hak sahipliği doğuran niteliği bulunup bulunmadığı değerlendirilip, öncelikle davacı ve davalılar ile dava dışı yabancı şirket arasındaki hukuki ilişkinin netlikle belirlenmesi, davacının yabancı şirkete ortak olmadığı sonucuna ulaşması halinde, davacının parasının yabancı şirket veya Türk şirketlere verilmesi olgusunda davalı şirketler ve yöneticilerinin ne gibi bir rolü bulunduğunun, ileri sürülen kanıtlar çerçevesinde ve gerektiği takdirde davalı şirketler ve grup şirketlerinin kayıtları üzerinde aralarında şirketler hukuku ve sermaye piyasası konusunda uzmanların bulunduğu bilirkişi heyeti marifetiyle yaptırılacak kapsamlı bir inceleme suretiyle ele alınıp varsa sorumluluklarının saptanması, bu suretle davacının iradesinin ileri sürüldüğü gibi davalılarca fesada uğratılmak suretiyle haksız bir fiile maruz bırakılarak parasının alındığı ve iade edilmediği yolundaki iddiasının tatminkar bir biçimde araştırılarak sonucuna göre bir karar verilmek üzere yerel mahkeme kararının davacı lehine bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 13.02.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/172285300 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz